Etiket arşivi: manyetik

Güneş’teki Garip Sükûnet: Üşüyenler, Isınanlar ve Bazı Soğuk Öngörüler

binära optioner lagligt Havaküre (atmosfer), suküre (hidrosfer), buzküre (kriyosfer), taşküre (litosfer) ve yaşamküreden (biyosfer) oluşan iklim sisteminin hem yapımcısı hem de yönetmeni olan güneşin, bir sebeple, bir süreliğine de olsa dünyamızı doğru dürüst ısıtamadığını düşünün… Sonuç mu? 1815 Nisan’ında Endonezya’daki Tambora Volkanı’nın patlaması ile yaklaşık 45 km yüksekliğe kadar püsküren 200 milyon tonun üzerindeki sülfür dioksit, güneş ışınımının yeryüzeyine ulaşmasını engelleyerek, 1816 yılının başta Batı Avrupa olmak üzere birçok yerde kayıtlara yazı olmayan yıl olarak geçmesine ve Haziran ayında bile yoğun kar yağışlarının görülmesine neden olmuştu. Benzer şekilde, güneş aktivitesinin düşük olduğu, yani güneşin iş yavaşlatma eylemi yapıp dünyaya gönderdiği enerjiyi azalttığı 17. yüzyılın ikinci yarısı, Batı Avrupa’da Küçük Buz Çağı olarak bilinen dönemin en soğuk zamanı sayılıyor. O dönemde ressamlar, durup dururken, donmuş kanalları, nehirleri, gölleri ve üzerlerinde kayan insanları tasvir etmeye başlamışlar. Volkan (yanardağ) patlamaları ve güneşin kendisindeki değişimler, dünyada yaşamın ilk izlerinin ortaya çıkışından günümüze dek iklimi kontrol eden en önemli doğal olaylar olarak biliniyor. Her ne kadar Sanayi Devrimi ile beraber dünyanın iklimini artık insanların değiştirdiği, kendi yapıp ettiklerimizin doğal değişkenliğe baskın çıktığı fikri ortaya atılmış ve buna birçok kanıt bulunmuş da olsa; güneş halen “durun bakalım” deyip, küresel ve bölgesel hava durumunu çeşitli zaman ölçeklerinde etkileyebilecek garip davranışlar sergileyebiliyor.

trading in virtuale Meşhur İngiliz yayın grubu Nature‘a bağlı Nature Geoscience dergisinde, Ekim ayı içerisinde yayımlanan bir makale, güneş kaynaklı doğal değişkenliğin dünyanın iklimi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu gözler önüne serdi. Makale, güneşten dünyaya gelen ışınımdaki (güneş radyasyonu) oynamaların Kuzey Yarımküre’nin kış iklimine olan muhtemel etkisini ele alıyor ve bugüne kadar bu konuda yapılan çalışmaların bir devamı niteliğinde. Önemi ise, yeni ve çok önemli gözlemleri temel alan bir çalışma olması. Ölçümünde birçok belirsizliğin var olageldiği güneş ışınımı, 2003′ün sonunda uzaya fırlatılan SORCE (Güneş Işınımı ve İklim Deneyi) uydusu ile daha önce ulaşılamamış bir hassasiyetle günümüze dek ölçüldü. Bu ölçümler, dünyanın yegâne ısı kaynağı olan bu devasa ateş topunun saçtığı enerjinin kısa kabul edilebilecek zaman dilimlerinde dahi önemli ölçüde değişebildiğini, kesin olarak gözler önüne serdi. Mesela, 23 numaralı güneş döngüsü minimuma doğru inişe geçtiğinde (bunun ne demek olduğunu bir sonraki paragrafta anlatacağız), dünyaya ulaşan güneş ışınımında çarpıcı bir azalma gözlenmiş – bu azalma, önceki çalışmalarda kestirim yoluyla hesaplanan değerlerin 4 ila 6 misli imiş! Makalenin yazarları, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’da son 2-3 yılda yaşanan şiddetli kışları örnek olarak sunarak, ışınımdaki bu kayda değer azalmanın, Kuzey Yarımküre’nin kış mevsimini bariz bir şekilde etkilediğini söylüyorlar. Bu etkinin nasıl oluştuğuna bakmadan önce, güneş lekesi ve güneş döngüsü gibi kavramları bir gözden geçirelim.

strategia vincente opzioni binarie 1 ora Güneş Döngüsü: Minimum’dan Maksimum’a…
Güneş etkinliğinin, tam adıyla söylersek güneşteki manyetik etkinliğin, minimumlarla maksimumlar arasında gidip gelen bir döngüsü var (Şekil 1). Güneşte en az patlamanın ve siyah lekenin gözlendiği, manyetik rüzgârın en zayıf, güneşten gelen ışınımın en güçsüz olduğu zamanlara güneş minimumu deniyor (Şekil 2). Aslında bu öyle ender görülen, sıradışı bir şey filan değil: Bir minimumdan diğerine aşağı yukarı 11 yıl kadar zaman ancak geçiyor ve bu 11 yıl “bir güneş döngüsü” olarak adlandırılıyor. Minimum dönemleri ne kadar uzun sürerse, tek tek döngülerin süresi de o kadar artmış oluyor ve minimum o kadar derin olmuş olmuyor. Sıradışı olanlar da bu derin minimumlar: Örneğin, 1645′ten 1710′e kadar o denli az güneş lekesi gözlenmiş ki, bu dönem bütünüyle bir minimum sayılmış: Maunder Minimumu. Güneş minimumlarının ağababası olan Maunder Minimumu süresince Avrupa’nın çok soğuk bir yer olduğu, kışların sık sık haddinden fazla sert geçtiği ve uzun sürdüğü, genelde donmayan göllerin, nehirlerin sık sık donduğu tarihsel kayıtlardan biliniyor.

Normal bir güneş döngüsünün 11 yıl civarındaki ömrünün ortalarına doğru da, lekelerin çok, ışınımın gani gani olduğu bir zaman dilimi var, o da o döngünün maksimumu olarak adlandırılıyor. Güneşteki garip siyah lekeler ilk kez Galileo zamanında keşfedilmiş, leke gözlemlerinin bir standarda bağlandığı 18. yüzyıl ortalarından itibaren meydana gelen güneş döngülerini ise günümüzde numaralarıyla anıyoruz (Şekil 1). 1 numaralı güneş döngüsü 1755′te başlamış, 1760′ta maksimuma ulaşmış ve 1766′da sona ermiş.


Şekil 1. Güneşteki leke sayısının 1 numaralı güneş döngüsünden itibaren günümüze kadarki seyri. Güneş döngüleri numaralanmış ve şeklin içinde gösterilmiştir. Tüm grafiklerde kullanılan güneş lekesi sayıları Brüksel Uluslararası Güneş Lekesi Sayısı veritabanından alınmıştır (http://sidc.oma.be/sunspot-data/).


Şekil 2. Güneşin maksimum (solda) ve minimum (sağda) etkinlik dönemlerindeki görüntüleri. Maksimumdaki siyah lekeler dikkat çekici. Soldaki görüntü 19 Temmuz 2000, sağdaki ise 18 Mart 2009 tarihlerine ait.

صور عليها كتابة Döngü 23 ve 24
23 numaralı döngü, 2000-2002 arasında maksimum yaptıktan sonra inişe geçmeye başladı (Şekil 3), güneş patlamaları durdu ve lekeler yavaş yavaş gözden kayboldu. 4 Ocak 2008′de bir açıklama yapan NASA, döngü 24′e ait ilk lekenin güneş üzerinde belirdiğini ve bu yeni döngünün esaslı manyetik fırtınalar, güneş patlamaları ve bir sürü siyah lekeye sahne olacak güçlü bir maksimuma doğru tırmanışa geçmesinin yakın olduğunu duyurdu. Fakat… Heyhat… Açıklamadan hemen sonra lekeler tekrar gözden kayboldu! 23 numaralı döngü, 12 yıl 7 aylık süresiyle zaten son 200 yılın en uzun güneş döngüsü olmuştu, ve şimdi 24. döngünün lekeleri de ortalıkta gözükmüyordu! 2008 ve 2009 yılları neredeyse hiç güneş lekesi gözlenmeden geçti, böylece güneş etkinliği diğer parametreler bakımından da son 100 yılın en düşük seviyesine gerilemiş oldu: Biricik yıldızımızın parlaklığı ve dolayısıyla yolladığı enerji azalmış, manyetik rüzgârı neredeyse durmuştu. Aynı dönemde, uzun yıllardır görülmeyen ve küresel ısınma neticesinde kaybolduğu iddia edilen soğuk ve karlı kışlar Avrupa’nın kuzeyine ve batısına bir hışımla geri döndü. Böylece biliminsanları, güneş etkinliği ve dünya iklimi arasındaki ilişkiyi yeni veriler aracılığıyla gözden geçirmek ve daha iyi anlamak için bulunmaz bir fırsat elde ettiler.


Şekil 3. Önümüzdeki 10 yıl için tahmini güneş lekesi sayısı. Büyütmek için tıklayın!

cual es la mejor pagina de opciones binarias Ineson ve arkadaşları: “Hafife alınmış, oysa etki o biçim”
İşte Sarah Ineson ve arkadaşları da bu ilişkinin ayrıntılarını ortaya koymaya çalışmışlar. SORCE uydusunun yaptığı -ilk paragrafta bahsettiğimiz- ölçümleri kullanarak, son 80 yılın güneş minimumları ve maksimumları arasındaki morötesi ışınım farklarını hesaplamışlar. Sonra bu farkları, atmosferin üst seviyelerini dahi ayrıntılarıyla simüle edebilen küresel ölçekli bir iklim modeline girdi olarak verip, atmosferin ana katmanlarındaki değişiklikleri incelemişler. Asıl amaç ise, simüle edilen bu değişiklikler ile Kuzey Yarımküre’nin kış mevsiminde, güneş ışınımının minimum ve maksimum dönemleri arasında ortaya çıkan farklılıkları göstermek. Güneş minimumu ve maksimumu arasındaki ışınım farkı geçmişte yeterince hassas ölçülemediği için, kestirilen ve hesaplanan farkların SORCE’un ölçtüklerinden çok daha küçük olduğunu söylemiştik. Bu yanlış kestirimlerin, geçmişteki model simülasyonlarına doğrudan bir etkisi vardı: girdi değerleri küçük olduğundan, modeller güneş minimum ve maksimumları arasında ortaya çıkacak iklim farklılıklarını ya çok az görüyor, ya da hiç göremiyordu. Ineson ve tayfasının modeli ise çok net görmüş, bakalım neler görmüş.

اعادة صياغة النص الانجليزي Tetiklenen Mekanizma: Arktik Salınım
Ineson ve arkadaşları, çalıştırdıkları iklim modelinin güneş ışınımındaki azalmaya verdiği cevabın, yani soğumanın, tropik bölgelerde, öncelikle üst stratosferde ve alt mezosferde gözlendiğini söylüyorlar. Bu iki tabaka, dünya atmosferinde hava olaylarının meydana geldiği troposfer adlı tabakanın üzerinde bulunuyor. Yazarlar, güneş minimumu dönemlerinde üst atmosferde görülen bu soğumanın tropikal bölgeler üzerinde yaklaşık 2 santigrat dereceye ulaştığını belirtiyorlar. Bunu takiben, tropik üst atmosferden başlayarak aşağı seviyelere ve kutuplar yönüne doğru yayılan, domino etkisine benzer bir atmosferik dolaşım anormalliği ortaya çıkıyor: Tropik atmosfer her yerden fazla soğuyunca, bu bölgelerle kutuplar arasındaki sıcaklık farkı azalıyor, ve bu sıcaklık farkından dolayı orta enlemlerde esen batı rüzgârları zayıflıyor. Batı rüzgârlarının zayıflamasıyla da kuzey kutbundaki stratosferik girdap (polar vortex) kendisini çevirecek enerjiden mahrum kalıyor. Böylece, normalde şiddetle dönen, kuzey kutup bölgesindeki soğuğu etrafına sararak aşağı enlemleri (mesela Avrupa’yı) bir nevi koruyup kollayan kutbi girdap, zayıflayarak görevini yapamaz hale geliyor.


Şekil 4. Güneş minimumu dönemlerinde tropikler üzerindeki soğumanın nasıl yayıldığını ve kuzey yarımküredeki atmosferik dolaşımı nasıl etkilediğini gösteren şema. Büyütmek için tıklayın!

Bu durum, Arktik Salınım’ın (Arctic Oscillation, AO) negatif fazı olarak adlandırılıyor. Hele ki AO aşırı biçimde negatif olmuşsa, kış soğukları Avrupa’nın kuzeyi ve ABD’nin doğusu gibi birtakım bölgelere yığılıyor, tabii böyle olunca Türkiye’ye kış pek gelmiyor (Şekil 4). Geride bıraktığımız üç kış mevsiminde televizyondan Avrupa’nın buz kesişini izlerken kombiyi çok da çalıştırmadığımızı hatırlayıp şaşırmamız bundan olabilir.


Şekil 5. Arktik Salınım’ın (AO) negatif ve pozitif fazlarında kuzey yarımkürenin kış mevsimini nasıl etkilediğini gösteren basitleştirilmiş şema. Büyütmek için tıklayın!

http://300seconds.co.uk/?sefer=nadex-opciones-binarias nadex opciones binarias Tek Mekanizma Arktik Salınım Mı?
Peki güneş etkinliğinde gelecekte de görülmesi muhtemel olan azalmalar, negatif AO yoluyla her zaman aynı bölgelerin soğumasını, diğer yerlerin ılık kalmasını mı sağlayacak? Ineson ve arkadaşları bu soruya “evet” cevabını veriyor ve modellemeye dayalı çalışmaları ilk bakışta epey ikna edici gözüküyor. Fakat, makalelerine birazcık daha eleştirel gözle baktığımızda, hem kendilerinin gösterdiği iklim verilerinden, hem de eskiiklim (paleoclimate) çalışmaları sonucu elde edilen ipuçlarından bunun her zaman böyle olmayabileceğini anlıyoruz.

Inesonlar’ın çalışması pek de uzun bir zaman dilimini kapsamayan (2003′ten bu yana) gözlemlere dayanıyor. Başlangıç koşulları değiştirilmiş (güneş minimumları ve maksimumları arasındaki morötesi ışınım farkları şeklinde) birçok model simülasyonlarının ışığı altında yukarıda bahsedilen sonuçlara ulaşılıyor. Ancak makalelerinde, uzun yıllar boyunca yapılan gözlemler ile model sonuçları arasında güçlü bir ilişki yokmuş gibi gözüküyor. Telif meselelerinden ötürü makaledeki şekilleri burada paylaşamıyoruz, ama tasvir ederek gözünüzün önüne getirmeye çalışacağız. Örneğin, güneş minimum ve maksimumları arasında ortaya çıkan sıcaklık farkı, gözlem verilerinde Doğu Akdeniz havzasının bir kısmıyla birlikte Türkiye’nin sadece batısında, o da en hafif haliyle bir ısınma şeklinde gözükürken, ülkemizin orta ve kuzeyinde hafif, doğusunda ise hafif-orta derecede soğuma göze çarpıyor. Ancak aynı fark, model simülasyonlarında tüm Türkiye’nin ısınması olarak ortaya çıkıyor. Bu uyuşmazlık başka bölgeler için de mevcut. Örneğin, güneş minimumları ve maksimumları arasındaki fark, gözlem verilerinde Sibirya civarında soğuma şeklinde ortaya çıkarken, model simülasyonları, bunun tam tersi olarak, aynı bölgede ısınma gösteriyor. Yani şunu söyleyebiliriz ki, Inesonlar, güneş minimumlarında ortaya çıkan durumu negatif AO’ya indirgeyerek olayı basitleştirmek için bayağı bir çaba sarfetmişler.

Oysa belli ki, güneş minimumu dönemlerinde illa ki negatif AO olacak diye bir kural yok. Bu zaten bizim Şekil 6′dan da anlaşılabiliyor. Ki derin güneş minimumlarında AO her zaman negatife bile meyletse, Maunder Minimumu gibi güneşin tabiri caizse söndüğü çok derin minimumlarda atmosferdeki sıcaklık düşüşü öylesine şiddetli olarak gerçekleşiyor olabilir ki, biz de soğumadan bir şekilde nasibimizi alıyor olabiliriz. Başka bir deyişle, büyük ölçekli soğuma, en derin güneş minimumu dönemlerinde, bizde negatif AO’nun etkisi ile gerçekleşen ısınmayı gölgede bırakıyor olabilir. Ozan Mert Göktürk ve arkadaşlarının Antalya’dan alınan bir mağara dikitinin analizi sonucu elde ettikleri ve birkaç ay içerisinde yayımlayacakları yeni veriler, 17. yüzyılın ikinci yarısında, yani Maunder Minimumu esnasında, Türkiye’nin güneyindeki kışların neredeyse sürekli olarak 20. yüzyıldaki en sert kışlar kadar sert olduğu yönünde bilgi veriyor. Tarihçi Sam White’ın Osmanlı’daki Celali İsyanları ile ilgili yapmış olduğu yine yeni ve olağanüstü kapsamlı araştırmalar da, toplum yapısında o dönemde ve öncesinde görülen bozulmanın kıtlığa yol açan şiddetli soğuklar ve kuraklıkla ilişkisini ikna edici biçimde ortaya seriyor. Inesonlar’ın hipotezine göre AO’nun hep negatif, dolayısıyla Türkiye’nin Akdeniz sahillerinin de normalden ılık ve nemli olması gereken bir dönem için bu yönde araştırma sonuçlarının var olması, güneş minimumlarıyla ilgili araştıracak daha birçok şeyin var olduğunu gösteriyor.


Şekil 6. Son 5 güneş döngüsü ve Arktik Salınım (AO). AO indeksi Amerikan Ulusal Atmosfer Araştırmaları Merkezi’nden alınmıştır (http://www.cgd.ucar.edu/cas/jhurrell/indices.html).

60 sekunden trades erfahrungen Döngü 24 ve Bundan Sonrası
Ineson ve arkadaşlarının bu çalışması, mevsimlik veya birkaç yıllık hava tahmini yönünden de ilgi çekici. En gelişmiş modellerle bile isabetli bir mevsimlik tahmin yapmak zorken, güneş ışınımındaki değişimleri takip ederek gelecek birkaç yılda kış mevsiminin nasıl olacağı hakkında bir şeyler söyleyebilmek oldukça heyecan verici. Inesonların çalışmasında kullandıkları hassas ölçümlü verilerin doğru olduğunu kabul edersek, ortaya çıkardıkları bu mekanizma ve buldukları sonuç ile Avrupa ve Türkiye’yi gelecek birkaç yılda nasıl kışların beklediğini pekâlâ söyleyebiliriz. Örneğin, güneş lekesi sayısı tahminleri, 2008-2010 yılları arasında dibe vurduğumuzu ve 2013 yılında zirve yapacak yeni bir güneş maksimumuna doğru yol almakta olduğumuzu gösteriyor (Şekil 3, döngü 24).

Inesonların analizine ve güneş lekelerindeki bu değişime göre, önümüzdeki birkaç yılda artacak güneş aktivitesi ile birlikte, son 2-3 yıldaki soğuk kışların aksine Batı Avrupa’da daha ılık ya da normaline yakın kışların görülme olasılığı artıyor. Değişecek hava akımları ile kutup soğuklarının belli bölgelere yığılmasından ziyade, ülkemiz civarlarına taşınımı da söz konusu olabilir. Bu durumda, son birkaç yılda özellikle İstanbul ve Türkiye’nin batısında göremediğimiz sert kışları tekrar yaşama ihtimali de artıyor. Ancak tabii ki iklim sisteminin diğer birçok faktörünün de kış mevsiminin nasıl olacağı konusunda belirleyici olduğunu, yani sadece güneş döngülerine bakarak kesin bir çıkarım yapmanın doğru olmayacağını da anımsamak gerekiyor. Şekil 6′da da gösterdiğimiz gibi Arktik Salınım (AO) indeksi ile güneş lekeleri arasında bire bir ilişki yok.

Güneş lekelerini kullanarak birkaç yıllık iklim tahmini yaparken dikkate alınması gereken bir başka nokta da, döngü 24’ün şu ana kadar, son 80 yılın en zayıf güneş döngüsü olarak gözükmesi. Inesonların çalışmasında, şiddetli güneş maksimumları ile zayıf güneş maksimumları arasındaki farkların etkileri de araştırılmış olsaydı, en azından gelecek birkaç yılın kışları hakkında daha detaylı yorumlar yapma şansımız olurdu.

Son olarak aklımıza gelen soru da şu: Eğer Maunder Minimumu benzeri çok derin güneş minimumları gelecekte de yaşanırsa, kışlar nasıl olacak? Yeni geride bıraktığımız derin güneş minimumunda, dünya atmosferi Maunder Minimumu gibi çok derin minimumlara kıyasla az soğumuş, ve bu soğuma sadece Batı Avrupa ve ABD’nin doğusu gibi yerlerde kendini göstermiş olabilir. Öte yandan Maunder Minimumu gibi 20. yüzyılda hiç görmediğimiz minimumların hem bizi hem de Avrupa’yı aynı anda buzhaneye çevirmiş olma ihtimali var. Ve şimdi tam üç bağımsız çalışma, 2022′de maksimum yapması beklenen Döngü 25′in yüzyıllardır görülmemiş zayıflıkta olabileceğini ve Maunder Minimumu’na benzer bir dönemin yaşanabileceğini söylüyor. Bakalım zaman ve güneş bize daha neler gösterecek.

“Güneş’teki Garip Sükunet: Üşüyenler, Isınanlar ve Bazı Soğuk Öngörüler” başlıklı metnin bütün hakları Ozan Mert Göktürk ve Deniz Bozkurt’a aittir. Yazı değiştirilmeden havadelisi.com‘dan alınmıştır.

Manyetik Bir Şölen: Aurora Borealis ya da Kuzey Işıkları

Güneşin ânı ânına uymaz fakat tüm sıcaklığıyla doğduğu an ikiye ayılır. Önce birçok rengin karışımı yani alaca bir karanlık olur, bu an tan veya fecirdir. Daha sonra bir aydınlık belirir, bu an şafaktır. Peşisıra meydana gelen bu iki olayın cereyan etmesi an meselesidir. İşte Aurora Borealis sözcüğünün, Aurora‘sı antik Roma döneminin şafak veya tan vakti tanrıçasının adından gelir. Boreas ise Yunanca veya Latince kuzey rüzgârı (yeli) anlamına gelir. Kuzey kutbunda meydana gelen Aurora Borealis’in güneyde de bir ikiz kardeşi vardır, Aurora Australis.. Tahmin edileceği gibi Australis aynı şeyin güneyde olduğunu belirtmek için kullanılmıştır.

İster kuzeyde ister güneyde olsun, kutup ışıklarının nasıl oluştuğunu anlamak için Oslo Üniversitesi Fizik Bölümü tarafından hazırlanan aşağıdaki görüntüyü izlemeniz yeterli.. Şiddetle tavsiye ederim derler ya, o cinsten..


This video explains how particles originating from deep inside the core of the sun creates northern lights, also called aurora borealis, on our planet. This video is produced by forskning.no in collaboration with the Department of Physics at the University of Oslo. Production, animation and music: Per Byhring – soundcloud.com/perbyhring, Script: Arnfinn Christensen, Scientific advisors: Jøran Moen, Hanne Sigrun Byhring and Pål Brekke, Video of the northern lights: arcticlightphoto.no, Video of coronal mass ejection: NASA. Video: The Aurora Borealis also mirror.

Alaska’da görev yapan biliminsanları, “Aurora Borealis” adıyla da bilinen Kuzey Işıkları’nı anlamak ve insanların yaşamı üzerinde etkilerini incelemek üzere kolları sıvadı. Kutuplarda kurulu özel bir merkezde görev yapan uzmanlar bu gizemli ışık fırtınalarını daha iyi anlamayı ve insan yaşamına etkilerini azaltabilmeyi umuyor.

Gökyüzünde tuhaf, değişik renklerde ışımalar halinde görülen Kuzey Işıkları dünyanın kutup bölgelerine pek çok turist çekiyor. Ancak bu ışımalar, bölgede yaşayanların hayatlarına etki edebiliyor, kuzey yarıkürede örneğin güç kaynaklarının azalmasına ya da uydu sistemlerinde arızalar yaşanmasına neden olabiliyor. Petrol boru hatlarında dahi aşınmalara yol açabiliyorlar. Bunlar aynı zamanda dünyanın çevresinde jeomanyetik alanda oluşan fırtınaların göze görünen şekli.

Kuzey Kutbu’nda yaşayan ilk insanlar, “Aurora Borealis”, yani Kuzey Işıkları’nın aslında gökyüzünde “danseden ruhlar” olduğuna inanıyorlardı. Bugün, bu ışımalara güneşten gelen ve kutuplardaki manyetik alanlara sürüklenen elektrik yüklü parçacıkların yol açtığı biliniyor. Büyükçe bir Aurora fırtınası, Kuzey yarıküre boyunca, güç kaynaklarını, uydu iletişim sistemlerini bozmaya yeterli. O nedenle Aurora’yı anlamak büyük önem taşıyor.


Talk about being in the right place at the right time! Most photographers would be happy photographing either the spectacular auroras or the the volcanic eruption in Mt. Hekla. Siggi got both. Yeah, some guys have all the luck. Photo: iww.is

Alaska’nın merkezinde bulunan Poker Flat Araştırma Merkezi, Aurora Borealis’in en iyi filme çekildiği yerlerin başında geliyor. Burası aynı zamanda dünyada bilimsel amaçlı roket fırlatma özelliğine sahip tek akademik merkez. 1969 yılından bu yana atmosferdeki etkileşimlerin anlaşılabilmesi, yeni perspektifler edinilebilmesi için bu merkezden yüzlerce roket fırlatıldı.

Dirk Lummerzheim 10 yıldır, Kuzey Işıkları’nı inceliyor. Lummerzheim proje kapsamında gelişmiş teknolojiyle havaya gönderilen ses roketlerinden gelen verileri birleştiriyor. Lummerzheim, üst atmosferin aurora ile nasıl harekete geçtiğini anlamaya çalıştıklarını belirtiyor.

Buna göre uzmanlar, Kuzey Işıkları’nın oluştuğu noktalara ölçüme uygun ses roketleri fırlatıyor. Bu roketler atmosferde yükselirken, bir tür duman bırakıyor, bu duman gelişmiş film malzemeleriyle kaydedilebiliyor. Araştırmacılar ardından bu duman izlerinin alçalma hızına, dolayısıyla geçtikleri noktalardaki rüzgar hızına bakabiliyor. Uzmanlar bu ölçümleri kullanarak jeomanyetik faaliyetleri daha iyi anlayabilmeyi ve nihayetinde oluşacakları zamanı daha iyi tahmin edebilmeyi ve etkilerinden korunabilmeyi umuyor.


Şartlara dayanabilirseniz, Kuzey Kutbu’nda kışı geçirmek, büyülü bir deneyim olabilir. Özellikle de başınızı göğe kaldırdığınızda dünyanın en güzel ışık gösterisine tanık oluyorsanız..

http://andymcgeeney.com/?post_type=product binära optioner test Kaynakça
BBCTürkçe, ‘Kuzey Işıkları’nın sırrı, 2 Aralık 2011, İngilizce
BBCTürkçe, Dünyanın en güzel ışık gösterisi, 5 Aralık 2011

Yer Çekirdeğinin Manyetik Gizemi

Depremler, volkanik püskürmeler ve Dünya’nın sürekli değişen manyetik alanları üzerinde yapılan gözlemler, uzmanların gezegenimizin merkezine yeni bir kapı açabilmesini sağladı. Jules Verne yüz yılı aşkın süre önce Arzın Merkezine Seyahat (Fr. Voyage au centre de la Terre) romanını yazdığında, ışıldayan kristaller ve çalkantılı bir deniz, tarih öncesinden kalma hayvanlar ve dev mantarlar bulunacağını tasavvur etmişti.

Yerkabuğunun altı, aslında tam anlamıyla bir sır küpü. Günümüzde bile Satürn’ün halkaları konusunda yerkürenin çekirdeği hakkındakinden daha çok şey biliniyor. Ancak artık bu durum değişmeye başladı. Sismolog (deprembilimci) profesör Rick Aster “Dünyanın derinliklerini gerçek anlamda keşfetmek konusunda altın çağa girdik.” diyor.

Biliminsanları için Dünya’nın merkezini keşfetmek Ay’ı incelemekten bile zor. Bu merakı kamçılayan unsurların başında, çekirdeğin canlılar için hayati nitelikte olan manyetik alanları yaratıyor olması geliyor. Manyetik alanlar arıların kovanlarını bulmasını, deniz kaplumbağalarının, kuşların ve kelebeklerin göç edebilmesini sağlıyor. Aynı zamanda uzayın tehlikeleri ile bizler arasında koruyucu bir kalkan yaratıyor; güneş rüzgârlarının taşıdığı radyasyonun (ışınımın) dünyaya ulaşmasını önlüyor.

billig Strattera Metal kristallerinden bir orman
Uzmanlara göre Verne’nin muhayyelesinde (zihninde tasarlayıp) yarattıkları da gerçekten bütünüyle uzak değil. Dünyanın merkezine seyahat etme düşüncesi ise hayata geçirilebilecek gibi görünmüyor, çünkü derinlere inildikçe ısı ve basınç hızla yükseliyor. Uzaktan kumandayla yapılan sondajlarda bile insanın inebildiği en derin nokta 12 kilometrede. Rekoru elinde tutan Rusya’daki Kola Süperderin Sondaj Kuyusu, dünyanın merkezine olan uzaklığın sadece binde ikisine dek inebiliyor.

Ancak sismoloji (deprembilimi) uzmanların çekirdek konusunda fikir sahibi olmasını sağlıyor. Büyük depremlerin yarattığı sismik dalgalar Dünya’nın bir ucundan öbür ucuna iletildiği için uzmanların içeridekilere ilişkin bir tablo oluşturmasını sağlıyor. Sismolojiyi “kilidi kıran uygulama” olarak niteleyen Aster, çekirdeğin dışında eriyik bir tabaka olduğunu gösteriyor; “bu neredeyse su kadar akıcı, akkor halinde metallerden oluşan muazzam bir okyanus” diyor. Bu dış çekirdek, Mars büyüklüğünde. Ancak Rus matruşkaları gibi bunun altında bir çekirdek daha var. Katı metal bir top şeklindeki iç çekirdeğin büyüklüğü Ay’a yakın. Uzmanlar bunun demir-nikel alaşımından oluştuğunu düşünüyor.

Profesör Kei Hirose, Japonya’nın Osaka kenti yakınlarındaki laboratuvarında çekirdeğin koşullarını yaratmaya karar vermiş. 10 yıllık çalışmalarının sonunda da başarıya ulaşmış. Önce iki elmasın uçlarından bir kıskaç yapan Hirose, bunlar arasında bir parça demir-nikeli atmosfer basıncının 3 milyon katı basınca tabi tutup 4500 dereceye ısıtmış. Bu olağanüstü koşullar altında alaşımın kristal yapısı değişip kristaller hızla büyümüş. Hirose, “Dünyanın merkezinde de çok büyük kristaller bulunabilir. Bunlar 10 km bile olabilir.” diyor. Hirose bu kristallerin kutuplara doğru bir orman gibi şekilleneceğini düşünüyor.


Kaynak: NASA

http://jaholtom.com/?binarit=www-optionrally-com-login&95f=b8 www optionrally com login Manyetik güç zayıflıyor
Dünyanın manyetik alanını yaratan ise iç çekirdek değil, dış çekirdeğin eriyik metalleri. Dünya’nın dönmesi ve milyonlarca yıldır yavaş yavaş soğumasıyla bu tabaka elektromanyetik bir dinamo etkisi yapıyor. Temel ilke bu olsa da, eriyik metalin nasıl hareket ettiği bir sır. Dünya dönerken merkezinden ısı kaybediyor; bu da derinlerdeki kızgın okyanusta karmaşık akış modelleri oluşturuyor.

Jeofizik profesörü Dan Lathrop, “Çekirdeği Dünya’nın atmosferi gibi düşünebilirsiniz; burada da fırtınalar, cepheler ve kötü koşullarla sürekli değişken bir ortam var” diye anlatıyor. Lathrop oluşturduğu büyük model üzerinden manyetik sahanın asla sabit olmadığını, sürekli dalgalandığını gösteriyor.

Dünya’nın manyetik alanı son 180 yıldır sürekli olarak zayıflayageldi. Ancak bir alan var ki her yerden daha büyük hızla zayıflıyor. Atlas Okyanusu’nun güneyi ve Güney Amerika’nın orta kesimlerine denk düşen bu alana ‘Güney Atlantik Anomalisi’ deniyor. Uzay araçları için bu alan yaygın bilinen bir tehlike, çünkü burada oluşan manyetik çukur uyduların yörüngesine yüklü parçacıklar girmesine ve elektronik cihazlarının aksamasına yol açıyor. Uzmanlar, uydu işletmecilerinin başını ağrıtan bu sorunun Dünya’nın manyetik alanında büyük bir değişimin habercisi olabileceği kanısında. Biliminsanları manyetik sahanın dış çekirdek düzeyindeki haritasını oluşturduklarında, Güney Atlantik Anomalisi’nin altında, bildik kuzey-güney yarıküre ayrımının geçerli olmadığını farketti. Burada bazı noktalarda yer yer manyetik saha tersine dönmüştü ve yön güney yerine kuzey olarak görünüyordu.

Yeraltında olup bitenleri hava olaylarına benzeterek açıklayan Lathrop, eriyik metal tabakasında “sıradışı derecede şiddetli bir cephe oluşmasıyla” sahanın tersine döndüğünü düşünüyor. Lathrop’a göre, bu gibi küçük alanlar derinleşir ve yayılırsa Dünya’nın manyetik sahası alabora olma noktasına gelip tamamen değişebilir. Ancak bu bir gecede olabilecek bir değişim değil. Süreç binlerce yıl alabilir, bu süre içinde de saha hayli karışık bir dağılıma sahip olur. Örneğin manyetik kutuplar ekvatora kayabilir. Bu durumda beraberlerinde harikulade Kuzey Işıkları’nı da götürür.

Çekirdekteki akışta meydana gelen değişiklikler Dünya’nın manyetik sahalarını daha önce de yüzlerce kez tersine döndürdüğünden, bu çok da şaşırtıcı bir sonuç olmaz. Lathrop “Mesele Dünya’nın manyetik alanını tersine çevirip çevirmeyeceği değil; bunu ne zaman yapacağı” diyor. Bu değişimin vakti, çekirdeğin sırlarından sadece biri. Yine de yüzyıllarca burada ne olabileceğini kurgulamakla yetinen insanlık, 6000 kilometre altımızdaki bu büyük mucizeyi nihayet kavramaya başlıyor.


Burada görüntü var izleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=O-V3yR2RZUE

Bu konuda daha geniş bilgiye ve Horizon ekibinin hazırladığı programın görüntülerine ulaşmak için program sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Bu metnin tamamı BBCTürkçe’nin Arzın Merkezinin Manyetik Sırları başlıklı tanıtıcı haberinden değiştirilmeden aktarılmıştır. İlk ağızdan haber için Magnetic mysteries of Earth’s Core..

Kuzey Üçlemi

Kuzey, dört ana yönden biridir. Avrupalılar, Haçlı Seferlerini düzenlediği dönemde, Doğunun bir çok zenginliğinden bir haberdi. Seferlerden sonra kendilerini zengin edecek bir çok Doğu icadından biri olan pusulayı, Müslümanlardan öğrendiler.

Pusulayla birlikte yön kavramının önemi de arttı. Daha sonra Keşifler Dönemine damgasını vuracak olan pusula, Dünya’nın kaderini de değiştirecekti. Haritacılık, denizcilik gibi dalların büyük bir sıçrama yapmasıyla birlikte, hemen arkasından Coğrafi Keşiflerin başlaması vd. olaylar, pusulanın Avrupalılar tarafından keşfedilmesi, iyi bir haber miydi?

Herhangi bir şeyi ölçmek için daima bir başlangıç değerine ihtiyaç duyulur. Yönü de rakamsal olarak (derece cinsinden) ifade edebilmek için başlangıç değeri olarak, kuzey yönü kabul edilmiştir. Ama topografik haritalar üzerinde üç farklı kuzey yönü söz konusudur.

أعمل من المنزل لربح المال Gerçek Kuzey (Coğrafi Kuzey)
Sabittir, değişmez. Yerküre kutupları birleştiren çizgi ekseninde (yer ekseni) döner. Yeryüzünün yer eksen ile Kuzeyde çakıştığı nokta Coğrafi Kuzey’dir. Başka bir değişle yeryüzünün üzerindeki Kuzey Kutup Bölgesinin olduğu noktadır. Harita üzerinde ucunda yıldız işareti ile gösterilir. (bkz. Şekil 1)


Şekil 1. Gerçek (Coğrafi) Kuzey  ve Manyetik (Pusula) Kuzey (Söyle Nasıl?, 2006)

binäre optionen seriöse broker Manyetik Kuzey (Pusula Kuzeyi)
Değişkendir. Pusulalarda kuzeyi gösteren ibrenin gösterdiği kuzey doğrultudur. (bkz. Şekil 1) Pusula ile ölçülen yön manyetik olduğundan ve yeryüzündeki manyetik alanlar bölgeden bölgeye farklılıklar gösterdiğinden, Manyetik Kuzey, o an bulunulan noktaya göre belirlenir. Günümüzde ise Manyetik Kuzeyin, Kuzeybatıya doğru bir eğilim vardır. (bkz. Şekil 2 ve Tablo 1) Harita üzerinde ucunda yarım bir ok işareti ile gösterilir.


Şekil 1. 1947-2005 yılları arasındaki Manyetik (Pusula) Kuzey (NASA World Wind Forums, 2006; büyütmek için tıklayın!)

binära optioner handel Doğal Sapma Açısı: Manyetik Kuzeyle Coğrafi Kuzey arasındaki açıdır. Manyetik Kuzey zamana bağlı değişken olduğundan Coğrafi Kuzeyin doğusunda veya batısında olabilir. Harita kenar bilgilerinde yıllık değişim miktarı belirtilir. Yıllık değişim eksi ise Manyetik Kuzey, Coğrafi Kuzeye yaklaşır. Yıllık değişim artı ise Manyetik Kuzey, Coğrafi Kuzeyden uzaklaşır. Örnek 1990 yılında Sapma açısı 3 derece 14 dakikadır. Yıllık sapma eksi 0.9 dakikadır. 1999 için 9 yıl X 0.9 = 8.1 dakikalık daha sapma olur. 1999 Sapma açısı 3 derece 6 dakikadır. (3 derece 14 dakika – 8 dakika). Her geçen yıl Manyetik Kuzey, Coğrafi Kuzeye yaklaşmaktadır.

Yıllar Kuzey Enlem
(Paralel)
Batı Boylam
(Meridyen)
1947 73.9° 100.9°
1962 75.1° 100.8°
1973 76.0° 100.6°
1984 77.0° 102.3°
1994 78.3° 104.0°
2001 81.3° 110.8°
2002 81.6° 111.6°
2003 82.0° 112.4°
2004 82.3° 113.4°
2005 82.7° 114.4°

Tablo 1. Manyetik Kuzey’in Değişimi (NASA World Wind Forums, 2006)

هيئة الرقابة المالية خيارات ثنائي منظم وسطاء Grid Kuzeyi (Harita Kuzeyi)
Sabittir. Haritalarda bulunan Kuzey-Güney çizgilerinin gösterdiği kuzey yönüdür. Haritaları dikine kesen (meridyene çizilen teğet) çizgilerin başına GK harfleri koyularak belirtilir.

siti seri per giocare in borsa İğne Sapma Açısı: Grid Kuzeyi ile Manyetik Kuzey arasındaki açıdır. Haritaların üzerinde bu konuda bilgiler bulunur. Bu bilgileri kullanarak sapma değerleri hesaplanır ve yön açıları belirlenirken eklenerek ya da çıkartılarak dikkate alınır. Ülkemizde batıya doğru yaklaşık 2 derecelik sapma mevcuttur. Bu durumda 2 derecenin hesaplanan yön açısından çıkartılması gerekir. Açı pek büyük bir değer olmamakla birlikte eğer harita üzerinde yön belirliyorsak, hesaplanması ve pusulanın buna göre ayarlanmasında yarar vardır.

binäre optionen kostenloses demokonto Kaynakça:
Temiz, H., 2006, Saha Jeolojisi (http://public.cumhuriyet.edu.tr/~temiz/SAHA-1.htm)
İşçen, Y., Aralık, 2000, Pusula Kullanma ve Doğada Yön Bulma (http://www.ae.metu.edu.tr/~yiscen/arastirma/arastir_7.html)
Harita, 2006, Türçe Bilgi (http://www.turkcebilgi.com/harita)
Sakarya İzcileri, 2006, Harita Bilgileri (http://www.sakaryaizcileri.com/mambo452-tr/html/harita.htm)
Söyle Nasıl?, 2006, Pusula (http://www.soylenasil.com/bilim/pusula3.htm)
NASA World Wind Forums, 2006, Magnetic Pole Travel Addon, 1947 – 2005 Positions (http://forum.worldwindcentral.com/showthread.php?t=3503)

http://ofm.org.ar/?semki=%D8%AB%D9%86%D8%A7%D8%A6%D9%8A-%D8%AE%D8%A8%D8%B1%D8%A7%D8%A1-%D8%AE%D9%8A%D8%A7%D8%B1%D8%A7%D8%AA-%D8%A7%D8%AD%D8%AA%D9%8A%D8%A7%D9%84 ثنائي خبراء خيارات احتيال Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2006. Kuzey Üçlemi, yerbilimleri.com