Etiket arşivi: harita

ESA: Bilinen En İyi Çözünürlükteki Moho Haritası

http://lindsaydobsonphotography.com/?kos=bin%C3%A4re-optionen-demo-modus&7e2=c0 binäre optionen demo modus Moho ya da Moho süreksizliği, yerkabuğu ile manto arasındaki temsili sınırdır. Bu hayalî sınırda, maddenin yoğunluk farkından dolayı sismik dalgaların verdiği tepki değişiklik gösterir. Moho, Yerküre’nin iç hareketliliğini gösterdiği için bunu anlamak, kavramak, çözmek çok önemli, ha, gerçekten önemli mi bilinmez..

commenti su opzioni binarie
Click to enlarge! This map shows the global Mohorovičić discontinuity – known as Moho – based on data from the GOCE satellite. Moho is the boundary between the crust and the mantle, ranging from about 70 km in depth in mountainous areas, like the Himalayas, to 10 km beneath the ocean floor. Credits: GEMMA project

Kıtasal veya okyanusal türde olan kabuk (yerkabuğu), mavi gezegenimizin en dış yüzeyini kaplamaktadır. Biz bunun üzerinde yaşıyoruz. Doğalgaz, petrol ya da mineraller, ekonomik değere sahip yeraltı kaynakları, kısaca bütün yerbilimsel (jeolojik) kaynaklar da burada. Gene de bu kısmın hacmi tüm gezegenin %1’inden daha az.

Kabuk ve üst manto; deprem (yer sarsıntısı, zelzele), volkanizma (yanardağ etkinliği) ve dağ oluşumu gibi muazzam yerbilimsel süreçlerin meydana geldiği yerdir.

1 asır öncesine kadar Dünya’nın bir kabuğa sahip olduğu bilinmiyordu. 1909’da, Hırvat sismolog (deprembilimci, depremci) Andrija Mohorovičić, yeraltında yaklaşık 50 kilometre derinlikte sismik hızın ani bir değişiklik gösterdiğini keşfetti. O günden beri, yerkabuğu ile onun altındaki manto arasındaki bu sınır Moho ya da Moho süreksizliği olarak biliniyor.

Günümüzdeyse, yeryuvarının katmanlarını, sismik (depremsel) dalga hızına ve yerçekimi ölçümüne dayalı yöntemlerle belirleniyor. Sismik yöntem de, kabuk ile manto arasında sismik (depremsel) dalganın yayılma hızındaki değişim gözlenir. Gravimetri (yerçekimi ölçümü, gravimetrik) yöntemi de, kabuk ile manto bileşimindeki yoğunluk farkı yüzünden oluşan yerçekimi etkisine bakar.


Click to enlarge! Comparison between an old global Moho model (left) based on seismic/gravity data and Moho-mapping based on GOCE data (right) in South America. Credits: GEMMA project

Fakat üretilen Moho modelleri, genellikle sınırlı sismik ya da gravimetrik verilerle kuruluyor ki bu kötü veri içerikli ya da sadece tek hat boyunca geçerli oluyor. Avrupa Uzay Kurumu (ESA), GOCE adlı yerçekimi uydusunun verileriyle tüm Dünya’yı kapsayan ve yüksek çözünürlüğe sahip ilk Moho haritasını üretmiş. Projenin adı,  Moho Modelleme ve Uygulamaları için GOCE’den Faydalanma Projesi, İngilizcesi The GOCE Exploitation for Moho Modelling and Applications Project, GEMMA. GEMMA’nın ters çözümü ile üretilen Moho haritası homojen ve iyi dağıtılmış yerçekimsel verilere dayanmaktaymış. Bu sayede, ilk kez eşsiz bir Moho derinliği tahmini yapılmış. Hatta veri olmayan yerlerde bile bu derinliği söylemek mümkünmüş.

GOCE uydusu, Yerküre’nin içindeki süreçler, deniz seviyesindeki değişimler ve küresel enerji alışverişinde önemli bir rol oynayan okyanus akıntıları hakkında mevcut bilgimizi artırmak için yerçekimi alanını ölçüyor ve benzersiz bir doğrulukta yeryuvarının gerçek geometrik şekli olan geoiti modelliyor.


Click to enlarge! The Moho depth of the European area. Source: Grad, M., Tiira, T., and ESC Working Group, 2009. The Moho depth map of the European Plate, Geophys. J. Int. 176, 279-292. doi: 10.1111/j.1365-246X.2008.03919.x.

Bu da ilave olsun, işin gerçeği biraz araştırma yapınca, köre attım topalı vurdum. Avrupa plakasının Moho derinliğini ele alan bir harita daha var. GEMMA kadar hassas olmasa da, bu çalışma Avrupa sınırlarını aşıyor. Unutmayın, jeotermal çalışan biri için kabuk kalınlığı çok önemlidir.

binära optioner bästa mäklare Kaynak
ESA, Mapping the Moho with GOCE, 21 Nisan 2012

BAS: Antarktika’nın Topoğrafyası Ortaya Çıktı

Antarktika kıtasının buzullar olmadan nasıl görüneceğine dair kapsamlı çalışmanın sonuçları açıklandı. Britanya Antarktika Araştırmaları Kurumu tarafından yapılan çalışmada kıtanın kaya tabanını 3 boyutlu olarak gösteren bir model ortaya çıkarıldı. Antarktika üzerinde 27 milyon noktadan toplanan verilere dayanılarak oluşturulan modelin adı BEDMAP 2. Araştırma ekibinden Hamish Pritchard ortaya çıkan model sayesinde dünyanın diğer coğrafi bölgelerinde görülen dağ, vadi, ova gibi coğrafi yapıların buzlar altındaki Antarktika’da da var olduklarının bir kez daha anlaşıldığını belirtti.

Uzun yıllardır uçaklar, uydular, gemiler ve kıta üzerinde inceleme yapan biliminsanlarının topladıkları veriler üzerinden oluşturulan modele göre Antarktika’nın kaya yapısını yalnızca % 1’inin deniz seviyesinin üzerinde bulunuyor. Modelde kırmızı ve siyah olarak belirtilmiş alanlar kıtanın en yüksek noktalarını; mavi kısımlar ise kıtadaki düzlük kayaçları gösteriyor.

Araştırma sonucunda ortaya çıkan modelin Antarktika’nın küresel ısınma etkisiyle yaşadığı dönüşümü yansıtma açısından büyük önem taşıdığı belirtiliyor. Kıtanın kıyı kesimlerini oluşturan buzulların eriyerek denize karıştıkları biliniyor, ancak BEDMAP 2 modeli sayesinde gelecekte yaşanabilecek erime evrelerine dair öngörüde bulunulabilmesi mümkün olacak. Hamish, model sayesinde kıta civarındaki buzul hareketlerini tespit etmenin mümkün olacağını belirtiyor ve BEDMAP 2 sayesinde ortaya çıkan Antarktika’nın topoğrafyasının gelişmiş fizik yöntemleriyle birlikte kullanılarak buzulların gelecekteki erime sürecinin modellenebileceğini söylüyor.


The new BEDMAP of Antarctica is being presented at the AGU meeting in the US.

http://blog.pinkprincess.com/?svecha=iq-optional&ece=05 iq optional New map reveals what lies beneath the frozen continent
Scientists at British Antarctic Survey (BAS) have produced the most detailed map of underneath Antarctica — its rock bed.

BEDMAP is a close-up view of the landscape beneath the Antarctic icesheet and incorporates decades of survey data acquired by planes, satellites, ships and even researchers on dog-drawn sleds.

Dr Hamish Pritchard from BAS is presenting the new imagery today (Monday 5 December) to the 2011 American Geophysical Union (AGU) Fall Meeting, the world’s largest annual gathering of Earth and planetary scientists.

mejores sitios opciones binarias Kaynakça
BAS, New map reveals what lies beneath the frozen continent, 10 Aralık 2011
BBCTürkçe, Antarktika’nın gizli yüzü ortaya çıkıyor, 10 Aralık 2011, İngilizce

Avrupa’nın Konum Belirleme Sistemi: Galileo

Avrupa, küresel konum sistemlerinde Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) bağımlılığını kırma yönünde ilk adımını attı. Dünya’dan 23.000 kilometre yukarıda yörüngeye yerleştirilecek olan IOV-1 PFM ve FM2 uydularını taşıyan Rus Soyuz füzesi, Fransız Guyanası’ndaki üsten yola çıktı.

Alternatif uydu yönleyici (konum) sistemi Galileo, Avrupa Birliği ve Avrupa Uzay Araştırmaları Dairesi (ESA) tarafından güncellenip 5 milyar avroya oluşturuldu. Almanya, Galileo projesinin en büyük finansörü ve uydular en fazla sermayenin geldiği Almanya’da üretiliyor.

2005 ve 2008 yıllarında “Giove-A” ile “Giove-B” deneme uyduları fırlatılmıştı. Galileo’nun aslında 2008 yılında devreye girmesi bekleniyordu. Pek çok kez meydana gelen teknik aksaklıklar, sistemin gerekliliğine dair farklı siyasi görüşler ve masrafların beklenenden fazla olması projenin eleştirilmesine yol açtı. Avrupa’nın ilk sivil uydu konumlandırma sistemi projesinin gerçekleştirilmesi konusunda tereddüt yaşanıyordu. Bu yüzden, yapımı yıllardır süren, bürokrasiye takılıp kalan ve özel sektörde finansman bulunamadığı için Avrupalı vergi mükelleflerine yaklaşık 7 milyar dolara mal olan Galileo’nun tamamen bir fiyasko olacağını savunan çevreler de var. Bu çevrelere göre, 30 uydudan oluşacak Galileo sistemini tamamlayıp işletmek yılda 1 milyar dolara, hatta daha fazlasına mal olacak.

Avrupa Birliği, http://www.accomacinn.com/?falos=options-brokers-germany options brokers germany Galileo sisteminin 1 metre yanılma payı ile dünyadaki nesnelerin yerini uzaydan saptayabilmesini umuyor. Amaç, Pentagon’un geliştirip kontrol ettiği ve resmi verilere göre video delle diverse strategie sulle opzioni binarie 3-8 metre yanılma payı olan GPS‘ten çok daha hassas bir sistem kurmak. Galileo; denizcilikte, haberleşmede, yer tespitinde, tarlalarda tohum ekiminde, araştırma ve kurtarma operasyonlarında vs. kullanılabilecek, yani rakip olmanın bir gereği olarak GPS nerede ne amaçla kullanılıyorsa oralarda.. Avrupa Birliği, bu tür faaliyetlerden 125 milyar dolar gelir sağlamayı planlıyor.


Europe’s Galileo constellation. Credits: ESA-J. Huart.

Galileo projesi kapsamında toplam 30 uydu uzaya fırlatılacak. 2014 yılına kadar 18 uydunun yörüngede yerini alması planlanıyor. Çalışmalar için iki merkez belirlendi. İtalya’da Fucino ve Almanya’da Münih kenti. Tasarının 2012 yılında tamamlanması öngörülürken bu tarih öne alındı. Eğer herşey planladığı gibi giderse, uydu sistemi 2014 hayata geçecek ve kısmi kullanıma geçilmesi planlanıyor. İzleyen 6 yılda -2020’de- tamamıyla kullanıma hazır hale gelecek.

Astrofizikçi Dirk Frimout’a göre, tek bir sistemin olması iyi değil: “Elbette ABD’nin GPS sistemini kullanıyoruz, ama tek bir sistemin olması iyi değil, birden fazla seçeneğin olması dayanıklık açısından da iyi. Ayrıca iki sistemin birbirlerini tanımaları da sağlanacak, bu rekabet açısından da iyi olacak.” Belçika Kraliyet Gözlemevi’nden Pascale Defraigne, “Sistemin çalışabilmesi en az 18 uydunun etkin olması gerekiyor. Bu iki uydu ile tam anlamıyla kullanıma hazır hale gelmedi; ama uydudan sinyalleri alabiliyoruz. Şimdi uzun vadeli olması için çalışmalar yapılıyor. Alınan sinyallerin ölçümleri yapılacak ve bundan sonra geçerliliği oluşturulacak.”

Avrupalı Galileo’nun rakipleri, ABD Ordusu’nun denetimindeki GPS, Rus GLONASS ve Çinli BNS. GPS (Küresel Konumlandırma Sistemi) yoluna tam gaz devam ediyor ve dünyada bir standart; Rusya kendi küresel konum belirleme sistemi Glonass’ı tamamladığını söylüyor; Çin de Pusula (BNS) adlı bir sistemi kurma çalışmalarını sürdürüyor. Yer saptamada kullanılabilecek seçeneklerin artması iyi, tabi ki son kullanıcıya ücretsiz ve herşeyden önemlisi açık bir kaynak olarak sunulacaksa..

trading opzioni binarie condizioni Kaynakça
BBCTürkçe, GPS’e Avrupa’dan rakip geliyor: Galileo, 22 Ekim 2011.
DWTürkçe, Galileo’nun ilk uyduları fırlatıldı, 22 Ekim 2011.
ENTürkçe, Galileo hayata geçmeye hazırlanıyor, 22 Ekim 2011.

NASA: Dünya’nın Bilinen En Kapsamlı Topoğrafik Haritası 2. Sürüm

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), dünyanın en kapsamlı sayısal (dijital) topografik haritalarından birini hazırladı. Haritanın en önemli özelliği 3 boyutlu (3D) olması. NASA, 3D harita görüntülerini kızılötesi bir aygıtla çekti. NASA’ya ait Terra uzay aracına yerleştirilen bu kamerayla dünyadaki dağlar, göller, ırmaklar gibi akla gelebilecek her türlü topografik detay 3 boyutlu olarak haritaya döküldü.

Kimileri NASA’nın son yıllarda giderek geliştirdiği 3D haritanın Google Earth’ü geride bırakabileceğini düşünüyor. NASA, haritayı ilk kez 2009’da duyurmuştu. Ancak son yıllarda haritaya 260 bin görüntü daha eklendi. Böylece Dünya yüzeyinin yüzde 99’unun haritaya döküldüğü belirtiliyor. Haritanın hazırlanması için Terra uzay aracı üzerine yerleştirilen aygıtta Japon imzası var. ASTER kısa adıyla anılan bu aygıt, yüzeydeki ısı, yansıma ve rakım bilgilerini kullanarak resim çekiyor. NASA, 3 boyutlu ve kapsamlı bu harita sayesinde, mühendislerin ön araştırmalarında yolların ve köprülerin nereye ve nasıl yapılacağı konusunda daha iyi bir fikre sahip olabileceğine inanıyor. Uzmanlar haritada şimdilik bazı sıkıntılar olduğunu ancak bunların da zamanla giderileceğini söylüyor.

2. sürüm ile 1. sürüm arasındaki kalite farkını görmek için tıklayın!


This flyover of the Hawaiian island of Oahu was made by draping Jan. 13, 2010, image data from the Advanced Spaceborne Thermal Emission and Reflection Radiometer (ASTER) instrument on NASA’s Terra spacecraft over new ASTER Version 2 digital elevation data. Video: NASA.

binäre optionen broker deposit ab 10 euro Kaynakça
VOATürkçe, NASA’nın 3D Dünya Haritası Google Earth’e Rakip Oldu, 20 Ekim 2011.

Antarktika Okyanusu’nda Sualtı Yanardağları Bulundu

Dünya’da buzun ve yanardağın bir arada bulunduğu herhangi bir yer sorulsa, herhalde akla gelen ilk yer, okyanus ortası sırtının bir ürünü olan, sıcak nokta, İzlanda olur..

Araştırmacılar tarafından, Antarktika (Güney) Okyanusu’ndaki Güney Sandviç Adaları’nın açıklarında daha önce var olduğu bilinmeyen 12 tane sualtı yanardağı keşfedildi. Bu keşifte kullanılan araştırma gemisindeki, deniz tabanı haritalama teknolojisi ile deniz yüzeyinin altında bulunan yanardağlar açığa çıkarıldı. Hatta bunlardan birkaçı Nemrut Dağı kadar —yer yer 3 kilometre- yüksekliğe sahipmiş. Ayrıca yıkılmış yanardağların ve su yüzeyinde görülen 7 etkin yanardağın oluşturduğu takımadaların yakınında da 5 kilometre çapa sahip yanardağ ağızları (kraterler) bulunmuş.


Büyütmek için tıklayın!
Yeni bulunan 12 sualtı yanardağı ve çevresinin batimetri haritası. Kırmızı renkli bölgeler yanardağların zirvesini, mavi renkli bölgeler okyanus tabanını temsil ediyor. Görüntü: Britanya Antarktika Araştırma Kurumu.

Yanardağ patlamaları gerçekleştiği zaman neler olduğunu ya da sualtında meydana gelen göçüklerin üretebileceği tsunami (dev dalga) gibi potansiyel tehlikelerin mekanizmasını kavramada, bu çalışmanın önemli bir yer aldığı belirtiliyor. Bunun yanı sıra, yanardağ etkinliğinden kaynaklı sıcak suların hüküm sürdüğü sualtındaki yerşekilleri ve çevresi, birçok vahşi türe zengin bir habitat sunuyorken dünyadaki yaşama dair yeni ve değerli bir anlayış daha ekliyor.

Deniz altındaki yanardağ etkinliği ile ilgili anlamadığınız birçok şey var. Muhtemelen sualtındaki yanardağlar sürekli patlıyor veya o bölgelerde çökme/göçme meydana geliyor. Yanardağları ifşa eden bu teknoloji ile elde ettiğimiz bilgiler, salt Dünya’nın evrimine dair hikâyeyi okumamıza fırsat vermekle kalmayacak. Aynı zamanda bu bilgiler, gezegenimizde popülasyonun yoğun olduğu bölgelerde yaşanan doğa kaynaklı tehlikelerin önlenmesinde biliminsanlarına yardımcı olacaktır.
—Phil Leat (Britanya Antarktika Araştırma Kurumu)


Sea-floor mapping technology reveals volcanoes beneath the sea surface. Image: British Antarctic Survey.

Hidrotermal çatlakların oluşturduğu sualtı yanardağlarının keşfi ile ilgili ayrıntılar Uluslararası Antarktika Yerbilimleri Sempozyumu 2011‘de sunulmuş. Çalışmanın sempozyumda sunulan özün aşağıda..

Volcanoes of the submarine South Sandwich arc revealed by new bathymetric survey
The South Sandwich arc, South Atlantic, a prime example of an intra‐oceanic arc in an entirely oceanic setting, has been mapped for the first time using multibeam sonar. The new survey shows nine main volcanic centers and ca. 20 main seamounts in the 540 km long volcanic arc. The central seven centers are 3‐3.5 km high and emerge as the main South Sandwich Islands. The northernmost center, around Protector Shoal, is a partly silicic cluster of seven stratovolcano seamounts and a 15 km diameter volcanic plateau. The southern center includes the newly found Adventure Caldera. The volcanoes have been affected by a range of mass wasting phenomena, including debris avalanches, slumps, erosion at sea level and sediment dispersal by mass flows. There is abundant evidence of slope instability and landsliding of volcanoes. There are abundant large, striking, wave‐like structures that have wavelengths of 2‐4 km and amplitudes of 50‐150 m on the ca. 2°‐3° submarine slopes of these volcanoes. TOPAS sub‐bottom imagery shows stratified units in the wave‐like structures that prograde downslope from wave crests and that can locally be traced from crest to crest, indicating that they are sediment waves, although modified by slumping. Sediment wave fields have central channels and originate from chutes connecting them to shallow shelves around the islands. The origin of the large volumes of sediment required to form the sediment wave fields is interpreted to result from high rates of coastal erosion. The emergent volcanoes are largely glaciated, with many glaciers discharging sediment at the coast. Coasts are unprotected from South Atlantic swell and dominated by eroding cliffs. Sediment on the shelves is discharged along the cutes as turbidity currents or other mass flows towards to sediment wave fields.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B., 2011. Antarktika Okyanusu’nda Sualtı Yanardağları Bulundu, yerbilimleri.com

buy Tastylia 20 mg Kaynakça
BAS, Underwater Antarctic volcanoes discovered in the Southern Ocean, 12 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

Dünya’nın Yamuk Yumuk Bir Şekli Var

Dünyamız küre şeklinde olsaydı. Pekâlâ, Yerküre’nin her yeri aynı yoğunluğa sahip olsaydı. O zaman yerçekimi ayak bastığımız her yerde sabit olurdu, değişmezdi. Ama durum böyle değil. Çünkü okyanusların altına yaklaşık 10 kilometre dalan katı ve sert kabuk, kıtaların olduğu bölgede takriben 32 kilometre kalınlığındadır. Bu yüzden, bazı alanlar hafif malzemeler içerir, bazılarıysa bunlara göre daha ağırdır. Yoğunluktaki bu değişimin nedeniyse mantodaki hareketliliktir. Bütün bu etkilerin bir sonucu olarak, yerçekimi bazı yerlerde diğerlerine kıyasla daha güçlü hissedilir.

Oyuncak hamurdan yapılmış bir küre elinizde olsun. Ardından avucunuzdaki hamuru iyice sıkın. Ve karşınızda dünyamızın gerçek şekli.. Bu olguyu açıklığa kavuşturmak için yürütülen bir çalışmada elde edilen yeni bulgular sunuldu.


Geoit. Kırmızı ve sarı renkler yüksek yerçekimini, mavi renkse düşük yerçekimini simgeliyor.


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=PZlj99RL2gM

Avrupa Uzay Servisi’nin GOCE* uydusu uzaktan algılama yöntemiyle yerçekimini haritalamayı başardı. Dünya’nın her noktasındaki yerçekimine ait veriler uydu aracılığıyla toplandı. Bu bilgiler ışığında, Dünya’nın en doğru ve en hassas yerçekimi haritası üretildi. Sonuç olarak elde edilen görüntüde, dünyanın yamru yumru bir şekle sahip olduğu kanıtlandı. Benzeri görülmemiş ayrıntılarıyla sunulan Dünya’nın yerçekimi haritası 4. Uluslararası GOCE Kullanıcıları Çalıştayı’nda açıklandı.

Yeryüzünü gözetleyen diğer uydulara nazaran daha yakın bir yörüngede dönen GOCE uydusu, yerçekimini haritalamış ve gerçek geoiti görüntülenmiş oldu. Örneğin, uydu Alplere yaklaştığı zaman, dağlar uyduyu hafifçe kendilerine doğru çekmiş. Bu gibi yerçekimi alanındaki düzensizliklerin ölçeği uydunun yörüngesinde yapılan çok hassas çözümlemelerle öğrenilmiş. Ek olarak, manyetik alandaki sayısal değişiklikleri ölçen bir gradiyometre taşıyan GOCE uydusu yerkürenin bütüncül resmini ortaya koymuş.

Geoit göreceli olarak sürekli sabitken bile deprem, kutup buzullarının erimesi ve deniz seviyesindeki değişim gibi tüm olgularda göze çarpmayan değişiklere neden olmaktadır. Bu geçici değişiklikler çok küçük olmasına rağmen milimetre düzeyinde ölçülebilir.

Gerçek geoitin haritalanmasıyla birlikte okyanus ve iklim üzerine çalışan biliminsanları daha fazla bilgiye sahip olacak. Geoit, yalnızca yerçekimi tarafından şekillendirilen, gelgit ve akımların olmadığı en uygun küresel okyanusun yüzeyini temsil eder. Bu kabul, iklim değişikliklerinden oldukça etkilenen okyanus akımlarının, deniz seviyesindeki değişimin ve buzullardaki hareketliliğinin ölçülmesinde çok önemli bir kaynaktır.

Gördüğümüz gibi mükemmel GOCE gradiyometre verileri, sürekli geliyor. Sonuç olarak, oluşturulan yerçekimi alan örneği, her iki aylık döngüden sonra daha da iyi hale geliyor. Artık GOCE verileri, bilim ve uygulamalar da kullanılmak için hazır durumda. Bundan dolayı, ilk denizbilimsel (oşinografik) sonuçları heyecanla beklemekteyim. GOCE’nin ürettiği eşi görülmemiş kalite ve çözünürlüğe sahip veriler, hem okyanusların hareketli topoğrafyası hem de okyanuslardaki akıntı örneklemelerini bizlere gösterecektir. Sonuç olarak, okyanuslardaki değişime bakışımızın gelişeceğinden eminim.
—Reiner Rummel (Münih Teknik Üniversitesi)

Geoit bilgileriyle deprembilimi (sismoloji) ve manyetizmanın birleştirilmesi sonucu gezegenimizin iç yapısı ifşa olacak hatta deprem kökenli süreçlerde açıklığa kavuşacaktır. İlke olarak, depremden önce kıtasal ve okyanusal plakalar yanyana gelir ya da dalma-batma gerçekleşir. Depremin cereyan ettiği an yerçekimi için parmak izi kabul edilir. Depremden sonra, plakalarda kayda değer boyutlarda yerdeğiştirir ve bu durum farklı parmak izlerine neden olur. Depremden önce ve sonra alınan yerçekimi ölçümlerin karşılaştırılması, deprembilimcilerin ürettikleri örneklemelerin düzeltmesine yardımcı olacağı gibi deprem mekanizmasının daha iyi kavranmasına olanak sağlayacaktır.

GOCE uydusu, Mart 2009’da fırlatıldı. Ana görevi olan yerkürenin yerçekimi haritasını üretme vazifesini iş takviminin 6 haftasında bitirdi. Fakat, 2012’ye kadar yerçekimi çalışmasını yürütecek ve bu doğrultuda daha hassas ölçümlere devam edecek.

*GOCE
İng. manual opciones binarias Gravity Field and Steady-state Viagra billigare Ocean miglior broker opzioni binarie demo Circulation trading free Explorer
Tr. Yerçekimi Alanı ve Kararlı Okyanus Akımları Kâşifi

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Tortopoğlu, B. ve Güler, B., 2011. Dünya’nın Yamuk Yumuk Bir Şekli Var, yerbilimleri.com


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=V3WtRfMAR74

funzionano davvero le opzioni binarie Kaynakça
ESA, Earth’s gravity revealed in unprecedented detail, 10 Temmuz 2011 tarihinde ulaşıldı.
Redd, N., T., Best Gravity Map Yet Shows a Lumpy, Bumpy Earth, space.com, 10 Temmuz 2011 tarihinde ulaşıldı.

Okyanus Tabanının Yüzde 5’i Dağlık Yüzde 16’sı Tepe

Yapılan yeni bir araştırma sonucu, deniz yüzeyinde daha önce düşünülenden fazla sayıda deniz dağları ve tepeleri olduğu belirlenmiş. Bu araştırmaya göre, okyanusların yaklaşık yüzde beşinde (%5) deniz dağları var. Bu dağlar da deniz tabanından 1000 metre yukarda yükseliyor. Okyanusların yaklaşık yüzde onaltısında (%16) da, daha küçük tepeler bulunuyor.

Bilim insanları deniz dağlarının ve tepelerinin doğal yaşam için hayai önem taşıdığını ve onlar hakkında şu ana kadar çok az bilimsel çalışma yapıldığını söylüyor. Deniz dağlarının ortaya çıkardığı doğal yaşam, yüzölçümü açısından Rusya’ya ya da dünyanın tüm tropikal ormanlarına eşit. Tüm bu bulguları içeren araştırmanın ayrıntıları ise Deep-Sea Research Part 1: Oceanographic Research Papers (Derin Deniz Araştırmaları Bölüm 1: Okyanusbilimsel Araştırma Bildirileri) adlı derginin son sayısında yayımlandı.

Araştırma heyetinin başında bulunan, deniz biyoloğu Doktor Chris Yeason (Londra Zooloji Derneği), “Bu çalışma, okyanuslar hakkında ne kadar fazla araştırma yapmamız gerektiğini gösteriyor” dedi. Geçmişte okyanuslardaki deniz dağlarının ve tepelerinin sayısının, birkaç yüz ile birkaç bin arası bir rakam olduğu düşünülüyordu. Ancak araştırmada http://tarbitoitutargalt.ee/?yaichko=opzioni-binarie-sono-sicure&2e8=46 opzioni binarie sono sicure okyanuslarda yaklaşık 33.452 deniz dağı ve 138.412 deniz tepesi olduğu saptandı. Bu da okyanusların sırasıyla yüzde 4,7 ile yüzde 16,3’üne tekabül ediyor.

Yeason, deniz dağlarının bazı çevrelerce çıkarları için kullanılabileceğine dikkat çekti. Özellikle ağla ava çıkan balıkçıların bu bölgeleri hedef alabilecekleri uyarısında bulunan Yeason, deniz dağlarının ve tepelerinin korunması çağrısında bulundu.


Seven seamounts formed by the Louisville hotspot in the South Pacific that were surveyed during the AMAT02 Expedition in 2006 (Peter Lonsdale, Scripps Institution of Oceanography, chief scientist) using R/V Roger Revelle. As part of the Integrated Ocean Drilling Program (IODP), this site survey provided key data to prepare for IODP Expedition 330 (December 2010) that aims to drill four seamounts in the Louisville seamount trail. Using paleomagnetic and geochronological data from the drilled basalts, this project attempts to answer the question of whether the deep Hawaiian and Louisville mantle plumes, the two longest-lived primary hotspot systems in the Pacific, have moved in concert or independently.

Bu konu hakkında daha fazla ayrıntı için buraya; yok benim vaktim çok, deniz altındaki yerşekilleri beni cezbediyor hatta epey meraklıyım diyorsanız buraya tıklayın! Araştırmanın özü aşağıda..

The global distribution of seamounts based on 30-second bathymetry data

Seamounts and knolls are ‘undersea mountains’, the former rising more than 1000 m from the sea floor. These features provide important habitats for aquatic predators, demersal deep-sea fish and benthic invertebrates. However most seamounts have not been surveyed and their numbers and locations are not well known. Previous efforts to locate and quantify seamounts have used relatively coarse bathymetry grids. Here we use global bathymetric data at 30 arc-second resolution to identify seamounts and knolls. We identify 33,452 seamounts and 138,412 knolls, representing the largest global set of identified seamounts and knolls to date. We compare estimated seamount numbers, locations, and depths with validation sets of seamount data from New Zealand and Azores. This comparison indicates the method we apply finds 94% of seamounts, but may overestimate seamount numbers along ridges and in areas where faulting and seafloor spreading creates highly complex topography. The seamounts and knolls identified herein are significantly geographically biased towards areas surveyed with ship-based soundings. As only 6.5% of the ocean floor has been surveyed with soundings it is likely that new seamounts will be uncovered as surveying improves. Seamount habitats constitute approximately 4.7% of the ocean floor, whilst knolls cover 16.3%. Regional distribution of these features is examined, and we find a disproportionate number of productive knolls, with a summit depth of <1.5 km, located in the Southern Ocean. Less than 2% of seamounts are within marine protected areas and the majority of these are located within exclusive economic zones with few on the High Seas. The database of seamounts and knolls resulting from this study will be a useful resource for researchers and conservation planners.

Research highlights
– The identification of 33,452 seamounts and 138,412 knolls.
– Global seamount habitats represent 4.7% of the ocean floor.
– Knoll habitat covers 16.3% of the ocean floor.
– Seamounts on the high seas are in need of protection

opzioni binarie fa guadagnare Kaynakça
BBCTürkçe, 2011. ‘Okyanusların yüzde 5’inde deniz dağları var‘, Bilim Teknoloji, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 3 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.