Etiket arşivi: Amerika Birleşik Devletleri

Şeylgazı Üretimi Her Ülkede Uygulanabilir Mi?

Hemen hemen her ülke enerji fiyatlarını düşürmek istiyor. Şeylgazının (Kayagazının) öneminin fark edilmesiyle ABD’deki enerji fiyatları alt üst oldu. Dünyanın geri kalanı ABD’nin şeylgazı başarısına imreniyor. Sadece 4 yıl önce Avrupa’daki doğalgaz fiyatları hemen hemen ABD ile aynı düzeydeydi. Fakat şu an ABD’ye oranla Avrupa’daki fiyatlar üç kat Japonya’dakiler ise beş kat daha fazla.

İngiltere’den Polonya’ya Çin’den Arjantin’e kadar her hükümet ucuz ve güvenilir enerjinin hayalini kuruyor. Birçok kişinin umudu şeylgazı bu hayalin yanıtı olabilir mi? Peki, ABD’deki “şeylgazı devrimi” gerçekten de dünyanın farklı ülkelerinde uygulanabilir mi?


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=BJsggzmgMI0

Başarısız örnekler
Stuart Elliott (Platts), Polonya örneğine işaret ediyor. Polonya Avrupa’daki şeylgazı rezervleriyle dikkat çeken bir ülkeydi. Verimli şeylgazı rezervleri Polonyalı yetkililerin üretim sürecine başlama kararı almasını sağladı. Birçok Amerikalı enerji şirketi kendi ülkelerindeki başarının bir devamını burada gerçekleştirmek için üretim sürecine katıldı. “Fakat Polonya örneği başarısızlığa uğradı” diyor Elliott.

Polonya’da 2013 yılı için 30 ile 40 arası kuyu açılması planlanmıştı. Fakat şu ana kadar maliyet açısından uzun süreçte verimli olması planlanan sadece 1 kuyu açıldı. Exxon Mobil, Talisman ve Marathon gibi şirketler ülkedeki operasyonlarına son verdi. Chevron, Conoco Phillips ve San Leon ise azimle şeylgazı aramaya devam ediyor.

Paul Stevens (Chatham House) birçok kişinin Polonya hükümetini “açgözlü ve ahmak olmakla” suçladığını belirtiyor. Her ne kadar yetkililer mevzuat usullerini yabancı yatırımcıları çekmek için değiştirseler de cezai vergi usulleri ve yabancı şirketlerin yerel ortaklarıyla çalışma koşulu gibi şartlar ülkeye yönelik yatırımcı ilgisini azaltıyor. Fakat Stevens, ABD’deki başarının neden Avrupa’da uygulanamadığı ile ilgili olarak Rex Tillerson’ın (Exxon Mobil) açıklamasına dikkat çekiyor: “ABD’de şeylgazının çıkartılmasını olanak sağlayan teknoloji Polonya’nın coğrafi koşulları için yeterli olmadı.”

Büyük şüpheler
Şeylgazına büyük umutlar bağlayan ülkelerden biri de İngiltere’ydi. ABD’de enerji piyasasının şeylgazının verimliliğine ikna olması için 100’e yakın kuyu açılmıştı. Fakat İngiltere’de son 4 yılda birkaç test kuyusu açıldı. Sürecin bu kadar yavaş ilerlemesinin nedeni şeylgazına yönelik kamuoyu tepkisi. İngiltere’de şeylgazı çıkarma sırasında meydana gelen yersarsıntıları (depremleri) yüzünden süreç 18 ay askıya alınmıştı.

John Williams‘a (Pöyry) göre kaygıların fazla olması nedeniyle mevzuat usullerinin çok net olması gerekiyor. “Her şey kusursuz olmalı. En ufak hata tüm süreci baltalayabilir. Onun için şu ana kadar pek ilerleyemedik” diyor Williams. Bu konudaki şeylgazı karşıtlığı da devam edecek gibi gözüküyor.

Stevens, şeylgazı çıkarma sürecindeki ağır metal ya da radyoaktif maddeler yüzünden suların kirlenmesi ve metan kaçakları gibi bir ihtimalin meşru bir kaygı olduğunu belirtiyor. Şeylgazının kömür ve petrole oranla daha çevre dostu olduğuna dikkat çeken Stevens, “fakat sonunda o da bir fosil yakıt” diye uyarıyor. Stevens, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımların buraya aktarılmasının da ciddi bir kaygı oluşturduğunu söylüyor.

Şeylgazına yönelik kaygılar sadece İngiltere ile sınırlı değil. Bu konudaki protestolar dünyanın hemen hemen her yerinde gerçekleştiriyor. Geçen yıl 20 farklı ülkeden çevreciler, şeylgazı çıkartma yöntemi olan hidrolik kırılmanın (hidrolik çatlatmanın) zararlarına karşı küresel bir eylem günü ilan etti. Fransa çoktan hidrolik kırılma yöntemlerini yasakladı. Romanya, Almanya ve Bulgaristan’da ise arama çalışmalarına ara verildi.

Temel çalışmalar
Petrol çıkarma çalışmalarına daha fazla alışık olan Amerikan kamuoyunun aksine Avrupa’da şeylgazına yönelik yoğun tepki var. Bu tepki de şeylgazı çalışmaları ile ilgili ilerlemeye darbe vuruyor. En temelde Avrupa’daki çevre mevzuatı çok katı. Ayrıca şeylgazı ile ilgili araştırma ve yatırımlar ABD dışında çok da sınırlı.

Amerikan hükümeti 1980’lerin başlarında şeylgazı ile ilgili temel araştırmalara yönelik milyonlarca dolar katkı sağladı. Ama Avrupa Komisyonu devlet yardımlarının aksine temel araştırma ve geliştirme yatırımlarının işletmeler tarafından yapılmasını istiyor. Kısacası ABD’deki şeylgazı işletmeciliği bir günde doğmadı, 25 yılda gelişerek bu seviyeye geldi.

Stevens, mülkiyet haklarının da şeylgazı ile ilgili araştırmalarda önemli bir etken olduğunu söylüyor. ABD’de konut sahipleri yeraltındaki kaynakların da sahibi konumunda. Böylece konut sahipleri kendi arazilerinde bir enerji kaynağının bulunması durumunda fiyat ile ilgili şirketlerle anlaşıp çıkarım haklarını şirketlere verebiliyorlar. Fakat Avrupa’daki yeraltı kaynaklarının sahibi devletler. Hiçbir devlet de pazarlık yapmadan çıkarım hakkını enerji şirketlerine devretmeye hazır değil. Bu soruna ek olarak birçok ülkedeki yer koşulları, alt yapı ve boru hatlarının eksikliği ABD’deki şeylgazı devriminin tekrarlanabilmesi ile ilgili ciddi eksiklikler olarak gözüküyor.

Ayrıca şeylgazının Avrupa’daki enerji fiyatlarına nihai etkisinin nasıl olacağına yönelik kaygılar da var. Pöyry‘nin tahminlerine göre, şeylgazının kullanılması durumunda Avrupa’daki toptan gaz fiyatları 2020 ile 2050 arasında % 6 ile 14, elektrik fiyatları da % 3 ile 8 arasında azalabilir. Toptan satış fiyatları enerji faturalarının sadece bir etkeni olduğundan hane başına etkisi daha az bile olabilir. Bu veriler Avrupa’da şeylgazının enerji fiyatlarına etkisinin ABD’ye oranla çok daha az olabileceğine işaret ediyor.

Türkiye’de şeylgazı
Amerikan Enerji Enformasyon Ajansı’nın (EIA) yayınladığı bir rapora göre Türkiye’de Güneydoğu Anadolu havzasında Dadaş ile Trakya havzasında Hamitabat formasyonlarında çıkarılabilir şeylgazı miktarı 680 milyar m³ olarak veriliyor. Bu miktar Türkiye’nin bugünkü yıllık tüketimi (46 milyar m³) esas alınırsa yaklaşık 14-15 yıllık bir tüketime denk düşüyor.

Cüneyt Kazokoğlu’nun yaptığı analize göre Türkiye’de henüz mevcut şeylgazı ve petrol rezervlerinin Türk mercileri tarafından belirlenmemiş olması, Türkiye’de çalışmaların sondajlı ön araştırma aşamasında olduğunu gösteriyor.

Büyük hedefler
Şeylgazının geleceğinin umut verdiği ülkelerin başında Çin geliyor. Elliott, Çin’de enerjiye olan talebin giderek arttığına ve yetkililerin şeylgazı çıkarımı için milyarlarca dolar harcamaya hazır olduğuna dikkat çekiyor. Çin yönetimi 2020 yılına Amerika’nın mevcut şeylgazı üretiminin üçte birine ulaşmayı hedefliyor. Uzmanlar bu hedefin büyük olduğuna işaret ediyor. Fakat ülkedeki yer koşulları, ucuz işgücü, kolay mevzuat ve kamuoyu tepkisinin olmaması, Çin’in bu hedefe ulaşmasını kolaylaştırıyor. Ama Çin için ise asıl sorun “su”. Çin’in şeylgazı rezervlerinin büyük kısmı ülkenin oldukça kurak kuzey batısında bulunuyor. Çıkarma sürecindeki suya ihtiyaca dikkat çeken Elliott. Bu durumun en büyük engel olduğunu belirtiyor. Çin’in şeylgazı ile ilgili büyük hedefleri olmasına karşın şu ana kadar şeylgazı arama ile ilgili ciddi bir girişim yok.

Amerika’da binlerce şeylgazı üretim merkezi var. Ama dünyanın geri kalanındaki şeylgazı merkezlerinin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. William’a göre Çin’in şeylgazı üretebilmesi 8 ile 10 yılı bulabilir. Bu bile dünya enerji fiyatlarını kendi başına etkileyebilir. Dünyanın geri kalanı için bu kadar sürede şeylgazı üretimine başlamak gerçekçi gözükmüyor. Stevens, ancak 15-20 yıl sonra farklı bölgelerde şeylgazı üretimine geçilebileceğini söylüyor.

Şeylgazının enerji fiyatlarını sabitleyebileceğini ve güvenliğini sağlayabileceğini düşünen hükümetlerin beklentileri pek gerçekçi değil. Şeylgazı bu hedefleri karşılayacak doğru bir reçete olmayabilir.

Ayrıntılar
Anderson, R., Kaya gazı üretimi her ülkede uygulanabilir mi?, 8 Nisan 2014’te ulaşıldı. Orijinal kaynak Shale industry faces global reality check

Modern Zemin Mekaniği’nin Kuruluşu: Karl von Terzaghi ve Türkiye

“Modern Zemin Mekaniği”nin kurucusu Karl Terzaghi (1883-1963)’dir. Terzaghi’nin ataları bugün İtalya topraklarında bulunan Lombardiya, Ladi’de uzun bir askeri geçmişe sahiptirler. Karl Terzaghi’de 2 Ekim 1883’te Prag’da Albay Anton ve Amalia Terzaghi’nin çocukları olarak dünyaya gelir. Babasının 1890 yılında erken ölümü üzerine Karl Terzaghi’nin vasiliğini annesinin babası Karl Eberle üstlenir. Dedesi Karl Eberle 1846 yılında Viyana Teknik Üniversitesi’nden mezun olmuş deneyimli ve çok enerjik bir mühendistir. Makine Mühendisi olan dedesi uluslararası bir konsorsiyumun genel müdürü olarak Romanya’da tütün fabrikasyonu organize etmiştir. Dedesinin sağlam karakterinin, güçlü ve sade kişiliğinin Terzaghi’nin ergenlik çağına kadarki gelişiminde etkisi büyük olmuştur.

Karl von Terzaghi laboratuvarda. Görüntü: ?
Karl von Terzaghi laboratuvarda. Görüntü: ?

Aile geleneğini sürdürmek üzere Karl Terzaghi küçük yaşta henüz dokuz yaşındayken askeri okula yatılı olarak verilir. Güns’teki bu askeri ortaokul Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Kraliyet Deniz Kuvvetleri’ne subay adayı yetiştirmektedir. Terzaghi’nin çağdaşı ve çağımızın önemli yazarlarından Robert Musil bu okuldaki hayatı “Genç Törless’in Anıları” isimli romanında ayrıntılarıyla anlatır. Okuldaki disiplin Spartalı yaşama biçimi Terzaghi’nin daha sonraki hayatında karşılaştığı güçlüklerle baş edebilmesi açısından yararlı bir temel oluşturmuştur. Subaylardan özellikle Kutup Kaşifi Üsteğmen Julius von Player, keşiflerle ilgili yaptığı konuşmalarla Karl Terzaghi’yi çok etkiler. Terzaghi onun etkisiyle 15 yıl kadar uzunca süren kaşif olma hülyaları kurar. Bu hülyası ancak 1906 yılında Alpler’e tırmanırken geçirdiği bir kaza sonucunda ağır yaralanınca sona erer.

Karl Terzaghi’nin 1898 yılında İmparatorluk Kraliyet Deniz Kuvvetleri Akademisi’ne girmek için yaptığı müracaat hafif bir göz arızası nedeniyle reddedilince o yıl askeri okulu terk eder ve Graz’daki fen lisesine geçerek oradan 1900 yılında mezun olur. Aynı yıl Graz Teknik Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Mühendislik derslerine dört yıl boyunca ilk ve son dersin haricinde devam ettiğini söylemek zordur. Terzaghi aslında devamsız bir öğrenci değildir. Sadece, devam etmesi gerekenler, dersler değildir. Yoksa 19. yüzyıl felsefesi, felsefe tarihi, deneysel psikoloji, sanat tarihi, genel jeoloji, petrografi, paleontoloji, teorik astronomi gibi derslerin en devamlı öğrencisidir. Graz Teknik Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında kendisini önemli oranda etkileyen, kişiliğinin şekillenmesinde ve hayatının yönlenmesinde rol oynayan iki kişi olmuştur. Bunlar okulun seçkin profesörlerinden dünyaca ünlü hidrolik profesörü Forchheimer ile tatbiki mekanik profesörü Wittenbauer’dir. Terzaghi’ye göre bilimsel yöntemi her türlü bilgiye kuşkuyla bakmayı, doğa olaylarının teorik araştırmalarındaki  hata paylarını değerlendirmeyi basit ve açık soru sormayı öğrenmede Forchheimer’in katkısı büyüktür. Önce hocası, sonra arkadaşı olan Wittenbauer’un ölümü nedeniyle Terzaghi, 14 Mart 1922 tarihinde günlüğüne şunları yazar: “Ölüm olayını hiçbir zaman önemsemedim. Savaştan beri ölümle ilgili duygularımı tamamen yitirdim denebilir. Yaşayanlarla mücadele insanı o kadar tüketiyor ki ölüler için kuvvet kalmıyor. Fakat Wittenbauer’ın ölümü beni derinden etkiledi. O bir mücadele adamı ve araştırmacı simgesiydi. Onu daima hatırlayacağım.”

Terzaghi 1904 Haziranında bitirme sınavını başararak Graz Teknik Üniversitesi’nden makine mühendisi olarak mezun olur. Mezuniyetinden sonra birkaç ay Andritz’teki bir makine fabrikasında gönüllü stajyer olarak çalışır. Bu süre zarfında hayatını makine mühendisi olarak sürdüremeyeceğini iyice anlar. 1904 yılı sonbaharında bir yıl sürecek askerlik görevi başlar. Piyade alayındaki askerlik görevi sırasında o zamanların jeoloji alanında çok ünlü temel bir kitabı olan Geikie’nin İngilizce olarak yazdığı Arazi Jeolojisi’nin Ana Hatları‘nı Almanca’ya çevirir. Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra makine mühendisliğinin onu tatmin etmeyeceğinin farkında olan dedesi, onun istediği alanda bir yıl daha öğrencilik yapmasını destekler. O bir yıl süresinde Terzaghi çalışmalarını Graz Teknik Üniversitesi’nde çok sevdiği jeoloji ve inşaat mühendisliği disiplinlerinde yoğunlaştırır. Köprüler ve demiryolları ile ilgili derslere devam eder. Bundan sonra inşaat mühendisliği alanında çalışmaya karar verecek ve bu suretle jeoloji ile ilgisini hiç kaybetmeyecektir.

Terzaghi 1906 yılının sonbaharında Viyana’da Adolf Pittel Mühendislik ve Müteahhitlik Firması’nda proje mühendisi olarak çalışmaya başlar. Firmada bir yandan teknik bilgilerini arttırırken diğer yandan firmaca kendisine jeoloji alanındaki yeteneği ve bilgisi nedeniyle özel bir değer verildiğini fark eder. Bu sırada görünürde temeli sağlam zemin tabakaları üzerine atılmış bir barajın çökmesi ve Viyana şehir merkezinde inşa edilmekte olan çok katlı, yüksek bir yapıda meydana gelen beklenmeyen aşırı oturmalar, Terzaghi’yi çok etkiler. Olaylar karşısındaki çaresizlik duygusu onu jeoloji ve temel mühendisliği bilimleri arasında olması gereken ilişki üzerine düşündürür. İşte bu sıralarda kendini bu ilişkiyi araştırmak üzere yönlendirmeye karar verir.  Bu önemli bir karardır.  Artık bundan sonra Terzaghi yolunu seçmiş durumdadır. Bu yolun ne kadar uzun ve zorlu geçeceğinin henüz farklında değildir. Bu yolda yürürken sıkılacak, bunalacak, ümitsizliğe kapılacak fakat yürümekten asla vazgeçmeyecektir. “Evreka” diyebilmesi için sabırla on beş yıl daha beklemesi gerekecektir. Şirkette çalışırken işçi ve ustalarla iletişim kurmayı ve işi disiplinli bir şekilde yürütmeyi öğrenir. İş idaresi ve organizasyondaki başarısı amirlerinin gözünden kaçmaz. İçlerinden biri Terzaghi için “Onun bizim dükkanda fazla kalacağını zannetmiyorum. Şimdiden onu Nil üzerinde dev bir barajın organizasyonunu yönetirken görüyorum.” demiştir. Nitekim kehaneti doğru çıkacak ve Terzaghi ilerde Nil üzerindeki Asvan Barajı’nın danışma kurulu başkanı olarak görev yapacaktır. 1909 yılı sonbaharında çalıştığı yerdeki tünel işinin tamamlanmasından sonra Viyana’ya döner. Orada Adriyatik kıyısında, Hırvatistan’ın hidroelektrik güç santrallerinin projesini hazırlamak üzere bir şirketler grubundan aldığı teklifi kabul eder. Terzaghi bu görevde geçirdiği iki yılın çok mutlu geçtiğini söyler. Çünkü yeniden uçsuz bucaksız dağlarına kavuşmuş ve aklını kurcalayan sorunların çözümüne katkıda bulunacağını umduğu faaliyetlerin içine girmiştir. 1911 yılı başlarında proje tamamlanır. Terzaghi bu süre zarfında Hırvatistan’daki karstların oluşumuyla ilgili bir teori geliştirmiştir. Bu teorisinde Terzaghi, Hırvatistan karstlarındaki polyelerin jeomorfolojik evrimini ve mevcut şev eğimlerini açıklar (Polye: Karstlarda rastlanan uzun, dar ve derin, kapak vadiler). MIT jeoloji profesörlerinden Herbert Einstein, Terzaghi’nin jeolog yanıyla ilgili araştırmasında bu teoriyi şöyle dile getirmektedir: “Terzaghi özellikle ormanlık arazideki karbondioksit üretiminin hızıyla ilgili olarak ormanlık alanda ve erozyona uğramış alandaki kireçtaşı erimeleri farkını gözlemiştir. Bunun sonucunda polyelerin, sel basmalarının ormanları yok ettiği yerlerde yüksekte kalmış yerler olduğu kanısına varmıştır. Bu olayın kireçtaşı erimelerinin hızının azalmasına sebep olduğuna karar vermiştir.” Macaristan Devlet Jeoloji Enstitüsü tarafından 1913 yılında yayınlanan ve savaş yüzünden elli yıl sonra uygulanabilen bu teoriyi Karl Terzaghi 1958 yılında yeniden İngilizce olarak yazıp, bastırmıştır. Hırvatistan’daki çalışmasının ardından Terzaghi Sen Petersburg’da Nevski Prospekt Caddesi’nde bir banka binasının temel kazısı ile ilgili ciddi problemlerle uğraşmak üzere arkadaşından aldığı mektubu olumlu cevap vererek Rusya’ya gider. Kentin güzelliği ve ortamın çekiciliği Terzaghi’de hayranlık uyandırır. Orada karşılaştığı kil ve turba zeminde atılmış radye bir temeldir. Temel çukuru yeterli önlemler alınmadan kazıldığı için komşu binalarda önemli oturmalar meydana gelmiş ve bir kısım binalar yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. O sırada Rusya’da paskalya tatili vardır. Terzaghi problemi inceledikten sonra odasına kapanır, son Avusturya sigarasını da tüketir. Üçüncü günün sonunda yeni proje doğmuştur. Terzaghi işin başına geçtikten birkaç hafta sonra da iş süresinde başarıyla biter. Terzaghi 1911 Aralık ayına kadar Rusya’da çalışmaya devam eder. Rusya’daki çalışması sırasında kaleme aldığı “Dairesel Tank Tabanlarının Hesabı”  isimli teziyle 16 Ocak 1912 Graz Teknik Üniversitesi’nde doktorasını verir. Şimdi sıra düşlerini gerçekleştirmeyi umduğu seyahati yapmaya gelmiştir. Bu bir bakıma çocukluğundan beri içinde taşıdığı keşif gezisine çıkma arzusunun da gerçekleşmesi olacaktır. Keşfedeceği yer Amerika’dır. Geziye çıkmadan hemen önce daha sonra evleneceği ilk eşi Olga Byloff ile tanışırlar. Bu tanışma Terzaghi’nin kız kardeşi Ella’nın 1911 yılında düğünü sırasında gerçekleşir. Bundan sonra sık sık görüşürler. Terzaghi 1912 yılının başlarında “Hoşçakal, yeşil Steirmark!” diyerek Avusturya’ya veda eder. Amerika’ya onu götürecek gemi 16 Şubat 1912 Cuma günü Cukshaven limanından demir alır.

Terzaghi’de çocukluğundan beri var olan uzaklara gitmek isteği, önceleri kutup keşiflerine katılma hevesine dönüşmüş, bu konuda karşılaştığı fiziksel engeller, içindeki bu derin arzuyu yok edememiş fakat Amerika gezisi gibi daha elverişli alanlara yöneltmiştir. Mühendislik öğrenimi sırasında çok sevdiği jeoloji ve mühendislik problemleri arasındaki tariflenebilir ilişki noksanlığı onun böyle bir geziyi gerçekleştirmesinde esas itici gücü teşkil etmiştir. Ondaki bu derin uzaklara gitme ve keşif arzusunun kökenini belki de babasını çok küçük yaşta kaybetmiş olmasından kaynaklanan boşluk duygusuna bağlamak mümkündür. Ve belki de bu nedenle hayatı boyunca en çok sevdiği iki ünlü kişinin Polonya kökenli İngiliz yazar Joseph Conrad ile İngiliz gazeteci ve kaşif Sör Henry Morton Stanley’in aynen kendisi gibi babalarını küçük yaşta kaybedip dedeleri tarafından yetiştirilen kişiler olmaları tesadüf değildir.

Terzaghi’nin Amerika’ya gittiği yıllarda Başkan Roosvelt’in önceki yıllarda yapılması kararlaştırılan “Reform Kararnamesi” sulama programı başlamak üzeredir. Bu program her birinin keşif bedeli yaklaşık 80 milyon dolar civarında olan, yüksekliği 100 metreye yakın 60 kadar baraj ve sulama tesislerinin inşaat ve imalatını kapsamaktadır. Terzaghi bu programdan haberdardır ve uygulama esnasında karşılaşılacak problemlerin çözülmesi esnasında edinilecek deneyimlerin sistematik bir şekilde değerlendirilmesiyle eksikliğini hissettiği jeolojik malzemeyle mühendislik prensipleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarabileceğini umar. Amerika’da yapacağı bu bilgi toplama ve keşif gezisi esnasında işe girip çalışmayı düşünmüş olmakla birlikte, her ihtimale karşı maddi bir birikimi mevcuttur. Bu birikimin kaynağını çalışırken biriktirdiği paralarla, varlıklı dedesinden aldığı destek ve Avusturya Mühendisler ve Mimarlar Birliği’nin araştırma bursu teşkil eder. Bu bursa 31 Mart 1912’de Amerika’da sürekli bir iş bulma sıkıntısı ile karşılaştığı zaman başvurmuştur.

Terzaghi, Amerika gezisi esnasında gezip gördüğü yerlerin hemen hemen hepsindeki şantiye organizasyonlarını çok beğenir. Şantiyelerde gereksiz hiçbir sarfiyat ve enerji kaybı olmadığı ve şantiyelerin akılcılık ilkesine göre yönetildiği kanısına varır. Buna rağmen akılcılık ilkesinin ve yüksek verim kaygısının bulunmadığı fakat insanlar arasındaki ilişkilerin çok samimi ve sıcak olduğu Rusya’daki şantiyeleri sık sık özler.

1912 yılı sonuna yaklaşılmış, Terzaghi hâlâ iş bulamamış ve parası bitmeye yüz tutmuş durumdadır. Mühendis olarak iş bulamayacağını anlar ve Kolumbiya Nehri’nin Big Eddy kesimindeki savakların yapımı esnasında sondör olarak çalışmaya başlar. Esas amacı hem para kazanmak, hem de Amerikan sondaj ve tahrip tekniklerini öğrenmektir. Terzaghi, bu sırada birlikte olduğu sıradan işçilerin duygu ve düşünce dünyalarını yakından tanıma fırsatı bulur. Aralarında birçok kişiyi kişisel cesaret, yardımseverlik ve teşhis yeteneği bakımından iyi okullarda okumuş akranlarından daha üstün bulur. Terzaghi onlarla birliktelikten büyük zevk alır. Yıllar sonra onlardan öğrendiği sondaj ve tahrip tekniğine ait bilgilere, kendi sosyal sınıfındaki kişilerden ve meslektaşlarından hiçbirinde rastlayamadığını itiraf edecektir. Aynı yıl kış sonuna doğru bir tahrip mermisinin vaktinden önce patlamasıyla yaralanır. Portland Oregon’daki hastaneden çıktıktan sonra yeniden iş ararken kenar mahallelerden birindeki bir Kafe’de, bir mimarla tanışır. Mimar ona, Portland’da yapılmakta olan bir kilisenin kubbesini hesaplayacak bir mühendis bulamadığından bahseder. Terzaghi kubbeyi hesaplar. Bu mimarın çok hoşuna gider ve Terzaghi’ye iş bulmakta yardımcı olur. Böylece bir yandan “Portland Gas and Coke Co.” şirketinin temel mühendisliği işlerini yaparken diğer yandan bir yıl boyunca topladığı zengin malzemeyi umduğunu bulma amacıyla tasnif eder ve değerlendirmeye çalışır. Sonuç umut kırıcı olur. Bütün gayretlerine rağmen incelediği jeolojik malzeme ile malzemenin inşaat sırasındaki davranışı arasında belirli bir bağlantı ortaya çıkaramaz. Birşeylerin eksikliğini hisseder, ama bu eksikliğin ne olduğunu henüz teşhis edemez. Çünkü vakit henüz erişmemiştir.

Amerika’da mühendislerin karşı karşıya kaldığı kabul edilemez durum ve bazı ilginç kişilerin teşvikleri onda pamuk ve hurma yetiştirme işine yatırım yapma hevesi uyandırmışsa da gene de parasını Meksika’da inşaat işine yatırmıştır. Fakat Meksika ihtilali sırasında tüm parasını kaybetmiştir. Güney Amerika’da, Arjantin’e gidip iş yapmak üzere hazırlık yaparken, oradan gelen ekonomik krizle ilgili haberler bu seyahati engeller. Bunun üzerine Avusturya’ya dönmeye karar verir. Viyana’da iki meslektaşı ile anlaşıp bir inşaat şirketi kurmaya karar verirler. Yıl 1914’tür. İlk siparişlerini almalarının akabinde, Birinci Dünya Savaşı patlar. Şirket planları suya düşer. Terzaghi’ye 5 Ocak 1914’de Sırp cephesine üsteğmen olarak atandığı emri gelir. Görevi Tuna Nehri’nin Sava Kolu bölgesindeki piyade mevzilerinin genişletilmesi işidir. Emrine vasıflı ve vasıfsız işçilerden oluşan 260 kişi verilir. Terzaghi işi baştan sıkı tutar. Sarhoş ve dik kafalı olanları tespit edip ayıkladıktan sonra adamlarını Vienerberg’de tuğla fabrikasında onlar için hazırlanan koğuşlarına düzenli bir şekilde yerleştirmeyi başarır. Kendi konutunu da askerlere yakın bir yerden seçer. Daha sonra oraya kendisininki gibi üç birlik daha gelir. Onların komutanları Terzaghi’nin gösterdiği performansı gösteremedikleri için askerler arasında disiplinsizlik ve karmaşa baş gösterir. Fakat bu durum uzun sürmez, çok geçmeden her üç birlik de komutanlarıyla birlikte, Terzaghi’nin emrine verilir. Neticede disiplin sağlanır. Görev yerlerine sevk zamanı yaklaşmaktadır. Ancak, askerler arasında sağlık sorunları olanlar, hasta ve zayıflar vardır. Terzaghi’nin onların hekim kontrolü için yaptığı defalarca başvuru sonuçsuz kalır ve sağlık kontrolü yapılmadan sevk edileceklerine dair haberler gelir. Terzaghi’nin vicdanı buna elvermez ve sağlık kontrolünü kendisi yapmaya karar verir.  Muayenesi sonunda 16 fıtık, 4 körlük derecesinde görme zayıflığı, 4 ağır tüberküloz (verem), 2 frengi, 8 ağır varis, 1 ağır egzamalı askerle 14 çok zayıf askeri tespit eder ve onların maaşlarını ödeyerek terhis eder ve karlı bir gecede evlerine uğurlar. Askerlerin ayrılırken Terzaghi’ye ifade ettikleri minnettarlık onu çok duygulandırır.

Terzaghi komutasındaki işçi taburu ile güneydoğu cephesinde yollar, tüneller, köprüler gibi inşaat işlerini başarıyla gerçekleştirir. Alman ordusunun yardımıyla 9 Ekim 1915’te Belgrad düşünce işler yavaşlar. Terzaghi daha aktif bir göreve tayinini ister ve Aspern’deki hava filosu birliğine tayini çıkar. Terzaghi’nin taburu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Askeri İnşaat Amirliği tarafından üstün hizmet belgesiyle ödüllendirilir. Terzaghi 1915 yılları sonlarında Aspern’deki hava filosunun uçaklarının test edilmesinde kullanılan hava alanının komutanı olur. Orada dünyaca ünlü Theodore von Karman ve Richard von Mises ile karşılaşıp tanışırlar. Terzaghi’nin komutanlığının başlangıcında test uçakları sık sık arızalanmaktadır. Ağır yaralanmalar ve ölümler olur. Bu tür kazalar haftada en az iki, üç kez olmaktadır. Terzaghi kendisi de makine mühendisliği eğitimi gördüğü için bunun uçakların tasarım hatası yüzünden olduğunu fark etmekte gecikmez. Düzeltilmesi için yaptığı girişimler fayda vermeyince merkezden emir çıkarttırıp her uçak kalkışında tasarımcılardan birinin de pilotun yanında yer almasını sağlayacak. Böylece kısa sürede kazalar hemen hemen, tamamen ortadan kalkacaktır. Terzaghi’nin Aspern’deki görevi 1916 yılı sonbaharında biter. Viyana’da, Avusturya Dışişleri Bakanlığı’na çağrılır ve kendisine İstanbul’da Yüksek Mühendis Mektebi’nde profesör olarak yol ve temel inşaatı dersleri vermek üzere davet mektubu verilir. Daveti yaptıran Terzaghi’nin Graz Teknik Üniversitesi’nden hocası Forchheimer’dir. Forchheimer o sırada Avusturya Devleti Danışma meclisi üyesidir ve İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi’nde [bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)] Osmanlı Devleti’nde mühendislik eğitiminin yeniden organize edilmesi işiyle görevlendirilmiştir. Forchheimer, Terzaghi’deki cevheri önceden fark edenlerden biridir. Bu davetin amacı Avrupa savaşın ortasında çalkanırken hem sevdiği ve beğendiği Terzaghi’ye nisbeten sakin bir akademik ortam sağlamak hem de kendine bildik, güvenilir bir dost temin etmektir. Terzaghi bu daveti kabul eder. Bu arada Terzaghi’nin hayatında önemli bir değişiklik olur. Tanıştıktan sonra ilişkileri sürekli devam eden Olga Byloff ile evlenirler. Bu sırada Olga hamiledir, kızları 13 Mayıs 1916’da dünyaya gelir ve onlar haziran ayında evlenirler. Terzaghi ailesiyle birlikte eylül ayı başlarında, İstanbul’a gelir. Gelişini şöyle anlatır: “1916’da güzel bir Eylül akşamı İstanbul’a geldim. Dünyanın en güzel limanlarından birini çevreleyen bu şehri parıldayan güzelliğiyle görür görmez büyülendim ve birçok ulustan birçok insanın daha önce başına geldiği gibi bu büyüyü o gün bu gündür yenemedim.”

Terzaghi 12 Eylül 1916’da Mühendis Mekteb-i Alisi’nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) görevine başlar. Savaş yıllarıdır. Osmanlı ordusu, ittifak devletleri Almanya ve Avusturya’nın yanında, itilaf devletleri Rusya, İngiltere ve Fransa’ya karşı savaşmaktadır. Savaş dolayısıyla teknik üniversite öğrencilerinin çoğu cepheden gelen genç subaylardır. Bunlar eğitimlerini tamamladıktan sonra tekrar birliklerine katılmak üzere cepheye gideceklerdir. Terzaghi’nin okulda verdiği dersin adı Usul-ü Umumiye-i İnşaat (Genel İnşaat Yöntemleri)’tır. Bu dersler bugünkü adıyla temel inşaatı, yol ve demiryolu derslerinin konularını kapsar. Derslerin haftada 10 saat ve Fransızca olarak verilmesi gerekmektedir. Terzaghi birkaç hafta içinde ders notlarını Fransızca olarak hazırlar. Asistanı İlyas (Cural) Bey sınıfta ona yardımcı olmaktadır. Böylece dünyada ilk kez daha sonra bütün dünyanın modern zemin mekaniğinin kurucusu olarak selamlayacağı Terzaghi tarafından zemin mekaniği ve temel inşaatı dersleri İstanbul Teknik Üniversitesi’nde verilmeye başlanır. Bu derslerin orijinal ders notları 1995 yılında İTÜ tarafından organize edilip yapılan “Zemin Mekaniğinin 70 Yılı” adlı uluslararası sempozyum sırasında tıpkı basımı yapılarak katılımcılara verilmiştir.

Terzaghi, Tophane ve Tünel arasında eski adıyla Yazıcı Sokağı’nda (şimdiki Serdarı Ekrem Caddesi) Helbig apartmanında (şimdiki Doğan apartmanı) küçük bir daire kiralar, odası Boğaziçi ve Marmara manzaralıdır. Toplam süresi on saatten fazla olan dersleri haftanın iki günü aralıksız beşer saat ve üçüncü gün birkaç saat ders vererek tamamlar. Geri kalan zamanını kafasını öteden beri meşgul eden zeminler için mukavemet (dayanım) bağıntılarını ortaya çıkaracak çalışmalara ayırır. Artık vakit erişmek üzeredir. Bu işin ancak deney yoluyla yapılabileceğine karar verir ve coşkuyla işe koyulur. Deneylerde ilk kullandığı malzeme kumdur.

O yıllar deney yapabilmek için okulda gerekli araçlar yoktur. Kurduğu laboratuvarının araçları boş sigara kutuları, okulun mutfak terazisi ve birkaç çelik şeritten ibarettir. Bir istinat duvarı arkasındaki yanal toprak basınçlarına ait ilk öncü çalışmaları bu aletlerle yapar. Elde ettiği sonuçları önce Avusturya’da bir inşaat mühendisliği dergisinde sonra da 1920 yılında Amerika’da çıkmakta olan “Engineering News Record”ta “Eski toprak basıncı teorileri ve yeni deney sonuçları” başlığı altında yayımlar. Bulduğu sonuçlar ileride çok pahalı ve gelişmiş aletle yapacağı deneylerle bulacağı sonuçların aynıdır. İstanbul’da Terzaghi’nin ihtiyacı olan alet edevat, kütüphane gibi olanaklar çok sınırlıdır ama ileride kendisinin sık sık belirteceği gibi İTÜ’deki ortam çalışma özgürlüğü açısından çok avantajlıdır. 1916-1918 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde geçirdiği iki yılını Terzaghi “hayatının en mutlu ve en verimli iki yılı” olarak dile getirir. O sıralar Avusturya Türkiye’nin müttefiki ve dostudur. Bu nedenle Terzaghi’nin itibarı ve sosyal statüsü bir eğitim elçisi olarak imrenilecek düzeydedir. Başlangıçta aldığı maaş ailesiyle birlikte ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılamaktadır. Terzaghi, bu dönemde 1860-1917 yılları arasında basılmış, zemin mekaniği ve temel mühendisliğini ilgilendiren çok sayıda dokümanı, Avusturya’yı ziyaretleri esnasında Viyana’daki kitapçı ve kütüphanelerden temin ederek yüzlerce kitap, makale ve raporu sistematik olarak inceleyip, değerlendirme imkanı bulabilmiştir.

Terzaghiler hafta sonlarını genellikle Boğaziçi veya Marmara kıyısında yaptıkları gezilere ayırırlar. İlk yıllar Terzaghi’nin eşiyle olan ilişkilerinin sorunsuz olduğu yıllardır. Sonradan bu ilişkiler bozularak ayrılığa kadar varacaktır. Boğaziçi’nin asma köprü veya tüp geçitle geçilmesi meselesi Terzaghi İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çalıştığı yıllarda gündeme gelir. Bu işle bir İngiliz firması ilgilenmektedir. Terzaghi geçiş için önerilen güzergahlardan biri boyunca yapılan zemin araştırmalarına iştirak ederek İngiliz firmasına ön rapor hazırlar. Bir ara bölgede petrol taşıyıcı bitümlü kaya tabakalarının araştırmasıyla da özel olarak ilgilenmiş, Amerikan ve bazı Avrupa firmalarıyla irtibat kurarak konuşmalar yapmıştır. Fakat esas keşfi bölgedeki kil kaynaklarının seramik endüstrisi açısından çok elverişli olduğunun tespitidir. Nitekim Terzaghi’nin bu keşfi fazla zaman geçmeden değerini bulmuş ve bölgede Türkiye’nin en gelişmiş endüstrilerinden biri olan seramik endüstrisi kurulmuştur.

1918 yılında Terzaghi’nin ekonomik durumu giderek bozulur. Maaşı yetmemeye başlar. Dışarıya iş yapabilmek için de zamanı yoktur. 6 Haziran 1918’de İstanbul’daki Avusturya Askeri Ateşeliği’ne mektup yazarak maddi destek talebinde bulunur. Çünkü okuldaki Alman öğretim üyelerine Alman Hükümeti yemek desteğine ilaveten % 30 maaş farkı ödemektedir. O yıl aksilikler birbirini kovalar. Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesini imzalamış ve İstanbul, İtilaf devletleri ordusu tarafından işgal edilmiştir. İngiliz Yüksek Komiserliği’nin tebliğiyle Terzaghi’nin İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki işine müddet tanımadan ve hazırlıksız olarak son verilir. Terzaghi eşi ve çocuğuyla İstanbul’da parasız kalır. İyi bir tesadüfle o sırada İstanbul, Boğaziçi’nde mühendislik eğitimi veren bir Amerikan kuruluşu olan Robert Kolej‘inin hocaya ihtiyacı vardır. Okulun termodinamik ve gaz makineleri hocası kişisel bir nedenle ani olarak işinden ayrılmıştır. Terzaghi’nin aynı zamanda makine mühendisi oluşu bu dersi vermek üzere teklif almasına neden olur. Şartların ağır olmasına ve ders vereceği konularda kendini yeterli hissetmemesine rağmen kontratı imzalamakta tereddüt etmez, çünkü görünürde başka çaresi yoktur. O sırada Robert Kolej Mühendislik Okulu’nun Başkanı Dr. Caleb F. Gates’dir. Dr. Gates 1881 yılında Türkiye’ye gelmiş ve Robert Kolej’in mühendislik bölümünü kendisi kurmuştur. Dindar ve iyi yürekli bir insandır. Terzaghi’ye iş vermekle aynı zamanda onun sınırdışı edilmesini erteletmiş olacaktır. İşgal kuvvetlerinin kurduğu komisyon Robert Kolej’de iş verildiği için Terzaghi’nin oturma iznini 20 Şubat 1919’a kadar uzatmıştır. 19 Ocak’a kadar ayrılması kesin görülen Terzaghi son an da İsveç Büyükelçisi’nin araya girmesiyle İstanbul’da kalabilmiştir. Fakat bunun bedeli çok ağırdır. Haftada 17 saat ders vermesi gerekmektedir. Bunlar gaz makineleri dersine ilaveten sulama, su kaynakları betonarme ve teorik hidrolik dersleridir. Terzaghi, Robert Kolej’de ders vermeye 10 Aralık 1918’de başlar. Birkaç hafta geçtikten sonra mühendislik okuluna ait bir binada küçük bir zemin mekaniği laboratuvarı kurmaya başlar. Rektör Dr. Gates Terzaghi’ye anlayış gösterir ve onun laboratuvar kurma çabasını 200 dolarlık bir bağışla destekler.

Terzaghi’nin az bir ücret karşılığı hemen hemen boğaz tokluğuna çalışıyor olması eşiyle olan ilişkilerinin de bozulmasına neden olmaktadır. Terzaghi’nin bütçesi sınırlı olduğu için eşine en acil gereksinimlerini karşılamak üzere para verebilmektedir. Oysa eşi Olga ailesi ve yetişme şartları itibariyle rahat para harcama alışkanlığında olan bir kişiliğe sahiptir. Paranın Terzaghi’nin planladığı şekilde harcanmıyor olması sık sık tartışmalarına neden olmaktadır. Ayrıca Terzaghi’nin yoğun geçen öğretim faaliyetinden geriye kalan zamanının hemen hemen tümünü laboratuvarında geçirmesi de eşiyle aralarındaki sorunları ağırlaştırmaktadır. Terzaghi’nin hayat tecrübesi ve kişilik yapısı ona her türlü zorluğa ve yoksunluğa karşı sabırlı ve dayanıklı olmayı öğretmiştir. Ancak aynı şeyleri eşi Olga için söylemek mümkün değildir.

Terzaghi, laboratuvarında çabalarını katı zeminlerin mukavemeti ve diğer fiziksel özelliklerinin araştırılması yönünde yoğunlaştırır. Araştırmalarında kullanmayı planladığı kil o sıralarda haydutların kol gezdiği bölgede ve en yakın otomobil yolundan 20 kilometre uzaklıktadır. Yetkililer bu şartlarda oralardan numune almanın son derece riskli olduğunu ve bu sorumluluğun kendisine ait olacağını Terzaghi’ye bildirirler. Terzaghi deneylerini sürdürmek için numune almaya kararlıdır. Önce hurdalıkta duran bir arabayı arkadaşının yardımıyla çalışır hale getirir. Sonra okuldan iki cesur öğrencisini yanına alarak Karadeniz kıyısında kil alacakları bölgeye (Kilyos) giderler. Sırt çantalarına 60 kilogram kadar kil numunesi alırlar. Yolda kendilerini durdurmaya çalışan haydutlara karşı silahlarını iki kez ateşlemek zorunda kalırlar. Sağ salim Robert Kolej’e geri döndükleri için çok sevinmişlerdir. Bu killer Terzaghi’nin 1925 yılında bastıracağı Erdbau mechanik isimli Modern zemin mekaniğinin kuruluş belgesi olarak kabul edilen kitabında adı geçen II ve IV numaralı killerdir.

Artık vakit erişmiştir. Terzaghi 1919 yılı Mart ayında bilimsel temele dayanarak araştırma hazırlıklarına başlar. Bu aynı zamanda modern zemin mekaniğinin kuruluş hazırlıklarıdır. Mutlu bir tesadüfle modern zemin mekaniğinin doğuşu, Türk Kurtuluş Hareketiyle aynı zamanda başlamış ve ürünlerini aynı periyotta vermiştir. Terzaghi 1919 yılı Mart ayı başlarında bir kağıda araştırmaları için gereken her şeyi yazar ve aletlerin şemalarını çizer. Bunlar üç aletten ibarettir. Modern zemin mekaniğinin kuruluşunun ilk belgesi olarak isimlendirilebilecek bu kağıdın orijinali Norveç Geoteknik Enstitüsünde nem yüzdesi kontrol edilen bir odada Terzaghi’nin madalyaları, ödüller ve günlüklerinin orjinalleri ile birlikte çelik bir kasa içinde muhafaza edilmektedir.

Norveç Geoteknik Enstitüsünün karizmatik yöneticisi Terzaghi’nin dostu Bjerrum  (1918-1973) zemin mekaniğinin bu kuruluş hikayesini biraz fantazi katıp renklendirerek Newton’un elma hikayesini andırır bir biçimde anlatır. Bjerrum’un anlattığına göre Terzaghi savaş sonrası İTÜ’den çıkarılmış, yaşamını sürdürebilmek için Robert Kolej’de boğaz tokluğuna çalışmayı kabul etmiş,  depresyona girmiş bir ruh hali içinde bahçesinde bir kayaya oturmuş Haliç’e bakarak düşünürken, aklına aniden zemin mekaniğinin kanunlarını keşfetmek için ne yapması gerektiğine ait düşünceler gelir ve bunları kağıda döker. Oysa Robert Kolej’den Haliç’in görülmesinin mümkün olmadığını bilmese bile Arşimet’in ve Newton’un keşifleri gibi, Terzaghi’nin keşfinin de ani olmadığını, uzun ve zahmetli bir sürecin sonunda ortaya çıktığını Bjerrum şüphesiz bilmektedir. Bu anlatımla Bjerrum muhtemelen Terzaghi’nin çok sevdiği ve sık sık ziyaret ettiği haliç manzaralı ‘Pierre Loti Kahvesi’ni de zemin mekaniğinin kuruluş hikayesine katmak istememiş ve akıllarda yer etmesi için hikayeyi renklendirmiştir.

Şemasını çizdiği aletler imal edildikten sonra 1919 yılı Nisan ayının sonunda Terzaghi ilk deneylerine başlar. Altı hafta boyunca aralıksız günde 12 saat çalışır. Özellikle konsolidasyon deneyleri için sürekli kayıt alması gerekmektedir. Bir süre sonra yatağını laboratuvara taşıyarak orada yatmaya başlar. Terzaghi’nin bu çalışma temposunu gözleyenlerden biri olan okulun doktoru Dr. Post ona eğer böyle devam ederse elli yaşına ulaşamadan onu Boğaziçi’ne gömmelerinin kaçınılmaz olacağını söyler. Terzaghi’nin cevabı ise “Öyleyse elli yaşımdan önce çok şey başarabilirim.” olmuştur. Nitekim Terzaghi’nin bu çalışması sırasında bir başarıyı diğeri izler ve umduğundan çok daha kısa süre içinde işe başlarken aklını kurcalayan soruların hemen hemen hepsini cevaplar. Yani bir yıl içinde amacına ulaşmıştır. Bu süre zarfında yıllardır rüyasını gördüğü hayal gerçekleşmiş, jeolojik malzeme olan zeminlerin mühendislik davranışlarını yöneten bağıntıları ortaya çıkarmaya başlamıştır. Görünen kohezyonun kumların, killerin ve katı cisimlerin davranışındaki rolünü ortaya çıkarmış, sızma basıncının barajların yıkılmasındaki etkisini tespit etmiştir. bu buluşları ona geçmişte çektiği tüm sıkıntıları ve acıları unutturur. Araştırmanın en önemli sonucu ise zeminlerde efektif gerilme ve boşluk suyu basıncı arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmasıdır. Zemini etkileyen toplam basıncın zeminde daneler arasında meydana gelen efektif gerilme ile su basıncının toplamıyla karşılanacağını ifade eden bu ilişki inşaat mühendisliğinde “efektif gerilme” prensibi olarak anılır. Bu prensibin inşaat mühendisliğindeki önemi Newton’un genel çekim konumunun fizikteki önemine benzetilebilir.

1921 yılında Terzaghi’ler Yazıcı Sokağındaki evlerinden Bebek’e taşınırlar. Ancak aralarındaki ilişki çok bozulmuştur. Her ikisi de bu ilişkinin daha fazla yürümeyeceğini anlamışlardır. 29 Eylül 1922 Terzaghi eşi ve kızını Adriya gemisiyle Galata rıhtımından Avusturya’ya gitmek üzere uğurlar. Bu aralarındaki ilişkinin sona erdiği anlamını taşır. 1926 yılında resmen boşanırlar ve 1 Eylül 1926 tarihinde Olga Graz’da eczacı Franz Ructy ile evlenir.

Terzaghi, Olga’yı uğurladıktan sonra 29 Eylül 1922’de bugün de Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde eski yerini koruyan Theodorus Hall’e taşınır. Odasının Rumelihisarı ve Boğaziçine bakan harika bir manzarası vardır. 1923 yılında Terzaghi’nin araştırma işleri eski hızını kaybeder. Amacı kil zeminlerin sabit basınç altında zaman geçtikçe sıkışmasına ait matematik bağıntıyı elde etmektir. Günlerce gece geç vakitlere kadar bu problemi çözmeye uğraşır. Nihayet 30 Ekim 1923 günü  amacına ulaşır. Makine mühendisi olmanın avantajı imdadına yetişmiştir. O gün yarım saatlik yoğun bir düşünmeden sonra malzeme içinde ısı iletimi ile ilave boşluk suyu basıncının sönümlenmesi arasında analoji yapabileceğini keşfeder. Böylece killerin konsolidasyonu problemini bütün yönleriyle çözüme kavuşturmuş olur. Yapıların oturmasını yöneten diferansiyel denklemleri teşkil etmiş, bunları çeşitli sınır ve deformasyon şartlarına göre çözerek yapıların oturma miktarını ve oturma zamanını hesaplayabilir duruma gelmiştir. Bu da önceki gibi olağanüstü bir başarıdır. 1924 yılında Hollanda’nın Delft Kenti’nde yapılan Birinci uluslararası tatbiki Mekanik Kongresi’ne katılan Terzaghi orada “Hidrodinamik Gerilme Olaylarının Teorisi ve Onların Temel Tekniğinde Uygulanma Alanı” isimli araştırmalarının çok önemli sonuçlarını içeren tebliğini okur. Hemen dinleyicilerin coşkulu tepsiyle karşılık görür. Kongrede bulunan Forchheimer Terzaghi’nin yanına gelerek elini sıkar ve “Bu senin bilim dünyasına doğduğun gündür.” diyerek onu tebrik eder. Terzaghi ulaştığı başarıyı, ilk önce teorilerle uğraşmadan evvel inşaat mühendisliği alanında tecrübe birikimine sahip olması sayesinde yeteneklerinin önyargılarla engellenmemesine ikinci olarak Türkiye’de çalışırken kimseye hesap vermeksizin sınırsız bir çalışma özgürlüğüne sahip olmasına ve üçüncü olarak da elindeki araçların basitliği ve kıtlığı yüzünden deneyleri sadece araç olarak kullanabilme özelliğine sahip olmasına bağlar. Bütün araştırmalarına çalışma hipotezlerini teşkil etmekle başlamıştır.  Bu  hipotezler bazen neden ve sonuç arasındaki bağlantı hakkında sadece hislerine dayanan fikirlerini içermektedir. Bir sonraki adım bu çalışma hipotezlerini doğrulamak veya yanlışlığını ortaya çıkarmak üzere yapılacak deneyleri planlamaktan ibarettir. Terzaghi deneylerde basit ve ucuz aletler kullanmanın önemini vurgular. Pahalı ve gelişmiş aletlerle işe başlanırsa aletlerin esiri olup işin özünü gözden kaçırma ihtimali yüksektir. Ancak hipotez doğrulandıktan sonra gelişmiş aletlerle deneyi tekrarlamak faydalı olacaktır. 1925 yılında Terzaghi Türkiye’de yaptığı araştırmaların sonuçlarını “Zemin Fiziği Temelinde Zemin Mekaniği” isimli Viyana’da Franz Deuticke Yayınevi tarafından basılan kitabıyla yayınlar. Bu kitap Dünya İnşaat Mühendisleri Topluluğu tarafından modern zemin mekaniğinin kuruluş belgesi olarak tanınır.

1916 ve 1925 yılları arasında on yıla yakın bir süre Terzaghi’nin Türkiye’de geçen bu dönemi Türkiye’nin tarihi bakımından en önemli ve hareketli dönemlerinden biridir.   Geldiğinde Osmanlı yönetimi işbaşındadır. İstanbul’un işgalinin, Kurtuluş Savaşı’nın, 30 Ağustos Zaferi’nin İstanbul’un kurtuluşunun, mübadelenin ve Cumhuriyet’in Kuruluşunun şahidi olur. Bütün bu olaylara ait gözlemlerini 1925 yılında Amerika’ya gittiğinde Boston İnşaat Mühendisleri Odası’nda yaptığı bir konuşmada anlatır. “Tarih ve Toplum” dergisinin 128. sayısında “Türkiye Anıları” başlığı altında yayınlanan konuşmasının çevirisinden anlaşılacağı gibi, gözlemlerindeki derin kavrama gücü ve yorumlarındaki objektiflik hayranlık vericidir. 1924 yılının sonuna doğru Terzaghi yaptığı çalışmaları ve ulaştığı sonuçları mühendislik pratiğine uygulama gereğini kuvvetle hissetmektedir. Bunun için mühendislik faaliyetlerinin çok yönlü yürüdüğü bir ortama ihtiyaç vardır. Bu nedenle Terzaghi o tarihlerde böyle bir ortamın bulunduğu yegane yer olan Amerika’ya gitmeye karar verir. Terzaghi’nin sonraki yaşantısı ile ilgili ayrıntılı bilgi İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin yayınladığı “Yaşadıkça Öğrenmek” isimli biyografi kitabından edinilebilir. İstanbul’dan ayrılırken çok duygulanan Terzaghi hayatı boyunca her fırsatta Türkiye’nin ikinci vatanı olduğunu tekrarlamıştır.

Bu metnin bütün hakları Kemal Özüdoğru’ya aittir. Yazının özüne müdahale etmeyen, ufak tefek değişiklikler olabilir. Orijinal makale, “Modern zemin mekaniğinin kuruluşu: Karl Terzaghi ve Türkiye” (itüdergisi/d, mühendislik, Cilt:2, Sayı:5, 3-11, Ekim 2003) adıyla yayımlanmıştır.

Lavın Buzla Buluşması

Jeologlar (yerbilimciler), çok merak edilen bir karşılaşmayı gözlemlemek için yerden binlerce metre yükselikte hayatlarını riske atmaktan kurtuldu. Biliminsanları, doğal ortamda gözlemlemesi çok zor olan bir olayı kendi imkanlarıyla canlandırdı. Kar ve buz ile kaplı yanardağların zirvelerinde lavlarla suyun bir araya gelmesiyle oluşan tepkime, hidrovolkanik patlama (freatomağmatik patlama), bir simülasyon halinde ortaya konuldu.

lav_buz
Buzun lavla buluşması: Görüntü: Edwards vd.


İzleyemeyenler için http://vimeo.com/19260895 Görüntü: Syracuse University & Jenny Wysocki Copyright © 2011

Syracuse Üniversitesi Lav Projesi biriminde yer alan araştırmacılar, 300 kilogram lav hazırlayarak dev bir buz kalıbı üzerine döktü ve ortaya çıkan tepkimeyi izledi. Deneyde, Jeff Karson’ın başında yer aldığı jeologlara, heykeltıraş Bob Wysocki yardım etti. Biliminsanları, doğal ölçekteki lav akışlarını karlı zirvelerin barındırdığı risklerden arınarak gözlemledi.

Geology dergisinde yayımlanan araştırmada, lavların oluşturduğu akış düzeninin yanı sıra, lav baloncuklarının oluşma şekli ve buzların altında yaşanan erime gibi birçok etken mercek altına yatırıldı.

Insights on lava–ice/snow interactions from large-scale basaltic melt experiments
Quantitative measurements of interactions between lava and ice/snow are critical for improving our knowledge of glaciovolcanic hazards and our ability to use glaciovolcanic deposits for paleoclimate reconstructions. However, such measurements are rare because the eruptions tend to be dangerous and not easily accessible. To address these difficulties, we conducted a series of pilot experiments designed to allow close observation, measurements, and textural documentation of interactions between basaltic melt and ice. Here we report the results of the first experiments, which comprised controlled pours of as much as 300 kg of basaltic melt on top of ice. Our experiments provide new insights on estimates for rates of heat transfer through boundary layers and for ice melting; controls on rates of lava advance over ice/snow; formation of lava bubbles (i.e., Limu o Pele) by steam from vaporization of underlying ice or water; and the role of within-ice discontinuities to facilitate lava migration beneath and within ice. The results of our experiments confirm field observations about the rates at which lava can melt snow/ice, the efficacy with which a boundary layer can slow melting rates, and morphologies and textures indicative of direct lava-ice interaction. They also demonstrate that ingestion of external water by lava can create surface bubbles (i.e., Limu) and large gas cavities. We propose that boundary layer steam can slow heat transfer from lava to ice, and present evidence for rapid isotopic exchange between water vapor and melt. We also suggest new criteria for identifying ice-contact features in terrestrial and martian lava flows.

Ayrıntılar
NTVMSNBC, Lavlarla buzun buluştuğu an, 2 Temmuz 2013

ABD’deki Doğal Sızıntıyla Yanan Ateşin Kökeni Şeyl Gazı

Biliminsanları, yerin derinliklerinden gelen gazlar sayesinde sürekli yanan ve ‘Sonsuz Ateş Şelalesi’ adını alan ateşin sırrını çözdü. Araştırmalar, sönmeyen ateşi besleyen doğalgazın farklı bir kimyasal tepkimede oluştuğunu ortaya koydu. Sonsuz Şelale Ateş ise doğal yollardan oluşan ve alevin titremesi sağlayan bir çukurdan gelen gazla besleniyor. Araştırma, şelalenin aynı zamanda dünyanın en yüksek yoğunlukta metan ve propan gazına sahip olduğunu ortaya koydu.

Chestnut Ridge Parkı’nın bir bölümünde yer alan şelale, dünyanın dört bir yanında kendiliğinden yanmakta olan yüzlerce ateşten birine sahip. Arndt Schimmelmann (Indiana Üniversitesi), yüzyıllar, belki de binlerce yıl önce yerli kabileler tarafından yakıldığı düşünülen ateşin, aslında dünyadaki örneklerinden farklı olduğunu belirtti. Schimmelmann, mağaradaki ateşin yerin derinliklerinde yer alan, antik ve son derece sıcak killi şist (şeyl) kayalarından geldiğini düşünüyor. Schimmelmann, killi şist içindeki karbon moleküllerinin parçalanarak küçük doğalgaz molekülleri ortaya çıkması için, sıcaklığın suyun kaynama noktasında veya daha sıcak olması gerektiğini belirtti.

Ateşi besleyen gazın geldiği kayaların, içtiğimiz çay veya kahve kadar sıcak ve jeolojik olarak sanıldığından çok daha genç olduğu belirtildi. Bulgular, ateşi besleyen gazın farklı bir süreçten geçtiğini, bir çeşit katalizörün, gazı kayalardaki organik moleküllerden ortaya çıkardığı ifade edildi.

Schimmelmann, “Bu mekanizma uzun yıllar konuşuldu ancak kimse inanmadı… Burada farklı bir gaz oluşumu süreci yaşandığına inanıyoruz. Eğer bu doğruysa, gaz benzer şekilde farklı yerlerde de oluşuyor olabilir. Kısaca, dünyadaki killi şist gaz kaynaklarının sanıldığından fazla olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

vs_eternal_flames
Chestnut Ridge Park’ındaki alev (üstte) ve Cook Forest State Park’taki alev (altta).

Araştırmacılar, Chestnut Ridge Park’ındaki ateşi ve Pennsylvania eyaletinin kuzeybatısında yer alan Cook Forest State Park’ında yer alan ‘Aralıksız Yanan Çukuru’ karşılaştırdı. Schimmelmann, ateş çukurunun ‘Sonsuz Ateş Şelalesi’ kadar özel olmadığını çünkü eski bir gaz kaynağı tarafından beslendiğini belirtti.

Marine and Petroleum Geology dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, elde edilen sonuçlar, dünyada atmosfere salınan metan gazının yaklaşık yüzde 30’unun doğal kaynaklardan geldiği bilgisini doğruladı. Biliminsanları, yerin derinliklerinde bulunan gaz kaynaklarını ‘sonsuz ateşlere’ çevirmenin faydalı olabileceğini belirtti.

Ateş, metan gazını karbondioksite çeviriyor. Karbondioksit, metana kıyasla atmosferde 20 kat daha az ısı hapsediyor. Ancak, sonsuz ateş oluşturulabilecek kaynakların son derece az olduğu düşünülüyor. Gaz, metan yiyen bakterilerin gazı karbondioksite çevirdiği çatlaklardan yüzeye ulaşıyor veya gazın alev almasına imkan vermeyen açıklıklardan yüzeye varıyor.

Natural seepage of shale gas and the origin of “eternal flames” in the Northern Appalachian Basin, USA
Natural hydrocarbon gas seeps are surface expressions of Petroleum Seepage Systems, whereby gas is ascending through faults from pressurized reservoirs that are typically associated with sandstones or limestones. A spectacular “eternal flame” in western New York State marks a gas macroseep of dominantly thermogenic origin emanating directly from deep shale source rocks, which makes this a rare case in contrast to most Petroleum Seepage Systems where gas derives from conventional reservoirs.

The main flaming seep releases about 1 kg of methane per day and may feature the highest ethane and propane (C2 + C3) concentration ever reported for a natural gas seep (∼35 vol. %). The same gas is also released to the atmosphere through nearby invisible and diffuse seepages from the ground. The synopsis of our data with available gas-geochemical data of reservoir gases in the region and the stratigraphy of underlying shales suggests that the thermogenic gas originates from Upper Devonian shales without intermediation of a conventional reservoir. A similar investigation on a second “eternal flame” in Pennsylvania suggests that gas is migrating from a conventional sandstone pool and that the seep is probably not natural but results from an undocumented and abandoned gas or oil well. The large flux of the emitted shale gas in New York State implies the existence of a pressurized gas pool at depth. Tectonically fractured shales seem to express “naturally fracked” characteristics and may provide convenient targets for hydrocarbon exploration. Gas production from “tectonically fracked” systems might not require extensive artificial fracking.

Ayrıntılar
NTVMSNBC, ‘Sonsuz Ateş Şelalesi’nin sırrı çözüldü, 25 Haziran 2013
Indiana Üniversitesi, Geologists study mystery of ‘eternal flames’, 25 Haziran 2013

ABD’deki Bir Nükleer Depoda Sızıntı Olduğu Saptandı

Amerika’nın kuzeybatısındaki Vaşington eyaletinde bulunan eski bir plütonyum işleme tesisinde yıllardır sızıntı olduğu tespit edildi.

Artık faaliyette olmayan Hanford Nükleer Tesisi‘nde tek bir tanktan her yıl 1.135 litre radyoaktif madde sızmış olabileceği bildiriliyor. Bu durumun ise yeraltısu kaynaklarına yönelik uzun vadeli bir tehdit oluşturabileceği belirtiliyor. Sızıntının yol açtığı kirlenmenin milyarlarca dolara temizlenebileceği, bu temizliğin ise uzun yıllar alabileceği kaydedildi.

Sızıntı yaptığı bildirilen tankta yıllar süren plütonyum üretiminden arta kalan 1 milyon 700 bin litre, radyoaktif madde içeren çamurlu su bulunuyor. Aynı tankta ilk sızıntı 2005 yılında saptanmıştı. Ancak yetkililer sızıntının kontrol altına alındığı güvencesi vermişti.

nukleer_tehlike_isaret_levhasi
Hanford Nükleer Tesisi’ndeki durumu gösteren uyarı levhaları. AP Photo/Ted S. Warren, File

Hanford Nükleer Tesisi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’nın gizli atom bombası projesinde plütonyum işlemek amacıyla kuruldu. Tesisin işlediği plütonyum, 9 Ağustos 1945’te Nagazaki’ye atılan atom bombasının yanı sıra, Amerika’nın ürettiği çok sayıda nükleer bombada kullanıldı. Birçok reaktörü 1960 ve 70’li yıllarda kapatılan tesisin en son reaktörü 1987’de hizmete kapatıldı.

Ayrıntılar
VOA, ABD’de Eski Nükleer Tesiste Sızıntı Tespit Edildi, 29 Mayıs 2013
VOA, US Nuclear Storage Tank Leaking, 29 Mayıs 2013
Huffington Post, Hanford Nuclear Waste Tanks Could Explode, Agency Warns, 29 Mayıs 2013

Arktik Buzulların Altında Yaşam Var: Alg ve Tespih Böceği

Artık, Arktik* buzullarının altında ne var sorusuna verilecek bir yanıt var. Buzulun altında hayatın tadını çıkaran organizmalar var.

Alaska’nın buzullarında yapılan sondaj sonrası gönderilen kamera, güçlü renkleri ile kendini açık saçık belli eden bir organizmayı saptadı, algler. Ayrıca, su sıcaklığının -2 °C olduğu ve yaklaşık 8 metre derinliğe sahip buzulların altında başka bir organizma daha tespit edildi, tesbih böceği (İng. isopod; Tr. eşayaklı, eşbacaklı).

Bu keşif, dondurucu koşullar altında bile hayat mücadelesinin devam ettiğini gösteriyor.


Algleri gösteren görüntüler. Görüntü: R. Fowler


Tesbih böceğini gösteren görüntüler. Görüntü: R. Fowler

arktik
sıfat, coğrafya Fransızca arctique
Kuzey Kutbu’yla ilgili, Kuzey Kutbu yakınında olan.
—TDK

alg_buz
Alglerin yaydığı mavi-yeşil ışık. Görüntü: R. Fowler

Ayrıntılar
Fowler, R., What Lies Beneath Arctic Ice?, 20 Mayıs 2013
Yürütülen projenin sayfası http://lifeintheice.wordpress.com

Red Dog’da Madencilik ve Sürdürülebilir Gelişme

Red Dog madeni, dünyanın en büyük çinko madenidir. Alaska’nın kuzey batısında, kutup dairesinin 145 km kuzeyinde NANA (North West Alaskan Native Association Development Corp) denilen Eskimo organizasyonunun sahip olduğu topraklarda yer alır. NANA, 1982 de Cominco ile bir sözleşme imzalar.

Cominco, faaliyetleri çinko üzerinde odaklanmış uluslararası bir şirkettir. Red Dog madenini çalıştırır. Nana’nın, madenin geliştirilmesindeki prensibi, yerlilerin geleneksel bölgelerinde sürdürülebilir bir kalkınmaya katkıda bulunmaktır. Bu, modern ekonomik iş fırsatları yaratırken ve geleneksel sürdürülebilir hayat tarzlarının korunmasıyla gerçekleştirilmektedir. NANA insanları için kültürlerini, dillerini ve geleneklerini korumak, eskiden olduğu gibi bugün de önemidir.

Sürdürülebilir gelişmenin prensiplerine, etkili ve verimli faaliyetler ve sürekli karşılıklı görüşerek ekonomik, çevresel ve sosyal hedeflerin dengelenmesi dahildir. Bunlar Red Dog madeninin,başlangıçtan beri en önemli değerleridir.

Fakirlik, çevre bozulmasının en önemli nedenlerindendir. Zira temel ihtiyaçlarını karşılamak için parasal kaynağı olmayan insanlara, yerli doğal kaynakların tüketilmesinden başka seçenek bırakılmamaktadır. Su kalitesinin bozukluğu, türlerin yok olması çölleşme, ve çoğu zaman ahlaki ve sosyal bozulma, geçinmek için sınırlı kaynaklara bağlı artan nüfusun neden olduğu kaçınılmaz sonuçlardır.

Basit çözüm yoktur. Tecrübeler, çevre kirliliğinin ve fakirliğin dış müdahale ile düzeltilemeyeceğini gösterir.

Çevre koruma ve sosyal adalet olmadan yaratılan ekonomik gelişmeyle oluşan zenginlik, uzun dönemde sürdürülememektedir. Sürdürülebilir gelişme, ekonomik kalkınma için alternatif bir yaklaşımdır. Ekonomik iyileşme, sosyal adalet ve çevre kavramlarını somutlaştırıyor. Sürdürülebilir gelişme, bir çok bölge ve ülke de fakirlik için de uzun dönemde çözüm sunuyor. Topluluklar, kendi ayakları üzerinde kalarak sürdürülebilirliklerini başarıyorlar. Bu, toplumun sosyal kapasitesini geliştirerek ve çevreyi gerektiği gibi koruyarak zenginlik yaratmakla olur. Kabiliyetlerin ortaya çıkartılması gereği anlaşılırken, gelişmekte olan ülkelerde zenginlik için çoğu zaman doğru yolda olmalarına yardımcı olacak bir çeşit yabancı kaynağa ihtiyacı vardır. Gelişmekte olan ülkeler yabancı sermayeyi çekmeye çalışırlar, çünkü sermayeye ve bir çok durumda, doğal kaynakların bölge ekonomilerini ateşlemek için gerekli enerjiye dönüştürecek teknolojiye ihtiyaç duyarlar. Cominco, Teck, Rio Algom, Noranda, Doe Run ve diğerleri gibi yenilikçi ve ilerici şirketler, kaynakların sosyal ve çevre sorumluluğuyla geliştirilebilmesi için gerekli kabiliyeti ve kararlılığı gösterdiler.


Red Dog maden sahasını tanıtan broşürden bir kare.

Sürdürülebilir Kalkınma-Madencilik ve Metaller
Gelişmiş ekonomilere sahip ülkeler, daha temiz çevreden hoşlanırlar. Buralardaki insanlar temiz su ve barınaklara kolaylıkla sahip olur. Daha uzun ve sağlıklı yaşarlar ve daha eğitimlidirler. Teknolojik ve ekonomik ilerlemeler sosyal ve politik gelişmeyle olduğu kadar artan çevre koruma duyarlılığıyla da bağlantılıdır. Gelişmiş ülkelerde büyüyen çocuklar, teknolojik ve sosyal olarak ileri bir dünyaya daha üretken bir nesil olarak geçmektedirler.

Bu nedenle ekonomik gelişme, şimdiki ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama açısından hayatidir. Ama, ekonomik gelişme aynı zamanda yeryüzünde etki bırakır. İnsanoğlu, bu doğal kaynakların bir kısmını kullanmadan ve tüketmeden bu dünyada yaşamını sürdüremez. Ancak bu kaynakların doğal servetten diğer sosyal ve ekonomik şekillere nasıl dönüştürülebileceği yanında kaynakların akıllıca kullanılıp kullanılmaması da gelişmenin sürdürülebilir olup olmadığını belirler.

Sürdürülebilir kalkınma, desteklenen veya belirsiz olarak devam eden sosyal ve ekonomik gelişim işlemidir. Sürdürülebilir kalkınma, sosyal, çevre ve ekonomik bağlamda gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme ihtimalini de tehlikeye atmadan, bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını karşılayan gelişmedir. Sürdürülebilir gelişme prensipleri çevreye olduğu kadar insanlara da odaklanır. Modern toplumun, geniş sosyal ve çevre istekleri aşağıdakileri içerir;

– Temel insan ihtiyaçlarını karşılama garantisi
– İnsan haklarına saygılı olma
– Temiz ve güvenli çalışma koşulları sağlama
– Gelecek nesillere seçme hakkı bırakma
– Sınırlı doğal kaynakları etkili ve dikkatli kullanma

Madencilik faaliyetlerinden arda kalanlar, madenciliğin sürdürülebilir yanlarından biridir. Bu bağlamda madencilik hayat standardımızı geliştiren malzemelerin yapımı için gereken önemli hammaddeleri üretir. İnşaat, ulaşım, tarım ve insanlığın diğer önemli ihtiyaçları, madencilikten gelen doğal maddelerin kullanılmasıyla karşılanır. Aslında, modern yaşam, maden olmadan olmaz. Ayrıca madenden çıkarılan metaller dayanıklı ve geri kazanımlıdır. Böylece insanların kaynakları kullanım etkinliği de test edilmiş olur. Ancak, madenler sürdürülebilir değildir, çünkü gelişimleri devamlı değildir. Maden, cevher gövdesi tükenince biter. Teknolojik ilerlemelerle daha düşük konsantrasyonlarda cevher çıkarılması madenlerin ömrünü uzatır. Fakat madenler kaçınılmaz olarak kapanır.

Eğer uygun olarak yönetilmezse madencilik işlemleri sırasında ekonomik seviye yerli halk için tahrip edicidir ve ekonomilerini geçici olarak değiştirir. Ancak diğer sürdürülebilir aktiviteleri için katalizörde olabilir ve topluluklara uzun süreli faydalı olmaya katkıda bulunur. Bu tür gelişmeler, yetersiz teknolojiler nedeniyle kaynakları az gelişen ve ekonomileri ulusal borç altında kalan gelişmekte olan ülkelere gerekir.

Madencilik, hayat kalitesini geliştiren sürdürülebilir faydalar sağlarken, kültür ve geleneksel ekonomideki bozucu etkileri azaltabilir. Maden sahipleri ve madenden etkilenen yerli halk madenden ortak olarak faydalanmak için birlikte çalışabilirler. Halkın katılımı madenden etkilenenler ve maden sahibinin ortak paylaştıkları şeyleri fark etmeye yardım eder ve böylece faaliyetlerdeki olası başarıyı sağlar.

Sürdürülebilir Gelişme ve Cominco Tecrübeleri
Cominco, Kanada kökenli doğal kaynak şirketidir. Esas faaliyetleri maden arama ve işletme, fırın ve rafine işleridir. 1906’da kurulan Cominco dünyanın en büyük konsantre çinko üreticilerinden biri ve dünyanın 4. çinko üreticisidir. Her ne kadar çinko üretim ve rafinerisi Cominco’nun esas işi ise de, faaliyetleri kurşun ve bakırı içeren diğer metal üretimlerini de kapsar. Cominco, sorumlu katılımcı vatandaşlık bilinciyle ünlü, dünya çapında madencilik faaliyeti sürdüren yenilikçi ve başarılı bir tarihe sahiptir. Şirketin, Amerika ve Grönland’ın kuzeyindeki uzak yerlerde 60 yıldan uzun zamandır üretim tecrübesi vardır. Buralar, sert iklim koşullarına sahip, geniş, ıssız ve çoğunluğu fakir topluluklardan oluşan dağınık nüfusa sahip yerlerdir. Bu yerlerde, ekonomik gelişme doğal kaynaklara bağlıdır ve gelişme nadiren görülür. Neticede, bir çok yerli temel ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun olarak avcılığa bağlıdır. Hayatlarını geçindirme şekli bu insanların kültürel ve kutsal değerlerinin önemli bir kısmını kapsar. Cominco’nun faaliyetlerine, Little Cornwallis adasındaki Polaris madeni ve Alaska’da ki Red Dog madeni dahildir.

Zamanla, Cominco’nun yerli topluluklarıyla çalışma tecrübeleri, sürdürülebilir gelişme konularının şekillendirilmesini formüle etmeye yaramıştır. Sosyoekonomik sözleşmelerden çevre uygulamalarına Cominco’nun Red Dog tecrübeleri madencilik şirketlerine ışık tutar. Burada, Red Dog madenindeki pratikteki uygulamalar yanında temel hususlar da incelenmiştir.

Red Dog Madeni
Red Dog madeni, Kuzey Batı Alaska’daki Inupiat yerlilerine ait topraklarda yer almaktadır. Yerlilerin bölgesel NANA kuruluşu vardır. Red Dog madeninin bulunduğu topraklar NANA ve ABD hükümeti arasındaki sözleşmeyle belirlenmektedir.

NANA ve Cominco arasında Red Dog yataklarının geliştirilmesini kapsayan kuruluş sözleşmesi uzun toplantı ve görüşmelerden sonra 1982’de imzalandı. Dönüm noktası olan anlaşmada, madenin ömrü ve geliştirilmesi süresince önemli koşul ve taahhütlerin yerine getirilmesi yer almıştır.

Sözleşmeye göre, Cominco konsantre ürünleri pazarlama dahil olmak üzere finansmanı sağlama, madenin ve öğütme tesislerinin inşaatını yapmak ve çalıştırmak işlerini yüklendi. Cominco, NANA hissedarlarını madencilik faaliyetlerinde çalıştırmak için eğitimlerinden ve işe alınmalarından sorumludur. Cominco, amortisman giderlerini karşıladıktan sonra NANA’ya ödeme yapar. Bundan sonra NANA gelişmeden gelen net kazancı paylaşmaya başlar. Sözleşmede diğer önemli bir koşul işsizlikle ilgilidir. Madenin bütün ihtiyaçlarında ilk tercihler NANA bölgesindeki yerliler dikkate alınır.

Dünyanın en zengin çinko yataklarından biri olan madeni geliştirmek ve bölgedeki insanlara kalıcı menfaat sağlamak sözleşmenin amaçlarındandır. Bugünkü üretim hızında madenin 40 yıldan fazla çalıştırılması planlanıyor.

Sürdürülebilir Gelişme Politikasının Hususları
Cominco sürdürülebilir gelişme için 5 ana husus olduğuna inanıyor. Bunlar, insanlara yetki vermek, kültüre, yerlilerin değerlerine ve geleneksel ekonomilerine saygı duymak, kabiliyetlerini ortaya çıkarmak ve geliştirmek, menfaatleri eşit paylaşmak ve çevreyi korumaktır.

İnsanlara Yetki Vermek
Geçmişte madenlerin ruhsatı, madenci ve hükümetle yapılan değerlendirme veya sözleşmeye göre verilirdi. İşletmede halk sınırlı olarak yer alıyordu. Tipik olarak maden sahipleri ve hükümetler arasında ilişki bir çeşit vergi veya harç ödemesi şeklindeydi.

Teoride, etkilenen yerli halkın ihtiyaç ve isteklerini hükümet üstleniyordu. Oysa, hükümete giden gelirlerin geri dönüşü çok ender olmaktaydı.

Yerliler, iş imkanlarından, taşeron hizmetlerinden, maden faaliyetine bağlı gelişmelerden doğrudan öncelikle belki faydalanırlar belki de faydalanamazlar. Ancak bu menfaatler her zaman garanti değildir. Çünkü, madencilik şirketleri, eleman ve malzemeleri çoğunlukla yörenin dışından ithal ederler.
Madenlerin değer ve ruhsat işlemleri konusunda, yerlilerin kontrol altında tutulduğu bir çok gelişmiş ülkede çelişkiler ortaya çıkmaktadır. Bu tesiste, altı çizilen prensip, doğal kaynakların gelişiminin kar ve gider değerlendirmelerinde doğruluk ve saydamlık sağlanmasıdır.

Yerlileri, önemli katılımlar için yetkilendirmek ahlaki sorumluluktur. Bu, maden faaliyetlerinde olası başarıyı sağlar. Madende başarılı bir gelişmeyle, yerlilere iş imkanı, ekonomik ve sosyal faydalar sağladıkça maden karlı olarak çalışabilir.

Yaşam kalitesinin gelişmesi, topluluklarda, bölgede veya ülkede ekonomik ve sosyal faydaların nasıl dağıtılacağının kararlarına yerlilerin katılımıyla sağlanır. Bazı durumlarda bu durum, maden ve yerlilerle yapılan sosyal kontratla sağlanır. Hükümetin işbirliği, vergi veya harçlarla ilgili konularda istenir. Red Dog madenindeki başarının esas faktörü, NANA’nın gelişmeyi erken desteklemesi ve paylaşılanları erken belirlemesidir. NANA / Cominco yönetimine bağlı bir komisyon düzenli olarak madenin faaliyetlerini gözden geçirmek ve uygun olanları onaylamak amacıyla kuruldu. Geçim ve iş bulma gibi diğer komiteler NANA / Cominco sözleşmesinin özel bölümlerini denetler.

Toprak sahibi olarak NANA, madenlerden etkilenen diğer yerlilerle mukayese edildiğinde, yetkili tek kuruluş olduğu görülüyor. Aynı zamanda, işbirliği derecesi, karşılıklı saygı, destek ve faaliyetlerin başarısı belirlenen ortak gayeleri ifade eder.

Topluluğun Değerlerine, Kültürüne ve Geleneksel Ekonomilerine Saygı
Kültüre ve geleneksel ekonomilere saygı duymak madencilik işlemlerinde sürdürülebilirlik için esastır. Kültür bir topluluğun değerlerini gösterirken avcılık ve tarım gibi geleneksel ekonomiler, uzun dönem sürdürülebilirlik için hayatidir. Kültürün ve geleneksel ekonomilerin önemi, madenin planlanmasında göz önüne alınmalıdır. Red Dog ‘da bir çok insan NANA bölgesi İnupiat eskimoları olup ataları bu bölgede 10.000 yıldan uzun zamandır yaşamaktalar. Bu bölgedeki İnupiat’lar geçimlerini avlanma ve balıkçılıktan karşılıyorlar. Bir çok insan için ev geçindirme, avlanma, balıkçılık ve mevsimlik işçiliğe bağlıdır. Avcılık ve balıkçılığa bağlılık sadece geçim için değil güçlü kültür ve toplumsal açıdan önemlidir. İnupiat insanlarının toprağa bağlılıkları geleneksel hayat biçimidir ve kimlik ve değerleri için hayatidir.

NANA ve Cominco sözleşmeleri, İnupiat’ ların topraklarıyla bağlarını koruyarak doğal kaynakların muhafazasını sağlar. Dahası, madende çalışma saatleri, NANA üyelerinin özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere yerlilerle birlikte avlanmalarına ve balık tutabilmelerine göre ayarlanır. Bir geçim komisyonu hayatlarını geçindirmenin bağlı olduğu vahşi hayat kaynaklarının korunması için yapılan sözleşmelerin güncelleştirilmesi ve geliştirilmesi için denetim yapar. Geçim komisyonu, NANA ‘nın bölge temsilcilerinden oluşur.

Kabiliyetlerin Ortaya Çıkarılması ve Geliştirilmesi
Eğitim ve yeteneklerin gelişimi, yaşam standardını geliştirir. Eğitim, bireylerde istikballeri için, ekonomik fırsatları yaratacak yeteneklerle donatarak sürdürülebilirliğe katkıda bulunur. Madencilikte kullanılan bir çok yetenek diğer sanayilerde de uygulanır. Ve bu yetenekleri kazanan NANA hissedarları bunları herhangi başka bir yerde uygulayabilirler.

Ancak, yerlilerden işletmeye yapılan eğitim ve bilgi transferi de eşit öneme sahiptir. Madenin başarılı bir şekilde işletilmesinde kritik bir faktör olabilir. Yerli bilgilerinin maden tasarımı ve yönetiminde yer alması için etkili iletişimin başlarda güçlendirilmesi gerekir.

Topluluğun, eğitim, kalifiye eleman yetiştirme ve daha yüksek kalitede iş temini gibi beklentileri, gelişimin zamana bağlı durumu, eğitimli insan kaynakları varlığı ve gerçekte ne yapılabileceğine göre dengelenmelidir. Yerliler ve madenci arasında, eleman yetiştirme ve diğer eğitim faaliyetleri için yapılan erken sözleşme gerçekçi sonuçların ortaya çıkmasına yardım eder. Bir çok şirket fulltime eğitmen çalıştırır veya kalifiye eleman yetiştirmek için çıraklık eğitim programı uygular. Bu ihtiyaçların bir kısmını sağlamak için burslar sağlanabilir. Bazı durumlarda, daha uzun dönem fırsatlar doğrudan öngörülen sonuçları getiriyor. Örneğin, şirket, bir burs programı hazırlayabilir, okul yapabilir veya daha ileri uzmanlık pozisyonlarına kalifiye eleman yetiştirmek için gerekli diğer eğitim araçlarını sağlayabilir.

Cominco-NANA sözleşmesinin amaçlarından biri de NANA hissedarlarının faaliyetlerde tercihen işe alınmasını sağlamaktır. Daha az uzmanlık isteyen pozisyonlarda çalışmak için başlangıçtan beri bir çok fırsat vardır. Ancak, NANA ve Cominco, hissedarlarını daha kalifiye işlerde çalıştırmak için, NANA gençlerinin eğitimlerinde daha istekli yol izlemeleri için teşvik edilmeleri gerektiğini fark ettiler.

NANA, bölgesel eğitim standardını yükseltmek için çabalar. Cominco, madencilik mesleğiyle ilgilenen öğrencilere burs sağlamada ve kurslar tertip etmede yoğunlaşır. Taraflar, doğal kaynakların uzun vadede gelişiminin sadece altyapı ve malzemeye değil ama halen çalışan ve çalışmaya aday olanların üzerinde de dikkatle yatırım yapmak gerektiğine inanırlar. Cominco, sahada eğitim programlarına çok önem veriyor. Sahada eğitim planı, bütün çalışanlara geniş bir eğitim vermeye doğru hız kazanmaktadır. Çalışanlar, kazandıkları deneyimleri, birlikte çalıştıkları kişilere öğreterek paylaşırlar. Şirket, bu şekilde çeşitli dallarda uzman ordusuna sahip oldu.

Saha dışında, Cominco eğitim programına mühendislik bursu ilave etti ve bölge okulu civarında okul – iş imkanı yarattı. İkincisi himayeli iş programıdır. Yüksek okul öğrencilerini gelecekteki işlerine bağlayacak daha uygun öğrenim görmelerine yardımcı olur. Amaç, iş dünyasıyla ortaklık yapmak, yol gösterici ilişki geliştirmek, değişik fırsatların ortaya çıkmasını sağlamak ve ikincil öğrenime ilgisini çekmektir.

Diğer eğitim önceliklerine meslek günleri, çevre eğitimi, çıraklık programı, öğretim yardımı ve çalışanlara ortak öğrenim iş programı dahildir. Öğrenim iş programı, çalışanlara bir sömestre iş ve bir sömestre okul iş-öğrenim takvimi teklif eder.

Cominco Alaska’nın iş verdiği müteahhit ve işçilerin %59’u NANA hissedarlarıdır. Eğitim gören insanların neredeyse %100’ü NANA hissedarlarıdır. NANA ve Cominco gelecek nesiller ve madende mevcut iş imkanları mirası ve geliştirilen eğitime başlangıç hakkında iyimser olmaktadırlar. Madende çalışan NANA hissedarlarının fikirleri ve yetenekleri, NANA ‘ya bölgede ve eyalette ekonomik güç ve liderlik kaynağı olacaktır.

Fayda Paylaşımında Adalet
Madencilik faaliyetlerinin tarihinde bir husus nettir; maden karlı değilse kimse yarar sağlamaz. Bölge hükümetlerinden belirlenen vergi ve /veya telif hakları mekanizması yerli halkla maden gelirinin nasıl paylaşılacağını belirler.

Ancak gelirlerin maden faaliyetlerinden etkilenen yerlilere verildiğinden emin olmak için ulusal ve bölgesel hükümetlerin esnek ve işbirliği içinde olmaları esastır. Yerlilerin altyapı, okul veya yol yatırımına doğrudan yapılan şirket yatırımları nedeniyle vergi indirimleri gibi yenilikçi yaklaşımlar, merkezi otoriteye gelir empoze eden mevcut yönetimlerin paradigmalarına alternatif olarak görülmelidir.

Maden faaliyetlerinden elde edilen diğer faydalar doğrudan iş veya dolaylı olarak ihtiyaçların karşılanması ve müteahhit hizmetleri sağlamakla ilgilidir. Sürdürülebilir gelişim politikasında, istihdam önceliğini ve hizmet ve ihtiyaçlarının yerel olarak karşılanması gereklidir. Aynı zamanda maden faaliyetinin aşırı büyümesi hafifletilme gereği göz önüne alınmalıdır. Yörede ve bölgede hayat kalitesinde kalıcı ilerlemeler sağlayan geleneksel ekonomilerin ve altyapı gelişmelerinin ve eğitimin desteklenmesi ve arttırılması için eşit gayret göstermek gereklidir.

NANA hissedarlarının kiralamalardaki önceliklerine ilaveten NANA müteahhitleri madende bir çok işi ellerinde bulundurmaktadırlar. Bu hizmetlere, mühendislik ve teknik servisler, nakliyat ve yemek servisi ve inşaat desteği dahildir. Gerçekte, maden faaliyetleri için bir çok hizmet yöreden karşılanmaktadır. Örneğin, 1997’de Red Dog’un yerel taşıyıcılara hava charter ödemeleri 1,1 milyon ABD doları bulmuştur. Madenden gelen ilave gelirle, charter hizmetleri uzak köylere daha sık ve daha düşük fiyatla hava seferi düzenlenebiliyor. Madene hizmet sağlayan NANA ortaklığı, sadece hissedarlarına doğrudan iş değil, aynı zamanda kazanç ve kar payı dönüşümü de sağlar. Red Dog‘daki ders, NANA, hizmetleri sağlayarak ve hissedarlarına bu hizmetlerde iş temin ederek fırsat ve çıkarları maksimize eder. Bu tür yaklaşımlar bir çok yerli için ticaret kabiliyetlerinin gelişmesi demektir. Her durum değişiktir ve kabiliyetlerin gelişimi pratik olarak reçeteye uygun değildir. Yerliler, maden şirketi ve muhtemelen hükümetler arasındaki işbirliği ve yaratıcı düşünce, müteahhitlik hizmetleri yararlarını paylaşma fırsatlarını tanımak için gereklidir.

Maden yararları, bölgesel hükümetlerle yapılan yenilikçi düzenlemelerle de paylaşılabilir. Alaska’da bölgesel hükümet, Cominco’nun, vergilerini doğrudan kuzeybatı Arctic Borough’a ödemesine izin verir. Milyonlarca ABD doları, Borough’u yörede yaşayanları destekler. Ödemeler Red Dog varlıklarından ve faaliyetlerin değişik ayrıntılarından gelir. Halen 4 milyon ABD dolarıdır. Bu para, yöredeki yaşayanlara, gelişmiş eğitim ve ekonomik kalkınma fırsatları şeklinde geri akar. Bu fonlar, NANA ortaklıklarından elde edilenlere ilavedir.

Çevre Koruma
Herhangi insanoğlu faaliyeti gibi madencilik de toprakta kalıcı iz bırakır. Madencilik şirketleri için öncelikli hedef, maden kapanmasının ardından bu izleri minimumda tutmaktır. Maden kapanmasının ardından toprağın kullanılır hale getirilmesi göz önünde tutulmalıdır. Yerli halkın katılımı sürecin önemli bir kısmıdır. Kuzey Amerika’da bir çok madencilik sektörü, madenlerin kapatılma tasarımı kavramını ele almaktadır. Burada kapatma madenin başında göz önüne alınır. Bu, geçmiş uygulamalarda kapatma ve reklamasyon planlamalarının madenin ömrünün sonlarında gelmesi veya hiç gelmemesi bir tezat teşkil eder. Cominco’nun madencilik faaliyetlerinde çevre yönetiminde geniş tecrübesi vardır. Ve şirket su arıtmaya ve maden kapatmaya yenilikçi yaklaşımlar uyguluyor. Cominco eski teknolojilere göre süper çevre performansı sergileyen metal rafinelerinde yeni teknolojilerin uygulanması ve geliştirilmesinde de başarılı oluyor. Bu teknolojilere bakır/nikel basınçlı liç işlemi ve kivcet kurşun fırını dahildir.

Su, hayat için en önemli kaynak ve madencilik için temel bir bileşendir. Bu nedenle, su kaynaklarını ve su kalitesini korumak Cominco’nun göz önüne aldığı birinci husustur. Red Dog’ta, şirket, su arıtma teknolojilerinde ilerleme kaydetmiştir. Bu yenilikler deşarj edilen kadmiyum limitlerinin düşürülmesi ile yeni endüstri standardı tespit edilmesi ile son bulmuştur. Esas su işlerine ve arıtma projelerine, on bir milyon USD’lik saptırma hendeği ve eriyik metal içeren kirli suyun toplanıp arıtılması sistemi dahildir. Yeniden kazanma da su idaresinin önemli bir parçasıdır. Cevher hazırlamada kullanılan suyun %95’i yeniden kazanılan sudan gelir. Bu, Alaska’da suyun sınırlı bir kaynak olmamasına rağmen yapılıyor. Su kaynaklarına ilave olarak, Red Dog’ta diğer kaynaklarının korunmasını garanti eden programlar vardır. Geçim komitesi madenin çevre hayatında önemli rol oynar. Örneğin, komitenin görevlerinden biri maden sahasından limana kadar olan 83 km’lik yolun rotasını seçmektir. Bu, ren geyikleri göç yollarını, balık yumurtlama alanını, su kuşlarının yuva alanlarını genellikle engelliyen bir yoldur. Komite, geçim için avlanma sahalarına dönük bilgi sağlayan gözlem programlarını yönetir. Göç zamanlarında, maden nakliyat yolu ren geyikleri sürüsüne potansiyel riskleri azaltmak için kapanır. Toprak ve su kaynakları yönetimi, Red Dog’ta çevre ve maden yönetiminin nasıl birleştirilebildiğine örnek olan birçokları arasındadır. Red Dog ISO14000 çerçevesinde daha geniş kapsamlı çevre yönetim sistemi geliştiriyor. Madenin hedefi, madencilik sektöründe bir çevre modeli olmaktır.

Sürdürülebilir Gelişme ve Madenin Sürdürülebilirliği
Çok çalışma ve şans Cominco ve NANA’yı Red Dog’ta gıpta edilecek bir pozisyona getirdi. İlave rezerv keşfiyle birlikte hali hazırda en az 40 yıllık ömrü vardır. Geçmişte, bu ölçekteki kaynağı kullanma şansına sahip olmak, nesillerin başarısı ve zenginliğin pratik olarak garantisi idi. Son 25 yıldır, madencilikte en dikkat çekici değişim madenciliğin sosyal ve ekonomik durumlara yardımcı olması ve çevre sorumluluğu şeklindeki toplum beklentisidir. Toplumun bu özelliği dünyada ve özellikle iletişim medyasında hızla büyümektedir. Köylü topluluk seviyesinden, ulus ötesi topluma yatırım yapan organizasyonlardan oluşan hissedarlar faaliyetlerden iş birliği kurallarına kadar değişen konularla ilgili bilgi talep eder. Sık sık bilgi edinme isteği madenciliğe karşı, uzun süre duyulan güvensizlik ve şüphe hisleri nedeniyledir. Madencilik sektörünün sürmesi madencilik faaliyetlerinin sürdürülebilir kalkınmaya yardım etmeye devamını gerektirir. Sürdürülebilir gelişmenin başarılması hissedarların karşılıklı bağımlılık ve iş birliği ve desteği fark etmeleri halinde gerçekleştirilebilir. İş birliğini sağlayan ilişkilerin kurulmasında anahtar faktör temel güven ve saygının yanında paylaşılan hedef ve hususların geliştirilmesidir. Açık iletişim ve şeffaflık ilişkilerin tesisinde önemlidir. Başarılı iletişim taraflar arasında kurum yapısının düzenlenmesi ve sözleşme ile kolaylaşır. Fakat bu hikayenin sadece bir kısmıdır. Taraflar birbirlerinin durumlarını anlamak ve dinlemek istemelidirler. Ve çözüme giden tercihlerini açıkça ve dürüstçe tartışmalıdırlar. Bu alanda başarı sürekli bir diyalog içerisinde olmayı gerektirir. Konuşma sözü arkasında ilişkileri geliştirme talebi olmalıdır. Toplum ihtiyaçları ve sürdürülebilir gelişmenin anlaşılabilirliği değiştikçe, maden sanayi adapte olmaya ve yardım etmeye hazır olmalıdır. Cominco tecrübesi göstermiştir ki sürdürülebilirliğin başarılması için faaliyetleri tanımlamak ve odaklaşmak şirket, toplumun zenginliği için kendi arzusuyla ihtiyaçlarına, çevreyle iyi koşullarda entegrasyonuna yardımcı olur. Cominco çalıştığı ülkelerde ve yerli topluluklarla iş birliği içinde çalışarak sürdürülebilir gelişmeyi başaran bir çok maden şirketinden sadece biridir. Birlikte bu kombine gayretler sosyo ekonomik gelişme ve çevre açısından iyi yönde değişikliğe neden olmaktadır. Bu gayretler, sadece son zamanlarda olmasına rağmen toplumun bazı kesimlerinde makul seviyede kabul görmeye başladı. Maden endüstrisi, yatırımcıları teşvik etmede başarılı olurken, madenin maceralı bir iş olduğunu topluma göstermede daha az başarılı oluyor. Maden endüstrisi, oynadığı tarihi rolün ve dünyada sosyal ve ekonomik gelişmeye yaptığı yardımların farkındadır. Endüstri madencilik faaliyetinin çevrede yok edici etkisi olabileceğini de bilir. Bunun için önemli çevre etkilerini hafifletmek ve önlemek için yeni teknolojiler ve uygulamalar geliştirdi. Hala bir çok insan madenciliği düşük teknolojiye sahip kirli ve çevreye zararlı faaliyet olarak görmeye devam eder. Aynı zamanda yüksek teknolojiye odaklanmış toplum, madencilik ve diğer endüstrilerin toplumda ekonomik ve sosyal ilerleme için gerekli zenginliği yaratan rolünü unuturlar. Eğer madencilik endüstrisi sürdürülebilir gelişmenin hakkından gelmesi gereken konularda problem olmayı değil çözmeyi istiyorsa o zaman sürdürülebilir gelişme denklemlerinin bir parçası olmak için gayretlerini ikiye katlaması gerekir. Bu bağlamda sürdürülebilir gelişmeyi başarmada ve gelecekte sürdürülebilirliği yürütmede madenciliğin rolü birlikte gerçekleştirilecektir.

Türkçe metnin bütün hakları yazıyı çeviren Mehmet Tuğran’a (Maden Mühendisi) aittir. Metne bir kaç bağlantı ve görüntü eklenmiştir.

Orijinal kaynak: Horswill, D. H. ve Sandvik, H., Mining and sustainable development at Red Dog, Mining Engineering (November 2000), 52(11):25-31.