Sunday, December 9th, 2007
Denizli’deki travertenlerde (/pamuktaşlarında), rastlantı sonucu bulunan kafatası örneğinin, bir erkeğe ait, 500 bin yıllık, Homo erectus fosili olduğunu belirlendi. Fosil, insanların dünyaya dağılışı konusunda önemli bilgiler vermenin yanı sıra, bilinen en eski tüberküloz (verem) vakası olarak da tıp tarihinde yerini aldı. (Boyacı, 2007; NTVMSNBC, 2007)
Fosil üzerinde çalışan biliminsanları, Mehmet Cihat Alçiçek (Pamukkale Üniversitesi), Mehmet Özkul (Pamukkale Üniversitesi), Nizamettin Kazancı (Ankara Üniversitesi), John Kappelman (Teksas Üniversitesi), Michael Schultz (Georg-August Üniversitesi) ve Şevket Şen’den (Paris Doğa Tarihi Müzesi) oluşuyor. Çalışma, TÜBİTAK (ÇAYDAG 105Y280) ve Leakey Vakfı tarafından da finanse ediliyor.

Şekil 1. View of the inside of the skull of the newly discovered young male Homo erectus from western Turkey. The stylus is 2.5 cm long and points to tiny lesions 1-2 mm in size found along the rim of bone just behind the right eye orbit. The lesions were formed by a type of tuberculosis that infects the brain and, at 500,000 years in age, represents the most ancient case of tuberculosis known in humans. Photo by John Kappelman. (Teksas Üniversitesi, 2007)
Türkiye’de bulunan yaklaşık 500 bin yıllık insan fosili, en eski hastalığın verem olduğunu gözler önüne seriyor. Bu kanıttan önce, birçok biliminsanı veremin birkaç bin yıl önce ortaya çıktığına inanıyordu. İnsan soyuna ait bu yeni örnek, yeterli D vitamini üretemeyen, bu yüzden de bağışıklık sistemi ile iskelet sistemi zarar [çn. hasar] gören (bkz. Şekil 1) siyah derili insanların, tropikal bölgeden [çn. Afrika’dan] kuzeye doğru göç ettiklerini [çn. tezini] de doğrular nitelikte.
Kuzeye göçün ardından, türler değişik mevsimsel iklimlere uyum sağladı. Türkiye’deki, Homo erectus kalıntıları da, ilk insanların büyük ölçüde Afrika’dan göç ettiklerini düşüncesini güçlendiriyor. Daha önce vereme ait en eski bulgular, Mısır’daki ve Peru’daki birkaç bin yıllık mumyalarda bulunmuştu. Denizli’de bulunan yeni örnekle, bu örnekler arasındaki hem zaman boşluğu hem de coğrafik boşluğu [çn. kısaca örnekler arası bağlantı] doldurmada, araştırmacılara büyük yardımda bulunacağa benziyor. (Teksas Üniversitesi, 2007)
Araştırmanın makalesi, American Journal of Physical Anthropology’de (Volume 135, Issue 1, p 110-116) yayımlandı.
İlk ağızdan haber için utexas.edu/news/2007/12/07/anthropology-3 (İngilizce)
Kaynakça:
Boyacı, O. N., 2007. Denizli’de Homo erectus fosili, DHA, Denizli, hurriyet.com.tr, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2007. Denizli’de 500 bin yıllık homo erectus, AA, Denizli, ntvmsnbc.com, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Teksas Üniversitesi, 2007. Most Ancient Case of Tuberculosis Found In 500,000-Year-Old Human; Evidence Suggests Vitamin D Deficiency Endangers Migrating Populations, Teksas Üniversitesi Haber Sayfası, Austin, Teksas, ABD, www.utexas.edu/news, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Denizli’de Homo Erectus Fosili Bulundu, yerbilimleri.com
Posted in Araştırma, Fosil, Güncel Haberler, Yerbilimi (Jeoloji) | 2 Comments »
Monday, September 25th, 2006
Bilim insanları şimdiye dek bulunmuş olan en yaşlı çocuğu, günümüzden 3.3 milyon yıl öncesine tarihlenen bir kız çocuğu olduğu görülen fosil kalıntılarını günyüzüne çıkardılar.
Üç yaşından büyük olmayan bir çocuğun kayda değer ölçüde tam olan iskeleti, insanların ilk atalarının insanlar ile diğer büyük insanımsı maymunlar arasındaki [evrimsel-çn] çizgiyi nasıl bulanıklaştırdığının ipuçlarını da taşımakta. Bulunan fosilin belden aşağısı insanlar gibi ayağa kalkmış olarak yürüyenleri andırmakta iken, gövdenin üst bölümü insanımsı maymunlara şaşırtıcı ölçüde benzemekte ve neredeyse şempanzelerin, ağaçlara tırmanmak için özelleşmiş parmak kemikleri kadar uzun olan bükülü parmak kemikleri sergilemekte.

Şekil 1. Image of juvenile Australopithecus afarensis, the oldest known fossil of a girl. Credit: Zeresenay Alemseged and Copyright Authority for Research and Conservation of Cultrual Heritages (ARCCH).
Kız çocuğunun fosili, Homo cinsinin atası olduğuna yaygın olarak inanılan Australopithecus afarensis türüne aittir. [Bilindiği gibi-çn] Homo cinsi bizim dahil olduğumuz türü, Homo sapiens’ı da kapsamakta.
Aralıktan Gözetleyen Yüz
İskelet KD Etyopya bölgesinde, Afar Çöküntüsü’nün çorak topraklarında bulundu. Bu bölge, Max Planck Enstitüsü Evrimsel Antropoloji Bölümü’nden paleoantropolog Zeresenay Alemseged’in ilk kez 1999 yılında meslektaşlarını yönlendirmiş olduğu bölgedir. Aşırı sıcak, ansız sellenmeler, sıtma, yırtıcı hayvanlar ile karakteristik olan bölge, insan fosil bulguları açısından zengin bir tarihçeye sahiptir.
Araştırma grubu üyesi Tilahun Gebreselassie, 2000 yılı Aralık ayında yakıcı güneş altında tozlu bir yamaçta dışarı bakan minik bebeğin yüzünü ilk gören olmuştu. Kazılar, bir kantalop kavunundan daha büyük olmayan kemiklerden oluşan bir yığını günışığına çıkardı.
İnce ve minik kemiklerin içine gömülü olduğu kumtaşını -neredeyse tane tane- kazımak, günümüze değin beş yıllık bir süreyi kapsamıştır.
Büyük Bir Sellenme
İskeletin bulunduğu kat, eski Awash Irmağı’nın görünürde çocuğun ölümüne neden olan ani bir sellenme sonucunda bebeği çakıl ve kumların arasına hızla gömdüğünü açığa çıkarmıştır. Bebeğin yaşamış olduğu bölge, o dönemde, yayın balığı, tatlısu kabukluları, timsah, suaygırı (hipopotam) ve dev kaplumbağalar açısından zengin ve susamurları ile çalılık domuzlarının daha az bulunduğu bir akarsu deltasıydı. Yakınındaki ağaçlık bölge impalaların, açık otlaklar ise fillerin, gergedanların ve Afrika antiloplarının [gnu-çn] yaşam alanıydı.
Leğen kemiği (pelvis), omurganın alt bölümü ve kol ve bacaklarının bir bölümü bulunamamış olsa da, iskeletin büyük bölümü günyüzüne çıkarılmıştır. Bulunan iskelet tüm kafatasını, neredeyse tüm gövdeyi, sırt alt bölümündeki omurları ve ikisi dışındaki tüm dişleri içermektedir. X-ışınları incelemesi, çenede henüz patlamamış dişlerin de içerildiğini göstermiştir.
Bu iskelet bir Australopithecus afarensis çocuğunun neye benzediğini de ilk gez gözler önüne sermiştir. Londra Üniversitesi Meslek Okulu’ndan (UCL) araştırmacı, Doktor Fred Spoor, bunun “ilk atalarımızın beyinlerinin nasıl geliştiği konusunda ipuçları verdiğini” belirtmektedir.
Çocuğun beyin hacminin 330 cm3 olduğu sanılmaktadır. Bu, aynı yaştaki bir şempanzenin beyin hacminden çok da farklı değildir. Ancak, kendi türünün yetişkinleri ile karşılaştırıldığında, çocuğun beyin hacminin yetişkinin beyin hacminin sadece %63 ile %88’i arasında olduğu görülür. Bu, üç yaşına ulaştığında beyin gelişiminin %90’ını tamamlamış olan şempanze ile karşılaştırıldığında, göreli yavaş beyin gelişimini sergiler. Bu beyin gelişimi hızı gerçekte insanlarınkine bir ölçüde yakındır ve olasılıkla insan evrimi sürecindeki erken bir değişimi işaret etmektedir.
Goril Omuzları
Yine, insanlığın evrimi sürecinin az bilinen ya da bilinmeyen yönlerine ışık tutan iskelet parçaları da bulunmuştur. Bu parçalar, kürek kemikleri ve dil kemiğidir.
İskeletin kürek kemikleri genç bir gorilinkini andırır ve çocuğun ağaçlara tırmanabildiğini düşündürür. Ağaçlar üzerinde yaşadığını destekleyen diğer kanıtlar, iskeletin şempanzeninkine benzeyen parmaklarında ve iç kulağındaki yarı dairesel kanallardan edinilmiştir. [İç kulaktaki-çn] bu kanallar sıvı ile doludur ve dengeyi sağlamakta yaşamsal önem taşır. İnsanlarda bu üç kanaldan ikisi, ayağa kalktığında dengeyi korumaya yardımcı olması için büyümüştür. İskeletteki kanlar ise insanlardakinden çok şempanzedeki kanallar gibidir.
Dil kemiği ise gırtlağın [voice box] nasıl yapılandığını yansıtır ve bu nedenle de konuşmanın evrimi konusunda ipuçları sağlar. Bulunan kız çocuğunun dil kemiği insanlarınkinden farklıdır ve diğer büyük insansı maymunlarınkini andırır.
İskelet, şempanze yavrularının anne şempanzelere elleri ve ayak parmaklarıyla yapışmalarına ve böylece anne şempanzenin bebeği yakından kollamaktayken aynı zamanda besin araması ve toplamasına, tehlikeden kaçmasına ve gezinmesine olanak tanıyan büyük ayak parmaklarından yoksun olması nedeniyle, insanlarınkini andırır. Bilim insanları bunun, bulunan kız çocuğunun taşınması gerektiğini, bu nedenle annesinin kendini koruma yeteneğini kısıtladığını ve olasılıkla da korunmak ve besin sağlamak için erkeğine ve daha büyük ölçekli bir grupla sosyal bağlara bağımlı kıldığı sonucuna varmışlardır.
Araştırmacıların bulguları 21 Eylül tarihli Nature’da yayımlanmıştır.
Daha fazla bilgi için bir kaynak… (İngilizce)
Bütün hakları Dursun BAYRAK’a aittir.
Kaynakça:
Choi, C. Q. 2006. Most Ancient Child Unearthed, livescience.com
Posted in Araştırma, Fosil, Güncel Haberler | No Comments »