Dağ Nedir, Neye Dağ Denir, Dağlar Nasıl Oluşur?

Dağların insan hayatında o kadar çok izi vardır ki: onlar ülkeleri birbirinden ayıran doğal sınırları teşkil eden; izole ettikleri vadilerde ve ülkelerde farklı dil ve kültürlerin gelişimini doğuran; iklim desenlerini değiştiren varlıklardır. Dağlar da canlılar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler jeolojik takvimin yapraklarında.

Fakat Olimpos aşkına, neye dağ diyoruz? Türk Dil Kurumuna göre dağ, “Yerkabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan bölümü.” New Oxford American lugatı ise “Çevresine kıyasla aniden yükselen dünya yüzeyindeki geniş ve doğal yükselti; büyük ve dik tepe” olarak tanımlamış dağı. Her iki tanım da dağların geniş ve yüksek olduğunu nitelemekle birlikte, malesef “dağ olmak” için gereken nicel ölçütten bahsetmiyorlar. Zaten bahsetmek de zor; çünkü üzerinde anlaşılmış bir ölçüt yok. Birleşik Devletler’de kriter 1000 feet (304,8 metre), Türkiye’de ise 600 metre, İngiltere ve Galler’de 2000 feet (609,75 metre) irtifayı ölçüt olarak alıyorlar. Belki çoğunuz bir grup inatçı Galli’nin, Mynydd Graig Goch adlı 1998 feet yüksekliğindeki tepelerini dağ mertebesine çıkartmak için yağmur, çamur demeden yaptıkları ölçümler sonucunda gerçekte 2000 feet olduğunu bulmalarını konu alan bu habere denk gelmişsinizdir.

Ancak sadece yükseklikle sınırlı bir tanım yeterli değil. Aynı irtifaya sahip iki yükseltiden biri diğerinden daha dağsı duruyor olabilir. Bu bağlamda etrafında yer alan diğer yükseltilere kıyasla, söz konusu zirvenin ne kadar öne çıktığına göre de bir dağ tanımı var. Buna göre dağ, kendisini çevreleyen en alçak eş yükselti ile zirvesi arasında 300 metre fark olan yükseltiye denebilir.

İşin ilginci, dağlar coğrafi olarak sadece karada olmak zorunda değiller. Aşağıdaki dünya haritasında açık mavi ile beyaza çalan renkli ve süreklilik arz eden kesimler su altı sıradağlarıdır. Mesela Atlas okyanusunun ortasındaki sırt sistemi, şekilde de görüldüğü gibi dünyanın en uzun dağ silsilesini oluşturuyor (kırmızı kesit ve profil). Havayi Adaları’nda yer alan Maona Kea ise deniz tabanından ölçüldüğünde 10,203 metre ile dünyanın en yüksek dağı ünvanına sahip (mavi kesit ve profil). Kıyaslamak için bir de Himalaya Dağları’nın ortasından alınmış kesite bakın (yeşil kesit ve profil).


Global (küresel) topoğrafya ve batimetri verisi ile Maona Kea, Atlantik ortası sırt sistemi ve Himalaya üzerinden alınmış yükselti kesitlleri. Dünyamızın hem kıtasal hem de okyanusal alanlarda, dağlar büyük alanlar kaplamakta. İlk bakışta göze çarpan dağ sıraları: Kuzey ve Güney Amerika’nın batısında yer alan, sırasıyla kuzeyden güneye, Alaska, Kayalık Dağları (ve buna paralel uzanan Kıyı şeridi, Cascades, Sierra Nevada), ve Andlar; Avrasya kıtasında ise Alp-Himalaya sistemi içinde Alpler, Toroslar, Zagros, Hindu-Kuş, Pamir, Tien-Shan, Karakorum ve Himalaya Sıradağları. Görüntü: GMT ile hazırlanmıştır.

Özetle, dağları karada, denizde ve her ikisinde birden ve de dünya dışındaki dünyamsı gezegenlerde de bulabiliyoruz. En önemlisi ise dağların, herşeyi sayısallaştıran dünyanın hışmından bir şekilde uzak kalmış, niteliksel yanı daha ağır basan tanımını biliyor ve kullanıyoruz. Bu haliyle, insan için hayatını kazandığı, maneviyatı ya da macerayı aradığı bu yerler daha büyük anlam ifade ediyor bana.


Matterhorn, Monte Cervino, Mont Cervin. Bu güzeller güzeli, Alplerin ortasında bir Afrikalı! Görüntü: Ali Değer Özbakır özel arşivinden.

Basitçe, dünyanın litosfer (taşküre) adını verdiğimiz en dış katmanının hareket edebilen levhalara bölünmüş olduğunu ve bu levhaların kıtasal (mekanik olarak zayıf) ve/veya okyanusal (daha dayanımlı ve yoğun) kısımlardan meydana geldiğini hatırlayalım. Örnek olarak Afrika levhası hem kıtasal hem de okyanusal bölümlerden oluşmuştur. Diğer taraftan Pasifik (Büyük Okyanus) levhasının tamamı okyanusal litosferden ibarettir. Dünya dinamik bir gezegendir ve bu levhalar bir takım levha sınırlarında doğarken, diğer bazı levha sınırlarında yok olurlar. Aşağıdaki haritada bu levhaları ve hızlarını görebilirsiniz.


Levhalar, levha sınırları ve levhaların hızları. Kırmızı çizgiler birbirine yaklaşmakta olan, maviler birbirinden uzaklaşan ve yeşiller de birbirine paralel hareket eden levhaları ayırmaktadır. Görüntü: GMT ile hazırlanmıştır.

Yüzeye çıkan derin ve sıcak taş hamuru ıraksayan (uzaklaşan) levha sınırlarında yeni okyanus litosferinin oluşmasına sebep olur. Başlangıçta sıcak olan bu taze levha uzantısı doğduğu volkanik (yanardağlı) bölgeden uzaklaştıkça soğur, yoğunlaşır ve çöker. Böylece ortaya upuzun bir dağ sırası çıkar. Yakınsamanın olduğu bir levha sınırında karşılaşan iki litosferden biri okyanusal diğeri kıtasal ise daha yoğun olan okyanusal litosfer, kıtasal litosferin altına dalar ve bu esnada yukarıda kalan kıtasal litosfer ciddi oranda sıkışır. Bu sıkışmanın yol açtığı kıvrımlanma ve faylanma etkisiyle kabuk kalınlaşır ve yükselir. Misal, And Dağları bu şekilde meydana gelmiştir. Fakat karşılaşan iki litosfer de kıtasal ise, kıtasal kabuk batmaz ve sıkışma daha şiddetli yaşanır. Sıklıkla bu duruma çarpışma adı da verilir. Alpler ve Himalayalar bu şekilde yükselir.

Bir kere kabuk kalınlaşmaya, ya da geniş alanlar kaplayan bir plato oluşmaya görsün… İşte o zaman tüm dünyanın dış yüzeyini dur durak bilmeden yontmaya uğraşan dış süreçler baş gösterir; su, buz, ve rüzgâr (yel) aşındırmasının güçleriyle… İşte dağlar o zaman hislerimize hitap etmeye başlar.

Yukardaki metin, iki farklı yazıdan birleştirilmiş olup, küçük değişiklikler dışında Dağ Delisi‘nin sayfasından değiştirilmeden alınmıştır.

Kaynakça
Dağ nedir ve neye dağ deriz?, 12.1.2012
Dağlar nasıl oluşur?, 12.1.2012

Leave a Reply

  1. Sitenizde yazılarıma yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Ancak bir ricam olacak: Matterhorn fotoğrafının altyazısına “Ali Değer Özbakır özel arşivinden” yazarsanız, figurlerin altına da GMT ile hazırlanmıştır notunu eklerseniz memnun olurum.

    dagdelisi