Kategori arşivi: Volkanoloji

En Büyük Denizaltı Yanardağı Tamu Masifi

Houston Üniversitesi’nden bir professör, dünyada henüz ortaya çıkarılmış en geniş tekil volkanı bulan biliminsanları ekibine başkanlık etti. Tamu Masifi olarak adlandırılan volkan, kabaca Britanya Adaları veya Nev Meksiko ya denk bir alanı kaplıyor ve güneş sisteminin en geniş volkanlarının (yanardağlarının) bulunduğu Mars’dakiler kadar büyük.

Yer ve Atmosfer Bilimleri Bölümünde profesör olan William Sager bu çalışmaya 20 yıl önce Teksas A&M Üniversitesi’nde (TAMU) başlamış. Bulgularsa 8 Eylül 2013’te Nature Geoscience dergisinde yayımlandı.

Japonya’nın 1.000 mil (1610 kilometre) doğusunda bulunan Tamu masifi, 130-145 milyon yıl önce denizaltı birkaç volkanizmasıyla biçimlenen bir denizaltı dağı olan Shatsky Yükselimi’nin en geniş yapısıdır. Tamu Masifi’nin tekil veya birkaç püskürme noktasının birleşimi olup olmadığı şu ana kadar açık değildi. JOIDES Resolution araştırma gemisi de toplanan veri ile önemli örneklemelerin birleştirilmesiyle, araştırmacılar Tamu Masifi’nin merkeze yakın bir volkandan çıkan bazalt kütlesi olduğunu doğruladılar.

Sager, “Tamu Masifi’nin yeryüzünde bulunmuş en büyük tek parça kalkan tipi volkan olduğunu söyledi. Burada daha büyük ölçekli volkanlar da olabilir, çünkü Ontong Java Platosu gibi daha büyük magmatik yapılar var. Ama, bunların tek bir volkandan mı yoksa volkanların birleşmesiyle oluşup oluşmadıklarını bilmiyoruz.”

Tamu Masifi, sadece büyüklüğüyle değil, aynı zamanda şekli ile de denizaltı volkanlarının arasında öne çıkmaktadır. Tamu Masifi, sığ ve geniş yayılıma sahiptir. Püskürttüğü lavlar, yeryüzündeki diğer volkanlara oranla daha geniş alanları kaplayabilir. Deniz tabanı, Tamu Masifi’ne oranla daha küçük binlerce denizdağı ve denizaltı volkanı barındırmaktadır.

Sager, “Tamu Masifi’nin yüksek değil ama çok geniş olduğunu, bundan dolayı da dereceli geçişli eğimlere sahip olduğunu söylemekte. Aslında volkanın kenarında durursanız, ne tarafın yüksek olduğunu söylemekte zorlanabilirsiniz. Biz, onun kalkan tipi geniş volkanı olmak için volkanın merkezinden gelen masif lav akıntılarından beslendiğini biliyoruz. Daha önce bunu bilmiyorduk, çünkü okyanus platoları, denizin altında gizlenmiş büyük yapılardır. Genelde onlar saklanmak için iyi bir yer bulurlar.”

Tamu Masifi'nin 3 boyutlu haritası (üstte), Büyük Okyanus'un kuzeybatısındaki Shatsky Yükselimi üzerindeki masif ile Mars'taki Olympus Mons'un kıyaslanması. Görüntü: William Sager (Houston Üni.)
Tamu Masifi’nin 3 boyutlu haritası (üstte), Büyük Okyanus’un kuzeybatısındaki Shatsky Yükselimi üzerindeki masif ile Mars’taki Olympus Mons’un kıyaslanması. Görüntü: William Sager (Houston Üni.)

Tamu Masifi, 120.000 milkarelik (310.800 kilometrekare) bir alanı kaplamaktadır. Yeryüzünün en geniş aktif volkanı olan Havai’deki Mauna Loa 20.000 milkarelik (51.800 kilometrekare) alanıyla Tamu Masifinin sadece % 2’si. Daha iyi bir karşılaştırma yapacak olursak, dünyadan görünebilen Mars gezegenindeki dev Olympus Mons volkanı, Tamu Masifi’nden sadece % 25 daha geniş.

Çalışma, sismik araştırma gemisi R/V Marcus G. Langseth tarafından toplanan 2010 ve 2012 tarihli veriler ile Bütünleşik Okyanus Sondaj Programı (IODP) kapsamında Expedition 324 (Shatsky Yükselim Formasyonu) çalışmasından alınan 2009 tarihli örneklere dayanmaktadır. Tamu Masifi’ndeki sondajlardan, 75 fite (23 metreye) varan kalınlıktaki kalın bazalt akıntılarından alınan karot örneklerin, masifi karakterize ettiği göstermektedir. R/V Langseth’ten alınan sismik veriler tepelerden bitişik havzalara akan lav akıntılarını doğrulayan bir volkan yapısını gösterdi.

Sager‘e göre, Tamu Masifi 145 milyon yıl yaşındadır. Oluştuğu zamandan birkaç milyon yıl sonra inaktif olmuştur. Kalınlığı yaklaşık 4 mil (6,44 kilometre) iken, zirvesi okyanus yüzeyinin 6.500 fit (1.982 metre) altındadır.

Masif, yeryüzünde bulunan denizaltı volkanlarından farklı bir şekle sahiptir ve onun masif volkanların oluşumu hakkında bilgi vermesi mümkündür. Çok büyük miktardaki magma merkezden geldi ve bu magma mantodan gelmişti. Ondan dolayı, yerbilimcilerin yer içinin nasıl çalıştığını anlaması açısından bu oldukça önemlidir.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
UH, 2013. En Büyük Denizaltı Yanardağı Tamu Masifi, çev. Tortopoğlu, B., yerbilimleri.com

Ayrıntılar
UH, Scientists Confirm Existence of Largest Single Volcano On Earth, 9 Eylül 2013

Kolombiya’daki Nevado del Ruiz Yanardağı Uyandı

Kolombiya’daki Nevado del Ruiz yanardağından kül ve duman çıkmaya devam ediyor. Yetkililer, yanardağdaki hareketlilik nedeniyle üç hafta önce verdikleri turuncu alarmın hala geçerli olduğunu söyledi. Yanardağın saçtığı küllerden etkilenen bölgede 35.000 yüz maskesi dağıtıldı. Yetkililer, 2012’nin Mayıs ayından beri kapalı olan Manizales kenti yakınlarındaki havaalanının, yanardağ kül sıçratmaya son verene kadar kapalı kalacağını söyledi.

Ülkenin orta bölgesindeki Manizales kentinde bulunan Yanardağ Gözlemevi, kül bulutlarının ve dumanların Pazar günü, 2.000 metre yüksekliğe ulaştığı belirtildi. Gözlemevindeki biliminsanları, yanardağın “günler veya haftalar” içinde patlayabileceği uyarısında bulundu.


1985’deki lahar kırmızı renkle gösterilmiş. Kaynakça: Wright and Pierson (1992)

Yanardağın eteğindeki nehir kenarında oturan ve olası bir patlamada risk altında olan yaklaşık 150 aile bölgeden tahliye edildi. Yanardağın patladığı 1985 yılında, Lagunilla nehri kıyısındaki Armero kenti, lavların erittiği kar sularının altında kalmış ve patlama sonucu oluşan çamur akıntısı (lahar) nedeniyle 25.000 kişi ölmüştü. Çamur akıntısı oluşan su akıntısının hızı saatte 60 kilometreyi bulmuştu.

Kaynakça
BBC, Kolombiya’da yanardağ hareketlendi, 18 Haziran 2012, İngilizce

El Hierro Adası Açıklarındaki Sualtı Yanardağı Faaliyete Geçti

Fas’ın batısında ve Atlas Okyanusu’nda bulunan Kanarya Adaları’nda, 40 yıl aradan sonra yeniden faaliyete geçen sualtı yanardağı nedeniyle, bölgede alarm seviyesi arttırıldı ve kırmızı alarm verildi. Yetkililer, denizaltı yanardağının çevresindeki adalarda oturan 600 kişinin tahliye edilmesine başlandığını belirtti. Tahliye edilenlerin bir kısmı adanın en büyük kenti Valverde’deki okul yurtları ve stadyumlara yerleştirildi.

İspanya’nın özerk bölgesi Kanarya Adaları’nın bir parçası olan El Hierro Adası’nın 5 kilometre açığında bulunan volkan, suyun 900 metre altında lav püskürdü. Art arda gelen 4,4 ve 3,9 büyüklüğündeki depremlerin ardından anayol üzerinde bulunan tünel kapatıldı. Uzmanlar, El Hierro Adası’nda, temmuz ayından bu yana 10.000’den fazla deprem yaşandığını belirtiyor. Denizden sülfürik gaz ve duman çıkışı kesilmedi. Şu ana kadar onlarca ev boşaltıldı. Halk, yanına alabildiği birkaç parça eşyayla evini terketti.

—Toparlanacak zamanımız olmadı. Sadece gerekenleri aldık.
—Kıyafet, ilaç, evin tapusu. Bize söylenenler bunlardı.


A small explosion (possibly 20 meters tall) at El Hierro on Nov. 8, 2011. Image courtesy of St. Thomas Productions. The triangular island of Hierro is the SW-most and least studied of the Canary Islands. The massive Hierro shield volcano is truncated by a large NW-facing escarpment formed as a result of gravitational collapse of El Golfo volcano about 130,000 years ago. The steep-sided 1500-m-high scarp towers above a low lava platform bordering 12-km-wide El Golfo Bay, and three other large submarine landslide deposits occur to the SW and SE. Three prominent rifts oriented NW, NE, and south at 120 degree angles form prominent topographic ridges. The subaerial portion of the volcano consists of flat-lying Quaternary basaltic and trachybasaltic lava flows and tuffs capped by numerous young cinder cones and lava flows. Holocene cones and flows are found both on the outer flanks and in the El Golfo depression. Hierro contains the greatest concentration of young vents in the Canary Islands. Uncertainty surrounds the report of an historical eruption in 1793.

Püskürmenin su yüzeyinden 50-100 metre altında bulunan yanardağ ağzından geldiği düşünülüyor. Patlama sonucu oluşan bazalt akıntısının, 1100-1200 C sıcaklığında olduğu ve bunun suyu 10 C kadar ısıttığı belirtiliyor. 11.000 nüfusa sahip El Hierro, volkanik faaliyetler sonucu oluşmuş bir ada. Kalkan tipi bir volkan olan El Hierro’nun en son milattan önce 550’de (± 75 yıl) patladığı biliniyor. İspanya’daki en son volkanik patlama ise 1971 yılında olmuş.

Patlamaya dair birkaç görsel için tıklayın. Bu da NASA’nın özeti ve son gelişme, buysa EuronewsTürkçe‘den..


Longer range El Hierro 4D quake plot. July through September. Quakes are shown with the island’s topology for visual reference. Two rotations; one flat profile view, one perspective view. 4D, color denotes the date of quake. Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=WTv8Axvwijs

Kaynakça
EuronewsTürkçe, Kanarya Adaları’nda volkan paniği, 20 Kasım 2011
EuronewsTürkçe, Kanarya Adaları’nda volkanik tehlike alarmı, 20 Kasım 2011
EuronewsTürkçe, Kanarya Adaları’nda volkanik hareketlilik, 20 Kasım 2011
Global Volcanism Program, Hierro, 20 Kasım 2011
Erik Klemetti, El Hierro Eruption: Quite the Jacuzzi, 20 Kasım 2011

İlk Kez Deniz Altındaki Bir Yanardağ Patlaması Tahmin (!) Edilmiş

Deniz araştırmacıları, daha önce ilk kez bir sualtı yanardağının (/volkanının) patlamasına tanık olmuşlardı.

Şimdiyse, ilk kez deniz altındaki bir yanardağ patlaması 5 yıl önceden (!) tahmin edildi. Patlama, Oregon eyaletinin yaklaşık 400 kilometre açığında Pasifik (Büyük) Okyanusu’nda gerçekleşti. Dünyanın en etkin volkanik bölgelerinden birinde bulunan Eksenel Sualtıdağı (Axial Seamount) 27 Temmuz 2011’de harekete geçti.

Yerbilimci Bill Chadwick (Oregon Üni.) ile yerdoğabilimci Scott Nooner’ın (Columbia Üni.) bu volkanı 10 yıldan uzun bir süredir izlediklerini belirtiyor. Biliminsanları, 2006’da yayımladıkları bir araştırmada (öz aşağıda), okyanus tabanında ölçüm yapan robotların elde ettiği veriler sayesinde sualtı volkanının mağma dolu olduğunu saptamışlar ve Eksenel Sualtıdağı’nın 2014’ten önce patlayacağı öngörüsünde bulunmuşlar. Bu tahminin, okyanus tabanında yapılan ve volkanın kabardığını gösteren basınç ölçümlerine dayandığı belirtiliyor. Volkan yüzeyinin bir balon gibi aşamalı olarak yılda 15 santimetre kabardığını, mağmanın volkanın ağzına doğru yükseldiği ve tepe noktasında biriktiği tespit edilmiş.

Vertical deformation monitoring at Axial Seamount since its 1998 eruption using deep-sea pressure sensors
Pressure measurements made on the seafloor at depths between 1500 and 1700 m at Axial Seamount, an active submarine volcano on the Juan de Fuca Ridge in the northeast Pacific Ocean, show evidence that it has been inflating since its 1998 eruption. Data from continuously recording bottom pressure sensors at the center of Axial’s caldera suggest that the rate of inflation was highest in the months right after the eruption (20 cm/month) and has since declined to a steady rate of ~15 cm/year. Independent campaign-style pressure measurements made each year since 2000 at an array of seafloor benchmarks with a mobile pressure recorder mounted on a remotely operated vehicle also indicate uplift is occurring in the caldera at a rate up to 22 ± 1.3 cm/year relative to a point outside the caldera. The repeatability of the campaign-style pressure measurements progressively improved each year from ± 15 cm in 2000 to ± 0.9 cm in 2004, as errors were eliminated and the technique was refined. Assuming that the uplift has been continuous since the 1998 eruption, these observations suggest that the center of the caldera has re-inflated about 1.5 ± 0.1 m, thus recovering almost 50% of the 3.2 m of subsidence that was measured during the 1998 eruption. This rate of inflation can be used to calculate a magma supply rate of 14 × 106 m3/year. If this rate of inflation continues, it also suggests a recurrence interval of ~16 years between eruptions at Axial, assuming that it will be ready to erupt again when it has re-inflated to 1998 levels.

Eksenel Sualtıdağı 1998’de patladığında kaldera oluşmuş yani büyük bir çukur meydana gelmiş ve zemin önceki konumuna göre 3,2 metre alçalmış. Bu olayı saptayan araştırmacılar, yanardağın kalderasının yeniden mağmayla dolup 1998’deki düzeye ulaştığında tekrar patlamaya hazır olacağını söylemiş. Chadwick, yanardağ patlamasını öngörmenin zor olduğunu, denizaltındaki yanardağlar hakkında ise karadakilerden daha az bilgi sahibi olduklarını ifade ediyor. Nooner da, bunun okyanus altında patlamanın tüm dönemi ölçülen ve yüzey deformasyonu (yamulması) izlenen tek yanardağ olduğunu belirtiyor.

Konu ile ilgili haber için tıklayın!


Arm of the remotely operated vehicle Jason samples freshly erupted lava on Axial Seamount, July 27, 2011. Lava erupted in April 2011 has flowed under an archway formed by an older eruption. Shimmering hot water containing white masses of microbes exits from a seafloor vent. Such so-called “snowblower” vents are seen only right after eruptions—evidence of a vast bloom created by these events. (Dave Butterfield, University of Washington. Copyright Woods Hole Oceanographic Institution)


Crew members prepare the remotely operated vehicle Jason to dive to Axial Seamount. (Bill Chadwick, Oregon State University)

In a First, Scientists Successfully Forecast Undersea Eruption
Lava Flow Is Spotted Off Oregon

Researchers returning from a cruise some 250 miles off the coast of Oregon have reported seeing a volcanic eruption on the seafloor that they accurately forecast five years ago—the first successful prediction of an undersea eruption. The event took place at Axial Seamount, one of the most active and intensely studied undersea peaks in the world.

Bill Chadwick, an Oregon State University geologist, and Scott Nooner, a geophysicist at Columbia University’s Lamont-Doherty Earth Observatory, have monitored the seamount for more than a decade; in 2006 they published a paper saying that Axial would erupt before 2014, when seafloor-surface measurements had reached a threshold indicating that the volcano had filled with enough magma to rupture.

“Volcanoes are notoriously difficult to forecast, and much less is known about undersea volcanoes than those on land, so the ability to monitor Axial Seamount, and determine that it was on a path toward an impending eruption is pretty exciting,” said Chadwick, who was chief scientist on the recent expedition.

Axial last erupted in 1998. Chadwick, Nooner and colleagues have monitored it ever since, using precise bottom-pressure sensors – the same instruments used to detect tsunamis in the deep ocean – to measure vertical movements of the floor of the volcano’s crater, or caldera, much like scientists use satellite ground-positioning instruments on land to measure movements of the ground. Before the eruption, the surface of the volcano was gradually inflating like a balloon, at the rate of 15 centimeters (six inches) a year, indicating that magma was rising and accumulating under the summit. When Axial erupted in 1998, the caldera floor suddenly deflated 3.2 meters (10.5 feet), as magma poured out onto the seabed. The scientists said that the volcano would be ready to erupt again when re-inflation pushed the caldera floor back to its 1998 level.

“Forecasting the eruption of most land volcanoes is normally very difficult at best, and the behavior of most is complex and variable,” said Nooner. “We now have evidence that Axial Seamount behaves in a more predictable way than many other volcanoes.” Nooner said this was likely due to the volcano’s robust magma supply, coupled with its thin crust, and its location on a mid-ocean ridge, where the crust is constantly spreading. On land, scientists have honed techniques for monitoring dangerous volcanoes such as Washington’s Mount Rainier and Italy’s Vesuvius. However, false alarms and nasty surprises, such as the unexpectedly powerful 1980 explosion of Washington’s Mount St. Helens, are more the rule than the exception. No two volcanoes are alike, but the research at Axial could add insights into the potential behavior of similar volcanoes, said Nooner.

The scientists discovered the eruption on July 29, while Chadwick, Nooner and University of Washington colleagues Dave Butterfield and Marvin Lilley were leading an expedition aboard the research vessel Atlantis, operated by the Woods Hole Oceanographic Institution. Using Jason, a remotely operated robot submarine, they spotted a lava flow that had not been there the year before. “When we first arrived on the seafloor, we thought we were in the wrong place, because it looked so completely different,” said Chadwick. “We couldn’t find our markers or monitoring instruments or other distinctive features on the bottom. Once we figured out that an eruption had happened, we were pretty excited.”

The eruption excited biologists, too. When undersea eruptions occur, huge amounts of heat emerge, the chemistry of seafloor hot springs changes, and pre-existing biological communities are often destroyed, while new ones form. Some species are found only right after eruptions. Butterfield has been tracking the chemistry and microbiology of hot springs around the caldera since the 1998 eruption. “The seawater within the caldera was much murkier than usual, and that meant something unusual was happening,” he said. The scientists will examine the chemistry of vent water samples and work with Julie Huber of the Marine Biological Laboratory to analyze DNA and RNA of microbes in the samples.

The team also recovered instruments, including two bottom pressure recorders and two ocean-bottom hydrophones, which showed that the eruption took place on April 6 of this year. A third hydrophone was found buried in the new lava flows. The flow was at least two kilometers (1.2 miles) long, but so far, it is hard to tell its full scope, said Chadwick. He said that it might be three times bigger than the one in 1998. The latest eruption caused the caldera floor to sink by more than two meters (six feet).

The bottom-anchored instruments documented hundreds of tiny earthquakes and sinkage of the caldera during the volcanic eruption, but those readings were not retrieved until the latest visit. On the day of the eruption, land-based seismic monitors and a hydrophone array operated by the U.S. Navy detected only a handful. Bob Dziak, an Oregon State marine geologist who monitors the Navy array, said that because the quakes detected were so few and relatively small, the team did not suspect an eruption at the time.

The scientists will measure the rate of inflation over the next few years to see if they can successfully forecast the next event. “The acid test in science – whether or not you understand a process in nature – is to try to predict what will happen based on your observations,” Chadwick said. “Now we can build on that knowledge and look to apply it to other undersea volcanoes – and perhaps even volcanoes on land.”

The study was jointly funded by the National Oceanic and Atmospheric Administration and the National Science Foundation.

Kaynakça
Columbia, In a First, Scientists Successfully Forecast Undersea Eruption, 11 Ağustos 2011 tarihinde ulaşılmış.
NTVMSNBC, Volkanın patlayacağı 5 yıl önceden bilindi, 11 Ağustos 2011 tarihinde ulaşılmış.

Antarktika Okyanusu’nda Sualtı Yanardağları Bulundu

Dünya’da buzun ve yanardağın bir arada bulunduğu herhangi bir yer sorulsa, herhalde akla gelen ilk yer, okyanus ortası sırtının bir ürünü olan, sıcak nokta, İzlanda olur..

Araştırmacılar tarafından, Antarktika (Güney) Okyanusu’ndaki Güney Sandviç Adaları’nın açıklarında daha önce var olduğu bilinmeyen 12 tane sualtı yanardağı keşfedildi. Bu keşifte kullanılan araştırma gemisindeki, deniz tabanı haritalama teknolojisi ile deniz yüzeyinin altında bulunan yanardağlar açığa çıkarıldı. Hatta bunlardan birkaçı Nemrut Dağı kadar —yer yer 3 kilometre- yüksekliğe sahipmiş. Ayrıca yıkılmış yanardağların ve su yüzeyinde görülen 7 etkin yanardağın oluşturduğu takımadaların yakınında da 5 kilometre çapa sahip yanardağ ağızları (kraterler) bulunmuş.


Büyütmek için tıklayın!
Yeni bulunan 12 sualtı yanardağı ve çevresinin batimetri haritası. Kırmızı renkli bölgeler yanardağların zirvesini, mavi renkli bölgeler okyanus tabanını temsil ediyor. Görüntü: Britanya Antarktika Araştırma Kurumu.

Yanardağ patlamaları gerçekleştiği zaman neler olduğunu ya da sualtında meydana gelen göçüklerin üretebileceği tsunami (dev dalga) gibi potansiyel tehlikelerin mekanizmasını kavramada, bu çalışmanın önemli bir yer aldığı belirtiliyor. Bunun yanı sıra, yanardağ etkinliğinden kaynaklı sıcak suların hüküm sürdüğü sualtındaki yerşekilleri ve çevresi, birçok vahşi türe zengin bir habitat sunuyorken dünyadaki yaşama dair yeni ve değerli bir anlayış daha ekliyor.

Deniz altındaki yanardağ etkinliği ile ilgili anlamadığınız birçok şey var. Muhtemelen sualtındaki yanardağlar sürekli patlıyor veya o bölgelerde çökme/göçme meydana geliyor. Yanardağları ifşa eden bu teknoloji ile elde ettiğimiz bilgiler, salt Dünya’nın evrimine dair hikâyeyi okumamıza fırsat vermekle kalmayacak. Aynı zamanda bu bilgiler, gezegenimizde popülasyonun yoğun olduğu bölgelerde yaşanan doğa kaynaklı tehlikelerin önlenmesinde biliminsanlarına yardımcı olacaktır.
—Phil Leat (Britanya Antarktika Araştırma Kurumu)


Sea-floor mapping technology reveals volcanoes beneath the sea surface. Image: British Antarctic Survey.

Hidrotermal çatlakların oluşturduğu sualtı yanardağlarının keşfi ile ilgili ayrıntılar Uluslararası Antarktika Yerbilimleri Sempozyumu 2011‘de sunulmuş. Çalışmanın sempozyumda sunulan özün aşağıda..

Volcanoes of the submarine South Sandwich arc revealed by new bathymetric survey
The South Sandwich arc, South Atlantic, a prime example of an intra‐oceanic arc in an entirely oceanic setting, has been mapped for the first time using multibeam sonar. The new survey shows nine main volcanic centers and ca. 20 main seamounts in the 540 km long volcanic arc. The central seven centers are 3‐3.5 km high and emerge as the main South Sandwich Islands. The northernmost center, around Protector Shoal, is a partly silicic cluster of seven stratovolcano seamounts and a 15 km diameter volcanic plateau. The southern center includes the newly found Adventure Caldera. The volcanoes have been affected by a range of mass wasting phenomena, including debris avalanches, slumps, erosion at sea level and sediment dispersal by mass flows. There is abundant evidence of slope instability and landsliding of volcanoes. There are abundant large, striking, wave‐like structures that have wavelengths of 2‐4 km and amplitudes of 50‐150 m on the ca. 2°‐3° submarine slopes of these volcanoes. TOPAS sub‐bottom imagery shows stratified units in the wave‐like structures that prograde downslope from wave crests and that can locally be traced from crest to crest, indicating that they are sediment waves, although modified by slumping. Sediment wave fields have central channels and originate from chutes connecting them to shallow shelves around the islands. The origin of the large volumes of sediment required to form the sediment wave fields is interpreted to result from high rates of coastal erosion. The emergent volcanoes are largely glaciated, with many glaciers discharging sediment at the coast. Coasts are unprotected from South Atlantic swell and dominated by eroding cliffs. Sediment on the shelves is discharged along the cutes as turbidity currents or other mass flows towards to sediment wave fields.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B., 2011. Antarktika Okyanusu’nda Sualtı Yanardağları Bulundu, yerbilimleri.com

Kaynakça
BAS, Underwater Antarctic volcanoes discovered in the Southern Ocean, 12 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

Bir Yanardağın Anatomisi: Eyyafyallayöküll

Ey-yaf-yal-la-yö-kül (İz. Eyjafjallajökull).. Yaklaşık 190 yıl sonra 2010’un Mart ve Nisan aylarında, İzlanda’daki Eyyafyallayöküll Yanardağı patlamıştı.. Ardından da, içindeki bütün kin ve nefreti kusan yanardağdan yayılan kül bulutu, Avrupa’daki hava ulaşımını felç etmişti.. Çıkan onca patırtıdan sonra Eyyafyallayöküll Yanardağı’nın vücut hatları ortaya koyulmuş durumda..

Eyyafyallayöküll Yanardağı’nı gözlemleyen yanardağbilimciler (volkanologlar), yanardağın patlamasına neden olan olayları aşama aşama ortaya çıkardıklarını söylüyorlar. Yanardağ, iki ana patlama evresi geçirmişti.. Buna göre, ilk olarak 1994 ile 1999 yılları arasında, yanardağın altındaki mağmanın yaptığı sokulumlar sonucu sil yapıları oluşmuş. Mağmanın sokuluma devam etmesi sonucu, sil oluşumu giderek çoğalmış ve aynı zamanda dayk yapısı da oluşmuş. Mağmanın sil ve dayk aracılığıyla yukarı çıkması sonucu dağın şekli de değişmiş. Ve beklenen son, aşağıdan eriyik malzeme geliyor.. 2010 Mart’ında, daykın yükseldiği bölgede şiddetli püskürmeler meydana gelmiş ve yanal bir patlama oluşmuş. 2010 Nisan’ında, eski mağma ile yeni mağma bir araya gelmiş ve dağın zirvesine giden bacada yol alan mağma çok şiddetli bir şekilde patlamış.

Nisan ayındaki patlamayı biraz açmak gerekirse.. Yanardağın altında en son 1820’de meydana gelen patlamadan kalma eski bir mağma odası bulunuyormuş. İşte, patlamanın çok şiddetli olmasının nedeni, mevcut durumdaki eski mağmatik kütle ile yeni mağmanın birbirine karışmasıymış. Sonuçta daha fazla gaz üreten yoğun bir karışım ortaya çıkmış.. Yanardağ şiştiği zaman, maden suyu içmez. Ee..e, o zaman biriken gaz nereye gidecek.. Bu gaz etkisi dışında patlamanın şiddetini arttıran diğer bir neden de zirvenin buzla kaplı olması ve hidrovolkanik patlama (phreatomagmatic eruption) yani işin içinde eriyik mağma dışında su da var..

Araştırmaya yürüten takımdan Freysteinn Sigmundsson (İzlanda Üniversitesi), “Her yanardağın altında musluk borularını andıran bir tesisat düzeni vardır. Biz de Eyyafyallayöküll’ün patlama sürecinin tümünü ele alan bir örnekleme ile yerin altındaki tesisatı ortaya çıkarttık.” diyor. Yanardağın altındaki büyük mağmatik sokulumun patlamanın temel nedeni olduğu belirten Sigmundsson’a göre, tesisat borularına benzetilen mekanizma düşünüldüğünden de karışık yerbilimsel mekanzimaya sahip.

Küresel konum sistemi (GPS), titreşimölçer (sismometre) ve radar görüntüsünden oluşan verileri kullanan araştırmacılar, Eyyafyallayöküll Yanardağı’nın altındaki mağmatik mekanizmanın ayrıntılı bir taslağını üretmiş. Nasıl mı.. İlk olarak GPS teknolojisiyle yanardağın üzerindeki ufak bir şekil değişikliği saptanmış. Bu önemli bir ipucu olarak algılanmış ve yanardağ farklı aygıtlarla da yakın takibe alınmış. Elde edilen tüm verilerin ışığında, eriyik halde bulunan minerallerin doldurduğu çatlak ve boşluk ağı ve bu ağı besleyen mağma odası tanımlanmış.

Eyyafyallayöküll’deki patlamanın, yanardağı bol olan İzlanda’da daha büyük çaptaki Katla Yanardağı’nda da bir patlamayı tetikleyip tetiklemeyeceğinden endişe ediliyordu. Fakat araştırmacılar, her yanadağın altında çatlaklar, boşluklar ve mağmadan oluşan tesisatın, birbirinden çok farklı yapıda olduğunu söylüyorlar.


Click to enlarge! / Büyütmek için tıklayın!

Artist’s conception illustrating the three-dimensional geometry of the plumbing (left) and timing of events (right column) at Eyjafjallajökull volcano in Iceland. The complicated plumbing inside the volcano consists of inter—connected conduits, sills, and dikes that allow magma to rise from deep within the Earth. The first three panels in the time series show distinct episodes of magmatic intrusions that caused measurable deformation and seismic events in 1994, 1999, and in the first several months of 2010. No eruptive activity occurred during this period of unrest. Each intrusive episode inflated a different section of the plumbing, drawn and modeled as sills at approximately 5 km depth. The fourth panel illustrates the first eruption, between 20 March and 12 April 2010, when basaltic magma (orange) erupted onto the Earth’s surface on the flank of the mountain. The fifth panel shows the second eruption, between 14 April and 22 May, when a different type of magma (trachyandesite, shown in red), erupted explosively at the ice-capped summit (1600 m elevation). The interaction of magma and ice initially increased the explosive activity, generating a plume of particles that rose as high as the 30,000-foot flight level and disrupted air traffic across Europe for weeks. Illustration by Zina Deretsky (National Science Foundation)

Intrusion triggering of the 2010 Eyjafjallajökull explosive eruption
Months of volcanic restlessness preceded the eruptions this spring of Icelandic volcano Eyjafjallajökull, providing insight into what roused it from its centuries of slumber.

An international team of researchers analyzed geophysical changes in the long-dormant volcano leading up to its eruptions in March and April 2010. In a study published in the Nov. 18 issue of the journal Nature, the scientists suggest that magma flowing beneath the volcano may have triggered its reawakening.

“Several months of unrest preceded the eruptions, with magma moving around downstairs in the plumbing and making noise in the form of earthquakes,” says study co-author Kurt Feigl, a professor of geoscience at the University of Wisconsin-Madison. “By monitoring volcanoes, we can understand the processes that drive them to erupt.”

Freysteinn Sigmundsson, lead author on the peer-reviewed paper, has been working in collaboration with Feigl and colleagues from Iceland, Sweden, and the Netherlands for over two decades, watching more than a dozen active volcanoes in Iceland as they deform, using a combination of satellite imaging and GPS surveying. In their Nature paper, they found that Eyjafjallajökull swelled for 11 weeks before it began to erupt in March 2010. The eruption culminated 18 years of intermittent unrest — but no eruptions.

“If you watch a volcano for decades, you can tell when it’s getting restless,” Feigl says.

Eyjafjallajökull had shown similar signs of stirring in 1994 and 1999. In late summer 2009, a subtle shift at a GPS station on Eyjafjallajökull’s flank prompted the study’s lead author, Freysteinn Sigmundsson, and his colleagues to begin monitoring the mountain more closely. Then, in early January 2010, the rate of deformation and the number of earthquakes began to increase. As the deformation and seismic unrest continued, the researchers installed more GPS stations near the mountain. Just a few weeks later, the instruments detected more rapid inflation, indicating that magma was moving upwards through the “plumbing” inside the volcano.

By the time the volcano began to erupt on March 20th, the volcano’s flanks had expanded by more than six inches as magma intruded into the dike and sill structures, as shown in the illustration.

Surprisingly, the rapid deformation stopped as soon as the eruption began. In many cases, volcanoes deflate as magma flows out of shallow chambers during an eruption. Eyjafjallajökull, however, maintained basically the same inflated shape through mid-April, when the first eruption ended.

After a two-day pause, the volcano began to erupt again on April 22nd. This time, the lava broke out through a new vent under the ice-capped summit of the mountain. This second eruption exploded as gas escaped from bubbles in the magma, fragmenting the rock into tiny particles, called “tephra”. Aggravating the explosion, steam blew out of the vent as hot lava melted a pathway through the ice in a matter of days. The resulting plume rose high into the atmosphere, disrupting air traffic over Europe for weeks and stranding millions of travelers.

Why did Eyjafjallajökull erupt when it did? The geologic processes that trigger an actual eruption are not yet well understood, says Feigl. “We‘re still trying to figure out what wakes up a volcano.”

To begin to answer this question, the scientists suggest that magmatic intrusions deep within the volcano started the processes leading to the eruption. “It was the meeting of two different magma types, one residing under the summit area, and another in the evolving intrusion, that triggered the explosive eruption, ” says Sigmundsson.

They are currently studying the structures inside the volcano, such as magma chambers and intrusive conduits, by extracting information from the sensors installed around Eyjafjallajökull.

“The explosiveness of the eruption depends on the type of magma, and the type of magma depends on the depth of its source,” Feigl says. “We’re a long way from being able to predict every eruption, but if we can visualize the plumbing inside the volcano, then we’ll improve our understanding of the processes driving volcanic activity.”

Satellite radar images were obtained from TerraSAR-X, a satellite mission operated by the German Space Agency (DLR) since 2007. Funding for the scientific response to the 2010 eruption was provided by a RAPID grant from the U.S. National Science Foundation, as well by the Icelandic Research Fund, the University of Iceland, and the Icelandic government.

The paper, including a complete list of authors, is available from Nature.
Other data concerning the eruption are available.
– Co-author Páll Einarsson says that Eyjafjallajökull is not a difficult word.

Kaynakça
Amos, J., 2010. Scientists picture Icelandic volcano’s ‘plumbing’, Science & Environment, News, BBC, London, England, accessed at November 21st 2010.
BBCTürkçe, 2010. Yanardağa musluk tamircisi gibi bakan İzlandalı ekip, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 20 Kasım 2010 tarihinde ulaşıldı.
Sakai, J., Deretsky, Z., Sigmundsson, F. and Feigl, K. L., 2010. Intrusion triggering of the 2010 Eyjafjallajökull explosive eruption, People in the News, Department of Geoscience, University of Wisconsin-Madison, Madison, Wisconsin, USA, accessed at November 20th 2010.

Eyyafyallayöküll’den Yayılan Kül Bulutları Avrupa’da Hava Ulaşımını Felç Etti

İzlanda’daki Eyjafjallajoekull (Eyyafyallayöküll) buzulunun altındaki yanardağın yeniden canlanmasının ardından, buzulda erime meydana geldi. Bu erimenin yol açtığı seller yüzünden, İzlanda’nın güney batısında yaşayan 800 kişi evlerinden tahliye edildi. Şimdiyse yanardağdan çıkan ufak kaya parçacıkları tüf ve küllerin bölgesel etkileri hissediliyor düzeye erişti.


Bu konu ile ilgli görüntüler için http://www.facebook.com/video/video.php?v=113857265309975, http://www.facebook.com/video/video.php?v=114177241944644

İngiltere, İrlanda, Norveç, Danimarka, Belçika, Hollanda, Litvanya ve Finlandiya’da hava sahası kapatıldı. İsveç, Almanya ve Fransa ise hava sahalarını kısmen kapattı. Kuzey İrlanda ve İskoçya’da kül bulutunun tehlikesi azaldıkça bazı uçuşlara izin verildi.

Kuzey ve Batı Avrupa’da hava sahalarının büyük bölümünün kapalı olması yüzünden, Avrupa ve dünya çapında yüzbinlerce yolcunun bu durumdan etkilendiği kaydedildi. Uzmanlarsa, yanardağdan çıkan ufak kaya parçacıklarının uçak motorlarını tıkayabileceğini belirtiyorlar. Avrupalı yetkililer, rüzgârın az olması nedeniyle bulutun yavaş ilerlediğini ve hâlâ çok yoğun olduğunu belirtiyor.

1982 yılında British Airways’e ait bir uçak, bir yanardağdan yükselen kül bulutu içinden geçerken, dört motoru birden durmuş. Uçak çok fazla yükseklik kaybından sonra yeniden çalışan motorları sayesinde uçmaya devam etmiş.

“Good evening ladies and gentlemen. This is your captain speaking. We have a small problem. All four engines have stopped. We are doing our damnedest to get them going again. I trust you are not in too much distress.”
– Captain Eric Moody, flight announcement, 24 June 1982.

Kül bulutunun ekonomik açıdan etkileri de ortaya çıktı. British Airways’in hisseleri % 1, Lufthansa’nın hisseleri % 1,5, Air France-KLM’nin hisseleri ise % 1,8 düşüş gösterdi. Meteoroloji yetkilileri, yanardağdan yükselen küllerin dağılmasının günler alabileceğini belirtiyorlar. Yaşanan kaos yüzünden havayolu şirketleri günde 130 milyon sterlin zarar ediyor. Öte yandan yolcuların alternatif arayışı sonucu kaydığı demiryolları şirketlerinin bilet satışlarında ise patlama oldu.

Son haberlere göre kül bulutundan etkilenen ülkeler..

Hava Sahasını Kapatan Ülkeler
Avusturya, Belçika, Bosna-Hersek, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Almanya, Macaristan, İrlanda, Letonya, Hollanda, Polonya, Slovakya, Slovenya, İsveç, İsviçre, Ukrayna, İngiltere

Hava Sahasını Kısmen Kapatan Ülkeler
Belarus, Hırvatistan, Fransa, İtalya, Litvanya, Norveç, Sırbistan

Hava Sahası Uçuşa Açık Olan Ülkeler
İspanya, Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye

Yerden yaklaşık 5.000-10.000 metre yükseklikte etkili olan rüzgar, güney yönden estiğinden Türkiye ve Güney Avrupa’ya şimdiye kadar volkanik küller gelmedi. İzlanda’daki yanardağdan Avrupa’ya yayılan küllerin Salı günü Türkiye’ye ulaşması bekleniyor. Volkanik küllerin içinde silisyumdioksit, kükürt ve karbondioksit bulunduğundan özellikle toprak, bitki ve tarihi eserlere büyük zarar veriyor. Ülkenin büyük bölümünde Salı’dan itibaren Cuma’ya kadar (20-23 Nisan 2010) yağmur olacak. Bu yağmurlar volkanik küller birleşince asit yağmurlarına dönüşecebilecek. Yağmurun vücudumuza değmesini engellemek gerektiğinden muhakkak şemsiye kullanılması gerekiyor. Ayrıca deriyle teması önlemek için şemsiye dışında başka koruyucular da yararlı olabilir.

Kaynakça
BBCTürkçe, 2010. Havacılık hisseleri düşüyor, Ekonomi, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2010/04/100416_airline_shares.shtml, 16 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. Avrupa hava sahası bugün de felç, Avrupa, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100416_volcano_europe_update.shtml, 16 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. Avrupa hava sahasında uçuş yasağı sürüyor, Avrupa, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100417_volcanic_ash.shtml, 17 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
Çalışkan, D., 2010. Kül geliyor, asit yağmuruna dikkat!, Türkiye, NTVMSNBC, İstanbul, Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25083178, 17 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.