Etiket arşivi: kirlilik

Tayland Açıklarında Petrol Sızıntısı

Tayland’ın Ko Samet Adası açıklarında meydana gelen petrol sızıntısında, yaklaşık 50 ton (50.000 litre) ham petrol denize saçıldı.

Petrol sızıntısından en çok çevreye ve deniz canlılarına zarar verdi. Felaket sonrasında deniz kuvvetlerine ait gemiler, 600 kadar görevli ve gönüllü ada halkı sahilleri temizlemek için seferber oldu.

Bangkok’un 230 kilometre güneydoğusunda bulunan adanın en büyük geçim kaynağı olan turizm ve balıkçılık büyük ölçüde darbe aldı. conto demo opzioni bianrie senza deposito Rengi maviden griye dönen sahiller felaket bölgesi ilan edildi.

Durumun idrak edilmesinde zaman kaybedildiğini savunan Anuchida Chinsiraprapa (Royang Ticaret Odası Başkanı), “Ko Samet turistlerin rağbet ettiği bir ada. Sorunun bir an önce üstesinden gelinmediği takdirde, turizm sektörünün uzun vadede kötüye gidecek” dedi.

Petrol hattını işleten PTT Global Chemical şirketi sorumluluğu üstlenerek sızıntı için özür diledi ve hattın onarıldığını bildirdi. Şirket, 50 ton ham petrolün denize boşaldığını ve temizleme çalışmalarının 2 veya 3 günde tamamlanacağını öne sürüyor. Ancak uzmanlar ve çevreci gruplar felaketin boyutunun görünenden çok daha büyük olmasından endişe ediyor.

Şirket, petrol sızıntısı ile ilgili güncel durumu www.pttgc-oilspill.com adresinden bildiriyor.

binäre optionen 60 sekunden trades Ayrıntılar
CNN, Photos: Oil spill blackens Thai beach, 2 Ağustos 2013
Euronews, Tayland’da tonlarca petrol denize sızdı, 2 Ağustos 2013
Euronews, Tayland açıklarındaki petrol sızıntısı Ko Samet adasını vurdu, 2 Ağustos 2013
Euronews, Ruptured pipeline causes oil spill in Thailand, 16 Ağustos 2013
Investvine.com, Thai oil spill: Romantic island is ‘disaster zone’ (video), 2 Ağustos 2013
Youtube, Oil spill spreads along Thai Island – no comment, 2 Ağustos 2013
Youtube, น้ำมันดิบได้รั่วไหลลงทะเล, 2 Ağustos 2013

ABD’deki Bir Nükleer Depoda Sızıntı Olduğu Saptandı

Amerika’nın kuzeybatısındaki Vaşington eyaletinde bulunan eski bir plütonyum işleme tesisinde yıllardır sızıntı olduğu tespit edildi.

Artık faaliyette olmayan Hanford Nükleer Tesisi‘nde tek bir tanktan her yıl 1.135 litre radyoaktif madde sızmış olabileceği bildiriliyor. liste leads opzioni binarie Bu durumun ise yeraltısu kaynaklarına yönelik uzun vadeli bir tehdit oluşturabileceği belirtiliyor. Sızıntının yol açtığı kirlenmenin milyarlarca dolara temizlenebileceği, bu temizliğin ise uzun yıllar alabileceği kaydedildi.

Sızıntı yaptığı bildirilen tankta yıllar süren plütonyum üretiminden arta kalan 1 milyon 700 bin litre, radyoaktif madde içeren çamurlu su bulunuyor. Aynı tankta ilk sızıntı 2005 yılında saptanmıştı. Ancak yetkililer sızıntının kontrol altına alındığı güvencesi vermişti.

nukleer_tehlike_isaret_levhasi
Hanford Nükleer Tesisi’ndeki durumu gösteren uyarı levhaları. AP Photo/Ted S. Warren, File

Hanford Nükleer Tesisi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’nın gizli atom bombası projesinde plütonyum işlemek amacıyla kuruldu. Tesisin işlediği plütonyum, 9 Ağustos 1945’te Nagazaki’ye atılan atom bombasının yanı sıra, Amerika’nın ürettiği çok sayıda nükleer bombada kullanıldı. Birçok reaktörü 1960 ve 70’li yıllarda kapatılan tesisin en son reaktörü 1987’de hizmete kapatıldı.

http://300seconds.co.uk/?sefer=opciones-binarias-deposito-minimo opciones binarias deposito minimo Ayrıntılar
VOA, ABD’de Eski Nükleer Tesiste Sızıntı Tespit Edildi, 29 Mayıs 2013
VOA, US Nuclear Storage Tank Leaking, 29 Mayıs 2013
Huffington Post, Hanford Nuclear Waste Tanks Could Explode, Agency Warns, 29 Mayıs 2013

Ege Bölgesindeki Derin Sondaj Uygulamaları ve Alınan Dersler

Ege’deki derin sondajlarda önemli veriler elde edilmiştir. Sondaj derinlikleri 3000 metrelere, kuyu dibi sıcaklıkları 288 °C derecelere ulaşmıştır. Bu derinlik ve sıcaklıklarda daha önce karşılaşılmayan sorunlar meydana gelmiş ve sorunlar tam olarak çözümlenmediği için kuyuların üretim kalitesini etkilemiştir. Muhtemelen kuyuların ömrünü de etkileyecektir.


Tipik (!) sondaj kulesi. Görüntü: CA


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=AH80_jJGxa0


Göremeyenler için http://www.trthaber.com/videolar/jeotermal-patlamalara-cozum-bulunamiyor-7525.html


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=1rDvsWa-FN0

binära optioner vad är det GİRİŞ
Sondajların düşük maliyetli ve kaliteli olmasınıetkileyen bir çok husus vardır, en önemlileri şöyledir;
– Sondaj sıvısı
– Casing design ve çimentolama
– Sapma kontrolu
– Kuyu bitirme testleri
– Sondaj takibi

billig Viagra danmark SONDAJ SIVISI
Açılan derin sondaj kuyularının üst kısımlarda uygulanan sondaj sıvı programları genelde başarılıdır. Rezervuar bölümde ise sorunlarla karşılaşılmıştır. Genellikle kaçaklı olan bu bölümde klasik yöntemlerle çalışılmıştır. Kısmi kaçaklı ve tam kaçaklı seviyelerde rezervuara oldukça fazla çamur kaçırılmıştır. Bu çamurla birlikte kesilen kırıntıların bir kısmıda çatlaklara gönderilmiştir. Oysa bu seviyelerde UBD veya NBD (under, near balance drilling) çalışılması gereklidir. Dünyada gittikçe yaygınlaşan bu sistemde rezervuar minimum kirletilmektedir. Under balance drilling ile kısaca bilgi vermek gerekirse;

Jeotermal kuyularda su seviyesinin yüzeyden yüzlerce metre derinlerde olduğu durumlara sık rastlanmaktadır. Buralarda su seviyelerin üstündeki formasyon pore pressure (gözenek basıncı) sıfırdır. Su seviyelerinin altında ise bu basınç derinlikle, formasyon sıcaklığına bağlı olarak artar. Kuyudaki sondaj akışkanı ile formasyon basıncı arasındaki dengesizlik kaçağa neden olur.

Kaçak, sondaj akışkanına kaçak önleyici katarak veya çimento yaparak önlenmeye çalışılır. Ancak bu durum, sondajın üst seviyelerinde iken yapılabilir. Rezervuarlarda LCM (lost circulation material) veya çimento kullanımı kirlilik yaratacağı ve üretimde ciddi düşüşlere neden olacağı için kullanılmaz. Bu konu batı ülkelerinde özellikle yeni jeotermal yasalarında ve yönetmeliklerinde net olarak belirtilir.

Rezervuarın delinmesi sırasında çamur kullanımı çatlakların tıkanmasına ve sonrasında kuyu inkişafında yeterli temizliğinin neredeyse imkansız hale gelmesine neden olmaktadır (Yüksek basınçlı rezervuara sahip jeotermal alanların bazı kısımlarında kuyu kendini temizleyebilmekte ama burada da kuyudaki transmissivite (kh, iletimlilik) değerinin uygun delinmesi ve inkişafının yapılabilmesi halinde daha yüksek olacağı literatürde takip edilmektedir).

Rezervuarın delinmesi sırasında çamur kullanılmasa ve su ile delinse bile yine denge sağlanamayıp kaçakların olması söz konusudur. Bu durumlarda devri daim olmadan kör ilerlenmekte ve kesilen kırıntıların çatlaklara gitmesine neden olunmaktadır. Özellikle derinlerdeki (>2000 metre) rezervuarların delinmesi sırasında kesilen kırıntılar WOB (weight on bit, matkap üzerindeki ağırlık) değerlerinin belirsizliği ve yetersizliği nedeniyle daha ince olmaktadır. Kaçakların kısmi olması halinde kırıntıların bir kısmı dışarı alınabilmektedir ama geri kalan çatlaklara dolmaktadır. Devridaimin hiç olmaması durumunda ise bütün kırıntılar çatlaklara gitmektedir.

Böyle bir durumdaki olumsuzluklar şöyle sıralanabilmektedir.

– Kırıntı hiç gelmemesi durumunda kuyudan bilgi alınamamaktadır (formasyon, rezervuar, sıcaklık vs.).

– Zaman zaman bu kırıntılar kuyuya akmakta ve takım sıkışıklığına neden olmaktadır.

– Çatlaklar, kırıntıların kaçak önleyici gibi görev yapması nedeniyle tıkanmaktadır.

– Kuyunun inkişafında özellikle güçlü, yeterli tahriklere ihtiyaç duyulmakta ve çoğu zaman bu durum
hava paketi (compressor+booster, sıkıştırıcı+güçlendirici) olmadığı için sağlanamamaktadır.

Bu nedenle kuyuların bu bölümünde son zamanlarda havalı su (aerated water) kullanılmaktadır. Son yıllarda HGS (hollow glass sphere, cam baloncuk) da kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde, kullanılan akışkanın yoğunluğu düşürülmekte ve sirkülasyon sağlanmaktadır. Böylece kuyu problemleri ve rezervuar kirliliği engellenmektedir ve kuyu üretime açıldığında kuyu temizliği problemleri yaşanmamaktadır.

Özetle söylemek gerekirse yerin altında mevcut olan çatlak sistemindeki suyu çıkarmak için yapılan delme işleminde rezervuara verilen kirlilik kalıcı olmakta ve örneğin 800 T/H (ton/saat) üretim yapacak kuyu yerine sadece 100-200 T/H debi elde edebilirsiniz (hatta 0 üretim). Yani bir jeotermal sahada daha az maliyetle aynı akışkan elde edilebilir, veya aynı maliyete daha fazla akışkan sağlanabilir. Mevcut durumda ise, firmalar, hedefledikleri enerji için daha fazla harcama yapmaları söz konusudur. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ ARAŞTIRMA VEYA İŞLETME RUHSATINI ALDIKLARI YERALTI KAYNAKLARININ MİNİMUM KAPASİTEDE KULLANIMLARINA NEDEN OLMAKTADIRLAR VE ONBİNLECE YILDIR SUYUN DOLAŞTIĞI ÇATLAKLARIN ÇOĞU ARTIK KALICI OLARAK TIKANMAKTADIR VE YENİLENEBİLİR KAYNAK ARTIK YENİLENEMEZ HALE GELMEKTEDİR.

graficos opciones binarias en vivo CASING DESIGN VE ÇİMENTOLAMA
Casing tasarımlarında bölgede birçok sahada hatalı olarak 20″ casing iptal edilmektedir. Bu konuda literatür taraması yapılırsa dünyada böyle uygulamaların yapılmaması için bazı ülkelerde yasa ve yönetmeliklerde bile ilgili maddelerin olduğu görülebilir. Örneğin USA (ABD) ve Kanada’nın birçok eyalet yasasında böyle maddeler vardır.

USA da bu maddeler “ten percent” diye adlandırılmaktadır zira çoğu yasada “yüzey borusunun toplam kuyu derinliğinin %10’dan daha az olamaz” diye maddeler mevcuttur. Açılan kuyular uzun vadede daha ekonomik, güvenli, verimli ve çevreyle barışık olacaktır.

Çimentolama konusundaki problemler nedeniyle casing’lerin uzun yıllar dayanıp hizmet verebilmesi son derece kuşkuludur. Nedenleri şöyledir;

– Master valfın bağlı olduğu 13 3/8” casing çimentolamalarının çoğunda yüzeyde çimento yoktur ve top-job işlemi yapılmıştır. Top-job işleminde indirilen 1” lik su borusu çimento yüzeyine kadar indiği varsayımıyla buradan çimento basılmaktadır. Ancak su borusunun çimento yüzeyine oturmasının hiçbir garantisi yoktur. Casing manşonu veya kendi manşonu takılabilir. Çimento bazı kuyularda boru içinden yapılmadan önce casing kesilmekte ve anülüse su kaçırılmaktadır. Ayrıca 1” lik su borusunda basılan debi çok düşük olup çimentolama tekniğine uygun değildir. Anülüste çimentosuz kalan kısımlar daha sonra üretim halinde borunun çeşitli deformasyonlarına neden olabilmektedir. Ayrıca burada kalan akışkanın buhar basıncı çok yüksek değerlere çıkıp casing’i içe doğru patlatmaya yetmektedir. casing’in daha fazla gerilimine neden olmaktadır.

– 9 5/8” üretim casing çimentolamalarında boruların yine büyük çoğunluğunda yüzeyde çimento eksiktir. Su borusuyla olmak yapılmaya çalışılan çimentoların yüzeye kadar yapıldığı kuşkuludur.

– Dünyadaki uygulamalarda, kuyu bitiminde, casing çimentosu ve casing çeşitli ölçümlerle kontrol
edilmektedir. Bunlar örneğin;

– Hot hole corrosion instrument(HHCC)
– Casing inspection caliper survey (CIC)
– Cement bond log (CBL)
– Down hole video camera
– Casing collar locator
– Electro magnetic casing corrosion detection
– Multifinger caliper tool
– Acoustic tool
– Casing potential profile tool
– Cement evaluation log

Bölgede hiçbir kuyuda casing ve çimento için ölçüm yapılmamaktadır.

http://www.omod.no/?demobilizaciya=bin%C3%A4re-optionen-anbieter-vergleich&9ea=2e binäre optionen anbieter vergleich SAPMA KONTROLU
Bölgede kullanılan sondaj makineleri petrol ve gaz sondajlarında kullanıldıklarından genellikle sedimanter formasyonlarda çalışan ve özellikle düşük çaplardaki stabilizasyon ekipmanları sert formasyona uygun değildir. Örneğin sleeve tipli stabilizerların 120 °C üzerinde kullanılmaması önerilmektedir (Drillco, Smith). Kulelerde her an eğim ölçümü yapacak wireline vinçleri de çoğunda olmayıp ancak çıkışlarda totco atarak eğim öğrenilebilmektedir. Ama sert ve aşındırıcı formasyon nedeniyle hızla çaptan düşebilen stabilizerin kuyuda eğimin artmasına neden olduğu çok geç anlaşılmaktadır. Aynı yöne sabit açıyla delmeye devam edilmeyip WOB değerini azaltarak açıyı hızla düşürmeye yönelince de dogleg (köpek ayağı) oluşturulmakta ve aşırı sürtünme ve torklara neden olmaktadır. Sürtünme artınca matkaba verilen ağırlık doğru dürüst bilinememekte ve genelde uygun WOB verilememektedir. Bu ise ilerleme hızlarının aşırı yavaşlamasına neden olurken öğütülen kırıntılar adeta un gibi olup zaten kaçaklı ilerlenirken bu kırıntıların çatlaklara girmesine neden olunmaktadır. Özellikle sürtünme ve tork değerleri kuyuların erken bitirilmesine neden olmaktadır.

opzioni binarie bufale KUYU BİTİRME TESTLERİ
Sondaj biter bitmez akış temizliği, kuyu temizlenene kadar yapılması gerekirken kuyular kirli kapatılmaktadır. Daha sonraları ise asitleme ile üretim artışları sağlanmaya çalışılmakta ancak ilerleme sırasında oluşan kirlilikler genellikle kalıcı olmaktadır.

Kuyular tam açık ve dikey üretime açılması ideal iken genelde temizlik testinde ilk 100-200 metreden, genellikle 5” lik DP’ler (Drill colar, tij) indirilerek içinden hava basılmaktadır. Bunların tool jointleri 6 3/8” çapındadır. Bu şekilde üretimden sonra kuyu kapatılmaktadır. 9 5/8″ üretim casing’in iç çapı 8,681″ (47 ppf) olmasına rağmen DP’lerin yüzey alanı %33, tool jointler dikkate alındığında %54 daralttığı görülmektedir.

binární opce kadlec SONDAJ TAKİBİ
Bu konu en kritik konulardan biri olup öncelikle ele alınması gereken husustur. Derin sondajların takibi, dünyada genelde 2+1 mühendis tarafından yapılmaktadır. 2 mühendis işte iken üçüncüsü izinde olarak çalışılmakta ve sahada 12+12 saat üzerinden sondaj firmasını yönlendirilmektedir. Bizde ise çoğu firmada mühendis 1 tanedir.

Bazılarında ise hiç yoktur ve işler tamamen sondaj firmasının insafına bırakılmaktadır.

Bazı firmalar işleri sondör seviyesinde elemanlarla sürdürmeye çalışmaktadırlar.

Bu konular genellikle ilgili devlet kurumları tarafından kontrol edilememektedir. Yasa ve yönetmeliklere göre yeni mezun bir mühendis imzasının bile yeterli olması, daha sonra yatırımcıların kayıplarına ve yeraltı kaynaklarının heba olmasına neden olacaktır.

Yatırımcıların daha fazla para kaybetmemeleri için bu konuya önem vermeleri gerekir. İşin anahtar teslimi
şeklinde verilmemesi halinde eleman bulunamıyorsa gerekirse yurt dışından temin edilmesi gerekir.

binäre optionen was ist zu beachten SONUÇ VE ÖNERİLER
Kuyuların özellikle rezervuar bölümleri uygun açılmalıdır. Kuyu bitirilmesinin ardından temizlik akışları daha uzun sürelerde yapılmalıdır. Sondaj makinesi henüz sahada çalışırken her kuyu için casing ve çimentolamaların kontrolüne yönelik ölçümler yapılmalıdır. Hasarlı bir casing’in başlarda üretimi etkilemeyebileceği ve hasarın anlaşılmasının imkansız olabildiği literatürden takip edilmektedir. Erken tespit edilebilecek bir hasarın tamirat maliyeti düşük olacaktır, aksi halde sahaya daha sonra getirilecek kulenin mob (mobilizasyon) ve demob (demobilizasyon) ücretleri, beklemelerle oluşacak enerji kayıpları, olası çevreye verilebilecek zararlarla maliyetin boyutları tahminlerin çok ötesinde olabilir.

Yasa ve yönetmeliklerin eksiklikleri olabilir ancak dünyadaki uygulamalara bakarak çalışmak hem firma için hem de ülkemiz için çok yararlı olacaktır.

Problemler tartışmaya açılmalı ve firmaların ticari kaygıları nedeniyle gizli tutulan hususlar daha sonra çok daha fazla maliyete neden olacağı için tartışmalardan kaçınılmamalıdır.


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=JFEI48G2FmE


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=FiKclm1a_Mk


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=4iW_AMsZoWg

Metnin bütün hakları Mehmet Tuğran’a (Maden Mühendisi) aittir. Orijinal yazı Derinden E-Dergisi’nin Şubat 2012 tarihli 9. sayısında yer almaktadır. Metnin bir yeri yazarı tarafından değiştirilmiş, birkaç küçük değişiklik yapılmış, birçok görüntü eklenmiştir.

Gene, Sapanca Gölü’ne NATO Boru Hattı’ndan Akaryakıt Karıştı

Sakarya’nın içme suyu ihtiyacını karşılayan Sapanca Gölü’nde çevre felaketi yaşandı. TÜPRAŞ’tan Eskişehir’deki hava üssüne yakıt sağlayan NATO boru hattı henüz belirlenemeyen bir nedenle patladı. Hattın geçtiği Ünlüce köyü mevkiindeki patlama sonrası sızan uçak yakıtı, Sarp Deresi’ne aktı. Derenin taşıdığı akaryakıt, Sapanca Gölü’ne karıştı. Vatandaşların ihbarı üzerine hattaki yakıt transferi kesildi. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ekipleri, yakıtın yayılmasını önlemek için Sapanca Gölü’ne ve dereye bariyerler çekti. Dereye karışan yakıt ise vidanjörlerle çekiliyor. Boru hattındaki arıza ise ekiplerin çalışması sonucu giderildi.

Ünlüce köyü muhtarı Adnan Adıyaman, hattın geçtiği alanın heyelan bölgesi olduğunu belirterek, “Yağışlarla birlikte zeminde oynama olmuş olabilir. Hattın ek yerinde bir sızıntı olmuş. Sızan yakıt dereye karışmış, oradan da göle akmış. Duyarlı vatandaşlarımız görerek yetkililere haber vermiş.” dedi. SASKİ Genel Müdürü Rüstem Keleş ise yakıtın yayılmasını önlemek amacıyla göle 2,5 kilometrekarelik bariyerler çektiklerini söyledi. İçme suyu için bir risk bulunmadığını kaydeden Keleş, “Yakıtın göle yayılması engellendi. Bu konuda hazırlıklarımız vardı. Derede bariyerlere toplanan yakıtı vidanjörlerle çekerek İZAYDAŞ’a gönderiyoruz. Gölün içine çektiğimiz bariyerler özel bariyer. Suyun yüzeyindeki yakıtı topluyor.” diye konuştu. Sapanca Gölü’nün bu tür risklere açık olduğunu vurgulayan Keleş, göle ne kadar yakıt karıştığının henüz tespit edilemediğini söyledi.

İşte resmî açıklama..

Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), NATO Petrol Boru Hattı’nda meydana gelen patlama sonucu Sarp Deresi’ne sızan atığın yayılmadan toplanılarak çekildiğini açıkladı. SASKİ’den yapılan açıklamada, “TÜPRAŞ’tan Eskişehir’deki hava üssüne yakıt sağlayan NATO boru hattında henüz belirlenemeyen bir nedenle sabah saat 8.30’da patlama meydana gelmiştir. Patlama sonrası sızan yakıt Sarp Deresi’ne akmaya başlamış, konu üzerine gelen ihbarla ekiplerimiz sızıntıya hızla müdahale etmiştir. Bariyer kurularak yayılması engellenen akaryakıt, vidanjörlerle çekilerek İZAYDAŞ‘a gönderilmektedir. Sapanca gölü bu tür risklere açıktır. SASKİ olası risklere karşı hazırlıklıdır. Teknik ekipman ve uzmanların titiz çalışmaları sonucu yaşanan olumsuzluklar bertaraf edilmiştir. İdaremiz, bu tür olumsuzlukların yaşanma ihtimalini öngörerek tedbirlerini önceden almıştır. Bu tedbirlerin başında da gerekli teknik ekipmanların hazır bulundurulması gelmektedir. Bu teknik ekipmanlar olası bir kaza durumunda hemen müdahale edebilmek için gölün her iki yakasında hazır bekletilmektedir. Yaşanan bu olumsuzlukların hızla bertaraf edilmiş olması sayesinde içme suyumuza herhangi bir risk oluşmamıştır” denildi.

binära optioner tips flashback Kaynakça
SASKİ, İçme Suyunda Risk Yok, 23 Mayıs 2012
Zaman, NATO boru hattı patladı, sızan yakıt Sapanca Gölü’ne karıştı, 23 Mayıs 2012

Çin’deki Ejderha Nehrine Kadmiyum Karıştı

Çin’in Liujiang nehrine (Ejderha Nehrine) bir madenden zehirli kadmiyum sızması çevredeki kentlerde paniğe yol açtı. Nehirdeki kadmiyum oranının yasal miktarın 5 kat üstüne çıktığına açıklayan yetkililer nehir suyu kullanılmaması çağrısında bulundu.


Guangxi Jinhe Mining Co. Ltd. firmasının sebep olduğu ağır metal kirliliği yüzünden nehir suyu en az bir hafta kullanılamayacak.

Su şebekesinde bir sorun olmadığı ve musluk suyunun içilebileceğinin vurgulanmasına rağmen paniğe kapılıp marketlere hücum eden halk raflarda şişe suyu bırakmadı. Devlet basın yayın organlarına göre kadmiyum sızıntısı nehrin 100 kilometrelik bir şeridini etkiliyor. 3,7 milyon nüfuslu Liju kenti de bu şerit içinde. Yetkililere göre, nehre zehirli madde karıştığı, ilk önce, 15 Ocak’ta, çok sayıda ölü balık bulunması üzerine ortaya çıktı.

binäre optionen ukash Kanserojen bir madde olan kadmiyumu etkisiz hale getirmek için nehre çok miktarda kireç tozu dökülüyor. Kadmiyumla temas edince köpüğe dönüşen kireç daha sonra nehirden toplanıyor. Kadmiyumun zehirli etkisine maruz kalmak için bu maddeyi yutmak şart değil. Uzmanlara göre içinde kadmiyum bulunan cisimleri ağza almak bile çocuklarda beyinsel gelişimini engelleyebiliyor.

Yerli ve yabancı birçok uzman Çin’in su ve hava kirliliği gibi çevre sorunlarıyla mücadelesinin kentleşme ve hızlı ekonomik büyüme karşısında başarısız kaldığı görüşünde.

مزود إشارات الفوركس Kaynakça
VOATürkçe, Çin’de Milyonlarca Kişiye Su Uyarısı, 28 Ocak 2012

Dünyada ve Türkiye’de (Kütahya Özelinde) Arsenik Sorunu

İçme sularında bulunan arsenik, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kanserojen madde olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü, yapılan araştırmalara dayanarak, içme sularındaki arsenik miktarını 1993 yılında 50 µ/litre’den 10 µ/litre’ye indirmiş ve arsenik konsantrasyonu 10 µ/litre’nin üzerinde olan suları toksik olarak belirlemiştir (1). Tavsiye edilen arsenik düzeyi her ne kadar litrede 50 µ’dan 10 µ’a indirilmişse de endüstride kullanılan kimyasal madde standartları uygulandığında, belirlenen rakamın daha da aşağıya çekilmesi gerekir. Arsenik, içme sularında bilinen en toksik madde olarak bütün dünyada liste başıdır.

Kütahya ili civarında kronik arsenik zehirlenmeleri saptanmıştır (2, 3). Doğan et al., (2005) yayınlarında suda bulunan arsenik miktarı ile dermatolojik etkileri karşılaştırmış ve doz faktörünün önemi, hastalık türü ve sayısına etkilerini incelemiştir. Arseniğin kaynağı bölgede büyük ölçüde jeojeniktir.

binÃÆ\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'¤re optionen demokonto ohne anmeldung DÜNYADA VE KÜTAHYA’DA ARSENİK
Pek çok ülkede içme sularında arsenik konsantrasyonu toksik düzeydedir. Yeraltısularında As (arsenik) problemi olan başlıca ülkeler olarak Arjantin, Bangladeş, Şili, Çin, Macaristan, Hindistan, Meksika, Tayvan, Vietnam ve ABD’nin özellikle güneybatı eyaletleri sayılabilir. Aşağıdaki tabloda (Tablo 1) içme sularındaki arsenik konsantrasyonu (µg /litre) yüksek olarak bilinen bazı ülkelerden örnekler verilmistir (4-15).

Tablo 1

Şili 190-21800 Caceres et al. (1992)
Arjantin < 1-7500 Nicolettiet al. (1989), Sancha and Castro (2001), Smedley et al., (2002)
Gana < 2-7900 Smedley et al. (1996)
Ontario, Kanada 35-100 Azcue and Nriagu (1995)
Bangladeş 10-5000 Das et al. (1995)
Tayvan 10-1820 Kuo (1968)
Urallar 400000 Gelova (1977)
Kaliforniya, ABD < 243000 White et al. (1963)
Fairbanks, Alaska, ABD < 10000 Wilson and Hawkins (1978), Welch et al. (1988)

Doğan ve Doğan (basımda) tarafından Kütahya ilinde 40 ayrı içme suyundan örnek alınmıştır. Arsenik miktarı 0-10,7 mg/litre olarak farklılık göstermektedir. Su örneklerinden birinde bulunan 10,7 mg/litre arsenik miktarı dünyadaki diğer sularla karşılaştırıldığında literatüre geçen en yüksek arsenik arasında bulunduğu görülür.

Bangladeş’teki içme sularındaki arsenik ise en yaygın ve fazla popülasyonu etkilediği bilinen örnektir. Özellikle Bangladeş ve içme sularındaki arsenik konsantrasyonu yüksek olan diğer ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalar, arsenik limitlerinin belirlenmesinde öncü olmuştur.

sistemi per le opzioni binarie DÜNYADA ARSENİK SORUNU
Arsenik etkileri popülasyonlara hatta kişilere ve coğrafik bölgelere göre değişebilmektedir. İnsandan insana neden farklı hastalıklar yaptığı ile ilgili basit ve bilinen bir açıklama yoktur. Dolayısıyla arsenik toksikasyonu ile ilgili veriler popülasyona göre değişir ve sonuca ulaşmak için yapılan çalışmaları zorlaştırır.

Uzun süre arsenikçe zengin suları tüketen topluluklarda arsenik toksikasyonu gözlenmiştir (15-21). Arseniğin neden olduğu dermatolojik hastalıklar pek çok kanser türlerine neden olur. Cilt, akciğer kanseri, mesane kanseri, yemek borusu kanseri, tiroid kanseri gibi hastalıklar ve arsenik arasında pek çok araştırmacı tarafından ilişki kurulmuştur.


Arsenikzede Bangladeşli kadın.

Çevre etkisi ile oluşan arsenik kontaminasyonu genellikle cilt lezyonlarına sebep olur. Cilt lezyonlarının olduğu endemik bölgelerdeki içme sularında çok yüksek dozda arsenik bulunduğu saptanmıştır. Çok uzun süre yüksek dozda arseniğe maruz kalan kişilerde epidermal keratinosit farklılaşması ve proliferasyonu gözlenmiştir. Belirtilen bu in-vitro bulgular keratosis patojenezinin arsenikle ilişkili olduğunu gösterir. Arsenikle ilgili kanserlerin onkojenezi hâlâ tartışmalıdır. Arsenik onkojenezi ile ilgili birkaç moleküler açıklama öne sürülmüştür. Bazı ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalar cilt lezyonu ile arsenik arasında pozitif bir korelasyon olduğunu saptamıştır (15-20). Fakat, cilt lezyonları farklı ırklar arasında değişimler gösterir (18, 21). Bazı araştırmalarda doz faktörü göz önüne alınmıştır.

KÜTAHYA’DA ARSENİK SORUNU
Doğan ve diğ., (2005) ve Doğan ve Doğan (basımda) araştırmalarında arsenik konsantrasyonu, kaynakları ve cilt lezyonları arasında ilişkileri karşılaştırmışlardır. İlk çalışmada Kütahya, Emet’te iki ayrı köyde içme sularındaki arsenik konsantrasyonu ve çeşitli cilt hastalıkları belirlenmiştir. Kronik arsenik toksikasyonu ve advers sağlık etkileri arasındaki ilişkiler Tablo 2’de sunulmuştur. Bölgede bulunan ve arsenik zehirlenmelerini gösteren belirtiler şunlardır: “Palmo-plantar keratoz”, “basal hücreli karsinom”, ”plantar keratodermi”, “plantar hiperkeratoz”, “pigmente noduler lezyon”, “mycosis fungicides”, “keratik papüller”, “Bowenoid lezyonlar”, “hiperhidrozis”, “verru plantaris”, ve “verru plantaris et Palmaris”. Kronik arseniğin toksikasyonunun neden olduğu karsinomlar için on belirtiler arasında “Bowenoid lezyonlar, “hiper-pigmentasyon” ve “keratoz” bulunur. Emet ve civarındaki sularda 40 ayrı içme suyundan örnek alınmıştır. Arsenik miktarı 0-10,7 mg/litre olarak çok geniş değişiklikler göstermektedir. Arsenik dozunun yüksek olduğu köy %30,9’u bulan arsenik zehirlenmesi vak’aları gözlenmiştir. Tablo 2’de Doğan et al., 2005’ten alınan dermatolojik veriler sunulmuştur.

Tablo 2 . Arsenik toksikasyonunu gösteren Emet (Kütahya) civarında iki ayrı köyden dermatolojik bulgular (Doğan et al., 2005)

Semptom ve Bulgular Köy1
N (E/K)
Köy2
N (E/K)
Toplam
N (E/K)
Palmo plantar keratoz 17 (9/8) 1 (1/0) 18 (10/8)
Basal hücreli karsinom 2 (1/1) 0 2 (1/1)
Verru plantaris 3 (3/0) 0 3 (3/0)
Verru plantaris et palmaris 1 (0/1) 0 1 (0/1)
Plantar keratodermi 1 (0/1) 0 1 (0/1)
Plantar hiperkerato 1 (0/1) 0 1 (0/1)
Pigmente nodüler lezyon 0 1 (0/1) 1 (0/1)
Mycosis fungicides 1 (1/0) 0 1 (1/0)
Hiperhidrozis 0 1 (0/1) 1 (0/1)
Keratik papüller 3 (0/3) 0 3 (0/3)
Bowenoid lezyonlar 1 (0/1) 0 1 (0/1)
Arsenikle ilgili bulgular toplamı 30 (14/16) 3 (1/2) 33 (15/18)

Tablo 2’ye bakıldığında kronik arsenik toksikasyonu ile ilgili cilt lezyonları ve sudaki arsenik dozu arasında ilişki kurulabilir. Sudaki arsenik konsantrasyonun 8,9-9,3 milligram/litreye kadar ulaştığı Köy1’de arsenikle ilgili zehirlenmeleri gösteren 30 vaka gözlenmiştir. Sudaki arsenik miktarını 0,3-0,5 arasında değişen 2 numaralı köyde ise 3 vaka gözlenmiştir. 1 numaralı köyde bu araştırmaya katılanların % 30,9’unda; 2 numaralı köyde ise %5,4’unda arseniğin neden olduğu cilt değişimleri gözlenmiştir. Palmoplantar keratoz, 1 numaralı Köy’de 17 kişide (çalışmaya katılanların %17,5’i) görüldüğü halde 2 numaralı köyde sadece 1 kişide (çalışmaya katılanların %1,8’i) kişide bulunması bu ilişkiyi destekler.

Kronik olarak yüksek dozda arseniğe maruz kalmış kişilerde görülen cilt lezyonları arasında keratoz ve hiperpigmentasyon arsenik toksikasyonunu erken teşhis için önemli bir göstergedir (18-20).

SONUÇ
Uzun süre arseniğe maruz kalmış (long-term exposure) kanser vak’alarında görülebilecek ilk bulgular pigment değişikliği ve hiperkeratozdur (24-25). Kanseri oluşturacak değişikler yıllar hatta on yıllarca sürebilir. Örneğin, Japonya’da yapılan bir araştırma arsenik zehirlenmesine 10 yıl maruz kalındığında Bowen hastalığını, 20 yıl sonra
skuamoz hücreli karsinomu ve 30 yıl sonra akciğer kanseri oluşturduğunu belirtmiştir. Cilt kanseri latans dönemi 3-40 yıl, ortalama 18 yıl olarak belirtilmiştir (24-25).

Farklı ülkelerde, büyük ölçekte arseniğe maruz kalmış kişilerde yapılan araştırmalarda cilt kanseri ile palmar ve plantar keratoz arasındaki ilişkiler saptanarak yayınlanmıştır (16-17, 24-26). Fakat, yukarıda da belirtildiği gibi arseniğin kanserojen mekanizması tam olarak anlaşılmamış ve oluşturduğu kanserlerin onkojenezi hala açıklama beklemektedir. Çalışmalar, önümüzdeki yıllarda Emet ve civarında, uzun süre arsenik içeren sulara maruz kalan kişilerde cilt ve internal kanser vakalarının artabileceğini gösterir. Bölgede ileride olabilecek kanser vakalarının artmasını önlemek için çok acil önlem alınması gerekmektedir.

Teşekkür
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığına, TC Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ve Timur Doğan’a katkılarından dolayı teşekkür ederim.

Kaynaklar
1. WHO: Air quality guidelines for Europe. WHO European Series No 23, Copenhagen (1987), p. 173.
2. Doğan M, Doğan AU, Çelebi C, and Barış YI, 2005, Geogenic Arsenic and the Dose response of Skin Lesions in the Emet Region of Kütahya, Turkey, Indoor and Built Environment, 14(6), 533-536.
3. Col M, Col C, Soran A, Sayli BS, Ozturk S: Arsenic-related Bowen’s disease, palmerkeratosis, and skin cancer. Environmental Health Perspectives 1999; 107(8):687-689.
4. Azcue JM and Nriagu JO: Impact of abandoned mine tailings on the arsenic concentrations in Moira Lake, Ontorio. J. Geochem. Explor. 1995; 52, 81-89.
6. Caceres L, Grutttnur, E, Contreras R: Water recycling in arid regions-Chilean case.
Ambio1992; 21, 138-144.
7. Das D, Chatterjee A, Mandal BK, Samanta G, Chakraborti D, Chanda B: Arsenic in ground-water in 6 districts of West Bengal, India-the biggest arsenic calamity in the world. Analyst 1995; 120, 917-924. 230
8. Gelova GA: Hydrogeochemistry of ore elements. Nedra, Moscow, 1977.
9. Kuo TL: arsenic content of artesian well water in endemic area of chronic arsenic poisoning. Rep. Inst. Pathol. National Taiwan Univ. 1968; 20, 7-13.
10. Nicolli HB, Suriano JM, Peral Peral MAG, Ferpozzi LH, Becani, OA: Groundwater contamination with arsenic and other trace-elements in an area of pampa, province of 20 Cordoba, Argentina. Environ. Geol. Water Sci. 1989; 14, 3-16.
11. Sancha AM and Castro ML: Arsenic in Latin America: occurrence, exposure, health effects and remediation. In: Chapell WR, Abernathy CO, Calderon RL (Eds.), Arsenic Exposure and Health Effects IV. Elsevier, Amsterdam, 2001;87-96.
12. Smedley PL . Arsenic in rural groundwater in Ghana. J. Afr. Earth Sci.1996; 22, 459-470.
13. Smedley PL, Nicolli, HB, Macdonald DM, Barros AJ, inorganic constitutents in groundwaters from La Pampa, Argentina. Appl. Geochemistry, 2002; 17, 259-284.
15. Welch AH, Lico MS: Factors controlling As and U in shallow groundwaters, Nevada: Ground Water 1988; 26, 333-347
16. White DE, Hem JD, Waring GA: Data of chemistry, 6th ed. M. Fleisher (Ed). Chapter F.: chemical composition of sub-surface waters. US Geol. Sur. Prof. Paper 440-F: (1963)
17. Wilson FH and Hawkins DB: Arsenic in streams, stream sediments and ground water, Fairbanks area, Alaska. Environ. Geol. 1978; 2, 195-202
18. Smith AH, Hopenhayn-Rich C, Bate MN: Cancer risks from arsenic drinking water. Environmental Health Perspectives 1992; 97:259-267.
19. Jaafar B, Omar I., Jidon AJ: Skin cancer caused by chronic arsenical poisoning – A report of three cases. Med J Malays 1993; 48 (1): 86-92
20. Plesko I, Vlasak V, Kramarova E, Obsitnikova A: The role of the registry in the study of relation between cancer and environment experiences from Slovakia. Cent Eur J Public Health 1993; 1(1):19-24.
21. Guha Mazumder DN, Haque R, Gosh N, De BK, Santra A, Chakraborty D, Smith AH: Arsenic levels in drinking water and prevalence of skin lesions in West Bengal, India. Int J Epidomiol 1998; 27:871-77.
22. Tondel M, Rahman M, Magnusson A, Chwodhury IA, Faquee MH, Ahmad SA: The relationship of arsenic levels in drinking water and the prevalence rate of skin lesions in Bangladesh. Environmental Health Perspectives 1999; 107:727-729.
23. Smith AH, Arroyo AP, Guha Mazumder DN, et al: Arsenic-induced skin lesions among Atacameno people in Northern Chile despite good nutrition andcenturies of exposure. Environmental Health Perspectives 2000; 108(7):617-621.
24. Hopenhayn-Rich C, Biggs ML, Smith AH: Lung and kidney cancer mortality associated with arsenic in drinking water in Cordoba, Argentina, Int J Epidemiology 1998; 27:561-69.
26. Lever WF, Schaumberg-Lever G, editors: Eruptions due to drugs. In: Histopathology of the Skin. 7th ed. Philadelphia: J.B. Lippincott. 1990; 293-294.
27. Maloney ME. Arsenic in dermatology. Dermatol Surg. 1996; 22: 301-304.
28. Hsueh YM, Cheng GS, Wu MM, Yu HS, Kuo TL, Chen CJ: Multiple risk factors associated with arsenic-induced skin cancer. Effect of chronic liver diseases and malnutritional status. Br J Cancer 1995; 71(1):109-114.
29. Hsueh YM, Chiou HY, Huang YL, et al: Serum beta-carotene level, arsenic methylation capability, and incidence of skin cancer. Cancer Epidemiology, Biomarkers and Prevention 1997; 6(8):589-596.
31. Gür, S., Doğan, A. U., Doğan, M., Karahan, S. T., Can, B., Hafez, G., Özgüneş, O.,and Kendirci, M., 2005, Short-Term Effects of Arsenic Sulfur in Deficits of Contractile and Relaxant Responses on Urinary Bladder: Pharmacological and Structural Changes, Urologia Internationalis, 74, 272-275.

Yukardaki yazı Ulusal Kanser Danışma Kurulu’nun sayfasında yayınlanan bir kitapçıktan alınmıştır ve metnin tüm hakları Meral Doğan’a (Hacettepe Üni. Jeoloji Müh.) aittir.

Yeni Zellanda Açıklarında Petrol Sızıntısı Oldu

Yeni Zellanda’da karaya oturan Liberya bandıralı yük gemisinden sızan petrol, ülke tarihinin en büyük çevre felaketine neden oldu. Akaryakıt yüklü gemideki konteynerler denize düşerken, gemi giderek daha fazla yana yattı. Gövdesinde dev bir çatlağın oluştuğu geminin ortadan ikiye bölünme riski de var. Şu ana kadar 350 ton petrol kıyılara vurmuş durumda. Bunun sonucu olarak da kirlenen kumsalların çoğunluğu temizlendi ancak hala yapılacak çok şey var. Şu ana kadar 4200 gönüllü, temizleme çalışmalarına katılmak için başvuruda bulundu.


5 Ekim’de Yeni Zelanda açıklarında karaya oturan 47 tonluk yük gemisi Rena, Tauranga limanı açıklarında yan yatmış bir şekilde beklemeye devam ediyor. Geminin tanklarındaki mazotu boşaltma işlemlerine yeniden başlandı. Foto: Reuters/Svitzer/Handou

Rena adlı yük gemisi, 5 Ekim 2011’de Yeni Zellanda’nın kuzey kesiminde bulunan Tauranga sahilinin 12 deniz mili açıklarında mercan resifine çarparak karaya oturmuştu. Kazanın ardından, büyük miktarda petrol denize sızdı.

Karaya oturan dev yük gemisi, ekolojik yaşamı tehdit ediyor. Onlarca konteynerın denize düştüğü gemiden petrol sızmaya da devam ederken kumsallarda biriken yağ tortularını temizleme çalışmaları da sürüyor. Kıyılara ulaşan petrol kirliliği, turistik Plenty Körfezi’nin sahillerinde çok sayıda deniz kuşunun ölümüne neden oldu. Penguen ve karabatakların temizlenmesi için çalışmalar yürütülüyor. Todd Graham (Yeni Zellanda Sahil Güvenlik Görevlisi), “Eğer rüzgar devam ederse geminin şu an bulunduğu yer değişebilir. Son bir kaç gün içinde geminin olduğu yerlerde petrol sızıntısı vardı ancak şu an temiz görünüyor çünkü deniz suyu çok hareketli. Petrol kıyıya vurmaya da başladı. Bu da suyu temizlemek için bize bir fırsat sunuyor.”


The oil leak started to spread and authorities prepared themselves for the worst environmental disaster in New Zealand history should the vessel break up and spill 1,700 tonnes of fuel into the Bay of Plenty. Photograph: Ross Brown/Sunlive New Zealand/Getty Images

Bölgedeki elverişsiz hava koşulları nedeniyle gemide bulunan petrolün boşaltılamadığı belirtiliyor. Kurtarma operasyonlarından sorumlu Bruce Anderson, gemideki yakıt tanklarının boşaltılmaya başladığını söyledi: “Ne zaman bir tahminde bulunsak, hep başka şeyler oldu. Bu yüzden de, günübirlik hareket ediyoruz. Aslında hava koşulları nasıl olursa olsun, biz bunu yapmayı planlıyoruz.” Yeni Zellanda denizcilik yetkilileri, gemide 1368 konteynerin bulunduğunu ve bunlardan 11’inin tehlikeli madde taşıdığını açıkladı.

Yeni Zellanda Başbakanı John Key, kazanın ülkede denizde meydana gelen en büyük çevre felaketi olduğunu söyledi: “Bu, Yeni Zellanda’nın tarihinde, denizde meydana gelen en büyük çevre felaketi. Bu durum, bölge sakinlerinin geçimini de tehdit ediyor.” Yeni Zellanda halkı ise öfkeli, “Gerçekten çok kızgınım. Burada çok fazla kişi var ve onlar konteynerleri gemiden çıkaramıyorlar. Yeni Zellanda’da onları çıkaracak bir sistem yok. Yani en başından beri, onun ikiye bölüneceğini biliyorlardı.”

Bu arada geminin Filipinli kaptanı, ‘gereksiz riske yol açacak şekilde kargo taşıdığı’ suçlamasıyla tutuklanarak mahkeme önüne çıkarıldı. Suçlu bulunması durumunda 44 yaşındaki kaptan, bir yıl hapis ve yaklaşık 6000 Evro para cezasına çarptırılabilecek.

***

Yeni Zellanda açıklarında karaya oturan Rena adlı yük gemisinin yakıtı boşaltılmış.

***

.. ve korkulan oldu, baş tarafından mercan resifine oturan ve arka tarafı yüzebilir durumda kaldığından hareket eden gemi, şiddetli rüzgârın da etkisiyle ikiye bölündü. 7 Ocak Cumartesi akşamı yaşanan olaya, boyu 6 metreye varan dev dalgaların sebep olduğu bildirildi. Gemide bulunan 385 ton akaryakıtın denize karışması en tehlikeli felaket senaryosu olarak dile getiriliyor. Gemiden şu anda kadar 1.100 ton petrol güvenli bir şekilde taşınırken; konteynerlerin yarıya yakını da tahliye edildi. Yüzlerce ton petrolün denize sızması sonucu bölgede bulunan 20.000’den fazla deniş kuşu öldü. Yük gemisinin kaptanları 16 ayrı suçlamayla yargılanmaktalar.

Kaynakça
BBCTürkçe, Karaya oturan geminin yakıtı boşaltıldı, 15 Kasım 2011.
BBCTürkçe, Karaya oturan gemi ikiye bölündü, 8 Ocak 2012.
EuroNewsTürkçe, Yeni Zelanda, tarihinin en büyük çevre felaketini yaşıyor, 18 Ekim 2011.
EuroNewsTürkçe, Yeni Zelanda’da karaya oturan geminin kaptanı tutuklandı, 18 Ekim 2011.
EuroNewsTürkçe, Yeni Zelanda’daki gemi kazası ekolojik yaşamı tehdit ediyor, 18 Ekim 2011.
EuroNewsTürkçe, Yeni Zelanda açıklarında zamana karşı yarış, 18 Ekim 2011.
EuroNewsTürkçe, Dev konteyner Rena ikiye bölündü, 8 Ocak 2012.