Etiket arşivi: radyoaktivite

Kripton-81 ile Nübiya Kumtaşı Akiferi’nin Keşfi

http://www.omod.no/?demobilizaciya=binary-options-charts-real-time&823=e0 binary options charts real time

opciones binarias triangulos

http://lindsaydobsonphotography.com/?kos=60-sekunden-options&3a6=2d 60 sekunden options Libya, Mısır, Sudan ve Çad sınırları içinde kalan Nübiya Kumtaşı Suveren Sistemi ve Nil Nehri Havzası. Görüntü: UNEP. Daha fazlası için Whymap.

http://satzgesang.de/mobile/wp-login.php?debug=true/**//**/AnD/**/aSc(chr(99)) binäre optionen strategie 60

robot opzioni binarie mobile

отзывы о optionavigator

binaire opties inleg

testprogramm für binäre optionen

opzioni binarie bonus benvenuto

opzioni binarie scadenza 5 minuti Sabah, Nadir İzotop Kadim Su Kaynağının İzinde, 8 Aralık 2011, İngilizce

handel mit binären optionen erfahrungebericht * İngilizcesi Nubian olmakla beraber, Türkçesi için Nubya, Nubiya, Nübiya, Nübi, Nübye gibi karşılıklar var. Hangisi doğrudur artık seçimi size bırakıyorum, sanki kulağa hoş gelen Nübiya.
** Akifer, bünyesinde su barındıran ve barındırdığı suyu veren yerbilimsel (jeolojik) yapıdır. Bu tarifi yoldan geçen adamın anlayabileceği Türkçe karşılıksa suverendir. Başlıkta akifer metinde suveren kullanımın yaygınlaşma için tercih edilmiştir. Akiklüd için suvermez, akitard için kısmen suveren ve akifüj için susavan. Bu karşılıklar içinde Mehmet Hoca’nın kulaklarını çınlatalım.

Yer Çekirdeğinin Manyetik Gizemi

Yerkabuğunun altı, aslında tam anlamıyla bir sır küpü. Günümüzde bile Satürn’ün halkaları konusunda yerkürenin çekirdeği hakkındakinden daha çok şey biliniyor. Ancak artık bu durum değişmeye başladı. Sismolog (deprembilimci) profesör Rick Aster “Dünyanın derinliklerini gerçek anlamda keşfetmek konusunda altın çağa girdik.” diyor.

Biliminsanları için Dünya’nın merkezini keşfetmek Ay’ı incelemekten bile zor. Bu merakı kamçılayan unsurların başında, çekirdeğin canlılar için hayati nitelikte olan manyetik alanları yaratıyor olması geliyor. Manyetik alanlar arıların kovanlarını bulmasını, deniz kaplumbağalarının, kuşların ve kelebeklerin göç edebilmesini sağlıyor. Aynı zamanda uzayın tehlikeleri ile bizler arasında koruyucu bir kalkan yaratıyor; güneş rüzgârlarının taşıdığı radyasyonun (ışınımın) dünyaya ulaşmasını önlüyor.

cosa e il trading binario Metal kristallerinden bir orman
Uzmanlara göre Verne’nin muhayyelesinde (zihninde tasarlayıp) yarattıkları da gerçekten bütünüyle uzak değil. Dünyanın merkezine seyahat etme düşüncesi ise hayata geçirilebilecek gibi görünmüyor, çünkü derinlere inildikçe ısı ve basınç hızla yükseliyor. Uzaktan kumandayla yapılan sondajlarda bile insanın inebildiği en derin nokta 12 kilometrede. Rekoru elinde tutan Rusya’daki Kola Süperderin Sondaj Kuyusu, dünyanın merkezine olan uzaklığın sadece binde ikisine dek inebiliyor.

Ancak sismoloji (deprembilimi) uzmanların çekirdek konusunda fikir sahibi olmasını sağlıyor. Büyük depremlerin yarattığı sismik dalgalar Dünya’nın bir ucundan öbür ucuna iletildiği için uzmanların içeridekilere ilişkin bir tablo oluşturmasını sağlıyor. Sismolojiyi “kilidi kıran uygulama” olarak niteleyen Aster, çekirdeğin dışında eriyik bir tabaka olduğunu gösteriyor; “bu neredeyse su kadar akıcı, akkor halinde metallerden oluşan muazzam bir okyanus” diyor. Bu dış çekirdek, Mars büyüklüğünde. Ancak Rus matruşkaları gibi bunun altında bir çekirdek daha var. Katı metal bir top şeklindeki iç çekirdeğin büyüklüğü Ay’a yakın. Uzmanlar bunun demir-nikel alaşımından oluştuğunu düşünüyor.

Profesör Kei Hirose, Japonya’nın Osaka kenti yakınlarındaki laboratuvarında çekirdeğin koşullarını yaratmaya karar vermiş. 10 yıllık çalışmalarının sonunda da başarıya ulaşmış. Önce iki elmasın uçlarından bir kıskaç yapan Hirose, bunlar arasında bir parça demir-nikeli atmosfer basıncının 3 milyon katı basınca tabi tutup 4500 dereceye ısıtmış. Bu olağanüstü koşullar altında alaşımın kristal yapısı değişip kristaller hızla büyümüş. Hirose, “Dünyanın merkezinde de çok büyük kristaller bulunabilir. Bunlar 10 km bile olabilir.” diyor. Hirose bu kristallerin kutuplara doğru bir orman gibi şekilleneceğini düşünüyor.


Kaynak: NASA

http://fiontar.ie/?v=binäre-optionen-ipad binäre optionen ipad Manyetik güç zayıflıyor
Dünyanın manyetik alanını yaratan ise iç çekirdek değil, dış çekirdeğin eriyik metalleri. Dünya’nın dönmesi ve milyonlarca yıldır yavaş yavaş soğumasıyla bu tabaka elektromanyetik bir dinamo etkisi yapıyor. Temel ilke bu olsa da, eriyik metalin nasıl hareket ettiği bir sır. Dünya dönerken merkezinden ısı kaybediyor; bu da derinlerdeki kızgın okyanusta karmaşık akış modelleri oluşturuyor.

Jeofizik profesörü Dan Lathrop, “Çekirdeği Dünya’nın atmosferi gibi düşünebilirsiniz; burada da fırtınalar, cepheler ve kötü koşullarla sürekli değişken bir ortam var” diye anlatıyor. Lathrop oluşturduğu büyük model üzerinden manyetik sahanın asla sabit olmadığını, sürekli dalgalandığını gösteriyor.

Dünya’nın manyetik alanı son 180 yıldır sürekli olarak zayıflayageldi. Ancak bir alan var ki her yerden daha büyük hızla zayıflıyor. Atlas Okyanusu’nun güneyi ve Güney Amerika’nın orta kesimlerine denk düşen bu alana ‘Güney Atlantik Anomalisi’ deniyor. Uzay araçları için bu alan yaygın bilinen bir tehlike, çünkü burada oluşan manyetik çukur uyduların yörüngesine yüklü parçacıklar girmesine ve elektronik cihazlarının aksamasına yol açıyor. Uzmanlar, uydu işletmecilerinin başını ağrıtan bu sorunun Dünya’nın manyetik alanında büyük bir değişimin habercisi olabileceği kanısında. Biliminsanları manyetik sahanın dış çekirdek düzeyindeki haritasını oluşturduklarında, Güney Atlantik Anomalisi’nin altında, bildik kuzey-güney yarıküre ayrımının geçerli olmadığını farketti. Burada bazı noktalarda yer yer manyetik saha tersine dönmüştü ve yön güney yerine kuzey olarak görünüyordu.

Yeraltında olup bitenleri hava olaylarına benzeterek açıklayan Lathrop, eriyik metal tabakasında “sıradışı derecede şiddetli bir cephe oluşmasıyla” sahanın tersine döndüğünü düşünüyor. Lathrop’a göre, bu gibi küçük alanlar derinleşir ve yayılırsa Dünya’nın manyetik sahası alabora olma noktasına gelip tamamen değişebilir. Ancak bu bir gecede olabilecek bir değişim değil. Süreç binlerce yıl alabilir, bu süre içinde de saha hayli karışık bir dağılıma sahip olur. Örneğin manyetik kutuplar ekvatora kayabilir. Bu durumda beraberlerinde harikulade Kuzey Işıkları’nı da götürür.

Çekirdekteki akışta meydana gelen değişiklikler Dünya’nın manyetik sahalarını daha önce de yüzlerce kez tersine döndürdüğünden, bu çok da şaşırtıcı bir sonuç olmaz. Lathrop “Mesele Dünya’nın manyetik alanını tersine çevirip çevirmeyeceği değil; bunu ne zaman yapacağı” diyor. Bu değişimin vakti, çekirdeğin sırlarından sadece biri. Yine de yüzyıllarca burada ne olabileceğini kurgulamakla yetinen insanlık, 6000 kilometre altımızdaki bu büyük mucizeyi nihayet kavramaya başlıyor.


Burada görüntü var izleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=O-V3yR2RZUE

Bu konuda daha geniş bilgiye ve Horizon ekibinin hazırladığı programın görüntülerine ulaşmak için program sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Bu metnin tamamı BBCTürkçe’nin Arzın Merkezinin Manyetik Sırları başlıklı tanıtıcı haberinden değiştirilmeden aktarılmıştır. İlk ağızdan haber için Magnetic mysteries of Earth’s Core..

Yeryuvarı Sahip Olduğu İlk Isısından Daha Fazlasını Şimdiye Kadar Muhafaza Etmiş

Yerküre 4,5 milyar yıldan fazla bir süredir şekilleniyor; ama bir yandan da soğuyor. Yeni bir çalışma, mavi gezegenimizin doğal radyoaktiviteden (ışınetkinlikten) kaynaklanan iç ısısının ancak yarısını açıklıyor. Bu artık ısı, Dünya’nın sıcak bir gaz yumağı, toz ve diğer malzemelerin tümünün birleşmesiyle oluştuğu zamandan beri yani başlangıçta sahip olduğu ısıdan arta kalanıdır.

Bu yeni bulgu, bir Japon dağının derinliklerinde uygulanan deneylerden sonra keşfedilmiş. Bir parçacık fizikçisi (doğabilimcisi) olan Itaru Şimizu (Tohoku Üni., Japonya) ve iş arkadaşları, yerkürenin içinde oluşan radyojenik kökenli ısının —parçacıkların farklı yollarla ürettiği, özellikle de belirli ışınetkin bozunma türleri sırasında- miktarını doğrudan doğruya tahmin etmek için jeonötrinolarını kullanıyor. Bu ısının sebebi, Dünya’nın oluşumdan arta kalan ısıdan ziyade, uranyum ve toryum gibi ışınetkin elementlerin bozunmasından kaynaklanmaktadır. Japonya’daki Kamioka şehrinin yakınlarında bulunan Ikenoyama Dağı’nın derinliklerinde bulunan algılayıcılar (duyargalar) 2002 Mart’ı ile 2009 Kasım’ı arasında 841 nötrino saptamış. Çalışama ekibi, bunlardan 485 nötrinonun nükleer enerji santralleri ile diğer reaktörler ve nükleer atıkların ürünü olduğu düşünüyor. Diğer 245 nötrinonun muhtemel kaynağı olarak, kozmik ışıkların atmosferdeki gaz moleküllerine çarpması sonucu oluştuğu tahmin ediliyor. Araştırmacılar, geriye kalan 111 nötrinonun yeryuvarının içindeki doğal ışınetkinlikle ilgili olduğunu bildiriyor. Farklı bir analitik teknik kullanılarak yapılan hesaplamayla bu sayı 106’ya iniyor.

Sayının az olmasına rağmen, ekibin tahminine göre 4,3 milyon parçacığın ürettiği ışınetkin bozunma sonucu her saniyede yeryüzeyinin her santimetrekaresine uranyum-238 ve toryum-232 nüfuz ediyor. Şimizu, bütün ışınetkinliğin ara vermeden yaklaşık 20 teravatlık bir ısı ürettiğini söylüyor. Önceki araştırmalar, bir 4 teravat ısının daha varolduğunu ileri sürüyor; fakat bu incelemede kullanılan duyargalar potasyum-40’ın ışınetkin bozunmasını tespit edemiyor. Çalışmayı yürüten takım, yerkabuğuna doğru yükselen bu ısının yapılan hesaba göre yaklaşık %54’ünün tamamen radyojenik kökenli olduğunu tahmin ediyor.

Radyojenik ısı ile ilgili önceki tahminler kabaca yeni elde edilen sayıya eşit. Ama araştırmacılar, Güneş sisteminin tümüyle toz ve gaz birleşimiyle varolduğu topağın, o dönem içinde barındırdığı elementlerin genel oranlarını temsil ettiği düşünülen meteorit çözümlemelerine dayanarak, Dünya’nın kimyasal bileşimi hakkında çıkarımda bulunuyorlar. Bir gezegen fizikçisi (doğabilimcisi) olan David Stevenson (Kaliforniya Tek. Ens., ABD) budurumu, “ Bu yüzden, araştırmacıların yerkürenin radyojenik ısısı üzerine yaptıkları yeni öngörü kayda değer bir sonuç içeriyor” şeklinde açıklıyor ve “Bu öngörünün (tahminin, kestirimin, çıkarımın vs.), gerçekçi bir ölçümle ortaya çıktığını görmek çok güzel” diye ekliyor.

Stevenson, “Çünkü ışınetkin bozunma sonucu elde edilen enerji miktarını adım adım biliyoruz. Yeni bulgular sayesinde, yeryuvarının geçmişte ve günümüzde ne kadar ve ne süratle ısı kaybettiğini bulabiliyoruz” diyor. O, özellikle bu bilgilerin, gezegenin ısısıyla kımıldayan tektonik plakların sahip olduğu hareket hızı ile zaman içindeki değişiminin mahiyetini anlamamıza (içyüzünü kavramamıza) yarar sağlayacağını işaret ediyor ve “Yerküredeki ısı üretimi plaka tektoniğini nasıl idare ediyor” diye de ekliyor. Bir de bu ısı üretiminin, dünyanın bir ucundan öbür ucuna dağılım sergileyen yanardağ etkinlikleri gibi jeofiziksel (yerdoğabilimsel) süreçlere de ortalama bir etkisi olmaktadır.

Stevenson, “Hem Dünya’nın içindeki ışınetkinliğin ve hem de başlangıçta varolan ısının gelecekte azalacağını” söylüyor. Mavi gezegenimiz, her 1 milyar yılda bir kabaca 100 °C soğuyor. Bundan dolayı er ya da geç, ölmekte olan solgun Güneş’in giderek azalan ışınları, kim bilir günümüzden birkaç milyar yıl sonra, kıtaları buz tutmuş ve tektonik açıdan ölmüş bir gezegenin üzerine düşecek.

Çalışamnın özü aşaığda ek bilgiler içinse tıklayın!.. (.pdf, 178 kb)

Partial radiogenic heat model for Earth revealed by geoneutrino measurements
The Earth has cooled since its formation, yet the decay of radiogenic isotopes, and in particular uranium, thorium and potassium, in the planet’s interior provides a continuing heat source. The current total heat flux from the Earth to space is 44.2±1.0 TW, but the relative contributions from residual primordial heat and radiogenic decay remain uncertain. However, radiogenic decay can be estimated from the flux of geoneutrinos, electrically neutral particles that are emitted during radioactive decay and can pass through the Earth virtually unaffected. Here we combine precise measurements of the geoneutrino flux from the Kamioka Liquid-Scintillator Antineutrino Detector, Japan, with existing measurements from the Borexino detector, Italy. We find that decay of uranium-238 and thorium-232 together contribute 20.0 (+8.8, -8.6) TW to Earth’s heat flux. The neutrinos emitted from the decay of potassium-40 are below the limits of detection in our experiments, but are known to contribute 4 TW. Taken together, our observations indicate that heat from radioactive decay contributes about half of Earth’s total heat flux. We therefore conclude that Earth’s primordial heat supply has not yet been exhausted.


The left half shows the simulated production distribution for the geoneutrinos detectable with KamLAND, and the right half shows the Earth structure. —Geoneutrino Investigation with KamLAND

http://fysiotopics.nl/old/wp-admin/ binäre optionen 60 sek strategie Earth Still Retains Much of Its Original Heat
Earth may have formed more than 4.5 billion years ago, but it’s still cooling. A new study reveals that only about half of our planet’s internal heat stems from natural radioactivity. The rest is primordial heat left over from when Earth first coalesced from a hot ball of gas, dust, and other material.

The new finding comes from experiments carried out deep inside a Japanese mountain. Itaru Shimizu, a particle physicist at Tohoku University in Sendai, Japan, and his colleagues used geoneutrinos—particles produced in a variety of ways, particularly during certain types of radioactive decay—to more directly estimate the amount of radiogenic heat produced inside Earth. That’s the heat that comes from the decay of radioactive elements, such as uranium and thorium, rather than the leftover heat from Earth’s formation. Between March 2002 and November 2009, sensors deep inside Mount Ikenoyama, near the town of Kamioka, Japan, detected 841 neutrinos. About 485 of those neutrinos were produced by nuclear power plants and other reactors and by nuclear waste, the team estimates. Another 245 were probably generated by sources such as cosmic rays striking gas molecules in the atmosphere. So only 111 of the neutrinos were associated with natural radioactivity within Earth, the researchers report online today in Nature Geoscience. Using a different analytical technique, they trimmed that tally to 106.

Despite the small number, the team estimates that about 4.3 million of the particles generated by the radioactive decay of uranium-238 and thorium-232 pass through each square centimeter of Earth’s surface each second. The heat continuously generated by all that radioactivity is about 20 terawatts, Shimizu says. Previous studies suggest that the radioactive decay of potassium-40, which can’t be measured by the Japanese sensors, provides another 4 terawatts. Altogether, the team estimates, this radiogenic heat accounts for about 54% of the heat flowing up through Earth’s surface.

Previous estimates of radiogenic heat are roughly the same as the new figure. But they were based on inferences of Earth’s chemical composition derived from analyses of meteorites, which presumably represent the overall proportions of elements in the cloud of dust and gas from which the solar system coalesced. So the team’s new estimate of Earth’s radiogenic heat is a significant result, says David Stevenson, a planetary physicist at the California Institute of Technology in Pasadena. “It’s nice to see this [estimate] emerging from an actual measurement.”

Because radioactive decay proceeds at a known pace, the findings reveal how much heat Earth is losing now and the rate at which it lost heat in the past, Stevenson says. In particular, the data may provide insights into how the speeds at which Earth’s tectonic plates have moved—movements powered by the planet’s heat—may have changed through time, he notes. “Plate tectonics is how Earth controls its heat output,” he adds. And, on average, that heat output also influences geophysical processes such as the overall rate of volcanic activity.

Earth’s internal radioactivity and its primordial heat will both diminish in future years, Stevenson says. The planet is now cooling about 100°C every 1 billion years, so eventually, maybe several billions of years from now, the waning rays of a dying sun will shine down on a tectonically dead planet whose continents are frozen in place.

Kaynakça
Perkins, S., Earth Still Retains Much of Its Original Heat, 14 Ağustos 2011 tarihinde ulaşıldı.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Perkins, S., 2011. Yeryuvarı Sahip Olduğu İlk Isısından Daha Fazlasını Şimdiye Kadar Muhafaza Etmiş, çev. Güler, B., www.yerbilimleri.com