Etiket arşivi: Çin

Şeylgazı Üretimi Her Ülkede Uygulanabilir Mi?

Hemen hemen her ülke enerji fiyatlarını düşürmek istiyor. Şeylgazının (Kayagazının) öneminin fark edilmesiyle ABD’deki enerji fiyatları alt üst oldu. Dünyanın geri kalanı ABD’nin şeylgazı başarısına imreniyor. Sadece 4 yıl önce Avrupa’daki doğalgaz fiyatları hemen hemen ABD ile aynı düzeydeydi. Fakat şu an ABD’ye oranla Avrupa’daki fiyatlar üç kat Japonya’dakiler ise beş kat daha fazla.

İngiltere’den Polonya’ya Çin’den Arjantin’e kadar her hükümet ucuz ve güvenilir enerjinin hayalini kuruyor. Birçok kişinin umudu şeylgazı bu hayalin yanıtı olabilir mi? Peki, ABD’deki “şeylgazı devrimi” gerçekten de dünyanın farklı ülkelerinde uygulanabilir mi?


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=BJsggzmgMI0

Başarısız örnekler
Stuart Elliott (Platts), Polonya örneğine işaret ediyor. Polonya Avrupa’daki şeylgazı rezervleriyle dikkat çeken bir ülkeydi. Verimli şeylgazı rezervleri Polonyalı yetkililerin üretim sürecine başlama kararı almasını sağladı. Birçok Amerikalı enerji şirketi kendi ülkelerindeki başarının bir devamını burada gerçekleştirmek için üretim sürecine katıldı. “Fakat Polonya örneği başarısızlığa uğradı” diyor Elliott.

Polonya’da 2013 yılı için 30 ile 40 arası kuyu açılması planlanmıştı. Fakat şu ana kadar maliyet açısından uzun süreçte verimli olması planlanan sadece 1 kuyu açıldı. Exxon Mobil, Talisman ve Marathon gibi şirketler ülkedeki operasyonlarına son verdi. Chevron, Conoco Phillips ve San Leon ise azimle şeylgazı aramaya devam ediyor.

Paul Stevens (Chatham House) birçok kişinin Polonya hükümetini “açgözlü ve ahmak olmakla” suçladığını belirtiyor. Her ne kadar yetkililer mevzuat usullerini yabancı yatırımcıları çekmek için değiştirseler de cezai vergi usulleri ve yabancı şirketlerin yerel ortaklarıyla çalışma koşulu gibi şartlar ülkeye yönelik yatırımcı ilgisini azaltıyor. Fakat Stevens, ABD’deki başarının neden Avrupa’da uygulanamadığı ile ilgili olarak Rex Tillerson’ın (Exxon Mobil) açıklamasına dikkat çekiyor: “ABD’de şeylgazının çıkartılmasını olanak sağlayan teknoloji Polonya’nın coğrafi koşulları için yeterli olmadı.”

Büyük şüpheler
Şeylgazına büyük umutlar bağlayan ülkelerden biri de İngiltere’ydi. ABD’de enerji piyasasının şeylgazının verimliliğine ikna olması için 100’e yakın kuyu açılmıştı. Fakat İngiltere’de son 4 yılda birkaç test kuyusu açıldı. Sürecin bu kadar yavaş ilerlemesinin nedeni şeylgazına yönelik kamuoyu tepkisi. İngiltere’de şeylgazı çıkarma sırasında meydana gelen yersarsıntıları (depremleri) yüzünden süreç 18 ay askıya alınmıştı.

John Williams‘a (Pöyry) göre kaygıların fazla olması nedeniyle mevzuat usullerinin çok net olması gerekiyor. “Her şey kusursuz olmalı. En ufak hata tüm süreci baltalayabilir. Onun için şu ana kadar pek ilerleyemedik” diyor Williams. Bu konudaki şeylgazı karşıtlığı da devam edecek gibi gözüküyor.

Stevens, şeylgazı çıkarma sürecindeki ağır metal ya da radyoaktif maddeler yüzünden suların kirlenmesi ve metan kaçakları gibi bir ihtimalin meşru bir kaygı olduğunu belirtiyor. Şeylgazının kömür ve petrole oranla daha çevre dostu olduğuna dikkat çeken Stevens, “fakat sonunda o da bir fosil yakıt” diye uyarıyor. Stevens, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımların buraya aktarılmasının da ciddi bir kaygı oluşturduğunu söylüyor.

Şeylgazına yönelik kaygılar sadece İngiltere ile sınırlı değil. Bu konudaki protestolar dünyanın hemen hemen her yerinde gerçekleştiriyor. Geçen yıl 20 farklı ülkeden çevreciler, şeylgazı çıkartma yöntemi olan hidrolik kırılmanın (hidrolik çatlatmanın) zararlarına karşı küresel bir eylem günü ilan etti. Fransa çoktan hidrolik kırılma yöntemlerini yasakladı. Romanya, Almanya ve Bulgaristan’da ise arama çalışmalarına ara verildi.

Temel çalışmalar
Petrol çıkarma çalışmalarına daha fazla alışık olan Amerikan kamuoyunun aksine Avrupa’da şeylgazına yönelik yoğun tepki var. Bu tepki de şeylgazı çalışmaları ile ilgili ilerlemeye darbe vuruyor. En temelde Avrupa’daki çevre mevzuatı çok katı. Ayrıca şeylgazı ile ilgili araştırma ve yatırımlar ABD dışında çok da sınırlı.

Amerikan hükümeti 1980’lerin başlarında şeylgazı ile ilgili temel araştırmalara yönelik milyonlarca dolar katkı sağladı. Ama Avrupa Komisyonu devlet yardımlarının aksine temel araştırma ve geliştirme yatırımlarının işletmeler tarafından yapılmasını istiyor. Kısacası ABD’deki şeylgazı işletmeciliği bir günde doğmadı, 25 yılda gelişerek bu seviyeye geldi.

Stevens, mülkiyet haklarının da şeylgazı ile ilgili araştırmalarda önemli bir etken olduğunu söylüyor. ABD’de konut sahipleri yeraltındaki kaynakların da sahibi konumunda. Böylece konut sahipleri kendi arazilerinde bir enerji kaynağının bulunması durumunda fiyat ile ilgili şirketlerle anlaşıp çıkarım haklarını şirketlere verebiliyorlar. Fakat Avrupa’daki yeraltı kaynaklarının sahibi devletler. Hiçbir devlet de pazarlık yapmadan çıkarım hakkını enerji şirketlerine devretmeye hazır değil. Bu soruna ek olarak birçok ülkedeki yer koşulları, alt yapı ve boru hatlarının eksikliği ABD’deki şeylgazı devriminin tekrarlanabilmesi ile ilgili ciddi eksiklikler olarak gözüküyor.

Ayrıca şeylgazının Avrupa’daki enerji fiyatlarına nihai etkisinin nasıl olacağına yönelik kaygılar da var. Pöyry‘nin tahminlerine göre, şeylgazının kullanılması durumunda Avrupa’daki toptan gaz fiyatları 2020 ile 2050 arasında % 6 ile 14, elektrik fiyatları da % 3 ile 8 arasında azalabilir. Toptan satış fiyatları enerji faturalarının sadece bir etkeni olduğundan hane başına etkisi daha az bile olabilir. Bu veriler Avrupa’da şeylgazının enerji fiyatlarına etkisinin ABD’ye oranla çok daha az olabileceğine işaret ediyor.

Türkiye’de şeylgazı
Amerikan Enerji Enformasyon Ajansı’nın (EIA) yayınladığı bir rapora göre Türkiye’de Güneydoğu Anadolu havzasında Dadaş ile Trakya havzasında Hamitabat formasyonlarında çıkarılabilir şeylgazı miktarı 680 milyar m³ olarak veriliyor. Bu miktar Türkiye’nin bugünkü yıllık tüketimi (46 milyar m³) esas alınırsa yaklaşık 14-15 yıllık bir tüketime denk düşüyor.

Cüneyt Kazokoğlu’nun yaptığı analize göre Türkiye’de henüz mevcut şeylgazı ve petrol rezervlerinin Türk mercileri tarafından belirlenmemiş olması, Türkiye’de çalışmaların sondajlı ön araştırma aşamasında olduğunu gösteriyor.

Büyük hedefler
Şeylgazının geleceğinin umut verdiği ülkelerin başında Çin geliyor. Elliott, Çin’de enerjiye olan talebin giderek arttığına ve yetkililerin şeylgazı çıkarımı için milyarlarca dolar harcamaya hazır olduğuna dikkat çekiyor. Çin yönetimi 2020 yılına Amerika’nın mevcut şeylgazı üretiminin üçte birine ulaşmayı hedefliyor. Uzmanlar bu hedefin büyük olduğuna işaret ediyor. Fakat ülkedeki yer koşulları, ucuz işgücü, kolay mevzuat ve kamuoyu tepkisinin olmaması, Çin’in bu hedefe ulaşmasını kolaylaştırıyor. Ama Çin için ise asıl sorun “su”. Çin’in şeylgazı rezervlerinin büyük kısmı ülkenin oldukça kurak kuzey batısında bulunuyor. Çıkarma sürecindeki suya ihtiyaca dikkat çeken Elliott. Bu durumun en büyük engel olduğunu belirtiyor. Çin’in şeylgazı ile ilgili büyük hedefleri olmasına karşın şu ana kadar şeylgazı arama ile ilgili ciddi bir girişim yok.

Amerika’da binlerce şeylgazı üretim merkezi var. Ama dünyanın geri kalanındaki şeylgazı merkezlerinin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. William’a göre Çin’in şeylgazı üretebilmesi 8 ile 10 yılı bulabilir. Bu bile dünya enerji fiyatlarını kendi başına etkileyebilir. Dünyanın geri kalanı için bu kadar sürede şeylgazı üretimine başlamak gerçekçi gözükmüyor. Stevens, ancak 15-20 yıl sonra farklı bölgelerde şeylgazı üretimine geçilebileceğini söylüyor.

Şeylgazının enerji fiyatlarını sabitleyebileceğini ve güvenliğini sağlayabileceğini düşünen hükümetlerin beklentileri pek gerçekçi değil. Şeylgazı bu hedefleri karşılayacak doğru bir reçete olmayabilir.

Ayrıntılar
Anderson, R., Kaya gazı üretimi her ülkede uygulanabilir mi?, 8 Nisan 2014’te ulaşıldı. Orijinal kaynak Shale industry faces global reality check

Çin’in Arsenikli Yeraltısuları

Çin’de yapılan bir araştırma, neredeyse 20 milyon kişinin arsenikli su içtiğini gösteriyor. Science dergisinde yayınlanan araştırmada biliminsanları, ülkenin jeolojik yapısına bakarak en tehlikeli olabilecek yerleri belirledi.

Arsenik doğal olarak yerkabuğunda bulunur. Ama yeraltısuyuna karışması, bu suya uzun süre maruz kalanlarda büyük sağlık sorunlarına yol açabilir. Bunlar cilt (deri) hastalıkları ile cilt, akciğer, mesane (idrar kesesi) ve böbrek kanseridir.

Şimdiye kadar, büyük ülkelerde arsenik zehirlenmesinin boyutlarını tahmin etmek kolay değildi. Çin’de, 10 milyondan fazla içme suyu kuyusunun bulunduğu düşünülüyor. Her bir kuyuda zehirli bileşiklerin olup olmadığına saptamak için izlenmesi gereklidir. Bu süreç onlarca yıl alabilir. Araştırmacılar, bu yöntem yerine yüzünü jeolojik haritalara çevirmiş.

Çin’in muhtemelen arsenikle kirlenmiş yeraltısularının dağılımını gösteren harita [yoğunluk 10 µg/L (ya da ppm) üzerinde]. Toplam riskli alan yaklaşık 580.000 kilometre. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013
Çin’in muhtemelen arsenikle kirlenmiş yeraltısularının dağılımını gösteren harita [yoğunluk 10 µg/L (ya da ppm) üzerinde]. Toplam riskli alan yaklaşık 580.000 kilometre. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013
Çin’in potansiyel nüfus yoğunluğu ile aşırı seviyede arsenikli suyun dağılımını gösteren harita. Özellikle yeraltısularına bağımlı kurak bölgeler (içme suyu kaynağı ve fazla yoğun nüfusa sahip yüksek riskli alanlar) endişeleri artırıyor. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013
Çin’in potansiyel nüfus yoğunluğu ile aşırı seviyede arsenikli suyun dağılımını gösteren harita. Özellikle yeraltısularına bağımlı kurak bölgeler (içme suyu kaynağı ve fazla yoğun nüfusa sahip yüksek riskli alanlar) endişeleri artırıyor. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013

Annette Johnson (İsviçre Federal Su Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, EAWAG): “Son yıllarda, kullanabileceğimiz elektronik haritalarda ve coğrafi verilerde büyük artış oldu. Elimizde iklim verileri, toprak kullanımı ve nehre uzaklık ya da rakım gibi bilgiler var.” diyor. Bu bilgilerden yola çıkıp, ülkedeki taşların türlerine ve belirlenmiş yaşlarına bakan araştırmacılar, zehirli elementlerin en yoğun olduğu yerleri kesin olarak belirledi. Sonuçlara göre, 19,6 milyon Çinlinin tehlikeli düzeyde içme suyuna maruz kalmış olabileceği düşünülüyor. Ayrıca daha önce tahmin edilmeyen yaşama alanlarının risk içerdiği düşünülüyor.

Johnson: “Nehir havzaları boyunca sulama ve tarım yapılan yerler var. Bunlara geçmişte de bilinen İç Moğolistan’daki Huhhot havzası da dâhil. Fakat Orta Siçuan Bölgesi ve doğu kıyı şeridi gibi yeni yerler de keşfettik.” diyor. Araştırmacılar, bulguların Çinli yetkililere kuyu izleme programlarında yardımcı olabileceğini söylüyor.

Johnson: “Önemli olan, o bölgelere gidip, en tehlikeli yerlerin gözlenmesi. Büyük ihtimalle, zehirli su içeren kuyu sayısı daha fazla çıkacaktır. Diğer bölgelerde de arsenik izlenmeli ama o bölgelere öncelik verilmeyebilir.” diye açıklıyor. Ayrıca “Kirli kuyular, ya ıslah edilebilir (temizlenebilir) ya da kullanımını yasaklanabilir.” diye ekliyor.

Araştırmacılar, bu yeni tahmin yönteminin dünyanın başka yerlerinde de kullanılabileceğine inanıyor. Orta Avrupa, Güney Afrika, Asya’nın bir bölümü ve ABD’nin bazı yerlerindeki yeraltısularında arsenik kirliliği var. Bu yerlerden biri de Bangladeş. Dünya Sağlık Örgütü, Bangladeş’teki arsenik zehirlenmesini “acil halk sağlık durumu” olarak tanımlıyor. Bangladeş’te 35-77 milyon arasındaki kişinin kirli su kullanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor.

Ayrıntılar
BBC, Çin’de 20 milyon kişiye arsenikli su tehdidi, 24 Ağustos 2013
BBC, China’s arsenic contamination risk is assessed, 24 Ağustos 2013
EAWAGNew Risk Model Sheds Light on Arsenic Risk in China’s Groundwater, 24 Ağustos 2013
Science, Groundwater Arsenic Contamination Throughout China, 24 Ağustos 2013

En Ekonomik Ticaret: Kuzey Buz Denizi

Pek çoklarının gözünde Kuzey Buz Denizi buzlarla kaplı olduğundan erişilemez ve seyahat edilemez konumda. Fakat gelişen teknoloji ve küresel ısınmanın da “yardımıyla” kuzeyin popülaritesi artacak gibi görünüyor. Çin, zorlu şartları sebebiyle bugüne kadar deniz taşımacılığında pek tercih edilmeyen Kuzey Buz Denizi’ni canlandırmak istiyor. Böylece deniz ticaretinin önemli bir bölümünün, Kuzey Buz Denizi üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması planlanıyor.

Dahası, Arktik bölgesindeki buzulların erimesiyle, deniz yolları giderek ticarete uygun hale geliyor. ABD Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi’nin (NSIDC) bilgilerine göre, geçen sene 2012’de Arktik bölgesindeki buzul miktarı 2 milyon 225 bin kilometrekare üzerindeyken, bu miktar 1917’de 4 milyon 600 bin kilometrekarenin üzerindeydi.

Çin'in Avrupa'ya giden kargo ve konterynır gemileri için düşündüğü yeni deniz rotası. Grafik: Giulio Frigieri / Guardian
Çin’in Avrupa’ya giden kargo ve konterynır gemileri için düşündüğü yeni deniz rotası. Grafik: Giulio Frigieri / Guardian

Çin, Avrupa’ya Hint Okyanusu’ndaki korsan popülasyonunu ve Mısır kontrolündeki Süveyş Kanalı’nı geçerek ulaşıyor. Bu proje ile Avrupa’ya, buzla kaplı denizlerde seyahat edebilecek son teknoloji ürünü gemilerle Bering Boğazı üzerinden ulaşılacak. Bu rota değişikliği sayesinde Çin, Roterdam ve Hamburg gibi Avrupa’nın en büyük limanlarına 12-15 gün daha kısa sürede varacak. Örneğin, Şangay ile Hamburg arasındaki deniz seyahati 5200 kilometre kısalacak ve bu sayede büyük bir tasarruf sağlanacak.

19.000 tonluk Yong Şeng gemisi bu hedefi test etmek için 8 Ağustos’ta Çin’in Dalian limanından yola çıktı. Geminin 11 Eylül’de Hollanda’nın Roterdam limanına ulaşması bekleniyor. Ayrıca Çin, canlandırmayı düşündüğü rotada yalnızca kendi başına seyahat etmek istemiyor. Rusya ile teknolojilerini birleştirerek Kuzey Buz Denizi’ni canlı bir ticaret yoluna dönüştürmeyi arzulayan Çin, 2021 yılına kadar kuzeyden yaptığı ticaret hacmini 15 milyon metrik tona çıkarmayı hedefliyor.

2012’de dünyanın en büyük ticari gücü haline gelen Çin, net ticaret gelirinde 3,87 trilyon dolara ulaşmış ve 3,82 trilyona ulaşan ABD’yi geride bırakmıştı.

Ayrıntılar
Guardian, The Arctic’s Northern Sea Route – interactive, 22 Ağustos 2013
Northern Sea Route, Arclio, 22 Ağustos 2013
NTVMSNBC, Yeni rota: Kuzey Buz Denizi, 22 Ağustos 2013
PBS, Arctic Shipping, 22 Ağustos 2013
RT, China tests ‘most economical solution’ for shipping to Europe through Russian Arctic, 22 Ağustos 2013

Çin’de Primat Fosili Bulundu: Archicebus achilles

Archicebus achilles, “Arkisebus Aşil” adı verilen türe ait fosilin, şimdiye kadar en eski primat iskelet fosilleri olarak kabul edilen fosillerden 7 milyon yıl daha eski olduğunu saptandı.

Biliminsanları, daha önce varlığı bilinmeyen, “Arkisebus Aşil” adı verilen türe ait fosilin, şimdiye kadar en eski primat iskelet fosilleri olarak kabul edilen, Almanya’daki Darwinius ve ABD’deki  Notharctus fosillerinden 7 milyon yıl daha eski olduğunu saptadı.

Archicebus_achilles
Archicebus achilles fosilinin, mikrotomografi taramasıyla elde edilen yeni görüntüsü.
Görüntü: Paul Tafforeau/Xijun Ni

Çin’in Hubei kentindeki Yangtze nehrinin akış yolu yakınında eski çağlardan kalma bir göl yatağında bulunan “Arkisebus Aşil”in gövdesini yeniden oluşturmak üzere yapılan analizler, dünyada bilinen en küçük primat türü olan pigme fare lemurlarından (Mikrosebus myoksinus) biraz daha küçük bir cüsseye sahip bu türün ağırlığının sadece 20-30 gram olduğunu ortaya koydu.

Fosile “Arkisebus” adı eski Yunancadaki başlangıç veya ilk anlamına gelen “arki” ve yine aynı dilde uzun kuyruklu maymun anlamına gelen “kebos” kelimeleri birleştirilmek suretiyle verildi. Alışılmadık bir topuk anatomisine sahip fosile “Aşil” adı  ise Yunan mitolojisinde geçen, tek zayıf yeri topuğu olan savaşçı Aşil’den esinlenilerek konuldu.

55 milyon yıl kadar önce Eosen döneminde oluşmuş bir tortul kaya katmanının ikiye ayrılması suretiyle ortaya çıkarılan fosil, primata ait iskeletin unsurlarını barındıran, “kısım” ve “karşısına düşen kısım” olarak adlandırılan birbirini tamamlayan iki parçadan oluşuyor.

Eosen Dönemi, dünyanın büyük bir kısımının yağmur ormanları ve palmiye ağaçlarıyla kaplı olduğu, küresel çapta sera şartlarının hakim olduğu bir deveyi kapsıyor.

Maymunlar, lemurlar ve insanların da dahil olduğu primat adı verilen canlı grubu, beş el ve ayak parmakları, tırnakları ve ileriye doğru çıkık gözleriyle diğer memelilerden ayrılıyor.

Fosil örneğini önce Fransa’daki Avrupa Radyasyon Sinkrotronu Tesisi bünyesinde yeralan modern tesislerde çok yüksek çözünürlükte taramadan geçiren araştırmacıların bu yolla elde ettikleri, 3 boyutlu dijital yeniden yapılandırma, biliminsanlarına son derece küçük ve kırılgan yapıdaki Arkisebus fosili hakkındaki karmaşık ayrıntıları çıkarma imkanı verdi.

Xijun Ni başkanlığında uluslararası bir bilim ekibince yapılan çalışma, Nature adlı bilim dergisinde yayımlandı.

The oldest known primate skeleton and early haplorhine evolution
Reconstructing the earliest phases of primate evolution has been impeded by gaps in the fossil record, so that disagreements persist regarding the palaeobiology and phylogenetic relationships of the earliest primates. Here we report the discovery of a nearly complete and partly articulated skeleton of a primitive haplorhine primate from the early Eocene of China, about 55 million years ago, the oldest fossil primate of this quality ever recovered. Coupled with detailed morphological examination using propagation phase contrast X-ray synchrotron microtomography, our phylogenetic analysis based on total available evidence indicates that this fossil is the most basal known member of the tarsiiform clade. In addition to providing further support for an early dichotomy between the strepsirrhine and haplorhine clades, this new primate further constrains the age of divergence between tarsiiforms and anthropoids. It also strengthens the hypothesis that the earliest primates were probably diurnal, arboreal and primarily insectivorous mammals the size of modern pygmy mouse lemurs.

Ayrıntılar
AA, 55 milyon yaşında primat fosili bulundu, 8 Haziran 2013
Natura, Oldest primate skeleton unveiled, 8 Haziran 2013

Çin’de Bilinen İlk Kuş Türü Bulundu: Aurornis xui

Çin’deki kazılarda yapılan keşif, dünyanın en eski kuşu olarak kabul edilen Archaeopteryx’i ikinci sıraya itti. Paleontologlar, Aurornis xui adı verilen yeni bir kuş türünün Archaeopteryx’ten 10 milyon yıl önce yaşadığını belirtti.

Çin’in Liaoning eyatindeki Yaoluguo kentinde yapılan kazılarda buluanan Aurornis xui adı verilen kuş, tarihin bilinen ilk kuş türü unvanını elde etti. Aurornis xui, aynı zamanda ‘kuş mu yoksa tüylü dinozor mu’ tartışması yapılan Archaeopteryx’in de tekrar kuş haritasına eklenmesini sağladı.

İlk olarak 1861 yılında keşfedilen Archaeopteryx, biliminsanlarında dünyanın en eski kuşu olarak kabul edilmişti. Ancak 2011’de yapılan filogenetik analizler, Archaeopteryx’in kuş değil, tüylü dinozor olduğuna işaret etti.

aurornis_xui
Aurornis xui fosili. Görüntü: Thierry Hubin/IRSNB.

Analizlerin doğru olması halinde, uçabilme özelliğinin omurgalılarda en az dört kez evrim geçirdiği ortaya konmuş olacaktı. Ancak yeni bir tüylü hayvanı ortaya çıkaracak fosil keşfinin bu düşünceyi çürütebileceği belirtilmişti. Aurornis xui, tahminleri doğruladı.

Bir sülün büyüklüğünde olan Aurornis xui, uzun pençelere ve kuyruğa sahipti. Kuyruğundan gagasına olan uzunluğu 50 santimetre olan kuşun ön ve arka ayakları Archaeopteryx ile benzerlik gösterirken, ilkel bir kemik yapısı ortaya koyduğu belirtildi.

Yaoluguo’nun tortul kayalıklarında 153-165 milyon yıl önce oluştuğu düşünülen fosil, Yizhou Fosil ve Jeoloji Park’ında görevli biliminsanları tarafından bir fosil tüccarından satın alındı.

Hakkındaki araştırma Nature dergisinde yayımlanan Aurornis xui, 10 milyon yıl farkla Archaeopteryx’ten daha yaşlı bir kuş olarak belirlenirken, takipçisini de yeniden kuş alemine kazandırdı.

A Jurassic avialan dinosaur from China resolves the early phylogenetic history of birds
The recent discovery of small paravian theropod dinosaurs with well-preserved feathers in the Middle–Late Jurassic Tiaojishan Formation of Liaoning Province (northeastern China) has challenged the pivotal position of Archaeopteryx, regarded from its discovery to be the most basal bird. Removing Archaeopteryx from the base of Avialae to nest within Deinonychosauria implies that typical bird flight, powered by the forelimbs only, either evolved at least twice, or was subsequently lost or modified in some deinonychosaurians. Here we describe the complete skeleton of a new paravian from the Tiaojishan Formation of Liaoning Province, China. Including this new taxon in a comprehensive phylogenetic analysis for basal Paraves does the following: it recovers it as the basal-most avialan; it confirms the avialan status of Archaeopteryx; it places Troodontidae as the sister-group to Avialae; it supports a single origin of powered flight within Paraves; and it implies that the early diversification of Paraves and Avialae took place in the Middle–Late Jurassic period.

‘Şafak kuşu’ anlamına gelen Aurornis’in fosili, kuşun kuyruğu, boynu ve göğsüne ait izleri barındırıyor. Fosili inceleyen araştırma ekibinde yer alan paleontolog Gareth Dyke (Southampton Üniversitesi), “Çok önemli bir fosil elde ettik… Aurornis, dünyanın en eski kuşu olarak bilinen Archaeopteryx’i arkasına itti” dedi.

Her ne kadar yeniden kuş olduğu belirtilse de, Archaeopteryx’in tüylü dinozorlardan Troodontidae’ye olan benzerliği de gözardı edilmiyor. Paul Barrett (Londra Doğal Tarih Müzesi), “Anatominin çok küçük, ezoterik özelliklerini tartışıyoruz… Kuş orijinin etrafında yer alan bu canlılar kuşa benzeyen ama aslında kuş olmayan dinozorlar” dedi ve “vücuttaki sadece bir veya iki değişimin, canlının ait olduğu türü değiştirebileceğine” dikkat çekti. Ayrıca Barrett, “Kuşların sınıfına giren canlılar kanatları, kalçaları, göğüs kasları ve omuz yapıları gibi uçmalarını sağlayan anatomik özelliklere sahip olmalı” ifadesini kullandı.

Ayrıntılar
BBC, Archaeopteryx restored in fossil reshuffle, 30 Mayıs 2013
Guardian, Early bird beat Archaeopteryx to worm by 10m years, 30 Mayıs 2013
Nature, New contender for first bird, 30 Mayıs 2013
NTVMSNBC, Dünyanın en eski kuşu bulundu, 30 Mayıs 2013

Çin’in Hâkimiyetindeki Nadir Toprak Metalleri Piyasası ve Yeni Arayışlar

Nadir toprak metalleri dünyanın en büyük sanayi ülkeleri ile Çin arasında bir ticari savaş başlattı. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya, Dünya Ticaret Örgütü’ne Çin hakkında şikayet dilekçesi verdi. Üçlü Pekin’i teknolojik ürünlerde yoğunlukla kullanılan nadir metallere erişimi kısıtlamakla suçluyor:

“Amerikalı üreticilerin Çin’den gelen bu nadir materyallere ulaşmaları gerekli. Eğer Çin piyasaların kendi kendilerine çalışmasına izin verirse buna bir itirazımız olmaz. Ama onların şu ana kadarki tutumları bu yönde değildi ve Çin aldığı bir çok kararın da aksine bir politika uyguladı.
—Hüseyin Burak Obama (ABD başkanı)

Çin, 2011’de nadir toprak metallerinin ihracatında büyük bir kesintiye gitti. Son iki yılda dörde katlanan ihracat rakamlarındaki bu gerileme akıllarda soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı. Pekin, 2012’de 30.000 tonluk bir ihracat yapmayı planlıyordu. 2011’e oranla biraz daha az olan bu kotanın yarısına bile ulaşılması beklenmiyor. Çin, ihracattaki düşüşün temel nedeninin kaynakları işletmede karşılaşılan çevre sorunları olduğunu belirtiyor.

Nadir metallerin çıkarılması çevreye büyük zarar veriyor. Bu yüzden de çevreyi ve kaynaklarımızı korumak ve sürdürülebilir bir kalkınma yakalamak için Çin bazı politikalar yürürlüğe soktu. Bu uygulamaların Dünya Ticaret Örgütü’nün kuralları ile uyumlu olduğuna inanıyoruz.
—Liu Veimin (Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü)

Gerçekten de madenlerin çıkartılma ve işlenme yöntemleri çok kötü şartlarda gerçekleştiriliyor. Ayrıca bu çalışmalar çevre felaketlerinin yaşanmasına da davetiye çıkarıyor. Öte yandan nadir metallerin önemli bir kısmını kendi topraklarından çıkaran Çin, yeşil ve yüsek teknolojilerin ve savunma sanayinin de iplerini elinde bulunduruyor.

Çin’in bu baskın rolü nadir toprak metal rezervlerinin yüzde 35’ini elinde bulundurmasından kaynaklanıyor. Üstelik bu metallere sahip diğer ülkeler Çin’le rekabet edemiyor ve şantiyelerini kullanmamayı tercih ediyor. Bu durum Çin’in elini daha da kuvvetlendiriyor.


Global rare earth element production (1 kt=106 kg) from 1950 through 2000, in four categories: United States, almost entirely from Mountain Pass, California; China, from several deposits; all other countries combined, largely from monazite-bearing placers; and global total. Four periods of production are evident: the monazite-placer era, starting in the late 1800s and ending abruptly in 1964; the Mountain Pass era, starting in 1965 and ending about 1984; a transitional period from about 1984 to 1991; and the Chinese era, beginning about 1991. Graph: USGS.

Yüksek teknoloji çağında, rodyum, tantal, kobalt, koltan gibi nadir elementlerin önemi giderek artıyor. AB, 17 nadir toprak elementinin yüzde 97’sini elinde bulunduran Çin’e bağımlılığı azaltmak için strateji arayışında. Yüksek teknoloji sektörünün can damarı olan nadir elementler, cep telefonundan iPad’e, düz ekrandan elektrikli otomobillere, teknolojik ürünlerin hemen hepsinde kullanılıyor. Ancak Avrupa sanayisi, giderek daha çok ihtiyaç duyulan nadir elementlerde neredeyse tamamen dışa bağımlı. Çin’in kendi artan ihtiyacını karşılamak için ihracatı kısması da Avrupa’da darboğaz korkularını artırıyor.

Avrupa bu nedenle yıllardır bu uluslararası pokerde nasıl rol oynayabileceğini tartışıyor. Avrupa Komisyonu’nun geçtiğimiz yıl Şubat ayında açıkladığı hammadde stratejisi, pek çokları tarafından önemli ayrıntılar üzerine yeterince eğilmediği gerekçesiyle eleştirilmişti. Komisyon bunun üzerine bazı noktaları somutlaştırma yoluna gitti. Buna göre AB üye ülkeleri, şirketler, özel ve kamu araştırmacıları; hammaddelerin keşfi, çıkarılması ve işlenmesinde birlikte çalışacak, geleceğin teknolojilerini geliştirebilmek için güç birliği yapılacak.

Komisyon’un bu doğrultuda belirlediği somut hedeflere 2020 yılına kadar ulaşılması amaçlanıyor. En önemli adım, ithalata bağımlılığı azaltmak için kendi hammadde kaynaklarına yönelmek. Avrupa Komisyonu bu konuda ümitli. Avrupa’da yaklaşık 100 milyar Avro değerinde yeraltı zenginliği olduğu tahmin ediliyor. Ancak yer ve deniz tabanı altındaki bu hazine 500 ila 1000 metre derinlikte bulunuyor.

Erişilmesi zor elementleri uygun bir maliyetle ve etkili bir şekilde çıkarabilmek için yeni teknolojilere bel bağlıyor. Ayrıca doğal kaynakların yerini alabilecek kaynaklar geliştirilmesi, elektronik aletlerde kullanılan hammaddelerin çevre dostu bir şekilde yeniden dönüştürülmesi, planlar arasında. Tek bir AB vatandaşının şu an yılda ortalama 17 kilo elektronik çöpe neden olduğu düşünüldüğünde, bu miktarın 2020 yılına kadar 24 kiloya yükseleceği tahmin ediliyor. AB ülkelerinin araştırma-geliştirmedeki bu güç birliği planının önündeki olası tek engel ise ayrıntılar ve somut uygulamada ulusal çıkarlardan kaynaklanabilecek çatışmalar.

Şu an da maalesef durum bu. Ülkeler tek çizgide ilerleyemiyor. Örneğin elektronik atıklar sorunu. Bunlar aslında çok önemli hammadde kaynakları. Çünkü içlerinde yeniden kullanılabilecek pek çok nadir element bulunuyor. Buna rağmen elektronik atıklar büyük ölçüde kaçak olarak dışarıya ihraç ediliyor, herhangi başka bir yerde yakılıp atılıyor. Bu hem toprağı zehirliyor, hem üçüncü dünya ülkelerindeki çocukların sağlığını bozuyor, hem de hammaddeler büyük ölçüde çarçur edilmiş oluyor.
—Reinhard Bütikofer (AP Yeşiller başkan yardımcısı)

Bütikofer, kendi hammadde kaynakları yeterli olmadığından Afrika ya da Güney Amerika’daki diğer üretici ülkelerle hammadde ortaklıklarının geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bazı nadir elementlerde Çin çok dominant konumda olduğunu ekliyor. Bunun nedenini, aslında Avrupa ve ABD’nin buna karşı hiçbir şey yapmamış olmasına bağlıyor. Özetle, konu Çin’in tekel olması değil diyor.

Çin pazarlarını dışa kapıyor ve AB ile ABD’de yapılan üretimi kendine çekmeye çalışıyor. Uluslararası ticaret müzakerelerinde Avrupa’nın buna karşı koyması gerek. AB’nin kendi hammadde kaynaklarını kullanarak bağımlılığını azaltması buna yardımcı olacaktır.
—Hubertus Bardt (Alman Ekonomi Enstitüsü hammadde uzmanı)


İzleyemiyorsanız, http://www.youtube.com/watch?v=rXksrCDyRsM

Son gelişmeye göre Çin, nadir elementlere getirdiği ihracat sınırlamalarına yönelik protestoların ardından, ‘Çin Nadir Elementler Sanayi Birliği‘ni kurmaya karar verdi.

Kaynakça
DW, Hammadde mücadelesi kızışıyor, 18 Mart 2012
DW, Nadir elementler tek çatı altında, 9 Nisan 2012
EN, Nadir toprak metalleri ekonomi devlerini birbirine düşürdü, 18 Mart 2012