Kategori arşivi: Paleontoloji

Çin’de Primat Fosili Bulundu: Archicebus achilles

opzioni binarie strategia 30 secondi

http://freedommemorialpark.com/?goreche=conto-demo-operazioni-binarie&419=46 conto demo operazioni binarie

binär optionen affiliate programm Archicebus achilles fosilinin, mikrotomografi taramasıyla elde edilen yeni görüntüsü.
Görüntü: Paul Tafforeau/Xijun Ni

excellent exam answers biol 101 quiz 8

торговля бинарными опÃ

خيارات الإشارات الثنائية يوميا مجانا

http://ayto-daganzo.org/?kefir=opzioni-binarie-forexinfo&19d=27 opzioni binarie forexinfo

Fosil örneğini önce Fransa’daki Avrupa Radyasyon Sinkrotronu Tesisi bünyesinde yeralan modern tesislerde çok yüksek çözünürlükte taramadan geçiren araştırmacıların bu yolla elde ettikleri, 3 boyutlu dijital yeniden yapılandırma, biliminsanlarına son derece küçük ve kırılgan yapıdaki Arkisebus fosili hakkındaki karmaşık ayrıntıları çıkarma imkanı verdi.

Xijun Ni başkanlığında uluslararası bir bilim ekibince yapılan çalışma, Nature adlı bilim dergisinde yayımlandı.

The oldest known primate skeleton and early haplorhine evolution
Reconstructing the earliest phases of primate evolution has been impeded by gaps in the fossil record, so that disagreements persist regarding the palaeobiology and phylogenetic relationships of the earliest primates. Here we report the discovery of a nearly complete and partly articulated skeleton of a primitive haplorhine primate from the early Eocene of China, about 55 million years ago, the oldest fossil primate of this quality ever recovered. Coupled with detailed morphological examination using propagation phase contrast X-ray synchrotron microtomography, our phylogenetic analysis based on total available evidence indicates that this fossil is the most basal known member of the tarsiiform clade. In addition to providing further support for an early dichotomy between the strepsirrhine and haplorhine clades, this new primate further constrains the age of divergence between tarsiiforms and anthropoids. It also strengthens the hypothesis that the earliest primates were probably diurnal, arboreal and primarily insectivorous mammals the size of modern pygmy mouse lemurs.

hügel strategie 60 sekunden trade Ayrıntılar
AA, 55 milyon yaşında primat fosili bulundu, 8 Haziran 2013
Natura, Oldest primate skeleton unveiled, 8 Haziran 2013

3,5 Milyon Yıl Önce İnsansı Canlıların Beslenme Şekli Değişmiş

Araştırmacılar, Doğu Afrika’da bulunan 11 çeşit insansı ve primatların fosilleşmiş diş minelerini inceledi. Nesli tükenmiş ilk insan fosillerinin dişleri üzerinde yapılan incelemeler, insansıların 3,5 milyon yıl önce beslenme zincirine otsu bitkileri ve muhtemelen hayvanları da eklediğini ortaya koydu. Daha önce insansı canlılar, günümüzde goril ve şempanzelerin diyetine benzeyen ormandan edinilmiş bitkilerle besleniyordu.

İnsanın ilk ataları bugünkü şempanzeler gibi ormanlarda yaşıyor ve ağaç, çalı ve ot yaprakları ile meyveleri yiyerek besleniyordu. Fakat biliminsanları, Australopithecus afarensis ve Kenyanthropus platyops adlı iki türde bu durumun 3,5 milyon yıl önce değiştiğini gözlemledi. Bu türler diyetlerine ot, saz ve muhtemelen hayvanları da dahil ediyor, Afrika’nın ağaçlı çayırlıklarında yaşamaya başlıyordu.

Araştırmacılar, 1,4-4,1 milyon yıl öncesi yaşamış 11 türe ait 175 insansı canlıdan örnekler inceledi. Bu canlıların dişlerinin kimyasal yapısı ve içerdiği karbon izotopları incelenerek beslenme alışkanlıkları konusunda fikir edinildi.

besin

Isotopic evidence of early hominin diets
Carbon isotope studies of early hominins from southern Africa showed that their diets differed markedly from the diets of extant apes. Only recently, however, has a major influx of isotopic data from eastern Africa allowed for broad taxonomic, temporal, and regional comparisons among hominins. Before 4 Ma, hominins had diets that were dominated by C3 resources and were, in that sense, similar to extant chimpanzees. By about 3.5 Ma, multiple hominin taxa began incorporating 13C-enriched [C4 or crassulacean acid metabolism (CAM)] foods in their diets and had highly variable carbon isotope compositions which are atypical for African mammals. By about 2.5 Ma, Paranthropus in eastern Africa diverged toward C4/CAM specialization and occupied an isotopic niche unknown in catarrhine primates, except in the fossil relations of grass-eating geladas (Theropithecus gelada). At the same time, other taxa (e.g., Australopithecus africanus) continued to have highly mixed and varied C3/C4 diets. Overall, there is a trend toward greater consumption of 13C-enriched foods in early hominins over time, although this trend varies by region. Hominin carbon isotope ratios also increase with postcanine tooth area and mandibular cross-sectional area, which could indicate that these foods played a role in the evolution of australopith masticatory robusticity. The 13C-enriched resources that hominins ate remain unknown and must await additional integration of existing paleodietary proxy data and new research on the distribution, abundance, nutrition, and mechanical properties of C4 (and CAM) plants.

ABD Ulusal Bilimler Akademisi Yayınları (PNAS)’nda yayımlanan araştırmayı kaleme alanlardan biri olan Zeresenay Alemseged (Kaliforniya Bilimler Akademisi) şunları söyledi: “ iqoption contatti Bir organizmanın fizyolojisini, davranışını ve çevre ile etkileşimini etkileyen en önemli faktör beslenme olduğu için, bu çalışma bize, evrimimizi biçimlendiren mekanizmalara dair önemli bulgular sunacaktır.” Matt Sponheimer (Kolorado Üviversitesi) ise besin maddelerindeki bu genişlemenin insansıların çeşitlenmesinde önemli bir unsur olduğunu vurguladı.

Araştırmacılar, bu kadar geniş primat türlerinin nasıl olup da eşzamanlı olarak varlık gösterdiği sorusunu uzun zamandır cevaplamaya çalışıyor. Biliminsanları, bunun kısmi yanıtının bu canlıların aynı besin maddeleri için rekabet etmemesinde yattığını düşünüyor.

Yeni çevrelerin ve yeni besinlerin keşfi ile insanlık tarihindeki değişiklikler arasında bağlantı kurulabileceğini gösteren bu araştırmanın, günümüz insanın evriminde bir adımı daha aydınlattığına inanılıyor.

olagligt att beställa Viagra på nätet Ayrıntılar
BBC, İnsanın atası 3,5 milyon yıl önce beslenmesini değiştirdi, 7 Haziran 2013
BBC, Human ancestors’ diet changed 3.5 million years ago, 7 Haziran 2013

Kaplumbağa Kabuğunun Evrimi Açıklığa Kavuştu

Kaplumbağaların kabuklarının nasıl bir evrim süreci sonunda oluştuğu biliminsanlarını uzun süredir meşgul eden bir bilimsel bilmeceydi. Ancak yapılan yeni bir araştırma, ‘bağa’ adı verilen kemiksi kabuğun oluşumu hakkında yeni bilgilere ulaşılmasını sağladı.

Araştırmacılar, soyu tükenmiş bir Güney Afrika sürüngeninin fosilleşmiş iskeletinin, 30-55 milyon yıllık bir evrim dönemiyle ilgili bilgiler sağladığını açıkladılar. Yaklaşık 260 milyon yıllık olduğu düşünülen fosil, kaplumbağaların atası olarak tanımlanan Eunotosaurus’a ait. Bu fosilin, yakın zamanda bulunan ve aynı soydan gelen bir başka fosille belirgin farklılıklar gösterdiği belirtiliyor.

GraphicalAbstract-final
Eunotosaurus ile güncel bir kaplumbağanın karşılaştırılması.

Eunotosaurus yaklaşık yüz yıl önce keşfedilmişti ancak son araştırmaya kadar bu sürüngenin diğer kaplumbağa fosilleriyle bir karşılaştırması yapılmamıştı. Kaplumbağaların kabukları yaklaşık 50 kemikten oluşuyor. Kaburgalar, omuz kemikleri ve omurlar birbirine kaynayarak bu sert kabuğu oluşturuyor.

Bu kabuğun nasıl oluştuğu kaplumbağa embriyoları incelendiğinde açık şekilde görülüyor. Önce omuz kemikleri genişliyor ardından da omurların genişlemesi tamamlanıyor. Son olarak tüm bu kemikler bir dış zarla sarılıyor ve sertleşiyor.

Araştırmayı yürüten ekipten Tyler Lyson (Yale Üniversitesi) “Kaplumbağa kabukları son derece karmaşık bir yapıya sahip. İlk kez 260 milyon yıl önce Permiyen Dönemi’nde oluşmaya başladı” dedi. Bundan 210 milyon yıl önce yaşamış bir kaplumbağanın fosili, oluşumunu tamamlamış bir kabuğa sahip. Ancak yaklaşık bu kaplumbağadan 10 milyon yıl önce yaşayan ve Çin’de bulunan Odontochelys semitestac olarak adlandırılan bir başka fosilde ise kabuğun tam oluşmadığı görülüyor. Eunotosaurus, bilimadamlarına, farklı dönemlere ait fosilleri karşılaştırma olanağı sağlıyor.

eunotosaurus_iskleti
Eunotosaurus’un iskeletinin görüldüğü fosil. Görüntü: Tyler Lyson

Lyson, “Eunotosaurus’ın sırtında tıpkı günümüzde yaşayan kaplumbağalarınkine benzer T şeklinde 9 büyük kaburga kemiği bulunuyordu. Ancak Eunotosaurus’ın omurgaları ile kaburgaları birbirine kaynamamıştı ve kaburgaları arasında diğer hayvanlarda görülen kaslardan bulunmuyordu” diye açıklıyor farklılıkları.

Kaburgaların solunum sisteminde önemli bir işleve sahip olduğuna işaret eden Lyson, “Kendisini korumak için kaburgalarından vazgeçen kaplumbağaların nefes almak için başka bir yol bulmaları gerekiyordu. Bunu da karın bölgelerinde eşi benzeri olmayan bir kas bağı geliştirerek başarmışlar. Bu bağ, kaplumbağanın akciğerleri ile diğer organlarını sarmalayarak nefes almalarına yardımcı oluyor” dedi.

Lyson, koruma sağlayan kabuğun aynı zamanda içerdiği demir, potasyum ve magnezyumun laktik asit birikimini önlemesi sonucu kaplumbağanın diğer omurgalılara oranla su altında daha uzun süre kalmasına yardımcı olduğunu vurguladı.

Evolutionary Origin of the Turtle Shell
The origin of the turtle shell has perplexed biologists for more than two centuries. It was not until Odontochelys semitestacea was discovered, however, that the fossil and developmental data could be synthesized into a model of shell assembly that makes predictions for the as-yet unestablished history of the turtle stem group. We build on this model by integrating novel data for Eunotosaurus africanus—a Late Guadalupian (∼260 mya) Permian reptile inferred to be an early stem turtle. Eunotosaurus expresses a number of relevant characters, including a reduced number of elongate trunk vertebrae (nine), nine pairs of T-shaped ribs, inferred loss of intercostal muscles, reorganization of respiratory muscles to the ventral side of the ribs, (sub)dermal outgrowth of bone from the developing perichondral collar of the ribs, and paired gastralia that lack both lateral and median elements. These features conform to the predicted sequence of character acquisition and provide further support that E. africanus, O. semitestacea, and Proganochelys quenstedti represent successive divergences from the turtle stem lineage. The initial transformations of the model thus occurred by the Middle Permian, which is congruent with molecular-based divergence estimates for the lineage, and remain viable whether turtles originated inside or outside crown Diapsida.

opcje binarne naciaganie Ayrıntılar
BBC, Kaplumbağa kabuğunun evrimi çözüldü, 1 Haziran 2013
BBC, How the turtle got its unique hard shell, 1 Haziran 2013

Çin’de Bilinen İlk Kuş Türü Bulundu: Aurornis xui

Çin’deki kazılarda yapılan keşif, dünyanın en eski kuşu olarak kabul edilen Archaeopteryx’i ikinci sıraya itti. Paleontologlar, Aurornis xui adı verilen yeni bir kuş türünün Archaeopteryx’ten 10 milyon yıl önce yaşadığını belirtti.

Çin’in Liaoning eyatindeki Yaoluguo kentinde yapılan kazılarda buluanan Aurornis xui adı verilen kuş, tarihin bilinen ilk kuş türü unvanını elde etti. Aurornis xui, aynı zamanda ‘kuş mu yoksa tüylü dinozor mu’ tartışması yapılan Archaeopteryx’in de tekrar kuş haritasına eklenmesini sağladı.

Strattera salu İlk olarak 1861 yılında keşfedilen Archaeopteryx, biliminsanlarında dünyanın en eski kuşu olarak kabul edilmişti. Ancak 2011’de yapılan filogenetik analizler, Archaeopteryx’in kuş değil, tüylü dinozor olduğuna işaret etti.

aurornis_xui
Aurornis xui fosili. Görüntü: Thierry Hubin/IRSNB.

Analizlerin doğru olması halinde, uçabilme özelliğinin omurgalılarda en az dört kez evrim geçirdiği ortaya konmuş olacaktı. Ancak yeni bir tüylü hayvanı ortaya çıkaracak fosil keşfinin bu düşünceyi çürütebileceği belirtilmişti. Aurornis xui, tahminleri doğruladı.

Bir sülün büyüklüğünde olan Aurornis xui, uzun pençelere ve kuyruğa sahipti. Kuyruğundan gagasına olan uzunluğu 50 santimetre olan kuşun ön ve arka ayakları Archaeopteryx ile benzerlik gösterirken, ilkel bir kemik yapısı ortaya koyduğu belirtildi.

Yaoluguo’nun tortul kayalıklarında 153-165 milyon yıl önce oluştuğu düşünülen fosil, Yizhou Fosil ve Jeoloji Park’ında görevli biliminsanları tarafından bir fosil tüccarından satın alındı.

Hakkındaki araştırma Nature dergisinde yayımlanan Aurornis xui, 10 milyon yıl farkla Archaeopteryx’ten daha yaşlı bir kuş olarak belirlenirken, takipçisini de yeniden kuş alemine kazandırdı.

A Jurassic avialan dinosaur from China resolves the early phylogenetic history of birds
The recent discovery of small paravian theropod dinosaurs with well-preserved feathers in the Middle–Late Jurassic Tiaojishan Formation of Liaoning Province (northeastern China) has challenged the pivotal position of Archaeopteryx, regarded from its discovery to be the most basal bird. Removing Archaeopteryx from the base of Avialae to nest within Deinonychosauria implies that typical bird flight, powered by the forelimbs only, either evolved at least twice, or was subsequently lost or modified in some deinonychosaurians. Here we describe the complete skeleton of a new paravian from the Tiaojishan Formation of Liaoning Province, China. Including this new taxon in a comprehensive phylogenetic analysis for basal Paraves does the following: it recovers it as the basal-most avialan; it confirms the avialan status of Archaeopteryx; it places Troodontidae as the sister-group to Avialae; it supports a single origin of powered flight within Paraves; and it implies that the early diversification of Paraves and Avialae took place in the Middle–Late Jurassic period.

‘Şafak kuşu’ anlamına gelen Aurornis’in fosili, kuşun kuyruğu, boynu ve göğsüne ait izleri barındırıyor. Fosili inceleyen araştırma ekibinde yer alan paleontolog Gareth Dyke (Southampton Üniversitesi), “Çok önemli bir fosil elde ettik… Aurornis, dünyanın en eski kuşu olarak bilinen Archaeopteryx’i arkasına itti” dedi.

Her ne kadar yeniden kuş olduğu belirtilse de, Archaeopteryx’in tüylü dinozorlardan Troodontidae’ye olan benzerliği de gözardı edilmiyor. Paul Barrett (Londra Doğal Tarih Müzesi), “Anatominin çok küçük, ezoterik özelliklerini tartışıyoruz… Kuş orijinin etrafında yer alan bu canlılar kuşa benzeyen ama aslında kuş olmayan dinozorlar” dedi ve “vücuttaki sadece bir veya iki değişimin, canlının ait olduğu türü değiştirebileceğine” dikkat çekti. Ayrıca Barrett, “Kuşların sınıfına giren canlılar kanatları, kalçaları, göğüs kasları ve omuz yapıları gibi uçmalarını sağlayan anatomik özelliklere sahip olmalı” ifadesini kullandı.

Atarax köpa generiska utan recept Ayrıntılar
BBC, Archaeopteryx restored in fossil reshuffle, 30 Mayıs 2013
Guardian, Early bird beat Archaeopteryx to worm by 10m years, 30 Mayıs 2013
Nature, New contender for first bird, 30 Mayıs 2013
NTVMSNBC, Dünyanın en eski kuşu bulundu, 30 Mayıs 2013

Kapadokya’da Gergedan Fosili Bulundu: Ceratotherium neumayri

Günümüze ulaşan fosillerin sadece yüzde ikisi volkanik kayalar içinde hapsolmuş durumda. Buna rağmen, biliminsanları zor bir keşif gerçekleştirerek, Kapadokya ignimbiritleri içinde saklı olan 9,2 milyon yıllık bir gergedan kafatası bulmayı başardılar.

Biliminsanları, Nevşehir’in Gülşehir ilçesine bağlı Karacaşar beldesinde yapılan çalışmalarda çok nadir rastlanan bir fosil keşfetti. Kafatası kalıntısının, milyonlarca yıl önce Akdeniz’de yaşayan iki boynuzlu gergedan türü Ceratotherium neumayri’ye ait olduğu belirtildi. Gergedanın volkanik kayalarda hapsolan kafatasını inceleyen araştırmacılar, Ceratotherium neumayri’nin, İtalya’nın antik Pompei kentinde milattan sonra 79 yılında yaşanan Vezüv Yanardağı patlamasına benzer, çok büyük doğal afette öldüğünü belirttiler.

Yanardağ patlamasıyla etrafa saçılan lavlardan kaçamayan Ceratotherium neumayri, sıcaklığı 400-450 °C dereceye varan lavların altında kalarak çok hızlı ve acı dolu bir ölüm yaşadı. Gergedan, lavlarla beraber öldüğü yerden yaklaşık 30 kilometre öteye sürüklendi. Ceset, aşırı sıcaklık nedeniyle kupkuru olurken, gergedanın kafatası volkanik kayalarda hapsoldu. Araştırma ekibi, gergedanın aşırı sıcaklık altında ‘piştiğini’, volkanik akıntının da bu esnada kafatasını vücuttan ayırdığını belirtti. Kıtaların hareketini devam ettirdiği milyonlarca yılın ardından, gergedandan geriye kalan kalıntılar Nevşehir sınırları içinde bulundu.

PLoS ONE dergisinde yayımlanan araştırmada (öz aşağıda), bu tür bir fosile oldukça nadir rastlandığı belirtiliyor. Araştırmacılar, yumuşak dokuya sahip canlıları daha önce de volkanik kayalarda tespit etmişti. Ancak çok yüksek ısının genelde organik materyalleri kısa sürede yok etmesi, volkanik kayalarda fosil bulunması ihtimalini de çok azaltıyor.


Detail of the exposure (a), showing the cerebellar section of the Ceratotherium neumayri cranium cropping out in the bank of the stream (b), and the right angulus mandibulare as later appearing during the extraction process (c). Note the presence of bone fragments to the left of the skull (i.e. South to it) and of centimetric whitish pumice clasts both within and around the cerebellar area (b, c). Karacaşar exposure, Cappadocia, Central Anatolia, Turkey.

Background
Preservation of fossil vertebrates in volcanic rocks is extremely rare. An articulated skull (cranium and mandible) of a rhinoceros was found in a 9.2±0.1 Ma-old ignimbrite of Cappadocia, Central Turkey. The unusual aspect of the preserved hard tissues of the skull (rough bone surface and brittle dentine) allows suspecting a peri-mortem exposure to a heating source.

Methodology/Principal Findings
Here we describe and identify the skull as belonging to the large two-horned rhinocerotine Ceratotherium neumayri, well-known in the late Miocene of the Eastern Mediterranean Province. Gross structural features and microscopic changes of hard tissues (bones and teeth) are then monitored and compared to the results of forensic and archaeological studies and experiments focusing on heating effects, in order to reconstruct the hypothetical peri-mortem conditions. Macroscopic and microscopic structural changes on compact bones (canaliculi and lamellae vanished), as well as partial dentine/cementum disintegration, drastic enamel-dentine disjunctions or microscopic cracks affecting all hard dental tissues (enamel, cementum, and dentine) point to continued exposures to temperatures around 400–450°C. Comparison to other cases of preservation of fossil vertebrates within volcanic rocks points unambiguously to some similarity with the 79 AD Plinian eruption of the Vesuvius, in Italy.

Conclusions/Significance
A 9.2±0.1 Ma-old pyroclastic density current, sourced from the Çardak caldera, likely provoked the instant death of the Karacaşar rhino, before the body of the latter experienced severe dehydration (leading to the wide and sustainable opening of the mouth), was then dismembered within the pyroclastic flow of subaerial origin, the skull being separated from the remnant body and baked under a temperature approximating 400°C, then transported northward, rolled, and trapped in disarray into that pyroclastic flow forming the pinkish Kavak-4 ignimbrite ~30 km North from the upper Miocene vent.

الخيارات الثنائية تنزيل البرامج مجانا Kaynakça
NTVMSNBC, Nevşehir’de 9.2 milyon yıllık fosil bulundu, 23.11.2012
Antoine P-O, Orliac MJ, Atici G, Ulusoy I, Sen E, et al. (2012) A Rhinocerotid Skull Cooked-to-Death in a 9.2 Ma-Old Ignimbrite Flow of Turkey. PLoS ONE 7(11): e49997. doi:10.1371/journal.pone.0049997, 23.11.2012