Earth System Sciences News
Tarih: 15.04.2006 – 06.58:42 | Yazıyı ekleyen: Bahadır GÜLER |

Ayrı ayrı kayaçlarda yürütülen tellür bazlı çalışmalar elektrik özdirencinin ya da doğal elektrik geriliminin var olduğunu açığa çıkardı. Bu enerjinin asıl kaynağı günümüzde hala bilinmiyor; ancak, kayaçların elektrik üretiminin günlük çevrimlerin, gökcisimleri çevrimlerinin ve yüz(lerce) yılda bir olan değişimlerin etkisinde kaldığı gerçeği, bu enerjinin kozmik kökenli olduğunu düşündürmekte. “Yeryuvarındaki kayaçların gerçekte kozmik enerjiyi -çektiği-” açıklaması getirilebilir.

Bilim insanları son yıllarda, Einstein tarafından öngörülmüş olan, çekim dalgalarının gökcisimleri patlamaları, çift yıldızların dönüşü ve “kara delikler” olarak adlandırılan yıldız kütlelerinin çekim etkisiyle çarpışmaları yoluyla üretilmesi olasılığını tartışmaya başlamışlardır. Elektromanyetik tayfa eşdeğer yeni bir tayf oluşturan bu çekim ışınımı yeryuvarını tüm yönlerden yıkar. Bu son derece içe etkiyen ışınımın, içinde bulunduğumuz galaksi de dahil, çekim merkezlerinden [dışarıya] son derece yoğun biçimde aktığının kanıtları bulunmuştur. Bu enerji çok yoğun niceliktedir ve yeryuvarını tümüyle, bir uçtan diğerine aşar. Toplam enerji devasa ölçüde, hatta toplam ışık ve ısı ışımasına eşdeğer olabilir. Bu masif ya da yoğun kütlelerin uzay kaynaklı bu ışınımı yakalayıp elektriğe dönüştürmelerinin nedeni günümüzde bilinmemektedir. Bunun, fotoselde [ışık hücresinde] ışığın elektriğe dönüşmesine benzer bir süreç olduğu söylenebilir; ancak, bu yeni bir teknolojidir ve bu konuda pek bir şey bilinmemektedir.

Kayaçlar Elektrik Üretmekte
Laboratuvar boyutunda belirli kayaçlardan, galvanik, manyetik ya da bilinen diğer etkenlerden tümüyle bağımsız olarak 700 milivolt düzeyinde doğrusal akım üretilmiştir. Kullanılabilirlik standartlarına göre bu son derece düşük bir üretim olsa da, sadece bir başlangıç olduğu kabul edilmelidir. Çekirdek bölünmesi (fizyon) örneğinde olduğu gibi, gelecekteki ilerlemeler bu potansiyeli devasa ölçekte artırabilir. Hatırlanmasına gerek duyulan, çekirdek bölünmesinin ilk kanıtının Enrico Fermi’nin, Lise Meitner’ın ve diğer araştırıcıların duyarlı katot ışını oskiloskoplarında ortaya çıkmış olduğudur. Bu araştırıcıların o dönemde atom bombasının muazzam gücü ya da ileriki yıllarda gündeme gelebilecek olan atom gücünün kullanılması konusunda hiçbir düşünceleri yoktu. Kayaçlardaki elektrik bugün aynı durumda olabilir ve olasılıkla da çevresel tehlikelerden ya da politik düşüncelerden tümüyle bağımsız olarak enerji krizlerine bir çözüm sağlayabilir.

Arka Plan
Yazar 1931-33 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı’nda (Bellevue, Vaşington) “Masif ve yüksek-yoğunluklu potasyum yalıtkanların anomali gösteren davranışı” konusunda araştırma yürütmekteydi. Bu dönemde, yüksek yoğunluklu belirli yalıtkanların elektrik özdirencinin güneşteki ve yıldızlardaki günlük değişimlerin etkisi altında kaldığını ortaya çıkaran kanıtlar elde edildi. Sonuçlar tam anlamıyla beklenmedikti.

Deniz Kuvvetlerinin sponsorluğunda (/desteğiyle) Zanesville, Ohio’daki (1937) yeraltı istasyonlarında ve Pensilvanya Üniversitesi, Philadelphia’da (1939) [yürütülen-çn] sonraki çalışmalarda bu bulgular doğrulandı ve ayın etkilerini de kapsayacak biçimde genişletildi. Büyük ölçüde çarpıcı ay etkisi düzeltmeleri nedeniyle, gayrı resmi olarak bu hareketin gerçekte çekim doğalı olduğuna inanılmakla birlikte daha ileri düzeyde doğrulamalar için yayımlanması askıda bırakıldı.

Araştırmalar II. Dünya Savaşı’nda kesintiye uğradı; ancak, 1944 yılında Kaliforniya’da Townsend Brown Vakfı (Ohio kökenli ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş) tarafından yeniden başlatıldı ve iki yörede (Laguna Beach ve Los Angeles, California -Kaliforniya-), özel olarak inşa edilmiş ve sıcaklığı sabit tutulacak biçimde yalıtılmış laboratuvar odalarında sürdürüldü.

Bu ilk (doğuda ulaşılan) sonuçlar, özellikle de ayın etkisi, olasılıkla zaman dilimi ve jeofizik farklılıklar nedeniyle kesin olarak doğrulanmadı ve bu da karışıklığa yol açtı. Otomatik kayıtlar 1944-49 yılları arasında dört yılı aşkın bir süre boyunca sür[dürül]mesine karşın, sonuçlar hiçbir biçimde Doğu’da ulaşılmış ilk sonuçlarla doğrudan karşılaştırılabilir görünmedi. Bu nedenle de, çekim kökenine ilişkin hiçbir yorum getirilmedi.

1950-70 yılları arasındaki 20 yıllık dönemde Vakıf, bu alandaki araştırmaları sürdürdü; ancak, [çalışmayı-çn] öncelikle masif yalıtkanların elektrokinetik etkilerine (baryum titanat bloklarının ve diğerlerinin hareketine) yönlendirdi. Bu çalışmalar ABD’de ve Fransa’da yürütüldü.

Bu araştırmalar titizlikle denetlenen deney koşullarında yüksek-basınçlı deney odalarında (300 kV’ye ulaşan) çok yüksek gerilimlerin kullanılmasını da kapsadı. Bu, çekim kuramını geliştirmek ve daha önceki anlaşmazlıkları çözmeye kalkışmak için uygulandı. Yine de, [sonuçların-çn] yayımlanması daha açık bir kavranışı sağlanıncaya değin ertelendi.

1970 yılında, otomatik kayıtlar Güney Kaliforniya kıyılarının 28 mil (~45 km) açığındaki Catalina Adasında göreceli olarak yalıtılmış bir alanda geliştirilmiş bilgisayar-tipi donanımla yeniden başlatıldı. Çabalar çekim ışımasının ortaya çıkarılmasına ve ölçümüne yöneltildi. Bu, olasılıkla keşfedilmemiş bir enerji kaynağını gösteren, uzay kaynaklı çekim dalgalarının var olup olmadığı sorununu çözümlemek için uygulanmaktaydı.

Masif yalıtkanlardaki direnç değişimlerini kullanarak rezonanslı olmayan (/tınılamayan) algılayıcılar tasarımına özel dikkat harcandı. Bu, genelde değişik malzemelerde, ağır metallerde ve yarı iletkenlerde oluşan direnç anomalilerinin (/sapmalarının) araştırılmasına olanak sağladı. Gerçek yıldız zamanı ile korele edilebilen (/ilişkilendirilen) değişiklikleri araştırmak ve bu yolla da galaksinin merkezinden geldiği varsayılan çekim ışımasının gerçek kaynağını belirleme çabasına yönelik olarak, [deniz düzeyine göre-çn] değişik yüksekliklerde gözlemler yapıldı.

Otomatik kayıtlama donanımı, deniz düzeyinden yüksek bölgelerdeki gözlemler için (10 000 ft ~ 3 000 m yükseklikte) 1974 yılında Hawaii Jeofizik Enstitüsü’nün Haleakala Dağı Gözlemevi’ne (Maui, Havayi) ve 1975 yılında da Havayi Üniversitesi’nde, Honolulu, bir yeraltı sığınağına taşındı ve kayıtlama, masif volkanik kayaçlarda gün boyunca [kesintisiz-çn] sürdürüldü.

Şimdiye değin, bu gözlemler bu olgusal değişimlerin nedeninin, taşlar da dahil masif yoğun-potasyum yalıtkan gereçlerde radyo frekans gürültüsünün kendiliğinden üretilmesinin yanı sıra dirençteki değişimler olabildiğini gösterir gibidir. Bu açıdan, bu, yeni bir enerji kaynağının kesin kanıtı olabilir. Bu kaynağın uzaydan (ya da benzer bir enerji kaynağından) yüksek-enerjili çekim ışımasının akışından doğan, çekim kaynaklı olup olmadığı belirlemeyi beklemektedir.

Çevrimsel (çevrimli) etkiler konusundaki çalışmalar ilintili iki olgunun varlığını gösterir gibi görünür: yalıtkan gereçlerde kütlenin ve yalıtkan sabitinin bir fonksiyonu olarak kendiliğinden üretilen radyo frekans gürültüsü (geniş spektral band aralığı) ve masif kayaçlardaki elektrik özdirenç (doğru akım). Bu sonuçlar, “kayaçtaki” elektrikle tanıtlanan enerjinin olasılıkla uzayın derinliklerinden kaynaklanan kuşatıcı çekim ışımasından kaynaklandığı düşüncesini doğurur.

Kayaçtaki elektrik örneğinde, radyo frekansından doğrusal akıma dönüşme olasılıkla kayaçta (bir transistörde olduğu gibi bir katı hal fonksiyonu) gerçekleşir. Kayacın doğal sığası (kapasitesi) doğru akımı depolamaya yarar ve böylece de neredeyse sürekli elektrik üretimi gözlenir. Bir anlamda, kayaç yarı-kalıcı bir elektriksel çift-kutupluya ya da elektrete dönüşür; ancak, gerçekte, çevresinden kazandığı enerjiyi sürekli olarak dönüştüren bir işlev taşır.

Kayaçlar Birbirlerinden Farklıdır
Çok sayıda değişik kayaçta çalışılmıştır. Granit ve yoğun lav akıntıları şimdiye değin en yüksek gerilim (voltaj) çıkışını sergilemişlerdir. Kurşun ve diğer ağır metaller dahil, diğer kayaçlar elektrik üretiminin (etki çekim kaynaklı ise beklenecek olduğu gibi) kütlenin bir fonksiyonu olduğunu kanıtlar gibi görünmektedir.

Kayaçlar, evreleri bir kayaçtan diğerine farklılık gösteren geniş bir çevrim modeli çeşitlenmesi sergilerler. Bu olgu, farklı her bir kayacın uyum sağladığı çekim (dalga) spektral aralığının (radyo frekansının) bir ölçüde farklı olduğu biçiminde yorumlanabilir. Bu nedenle, her bir kayaç (uzay kaynaklı) çok geniş spektral aralıklı kuşatıcı akışın sadece rezonans içinde olduğu bölümüne karşı duyarlıdır. Bu etki, değişik frekanslara ayarlanan radyo alıcılarına benzer.

Bir Deprem Habercisi
Bu araştırmanın ilginç bir diğer yönü, jeofizik ile -daha özel olarak da yerkabuğundaki kayaçların tektonik gerilme etkisi altında dilinimlenmeden hemen önceki elektriksel davranışları ile olan ilintisidir. Büyük depremlerin hemen öncesinde şiddetli elektriksel değişimlerin (”elektriksel nabız atışlarının”) oluşabildiği kesin bir olasılık olarak görünür. Bu yöndeki çalışmalar Kaliforniya’da sürdürülmektedir.

Sonuç
Enerji açlığı çeken bir dünya için “kayaçların ürettiği elektrik”, nükleer enerjinin doğasında içkin olan tehlikeleri taşımayan olası bir yeni enerji kaynağı olarak mükemmel bir çözüm olabilir.

[Bu konuda-çn] herhangi bir olumlu sonuca ulaşmak için çok sayıda kuramsal ve ampirik (/görgül) çalışmanın tamamlanması gerekir. Bu bir meydan okumadır.

Kaynakça:
Brown, T. T. 2006. Electrical Self-Potential in Rocks, www.qualight.com, 15 Nisan 2006 tarihinde ulaşılmıştır.

Çevirinin eksiklikleri ve yanlışlarını düzelten Dursun BAYRAK’a teşekkürler.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Bayrak, D. Güler, B. 2006. Kayaçlarda Doğal Elektrik Gerilimi (Kayaçlarda Elektrik Özdirenci), yerbilimleri.com

Kategori: Jeofizik (/Yerdoğabilimi), Yerbilimi (Jeoloji)

Etiket: , , , ,

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

« Kuzey Üçlemi
» 27 Mayıs 2006 Endonezya Depremi



Bu Alana Reklam Ver!

Yorum yaz!

Bu Alana Reklam Ver!

E-Posta Abonesi Ol!

ya da e-postanızı girin:  
Arama: