Etiket arşivi: uydu

NASA Sürekli Hareket Eden Okyanus Akıntılarını Modelledi

binäre optionen range Denize bakınca dipsiz bir kuyu görenler için okyanus devasa bir sonsuzluğu ifade eder. Ufuk çizgisiyse bu duyguyu perçinler. Hiç bitmeyecekmiş, sonu gelmeyecekmiş gibi gelir insana, yüzmeden korksa bile.. Pekâlâ, okyanus veya denizlerdeki akıntılar nasıl oluşur?

http://www.swazilandforum.com/?n=corso-trading-binario corso trading binario Eşitsizlik yüzünden, termodinamik.. Doğada eşitsizlik vardır ve herşey eşit olmaya çalışır; ana ilke budur. Akıntılar: sıcaklık farkı, seviye farkı veya yoğunluk farkı yüzünden oluşur. Bir de bunu açık bir sistem kabul edersek, bu sisteme rüzgâr ya da gel-git müdahalesi olur. Bu dış çabalarda sistemin istikrarını bozar. Sonuçta içten veya dıştan kaynaklı etmenler yüzünden sisteme dengesiz duruma gelir. Böylece sistemi bir dengeye getirmeye çalışan akıntılar oluşur.

binäre option demokonto ohne registrierung ***

opzioni binarie euro gratis Bizi ilgilendiren kısımdan bir kare vererek habere girelim.


Ege Denizi ve Akdeniz’deki akıntılar. Görüntü: NASA

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), okyanusların nasıl hareket ettiğini gösteren görüntülerden bir canlandırma hazırlamış. Sürekli Hareket Eden Okyanus (İng. Perpetual Ocean) adı verilen videonun oluşturulması için, biliminsanları okyanusların hareketine dayanan sayısal modeller (örneklemeler) kullanmış. Haziran 2005 ile Aralık 2007 arasındaki 2,5 yıllık süreyi kapsayan görüntüler, kimilerine göre Vincent van Gogh’un meşhur Yıldızlı Gece tablosuna benzetilmiş.Bu videoda, okyanus akıntılarının nasıl kıvrıldığı, döndüğü, girdap oluşturduğu açıkça görülüyor.

Dimitris Menemenlis (Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü İtiş Gücü Laboratuarı), modele kıvrımlı hareketlerini kazandırmak ve sonuçları geliştirebilmek adına, uydular tarafından elde edilen deniz yüzeyinin yüksekliği verilerini kullandıklarını belirtiyor. Deniz yüzeyinin yüksekliğinin yanı sıra, NASA’nın Dünya yörüngesinde gezinen uyduları tarafından kaydedilen okyanusların sıcaklığı, su yoğunluğunun hareketinden kaynaklanan yerçekimsel güçteki değişimler ve suyun üzerinde dalgalar oluşturan rüzgâr gerilmesi gibi veriler de kullanılmış. Ayrıca, Argo adı verilen ve okyanuslardaki sıcaklık ve tuz oranını tespit eden proje kapsamında, sudaki yoğunluk ve suyun hareket etmesini sağlayan yoğunluk değişkenleri değerlendirilmiş.

Videoda, girdap benzeri oluşumlar Coriolis Kuvveti’nin etkisinden doğuyor. Bu kuvvet, hareket eden yeryüzü üzerindeki havanın kuzey yarım kürede hareket yönünün sağına, güney yarım kürede ise soluna sapmasına sebep oluyor. Havada olduğu gibi, yeryüzünün hareketi suyun yönünü saptırıyor ve akıntılar düz bir çizgi yerine girdap halinde oluşuyor. Ayrıca, Meksika Körfezi’nin sularıyla beslenen ünlü Gulf Stream (Galf sitrim, Tr. Körfez Akıntısı), Kuzey Amerika boyunca kuzeye hareket ediyor ve Avrupa’ya ulaşıyor. Bu esnada, Kuroshio (Kuroşiyo) Akıntısı doğuya yönelmeden önce Japonya’nın kıyısı boyunca yol alıyor.

Araştırmanın temellerini atsa da Sürekli Hareket Eden Okyanus projesinde yer almayan Menemenlis, oluşturulan canlandırmanın biliminsanlarının çalışması için çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Ona göre, okyanusu tanımlamak için kullandıkları sayısal modellerin içerdiği verilerin altından kalkmak çok zor. Çünkü üretilen modellerin sonuçlarını anlamak adına bu tür canlandırmalar büyük önem taşıyor. Buna ek olarak Menemenlis ve meslektaşları, mevcut okyanus modellerini Kuzey Buz Denizi’ni ve Grönland’ı kaplayan buzların erimesine neden olan akıntıların etkisini ve okyanusların atmosferdeki karbondioksiti ne kadar hızlı emdiğini anlamak için de kullanıyormuş.


Perpetual Ocean. Watch surface currents circulate in this high-resolution, 3D model of the Earth’s oceans. Driven by wind and other forces, currents on the ocean surface cover our planet. Some span hundreds to thousands of miles across vast ocean basins in well-defined flows. Others are confined to particular regions and form slow-moving, circular pools. Seen from space, the circulating waters offer a study in both chaos and order.

nadex الخيارات الثنائية منصة التداول NASA Views Our Perpetual Ocean
The swirling flows of tens of thousands of ocean currents were captured in this scientific visualization created by NASA’s Goddard Space Flight Center in Greenbelt, Md.

“There is also a 20-minute long tour, which shows these global surface currents in more detail,” says Horace Mitchell, the lead of the visualization studio. “We also released a three-minute version on our NASA Visualization Explorer iPad app.”

Both the 20-minute and 3-minute versions are available in high definition here: http://svs.gsfc.nasa.gov/goto?3827

The visualization covers the period June 2005 to December 2007 and is based on a synthesis of a numerical model with observational data, created by a NASA project called Estimating the Circulation and Climate of the Ocean, or ECCO for short. ECCO is a joint project between the Massachusetts Institute of Technology and NASA’s Jet Propulsion Laboratory in Pasadena, Calif. ECCO uses advanced mathematical tools to combine observations with the MIT numerical ocean model to obtain realistic descriptions of how ocean circulation evolves over time.

These model-data syntheses are among the largest computations of their kind ever undertaken. They are made possible by high-end computing resources provided by NASA’s Ames Research Center in Moffett Field, Calif.

ECCO model-data syntheses are being used to quantify the ocean’s role in the global carbon cycle, to understand the recent evolution of the polar oceans, to monitor time-evolving heat, water, and chemical exchanges within and between different components of the Earth system, and for many other science applications.

In the particular model-data synthesis used for this visualization, only the larger, ocean basin-wide scales have been adjusted to fit observations. Smaller-scale ocean currents are free to evolve on their own according to the computer model’s equations. Due to the limited resolution of this particular model, only the larger eddies are represented, and tend to look more ‘perfect’ than they are in real life. Despite these model limitations, the visualization offers a realistic study in both the order and the chaos of the circulating waters that populate Earth’s ocean.

Data used by the ECCO project include: sea surface height from NASA’s Topex/Poseidon, Jason-1, and Ocean Surface Topography Mission/Jason-2 satellite altimeters; gravity from the NASA/German Aerospace Center Gravity Recovery and Climate Experiment mission; surface wind stress from NASA’s QuikScat mission; sea surface temperature from the NASA/Japan Aerospace Exploration Agency Advanced Microwave Scanning Radiometer-EOS; sea ice concentration and velocity data from passive microwave radiometers; and temperature and salinity profiles from shipborne casts, moorings and the international Argo ocean observation system.


Twenty minute version of ocean flows at 30 frames per second. This version does not include the ‘speed ups’, labels, narration, or soundtrack from Perpetual Ocean. Credit: NASA/Goddard Space Flight Center Scientific Visualization Studio

ebook opzioni binarie gratis Kaynakça
NASA, NASA Views Our Perpetual Ocean, 22 Nisan 2012
NTVMSNBC, ‘Sonu Gelmeyen Okyanus’, 22 Nisan 2012

ESA: Bilinen En İyi Çözünürlükteki Moho Haritası

Moho ya da Moho süreksizliği, yerkabuğu ile manto arasındaki temsili sınırdır. Bu hayalî sınırda, maddenin yoğunluk farkından dolayı sismik dalgaların verdiği tepki değişiklik gösterir. Moho, Yerküre’nin iç hareketliliğini gösterdiği için bunu anlamak, kavramak, çözmek çok önemli, ha, gerçekten önemli mi bilinmez..


Click to enlarge! This map shows the global Mohorovičić discontinuity – known as Moho – based on data from the GOCE satellite. Moho is the boundary between the crust and the mantle, ranging from about 70 km in depth in mountainous areas, like the Himalayas, to 10 km beneath the ocean floor. Credits: GEMMA project

Kıtasal veya okyanusal türde olan kabuk (yerkabuğu), mavi gezegenimizin en dış yüzeyini kaplamaktadır. Biz bunun üzerinde yaşıyoruz. Doğalgaz, petrol ya da mineraller, ekonomik değere sahip yeraltı kaynakları, kısaca bütün yerbilimsel (jeolojik) kaynaklar da burada. Gene de bu kısmın hacmi tüm gezegenin %1’inden daha az.

Kabuk ve üst manto; deprem (yer sarsıntısı, zelzele), volkanizma (yanardağ etkinliği) ve dağ oluşumu gibi muazzam yerbilimsel süreçlerin meydana geldiği yerdir.

1 asır öncesine kadar Dünya’nın bir kabuğa sahip olduğu bilinmiyordu. 1909’da, Hırvat sismolog (deprembilimci, depremci) Andrija Mohorovičić, yeraltında yaklaşık 50 kilometre derinlikte sismik hızın ani bir değişiklik gösterdiğini keşfetti. O günden beri, yerkabuğu ile onun altındaki manto arasındaki bu sınır Moho ya da Moho süreksizliği olarak biliniyor.

Günümüzdeyse, yeryuvarının katmanlarını, sismik (depremsel) dalga hızına ve yerçekimi ölçümüne dayalı yöntemlerle belirleniyor. Sismik yöntem de, kabuk ile manto arasında sismik (depremsel) dalganın yayılma hızındaki değişim gözlenir. Gravimetri (yerçekimi ölçümü, gravimetrik) yöntemi de, kabuk ile manto bileşimindeki yoğunluk farkı yüzünden oluşan yerçekimi etkisine bakar.


Click to enlarge! Comparison between an old global Moho model (left) based on seismic/gravity data and Moho-mapping based on GOCE data (right) in South America. Credits: GEMMA project

Fakat üretilen Moho modelleri, genellikle sınırlı sismik ya da gravimetrik verilerle kuruluyor ki bu kötü veri içerikli ya da sadece tek hat boyunca geçerli oluyor. Avrupa Uzay Kurumu (ESA), GOCE adlı yerçekimi uydusunun verileriyle tüm Dünya’yı kapsayan ve yüksek çözünürlüğe sahip ilk Moho haritasını üretmiş. Projenin adı,  Moho Modelleme ve Uygulamaları için GOCE’den Faydalanma Projesi, İngilizcesi The GOCE Exploitation for Moho Modelling and Applications Project, GEMMA. GEMMA’nın ters çözümü ile üretilen Moho haritası homojen ve iyi dağıtılmış yerçekimsel verilere dayanmaktaymış. Bu sayede, ilk kez eşsiz bir Moho derinliği tahmini yapılmış. Hatta veri olmayan yerlerde bile bu derinliği söylemek mümkünmüş.

GOCE uydusu, Yerküre’nin içindeki süreçler, deniz seviyesindeki değişimler ve küresel enerji alışverişinde önemli bir rol oynayan okyanus akıntıları hakkında mevcut bilgimizi artırmak için yerçekimi alanını ölçüyor ve benzersiz bir doğrulukta yeryuvarının gerçek geometrik şekli olan geoiti modelliyor.


Click to enlarge! The Moho depth of the European area. Source: Grad, M., Tiira, T., and ESC Working Group, 2009. The Moho depth map of the European Plate, Geophys. J. Int. 176, 279-292. doi: 10.1111/j.1365-246X.2008.03919.x.

Bu da ilave olsun, işin gerçeği biraz araştırma yapınca, köre attım topalı vurdum. Avrupa plakasının Moho derinliğini ele alan bir harita daha var. GEMMA kadar hassas olmasa da, bu çalışma Avrupa sınırlarını aşıyor. Unutmayın, jeotermal çalışan biri için kabuk kalınlığı çok önemlidir.

www opzionibinarie cc Kaynak
ESA, Mapping the Moho with GOCE, 21 Nisan 2012

Avrupa’nın Konum Belirleme Sistemi: Galileo

Avrupa, küresel konum sistemlerinde Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) bağımlılığını kırma yönünde ilk adımını attı. Dünya’dan 23.000 kilometre yukarıda yörüngeye yerleştirilecek olan IOV-1 PFM ve FM2 uydularını taşıyan Rus Soyuz füzesi, Fransız Guyanası’ndaki üsten yola çıktı.

Alternatif uydu yönleyici (konum) sistemi Galileo, Avrupa Birliği ve Avrupa Uzay Araştırmaları Dairesi (ESA) tarafından güncellenip 5 milyar avroya oluşturuldu. Almanya, Galileo projesinin en büyük finansörü ve uydular en fazla sermayenin geldiği Almanya’da üretiliyor.

2005 ve 2008 yıllarında “Giove-A” ile “Giove-B” deneme uyduları fırlatılmıştı. Galileo’nun aslında 2008 yılında devreye girmesi bekleniyordu. Pek çok kez meydana gelen teknik aksaklıklar, sistemin gerekliliğine dair farklı siyasi görüşler ve masrafların beklenenden fazla olması projenin eleştirilmesine yol açtı. Avrupa’nın ilk sivil uydu konumlandırma sistemi projesinin gerçekleştirilmesi konusunda tereddüt yaşanıyordu. Bu yüzden, yapımı yıllardır süren, bürokrasiye takılıp kalan ve özel sektörde finansman bulunamadığı için Avrupalı vergi mükelleflerine yaklaşık 7 milyar dolara mal olan Galileo’nun tamamen bir fiyasko olacağını savunan çevreler de var. Bu çevrelere göre, 30 uydudan oluşacak Galileo sistemini tamamlayıp işletmek yılda 1 milyar dolara, hatta daha fazlasına mal olacak.

Avrupa Birliği, binäre optionen dem Galileo sisteminin 1 metre yanılma payı ile dünyadaki nesnelerin yerini uzaydan saptayabilmesini umuyor. Amaç, Pentagon’un geliştirip kontrol ettiği ve resmi verilere göre binary options trading demo 3-8 metre yanılma payı olan GPS‘ten çok daha hassas bir sistem kurmak. Galileo; denizcilikte, haberleşmede, yer tespitinde, tarlalarda tohum ekiminde, araştırma ve kurtarma operasyonlarında vs. kullanılabilecek, yani rakip olmanın bir gereği olarak GPS nerede ne amaçla kullanılıyorsa oralarda.. Avrupa Birliği, bu tür faaliyetlerden 125 milyar dolar gelir sağlamayı planlıyor.


Europe’s Galileo constellation. Credits: ESA-J. Huart.

Galileo projesi kapsamında toplam 30 uydu uzaya fırlatılacak. 2014 yılına kadar 18 uydunun yörüngede yerini alması planlanıyor. Çalışmalar için iki merkez belirlendi. İtalya’da Fucino ve Almanya’da Münih kenti. Tasarının 2012 yılında tamamlanması öngörülürken bu tarih öne alındı. Eğer herşey planladığı gibi giderse, uydu sistemi 2014 hayata geçecek ve kısmi kullanıma geçilmesi planlanıyor. İzleyen 6 yılda -2020’de- tamamıyla kullanıma hazır hale gelecek.

Astrofizikçi Dirk Frimout’a göre, tek bir sistemin olması iyi değil: “Elbette ABD’nin GPS sistemini kullanıyoruz, ama tek bir sistemin olması iyi değil, birden fazla seçeneğin olması dayanıklık açısından da iyi. Ayrıca iki sistemin birbirlerini tanımaları da sağlanacak, bu rekabet açısından da iyi olacak.” Belçika Kraliyet Gözlemevi’nden Pascale Defraigne, “Sistemin çalışabilmesi en az 18 uydunun etkin olması gerekiyor. Bu iki uydu ile tam anlamıyla kullanıma hazır hale gelmedi; ama uydudan sinyalleri alabiliyoruz. Şimdi uzun vadeli olması için çalışmalar yapılıyor. Alınan sinyallerin ölçümleri yapılacak ve bundan sonra geçerliliği oluşturulacak.”

Avrupalı Galileo’nun rakipleri, ABD Ordusu’nun denetimindeki GPS, Rus GLONASS ve Çinli BNS. GPS (Küresel Konumlandırma Sistemi) yoluna tam gaz devam ediyor ve dünyada bir standart; Rusya kendi küresel konum belirleme sistemi Glonass’ı tamamladığını söylüyor; Çin de Pusula (BNS) adlı bir sistemi kurma çalışmalarını sürdürüyor. Yer saptamada kullanılabilecek seçeneklerin artması iyi, tabi ki son kullanıcıya ücretsiz ve herşeyden önemlisi açık bir kaynak olarak sunulacaksa..

binaire opties tools Kaynakça
BBCTürkçe, GPS’e Avrupa’dan rakip geliyor: Galileo, 22 Ekim 2011.
DWTürkçe, Galileo’nun ilk uyduları fırlatıldı, 22 Ekim 2011.
ENTürkçe, Galileo hayata geçmeye hazırlanıyor, 22 Ekim 2011.

Rasat İlk Görüntüleri Almaya Başlamış

TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) tarafından DPT desteğiyle tasarlanıp üretilen uzaktan algılama uydusu RASAT’ın dünyanın dört bir tarafından çektiği ilk görüntüler, enstitünün Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) yerleşkesinde kurulu binasındaki yer istasyonundan başarıyla indirilmeye başlandı.

RASAT, 17 Ağustos 2011 tarihinde Rusya’dan uzaya gönderilmişti. Dünya çevresindeki bir turunu yaklaşık olarak 98 dakikada tamamlayan RASAT, 17 Ekim itibariyle dünya çevresinde 900 turu tamamladı.

17 Ağustos’taki fırlatmadan sonra, RASAT’ın devreye alma işlemleri başlatıldı. Uydu ile iletişim kurmak için Ankara’daki ana yer istasyonuna ek olarak, Norveç’in kuzeyindeki Andoya’daki geçici yer istasyonu kullanıldı. Geçici istasyon, RASAT ile iletişimi sıklaştırabilmek amacıyla kiralandı. Kutupsal yörüngeye sahip olan RASAT, Ankara’daki ana yer istasyonunun kapsama alanından günde 4 defa geçerken, kutup dairesine yakınlığından dolayı Andoya’daki istasyonun kapsama alanından günde 11 defa geçiyor. Andoya’daki yer istasyonunun kontrolü de Ankara’daki ekip tarafından internet üzerinden gerçekleştirildi.

RASAT’ın fırlatma aracından ayrılmasından sonra başlayan devreye alma aşamasında, yer istasyonundan uyduya uçuş bilgisayarı yazılımları ile yönelim belirleme ve kontrol yazılımı yüklendi. Uydu, 15 gün içinde yörüngede kararlı bir konumda, görüntü almaya hazır hale getirildi. Uydunun hassas yönelim kipine alınmasının ardından modül ve yer istasyonu testlerine geçildi.

TÜBİTAK UZAY’da, Türk mühendisler ve teknisyenler tarafından tasarlanan, üretilen ve test edilen BiLGE isimli uydu görev bilgisayarı, T-REKS isimli X-Bant haberleşme sistemi ve GEZGİN isimli gerçek zamanlı görüntü işleme modülleri ile birlikte, Ankara’daki yer istasyonunun da uydu ile haberleşme testleri yapıldı. Devreye alma aşamasında yapılan bu testlerle, TÜBİTAK UZAY’da tasarlanıp üretilen alt sistemlerin uzayda başarıyla çalıştıkları kanıtlanmış oldu. RASAT uydusunun sistem mühendisliği ve sistem tasarımı Türkiye’de, yurtdışından alınmış herhangi bir danışmanlık olmadan veya yurtdışından mühendislik desteği alınmadan, TÜBİTAK UZAY’da görevli Türk mühendisler ve teknisyenler tarafından yapıldı ve tüm testler Türkiye’de gerçekleştirildi.

Bu işlemleri takiben, dünyanın ve Türkiye’nin çeşitli noktalarından alınan test görüntüleri RASAT uydusundan Ankara’daki yer istasyonuna gönderilmeye başlandı. İlk aşamada alınan görüntüler ile kameranın çeşitli ayarları yapılarak görüntülerin kalitesi artırıldı. Bir adet yedek güneş paneli haricinde, uydu üzerinde bulunan onlarca modülün planlandığı şekilde çalıştığı görüldü. Bazı cihazların testleri ise halen sürüyor. Önümüzdeki dönemde, alt sistemlerin testi, yazılımların güncellenmesi, kameranın kalibrasyonu ve özel manevra testleri gibi çalışmalarla devam edilecek. Arızalı güneş paneli yedekli olduğundan, uydunun çalışması üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmuyor.

7,5 metre siyah beyaz, 15 metre çok bantlı (renkli) görüntüleme yeteneğine sahip, 93 kg ağırlığındaki RASAT, hiçbir kısıtlama olmaksızın dünyanın her yerinden görüntü alabiliyor. RASAT’tan elde edilecek uydu görüntülerinin, şehir bölge planlama, ormancılık, tarım, afet yönetimi ve benzeri amaçlarla da kullanılması planlanıyor. Görev ömrünün 3 yıl olacağı hesaplanan RASAT, Türkiye’nin bundan sonraki tüm uzay projeleri için bir mihenk taşı olarak Türkiye’de yeni bir dönemi başlatıyor.


Büyütmek için tıklayın! 12.10.2011 tarihli ABD’deki Los Angeles Havaalanı’nın görüntüsü. Görüntü: Rasat.


Büyütmek için tıklayın! 3.8.2011 tarihli ABD’deki Los Angeles Havaalanı’nın görüntüsü. Görüntü: Google Earth.

Rasat’ın çektiği görüntüler arasında Adıyaman (Türkiye), Los Angeles (ABD), Pekin (Çin) ve Marsilya’dan (Fransa) kareler var. Çekilen görüntüleri Google Earth yazılımıyla sunulan görüntülerle kıyasladım, kendi çapımda.. O kıyaslamalardan birini de yukarıda sunduğum iki görüntü ile gözler önüne serdim. Aslında iki görüntüde birebir kıyaslanmaz, çünkü aynı şekilde -birebir- dünyadaki gerçek konumuna oturmuyor (rectify edilmemiş durumda); ama idare edin gari.. Gönül isterdi ki Adıyaman görüntülerini karşılaştıralım fakat Google Earth’deki görüntüler Rasat’a nazaran, epeyce eski.. Rasat o karelerde açık ara önde. Kim bilir, Google Earth için artık o bölgenin görüntülerini Cnes/Spot yerine Rasat sağlar. Belki millî Google Earth’ümüz olur, adı da Hasat olur.. Daha fazla görüntü için Rasat Galeri..

demo account opzioni binarie Kaynakça
Rasat Güncesi, TÜRKİYE’NİN İLK MİLLİ YER GÖZLEM UYDUSU RASAT, UZAYDAN GÖRÜNTÜ ALMAYA BAŞLADI, 19 Ekim 2011.

Mikro Uydu RASAT Yörüngeye Oturdu

Rusya’nın Orenburg eyaletindeki Yasny fırlatma üssünden, Türkiye saati ile sabah 10.12:20’de başarıyla yapılan fırlatmadan sonra, RASAT Uydusu Tanzanya açıklarında fırlatma aracının üst kademesinden ayrılarak 689 km yükseklikteki yörüngesinde oturmuştur. Uydu ile ilk temas Norveç’te, Kuzey Kutbu yakınlarında bulunan ve TÜBİTAK UZAY tarafından kiralanan yer istasyonundaki TÜBİTAK UZAY çalışanları tarafından Türkiye saati ile sabah 11.44:04’de sağlanmış, takiben Ankara’daki yer istasyonundan da 11.51:20’de ikinci temas sağlanarak, uydudan ilk telemetriler indirilmeye ve yazılımlar yüklenmeye başlanmıştır.

Evet, TÜBİTAK UZAY, RASAT adlı uydusunun yörüngeye yerleştiğini bu cümlelerle duyurdu. Pekâlâ, insanlık (!) için küçük; ama ülkemiz için dev bir adım daha.. Bir ara, İTÜ tarafından piko uydu yapılmıştı ve nazar değmesin yörüngede süzülmeye devam ediyor. RASAT’sa, 17 Ağustos 2011’de Türkiye’nin ilk mikro ve yer gözlem uydusu olarak yerini aldı. RASAT’tan elde edilecek uydu görüntülerinin; şehir bölge planlama, afet yönetimi, haritacılık, çevre ve benzeri amaçlarla da kullanılması planlanıyor.


Rasat, özünde gözlem demek. Ra bulmacalarda sorulan Mısır tanrısı, sat İngilizce uydunun kısaltması..

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT, şimdiki Kalkınma Bakanlığı) tarafından sağlanan kaynakla desteklenen RASAT projesi, tamamı Türk mühendis ve teknisyenleri tarafından yerli uzay ekipmanlarını uzayda test etmek ve optik uydu görüntüleri elde etmek amacıyla geliştirildi. Ayrıca TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY) tesislerinde üretilen ilk yer gözlem uydusu oldu. Böylece TÜBİTAK UZAY’daki biliminsanları uydu teknolojilerindeki tasarım, üretim ve test yeteneklerinde yepyeni bir deneyim kazandı. Başarıyla geçen fırlatmadan sonra iş biliminsanlarımızın işletme yeteneklerini göstermesine kalacak.

17 Ağustos’ta gerçekleşen fırlatma kapsamında, RASAT’ın yanı sıra 5 ülkenin (İngiltere, ABD, İtalya, Ukrayna, Nijerya) uyduları da uzaya taşındı. Fırlatma, dünyanın en güçlü kıtalararası balistik füzelerinden biri olan SS-18’den uyarlanarak geliştirilen Dnepr fırlatma aracı ile gerçekleştirildi. RASAT’ın dâhil olacağı fırlatma, Dnepr fırlatma aracının uydu taşımak için yaptığı 17. ticari fırlatma oldu.


Etiketleri fırlatmadan önce çıkarın!..


Uyduların füze ile entegrasyonundan bir kare..


Yasny hatırası..


Ve Ankara, kontrol üssü..

Görüntüler yetmez.. Bu yüzden daha fazla ayrıntı yani envai dedikodu, geç batan güneş, temiz odadaki kelebek, gelengi (arazi çalışmasında karşıma çıkmıştı kereta, yersincabı da denir), Türk kahvesi, gerilim, entrika, heyecan, gergin bekleyiş, sevinç, hüzün, ekranlara dikilen gözler ve kitlenen bakışlar, alkış kıyamet ve mutlu son için resmî RASAT güncesine bakabilirsiniz. Aslında bir şey şiddetle tavsiye edilmez; ama şiddetle tavsiye ederim.

buy tastylia oral strips online without prescription Kaynakça
TÜBİTAK UZAY, RASAT Fırlatılmak Üzere Yola Çıktı!, 1 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
Rasat Güncesi, RASAT Fırlatılmak Üzere Yola Çıktı!, 1 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
Rasat Güncesi, 22 Haziran 2011 – Çarşamba, 1 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
Rasat Güncesi, 9 Ağustos 2011 Salı, 1 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
Rasat Güncesi, 17 Ağustos 2011 Çarşamba, 1 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

Uydu Enkazlarına Kesin Çözüm: Kessler Çöp Vergisi

Yerküre’nin etrafında aylak aylak gezen atıl durumdaki yapay uyduların oluşturduğu görüntü; uzay enkazı, uzay döküntüsü, uzay yıkıntısı, uzay hurdası, uzay atığı ya da uzay çöpü olarak tanımlanıyor. Artık uluslararası bir sorun olan bu kirliliğe pratik ve kesin bir çözüm aranıyor. Aslında bize kalsa çözüm kolay, su faturasına eklenen çevre temizlik vergisi gibi uzay çöp vergisi iyi mi iyi hasılat getirir. Türk işi ve basit bir yol, öyle değil mi.. Kesin çözümse, aynı Mamak Çöplüğü’ndeki çöpler gibi uzay enkazlarını kendi hâline bırakıp hurda uyduların birbirini patlamasını izlemek olur.. Konuya daha ciddi bakanlarsa şunları söylüyor;

Biliminsanları, uzayda harcanmış roket artıklarını ve işlevini yitirmiş uydu parçalarından oluşan çöplerin önünü almak için yeni bir yöntem arıyor. Uzaya gönderilecek bir uydunun, uzay yolculuklarından artakalan ve dünyanın yörüngesinde dolaşıp duran nesnelere ulaşması öngörülüyor. Plan uyarınca bu uydu, bir itici yardımıyla çöpleri Dünya’nın atmosferine geri gönderecek ve çöpler atmosfere girdikleri anda yanarak yok olacak.


LEO (Low Earth Orbit) stands for low Earth orbit and is the region of space within 2,000 km of the Earth’s surface. It is the most concentrated area for orbital debris. Kaynak: NASA Orbital Debris Program Office


Buradaki görüntüyü izleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=kfk0HlwVfw8

Yeryüzeyinden 2000 kilometre yukarıya uzanan bölgeyi tanımlayan Alçak Dünya Yörüngesi’nde 10 santimetreden büyük 1700’i aşkın nesne bulunuyor. İleri de, bu objelerin her birinin daha binlerce küçük parçaya bölünme potansiyele sahip. Araştırmacılar, bu nesneleri temizlemek için robot kollara sahip küçük uydular üzerine düşünüyor. Kollardan biri roket atığını durdururken, diğeri atığı yörüngeden çıkaracak itici gücü çalıştırmaya yarayacak. Acta Astronautica adlı dergide yayınlanan makaleye göre, böyle uydular kullanılarak ve çok da masraf yapılmadan, yılda 10 dev obje Dünya yörüngesinden temizlenebilir. Çalışmanın özü aşağıda..

Active space debris removal—A preliminary mission analysis and design
The active removal of five to ten large objects per year from the low Earth orbit (LEO) region is the only way to prevent the debris collisions from cascading. Among the three orbital regions near the Earth where most catastrophic collisions are predicted to occur, the one corresponding to a sun-synchronous condition is considered the most relevant. Forty-one large rocket bodies orbiting in this belt have been identified as the priority targets for removal. As part of a more comprehensive system engineering solution, a space mission dedicated to the de-orbiting of five rocket bodies per year from this orbital regime has been designed. The selected concept of operations envisages the launch of a satellite carrying a number of de-orbiting devices, such as solid propellant kits. The satellite performs a rendezvous with an identified object and mates with it by means of a robotic arm. A de-orbiting device is attached to the object by means of a second robotic arm, the object is released and the device is activated. The spacecraft travels then to the next target. The present paper shows that an active debris removal mission capable of de-orbiting 35 large objects in 7 years is technically feasible, and the resulting propellant mass budget is compatible with many existing platforms.

Öneriyi hazırlayan İtalyan Uzay Araştırmaları Merkezi‘nden Marco Castronuovo, “Bu bir hayli güç, ama aynı zamanda acilen çözülmesi gereken bir mesele” diyerek konunun altını çiziyor ve sorunun her geçen gün eklenen yeni çöplerle daha da büyüyeceğine dikkat çekiyor.

1978’de NASA’dan biliminsanlarının ortaya attığı ve Kessler sendromu (Kessler etksi) denen zincir etkisinin oluşması olasılığı, uzmanları kaygılandırıyor. Buna göre, her bir parça diğerine çarparak dev bir enkaz bulutu oluşturuyor ve Alçak Dünya Yörüngesi’nin bir çok yerini kullanılamaz hale getiriyor. Üstelik bu çöp yığını sadece yörüngedeki uydular için değil, Uluslararası Uzay İstasyonu ve diğer insanlı uzay seyahatleri için de büyük bir risk teşkil ediyor.

Collision Frequency of Artificial Satellites: The Creation of a Debris Belt
As the number of artificial satellites in earth orbit increases, the probability of collisions between satellites also increases. Satellite collisions would produce orbiting fragments, each of which would increase the probability of further collisions, leading to the growth of a belt of debris around the earth. This process parallels certain theories concerning the growth of the asteroid belt. The debris flux in such an earth-orbiting belt could exceed the natural meteoroid flux, affecting future spacecraft designs. A mathematical model was used to predict the rate at which such a belt might form. Under certain conditions the belt could begin to form within this century and could be a significant problem during the next century. The possibility that numerous unobserved fragments already exist from spacecraft explosions would decrease this time interval. However, early implementation of specialized launch constraints and operational procedures could significantly delay the formation of the belt.

Yapılan yeni araştırma kapsamında yerden 850 km yüksekliğinde 60’ı aşkın obje belirlendi. Castronuovo, “Bu objelerin bir çoğu yaşam sürelerinin sonuna yaklaşmış olsalar da, işbirliğine yanaşmayan ülkelere aitler. Uzay çöplerini kimin toplayacağına ilişkin herhangi bir düzenleme de bulunmuyor” diyor. Bunların üçte ikisine bakıldığında, her birinin 3 tondan fazla ağırlığa sahip olduğu ve saatte 7,5 km hızla ilerledikleri görülüyor. Bir çoğunun harcanmış yakıt atıkları olduğunu söyleyen Castronuovo, çalışmalara ilk olarak bu objelerden başlanması gerektiğini savunuyor.


The GEO images are images generated from a distant oblique vantage point to provide a good view of the object population in the geosynchronous region (around 35,785 km altitude). Note the larger population of objects over the northern hemisphere is due mostly to Russian objects in high-inclination, high-eccentricity orbits. Kaynak: NASA Orbital Debris Program Office


The GEO Polar images are generated from a vantage point above the north pole, showing the concentrations of objects in LEO and in the geosynchronous region. Kaynak: NASA Orbital Debris Program Office

Daha fazla görüntü için Avrupa Uzay Kurumu ki görseller Amerikan Havacılık ve Uzay Yönetimi’ne kıyasla daha gerçekçi. Ayrıca haberin çeviri hatalarına maruz kalmak istemeyenler tıklayın..

purchase maxalt without Kaynakça
BBCTürkçe, Uzaydaki çöpleri nasıl toplamalı?, 9 Ağustos 2011 tarihinde ulaşıldı.

Dünya’nın Yamuk Yumuk Bir Şekli Var

Dünyamız küre şeklinde olsaydı. Pekâlâ, Yerküre’nin her yeri aynı yoğunluğa sahip olsaydı. O zaman yerçekimi ayak bastığımız her yerde sabit olurdu, değişmezdi. Ama durum böyle değil. Çünkü okyanusların altına yaklaşık 10 kilometre dalan katı ve sert kabuk, kıtaların olduğu bölgede takriben 32 kilometre kalınlığındadır. Bu yüzden, bazı alanlar hafif malzemeler içerir, bazılarıysa bunlara göre daha ağırdır. Yoğunluktaki bu değişimin nedeniyse mantodaki hareketliliktir. Bütün bu etkilerin bir sonucu olarak, yerçekimi bazı yerlerde diğerlerine kıyasla daha güçlü hissedilir.

Oyuncak hamurdan yapılmış bir küre elinizde olsun. Ardından avucunuzdaki hamuru iyice sıkın. Ve karşınızda dünyamızın gerçek şekli.. Bu olguyu açıklığa kavuşturmak için yürütülen bir çalışmada elde edilen yeni bulgular sunuldu.


Geoit. Kırmızı ve sarı renkler yüksek yerçekimini, mavi renkse düşük yerçekimini simgeliyor.


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=PZlj99RL2gM

Avrupa Uzay Servisi’nin GOCE* uydusu uzaktan algılama yöntemiyle yerçekimini haritalamayı başardı. Dünya’nın her noktasındaki yerçekimine ait veriler uydu aracılığıyla toplandı. Bu bilgiler ışığında, Dünya’nın en doğru ve en hassas yerçekimi haritası üretildi. Sonuç olarak elde edilen görüntüde, dünyanın yamru yumru bir şekle sahip olduğu kanıtlandı. Benzeri görülmemiş ayrıntılarıyla sunulan Dünya’nın yerçekimi haritası 4. Uluslararası GOCE Kullanıcıları Çalıştayı’nda açıklandı.

Yeryüzünü gözetleyen diğer uydulara nazaran daha yakın bir yörüngede dönen GOCE uydusu, yerçekimini haritalamış ve gerçek geoiti görüntülenmiş oldu. Örneğin, uydu Alplere yaklaştığı zaman, dağlar uyduyu hafifçe kendilerine doğru çekmiş. Bu gibi yerçekimi alanındaki düzensizliklerin ölçeği uydunun yörüngesinde yapılan çok hassas çözümlemelerle öğrenilmiş. Ek olarak, manyetik alandaki sayısal değişiklikleri ölçen bir gradiyometre taşıyan GOCE uydusu yerkürenin bütüncül resmini ortaya koymuş.

Geoit göreceli olarak sürekli sabitken bile deprem, kutup buzullarının erimesi ve deniz seviyesindeki değişim gibi tüm olgularda göze çarpmayan değişiklere neden olmaktadır. Bu geçici değişiklikler çok küçük olmasına rağmen milimetre düzeyinde ölçülebilir.

Gerçek geoitin haritalanmasıyla birlikte okyanus ve iklim üzerine çalışan biliminsanları daha fazla bilgiye sahip olacak. Geoit, yalnızca yerçekimi tarafından şekillendirilen, gelgit ve akımların olmadığı en uygun küresel okyanusun yüzeyini temsil eder. Bu kabul, iklim değişikliklerinden oldukça etkilenen okyanus akımlarının, deniz seviyesindeki değişimin ve buzullardaki hareketliliğinin ölçülmesinde çok önemli bir kaynaktır.

Gördüğümüz gibi mükemmel GOCE gradiyometre verileri, sürekli geliyor. Sonuç olarak, oluşturulan yerçekimi alan örneği, her iki aylık döngüden sonra daha da iyi hale geliyor. Artık GOCE verileri, bilim ve uygulamalar da kullanılmak için hazır durumda. Bundan dolayı, ilk denizbilimsel (oşinografik) sonuçları heyecanla beklemekteyim. GOCE’nin ürettiği eşi görülmemiş kalite ve çözünürlüğe sahip veriler, hem okyanusların hareketli topoğrafyası hem de okyanuslardaki akıntı örneklemelerini bizlere gösterecektir. Sonuç olarak, okyanuslardaki değişime bakışımızın gelişeceğinden eminim.
—Reiner Rummel (Münih Teknik Üniversitesi)

Geoit bilgileriyle deprembilimi (sismoloji) ve manyetizmanın birleştirilmesi sonucu gezegenimizin iç yapısı ifşa olacak hatta deprem kökenli süreçlerde açıklığa kavuşacaktır. İlke olarak, depremden önce kıtasal ve okyanusal plakalar yanyana gelir ya da dalma-batma gerçekleşir. Depremin cereyan ettiği an yerçekimi için parmak izi kabul edilir. Depremden sonra, plakalarda kayda değer boyutlarda yerdeğiştirir ve bu durum farklı parmak izlerine neden olur. Depremden önce ve sonra alınan yerçekimi ölçümlerin karşılaştırılması, deprembilimcilerin ürettikleri örneklemelerin düzeltmesine yardımcı olacağı gibi deprem mekanizmasının daha iyi kavranmasına olanak sağlayacaktır.

GOCE uydusu, Mart 2009’da fırlatıldı. Ana görevi olan yerkürenin yerçekimi haritasını üretme vazifesini iş takviminin 6 haftasında bitirdi. Fakat, 2012’ye kadar yerçekimi çalışmasını yürütecek ve bu doğrultuda daha hassas ölçümlere devam edecek.

*GOCE
İng. binäre optionen plus500 Gravity Field and Steady-state köp Viagra 200 mg på nätet Ocean nowości finansowe opcje binarne opinie Circulation استعراض أفضل الخيارات الثنائية إشارات Explorer
Tr. Yerçekimi Alanı ve Kararlı Okyanus Akımları Kâşifi

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Tortopoğlu, B. ve Güler, B., 2011. Dünya’nın Yamuk Yumuk Bir Şekli Var, yerbilimleri.com


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=V3WtRfMAR74

http://avlo.be/groteprijs/modules/mod_mh_ajax_popup/ option 24 Kaynakça
ESA, Earth’s gravity revealed in unprecedented detail, 10 Temmuz 2011 tarihinde ulaşıldı.
Redd, N., T., Best Gravity Map Yet Shows a Lumpy, Bumpy Earth, space.com, 10 Temmuz 2011 tarihinde ulaşıldı.