Olası Deprem Bölgelerini Tampon Alanlarla Korumak Yeterli Mi?
Deprem ne zaman olacak, ölecek miyiz, kalacak mıyız; günümüz teknolojisi ve teknikleri kullanılarak bu soruların yanıtı kesin ve net bir şekilde verilemiyor. Gelecekte bu sorular yanıtlanırsa işte o zaman köklü bir değişim olacak. İşte “o” herşeyin önceden bilindiği geleceği hedeflerken, günümüze dönmeli, ayaklarımız yere basmalı ve eşşeği sağlam kazığa bağlayıp tevekkül etmeliyiz. Yani önlemimizi alıp, olası yıkım sonuçlarını en aza indirmeliyiz.
“5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un geçici 2 nci maddesine istinaden, Afet ve Acil Durum Yüksek Kurulunun 16.12.2009 tarih ve 1 sayılı Kararı ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın 17 Aralık 2009 tarihi itibariyle faaliyete geçmesi kararlaştırılmıştır. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının faaliyete geçmesiyle birlikte; Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü ile birlikte Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’ de kapatılmıştır.”
Başlıkta önerilen yönteme geçmeden önce uzun bir hatırlatma yapmak lazım. Belki duydunuz belki duymadınız. Devlet, 2010 yılına afet ve felaket işlerini tek bir çatı altında Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi adı altında toplayarak girdi; ama bir görüldüğü kadarıyla bir karmaşa ve koordinasyon sorunu başgösterdi. Bu kadar kurumun birden kapatılması ve mevcut kanunlardaki görev dağılımı göz önünde bulundurulunca, normal bir durum aslında.
“TBMM Deprem Araştırma Komisyonun 16 üyesi arasında yapılan seçimde, komisyon başkanlığına AK Parti İstanbul Milletvekili İdris Güllüce, Başkan Vekilliğine AK Parti Düzce Milletvekili Metin Kaşıkoğlu getirildi. AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Çağla Aktemur Özyavuz sözcü, AK Parti Bolu Milletvekili Yüksel Coşkunyürek de katip üye seçildi.”
Bu arada TBMM’de boş durmadı ve yeni bir süreç başladı. 28 Ocak 2010 tarihinde Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırması komisyonunda görev dağılımı yapılmış. 3 Şubat 2010 tarihinde depremin etkilerini en aza indirmek için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırma komisyonunda, yol haritası belirlenmiş. Aynı amaçla 1999 yılında kurulan araştırma komisyonunun raporundan faydalanılacağı ve çalışmalarını deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası olmak üzere 3 aşamada inceleneceği belirtilmiş. 10 Şubat 2010 tarihinde komisyon, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi, Türk Silahlı Kuvvetleri Doğal Afet Arama ve Kurtarma Tabur Komutanlığı ile Kızılay yetkililerinden bilgi almış. 17 Şubat 2010 tarihinde komisyon, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü yetkililerinden bilgi almış. 24 Şubat 2010 tarihinde komisyon, ODTÜ Jeoloji ve Jeofizik Araştırma Merkezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi, Ankara Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi, Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası yetkililerinden bilgi almış.
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Deprem Daire Başkanı Vekili Murat Nurlu, Türkiye’nin yüzde 96′sının deprem tehlikesi içinde bulunduğunu bildirdi, 2009′a kadar meydana gelen 223 depremde 86 bin kişinin öldüğünü, 549 bin konutun ise hasar gördüğünü kaydetti. Deprem haritalarının güncellenmesi ve bölgesel deprem haritalarının çıkarılması için çalışma yapıldığını anlatan Nurlu, deprem bölgesinde yapılacak binalarla ilgili yönetmeliğin çok iyi olduğunu, ancak uygulamada bazı sorunların yaşandığına dikkati çekti. Nurlu, uygulamadaki sorunların gidermek amacıyla düzenlenen toplantılarda, 30 ilde 3 bine yakın mühendise bilgi verildiğini kaydetti. Nurlu, 5,5 milyon kişinin ise sivil savunma konusunda bilgilendirildiğini söyledi.
Doğal Afetler Arama Kurtarma Taburu Komutanlığı‘ndan Yarbay Ali Ülker, arama ve kurtarmaya yönelik 160 kişilik uzman ekipten oluşan 18 birliklerinin bulunduğunu ifade ederek, ekiplerin doğal afetlerdeki arama ve kurtarma kabiliyetlerini anlattı. Olası bir deprem sonrasında, bölgeye 2 saat içinde ulaşabileceklerini, kurtarma ekiplerinin ihtiyaç duyacağı her araç ve gerece sahip olduklarını bildiren Ülker, ekiplerin aynı anda 3 ilde görev yapabilecek durumda olduğunu kaydetti.
Türk Kızılayı Afet Yönetimi Koordinatörü Zafer Karakuş, Türk Kızılayı’nın, dünyanın en güçlü kuruluşlarından biri olduğunu, 24 ilde kurdukları yerel afet merkezlerini, 81 ile yaymayı planladıklarını bildirdi. ”Depremde binaların yıkılmasını önleyemedikçe sadece yaraları sararız” diyen Karakuş, küçük şiddetli depremlerde veya sel felaketlerinde dahi evlerin yıkıldığını söyledi.
Yeni kurulan, Başbakanlık Afet ve Acil Yönetimi‘nin başkanı Mehmet Ersoy, afetlerde koordinasyon ve organizasyonu sağlayacak birim olmayı hedeflediklerini belirterek, krizin yerinden yönetimi için her ilde müdürlük oluşturduklarını bildirdi. Afet riskinin doğru algılanarak, daha etkin ve daha hızlı müdahale edilebileceğine değinen Ersoy, ”Kriz yönetiminde ve müdahalede çok iyi bir yerdeyiz” dedi. Eski yönetmeliklerin bir kısmını değiştirmeye çalıştıklarını ve bu çalışmanın 3 ayda tamamlanmasının planlandığını anlatan Ersoy, ”Erken uyarı, veri toplama çalışmalarını biz yürüteceğiz. Türkiye’yi, risklerin farkında bir ülke haline getirerek, alınacak tedbirlerle hasar ve kaybı en aza indirmeye çalışacağız. Olaydan sonra afete müdahale etmekte ne kadar başarılı olursak olalım, kayıpların ve hasarın önlenmesinde fayda sağlamıyor. Ne kadar fazla ekip olursa, ne kadar süratle olaya müdahale ederse etsin, sadece şansı olan enkaz altındaki canlı insanları kurtarabiliyor” diye konuştu. Ersoy, Afet İşleri Genel Müdürlüğünden 2 bin 500′ün üzerinde hak sahipliğiyle ilgili dava devraldıklarını belirterek, 1960′lı yıllardan beri süren hak sahipliği davası bulunduğunu bildirdi. Türkiye’deki bir çok binanın projesinin bulunmadığına dikkati çeken Ersoy, ”En büyük sıkıntımız proje. Binaların bir çoğunun projesi yok. İl il risk haritasının çıkarılması için projemiz var. Binalarla ilgili bilgilerin toplanması için binalar tek tek taranıp, verileri toplanacak” dedi.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mahmut Küçük, deprem öncesinde güvenli yapıların önemine dikkati çekti. Mevcut yapı sayısının dahi net olarak bilinemediğini, 16-17 milyon civarında yapı bulunduğunun tahmin edildiğini belirten Küçük, yapı envanterinin çıkarılması için çalışmaların sürdüğünü söyledi. ”Mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi gerekir, aksi halde olası depremde can ve mal kaybı yüksek olur” diyen Küçük, ıslak zemin üzerinde bulunan binaların da güvenli yerlere taşınması gerektiğini söyledi. Küçük, ”Türkiye’de yapı ile ilgili kanun yok. İmar kanununda bazı düzenlemeler var ama eksik kalıyor. Yapı müteahhitleri, yapı denetimi, kontrolü gibi konularda kanun çıkarılması gerekir. Yönetmeliklerle yapı konusu düzenleniyor ama yönetmeliklerin yaptırımı veya cezai müeyyide uygulaması söz konusu değil. Yönetmeliğe aykırı yapılar yapılabiliyor. Kanun çıkarılması halinde kanuna aykırı yapı yapılamaz” diye konuştu.
MTA Genel Müdürlüğü Jeoloji Etütleri Dairesi Başkanı Erol Timur da deprem zararlarının azaltılması stratejisi ve MTA’nın depreme ilişkin faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Diri fay hatlarına ilişkin çalışmaların 2011′de tamamlanacağını belirten Timur, bu çalışma tamamlandıktan sonra Türkiye’nin deprem tehlike haritasının
çıkarılacağını bildirdi. Timur, 1999 Marmara depreminden sonra Türkiye Diri Fay Haritası’nın güncellenmesi, büyük fay zonları boyunca kuşak jeoloji haritalarının hazırlanması, Türkiye ve Japonya’nın ortak projeleri doğrultusunda paleosismoloji araştırmaları ve faylarla ilgili deniz araştırmalarının sürdürüldüğünü kaydetti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) çalışmaları hakkında sunum yapan Mahmut Baş ise İstanbul’un en riskli 10 ilçesi için farklı şiddetlerde deprem senaryoları ile 5,5 metrelik tsunami senaryosunun hazırlandığını, bu senaryolar doğrultusunda tedbirlerin alındığını söyledi. Baş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından depreme yönelik 100 helikopter pisti yaptırıldığını, hastanelerdeki pistlerin de afetlerden sonra kullanılabilecek duruma getirildiğini bildirdi.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi (EERC) başkanı Prof. Dr. Polat Gülkan, her insanın girdiği binanın mutlaka bir kalite süzgecinden geçmesi gerektiğini söyledi ve deprem nerede olursa olsun binalarda zafiyet varsa, zarar meydana geldiğini ekledi. Yapı denetimi ile ilgili mevzuatın 19 ilde uygulandığını anımsatan Gülkan, bunun tüm illere yaygınlaştırılmasının şart olduğunu dile getirdi. ”Büyük İstanbul depreminin” faturasının çok yüksek olacağını, Türkiye’nin bunu kaldıramayacak durumda olduğunu belirten Gülkan, ”DASK zorunlu hale getirilmeli ve kanunla düzenlenmelidir” diye konuştu. Gülkan, İstanbul dışında da bir çok ilde deprem riskinin bulunduğunu ancak bu illerin çok gündeme gelmediğini söyledi.
ODTÜ Jeoloji ve Jeofizik Araştırma Merkezi adına konuşan Yrd. Doç. Dr. Arda Özacar, aktif fay haritasının güncellenmesi gerektiğini anlattı. Bu güncellemenin üniversitelerin katkısıyla hızlı ve güvenilir bir şekilde yapılabileceğini belirten Özacar, İstanbul dışında metropol sayılan bir çok ilde deprem riskinin bulunduğunu yineledi. Özacar, akademisyenlerin araştırma için ekipmanlara ulaşabilmesinin son derece önemli olduğunun altını çizdi.
Ankara Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (ADAUM) müdürü Prof. Dr. Ahmet Tuğrul Başokur, deprem araştırmalarıyla ilgili aletlerin son derece pahalı olduğunu söyledi. TÜBİTAK’ın bu konuda alet parkının olması gerektiğini ve akademisyenleri bu aletlerden yararlandırması gerektiğini dile getiren Başokur, deprem tehlikesi altındaki bölgelerde parametrelerin saptanması konusunda AB standartlarının getirilmesini istedi.
Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DEPAR) adına konuşan Yük. Müh. Bülent Özmen, Türkiye’nin ortalama 5 yılda bir 7 üzerinde depreme maruz kaldığını kaydederek, ”Türkiye’nin depremi beklediğini” ifade etti.
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü müdürü Doç. Dr. Sedat İnan, kurumun yürüttüğü ”Türkiye’nin Deprem Riski Yüksek Jeo-Stratejik Bölgelerinde Deprem Davranışının Çok Disiplinli Yaklaşımlarla Araştırılması (TÜRDEP) Projesiyle” ilgili bilgi verdi.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası temsilcileri de 1938 yılında çıkan mühendis ve mimarlar yasasının değişmesi gerektiğini ifade ettiler.

Bu gelişmeler ajanslara şu şekilde yansıdı. TBMM Deprem Komisyonu’na bilgi veren Başbakanlık Deprem Araştırma Dairesi Başkanı Murat Nurlu, “Kentsel Planlamaya Esas Diri Faylar Etrafında Tampon Bölge Oluşturulması Hakkında Yönetmelik” taslağı hazırlandığını söyledi. Yönetmeliğe göre tampon bölgenin genişliği, fay hattının yapısına göre 75, 150 ve 250 metre olarak belirlenecek. Yan doğrultulu faylarda fay hattının her iki yanında 75 metre, düşey doğrultulu faylarda 150 metre, derin faylarda ise 250 metrelik alan tampon bölge olarak belirlenecek.
‘Fay Denetim Komisyonu’ tarafından belirlenecek tampon bölgenin mesafesi gerekli görülmesi halinde arttırılacak. Yapılaşmaya izin verilmeyecek tampon bölgelerde mevcut yapı ve konutlar güçlendirilmek kaydıyla ekonomik ömrü tamamlanıncaya kadar kullanılabilecek. Ayrıca tampon bölge içinde kalan alanlarda tesis ve altyapı çalışmalarına izin vermeyecek. Bu tip yatırım kararları, Bakanlık Fay Denetim Komisyonu’nca incelenecek. Tehlike arzedenler taşınacak.
Yazının devamında Türkiye Deprem Vakfı‘nın yönetim kurulunda bulunan iki jeofizik (~ yerdoğabilim) hocasından iki farklı görüşü okuyacaksınız. Bu ikilem, haberin en başında da belirtildiği gibi günümüz teknolojisinin ve tekniklerinin deprem mekanizmasını anlamak için yeterli olmadığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Yönetmeliği değerlendiren Prof. Dr. Oğuz Gündoğdu’ya (İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği) göre uygulama pratikte kolay değil. Bu konuşmanın görüntüsü için http://www.facebook.com/video/video.php?v=104306036265098
“Bu konu 1999 depreminden beri sorun. Çeşitli belediyeler, teknik bilgilere fazla dayanmadan kendilerince benzer uygulamalar yapmaya çalıştı, ancak böyle bir uygulamanın teknik izahı yapılamadı.
Bazı depremlerde faya yakın olan yapıların, uzak olanlara göre depremden daha az hasar gördüğü de tespit edildi. Bu konuda da araştırmalar yapılıyor. Yani, eğer yapılaşmaya kapatılacak bir tampon alan tespit edilecekse bunun için detaylı incelemelerin yapılması gerekiyor. Bir fayın ne kadar tehlikeli olduğunu belirleyen farklı kriterler var. Bu kriterlerin dikkatlice ele alınması şart.
Klasik deprem haritalarında faylar ana hatlarıyla belirtiliyor. Ama bu fayların dışında ya da devamında ikincil faylar da var. Bazıları birkaç hat halinde ilerliyor. Bunların yerinin ve etkilerinin tespiti kolay değil. İstanbulla ilgili olarak hazırlanan bazı haritalarda, Avcılar gibi yerlerde karada devam eden ikincil faylar gösteriliyor. Bununla ilgili çalışmalar devam ediyor. Eğer yönetmelik geçerli olursa, örneğin bizim üniversitemizin kurulu olduğu yer, bu alanlar içinde kalabilir. İstanbul’da boş alan yok. Bu yüzden de yönetmeliğin uygulanması zor olacak.
Bir fay yakınında güvenli konut yapmak için bugün için teknoloji var ama konut yapımı için bu maliyete değer mi, bu tartışılır. Tünel, demiryolu ya da viyadük gibi daha büyük ölçekli yapılarda ise maliyet göze alınabilir. Zaten geçmişte de buna benzer örnekler yaşandı, teknik ve yapısal gereklilikler yerine getirildiğinde viyadüklerin ya da tünellerin ayakta kaldığı görüldü. Bizde büyük yapılarda dayanıklılığı sağlayacak teknik imkanlar var ama maliyet sorun.”
Prof. Dr. Haluk Eyidoğan’a (İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği) göreyse fayların tespit edilmesi halinde tampon bölge uygulaması yararlı olacak.
“Benzer uygulamalara bazı ülkelerde rastlanıyor. Örneğin Kaliforniya’da deprem üretebilecek fayların sağında ve solunda 25 ila 50 metrelik güvenlik bantları oluşturuluyor. Yapılaşmaya yasak getirilen bu bölgeler yer bilimciler ve yerel yetkililer tarafından ortaklaşa belirleniyor.
1999 depreminden sonra Türkiye’de de benzer çalışmalar yapıldı. Ulusal Deprem Konseyi lağvedilmeden önce bu konu gündeme alınmıştı. Eğer gerçekten canlı bir fayın arazide izi sürülürse bu gibi önlemlerin yararlı olacağını düşünüyorum.
Daha öncede deprem olan bir yerde fayın izi kolaylıkla sürülebilir. Bunun yanı sıra şüphe edilen yerlerde ayrıntılı ölçümler, sondaj ve paleosismolojik çalışmalar yapılarak fayın varolup olmadığı ortaya çıkarılabiliyor. Ancak bunun her zaman geçerli olmadığını da belirtmek gerekiyor. Bazen üzerinin kalın bir toprak tabakasıyla kaplanması ya da çeşitli coğrafi nedenler fayların tespitini zorlaştırabiliyor hatta imkansızlaşabiliyor.
Son 2 yıldır İstanbul’da metropolitan alan içinde detaylı çalışmalar yapıldı. Yaklaşık 8 bin noktada yapılan sondaj ve diğer çalışmalarla 1/2000 ölçekli, yani oldukça detaylı bir sismolojik mikro bölgeleme haritaları çıkartıldı. Bu verilere göre İstanbul’un içinde, büyük deprem yaratacak aktif bir fay yok. Bazı tartışmalı fay uzantıları olsa da son 2 bin yıl içinde kara üzerinde hasar yapıcı bir deprem rapor edilmedi. Beklenen deprem şehrin güneyinde, Marmara Denizi içinde uzanıyor.”
Kaynakça
Aça, F., 2010. Depreme ‘tampon’ çözüm mü?, Genel Bakış, Türkiye, NTVMSNBC, İstanbul, Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25057958, 16 Şubat 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
MH, 2010. DEPREME KARŞI ALINACAK ÖNLEMLERİN ARAŞTIRILMASI KOMİSYONU…, TBMM Başkanı Basın Açıklamaları, Meclis Haber, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara, Türkiye, http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=97230, 16 Şubat 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
MH, 2010. TBMM DEPREM KOMİSYONU…, TBMM Başkanı Basın Açıklamaları, Meclis Haber, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara, Türkiye, http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=97381, 16 Şubat 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
MH, 2010. TBMM DEPREM ARAŞTIRMA KOMİSYONU…, TBMM Başkanı Basın Açıklamaları, Meclis Haber, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara, Türkiye, http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=97538, 16 Şubat 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
MH, 2010. TBMM DEPREM ARAŞTIRMA KOMİSYONU…, TBMM Başkanı Basın Açıklamaları, Meclis Haber, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara, Türkiye, http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=97713, 19 Şubat 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
MH, 2010. TBMM DEPREM ARAŞTIRMA KOMİSYONU…, TBMM Başkanı Basın Açıklamaları, Meclis Haber, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara, Türkiye, http://www.meclishaber.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=97928, 27 Şubat 2010 tarihinde ulaşılmıştır.











