Earth System Sciences News

Archive for the ‘Sondaj (/Delme)’ Category

Nankai Çukuru: Hedef Depremin Merkezi

Tuesday, April 22nd, 2008 |

Avrupa Yerbilimleri Birliği’nin (EGU) yıllık toplantısında, deprem ve tsunami (dev dalga) oluşturan en etkin bölgelerden biri olan, Nankai Çukuru’nda (bkz. Şekil 1) yürütülen çalışmanın ilk aşaması sunuldu. (Black, 2008)


Şekil 1. Tectonics Around Japan
1. Philippine Sea Plate, 2. Pacific Plate, 3. North American Plate, 4. Eurasian Plate. The drilling (red dot) will cut to the interface of the Eurasian and Philippine plates. (bcc.co.uk, 2008)

Projenin (NanTroSEIZE) hedefi, 6 kilometre derinliğe sensör (alıcı) yerleştirerek, bölgedeki sarsıntıları önceden haber veren bir uyarı sistemi kurmak. Bu kapsamda şimdilik 1.4 kilometre uzunluğunda sondaj yapılmış durumda. 6 kilometreye ise 2010-2012 yıllarında ulaşılması hedefleniyor. (NanTroSEIZE, 2008; Sakai, 2007)

Masataka Kinoshita, (JAMSTEC) “Sondajla elde edilen örnekler sanki bir insanmış gibi, bilgisayarlı tomografi ile taranarak 3 boyutlu görüntüleri çıkarılıyor” diyor. Bu yöntemle, dalma-batma bölgelerinin anlaşılması ya da stratigrafik olarak birim değişikliklerinin anlaşılması amaçlanıyor. Verileri daha doğru yorumlamak için, örneklerin özellikle stres (~basınç, yamulma) altındaki bölgeleri gözlemleniyor.

Nankai Çukuru daha önce, 1944 yılında Tonankai’de 8.1 büyüklüğünde ve 1946 yılında Nankaido’da 8.1 büyüklüğünde meydana gelen depremlerin merkez üssünü oluşturmuştu. 2004 yılında Sumatra Adasında meydana gelen 9.1 büyüklüğündeki deprem ve ardından meydana gelen tsunami felaketinin kaynaklandığı Sunda Çukuru’nunda benzer mekanizmaya sahip olduğu belirtiliyor.

Harold J. Tobin (University of Wisconsin-Madison), “Büyüklüğü sekiz ya da dokuzun üzerinde olan depremlerin hemen hepsi, denizde oluyor. Bu yüzden depremlere yol açan plaka sınırlarını; gerçek fay hatlarını incelemek için denizde çalışmamız gerekiyor” diyor. (BBCTürkçe, 2008)

Araştırma, Çikyu (Chikyu) adlı gemi ile yapılıyor. Nankai Çukuru’nda gelecek otuz yıl içinde büyük bir depremin meydana gelme olasılığının yüzde 50′den fazla olduğu belirtiliyor.


Şekil 2. Çalışmanın Yol Haritası. Nankai Çukuru, Japonya. (NanTroSEIZE, 2008)

İlk ağızdan haber ve video için news.wisc.edu/14202 (İngilizce)
Nankai Çukuru Deprem Üreten Bölge Deneyi (NanTroSEIZE) ile ilgili daha fazla bilgi için. (İngilizce)

Kaynakça:
BBCTürkçe, 2008, Depremin merkezine yolculuk, bbcturkish.com, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Black, R. 2008. First contact to earthquake zone, Britanya Radyo Televizyon Kurumu, bbc.co.uk, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NanTroSEIZE, 2008. First Access to the Megathrust Earthquake Zone, Çikyu Seferleri, Japon Deniz, Yerbilimleri ve Teknoloji Ajansı, Japonya, jamstec.go.jp/chikyu/eng/expedition/nantroseize, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Sakai, J. 2007. Deep-sea drilling expedition off Japan seeks earthquake, tsunami causes, Viskansın-Medisın Üniversitesi Haber Sayfası, ABD, news.wisc.edu, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.

Güler, B. 2008. Nankai Çukuru: Hedef Depremin Merkezi, yerbilimleri.com

Cehenneme Açılan Kapı

Thursday, March 27th, 2008 |

Türkmenlerin “Cehenneme Açılan Kapı” adını verdiği, 35 yıldır için için yanan doğalgaz rezervi (/birikintisi, yığını), sondaj yapan yerbilimciler tarafından bulundu. (bkz. Şekil 1, 2) Bu rezerv, kamp alanındaki sondaj malzemelerinin yerin dibine gitmesi sonucu bulundu. Yeraltındaysa, büyük bir mağaranın olduğunu düşünülüyor. Ne kadar doğalgazın yandığıysa bilinmiyor.


Şekil 1. İçten içe yanan doğalgaz (Daşoğuz - Türkmenistan) Fotoğraf: John H. Bradley


Şekil 2. Google Earth kullananlar, 40 15′ 10″ N, 58 26′ 28″ E koordinatlarında yanan bölgeyi görebilir. Fotoğraf: John H. Bradley

Dünyada çapında da benzer olaylar yaşanmış. Çin, Hindistan, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya, Venezüella, Avustralya, Güney Afrika, Almanya, Romanya ve Çek Cumhuriyeti’nde büyük ya da küçük çapta yeraltında kömür yangınları meydana gelmiş. (bkz. Şekil 3)


Şekil 3. Dünya çapında yeraltında çıkan kömür yangınları

İçten içe yanan kömür madenlerindeki yangınlar, kömür damarlarında ya da kömür yataklarında yüzeyden veya etraftan emilen oksijenle (oksidasyon) başlıyor. Tepkime sonucu kömürün sıcaklığı giderek artıyor ve yaklaşık 80 °C’ye ulaşan kömür yanmaya başlıyor.

Bu yangınlar, etrafa ölümcül gazlar da salıyor. Hatta yeraltında boşluklar oluşturup, ani çökmelere neden oluyor. Önlem alınmazsa, ciddi yaralanmaların ve ölümcül olayların olmaması içten bile değil. (bkz. Şekil 4)


Şekil 4. Uyarı tabelası (Centralia/Pensilvanya/ABD)

Bunun dışında bu yangınlar, insanlar, kömürün bulunduğu yer, kömürün yaşı, karbondioksit (CO2), metan (CH4), nitrojen oksitler (NOx), nitro oksit (N2O), karbonmonoksit (CO), sülfür dioksit (SO2) gibi gazlar ve diğer tetikleyici etkenlere bağlı olarak da çıkabiliyor.

Kaynakça:
Englishrussia.com, 2008. Darvaz: The Door to Hell, englishrussia.com, 27 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Kuenzer, Claudia (Lead Author); Galal Hassan Galal Hussein (Topic Editor). 2008. “Coal fires.” In: Encyclopedia of Earth. Eds. Cutler J. Cleveland (Washington, D.C.: Environmental Information Coalition, National Council for Science and the Environment). [First published in the Encyclopedia of Earth March 16, 2007; Last revised January 8, 2008; Retrieved March 27, 2008], www.eoearth.org, 27 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. Cehenneme Açılan Kapı, yerbilimleri.com

Yeraltı Suyu Sondajı: Yaşamı Tekrar Tekrar Üretmek

Thursday, December 21st, 2006 |

Kendisini tanımaktan ve öğrencisi olmaktan onur duyduğum rahmetli hocamız İhsan KETİN “Genel Jeoloji” kitabının giriş bölümünde mesleğimizi ne güzel tarif eder. “Jeoloji mühendisinin laboratuvarı tabiattır. Yüksek dağların zirveleri, derin vadilerin yamaçları, çöllerdeki kumullar ve nihayet bütün yeryüzü onun çalışma sahalarıdır. Jeoloji, bir ilim olarak arz kabuğunu incelerken, bu kabuk içerisine gizlenmiş olarak bulunan maden, su, kömür ve petrol gibi çeşitli yeraltı servetlerine de özel bir ilgi göstererek bunların teşekkülü ve dağılış şartlarını ve iktisadi durumlarını inceler. Bundan başka yeraltı sularının aranması ve çıkarılmasında, sondaj ve temel tekniğinde, baraj, tünel, şose, demiryolu inşaatında doğrudan doğruya jeolojinin ana prensiplerinden faydalanır, bu gibi işler jeolojik etütlere istinat ettirilir”.

Evet sevgili genç kardeşlerim ve müstakbel meslektaşlarım, değerli hocamın sözlerinin altını çizdiğim kısmı benim meslek hayatımın ışığı oldu ve tam 22 senedir “Yeraltı sularının aranması ve çıkarılmasındaki sondaj işleriyle” uğraşıyorum. Öncelikle şunu belirteyim ki, bu yazı genelde teknik bir yazı olmayacak. Sizlere genellikle sondaj, özellikle de içme suyu şantiyelerinde sizleri bekleyen şartları ve oradaki yaşantıyı anlatacağım. Yani daha özet bir deyimle, olaya sosyal açıdan yaklaşmak istiyorum. İçme suyu sondajı lafını kasıtlı olarak kullandım. Bunun iki nedeni var: Öncelikle, kendim en baştan beri içme suyu sondajı içindeyim, ikincisi ise içme suyu sondajının, belki de mesleğimizin en halkla direkt ilişkili daha başka bir değişle en toplumsal konusu olmasıdır. İller Bankası Genel Müdürlüğü makine ve sondaj dairesinde 1985 senesinde İzmir Selçuk’ta başlayan sondaj maceram kesintisiz süreç sonunda bu sene 22. seneye girdi. Bu satırları okuyan siz sevgili genç dostlarımın büyük bir çoğunluğu ben bu işe başladığımda henüz dünyaya gelmemişti bile. İller Bankası, Belediyelere teknik hizmet vermek için kurulmuş bir devlet dairesi olduğundan, bu 22 senenin tamamı Türkiye’nin dört bir yanındaki Belediyelere içme suyu sondajı yapmakla geçti. İsterseniz önce çok kısa bir şekilde olayın teknik yönünden bahsedelim. Yer üstü suları yetersiz kaldığında, jeolojik, jeofizik ve hidrolojik etütler sonucu tespit edilen noktada derin kuyu açma olayına hidrojeolojik sondaj veya yeraltı suyu sondajı adı verilir. İşte bu yeraltı suyu sondajlarından içme suyu sondajının, yukarda da belirttiğim üzere özel bir konumu vardır. Zira içme suyu ihtiyacı genelde toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı tek tek şahıslardan ziyade, bir belde, bir toplu konut, bir askeri kışla ve bunu gibi insanların toplu halde yaşadığı ortamlar hissetmektedir. İşte böyle bir girişi yaparak gelelim olayın detaylarına ve beni 22 senedir bu olguya bağlayan özellik ve güzelliklere.

Her şeyden önce olayın adı yoruma gerek bırakmıyor: “İçme Suyu Sondajı”. Yani yaşamın iki temel maddesi olan hava ve sudan bir tanesini insanların, yani yaşamın hizmetine sunuyorsunuz. Tabi bu çıkan sudan, hayvanların ve bitkilerin faydalanması da işin cabası olacaktır. Benim yaşadığım örnekler hep Belediyelerle ilgili olduğundan, oldukça fazla sayıda beldeyi ve kişiyi suya kavuşturmanın mutluluğunu yaşamış bir meslektaş ağabeyiniz olarak, bu uğraşın acı ve tatlı yanlarına geçelim isterseniz. Dediğim gibi sonuçta dünyanın en tatlı meyvesini yani hayatı, ihtiyacı olanlara hediye ettiğiniz bir sektörden bahsediyorum. O insanların gözlerindeki merak ve endişe, size karşı olan sevgi ve saygıyla öyle birleşir ki, o duyguyu ben hayatımın hiçbir alanında yaşamadım. Daha o beldeye geldiğiniz andan itibaren ilgi ve merak konusu olmuşsunuzdur artık. Özelliklede suya çok fazla ihtiyaç duyan kadınlar, bambaşka bir heyecanla sizleri ve çalışmalarınızı takip etmektedirler. Kırşehir’deki bir belde başkanının dediği gibi “Şefim hadi erkeler neyse de, kadınları gördüm mü kaçak delik arıyorum” esprisi olayı herhalde çok güzel anlatmaktadır.

İşimizin ikinci güzel bir yanında bir yerde kalıcı olmamasıdır. Yani ülke kazan biz kepçe, suya kimin ihtiyacı varsa biz oradayızdır. Daha net bir deyimle bütün kültürlerle direkt olarak iç içe olma şansını elde edersiniz. Güzelliklere devam edelim. Su sondajı içi A’dan Z’ye Jeoloji Mühendisinin inisiyatifinde olan bir iştir. Yerleşme, delme ve numune takibi, teçhiz, çakıllama, inkişaf ve pompaj aşamalarında oluşan bir sondaj sürecinin tek hâkimi Jeoloji Mühendisidir. Gelin biraz daha Polyanacılık oynayalım ve küçük mutluluklarla hayatın nasıl güzelleşeceğini ispat edelim. Düşünün, dışarıda lap lapa kar yağıyor ve siz şantiye çadırındasınız, gürül gürül yanan sobanın üstünde çay demleniyor ve o çayın nefis kokusu etrafa yayılırken elinizde bir kitapla, nöbetçinin yatağına uzanmış ve dışarıdan gelen sondaj gürültüsünü dinliyorsunuz. Sondajda gürültü hiç bitmez. Sondaj makinesi, kaynak makinesi, kompresör, jeneratör gibi iş aletlerinden biri mutlaka faaliyettedir ve kendi senfonisini sürdürmektedir. Kuyuda istenilen sonuç elde edilmiş, yani insanlar suya kavuşturulmuştur. Görün o zaman siz şenliği: davullar, zurnalar, halaylar, kurbanlar, ziyafetler ve bol bol da en içten şekilde söylenen “Allah sizden razı olsunlar” vs.

Velhasıl siz ne yapmışsınızdır biliyor musunuz. Toprak ananın bağrında yatan suyu, bir annenin göğsündeki süte benzetirseniz, işte siz bu suyu bebeğine süt veren bir anne gibi, toprak anadan alıp o ihtiyaç sahiplerine sunmuşsunuzdur. Yani, doğayla insanın en zorlu ve en gerekli mücadelesi olan yeraltı suyu sondajını başarıp hayatın devam etmesini sağlamışsınızdır.

Şimdiye kadar ne güzel şeylerden bahsettik değil mi dostlar. Ama yukarda bir şey demiştim hatırlıyor musunuz, “mesleğin acı ve tatlı yanları”. Her madalyonun bir arka yüzü olduğu gibi, sondajcılık hayatımın da acı yanları öyle yabana atılacak gibi değildir. Her şeyden önce işin teknik süreci tam bir stres kaynağıdır. Zira yeraltında yapılan bir işlem asla hata kabul etmez. Bir yanlış karar veya bir anlık gaflet bütün bir sürecin sıfırlanması demektir. Yani, şantiye şefi olan Jeoloji Mühendisinin hata yapma hakkı yoktur. Zira bu hatanın telafi olasılığı çok düşüktür. Takım kesme, takım sıkıştırma, eğri delme, boru düşürme… ve bunu gibi üst başlıklarla toparlanacak bu problemler her sondajcının korkulu rüyasıdır. Hem teknik hem de ekonomik açıdan büyük sorumluluklar getirecek bu hatalardan kaçınmak için, mesleğini çok iyi bilmek, süreci doğru takip etmek ve çok iyi bir ekip çalışmasını organize etmek gerekmektedir. Sondaj, tamamen bir ekip işidir. Sondörü ve işçi kadrosu bilinçli ve disiplinli olan bir şantiyenin ve şantiye şefinin işi de ona göre düzgün olacaktır. Olayın teknik olduğu kadar sosyal zorlukları da bulunmaktadır. Öncelikle aile hayatını oldukça zorlayan sondaj şantiyeleri, bir de gittiğiniz yerdeki sosyal ve şahsi zorluklar eklenince daha da zor hale gelmektedir. İnsanların suya ihtiyacının zamanlaması olmayacağına göre, içme suyu sondajları da, yılın her mevsiminde ve her şartta sürecektir. Bazen eksi derecelerde kar altında, bazen gök boşalırcasına bir yağmur altında, bazen de dayanılmaz sıcaklıklarda süren bu olayda seçme şansı sizin değil suya ihtiyacı olan belde ve insanlarındadır.

Sondaj şantiyelerinin en önemli sorunlarında biri de barınma problemidir. Bazen lüks bir otelde kalınacağı gibi bazı yerlerde de normal şartlarda adım bile atmayı düşünemeyeceğiniz bir yerde ikamete mecbur kalabilirsiniz.. Daha çok özel sektörün tercihi ise kuyu başında kurulan karavan ve çadırlardır. Bu barınma sorununa bağlı olarak ortaya çıkan yeme, içme, ısınma, banyo, tuvalet ve bunu gibi günlük doğal ihtiyaçlarda şantiye şefinin becerisine bağlı olarak çözüm beklemektedir.

Sondaj şantiyelerinde düzenli mesai anlayışını yerleştirmek çok zordur. Başlayan ve devam eden herhangi bir işlem sona ermeden işe son verilemez. Özellikle yukarıda bahsettiğim problemlerden biri oluşmuşsa, o sorunu çözmeden şantiye mahallindeki iş bırakılamaz. Gün olur sıkışan veya kesilen bir takımı kurtarmak için sabaha kadar, hatta günlerce ara vermeden uğraşmak gerekir. Böyle durumlarda işçiler sırayla dinlenebilirler ama şantiye şefinin böyle bir şansıda yoktur. Zaten olayın sorumluluğunu ve psikolojisini yaşayan şantiye şefinin bir de fiziksel olarak yorgunluğunu düşünün diyeceğim ama bence hiç düşünmeyin daha iyi. En iyisi hiç bu durumlara düşmemek diyorsanız, o zaman, daha öncede söylediğim gibi mesleğinize ve ekibinize iyi hâkim olmanız ve sondajın can damarı olan “tasarımı” çok iyi yapmanız gerekmektedir. Zira sondaj satranç gibidir ve rakibinizde yeraltıdır, yani görünmeyen bir rakiple karşı karşıyasınızdır. Bu nedenle hamlelerinizi önceden tasarlayıp çok dikkatli ve bilinçli hareket etmeniz gerekmektedir. Bunun tek yolu da üniversitede aldığınız bilgileri daha sonra kuyu başı gözlem ve tecrübelerinizle birleştirip, bir çeşit mektepli ve alaylı sentezi yapmanızdan geçmektedir. Başta dediğim gibi yazımız teknik anlamda bir yazı olmadığından bu teknik detaylara girmiyorum. Ama özelliklede bu işi yapmak durumunda kalacak arkadaşlarıma naçizane bir tavsiyem olacaktır. Oraya, yani şantiyeye sakın bilgi ve öz güven anlamında donanımsız gitmeyin. Çünkü orada sizi yıllarını bu işe vermiş alt kadro elemanları beklemektedir. Herhalde bu son satırlarda neyi kastettiğimi çok iyi anladınız.

Sevgili genç dostlarım daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Dilerim bahsettiğim olumsuzluklarla gözünüzü korkutmadım. İsterseniz olaya şöyle bakıp işi yumuşatalım. Bu sondajcılık olayı dediğim kadar zor ve stresli bir olay olsaydı, ben 22 sene bu işin içinde olur muydum. Aslında olayın özü nedir biliyor musunuz. Her gittiğiniz mekânın ve her açtığınız kuyunun ayrı bir hikâyesi vardır. Bu hikâyenin, yani bu sürecin tatlı veya acı geçmesi, yukarıda anlatmaya çalıştığım üzere bazen size bazen sizin çevrenizdeki etkenlere bağlıdır.

Her işte olduğu gibi bu alanda da önce yaptığın işi sevmek ve onu bilinçli bir şekilde yapmak gerekmektedir. Bilmiyorum bu yazının sonucunda müstakbel bayan meslektaşlarım ne düşüneceklerdir. Zira sektörümüzde bayan mühendis hemen hemen hiç yok gibidir. Ama neden olmasın sorusunun cevabını ise siz sevgili genç bayanlara bırakıyorum.

Su sondajcılığının özellikle de İçme Suyu Sondajcılığının ölümsüz, hatta gittikçe daha fazla ihtiyaç duyulacak bir alan olduğu ve insanlar var oldukça su ihtiyacının süreceği gerçeğinden yola çıkarak, sizler için geniş bir iş alanı sunan mesleğimizin bu dalına ilginizi çekebildiysem ne mutlu bana.

Bütün hakları, Osman Sungur ECEMİŞ’e aittir.

Bu Alana Reklam Ver!

E-Posta Abonesi Ol!

ya da e-postanızı girin:  
Arama: