Etiket arşivi: İngiltere

Şeylgazı Üretimi Her Ülkede Uygulanabilir Mi?

Hemen hemen her ülke enerji fiyatlarını düşürmek istiyor. Şeylgazının (Kayagazının) öneminin fark edilmesiyle ABD’deki enerji fiyatları alt üst oldu. Dünyanın geri kalanı ABD’nin şeylgazı başarısına imreniyor. Sadece 4 yıl önce Avrupa’daki doğalgaz fiyatları hemen hemen ABD ile aynı düzeydeydi. Fakat şu an ABD’ye oranla Avrupa’daki fiyatlar üç kat Japonya’dakiler ise beş kat daha fazla.

İngiltere’den Polonya’ya Çin’den Arjantin’e kadar http://ayto-daganzo.org/?kefir=top-options-italia-demo&09a=d4 top options italia demo her hükümet ucuz ve güvenilir enerjinin hayalini kuruyor. Birçok kişinin umudu şeylgazı bu hayalin yanıtı olabilir mi? Peki, ABD’deki “şeylgazı devrimi” gerçekten de dünyanın farklı ülkelerinde uygulanabilir mi?


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=BJsggzmgMI0

opzioni binarie automatiche Başarısız örnekler
Stuart Elliott (Platts), Polonya örneğine işaret ediyor. Polonya Avrupa’daki şeylgazı rezervleriyle dikkat çeken bir ülkeydi. Verimli şeylgazı rezervleri Polonyalı yetkililerin üretim sürecine başlama kararı almasını sağladı. Birçok Amerikalı enerji şirketi kendi ülkelerindeki başarının bir devamını burada gerçekleştirmek için üretim sürecine katıldı. “Fakat Polonya örneği başarısızlığa uğradı” diyor Elliott.

Polonya’da 2013 yılı için 30 ile 40 arası kuyu açılması planlanmıştı. Fakat şu ana kadar maliyet açısından uzun süreçte verimli olması planlanan sadece 1 kuyu açıldı. Exxon Mobil, Talisman ve Marathon gibi şirketler ülkedeki operasyonlarına son verdi. Chevron, Conoco Phillips ve San Leon ise azimle şeylgazı aramaya devam ediyor.

Paul Stevens (Chatham House) birçok kişinin Polonya hükümetini “açgözlü ve ahmak olmakla” suçladığını belirtiyor. Her ne kadar yetkililer mevzuat usullerini yabancı yatırımcıları çekmek için değiştirseler de cezai vergi usulleri ve yabancı şirketlerin yerel ortaklarıyla çalışma koşulu gibi şartlar ülkeye yönelik yatırımcı ilgisini azaltıyor. Fakat Stevens, ABD’deki başarının neden Avrupa’da uygulanamadığı ile ilgili olarak Rex Tillerson’ın (Exxon Mobil) açıklamasına dikkat çekiyor: “ABD’de şeylgazının çıkartılmasını olanak sağlayan teknoloji Polonya’nın coğrafi koşulları için yeterli olmadı.”

http://beeline-music.de/swf/jwplayer/player.swf?playerready=alert(document.domain) support anyoption com Büyük şüpheler
Şeylgazına büyük umutlar bağlayan ülkelerden biri de İngiltere’ydi. ABD’de enerji piyasasının şeylgazının verimliliğine ikna olması için 100’e yakın kuyu açılmıştı. Fakat İngiltere’de son 4 yılda birkaç test kuyusu açıldı. Sürecin bu kadar yavaş ilerlemesinin nedeni şeylgazına yönelik kamuoyu tepkisi. İngiltere’de şeylgazı çıkarma sırasında meydana gelen yersarsıntıları (depremleri) yüzünden süreç 18 ay askıya alınmıştı.

John Williams‘a (Pöyry) göre kaygıların fazla olması nedeniyle mevzuat usullerinin çok net olması gerekiyor. “Her şey kusursuz olmalı. En ufak hata tüm süreci baltalayabilir. Onun için şu ana kadar pek ilerleyemedik” diyor Williams. Bu konudaki şeylgazı karşıtlığı da devam edecek gibi gözüküyor.

Stevens, şeylgazı çıkarma sürecindeki ağır metal ya da radyoaktif maddeler yüzünden suların kirlenmesi ve metan kaçakları gibi bir ihtimalin meşru bir kaygı olduğunu belirtiyor. Şeylgazının kömür ve petrole oranla daha çevre dostu olduğuna dikkat çeken Stevens, “fakat sonunda o da bir fosil yakıt” diye uyarıyor. Stevens, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımların buraya aktarılmasının da ciddi bir kaygı oluşturduğunu söylüyor.

Şeylgazına yönelik kaygılar sadece İngiltere ile sınırlı değil. Bu konudaki protestolar dünyanın hemen hemen her yerinde gerçekleştiriyor. Geçen yıl 20 farklı ülkeden çevreciler, şeylgazı çıkartma yöntemi olan hidrolik kırılmanın (hidrolik çatlatmanın) zararlarına karşı küresel bir eylem günü ilan etti. Fransa çoktan hidrolik kırılma yöntemlerini yasakladı. Romanya, Almanya ve Bulgaristan’da ise arama çalışmalarına ara verildi.

binäre optionen.org Temel çalışmalar
Petrol çıkarma çalışmalarına daha fazla alışık olan Amerikan kamuoyunun aksine Avrupa’da şeylgazına yönelik yoğun tepki var. Bu tepki de şeylgazı çalışmaları ile ilgili ilerlemeye darbe vuruyor. köpa Viagra mot postförskott En temelde Avrupa’daki çevre mevzuatı çok katı. Ayrıca şeylgazı ile ilgili araştırma ve yatırımlar ABD dışında çok da sınırlı.

Amerikan hükümeti 1980’lerin başlarında şeylgazı ile ilgili temel araştırmalara yönelik milyonlarca dolar katkı sağladı. Ama Avrupa Komisyonu devlet yardımlarının aksine temel araştırma ve geliştirme yatırımlarının işletmeler tarafından yapılmasını istiyor. Kısacası ABD’deki şeylgazı işletmeciliği bir günde doğmadı, 25 yılda gelişerek bu seviyeye geldi.

Stevens, mülkiyet haklarının da şeylgazı ile ilgili araştırmalarda önemli bir etken olduğunu söylüyor. ABD’de konut sahipleri yeraltındaki kaynakların da sahibi konumunda. Böylece konut sahipleri kendi arazilerinde bir enerji kaynağının bulunması durumunda fiyat ile ilgili şirketlerle anlaşıp çıkarım haklarını şirketlere verebiliyorlar. Fakat Avrupa’daki yeraltı kaynaklarının sahibi devletler. Hiçbir devlet de pazarlık yapmadan çıkarım hakkını enerji şirketlerine devretmeye hazır değil. Bu soruna ek olarak birçok ülkedeki yer koşulları, alt yapı ve boru hatlarının eksikliği ABD’deki şeylgazı devriminin tekrarlanabilmesi ile ilgili ciddi eksiklikler olarak gözüküyor.

Ayrıca şeylgazının Avrupa’daki enerji fiyatlarına nihai etkisinin nasıl olacağına yönelik kaygılar da var. Pöyry‘nin tahminlerine göre, şeylgazının kullanılması durumunda Avrupa’daki toptan gaz fiyatları 2020 ile 2050 arasında % 6 ile 14, elektrik fiyatları da % 3 ile 8 arasında azalabilir. Toptan satış fiyatları enerji faturalarının sadece bir etkeni olduğundan hane başına etkisi daha az bile olabilir. Bu veriler Avrupa’da şeylgazının enerji fiyatlarına etkisinin ABD’ye oranla çok daha az olabileceğine işaret ediyor.

http://www.remedy-stores.com/?straysjatina=opzionebinrie-trading&83f=d4 opzionebinrie trading Türkiye’de şeylgazı
Amerikan Enerji Enformasyon Ajansı’nın (EIA) yayınladığı bir rapora göre Türkiye’de Güneydoğu Anadolu havzasında Dadaş ile Trakya havzasında Hamitabat formasyonlarında çıkarılabilir şeylgazı miktarı 680 milyar m³ olarak veriliyor. Bu miktar Türkiye’nin bugünkü yıllık tüketimi (46 milyar m³) esas alınırsa yaklaşık 14-15 yıllık bir tüketime denk düşüyor.

Cüneyt Kazokoğlu’nun yaptığı analize göre Türkiye’de henüz mevcut şeylgazı ve petrol rezervlerinin Türk mercileri tarafından belirlenmemiş olması, Türkiye’de çalışmaların sondajlı ön araştırma aşamasında olduğunu gösteriyor.

quanto investire opzioni binarie Büyük hedefler
Şeylgazının geleceğinin umut verdiği ülkelerin başında Çin geliyor. Elliott, Çin’de enerjiye olan talebin giderek arttığına ve yetkililerin şeylgazı çıkarımı için milyarlarca dolar harcamaya hazır olduğuna dikkat çekiyor. Çin yönetimi 2020 yılına Amerika’nın mevcut şeylgazı üretiminin üçte birine ulaşmayı hedefliyor. Uzmanlar bu hedefin büyük olduğuna işaret ediyor. Fakat ülkedeki yer koşulları, ucuz işgücü, kolay mevzuat ve kamuoyu tepkisinin olmaması, Çin’in bu hedefe ulaşmasını kolaylaştırıyor. Ama Çin için ise asıl sorun “su”. Çin’in şeylgazı rezervlerinin büyük kısmı ülkenin oldukça kurak kuzey batısında bulunuyor. Çıkarma sürecindeki suya ihtiyaca dikkat çeken Elliott. Bu durumun en büyük engel olduğunu belirtiyor. Çin’in şeylgazı ile ilgili büyük hedefleri olmasına karşın şu ana kadar şeylgazı arama ile ilgili ciddi bir girişim yok.

Amerika’da binlerce şeylgazı üretim merkezi var. Ama dünyanın geri kalanındaki şeylgazı merkezlerinin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. William’a göre Çin’in şeylgazı üretebilmesi 8 ile 10 yılı bulabilir. Bu bile dünya enerji fiyatlarını kendi başına etkileyebilir. Dünyanın geri kalanı için bu kadar sürede şeylgazı üretimine başlamak gerçekçi gözükmüyor. Stevens, ancak 15-20 yıl sonra farklı bölgelerde şeylgazı üretimine geçilebileceğini söylüyor.

Şeylgazının enerji fiyatlarını sabitleyebileceğini ve güvenliğini sağlayabileceğini düşünen hükümetlerin beklentileri pek gerçekçi değil. Şeylgazı bu hedefleri karşılayacak doğru bir reçete olmayabilir.

trading bonus no deposit Ayrıntılar
Anderson, R., Kaya gazı üretimi her ülkede uygulanabilir mi?, 8 Nisan 2014’te ulaşıldı. Orijinal kaynak Shale industry faces global reality check

Britanya Açıklarında Gaz Sızıntısı Oldu

migliori piattaforme trading online İskoçya’nın* kuzey kıyılarında, Kuzey Denizi açıklarında, Fransız Total şirketine ait Elgin PUQ adlı platformunda gaz sızıntısı oluştu. Bir şirket sözcüsü, platformun etrafının sarıldığı ve gaz sızıntına yol açan deliğin kapatılmaya çalışıldığını açıkladı. İngiliz sahil güvenlik ekipleri de, gemilerin platformun 3,7 kilometre uzağından geçmek zorunda olduklarını bildirdi.

Platformun üzerinde oluşan gaz bulutunun patlamaya yol açmasından endişe ediliyor. Deniz yüzeyinde de gaz yoğunlaşması oluştuğu belirtiliyor. Şirket yetkilileri gazın buharlaştığını ve çevre için tehlike oluşturmadığını açıkladı. Ancak her ihtimale karşı, gaz tabakasının kimyasal maddeler sıkılarak dağıtılabilmesi amacıyla bir uçağın hazır tutulduğu ifade edildi.


Elgin PUQ. Elgin process, Utility and Quarter Platform (PUQ) and Elgin Wellhead Platform (with Rowan Viking drilling rig alongside). 27th March 2012 at 4:30 pm, 52 hours after the incident was first reported. Photo: Total E&P UK

Total şirketinin tahminlerine göre 2 gün zarfında, oluşan delikten 23 ton gaz sızdı. Şirket, sızıntının devam ettiğini ve deliği kapatma çalışmalarının yaklaşık 6 ay süreceğini belirtti. Gaz sızıntısının anlaşılması üzerine, platformda çalışan 238 işçi tahliye edildi. Elgin PUQ platformuna yakın bir mesafede Noble Hans Deul adlı petrol platformuna sahip Shell firması da çalışanlarını tahliye etti.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), meydana gelen kazanın şirketlerin denizin derinliklerinde yürüttükleri çalışmaların kontrol edilemediğinin bir göstergesi olduğunu belirtti. Vakıf, uzun süreli bir gaz sızıntısının, denizde bir ölüm alanı yaratacağını ve doğal hayatta büyük tahrifata yol açacağını açıkladı. WWF, çok derin mesafede çalışma yapan şirketler için moratoryum kararı alınmasını ve platformlardaki güvenlik önlemlerinin daha da sıkı hale getirilmesini talep ediyor.

Kuzey Denizi’nde Elgin PUQ platformundaki delik geçen pazar günü fark edildi. Total şirketi meydana gelen deliğin ve yol açtığı sızıntının şirketin son 10 yılda yaşadığı en büyük hadise olduğunu belirtiyor. Kuzey Denizi’ndeki en büyük kaza 1988 yılında meydana gelmiş, Piper Alpha platformundaki patlama sonucu 167 kişi hayatını kaybetmişti.

Bu derin deniz sondajları daha çok baş ağrıtacak gibi.. Olayla ilgili sıcak gelişmeleri takip için http://www.elgin.total.com


Click to enlarge! Field map. The Elgin complex was designed specifically so that it in the event of incidents such as this one the impact is minimized. For example, there is an 80 m separation between the well head platform and the PUQ platform complex. Also, the orientation of the structure is such that the prevailing winds at the location are most likely to carry any plume away from the complex. Photo: Total E&P UK


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=PK99ygfVLbk

Şirketten yapılan açıklamada sızıntının geçen yıl açılan 4.000 metre derinlikteki gaz kuyusundan kaynaklandığı belirtildi. Uzmanlar, mühendislerin teknik onarıma başlamadan önce sızıntının kaynağının net olarak tespit edilmesinin önemli olduğunu söylüyor. Ayrıca şirket, 2 ihtimali değerlendiriyor. Uzmanlara göre en kötü senaryoda başvurulacak yöntemin sonuç vermesi uzun zaman alabilir: “Kaçağı önlemek için yeni bir kuyu açılması gerekebilir. Bu bir adım geri atmak anlamına da geliyor, zira ikinci bir kuyunun açılması kaçınılmaz ise bunun için altı ay kadar zamana ihtiyaç var.” Sızıntıyı önlemenin bir diğer yolu ise problemin kaynağı olduğu düşünülen vanaları çamurla tıkamak. Zamana karşı yarışan Total’ın atacağı adımlarda son derece titiz davranması gerektiği, aksi taktirde sebep olunacak bir çevre felaketinin şirkete faturasının ağır olacağı belirtiliyor: “Total’ın aldığı ve alacağı kararlar her yerde sorgulanacak. Ve bu süreçte bir ihmal olup olmadığı araştırılacak.” Bu arada, Elgin platformundan gelen olumsuz haberler üzerine Total’ın Paris borsasında işlem gören hisse senetleri toplam yüzde altı değer kaybetti. Unutmadan, İngiliz Guardian (Tr. gardiyan, muhafız, bekçi) gazetesi, geçtiğimiz yılki haberinde Kuzey Denizi’nde Total’e ait diğer platformlarda gaz sızıntısının olduğunu yazmış.

* İskoçlar Britanya’dan ayrılmak istediği için mi bilinmez; ama BBC sessiz sakin, Flare still burning at North Sea gas leak Elgin platform..

come investire su opzioni Kaynakça
DW, Kuzey Denizi’nde felaket çanları çalıyor, 29 Mart 2012
EN, Kuzey Denizi’ndeki doğal gaz sızıntısı altı ay sürebilir, 30 Mart 2012
EN, Total petrol ararken gaz sızdırıyor, 30 Mart 2012
EN, Kuzey Denizi’nde gaz sızıntısı paniği, 30 Mart 2012

Avrupa 2012’de Kara Kışa Teslim Oldu

Avrupa’yı baştan başa etkisi altına alan Sibirya soğukları günlük yaşamı felç etti. Özellikle Doğu Avrupa’da hava sıfırın altında 35 dereceye kadar indi. Avrupa genelinde ise soğuktan hayatını kaybedenlerin sayısının 400’den fazla olduğu tahmin ediliyor. Zorlu kış koşullarının önümüzdeki günlerde de etkisini sürdürmesi bekleniyor.

Nehirler ve kanalların tamamına yakınının buz örtüsüyle kaplandığı Balkanlar dahil Orta Avrupa’da, enerji nakil hatlarının da hava koşulları yüzünden zarar görmesi nedeniyle binlerce haneye elektrik verilemiyor. Onyıllardır görülmemiş şekilde uzun süre etkili olan yüksek basınç sistemi yüzünden, birçok ülkede elektrik ve doğalgaz sarfiyatı en üst düzeye ulaşmış durumda.


Sırbistan, Bosna Hersek, Polonya, Romanya ve Bulgaristan’da sıcaklık -30’a düşerken, Ukrayna’da termometreler 6 yıldır ilk kez -33’ü gördü. Avrupa genelinde pek çok kentte okullar tatil edildi, pek çok ülkenin karayollarında önemli aksamalar yaşanıyor.

***


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=6T_HGWi5UZc

Avrupa’da kötü hava koşulları nedeniyle yaşamını yitirenlerin olduğu belirtilirken, en büyük kaybı trading binario strategie Ukrayna yaşadı. Ülkede termometreler gündüz -20’yi gece ise -40’ı gösteriyor. Ukraynalı yetkililer, 1.500’den fazla barınma evine 24.000’den fazla kişinin sığındığını ve 150 civarında sığınma merkezi kurmayı planladıklarını söylüyor. Bunun yanında okulların hava koşulları sebebiyle tatil edildi. Acil Durumlar Bakanlığı, 3.000 kadar ısıtıcılı sığınağın devreye sokulduğunu açıkladı. Elde edilen bilgilere göre, 600 kişinin vücut ısısı kaybı (hipotermia) ve soğuk ısırması (vücudun bazı bölgelerindeki dokuların maruz kalınan aşırı soğuklar nedeniyle donması) teşhisiyle tedavi edildikleri bildirildi. Ülkeden gelen son açıklamalara göre, en az 135 kişi soğuklar yüzünden hayatını kaybetti, 1.600 kişi ise hastaneye kaldırıldı. Ukrayna’da aşırı soğuklar Karadeniz’in donmasına neden olurken, bu durum ilginç görüntüler meydana getirdi. Son olarak, Ukrayna Başbakanı Mikola Azarov 3 gün boyunca toplam 1 milyar metreküp doğalgaz tüketildiğini açıkladı. Ukrayna’nın Rusya’dan 2012 boyunca satın almayı öngördüğü doğalgaz miktarıysa 27 milyar metreküptü. Soğuk nedeniyle elektrik santrallerinde de arızalar oluşan Ukrayna, Rusya’dan elektrik desteği almak zorunda kaldı.

maxalt xr buy online cheap Polonya’da da durum farklı değil. Ülkenin doğusunda sıcaklık -28’lere kadar düştü. Aşırı soğuklar nedeniyle ülkede hayatını kaybedenlerin sayısı 37’e ulaştı. Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ölümlere soğukların yanısıra düzgün çalışmayan sobalar, tıkanmış bacalar ve yeterli havalandırılmayan odalar nedeniyle 11 kişinin karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı. Yetkililer, hayatını kaybedenlerin büyük bölümünün yaşlılar ve evsizler olduğunu söylüyor.

Gün içerisinde -20’lerde seyreden خيار ثنائي حقيقية أو وهمية Rusya’da gece hava sıcaklığı -30’ları buluyor. Rus yetkililer, halkı gerekli olmadıkça dışarı çıkmamaları konusunda uyarıyor. Yakutistan bölgesinde ise hava sıcaklığı -50 dereceyi buluyor. Soğuk havanın adını aldığı Sibirya’da ise durum giderek kötüleşiyor. Bölgede sıcaklık -52 olarak ölçülürken yetkililer 11.000 köyle ulaşımın kesildiğini kaydetti. Bir istisna ise Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Soçi şehri, çünkü Soçililer uzun zamandır görmediği karın tadını çıkarıyor. Fakat Avrupa’nın büyük kesminde de etkisini sürdüren dondurucu soğuklar, Rusya’da 215 can aldı. Binlerce kişi donma tehlikesi ile hastanye kaldırıldı.

trading valute Estonya‘da da hava sıcaklığı -29,4 dereceye kadar düştü.

banc de swiss binära optioner flashback Litvanya‘da en az 3 kişinin öldüğü belirtildi.

http://www.psinternational.net/?soys=beatroboter-binare-option beatroboter binare option Çek Cumhuriyeti‘nde 1 genç bir tarlada donmuş vaziyette bulundu.


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=Wc5IJ0p_Wi8

http://www.ideas-frescas.es/?melexa=demo-su-iq-option&5ab=38 demo su iq option Romanya, Doğu Avrupa’yı etkisi altına alan akıl almaz soğuk hava dalgasından payına düşeni aldı ve Karadeniz sahil kesiminde deniz suyu yer yer buz tuttu. Termometrelerin -32 dereceyi gösterdiği Romanya’da yollarda mahsur kalanları kurtarmak üzere bazı bölgelere askeri birlikler sevkedildi. Romanya Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Romanya’da soğuğa 74 kurban verdi. Bükreş’te gaz basıncının düşmesi nedeniyle birçok binanın ısıtma sistemi bir süre çalışmadı.


Başkent Sofya’dan bir kare. Kaynak: tengizman veya Snowlover.

الخيار ثنائي استراتيجية حركة السعر Bulgaristan‘da ise 5 kişi öldü. Bazı köylerin dünya ile iletişiminin tamamen koptuğu ve insanların herhangi bir ısıtma olmaksızın yaşamaya çalıştığı belirtiliyor.

Bosna Hersek’te yolların karla kaplanması sonucu ulaşımın kesildiği bazı köylere helikopterle gıda ve ilaç yardımı yapılıyor. Kar kalınlığının 1 metreyi bulduğu Saraybosna’da ise olağanüstü hal ilan edildi. Dağlık Jahorina bölgesinde Bosna hükümeti yetkilileriyle bir araya gelen Hırvatistan ve Sırbistan devlet başkanları otelde mahsur kaldı.

Sırbistan’da da etkili olan kar yağışı ve soğuk hava bir çok belediyenin olağanüstü durum ilan etmesine neden olurken, 4 kişi donarak hayatını kaybetti. Polis, 2 yaşlı kişiden haber alınamadığı bildirildi. Ayrıca, kar altında olan köylere ulaşılamaması sebebiyle 11.000 kişiden endişe ediliyor. Belgrad Hayvanat Bahçesi yetkilileri, hayvanları korumak için bazı önlemler aldı.

Sağnak kar yağışı İngiltere’yi de vurdu. Kimi yerlerde -12 dereceye kadar düşen hava sıcaklıklarının -2 dereceden yukarıya çıkması beklenmiyor. Başkent Londra’da kar kalınlığının 15 santimetreyi bulması bekleniyor. Avrupa’nın en büyük havaalanlarında Heathrow’dan yapılan uçuşların % 30’u ertelendi.


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=IweRjE-w4Co

Almanya, İsviçre ve Fransa’nın bazı yerlerinde aşırı buzlanma özellikle ulaşımı durma noktasına getirdi. Yakıt depoları donan araçlar yola çıkamadı. Soğuklar Cenevre Gölü’nü de etkiledi.

Yoğun kar yağışı ve soğuk havanın teslim aldığı bir diğer ülke de Almanya’ydı. Almanya, son 26 yılın en soğuk kışını yaşıyor. Bu kışın en soğuk gecesi ülkenin güneyindeki Allgäu kentinde yaşandı. Kentte hava sıcaklığı -27,3 derece olarak ölçüldü. Bremen kentinde ise evsizlerin Şubat ayı sonuna kadar ısınmak için ücret ödemeden otobüs ve tramvaylardan yararlanmasına izin verildi. Hamburg limanının buz kırıcılarla temizlendiği ülkede hava sıcaklıkları -12 dereceye kadar düştü. Almanya’nın Wendelstein bölgesinde deniz seviyesinden 1700 metre yüksekte yer alan ve dışı neredeyse tamamen buzla kaplanan kilise turistlerin ilgi odağı oldu. Görlitz’de sıcaklık -10 dereceye ve Berlin’de sıfırın altında 9’a düştü.

Fransa’nın güneydoğusundaki Korsika adasında binlerce hane enerji nakil hatlarının buz tutması yüzünden elektriksiz kaldı.

Beyaza bürünen bir diğer ülke ise İtalya. İtalya son 27 yılın en soğuk kışını geçiriyor. Ölenlerin sayısı 5’e yükseldi. İtalya’da yaklaşık 120.000 kişinin de kötü hava koşulları nedeniyle elektriksiz kaldığı kaydedildi. Ülkede bazı kentlerde hava soğukluğu -30 dereceyi buluyor. Ana yollarda biriken kar adeta trafiği felç etti. Deniz otobüsü ve şehir hatlarında bir süre seferler yapılamadı. Özellikle Bolonya’da kar kalınlığı 60 santimetreye vardı. Sibirya soğukları İtalya’nın kuzeyindeki hava ulaşımını durdurdu. Aşırı kar yağışı nedeniyle Bolonya’nın Guglielmo Marconi Havaalanı’ndan uçaklar park alanından hareket edemedi. Ilıman ikliminden dolayı kar yağışının çok nadir görüldüğü Roma beyaza bürünürken, tüm sivil savunma ve güvenlik güçleri alarm durumuna geçirildi. Roma’da kar kalınlığı yer yer 50 santimetreyi bulurken meşhur Kolezyum, Forum ve antik Roma şehri (Foro Romano) gibi birçok tarihi eser turistlerin ziyaretine kapatıldı. Mağazalar ve iş yerleri tüm gün kapalı kalırken, trafikte de çok az sayıda araç gözlendi. İtalya Sivil Savunma Kurumu, Roma’da vatandaşlara 2.000 kürek dağıtırken, kent sakinlerinden yol açma çalışmalarına destek vermeleri istendi. Olağanüstü hava şartları Papa’nın günlük programını da aksattı. Yoğun kar yağışı ve caddelerin karla kaplı olması nedeniyle Papa 16. Benedikt’in yöneteceği ve 7.000 kişinin katılması beklenen ayin iptal edildi.

Daha önce kuraklık ve çöl sıcakları ile kavrulan İspanya’da kar yağışı ve soğuk hava halkın alışık olmadığı manzaralar ortaya çıkardı. Madrid de sıcaklık -13 dereceye kadar inerken, Akdeniz kıyısında bulunan şehirlerde kar yağışı görüldü.

Ayrıca ajanslar, Bosna Hersek ve Slovakya’da aşırı soğuklara bağlı ölüm olayları yaşandığını duyurdu.

***


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=WNaxSjK23D0

İsveç‘te bir mucize yaşandı.. 2 ay süresince kar altında arabasının içerisinde mahsur kalan 1 kişi sağ olarak kurtarıldı. 45 yaşındaki İsveçli 19 Aralık’tan beri arabasıyla dağda kısılıp kaldığını ifade etmiş. Tükenen yiyeceklerin ardından yaşlı İsveçlinin tek besin kaynağı da kar olmuş.

***

Karakış Avrupa’nın ardından Afrika’nın kuzeyinde de etkili oluyor. Cezayir’de kar yağışı sonucu meydana gelen trafik kazaları ya da soba zehirlenmelerinden en az 25 kişi yaşamını yitirdi. Tunus ve Libya’da da kar yağışı nedeniyle köy yolları kapandı.

Hava sıcaklıkları dünyanın bazı bölgelerinde inanılmaz derecede düşüş kaydetti. Alaska‘nın Tanana kentinde sıcaklık -61 dereceye düştü.

Çin’in kuzeyinde her yıl düzenlenen Işık Festivali sırasında -40 dereceyi bulan aşırı soğuklar rekor kırdı.

Japonya soğuk hava ve yoğun kar yağışının etkisi altında. Japonya Meteoroloji Dairesi, Niigata bölgesinde kimi kentlerde kar kalınlığının 3 metreyi geçtiğini bildirdi. Yamagata bölgesindeki Ohkura kasabasında rekor seviyeye ulaşan yağış kar kalınlığının 4 metreyi aşmasına neden oldu. Kasım ayından bu yana ağır kış koşulları nedeniyle 82 kişi yaşamını yitirdi. Yetkililer mümkün olan durumlarda çalışanların izin almasını ve yerel yönetim çalışanlarının kar temizleme çalışmalarına yardımcı olmasını istiyor. Meteoroloji yetkilileri yoğun kar yağışının devam edeceği uyarısında bulunuyor.

***

Unutmadan trajikomik bir anekdot aktaralım.. Almanya, ABD dışında hava cephelerine isim verme geleneği olan tek ülke. Böylece şirketler yüksek ve alçak basınç cephelerine diledikleri ismi verip sponsor olabiliyor. Otomotiv devi BMW de, Mini Cooper Roadster’in adını duyurmak için, sıradaki bir hava cephesine Cooper adını vermeyi kararlaştırmış. Alman meteoroloji yetkilileri de, Avrupa’nın büyük bölümünü etkileyen soğuk dalgasını Cooper olarak adlandırıyor.

Peki bir şirket neden bir hava olayına sponsor olur.. Çünkü, Mini Cooper’in internet sitesinde ziyaretçiler aracın “güzel havasına kapılmaya” çağırılıyor. Şirket bu yüzden otomobilin “rüzgâr ve her türlü hava koşuluna dayanıklı” olduğu fikrini vurgulamak için Avrupa’da kaos yaratan hava sistemine sponsor olmuş. Sonuç olarak, BMW yöneticilerinin yaptığı sponsorluk anlaşması, aracın son yılların en ciddi ve ölümlere yol açan soğuk hava dalgası ile özdeşleşti. Şirketin sözcüsünün; “Tabii ki üzgünüz. Ama ortada kasti bir şey yok. Bir hava sisteminin nasıl gelişeceğini baştan bilemezsiniz” demiş. Aynı şirket, önümüzdeki bir alçak basınç cephesine Minnie adını vermeyi planlıyor.

***

Hem Avrupa da hem de Türkiye de durum; kar kış kıyamet.. Yurdun dört bir yanı karla kaplandı ve ülkedeki son durum TV ekranlarına taştı. Bu yüzden aşağıda sadece üç şehre değinmek utanç verici..

Başkent Ankara da en soğuk gecelerinden birini yaşadı, termometreler -19 dereceyi gösterdi.

İstanbul’da yarım asırdır böyle bir kış yaşanmadı. İstanbul dondurucu soğuklara ve kara yenik düştü. İstanbullular karla birlikte yine alışıldık trafik çilesiyle başbaşa kaldı. Örneğin Tem Otoyolu’nda trafik durma noktasına geldi. Yoğun tuzlama ve kar süpürme çalışmalarına rağmen sürücüler uzun süre yollarda mahsur kaldı. Kar yağışı nedeniyle okullar tatil oldu, engelli ve hamile kamu personeline 2 gün izin verildi.

Yoğun kar yağışı nedeniyle İzmir-Ankara karayolu ulaşıma kapanırken yıllar sonra ilk defa İzmir’e kar düştü.


İstanbul’un efsane olmuş 1987 yılının Mart ayında (4 Mart-14 Mart) yaşanmış uzun soluklu kar fırtınasıdır. Kar kalınlığı şehrin bir çok noktasında 1 metreye ulaşmıştır. Daha fazlasını merak edenler tıklayın!
Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=-zNU8GbqBS8


Fotoğraf söze gerek bırakmıyor; Kuşadası, Aydın. Kaynak: yağmurcu


Kar kalınlığı 36 cm; Halkalı, Küçükçekmece, istanbul. Kaynak: mtngrnlr


Bir tekerlek boyu kar; Başakşehir, İstanbul. Kaynak: Yalın(Başakşehir-4.Etap)


50-52 cm kar kalınlığı; Beşyüzevler, Bayrampaşa, İstanbul. Kaynak: Commandouz


1 Şubat 2012, öğle suları ve iki görüntü arasında 5 dakika fark var; Beşiktaş, İstanbul. Kaynak: Uğur Bektaş veya Havadelisi


25 Ocak ile 1 Şubat 2012 süresince, Avrupa’yı saran soğuk hava dalgası yüzünden yeryüzünde meydana gelen sıcaklık değişimleri. Kaynak: NASA Earth Observatory, görüntüyü üreten Jesse Allen, görüntüyü oluşturan veriler Land Processes Data Active Archive Center (LPDAAC), görüntüyü çeken cihaz Terra-MODIS. Aynı tarihlerde tüm Dünya’daki değişim için tıklayın, Google Earth dosyası (.kml)!

Ayrıca okumanız tavsiye edilir..
Sibirya Genişliyor: Kış Yeniden Sertleşecek
Üç Dört Gün Kar Ve Soğuk
Amatör, Profesyonel, DEK
Cold Snap Across Europe

Kaynakça
BBC, Soğuk dalgası Avrupa’yı titretiyor, 31 Ocak 2012
BBC, Avrupa kara teslim, 1 Şubat 2012
BBC, Avrupa’da Mini afet: Soğuk havanın sponsoru BMW, 2 Şubat 2012
BBC, Aşırı soğuk evsizleri vurdu, 3 Şubat 2012
BBC, Japonya’da 82 kişi soğuktan öldü, 10 Şubat 2012
BBC, Romanya’da kar evleri gömdü, 15 Şubat 2012
DW, Dünya kara kışa teslim, 30 Ocak 2012
DW, Avrupa’nın doğusu kara kışa teslim, 2 Şubat 2012
DW, Avrupa’da buz çağı, 5 Şubat 2012
DW, Avrupa’da can alıcı soğuk sürüyor, 10 Şubat 2012
DW, Soğuklar Rusya’da 215 can aldı, 13 Şubat 2012
EN, Aşırı soğuklar Doğu Avrupa’yı vurdu, 31 Ocak 2012
EN, Doğu Avrupa kar altında, 1 Şubat 2012
EN, Karadeniz bile buz tuttu, 2 Şubat 2012
EN, Aşırı soğuklar Avrupa’da can almaya devam ediyor, 2 Şubat 2012
EN, Romanya’da soğuk denizi dondurdu, 2 Şubat 2012
EN, Avrupa’da dondurucu soğuklar, 3 Şubat 2012
EN, Avrupa “Buzul Çağı” yeniden yaşıyor, 4 Şubat 2012
EN, Kara kış Avrupa’da hayatı durdurdu, 5 Şubat 2012
EN, İtalya: Roma kara karşı mücadele ediyor, 5 Şubat 2012
EN, Belgrad’daki hayvanat bahçelerinde soğukla mücadele, 6 Şubat 2012
EN, Cenevre Gölü buzların içinde, 8 Şubat 2012
EN, Çin’de aşırı soğuklar rekor kırdı, 9 Şubat 2012
EN, Avrupa ay sonuna kadar buz tutacak, 10 Şubat 2012
EN, -30° soğukta kış uykusuyla hayatta kaldı, 21 Şubat 2012

Röportaj: Fay Hattına Ev Kurdum!

3 kafadar, finanse edilmiş bir proje ve cevabını bekleyen şu meşhur soru: “Çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi?”.. İşte karşınızda Fault Line Living (FLL).. Çevirisi fay hattında yaşamak, fay hattı boyunca yaşam, fay üzerinde/üstünde yaşam, fayla yaşamak ve faylı hayat olabilir.. Her şey birebir çevrilmez değil mi.. Bana kalırsa en kaba; ama en uygun ve en anlamlı çevirisiyle Fay Hattına Ev Kurdum!..

Bu projenin amacıysa etkin fay hatları boyunca gezip, buralarda yaşayan insanların nabzını tutmakmış.. Yazının devamında da bunu görüyorsunuz. Örneğin İtalyanların da bizlere ne kadar benzediğini göreceksiniz. Yerbilimsel açıdan oldukça eğlenceli olan bu uzun yolculuk bitmiş ve yürütülen çalışma hakkında yapılan değerlendirmeler ajanslara düşmüş, biz de işin kolayına kaçıp; yazılanları derleyip, toparlayalım..

Bu uzun soluklu yolculuğun İngiltere, Danimarka, İzlanda, Almanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, İran, Suriye ve Lübnan’ı kapsayacağı açıklanmıştı. Ama plananlanan her yere gidilememiş, olsun gene de epey gezmişler.. Peki neden bu ülkeler.. Çünkü, İzlanda, okyanus ortası sırtında yer alıyor ve hem deprem hem de yanardağ gözlemi için kelimenin tam anlamıyla biçilmiş bir kaftan.. Ama her yer de volkanik kayaç egemen, insan sıkılıyor.. Peki diğer ülkelere ne demeli.. İtalya, Yunanistan ve Türkiye.. Derin bir nefes alıp yoluna devam eden 3 maceraperest gerçekten de şanslı.. Zira, dünya gözüyle Alp-Himalaya Deprem Kuşağı’nı görmek herkese nasip olmuyor. Büyük depremlere ve yıkımlara sahne olan bu topraklar; deprembilimciler, tektonikçiler ve yapısalcılar (yapısal jeoloji ile ilgilenenler) için büyük bir hazine..

Peki, bu röportajın bizim basına düşme nedeni ne o la ki.. Tabiî ki beklenen İstanbul/Marmara Depremi ile ilgili birkaç kelam içermesi, yani reyting.. Neyse, konuyu dağıtmayalım, değil mi.. Yazının devamında röportajın kaba bir özetini bulacaksınız..

.. ve hikâye başlıyor; “Fay hattına ev kurdum”..
—Yerbilimleri @ Facebook

9 Mart 2017 Perşembe, saat 08.25 suları.. Her zaman olduğu gibi, İstanbul’un yolları etrafı duman içinde bırakan, fabrikalara ve iş merkezlerine gitmekte olan araba ve otobüslerle tıkanmış durumda. 15 milyon insan için yine sıradan bir gün. Hiçbir uyarı olmadan yersarsılmaya başlıyor. Binalar devriliyor, yıkılıyor ve içindekiler toprağa gömülüyor; doğalgaz ve su boruları çatlıyor ve patlamalar yaşanıyor; panik telefonlarıyla kilitlenen telefon ağı çöküyor. Marmara Denizi’nin kıyısında bir bahar günü yürüyüş yapan insanlar, bir anda kendilerini yutacak bir tsunamiyi fark ediyor.

Günün sonunda, 35.000 insan hayatını kaybediyor, 200.000 kişi yaralanıyor ve 80.000 ev harabeye dönüyor. Geride kalan Sultan Ahmet Camii gibi yapılar ise herkesin geleceğinden haberdar olduğu ancak hiçbir hazırlık yapmadığı 2017 depreminin işaretlerini on yıllarca taşıyacak izlerle ayakta kalıyor.

Bu senaryo bu şekilde gerçekleşmek zorunda değil. Bu anlatılanlar hiçbir zaman yaşanmayabilir ancak daha kötüsü de olabilir. İnsanlık, Güneş Sistemi’nin derinliklerine keşif araçları göndermiş olabilir ancak kendi gezegeni hakkında halen yeterince bilgi sahibi değil. Bilgi eksikliği olanların büyük bir kısmı da evleri fay hatlarının üzerinde inşa edildiği için, en büyük risk altında yaşayanlar. En yakını İstanbul’dan 16 kilometre uzaklıkta bulunan Kuzey Anadolu Fay Hattı da bu risk alanlarından biri.

Tamsin Davies ve kız kardeşi Serena, arkadaşları Adam Whitaker ile İzlanda’dan İtalya’ya ve Türkiye’nin doğusuna kadar, Avrupa’daki fay hatlarını incelemeye karar verdi. Bu isimlerin oluşturduğu FLL takımı, İngilliz Kraliyet Coğrafi Araştırmalar Derneği ve Land Rover şirketi tarafından destekleniyor. Belgesel yapımcısı olan Serena, “Yüzlerce fay hattı haritasına bakarsanız, her birinin bir depreme neden olabileceğini görürsünüz. Ancak hâlâ fay hatları hakkında yeterince bilgiye sahip değiliz” dedi.

Günlük Gazete Telgraf (Daily Telegraph), FLL takımını 1999 depreminin yaşandığı İzmit’te takip etmiş. Yaklaşık 18.000 insanın ölümüne neden olan fay hattı, bir gün İstanbul için de bir faciaya neden olabilir. Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde araştırmalar yapan Şerif Barış, “1999’da yaşanan depremin ardından, gelecek 30 yıl içinde İstanbul’da richter ölçeğinde 7,5 büyüklüğünde bir depremin yaşanması olasılığının yüzde 65 olduğu tahmin edildiğini ve bugün, 10 yıl geride kalmış durumda olduğunu” belirtiyor.

Barış, 2017’de yaşanması muhtemel depremin zayiat ve yıkılacak bina rakamlarıyla ilgili tahminlerde bulundu. Barış, “Birçok insan tehdidin farkında ancak sorduğunuz zaman hazırlıklı olduğunu söyleyenler yüzde 20’nin altında. Japonya’da çocuklara anaokulunda deprem eğitimi veriliyor. Türkiye’de bir nevi kadercilik mevcut. Bazı insanlar zaten çok kötü durumda olan binaların yıkılacağını ve öleceklerini düşünüyor. Bu yüzden eğitime önem vermiyor” ifadesini kullandı. Depremden kurtulanların tepkileri ise büyük farklılık gösteriyor. Bazıları kurtulduklarına sevinirken, diğerlerinde ölenlere yardım edememenin vicdan azabı ve depremin tekrar yaşanma korkusu bulunuyor.

Gazeteci ve coğrafyacı 3 kişinin yaptığı İzlanda’dan İran’a kadar fay hatlarında yaşayan halkların çektikleri sıkıntı, depremden nasıl dersler çıkardıklarını, ne öğrendiklerini sorgulayan bir proje. Türkiye’ye geldiklerinde ben 3 gün onlara yardımcı oldum. Sivil toplum kuruluşlarına, belediye başkanlarına götürdüm. Ankara ve İstanbul’da görüşecekleri kişilerle randevularını ayarlamalarına yardımcı oldum. Ben riskin olduğundan fazla abartıldığını ve İstanbul’un zamanının olduğunu düşünüyorum. Ben jeofizikçi olarak bu senaryonun gerçekleşeceğine inanmıyorum. Bu arkadaşlar Kocaeli’nden sonra Kandilli Rasathanesi’ne de gittiler. Muhtemelen Mustafa Erdik Hoca’nın Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi için yaptığı bir deprem senaryosu vardı. Muhtemelen o senaryodan etkilendiler.

Ancak Prof. Dr. Erdik de o senaryoyu daha sonra güncelledi ve rakamları indirdi. 7,5’lik depremde, İzmit’in batısından Tekirdağ’a kadar fayın Marmara’da 400 kilometrelik bir hatta, tek parça kırılması, bana mantıklı gelmiyor. Ama tehlike hesaplanırken en büyük risk neyse ona göre hazırlanılır.
—Şerif Barış (Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği)

Araştırmalar; depremler ve yanardağ patlamalarıyla günümüzde de yerşekilleri değişen İzlanda’da başladı. Ayrıca, İzlanda’nın Avrasya ve Kuzey Amerika tektonik plakaları üzerinde ata biner gibi oturması ülkeye ayrı bir özellik kazandırıyor. İzlanda, bu konumundan fayda sağlayarak, ısınma ihtiyacının yüzde 87’sini jeotermal enerjiden sağlıyor. Deprem ihtimali İzlanda gibi nüfusu seyrek bir ülkede çok risk yaratmasa da, İtalya için aynısı söylenemez. Geçtiğimiz yıl ülkenin orta bölgesinde bulunan L’Aquila kentinde yaşanan 6,3 büyüklüğündeki depremde 308 kişi öldü, 1.500 kişi yaralandı ve 65.000 kişi evsiz kaldı. Serena, “Deprem bölgelerinde yaşayanlar genelde riskleri anlamıyor. İhtiyaç duydukları bilgiyle aralarında bir bariyer var. Genelde ‘en son deprem 100 yıl önce yaşandı, şu an sorun yok’ gibi bir yaklaşım görüyoruz. Yaşlı kuşaklar ise daha kaderci” diyor.

L’Aquila depreminin yaşanmasından birkaç gün önce, depremin merkez üssünden 80 kilometre uzaklıktaki bir karakurbağası kolonisi üzerinde çalışmalar yapan hayvanbilimciler (zoologlar), erkek kurbağaların yüzde 96’sının koloniyi terk ettiğini gözlemlenmiş. Ancak insanlardaki öngörü yeteneğinin bu kadar da güçlü olduğu söylenemez. Örneğin, 2010’un Ocak ayında Haiti’yi yerle bir eden deprem, önceden keşfedilmemiş bir fay hattına bağlandı.

İngiltere’de, her yüzyılda büyüklüğü 5 veya daha fazla olan depremler yaşanıyor. Nisan 1580’de Londra’da yaşanan ve iki kişinin ölümüne neden olan depremin aynısı, bugün o tarihe oranla nüfusu 50 kat daha fazla olan şehirde yaşanırsa, sonuçları geçmişe göre çok kötü olabilir. Araştırma takımının bir sonraki inceleme bölgesi Tahran. Tahran’ın karşı karşıya bulunduğu tehdit, şaşırtıcı derecede İstanbul’unkine benziyor. Hatta, İran’ın başkentini bir gün başka bir yere taşıma olasılığı bile değerlendiriliyor.

Genel olarak bakıldığında, insanlığın yaşadığı deprem deneyimlerinin gezegenin öfke nöbetlerine kaderci bir yaklaşımla bakıldığını ortaya koyuyor.


Countries Visited: UK, Denmark, Iceland, Italy, Greece, and Turkey.
Gezilen ülkeler: İngiltere, Danimarka, İzlanda, İtalya, Yunanistan ve Türkiye.

How to examine earthquakes
IT is 8.25am on Thursday March 9 2017. As usual, the roads of Istanbul are jammed with cars and buses, spewing fumes as they crawl towards factories and offices. A routine day for the 15 million or so people who make their home by the Bosphorus.

Without warning the ground begins to shake. Buildings topple, crushing or burying those inside; gas and water mains fracture and erupt; the telephone system, overwhelmed by panicked calls, collapses. Down in the park on the shore of the Sea of Marmara people taking a stroll in the spring air have but a moment to register the tsunami about to overwhelm them. By the end of the day 35,000 people are dead and 200,000 injured, and some 80,000 buildings lie in ruins. Others, like the great Blue Mosque, survive but with marks that will serve as a reminder for decades to come of the great earthquake of 2017 – the one everyone knew was coming but did little to prepare for.

It may never be like this – it may never happen – or it could be worse. Man may have sent probes to the furthest reaches of the Solar System and gazed towards the edge of the visible universe but he is still woefully ill-informed about the caprices of his own planet. Some of the most ill-informed people are in most danger, those whose homes straddle the faultlines, fractures in the earth’s crust caused by the grinding of tectonic plates. Like the North Anatolian Fault, at its nearest 10 miles from Istanbul.

The attitude of people living alongside these fissures varies greatly, from fear to fatalism to simple ignorance of their presence. It was with this in mind that Tamsin Davies and her sister Serena, together with their friend Adam Whitaker, decided to explore the faultlines of Europe, from Iceland to Italy and Greece, and then eastwards into Turkey. The Fault Line Living Expedition is backed jointly by the Royal Geographical Society and Land Rover. Each year the bodies choose one proposal for an expedition to a remote corner of the world to examine societies that live, literally and fuguratively, on the edge. Landrover provides the expedition vehicle and £10,000 under its Go Beyond The Everyday sponsorship scheme.

“If you look at a faultline map there are hundreds of them, and any one can produce an earthquake,” says Serena, a documentary maker. “And we don’t know enough about them. A headline we read the other day summed it up: ‘Scientists can’t predict earthquakes but toads might be able to’.”

The Daily Telegraph caught up with the expedition in Izmit, a town to the east of Istanbul devastated by an earthquake in August 1999. Some 18,000 people died in that quake, a product of the same fault that may one day spell disaster for Istanbul. Serif Baris, a professor of geophysics who keeps an eye on the North Anatolian Fault, explains: “In 1999, after the earthquake, it was predicted that the chance of another, measuring 7.5 on the Richter Scale, hitting Istanbul within 30 years was 65 per cent. And now ten years have gone by.”

The casualty figures quoted in the scenario for 2017, along with the number of buildings destroyed, are those expected by Professor Baris.

“Most people know the risk but when you ask if they are prepared less than 20 per cent would say they are ready. In Japan they train their children for earthquakes in kindergarten. In Turkey there is often a kind of fatalism. Some people think buildings are so badly built that they will collapse and they will die anyway, so why bother with training drills.”

The reactions of earthquake survivors vary greatly, from relief at one’s survival to guilt for not helping others, and fear that it will happen again.

The team interviewed one man caught in the 1999 quake who could not get over the fact that in his rush to escape what appeared to be his toppling home he had abandoned his wife and children. Then there was Mehmet Koc, a 36 year-old belt maker. He lived in Avcilar, one of the districts of Istanbul hit by the 1999 quake.

“I was unable to sleep for 2 years after that day,” he said. “I couldn’t have a proper sleep for that time.

“I go on, I survive. I’m afraid of the second one – not now as afraid as I was. I would say it is a normal fear.”

Nuran Altiparmak, 45, a shop assistant from Istanbul, lost her hair, so great was her trauma.

“It ruined my psychology,” she said. “Still I receive psychological treatment. The nerves in my legs are damaged. My husband lost his job and we lost money. We almost divorced because of the stress. So many things – not only psychological.

“My heart beats so fast when I think about a second earthquake because there are so many wounds. I don’t’ know how to put it into words.”

The expedition began in Iceland, a dynamic landscape sculpted by earthquakes and volcanic eruptions, the legacy of its position astride the fault separating the Eurasian and North American tectonic plates. There are benefits to faultline status. A quarter of that country’s total power needs are provided by geothermal energy, and 87 per cent of its domestic heating.

Iceland, though, is a sparsely-populated place. In Italy the team saw how a once prosperous, densely-populated area can be laid low for years by movements in faults that have remained ignored for centuries.

Last year, the town of L’Aquila in central Italy was hit by a 6.3 earthquake which killed 308 people, injured some 1,500 and left 65,000 people homeless. The town, built on an old lake bed which amplifies seismic waves, was last struck by an earthquake in 1706, three years after a more powerful quake killed some 5,000 people. Despite its history, there was general ignorance in the town of the dangers.

“People in these zones often fail to understand the risks,” says Serena. “There is a barrier between them and the information they need. There is the attitude that, ‘We had our earthquake a hundred years ago so we’re fine now. Among the older generation, particularly, there is also a fatalistic approach.”

The centre of L’Aquila is still a no-go area.

“It is a beautiful medieval centre that is completely dead,” says Adam. “The buildings have not collapsed but they are uninhabitable because no-one knows how unsafe they are.”

L’Aquila is where the toads come in. Days before the quake struck, zoologists studying a colony of toads some 50 miles from the epicenter observed that 96 per cent of the males suddenly got up and left. Human predictive skills are some way off. The devastating earthquake in Haiti in January of this year has been attributed to a previously undiscovered fault.

Even here, in seismically sleepy Britain, we should not be too complacent. The British Geological Survey warned recently that the earthquake threat to London is greater than generally appreciated. Not the devastating quakes of abroad but tremors capable of inflicting real damage and some deaths.

A quake of Magnitude 5 or above occurs every century or so in Britain. In April 1580, a tremor centred on the Dover Strait damaged a large number of buildings in London and killed two people.

“The same earthquake happening tomorrow will impact far more people than was the case in the 16th Century,” explained Roger Musson of the BGS. “The size of London in terms of population is about 50 times more today. So if two people were killed in London in 1580, you can imagine for yourself what sort of scaling up that could mean for a contemporary earthquake of the same size.”

The threat to Tehran, the expedition’s next destination, is rather more pressing – about the same as that facing Istanbul. There is talk there of one day moving the capital to a less dangerous location.

On the whole, though, humanity tends to adopt a fatalistic attitude to the occasionally lethal temper tantrums of its home planet.

Interviewed by the Fault Line team, Soffia Sigurdardottir, a member of the search and rescue team in the town of Selfoss, southern Iceland, explained: “This is normal life. You make these precautions, and when a strong earthquake comes you wait for 10 seconds; and if you’re still alive, you’re still alive.”

Kaynakça
Hürriyet, 2010. 2017: İstanbul için deprem senaryosu, Planet, Hürriyet, İstanbul, Türkiye, 29 Aralık 2010 tarihinde ulaşıldı.
Tweedie, N., 2010, How to examine earthquakes, Earth Video, Earth, News, Telegraph, London, England, accessed at December 24th 2010.
Vatan, 2010. İstanbul için felaket senaryosu, Dış Haberler, Gündem, Vatan Gazetesi, İstanbul, Türkiye, 30 Aralık 2010 tarihinde ulaşıldı.

Radyoaktif Sıçramalar

Günümüz dünyasının, birçok gereksinimi var. Bunlardan en önemlisi ise enerji gereksinimidir. Sıkıntının ne kadar büyük olduğunu, etrafımıza bakarak, daha açık söylemek gerekirse Ortadoğu’ya (belki de lanetli topraklara) bakarak rahatça görebiliriz.

Enerji üretebilmek için birçok yöntem kullanılmaktadır. Bunların başında fosil yakıtlardan üretilen enerji gelmektedir. Milyonlarca ya da milyarlarca yıl önce çürümüş canlı kalıntılarından (bitkiler ve hayvanlar) oluşan kömür, petrol (kaya yağı), doğalgaz gibi maddeler fosil yakıtları oluşturur. Ama mevcut rezervlerin (/birikintilerin, yığınların) azalması sonucu her geçen gün enerji üretmek için gerekli olan hammadde fiyatları artmaktadır. Bu yüzden insanoğlu gerekli enerji gereksinimini sağlamak için yeni yöntemler aramaktadır. Bu yöntemler yel, güneş, dalga, jeotermal gibi yenilenebilir enerji türleri ve nükleer (çekirdeksel) enerjidir.

Yaşamın kaynağı olan Güneş, nükleer bir santraldir ve enerjisinin kaynağını atom çekirdeklerinde meydana gelen füzyon (çekirdek birleşmesi) tepkimeleri oluşturur. Kontrol altına alınabilecek füzyon tepkimelerinin, sonsuz enerjinin anahtarı olduğu düşünülmektedir. Kontrol edilemeyen füzyon tepkimeleri ise hidrojen bombasının temelini oluşturur. Güneş’te meydana gelen bu tepkimler, kontrol altında olmadığı için ileride, gerçekleşen tepkimelerin son bulmasıyla birlikte Dünya’daki yaşamın da sona ereceği düşünülmektedir.

İsterseniz atom çekirdeklerinden elde edilen enerji biraz açalım. Fosil yakıtlarla üretilen enerji ile nükleer enerji arasındaki en büyük fark fisyon (çekirdek parçalanması) tepkimesiyle daha az malzeme harcanmasına rağmen daha fazla enerji üretilebilmesidir. Daha net fotoğraf çekmek için bir örnek vermek gerekirse, yaklaşık üç ton kömürün yanmasıyla açığa çıkan enerjinin, bir gram uranyumdan elde edilen enerjiye eşit olduğunu söyleyebiliriz. (Petrucci vd. 2002) Yalnız nükleer enerji üretiminde kullanılan uranyumun da dünya üzerinde bir miktar rezervi bulunmaktadır. Hammadde fiyatlarındaki artış, uranyum içinde geçerlidir. Ayrıca günümüzde herkesin ağzına dolanan ve insanların sebep olduğu düşünülen; ama doğal bir süreç olan küresel ısınmayı (en doğru cevabı ikimbilimciler verecektir), hızlandıran (tam anlamıyla bir katalizör işlevindeki) fosil yakıtlara göre nükleer enerji, atmosfere daha az miktarda karbondioksit salıverir.

İlk bölüm gerek teknik, gerek ayrıntı bilgiler, gerekse terim çokluğu nedeniyle sizleri sıkmış olabilir; ama yazının devamı için ön açıcı olacağını düşünüyorum. Şimdi bunları cebimize koyup, yola koyulalım.

Neden nükleer enerjiye karşı çıkılıyor derseniz, bence en büyük neden, bu enerjinin kontrol edilmesinin çok büyük bir sorun olması ve kontrol dışına çıkan enerjinin, bir bomba olarak geri dönmesidir. İnsanın olduğu hiçbir işin yüzde yüz güvenilirliğe sahip olmadığı başka bir değişle mutlaka bir hatanın olacağı göz önünde bulundurulursa ve hata kabul etmeyen bu enerji türünün ne kadar tehlikeli olabileceği düşünülürse ve son olarak geçmişte yaşanan örneklere de bakılırsa bu soru işaretinin yerini bir ünlem işareti almaktadır. Burada demek istenen, sadece nükleer enerji sistemleri değildir; insan yapımı bütün işlerde hata payı mutlaka vardır ve olacaktır.

Diğer önemli bir nedense, santralde enerji üretimi sonucu meydana gelen tepkimelerin bir ürünü olarak elde edilen atıkların, ayrı bir sorun olmasıdır. Neden sorun oluşturuyor derseniz, radyoaktif (ışınetkin) atıklar, radyasyon (ışınım) yaymaktadır ve tüm canlılar için zararsız radyasyon miktarının sıfır olduğu bilinen bir gerçektir. (Erdoğan, 2005) Günümüz teknolojisiyle nükleer atıkları güvenli bir şekilde yok etmenin imkânsız olduğu gerçekliğiyle denklem tamamlanınca, sonucunu görmek zor olmayacaktır. Tabi ki canlılar belli bir miktar radyasyona sahip; ama burada kastedilen sıfır, mevcut doğal dengedeki değer.

Peki, nükleer enerjinin tarihte ki yeri ne derseniz, ilk göze çarpan sonsuz enerjinin umudu olarak ortaya çıkışı, süreç içinde uygulamalı bir şekilde hayata geçirildiği ve daha sonraları nükleer silahlanma için kullanıldığı görülmektedir. Ukrayna’da yaşanan ve büyük bir coğrafyayı etkileyen Çernobil felaketinden sonra çöküş dönemine girmektedir. Bu olaydan sonra kimi ülkeler nükleer programını askıya almış, kimileriyse nükleer santrallerinin çalışmalarını askıya almış veya kapatmış. Günümüzde ise güçlü olanın güçsüz olanın yürüttüğü çalışmaları engellemeye çalıştığı; ama gözünü açan maymunun, ağzının suları akarak baktığı bir teknoloji belki de bir silahlanma aracı.

Kurduğum cümleler kafanızı karıştırdıysa, kendime göre kısaca özetlemeye çalışayım. Dünya üzerinde bu teknolojiye sahip olsun ya da olmasın kimi ülkeler enerji gücü, kimi ülkeler silah gücü olarak kullanmaya çalışırken, kimileri ise kurtulabilmek için bir yol aramaktadır. Dünya’da nükleer enerjiye sahip olmak isteyen ülkelere bakıldığında, aslında istenilen şeyin gerçekten enerji olmadığı ve nükleer silah gücüne sahip olma arzusu olduğu açık bir şekilde de görülmektedir.

Bu kadar attın, tuttun da kimlerde var bu teknoloji derseniz. Ülkesinde nükleer santral olanların teknolojinin bütün nimetlerinden yararlandığını ve ilk önce gözümüzü onlara çevirmemizi tavsiye ederim. Altı ülke -Almanya, Birleşik Devletler, Fransa, Güney Kore, Japonya, Rusya- dünyadaki nükleer enerjinin yaklaşık %75’ini üretmektedir. Bildiğim kadarıyla füzyon tepkimelerini gerçekleştiren üç ülke -Birleşik Devletler, Fransa ve Çin- vardır. Kısaca nükleer santrali olan ülkelerin görebildiğimiz yönlerine değinelim. (bkz. Tablo 1)

Tablo 1. Dünya’daki Nükleer Santraller (Schneider vd. 2004) *Bu değerler değişkendir.
*Bu değerler değişkendir.
Tablo 1. Dünya’daki Nükleer Santraller (Schneider vd. 2004)

Almanya Federal Cumhuriyeti, 32 yaşındaki nükleer santralleri kapatma kararını aldı. Bu teknolojiye sahip diğer ülkelerden farklı bir yol izliyor ve görüntü itibariyle kurtulmaya çalışıyor.

Arjantin Cumhuriyeti, 1979’dan beri felce uğrayan bir nükleer santral inşaatının sahibidir.

Amerika Birleşik Devletleri, mevcut enerji gereksinimi göz önüne alındığında ayrı bir kefeye koyulmalıdır. Bu açıdan bakınca mevcut reaktörlerde yapılan iyileştirmeler sonucu elde ettiği nükleer enerjiyi üçe katlamıştır ve Ekim 1973’den beri yeni bir nükleer santral siparişi yoktur. Ama mevcut nükleer santrallerin kapatılma süresini 60 yıla çıkarmak için girişimleri vardır; fakat atık sorununun giderek artması en büyük engeli oluşturmaktadır. Ayrıca sürdürdüğü program içeriğinde hidrojen zenginleştirilmesi yani kontrol altındaki füzyon tepkimeleriyle birlikte sonsuz enerjinin anahtarını aramaktadır.

Belçika Krallığı, 40 yaşını doldurduğu için mevcut santrallerini 2014–2025 yılları arasında kapatacaktır. Bilinen herhangi bir yatırımı da bulunmamaktadır.

Brezilya Federal Cumhuriyeti, hüsranla sonuçlanan bir santral inşaatı geçirmiştir.

Bulgaristan Cumhuriyeti, mevcut reaktörler aşamalı bir şekilde kapatmaktadır ve iki tane yeni nükleer santral siparişi ya da planı bulunmaktadır.

Büyük Britanya Krallığı, bir çoğu 30 yaşın üzerinde olan reaktöre sahip (teknolojiye sahip diğer ülkelere göre) verimsiz santralleri bulunmaktadır. Geri kazanılan atıkların (plütonyum gibi) tekrar yakıt olarak kullanılması ve yürüttüğü diğer çalışmalarla bu teknolojiye kapılarını kapatmamıştır.

Çek Cumhuriyeti, ileriki günlerde nükleer santral sipariş verme olasılığının çok yüksek göründüğü ve planları devamlı değişen; kısaca kararsız bir ülkedir.

Çin Halk Cumhuriyeti, ucuz iş gücü sayesinde üretimin yeni merkezi olmuştur. Nükleer enerji kullanımının çok düşük olduğu görülmektedir ve yeni nükleer santral siparişi veya siparişleri olsa bile enerji gereksiniminin büyük bir bölümünü elindeki mevcut kömür ve doğalgaz kaynaklarından sağlayacağı görülmektedir. Ayrıca 2006 yılında füzyon tepkimeleri denemeleri yaptığını ve başarıyla geçekleştirdiği açıklamıştır.

Ermenistan Cumhuriyeti, 1988’de yaşadığı deprem sonucu nükleer santralini kapatmıştır. 1993 yılındaki ekonomik kriz sonucu santralin bazı üniteleri tekrar devreye girmiştir.

Finlandiya Cumhuriyeti, kişi başına düşen elektrik tüketimi oranıyla dünya beşincisidir. Bunun ana nedeni ısınmak için elektrik kullanılmasıdır. Nükleer santral siparişi olacağı tahmin edilmektedir.

Fransa Cumhuriyeti, nükleer çalışmalara en fazla önem veren ülkelerden biridir. Elektrik enerjisinin büyük bir bölümü nükleer enerjiden sağladığı gibi, üretim fazlası elektriği ise komşu ülkelere satmaktadır. Hatta kimi zaman enerji fazlalığından dolayı santralleri geçici süre kapatmaktadır. Ayrıca yakıt üretimi ve plütonyum tesisleri ile uranyumun dönüştürülmesi ve zenginleştirilmesi gibi nükleer bir programa sahiptir. Füzyonun sırrını ulaşmayı amaçlamaktadır.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika kıtasındaki tek nükleer reaktörün olduğu yerdir. Bu santral 4. nesil (bilinen son teknoloji) reaktöre sahiptir. Herhangi bir arızanın, insansız çözümlenmesi ve kazalara yol açmasını önlemek için deneme amaçlı kurulmuştur. Kötü bir biçimde tanımlarsak kobay görüntüsündedir.

Hindistan Cumhuriyeti, nükleer enerjiyi askeri amaçlarında kullanmıştır. Şu anda sekiz santral yapım aşamasındadır.

Hollanda Krallığı, nükleere sıcak bakmayan bir ülke görüntüsündedir.

İran İslam Cumhuriyeti, yeni bir nükleer santral siparişi verme olasılığından çok mevcut nükleer programıyla dünya gündemindeki yerini korumaktadır. Başta Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi olmak üzere bir çok uluslararası konsey, ajans, kurum ve kuruluş İran’ın uranyum zenginleştirmesi programını durdurmadığı zaman kendisine yaptırımlar uygulayacağını söylemektedir. Tabi ki bu programı sürdüren tek ülke burası değildir.

İspanya Krallığı, gelen son hükümetle birlikte nükleer programını bırakma kararı almıştır. Kyoto Protokolü’ne uyarak, sera gazı salınımını azaltmaya yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarına geçeceğini açıklanmıştır.

İsveç Krallığı, Avrupa’nın en çok enerji tüketen, Dünya’da ise dördüncü sıradaki ülkedir. Ülkenin bu kadar enerjiye gereksiniminin olmasındaki en büyük etken ısınmada elektrik kullanılmasıdır. Buna rağmen mevcut santrallerini kademeli bir şekilde kapatma kararı almıştır ve santral siparişi yoktur.

İsviçre Konfederasyonu, nükleer enerji konusunda defalarca referanduma gitmiştir. Bu referandumlarda kademeli kapatma ile ilgili bir gelişme olmamasına rağmen yeni bir nükleer santral siparişi yakın gelecekte zor görünmektedir.

İtalya Cumhuriyeti, 1986 yılında Ukrayna’da yaşanan Çernobil kazasından sonra mevcut bütün santrallerini kapatmıştır.

Japonya Krallığı, radyasyonun tehlikesini en iyi bilenlerdendir. 2. Dünya Savaşı sırasında Birleşik Devletler tarafından Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılmıştı ve savaş Japonlar için bitmişti. 1995’te Monju hızlı üreticisinde sodyum sızıntısı meydana gelmiştir. Mart 1997’de Tokai’de yeniden işlenen atıkların patlaması ile Eylül 1999’da yakıt işletme tesisinde meydana tehlikeli bir kaza yaşanmıştır. 9 Ağustos 2004’de Mihama-3’de meydana gelen gaz sızıntısından sonra 5 işçinin ölmesiyle sonuçlanan vahim olayları, Tokyo Elektrik Enerji Şirketi’nin reaktörlerdeki çatlakları gizleyerek yaptığı sahtekârlık süslemektedir. 17 Temmuz 2007 tarihli depremle dünyanın şu an en büyük nükleer enerji santrali olarak kabul edilen Kaşivazaki Kariva’da sızıntı meydana gelmiştir. Yapılan plütonyum ayrıştırma santrali, yeni nükleer santral siparişleri ve nükleer program faaliyetlerin giderek artacağını göstermektedir.

Kanada Dominyonu, dünyadaki uranyum rezervinin büyük bir kısmına sahiptir ve nükleer enerjiye yatırım yapan ilk ülkelerdendir. Bu yüzden ağır sulu reaktörlerinde enerji üretmek için doğal uranyum (işlenmemiş) kullanılmaktadır. Bu teknolojiyi Arjantin, Çin, Güney Kore, Hindistan, Pakistan ve Romanya’ya da satmıştır. Nükleer programlarının devam edeceği düşünülmektedir.

Kazakistan Cumhuriyeti, ülkedeki tek santrali kapatmıştır.

Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, şu günlerde dünyanın gözünü çevirdiği başka bir ülkedir. 2002’de Birleşik Devletler bu ülkeyi “Kore Yarımadası ve Çevresinde Barış ve İstikrar Taahhütü”nü (KEDO) bozmakla suçladı. Böyle olmadığı ortaya çıkınca “Nükleer Silahsızlaşma Antlaşması”ndan (NPT) ayrılan Kuzey Kore, açıkça nükleer silah üretimine geçtiğini belirtti ve nükleer santral projesini askıya aldı.

Litvanya Cumhuriyeti, dünyadaki elektrik üretiminde nükleer enerjinin en büyük paya sahip olduğu ülkedir. %250 elektrik fazlası bulunmaktadır.

Macaristan Cumhuriyeti, 10 Nisan 2003’te temizleme tankının içinde 30 yakıt çubuğunun (3 ton civarında uranyum ve çeşitli tehlikeli kütleler) bulunduğu soğutma sisteminde oluşan bir kaza sonucunda Kripton–85 gazında ani bir atış olmuş ve tehlikenin bir patlamaya dönüşmemesi için asal gazlar çevreye salınmıştır. Bu vahim olaydan sonra herhangi bir önlem alınmadığı gibi nükleer programa devam edilmiştir.

Meksika Federal Cumhuriyeti, 1960’larda araştırmalara (fizibilite) başlanmış, 1970’lerde inşaatları başlamış ve 1990’larda nükleer santrallerini tamamlamıştır.

Pakistan İslam Cumhuriyeti, Hindistan’ın askeri amaçla bu işe girmesinden dolayı nükleere bulaşmıştır.

Romanya Cumhuriyeti, finansal sorunlar yüzünden bir santral hâlâ inşaat halindedir.

Rusya Federasyonu, 1954 yılında nükleer santrali elektrik şebekesine bağlayan ilk ülke olmuştur. Dünyadaki işlenmiş uranyumun %8,5’ini üretmektedir. Kullanılan uranyumu tekrar işleyerek zenginleştirme ve yüksek zenginleştirmeyle Avrupa Birliği ülkelerinin %35’lik gereksinimini karşılamaktadır. 1986’dan beri yeni bir nükleer santral siparişi yoktur ve mevcut reaktörlerde iyileştirme çalışmaları devam etmektedir. Yapım aşamasında finansal sorunları olan santralleri de vardır ve yeni bir santral konusunda istekli davranılmaktadır. Ayrıca kullandıkları teknoloji Çin, Hindistan ve İran’a satmıştır.

Slovakya Cumhuriyeti, iki reaktörünü kapatacaktır ve yeni santral için finansal sorunlarını halletmeye çalışmaktadır.

Slovenya Cumhuriyeti, dünyada iki ülkenin (Slovenya-Hırvatistan) bir nükleer santrale sahip olduğu tek örnektir.

Tayvan (Çin Cumhuriyeti), birçok ülke tarafından tanınmamaktadır. Ülkenin tüm enerji santralleri Birleşik Devletler tarafından yapılmıştır ve yapım aşamasında olan kaynar su tipli reaktörler bulunmaktadır.

Ukrayna Cumhuriyeti, altı reaktörlü ilk nükleer santralini Çernobil’de kurdu; ama 4 reaktörü tamamlanabildi. Çünkü 1986’da 4. reaktörde meydana gelen patlama buna izin vermemişti. Daha sonra 4. reaktör dışındaki 3 reaktör işler hale getirildi ve 2 numaralı reaktör Ekim 1990’daki kazaya kadar devredeydi. Bir yandan da Çernobil’i yenileme ve geliştirme çabaları sürüyor başka bir yandan yeni santraller inşaa ediliyor. Sonuç olarak bu ülkenin finansal sıkıntıları altında yeni nükleer santral siparişleri vardır ve nükleer programına devam etmektedir.

Nükleere kesinlikle hayır veya kesinlikle evet demek benim için çok zor. Güneş ile atom bombası aynı; yani nükleer enerji ve nükleer silah arasında çok ince bir çizgi olduğu apaçık ortada, insanoğlu mavi gezegende nefes aldığı sürece, radyoaktif sıçramalar, tepkimenin doğası gereği devam edecektir. Önemli olansa, üstüne sıçratmamak değil kimseye sıçratmamaktır…

Kaynakça:
Erdoğan, L. T. 2005. Türkiye’nin Nükleer Rönesansı, Ankara, jmo.org.tr, 28 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Petrucci, R. H. Harwood, W. S. Herring, F. G. 2002. General Chemistry Principles and Modern Applications. Prentice Hall. New Jersey.
Schneider, M. Froggatt, A. 2004. Dünya Nükleer Endüstrisinin Durum Raporu, çev. Çeviri Grubu, İstanbul, yesiller.org, 28 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. Radyoaktif Sıçramalar, yerbilimleri.com