Etiket arşivi: metan

ABD’deki Doğal Sızıntıyla Yanan Ateşin Kökeni Şeyl Gazı

youtube binäre optionen strategie

purchase cheap online Lisinopril

isotretinoin online pharmacy

http://gokombucha.co.uk/?gclid=COLBz9iy5M4CFYccGwodYnoG1A binäre optionen demokonto online

indicador para opciones binarias Chestnut Ridge Park’ındaki alev (üstte) ve Cook Forest State Park’taki alev (altta).

köp Viagra online billigt

Ateş, metan gazını karbondioksite çeviriyor. Karbondioksit, metana kıyasla atmosferde 20 kat daha az ısı hapsediyor. Ancak, sonsuz ateş oluşturulabilecek kaynakların son derece az olduğu düşünülüyor. Gaz, metan yiyen bakterilerin gazı karbondioksite çevirdiği çatlaklardan yüzeye ulaşıyor veya gazın alev almasına imkan vermeyen açıklıklardan yüzeye varıyor.

Natural seepage of shale gas and the origin of “eternal flames” in the Northern Appalachian Basin, USA
Natural hydrocarbon gas seeps are surface expressions of Petroleum Seepage Systems, whereby gas is ascending through faults from pressurized reservoirs that are typically associated with sandstones or limestones. A spectacular “eternal flame” in western New York State marks a gas macroseep of dominantly thermogenic origin emanating directly from deep shale source rocks, which makes this a rare case in contrast to most Petroleum Seepage Systems where gas derives from conventional reservoirs.

The main flaming seep releases about 1 kg of methane per day and may feature the highest ethane and propane (C2 + C3) concentration ever reported for a natural gas seep (∼35 vol. %). The same gas is also released to the atmosphere through nearby invisible and diffuse seepages from the ground. The synopsis of our data with available gas-geochemical data of reservoir gases in the region and the stratigraphy of underlying shales suggests that the thermogenic gas originates from Upper Devonian shales without intermediation of a conventional reservoir. A similar investigation on a second “eternal flame” in Pennsylvania suggests that gas is migrating from a conventional sandstone pool and that the seep is probably not natural but results from an undocumented and abandoned gas or oil well. The large flux of the emitted shale gas in New York State implies the existence of a pressurized gas pool at depth. Tectonically fractured shales seem to express “naturally fracked” characteristics and may provide convenient targets for hydrocarbon exploration. Gas production from “tectonically fracked” systems might not require extensive artificial fracking.

أطروحة بيان سبيل المثال مقال Ayrıntılar
NTVMSNBC, ‘Sonsuz Ateş Şelalesi’nin sırrı çözüldü, 25 Haziran 2013
Indiana Üniversitesi, Geologists study mystery of ‘eternal flames’, 25 Haziran 2013

Kuzey Kutbundaki Metan Salınımı Buzulları Eritiyor

Biliminsanları Kuzey Kutbu’nda binlerce yıl biriken metan gazının (CH4) fokurdayarak atmosfere karıştığı pek çok yer keşfetti. Buzların altında hapis kalan metan, bunların erimeye başlamasıyla ortaya çıkmaya başladı. Nature Geoscience Dergisi’nde makaleleri yayınlanan (öz aşağıda) araştırmacılar, çok eski zamanlardan kalma bu gazın atmosfere karışmasının iklim değişimine etkisinin büyük olabileceğini belirtiyor.

Geologic methane seeps along boundaries of Arctic permafrost thaw and melting glaciers
Methane, a potent greenhouse gas, accumulates in subsurface hydrocarbon reservoirs, such as coal beds and natural gas deposits. In the Arctic, permafrost and glaciers form a ‘cryosphere cap’ that traps gas leaking from these reservoirs, restricting flow to the atmosphere. With a carbon store of over 1,200 Pg, the Arctic geologic methane reservoir is large when compared with the global atmospheric methane pool of around 5 Pg. As such, the Earth’s climate is sensitive to the escape of even a small fraction of this methane. Here, we document the release of 14C-depleted methane to the atmosphere from abundant gas seeps concentrated along boundaries of permafrost thaw and receding glaciers in Alaska and Greenland, using aerial and ground surface survey data and in situ measurements of methane isotopes and flux. We mapped over 150,000 seeps, which we identified as bubble-induced open holes in lake ice. These seeps were characterized by anomalously high methane fluxes, and in Alaska by ancient radiocarbon ages and stable isotope values that matched those of coal bed and thermogenic methane accumulations. Younger seeps in Greenland were associated with zones of ice-sheet retreat since the Little Ice Age. Our findings imply that in a warming climate, disintegration of permafrost, glaciers and parts of the polar ice sheets could facilitate the transient expulsion of 14C-depleted methane trapped by the cryosphere cap.

Karbondioksitten sonra en önemli sera gazı olan metanın seviyeleri, istikrarlı bir dönemden sonra, son zamanlarda yeniden yükselmeye başladı. Metan, doğal ve suni yöntemlerle havaya karışabiliyor. trading in opzioni americane Çöplükler ve çiftlik hayvanları bu gazın kaynakları arasında. Metanın hangi kaynaktan geldiğini takip etmek oldukça zor.

Ancak Kuzey Kutbu üzerine araştırmalar yapan bir ekip, uzun süre saklanmış metanı, moleküllerdeki değişik karbon izotoplarının oranı sayesinde keşfetti. Katey Walter Anthony (Fairbanks Alaska Üniversitesi) başkanlığındaki ekip, hava ve karadan yapılan araştırmalar aracılığıyla, Alaska ve Grönland’daki buz örtüsünün etrafındaki göllerde 150.000 civarında metan kaçağı buldu.

Bölgeden alınan örnekler, bu kaçaklardan bazılarının göllerin altındaki kömür veya doğalgaz yataklarından kaynaklanan eski zamanlardan kalma metan gazı salımı olabileceğine işaret ediyor. Diğerlerinin de daha yakın dönemde göllerdeki bitkilerin ölüp, çürümesi yoluyla oluşan metan gazı olduğu düşünülüyor. Araştırmacılar, göllerdeki bu kriyosfer* sızıntılarının çoğunun tiyalin (permofrost) çözülme sınırları ve çekilen buzulların moren ve fiyortları boyunca gözlemlendiğini belirtiyor. Uzun süre hapsedilmiş karbonu açığa çıkaran unsurun da, Kuzey Kutbu’ndaki ısınma olduğunun altını çiziyorlar.


The effect on lake ice formation of subcap and superficial seeps. a–c, Photographs showing examples of the largest superficial seeps (a) and small (b) and large (c) subcap macroseeps. Even the strongest superficial seeps are ice-covered in late winter. Further, ebullition does not occur simultaneously among superficial seeps (a). In contrast, bubbles breaking the surface of all open holes indicate high, simultaneous ebullition among subcap seeps (b). d, Clustering of subcap seeps is apparent in the aerial photograph. Photographs were taken near Fairbanks, interior Alaska (a), Cook Inlet, southcentral Alaska (b) and Atqasuk, northern Alaska (c,d) one, eight and three weeks, respectively, following freeze-up. Figure: NGeo

Araştırmacılara göre, tiyal ve buz tabakası veya buzulla kaplı doğalgaz zengini tortul havzalarda benzer gelişmelerin olması durumunda, metan gazı çok kuvvetli bir oranda yükselebilir. Bunun da iklim ısınması üzerinde geri besleme etkisi olacak. Araştırmacılar, zengin doğalgaz kaynaklarına sahip ve kısmen ince bir tiyal tabakasıyla kaplı olan, Batı Sibirya’nın kuzey kesiminin bu tür bir gelişmeye sahne olabileceği kanısında. Bu bölgedeki ince tiyal tabakasının 2100 yılına kadar önemli ölçüde erimesi bekleniyor. Kuzey Kutbu’ndaki metan sızıntısının miktarının belirlenmesi için yoğun çalışmalar yapılıyor. Bunun için pek çok ülke bölgede kara ve deniz ekipleri görevlendirmekte.

Bölgedeki tiyal tabakasının içinde ve altında, deniz yatağının üstünde ve altında, ve ayrıca son araştırmalara göre jeolojik (yerbilimsel) tabakalarda metan gazı rezervleri bulunmakta. Konu üzerinde araştırma yapan bir başka bilim adamı olan Euan Nisbet (Londra Üniversitesi), Kuzey Kutbu’nun gezegenin en hızlı ısınan bölgesi olduğunu ve bu bölgede sızıntıların artabileceği bir çok metan yatağı bulunduğunu belirtiyor. Nisbet, “Bu, küresel ısınmanın ısınmayı daha da arttırdığı, ciddi endişe duyulması gereken olayların yeni bir örneği” diyor.

الخيارات الثنائية تجريبي الروبوت Bu geri beslemenin ne kadar ciddi veya ne kadar acil bir tehdit olduğu ise tartışmalı bir konu. Bir grup biliminsanı bu olayın etkilerinin on yıllar boyunca hissedilmeyeceğine inanırken, diğerleri ise bir anda ortaya çıkabilecek yüksek bir sızıntının sera etkisini hızlandırabileceğini belirtiyor.

http://swazilandforum.com/?n=cosa-sono-le-operazioni-binarie cosa sono le operazioni binarie Dipnot
* Kriyosfer, yeryüzündeki suyun katı halde bulunduğu yerleri yanımlar. Bunlar deniz buzulu, buzul gölü, buzul nehri, kar örtüsü, buzulları, buz örtüsü, buz tabakası ve donmuş zemini (kalıcı buz tabakası tiyal dâhil) şeklinde sıralanabilir.

guadagnae opzioni binarie Kaynakça
BBC, Kuzey Kutbu’nda metan sızıntısı, 27 Mayıs 2012

Donmuş Toprağın İçindeki Metan ve Karbondioksit Global Harareti Etkiler Mi?

Donmuş göldeki bir delikten bir kabarcık yükselip patladı. Bu kabarcığı bir yenisi, onu da bir başkası izledi. Buzlu suyun derinliklerinde bir kazan kaynıyormuş gibi görünüyordu. Her kabarcık bir miktar metan gazını (CH4) serbest bırakıyor. Gölün dibindeki çürüyen bitki çöküntülerinin ürettiği bu gazın sera etkisi büyük. Dipteki bitkiler en son 30.000 yıl önce gün ışığını görmüş, ardından bir derin dondurucuya hapsolmuştu. Ancak artık serbest kalıyorlar. Metan gazının serbest kalmasını inceleyen önde gelen biliminsanlarından Katey M. Walter Anthony, “Bu çok can alıcı bir konu” diyor. Birkaç dakika sonra buzun kenarından eğilerek suya bir şişe indiriyor ve gaz örneği alıyor. Yeryüzünü bekleyen akıbetle ilgili en büyük gizemlerden birini anlamaya uğraşan biliminsanları için küçük bir ipucu daha çıkarıyor.

Dünyanın kuzey bölgelerinin donmuş bir karbon deposu olduğu uzun süredir biliniyor. Bu karbonun kaynağı, buzlu topraklarda hapsolmuş yapraklar, kökler ve benzeri organik maddeler. Buzları çözülen bu karışım, metan ve karbondioksit (CO2) gibi ısıyı tutan ve gezegenin hararet yapmasına yol açan gazları ortaya çıkarıyor.

Son yıllarda ortaya çıkan ve büyük şaşkınlık yaratan gerçek ise, aşağılarda saklı olan organik çöküntülerin çokluğu. Permafrost (~kalıcı don, kalıcı buz, aslında donmuş toprağın alt katmanları) olarak bilinen donmuş topraklar kuzey yarıkürenin yaklaşık dörtte birini oluşturuyor. Ve yeni bir araştırmaya göre buradaki karbon miktarı tüm atmosferin iki katı kadar. Bu coğrafyanın büyük bir bölümünde ısı artıyor ve uzmanlar bunu esas olarak insan kaynaklı sera gazlarına bağlıyor. Fakat bu arada donmuş topraklar da ısınıyor. Bazı yerlerde bu topraklar çözülmeye başladı bile. Ve donmuş karbonun istikrarsızlaştığına dair belirtiler ortaya çıkıyor. Araştırmacı Kevin Schaefer (ABD Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi), “Buzluğunuzdaki sebzeye benziyor bu. Orada olduğu sürece bozulmayacağını bilirsiniz. Ama çıkarıp buzdolabına koyduğunuzda çözülecek ve eninde sonunda çürüyecektir” diyor. Topraktaki karbon atmosfere karışırsa gezegenin ısınması hızlanacaktır. Asıl kaygı verici olasılıksa, bu maddenin önemli bir bölümünün karbondioksit değil, metan olarak serbest kalması. Çünkü karbondioksit genelde organik maddelerin çözülmesiyle ortaya çıkarken, güneş ısısını çok etkili bir şekilde hapseden metan, çözülmenin göl ve sulak arazilerde gerçekleşmesiyle belirir.

ABD Enerji Bakanlığı ve Avrupa Birliği sorunun anlaşılmasına dönük projeler için destek verirken NASA’nın da benzer bir stratejisi var. Fakat araştırmacılar tahsis edilen para ve insan kaynağının risklere kıyasla çok yetersiz olduğuna dikkat çekiyor. Bilgisayarlarda yapılan ön analizler, Arktik ve yarı Arktik bölgelerden bir yılda sızabilecek karbonun bugün insan faaliyetlerinden kaynaklanan yıllık emisyonun yaklaşık % 15’ine ulaşabileceğini gösteriyor. Yakınlarda yapılan bir araştırmadaysa permafrost uzmanları, dünyanın hızla ısınması halinde donmuş topraklardan çıkacak gazların bugünkü emisyonun % 35’ini bulabileceğini hesaplıyor. Aynı uzmanlar, toplumların kendi emisyonlarını kısa sürede kontrol altına alması halinde donmuş topraklardan çıkan sera gazlarının çok daha düşük düzeyde, belki de insan kaynaklı emisyonların yüzde 10’una eşdeğer kalabileceğini aktarıyor. Dünya çapında sera gazlarını takip eden araştırmacı Josep G. Canadell, “Bugünkü emisyonların % 5 ile 10’u bile aslında çok büyük bir oran. Yüzde 30 ise facia boyutunda. Yüzlerce yıl sürecek kronik bir emisyon kaynağı demektir” diyor.

A. David McGuire (Alaska Üniversitesi), Kuzey Amerika’nın batısının ve doğu Sibirya’nın farklı bir jeolojiye sahip olduğunu ve orada bu yüzden bu kadar bitki çöküntüsünün buzlar içinde kaldığını belirtiyor. Bu bölgeler son buzul çağında buzullarla kaplı değil ama iklim yine de dondurucu ve fırtınalıydı. Toprağın ince üst tabakası yazları çözülüyor, yetişen otlar da karbondioksiti emiyordu. Sert kışlardaysa otların kökleri, yapraklar, hatta hayvan leşleri çürümeye başlamadan donuyordu. İşte bu donmuş toprak katmanları yıllarca birbirinin üstüne bindi. Buzul çağının doruğa ulaştığı 20.000 yıl önce ABD’nin güneyindeki eyaletlerde bile toprak donmuştu. Bazıları bu gerçeğe dikkat çekmeyi seviyor ve donmuş toprağın mevcut erimesini buzul çağının son evresi olarak yorumluyor. Fakat biliminsanlarının geneli bu teze karşı. Onlara göre iklim son 10.000 yıldır gayet istikrarlı. Şimdiyse, insanların muazzam miktarda fosil yakıt (yani karbon) tüketmesiyle yeryüzünde sıcaklık artıyor ve Arktik bölge iki kat daha hızlı ısınıyor. Biliminsanlarına göre donmuş topraklar bu yüzden bir tehdit oluşturuyor.


Büyütmek için tıkla! Permafrost. Asıl Kaynaklar: National Snow and Ice Data Center, BioScience, National Research Council Canada ve NASA.

Toprağın çözülmesi özellikle don bölgesinin güney sınırlarında dikkat çekici. Orta Alaska’nın büyük bir bölümü de dâhil, geniş alanlardaki topraklar sıfır derecenin hemen altında seyrediyor ve bu gidişle 2020’lerde çözülmeye başlayabilir. Biliminsanlarının tarih öncesi karbon stoklarına ait daha iyi verilere ihtiyacı var. 2009’da araştırmacı Charles Tarnocai, kutup bölgesinde 1,5 trilyon ton kadar karbon bulunduğunu ve bunun % 88 civarının donmuş toprakta hapsolduğunu hesaplamıştı.

Biliminsanı Philippe Ciais de, önceki hesaplamaların revize edilen sonuçları karşısında “dehşete düştüğünü” dile getirmişti. “Isınan bir dünyada bakteriler topraktaki organik maddeleri daha hızlı çürüterek karbondioksiti serbest bırakacaksa” diye yazmıştı, “bu pozitif bir geribesleme döngüsü yaratacak ve küresel ısınmayı hızlandıracaktır”.

Donmuş topraklar çözülmeye başladığında bazen yüzey çöker ve termokarst denen çukur alanlar oluşur. Burada meydana gelebilecek göllerin koyu renkli yüzeyleri güneş ısısını daha fazla tutarak toprağın çözülmesini hızlandırır. Termokarst alanlarının yakınlarında ağaçlar sık sık tuhaf bir açıyla, hatta “sarhoş ormanlar” dedirtecek şekilde, yan yatabilmekte. Bunun nedeni köklerinin yeraltındaki hızlı değişimlerden etkilenmesidir. Döngüye giren çözülmeyse giderek daha çok bitki çökeltisini serbest bırakır. Guido Grosse (Alaska Üniversitesi), “Termokarst faaliyetindeki artışın güçlü etkileri olmasını bekliyoruz” diyor.

Yangınlar da toprağın çözülmesini hızlandırabilecek bir başka etken. Liken, yosun ve narin bitkileriyle tundralar nemli ve yanması zor alanlardı. Fakat iklimin ısınması ve kurumasıyla buralarda da artık yangınlar görülüyor. 2007’deki bir yangın Alaska’da 1.035 kilometrekarelik bir tundra alanını etkilemişti. Göl çökeltilerine bakılırsa o bölgede en az 5.000 yıldır o çapta bir yangın çıkmamıştı. Biliminsanları bu yangınla toprağın üst katmanlarının çözüldüğünü, bunun da coğrafyada temelli değişiklikler yaratmış olabileceğini belirtiyor. Tundra yangınını araştıran Michelle C. Mack (Florida Üniversitesi), “Bana göre donmuş toprağı çözmenin ve atmosfere karbon salmanın en hızlı yolu yangınların sıklığını artırmaktır” diyor.

Fakat uzmanların henüz bilmediği başka etkenler de var ve onlardan bazıları bu süreci yavaşlatabilir. Örneğin, çözülmeyle ortaya çıkan besin Arktik bölgede gür bir yeşilliğe neden olursa bu bitkiler karbondioksitin bir bölümünü emebilir. Alaska’da saha çalışması yapan Edward A. Schuur, eski çağlardan beri toprakta depolanan karbonun serbest kalmasından endişe ediyor. Schuur, “Büyük bir değişimin başlangıcına tanık oluyoruz. Başladıktan sonra bu süreci bir anda sonlandırmamız mümkün olmayacak” diyor.

Dipnot: Yanlış hatırlamıyorsam, 62. Türkiye Jeoloji Kurultayı’nın açılış konuşması ve salon tıklım tıklım, Celâl Hoca’nın kulakları çınlasın, sunumunun başlığı Global Hararet’ti.. Hatta sunumdan bir anekdot aktarayım, soluk benizlinin soyunu kuruttuğu Kızılderililer var ya, işte onlarda özünde bir camış türü olan bufalo tüketimini abartmış, bu itlâf yüzünden hararet epey artmış.. Hey gidi metan, etan, propan; hey..

http://www.nc-mentor.com/?deltabank=bin%C3%A4re-optionen-predator&6bd=f0 binäre optionen predator Kaynakça
Sabah, Donmuş Toprakta Saklı Tehlikeler, 4 Ocak 2012, İngilizce

Kivu Gölü’nün Tabanında Biriken Gazların Oluşturduğu Tehlike

Tabanında birikmekte olan tehlikeli miktarlardaki karbondioksit ve metan gazları Ruanda ve Kongo sınırında yer alan Kivu Gölü’nü saatli bombaya çeviriyor. Bilim insanları gölün tabanında biriken bu uçucu karışımın ne zaman patlayabileceğini kestiremiyorlar, hiçbir uyarıda bulunmadan yarın patlayabileceği gibi bir bin yıl boyunca sessiz de kalabileceğini söylüyorlar. Volkanların (yanardağların) ve depremlerin etkilerine açık bir alandaki göldeki olası bir patlama, gölün çevresinde yaşayan ve çoğu mülteci olan 2 milyon insanı tehdit ediyor.

Çoğu bilim insanı gölün oldukça kararlı bir durumda olduğu görüşünde olsa da, bulunduğu bölgenin depremlere açık ve volkanik olarak etkin olması şüphelere neden oluyor. Bu yüzden bilim insanları volkanbilim (yanardağbilimi), tektonik ve limnoloji (gölbilimi) bilgilerini bir araya getirerek, bu konuyu derinlemesine inceliyor.

Kivu Gölü’üne benzeyen bilinen iki göl daha var: Kamerun’da yer alan Nyos ve Monoun Gölleri. Monoun Gölü, 1984 yılında saldığı karbondioksitle 37 kişinin ölümüne denden oldu. Nyos Gölü’yse, 1986 yılında büyük miktarlarda karbondioksit salarak yakınlarında yaşayan 1700 insanın boğularak ölmesine neden oldu.

Kivu Gölü’nün en büyük sorunlarından birisi ‘nefes almaması’. Tropikal iklimin de yardımıyla gölün katmanları durağanlaşıyor; karışmıyorlar, yer değiştirmiyorlar. Oysa daha soğuk iklimlerde göl suları alt ve üst tabakalar arasında dolaşır, buradakine benzer bir gaz birikmesi gerçekleşmez. Kivu’yu hem ılıman hem de tropikal iklimlerde yer alan göllerden ayıran bir diğer özellik de sıcak tuz kaynakları. Yer altı suları lava çatlaklarının ve küllerin arasından süzülerek bu kaynakları oluşturuyor ve gölü iyice durağanlaştırıyorlar. Düzenlenecek çalıştayda, sıcak tuz kaynaklarının göle etkisinin farklılaşan iklimle ve volkanik etkinliğin nasıl değişeceği tartışılacak.

Araştırmacılar, Kivu Gölü’nün taban katmanında çözülmüş halde duran bu gaz karışımın karasızlaşıp bir tehdit oluşturmasını sağlayabilecek birkaç etmen sıralıyorlar. Olası bir deprem, volkanik bir patlama, toprak kayması ya da Ruandalıların ve Kongoluların gölden metan gazı çıkarma girişimleri. 2008’de göle yakın bir deprem meydana geldi ve 2002’de 18 kilometre uzağında bir volkanik patlama gerçekleşti. Her iki olay da bilim insanları korkuttu ancak gölde bir hareketlilik yaşanmadı.

Bilim insanları gölü bir şampanya şişesine benzetiyorlar. Taban tabakasının üzerindeki 300 metre derinliğindeki su, karbondioksit gazının dışarıya çıkmasını engelleyen bir tapa görevi görüyor. Tapanın basıncı yettiği sürece gaz suda çözünmüş halde bekleyecek. Tapayı kaldırırsanız oluşan baloncuklar oluşacak ve yüzeye ulaşacak. Araştırmacıların yanıtını aradıkları soruysa bu olayın ne kadar patlayıcı olabileceği.

Bu metin, ufak tefek ekleme ve çıkarma dışında tamamen Özden Hanoğlu’na aittir.


Kongo ve Ruanda sınırında bulunan Kivu Gölü’nün uydu görüntüsü. Credits: NASA.
Göl hakkında daha fazla bilgi için tıklayın!

الخيارات الثنائية الحمراء Volatile Gas Could Turn Rwandan Lake into a Freshwater Time Bomb
RIT professor organizes workshop in Rwanda to grapple with the problem of Lake Kivu

A dangerous level of carbon dioxide and methane gas haunts Lake Kivu, the freshwater lake system bordering Rwanda and the Republic of Congo.

Scientists can’t say for sure if the volatile mixture at the bottom of the lake will remain still for another 1,000 years or someday explode without warning. In a region prone to volcanic and seismic activity, the fragility of Lake Kivu is a serious matter. Compounding the precarious situation is the presence of approximately 2 million people, many of them refugees, living along the north end of the lake.

An international group of researchers will meet Jan. 13-15 in Gisenyi, Rwanda, to grapple with the problem of Lake Kivu. A grant from the National Science Foundation won by Rochester Institute of Technology will fund the travel and lodging for 18 scientists from the United States to attend the three-day workshop. Anthony Vodacek, conference organizer and associate professor at RIT’s Chester F. Carlson Center for Imaging Science, is working closely with the Rwandan Ministry of Education to organize the meeting.

“Rwandan universities suffered greatly in the 1994 genocide and there are few Rwandan scientists performing significant work on the lake or within the rift system,” Vodacek notes. “We will work with the government to identify interested researchers.”

Vodacek is convening the workshop with Cindy Ebinger, an expert in East African Rift tectonics at the University of Rochester, and Robert Hecky, an expert in limnology—the study of lake systems—at University of Minnesota-Duluth. Core samples Hecky took in the 1970s initially brought the safety of Lake Kivu under question.

Addressing the lake as a whole system is a new concept for the workshop participants, who will bring their expertise in volcanology, tectonics and limnology to the problem. Vodacek’s goal is to prioritize research activities and improve communication between the North American, European and African collaborators.

“Most scientists are fairly in agreement that the lake is pretty stable; it’s not as if its going to come bursting out tomorrow,” Vodacek says. “But in such a tectonically and volcanically active area, you can’t tell what’s going to happen.”

One of the problems with Lake Kivu is that the 1,600-foot deep lake never breathes. The tropical climate helps stagnate the layers of the lake, which never mix or turn over. In contrast, fluctuating temperatures in colder climates help circulate lake water and prevent gas build up. Lake Kivu is different from both temperate and other tropical lakes because warm saline springs, arising from ground water percolating through the hot fractured lava and ash, further stabilize the lake. Scientists at the workshop will consider how these spring inputs may vary over time under changing climates and volcanic activity.

A number of catalysts could destabilize the gas resting at the bottom of Lake Kivu. It could be an earthquake, a volcanic explosion, a landslide or even the methane mining that has recently united Rwandan and Congolese interests.

Close calls occurred in 2008 when an earthquake occurred near the lake and in 2002 when a volcanic eruption destroyed parts of Goma in the Democratic Republic of Congo, only 11 miles north of Lake Kivu. Although scientists were alarmed, neither event sufficiently disturbed the gas.

Vodacek likens the contained pressure in the lake to a bottle of carbonated soda or champagne. “In the lake, you have the carbon dioxide on the bottom and 300 meters of water on top of that, which is the cap,” he says. “That’s the pressure that holds it. The gas is dissolved in water.”

When the cap is removed, bubbles form and rise to the surface. More bubbles form and create a column that drags the water and the gas up to the surface in a chain reaction.

“The question is, and what’s really unknown, is how explosive is that?” Vodacek says.

Through his own research Vodacek plans to simulate the circulation of Lake Kivu. Modeling the circulation patterns above the layers of carbon dioxide and methane will help determine the energy required to disrupt the gas and cause Lake Kivu to explode.

Kaynakça
Gawlowicz, S., 2009. Volatile Gas Could Turn Rwandan Lake into a Freshwater Time Bomb, University News Services, Rochester Institute of Technology, University News Services, Rochester, New York, United States of America, http://www.rit.edu/news/?r=47155, accessed at Novermber 17th 2009.
Hanoğlu, Ö., 2009. Kivu Gölü, Bilim ve Teknoloji Haberleri, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Ankara, Türkiye, http://www.tubitak.gov.tr/home.do?ot=5&rt=1&sid=342&cid=16568, 17 Kasım 2009 tarihinde ulaşılmıştır.