Etiket arşivi: yanardağ

En Büyük Denizaltı Yanardağı Tamu Masifi

Houston Üniversitesi’nden bir professör, dünyada henüz ortaya çıkarılmış en geniş tekil volkanı bulan biliminsanları ekibine başkanlık etti. Tamu Masifi olarak adlandırılan volkan, kabaca Britanya Adaları veya Nev Meksiko ya denk bir alanı kaplıyor ve güneş sisteminin en geniş volkanlarının (yanardağlarının) bulunduğu Mars’dakiler kadar büyük.

Yer ve Atmosfer Bilimleri Bölümünde profesör olan William Sager bu çalışmaya 20 yıl önce Teksas A&M Üniversitesi’nde (TAMU) başlamış. Bulgularsa 8 Eylül 2013’te Nature Geoscience dergisinde yayımlandı.

Japonya’nın 1.000 mil (1610 kilometre) doğusunda bulunan Tamu masifi, 130-145 milyon yıl önce denizaltı birkaç volkanizmasıyla biçimlenen bir denizaltı dağı olan Shatsky Yükselimi’nin en geniş yapısıdır. Tamu Masifi’nin tekil veya birkaç püskürme noktasının birleşimi olup olmadığı şu ana kadar açık değildi. JOIDES Resolution araştırma gemisi de toplanan veri ile önemli örneklemelerin birleştirilmesiyle, araştırmacılar Tamu Masifi’nin merkeze yakın bir volkandan çıkan bazalt kütlesi olduğunu doğruladılar.

Sager, “Tamu Masifi’nin yeryüzünde bulunmuş en büyük tek parça kalkan tipi volkan olduğunu söyledi. Burada daha büyük ölçekli volkanlar da olabilir, çünkü Ontong Java Platosu gibi daha büyük magmatik yapılar var. Ama, bunların tek bir volkandan mı yoksa volkanların birleşmesiyle oluşup oluşmadıklarını bilmiyoruz.”

Tamu Masifi, sadece büyüklüğüyle değil, aynı zamanda şekli ile de denizaltı volkanlarının arasında öne çıkmaktadır. Tamu Masifi, sığ ve geniş yayılıma sahiptir. Püskürttüğü lavlar, yeryüzündeki diğer volkanlara oranla daha geniş alanları kaplayabilir. Deniz tabanı, Tamu Masifi’ne oranla daha küçük binlerce denizdağı ve denizaltı volkanı barındırmaktadır.

Sager, “Tamu Masifi’nin yüksek değil ama çok geniş olduğunu, bundan dolayı da dereceli geçişli eğimlere sahip olduğunu söylemekte. Aslında volkanın kenarında durursanız, ne tarafın yüksek olduğunu söylemekte zorlanabilirsiniz. Biz, onun kalkan tipi geniş volkanı olmak için volkanın merkezinden gelen masif lav akıntılarından beslendiğini biliyoruz. Daha önce bunu bilmiyorduk, çünkü okyanus platoları, denizin altında gizlenmiş büyük yapılardır. Genelde onlar saklanmak için iyi bir yer bulurlar.”

Tamu Masifi'nin 3 boyutlu haritası (üstte), Büyük Okyanus'un kuzeybatısındaki Shatsky Yükselimi üzerindeki masif ile Mars'taki Olympus Mons'un kıyaslanması. Görüntü: William Sager (Houston Üni.)
Tamu Masifi’nin 3 boyutlu haritası (üstte), Büyük Okyanus’un kuzeybatısındaki Shatsky Yükselimi üzerindeki masif ile Mars’taki Olympus Mons’un kıyaslanması. Görüntü: William Sager (Houston Üni.)

Tamu Masifi, 120.000 milkarelik (310.800 kilometrekare) bir alanı kaplamaktadır. Yeryüzünün en geniş aktif volkanı olan Havai’deki Mauna Loa 20.000 milkarelik (51.800 kilometrekare) alanıyla Tamu Masifinin sadece % 2’si. Daha iyi bir karşılaştırma yapacak olursak, dünyadan görünebilen Mars gezegenindeki dev Olympus Mons volkanı, Tamu Masifi’nden sadece % 25 daha geniş.

Çalışma, sismik araştırma gemisi R/V Marcus G. Langseth tarafından toplanan 2010 ve 2012 tarihli veriler ile Bütünleşik Okyanus Sondaj Programı (IODP) kapsamında Expedition 324 (Shatsky Yükselim Formasyonu) çalışmasından alınan 2009 tarihli örneklere dayanmaktadır. Tamu Masifi’ndeki sondajlardan, 75 fite (23 metreye) varan kalınlıktaki kalın bazalt akıntılarından alınan karot örneklerin, masifi karakterize ettiği göstermektedir. R/V Langseth’ten alınan sismik veriler tepelerden bitişik havzalara akan lav akıntılarını doğrulayan bir volkan yapısını gösterdi.

Sager‘e göre, Tamu Masifi 145 milyon yıl yaşındadır. Oluştuğu zamandan birkaç milyon yıl sonra inaktif olmuştur. Kalınlığı yaklaşık 4 mil (6,44 kilometre) iken, zirvesi okyanus yüzeyinin 6.500 fit (1.982 metre) altındadır.

Masif, yeryüzünde bulunan denizaltı volkanlarından farklı bir şekle sahiptir ve onun masif volkanların oluşumu hakkında bilgi vermesi mümkündür. Çok büyük miktardaki magma merkezden geldi ve bu magma mantodan gelmişti. Ondan dolayı, yerbilimcilerin yer içinin nasıl çalıştığını anlaması açısından bu oldukça önemlidir.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
UH, 2013. En Büyük Denizaltı Yanardağı Tamu Masifi, çev. Tortopoğlu, B., yerbilimleri.com

Ayrıntılar
UH, Scientists Confirm Existence of Largest Single Volcano On Earth, 9 Eylül 2013

Lavın Buzla Buluşması

Jeologlar (yerbilimciler), çok merak edilen bir karşılaşmayı gözlemlemek için yerden binlerce metre yükselikte hayatlarını riske atmaktan kurtuldu. Biliminsanları, doğal ortamda gözlemlemesi çok zor olan bir olayı kendi imkanlarıyla canlandırdı. Kar ve buz ile kaplı yanardağların zirvelerinde lavlarla suyun bir araya gelmesiyle oluşan tepkime, hidrovolkanik patlama (freatomağmatik patlama), bir simülasyon halinde ortaya konuldu.

lav_buz
Buzun lavla buluşması: Görüntü: Edwards vd.


İzleyemeyenler için http://vimeo.com/19260895 Görüntü: Syracuse University & Jenny Wysocki Copyright © 2011

Syracuse Üniversitesi Lav Projesi biriminde yer alan araştırmacılar, 300 kilogram lav hazırlayarak dev bir buz kalıbı üzerine döktü ve ortaya çıkan tepkimeyi izledi. Deneyde, Jeff Karson’ın başında yer aldığı jeologlara, heykeltıraş Bob Wysocki yardım etti. Biliminsanları, doğal ölçekteki lav akışlarını karlı zirvelerin barındırdığı risklerden arınarak gözlemledi.

Geology dergisinde yayımlanan araştırmada, lavların oluşturduğu akış düzeninin yanı sıra, lav baloncuklarının oluşma şekli ve buzların altında yaşanan erime gibi birçok etken mercek altına yatırıldı.

Insights on lava–ice/snow interactions from large-scale basaltic melt experiments
Quantitative measurements of interactions between lava and ice/snow are critical for improving our knowledge of glaciovolcanic hazards and our ability to use glaciovolcanic deposits for paleoclimate reconstructions. However, such measurements are rare because the eruptions tend to be dangerous and not easily accessible. To address these difficulties, we conducted a series of pilot experiments designed to allow close observation, measurements, and textural documentation of interactions between basaltic melt and ice. Here we report the results of the first experiments, which comprised controlled pours of as much as 300 kg of basaltic melt on top of ice. Our experiments provide new insights on estimates for rates of heat transfer through boundary layers and for ice melting; controls on rates of lava advance over ice/snow; formation of lava bubbles (i.e., Limu o Pele) by steam from vaporization of underlying ice or water; and the role of within-ice discontinuities to facilitate lava migration beneath and within ice. The results of our experiments confirm field observations about the rates at which lava can melt snow/ice, the efficacy with which a boundary layer can slow melting rates, and morphologies and textures indicative of direct lava-ice interaction. They also demonstrate that ingestion of external water by lava can create surface bubbles (i.e., Limu) and large gas cavities. We propose that boundary layer steam can slow heat transfer from lava to ice, and present evidence for rapid isotopic exchange between water vapor and melt. We also suggest new criteria for identifying ice-contact features in terrestrial and martian lava flows.

Ayrıntılar
NTVMSNBC, Lavlarla buzun buluştuğu an, 2 Temmuz 2013

Kolombiya’daki Nevado del Ruiz Yanardağı Uyandı

Kolombiya’daki Nevado del Ruiz yanardağından kül ve duman çıkmaya devam ediyor. Yetkililer, yanardağdaki hareketlilik nedeniyle üç hafta önce verdikleri turuncu alarmın hala geçerli olduğunu söyledi. Yanardağın saçtığı küllerden etkilenen bölgede 35.000 yüz maskesi dağıtıldı. Yetkililer, 2012’nin Mayıs ayından beri kapalı olan Manizales kenti yakınlarındaki havaalanının, yanardağ kül sıçratmaya son verene kadar kapalı kalacağını söyledi.

Ülkenin orta bölgesindeki Manizales kentinde bulunan Yanardağ Gözlemevi, kül bulutlarının ve dumanların Pazar günü, 2.000 metre yüksekliğe ulaştığı belirtildi. Gözlemevindeki biliminsanları, yanardağın “günler veya haftalar” içinde patlayabileceği uyarısında bulundu.


1985’deki lahar kırmızı renkle gösterilmiş. Kaynakça: Wright and Pierson (1992)

Yanardağın eteğindeki nehir kenarında oturan ve olası bir patlamada risk altında olan yaklaşık 150 aile bölgeden tahliye edildi. Yanardağın patladığı 1985 yılında, Lagunilla nehri kıyısındaki Armero kenti, lavların erittiği kar sularının altında kalmış ve patlama sonucu oluşan çamur akıntısı (lahar) nedeniyle 25.000 kişi ölmüştü. Çamur akıntısı oluşan su akıntısının hızı saatte 60 kilometreyi bulmuştu.

Kaynakça
BBC, Kolombiya’da yanardağ hareketlendi, 18 Haziran 2012, İngilizce

Bir Hidrojeoloğun Günlüğü -14.3.2012

10. Aykut Barka Konferansı izlenimleri aktarayım dedim. Öncelikle Aykut Hocayı tanımıyorum, bu gibi durumlarda bizim oralarda, ölünün arkasında konuşulmaz, Allah gani gani rahmet eylesin denir. Onun hakkında öğrendiğim tek şeyse şu; Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda epeyce çalışmış, 1999 Depremi olmadan o bölgedeki potansiyel tehlikeyi dile getirmiş, bunu anlatan bir de makale yayınlamış. Depremden sonra, Aykut Hoca daha bir tanınır olmuş, aynı deprem dede gibi; fakat yılın en seksi erkeği olamamış. Neyse ne, konuyu uzatmadan bu kısa girişten sonra, Aykut Hoca ile ilgili okunası sayfalar; İTÜ, BOÜN, Çankaya, Viki, bir öğrenci, CBT ve TÜBİTAK şeklinde sıralanabilir deyip, işimize bakalım..

Gelelim, Fuat Şaroğlu’nun verdiği konferansın ana konusuna ve söze son söyleyeceğimizi ilk başta söyleyerek başlayalım. Fuat Hoca’ya göre, Batı Anadolu küçük küçük, parça parça plakacıklardan oluşuyor ve bu parçalar saatin ters yönünde dönerek Ege’ye doğru ilerliyor. Pekâla bu yeni modeli önemli kılan nedir.. Şudur; artık neredeyse kimsenin sorgulamadan, ezbere kabul ettiği -tamam, sen kabul etmiyorsan üstüne alınma- atıf şampiyonu Şengör vd., 1985* tarihli makaleye alternatif bir yaklaşımdır, tabii ki salt Batı Anadolu’nın neotektoniği için.. “Batı Anadolu’nun Neotektoniğine Farklı Bir Bakış” başlıklı sunumda söylenenler, o makaledeki, Batı Anadolu bölümü için kurgulanan kuzey-güney yönlü açılma modeline alternatif bir modeldir, yeni bir seçenektir.


Türkiye’nin neoteoktonik bölgeleri. İçi beyaz oklar genişleme, açılma, yayılma ve içi siyah oklar kısalma, daralma, sıkışma yönünü gösteriyor. Şeffaf veya açık kırmızı renkle gösterilen alansa eski modelde yenilik önerilen kısmı belirtiyor. Kaynak: Şengör vd., 1985.

Konuyu biraz daha açalım. Fuat Hoca, özellikle kendi arazi gözlemleri ve eriştiği GPS verileri sonucu bu modeli kurgulamış, tabiî ki yılların deneyimini de eklemek lazım. Benim için önemli olan kısımsa şu, bu model, biraz olsun güncel jeotermal duruma açıklık getiriyor. Çünkü, Batı Anadolu jeotermal potansiyeli ile öne çıkıyor -belki bütün sondajlar bu bölgeye odaklandığı için öyle düşünüyoruz ya, neyse- fakat mevcut jeotermal kaynakların yayılımı horst (yüksek, tepe, yığın) ve graben (çöküntü, hendek) alanlarının dağılımı ile uyuşmuyor. Jeolojiyi, yani yerbilimini, bir kenara bırakın. Biraz fizik bilen insan, jeofizikçiler kızmasın, biraz jeofizik bilen biri, graben gibi yerkabuğunun inceldiği yerlerde yüksek jeotermal potansiyel beklerken, mevcut durumun öyle olmadığını açıkça görüyor. Örneğin; grabenin bir kanadında jeotermal kaynaklar ip gibi dağılırken, diğer kanadında tık yok. Bunun bir sebebi olmalı, bunun bir yanıtı olmalı, bunun bir müsebbibi olmalı, değil mi.. Bu arada, bölgedeki varlığı genel kabul gören detachment (ayrılma, sıyrılma) faysa ayrı bir muamma.. Özellikle de, graben tabanı ile detachment fay arasındaki yaş ilişkisi..

Belki yazdıklarım çok karışık oldu. Şöyle toparlamaya çalışayım. Batı Anadolu’da klasik anlamda kabul göre kuzey-güney yönlü bir açılma yok. Bu açılma sonucu horst ve graben sistemi oluşmuyor. Batı Anadolu kopuk kıta parçaları olan plakacıklardan oluşuyor. Orta Anadolu ile Batı Anadolu arasında, geçiş bölgesi olarak tanımlanan alanda bir itme hareketi gerçekleşiyor. Fakat Orta Anadolu’nun itiş hızından daha fazla bir hızla kımıldayan Batı Anadolu, Ege’ye doğru yol alıyor. Hem de saatin ters yönünde dönerek, yol alıyor. Bu arada, bir açılma çatlağında Pamukkale gibi muazzam bir jeolojik miras oluşuyor. Ya da etkin olduğu kabul edilen Kula bölgesi, Strabon’un gözüyle göremediğim Kula’daki volkanizma, tüm ihtişamıyla gerçekleşiyor. Keşke, Fuat Hoca, bu bilgi yumağını bir makale şeklinde sunsa, sizlerde doğrudan birinci ağızdan haberdar olsanız.

Herşey jooloji değil, birkaç tane de anekdot aktaralım.. Fakültenin koridorunda yürürken, birinin “Sunuma geliyor musun?” diye bir başkasına sorduğunu işittim, soruya muhatap olanın da “Ha.. Fuat Şaroğlu’nun Fayları’na mı? Tabii ki..” dediğini duydum. Gülsem mi, gülmesem mi bilemedim.. Ayrıca ömrü hayatım boyunca unutmayacağım bir şey yaşadım, esasen tanık oldum; koca, dev, canavar Celâl Hoca, sunum başlamadan önce Fuat Hocanın elini öptü. Bu kare; saygı, sevgi, hürmet adına ne derseniz deyin, kelimelerle açıklanamaz dediklerinden.. O dev adam, sunum bitince de bir ara kürsüye çıktı ve mikrofonun başına geçti ki o tok sesiyle oturduğu yerden de mikrofonsuz bir şekilde, bütün salona kendini dinletebiliyordu. “Özellikle öğrenciler beni dinleyin” dedi; ama bana kalırsa salondaki apoletlileri muhatap alıyordu aslında, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla der gibi.. Sözlerine şöyle devam etti, “Ben 3 tane jeolog bilirim; Ozan Sungurlu, Necdet Özgül, Fuat Şaroğlu. Bu adamlar yurtdışında eğitim almadan kendilerini yetiştirdiler.”, ardından vurgulu bir şekilde “Yurtdışına gitmek adam** olmak için yetmez, adamlık içinizde olmalı.” dedi.

Bizi misafir eden ve bizle ilgilenen Serdar Hoca ile Ziyadin Hocaya buradan teşekkürü bir borç bilirim, sağolsunlar. Sunum öncesi, o güzel sohbeti ve verdiği değerli bilgiler için Cenk Hoca’ya da teşekkür ederim. Beni işin stresinden kurtarıp, böyle bir anı yaşattığı için Fuat Hoca’ma ne desem az.. Unutmadan İstanbul yaşanılacak yer değil; ama Allah var, gezilecek tozulacak yer..

Dipnot
* Şengör, A. M. C., Görür, N. and Şaroğlu, F., 1985. Strike-slip deformation basin formation and sedimentation:
Strike-slip faulting and related basin formation in zones of tectonic escape: Turkey as a case study. In:
Biddle, K.T. and Christie-Blick, N. (Eds.), Strike-slip faulting and basin formation. Society of Economic
Paleontologists and Mineralogist, Special Publication, vol. 37, pp.227-264

** Hatibin sözünü sorgulamak bana düşmez. Feministler dellenmesin. Adamdan kasıt cinsiyet ayrımcılığı değil, sadece ataerkil bir sıfat kayması..

Jüpiter’in Uydusu İo’nun Jeoloji Haritası Üretildi

Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor ve yapısı itibariyle gaz devi sınıfına giriyor. Jüpiter’in 63 doğal uydusundan dördü olan; İo, Europa, Ganymede ve Callisto’yu, ilk kez gökbilimci Galileo Galilei 1610 yılında kendi yaptığı basit teleskopla keşfetmişti.

1970’lere kadar bilinen uydu sayısı 13 iken Jüpiter’e gönderilen Voyager uzay araçları ve 2000 yılından bu yana yeryüzünden yapılan araştırmalarla bu sayı 63’e çıktı. Gökbilimcilere göre İo’daki sürekli yanardağ faaliyetinin kaynağı Jüpiter’in ve en büyük iki ayından Europa ve Ganymede’in çekimi. Gezegenle iki ayın çekimi İo’nun küçülüp büyümesine bu da çekirdeğinde ısının olağanüstü boyutlarda yükselmesine sebep oluyor.

Ay’dan biraz daha büyük ve Dünya’dan 25 kez daha volkanik olan İo’da 425 aktif yanardağ var. Gökbilimciler tarafından hazırlanan haritada dağlar, yanardağ ağızları, ovalar, plato ve lava nehirleri görülüyor. Arizona State Üniversitesi tarafından yayınlanan renkli haritanın İo’nun içyapısına ışık tutması bekleniyor.


İo’nun jeoloji haritası. Görüntü: David Williams (Arizona State Üni.)

Tamamlanması 6 yıl süren haritada Ay’daki gibi hiç meteor krateri gözükmüyor. Nedeni yanardağ faaliyeti nedeniyle İo’nun sathının sürekli değişmesi. İki Voyager uzay aracı ve daha sonra Jüpiter’in yörüngesine gönderilen Galileo’nun çektiği resimlerden derlenen haritayı, Amerikan Yerbilimsel Akaraştırma Kurumu’nun sitesinde görmek mümkün.


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=cV2h43SHwoA, ilaveten http://gallery.usgs.gov/videos/529

Kaynakça
VOA, Jüpiter’in Aylarından İo’nun Haritası Çıkarıldı, 21 Mart 2012

Van Depremi’nden Sonra Neler Olur?

Celâl Hoca, gene döktürmüş. Ama aşağıdaki haberin en önemli kısmı şu; “Van Depremi”ne neden olan şey fay değil, bir kıvrılma.. İlk kez bir depremin, fay dışındaki başka bir yapısal unsurla meydana geldiğini duydum*, işittim, gördüm. Sanırım bu konuya dair makale hazırlanıyordur, kimbilir belki de yayınlandı biz sektirdik.. Lafı kısa keselim, Özlem Güvemli’nin yaptığı röportaj aşağıda..


Van depremin ele alan bir afiş çalışması. Kaynak: antrepo

17 Ağustos 1999 Kocaeli depremi için “yakışıklı bir deprem” nitelemesi yapan Celâl Şengör (İTÜ Jeoloji Müh.), Van depremini daha da yakışıklı buldu. Van’daki depremin başka bir depremi tetikleyebileceği uyarısında bulunan Şengör “Van’ın civarındaki gerilmenin dağılımı değişti” dedi.

Şengör, Van depreminin gerçekleştiği bindirme fayının dünyada nadir görülen kıvrılma hareketine de yol açtığını belirterek “Van Gölü’nde inceleme yapıldı. Kimi yerlerde su seviyesi değişik. Bazı yerlerde su çekilmiş bazı yerlerde olduğu yerde kalmış. Kıvrılma yüzeyde görülüyor nefis…” değerlendirmesi yaptı. Şengör, Van depreminin kimi bilim insanlarının söylediği gibi “süpriz” olmadığını bölgedeki fayın 1939’da haritalandığını ancak MTA’nın haritasında bu fayın bulunmadığını ifade etti. MTA’nın bu nedenle jeoloji haritasını tekrar elden geçirmeye karar verdiğini, çalışmaların da tamamlandığını haritanın yakında yayımlanacağını söyledi.

Türkiye gibi bilimsel çalışma düzeyinin çok düşük olduğu bir ülkede her aktif fayı tek tek incelemenin çok zor olduğunu dile getiren Şengör “Türkiye’nin çok güzel bir aktif fay haritası çıkmak üzere. Bütün fayları biliyoruz demek yine mümkün olmayacak. Hepsini bilebilmek için 1/10.000 ölçeğinde haritalanmaya ihtiyaç var. Türkiye’nin 1/25.000 ölçeğindeki jeolojik haritalaması bile bitmedi” dedi. Şengör Türkiye’nin önemli deprem bölgelerenin % 90’ının yeni harita ile bilinir hale geleceğini söyledi.

İstanbul’da jeolojik çalışma yapılmadığına dikkat çeken Şengör “MTA’nın İstanbul ile ilgili 1/50.000’lik jeoloji haritası var. 1/10.000’lik harita şart. İstanbul’un jeolojik yapısını bile bilmiyoruz” diye konuştu. Şengör, İstanbul’un ilk jeoloji haritasının 1804 yılında yapıldığını, ilk jeolojik kesiti ise 2009 yılında kendisinin aldığını dile getirdi. “Harita yetmez kesit alıp yapıyı anlamak gerek” diyen Şengör, şu an kesitin üzerinde çalıştıklarını belirtti. Şengör, zaman kaybetmeden İstanbul’un jeoloji haritasının tamamlanması gerektiğini vurguladı.

Van civarının volkanik bir bölge olduğunu anımsatan Şengör, Nemrut’un her an patlayabileceğine dikkat çekti. Şengör, “Ama patlamanın eli kulağında değil” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Etrafta iyi bir sismolojik ağ varsa önceden belirtiler görülüyor. Mağma yukarı bir anda çıkmıyor, yavaş yavaş yükseliyor. İtalyanlar çok iyi biliyor bunu. Biz de Nemrut’ta olacak bir patlamayı önceden bilebiliriz çünkü Hacettepe Üniversitesi tarafından yakından takip ediliyor.”

Kaynakça
Cumhuriyet, “Van, başka bir depremi tetikleyebilir”, 9 Şubat 2012

* Valla, MTA kör fay dediğinde veya olay yerine koşan diğer araştırmacılar işin içinden çıkamadığında, Fuat Hoca bunun sebebinin kıvrım olabileceğini belirtmişti. Neden, çünkü bu büyüklükte bir dperemin yüzeyde oluşturması gereken kırığı oluşturmadığını görünce ortaya yeni bir fikir atmak gerekir. Tabii ki önemli olan bunu bir makale ile yayınlayıp ilk söyleyen olmak.. Evet, Fuat Şaroğlu’nun müridiyim..

Dağ Nedir, Neye Dağ Denir, Dağlar Nasıl Oluşur?

Dağların insan hayatında o kadar çok izi vardır ki: onlar ülkeleri birbirinden ayıran doğal sınırları teşkil eden; izole ettikleri vadilerde ve ülkelerde farklı dil ve kültürlerin gelişimini doğuran; iklim desenlerini değiştiren varlıklardır. Dağlar da canlılar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler jeolojik takvimin yapraklarında.

Fakat Olimpos aşkına, neye dağ diyoruz? Türk Dil Kurumuna göre dağ, “Yerkabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü.” New Oxford American lugatı ise “Çevresine kıyasla aniden yükselen dünya yüzeyindeki geniş ve doğal yükselti; büyük ve dik tepe” olarak tanımlamış dağı. Her iki tanım da dağların geniş ve yüksek olduğunu nitelemekle birlikte, malesef “dağ olmak” için gereken nicel ölçütten bahsetmiyorlar. Zaten bahsetmek de zor; çünkü üzerinde anlaşılmış bir ölçüt yok. Birleşik Devletler’de kriter 1000 feet (304,8 metre), Türkiye’de ise 600 metre, İngiltere ve Galler’de 2000 feet (609,75 metre) irtifayı ölçüt olarak alıyorlar. Belki çoğunuz bir grup inatçı Galli’nin, Mynydd Graig Goch adlı 1998 feet yüksekliğindeki tepelerini dağ mertebesine çıkartmak için yağmur, çamur demeden yaptıkları ölçümler sonucunda gerçekte 2000 feet olduğunu bulmalarını konu alan bu habere denk gelmişsinizdir.

Ancak sadece yükseklikle sınırlı bir tanım yeterli değil. Aynı irtifaya sahip iki yükseltiden biri diğerinden daha dağsı duruyor olabilir. Bu bağlamda etrafında yer alan diğer yükseltilere kıyasla, söz konusu zirvenin ne kadar öne çıktığına göre de bir dağ tanımı var. Buna göre dağ, kendisini çevreleyen en alçak eş yükselti ile zirvesi arasında 300 metre fark olan yükseltiye denebilir.

İşin ilginci, dağlar coğrafi olarak sadece karada olmak zorunda değiller. Aşağıdaki dünya haritasında açık mavi ile beyaza çalan renkli ve süreklilik arz eden kesimler su altı sıradağlarıdır. Mesela Atlas okyanusunun ortasındaki sırt sistemi, şekilde de görüldüğü gibi dünyanın en uzun dağ silsilesini oluşturuyor (kırmızı kesit ve profil). Havayi Adaları’nda yer alan Maona Kea ise deniz tabanından ölçüldüğünde 10,203 metre ile dünyanın en yüksek dağı ünvanına sahip (mavi kesit ve profil). Kıyaslamak için bir de Himalaya Dağları’nın ortasından alınmış kesite bakın (yeşil kesit ve profil).


Global (küresel) topoğrafya ve batimetri verisi ile Maona Kea, Atlantik ortası sırt sistemi ve Himalaya üzerinden alınmış yükselti kesitlleri. Dünyamızın hem kıtasal hem de okyanusal alanlarda, dağlar büyük alanlar kaplamakta. İlk bakışta göze çarpan dağ sıraları: Kuzey ve Güney Amerika’nın batısında yer alan, sırasıyla kuzeyden güneye, Alaska, Kayalık Dağları (ve buna paralel uzanan Kıyı şeridi, Cascades, Sierra Nevada), ve Andlar; Avrasya kıtasında ise Alp-Himalaya sistemi içinde Alpler, Toroslar, Zagros, Hindu-Kuş, Pamir, Tien-Shan, Karakorum ve Himalaya Sıradağları. Görüntü: GMT ile hazırlanmıştır.

Özetle, dağları karada, denizde ve her ikisinde birden ve de dünya dışındaki dünyamsı gezegenlerde de bulabiliyoruz. En önemlisi ise dağların, herşeyi sayısallaştıran dünyanın hışmından bir şekilde uzak kalmış, niteliksel yanı daha ağır basan tanımını biliyor ve kullanıyoruz. Bu haliyle, insan için hayatını kazandığı, maneviyatı ya da macerayı aradığı bu yerler daha büyük anlam ifade ediyor bana.


Matterhorn, Monte Cervino, Mont Cervin. Bu güzeller güzeli, Alplerin ortasında bir Afrikalı! Görüntü: Ali Değer Özbakır özel arşivinden.

Basitçe, dünyanın litosfer (taşküre) adını verdiğimiz en dış katmanının hareket edebilen levhalara bölünmüş olduğunu ve bu levhaların kıtasal (mekanik olarak zayıf) ve/veya okyanusal (daha dayanımlı ve yoğun) kısımlardan meydana geldiğini hatırlayalım. Örnek olarak Afrika levhası hem kıtasal hem de okyanusal bölümlerden oluşmuştur. Diğer taraftan Pasifik (Büyük Okyanus) levhasının tamamı okyanusal litosferden ibarettir. Dünya dinamik bir gezegendir ve bu levhalar bir takım levha sınırlarında doğarken, diğer bazı levha sınırlarında yok olurlar. Aşağıdaki haritada bu levhaları ve hızlarını görebilirsiniz.


Levhalar, levha sınırları ve levhaların hızları. Kırmızı çizgiler birbirine yaklaşmakta olan, maviler birbirinden uzaklaşan ve yeşiller de birbirine paralel hareket eden levhaları ayırmaktadır. Görüntü: GMT ile hazırlanmıştır.

Yüzeye çıkan derin ve sıcak taş hamuru ıraksayan (uzaklaşan) levha sınırlarında yeni okyanus litosferinin oluşmasına sebep olur. Başlangıçta sıcak olan bu taze levha uzantısı doğduğu volkanik (yanardağlı) bölgeden uzaklaştıkça soğur, yoğunlaşır ve çöker. Böylece ortaya upuzun bir dağ sırası çıkar. Yakınsamanın olduğu bir levha sınırında karşılaşan iki litosferden biri okyanusal diğeri kıtasal ise daha yoğun olan okyanusal litosfer, kıtasal litosferin altına dalar ve bu esnada yukarıda kalan kıtasal litosfer ciddi oranda sıkışır. Bu sıkışmanın yol açtığı kıvrımlanma ve faylanma etkisiyle kabuk kalınlaşır ve yükselir. Misal, And Dağları bu şekilde meydana gelmiştir. Fakat karşılaşan iki litosfer de kıtasal ise, kıtasal kabuk batmaz ve sıkışma daha şiddetli yaşanır. Sıklıkla bu duruma çarpışma adı da verilir. Alpler ve Himalayalar bu şekilde yükselir.

Bir kere kabuk kalınlaşmaya, ya da geniş alanlar kaplayan bir plato oluşmaya görsün… İşte o zaman tüm dünyanın dış yüzeyini dur durak bilmeden yontmaya uğraşan dış süreçler baş gösterir; su, buz, ve rüzgâr (yel) aşındırmasının güçleriyle… İşte dağlar o zaman hislerimize hitap etmeye başlar.

Yukardaki metin, iki farklı yazıdan birleştirilmiş olup, küçük değişiklikler dışında Dağ Delisi‘nin sayfasından değiştirilmeden alınmıştır.

Kaynakça
Dağ nedir ve neye dağ deriz?, 12.1.2012
Dağlar nasıl oluşur?, 12.1.2012