Kategori arşivi: Astrojeoloji

Mars’ta Perklorat Bulundu

“Kızıl gezegen” olarak da bilinen Mars’ın toprağını 2008’in mayıs ayından beri inceleyen “Zümrüd-ü Anka” (Phoenix) adlı robotun, Mars toprağında hayatın oluşumunu oldukça güç hale getiren bir kimyasal madde bulduğu bildirildi.

Bilim adamlarının Mars’ın kuzey kutbu yakınında, Dünya’dakini andıran ve yeşil bezelye ve şalgam yetiştirmeye elverişli araziler bulunduğu yönünde daha önce yaptıkları açıklamalara karşın, yapılan ikinci laboratuvar testleri, Mars toprağında kimyasal olarak aktif ve son derece yakıcı bir tuz olarak bilinen “perklorat” maddesinin bulunduğunu ortaya çıkardı. Bilim adamları bulunan maddenin perklorat olduğunun doğrulanması halinde Mars toprağının hayat oluşumu için daha önce inanılandan daha az elverişli olduğunun açıklık kazanacağını söylediler.

Bu görüntü, Mars yüzeyinden alınan örneğin Optik Mikroskoba gitmeden önce geçikilmiş. NASA'nın Phoenix Mars Robotu'nun güneş panelleri ve robotun kepçeyle aldığı örnek görülüyor. Görüntü: NASA/JPL-Caltech/Arizona Üniversitesi/Teksas A&M Üniversitesi
Bu görüntü, Mars yüzeyinden alınan örneğin Optik Mikroskoba gitmeden önce geçikilmiş. NASA’nın Phoenix Mars Robotu’nun güneş panelleri ve robotun kepçeyle aldığı örnek görülüyor. Görüntü: NASA/JPL-Caltech/Arizona Üniversitesi/Teksas A&M Üniversitesi

Görüşüne başvurulan, ancak Mars’taki araştırma ile ilgisi bulunmayan Brown Üniversitesinden bir jeolog olan Joh Mustard, bütün veriler belli olana kadar Mars toprağının potansiyel olarak hayatın oluşumunu destekleme ihtimalinin saklı tutulmasını kaydederek, “ancak ilk bakışta bu tepkisel bir bileşik. Bu genelde hayatın oluşumu ile ilgisi olmayan bir madde” diye konuştu.

Perklorat maddesinin Dünya’da hem doğal halde hem de insan yapısı bir zehirleyici madde olarak, bazen toprakta ve yerüstü sularında bulunduğuna işaret eden uzmanlar, katı roket yakıtının ana maddesini oluşturan bu maddenin, havai fişeklerde ve diğer patlayıcı maddelerde kullanılan bir madde olduğuna dikkati çektiler.

Bu haber, AA, CNNTÜRK, NASA, NTVMSNBC ve TRT sitelerinden derlenmiştir.

Phoenix Donmuş Yerleri Törpülüyor

NASA’nın Mars’ta bilimsel araştırmalarını sürdüren Phoenix uzay aracı, Kızıl Gezegen’in yüzey tabakasının altındaki kaya gibi sert buz katmanını başarıyla delerek, robot kol kepçesiyle buz ve donmuş toprak numunesi topladı.

NASA’dan yapılan açıklamada, buz tabakasının Phoenix’in kepçesiyle kazabilmesi için fazla sert olduğu belirtilerek, bu nedenle kepçenin arkasında bulunan ve özel olarak üretilen matkap gibi bir delgi kullandığı kaydedildi.

Sol 50 adlı bu görüntü, NASA’nın Phoenix (Zümrüdü anka) Mars Yüzeyinin Steryo Görüntü görevinin 50. gününde çekildi. Araçın kazmaya yarayan robot kollarının açtığı delik.  Bu delik yaklaşık 1 santimetre açıklığa sahip. Görüntü.t: NASA/JPL-Caltech/Arizona Üniversitesi/Teksas A&M Üniversitesi
Sol 50 adlı bu görüntü, NASA’nın Phoenix (Zümrüdü anka) Mars Yüzeyinin Steryo Görüntü görevinin 50. gününde çekildi. Robotun kazmaya yarayan kepçe kollarıyla açtığı delik görülüyor. Bu delik yaklaşık 1 santimetre açıklığa sahip. Görüntü.t: NASA/JPL-Caltech/Arizona Üniversitesi/Teksas A&M Üniversitesi

Phoenix’in dün gece Dünya’ya geçtiği görüntü ve veriler de toprak numunesinin kepçenin içinde olduğunu doğruladı ve toplandıktan saatler sonra hafifçe değiştiğini gösterdi.

Dünyada buz havaya maruz kaldığında erirken, Mars’ta da katı durumdan gaz durumuna geçiyor.

Mars programında çalışan bilim adamlarının resmen “Pamuk Prenses” adını verdikleri ve geçen hafta sonu ile bu hafta başında genişletme çalışması yaptığı çukurda matkapla iki ayrı delik açan Phoenix’in buz toplama denemesi, numune toplamada delme yönteminin testiydi.

Aynı yöntem, önümüzdeki günlerde yeni numuneler toplanması ve toprakta yaşam için gerekli organik veya karbon temelli bileşenleri analiz etmeye yönelik TEGA (Thermal and Evolved Gas Analyser – Termal ve Gelişmiş Gaz Çözümleyici) fırınının girişindeki eleğe konması için kullanılacak.

NASA’nın Houston’daki Johnson Uzay Merkezi’nde yer alan Phoenix bilimsel araştırma ekibinden Richard Morris, çok başarılı bir deneme yaptıklarını belirterek, verilerin Phoenix’in fırınlarına konacak numunede yeterince buz kalacağını gösterdiğini kaydetti.

Phoenix, Pamuk Prenses çukurunu genişletme ve yeni bir dizi buz tabakası delme çalışmalarını sürdürecek.

Bu haber, CNNTÜRK, NASA ve NTVMSNBC sitelerinden değiştirilmeden alınmıştır.

Mars’ın Güneyi Bir Zamanlar Sular Altındaymış

Amerikalı bilim adamları, Mars’ın güneyinin büyük bölümünün milyonlarca yıl sular altında bulunduğu ve teoride yaşama evsahipliği yapabilecek bir ortam oluşturduğunu belirttiler.

İngiliz Nature dergisinde yarın yayınlanacak bir bilimsel makalenin yazarları, Rhode Island eyaletinin Brown Üniversitesi’nden araştırmacılar, Kızıl Gezegen’in yörüngesindeki Amerikan sondası Mars Reconnaissance Orbiter’ın (MRO), gezegenin güneyindeki platoların binlerce noktasında, kumullarda, vadilerde ya da kraterlerde, suyun kimyasal eylemine tanıklık eden killi tipte mineraller olan “fillosilikat” izlerini tespit ettiğini bildirdiler.

Bu sonuçların karaların oluştuğu 4,6 ila 3,8 milyar yıl önceki Noachien döneminde, olası yaşama izin verecek zengin bir çevre çeşitliliği gösterdiğini belirten bilim adamları, özellikle kraterlerde bulunan ve çoğunlukla bir göktaşının çarpması sonucu kayaların 5 kilometreye varan derinliğe yuvarlanarak oluşturduğu sivri tepecikleri incelediler.

Araştırma ekibinin sorumlusu gezegen jeolojisi Profesörü John Mustard, “Bizim incelediğimiz bu işaretleri, bu kadar derinlikte bu mineralleri (fillosilikat) su oluşturmuş olmalı” diye konuştu.

Daha önce göl olan Jezero Krateri’ndeki deltanın geliştirilmiş renkli görüntüsü. Araştırmacılar, antik nehirlerin kil benzeri mineralleri (görüntüde yeşil) gölün içine taşıdığını ve bunun deltaya şekil verdiğini belirtiyor. Killer organik maddeleri saklama ve hapsetme eğilimindedir. Bu yüzden, deltalar antik yaşamın işaretlerini bulabileceğimiz önemli bir yer. Görüntü: NASA/JPL/JHUAPL/MSSS/Brown Üniversitesi
Mars’ın Nili Fossae bölgesine ait üç boyutlu görüntüde mesa yamaçları ve derin vadi boyunca fillosilikat [levha silikatları (fuşya ve mavi tonlarında)] yoğunluğu görülmektedir. Gezegenin erken dönemlerindeki fillosilikat bolluğu, suyun arazideki mineral çeşitliliği üzerinde büyük bir rol oynadığını gösteriyor. Görüntü: NASA/JPL/JHUAPL/MSSS/Brown Üniversitesi

Bu minerallerin göreli olarak düşük, 100 ila 200 santigrat derecede oluştuğunu ve bunun Mars yüzeyinin sadece rutubetli değil, aynı zamanda göreli olarak mutedil olduğunu gösterdiğini ifade eden bilim adamları, Mars’ta uzak bir geçmişte suyun varlığına, Kızıl Gezegen’in yüzeyine kondurulan robotlar ve yörüngesindeki uzay araçlarının gözlemleriyle de daha önce tanıklık edildiğini kaydettiler.

NASA kısa süre önce, Phoenix uzay aracının bilimsel incelemelerinin, Mars’ın kutup bölgesinde buzun varlığını ortaya koyduğunu açıklamıştı.

Mars’ın bazı bölgelerini kaplayan okyanusların nasıl ortadan kaybolduğu sorusuna ise gezegen bilimciler, çok yoğun olan atmosferin giderek değişerek ve alçalarak, suyun uzaya doğru buharlaşarak kaybolduğu tahminiyle yanıt veriyorlar.

Bu haber, CNNTÜRK, NASA ve NTVMSNBC sitelerinden derlenmiştir.

Mars’ın Gençliği Dünyaya Çok Benziyor

”Anka Kuşu” Phoenix uzay aracının bu sabaha karşı tüm zorluklarına karşın başarıyla indiği, Güneş sisteminin dördüncü büyük gezegeni Mars, büyük olasılıkla gençliğinde dünyaya çok benziyordu.

Bilim insanları, Kızıl Gezegen’in 4 milyar yıl önce sıcak ve rutubetli olduğunu, daha sonra bir çöl soğuğunun hakim olduğunu, nefes alınamaz hale geldiğini düşünüyor.

Dünya ya da Mars? Dünya fotoğrafı: Filipe Alves, Mars fotoğrafı: Mars Exploration Rover Mission, JPL, NASA

Dünya’nın atmosferi yüzde 78 oranında azot ve yüzde 20.6 oranında oksijenden oluşmasına karşılık, Mars’ınki yüzde 95 oranında karbondioksit (CO2), yüzde 2.7 oranında azot, yüzde 1.6 argon ve yüzde 0.13 oranında oksijen ile eser miktarda su buharından oluşuyor.

Mars’ın Phobos ve Deimos isimli iki küçük ve şekilsiz doğal uydusu bulunuyor ve bunların büyük olasılıkla çekim gücüyle yörüngeye giren asteroidler olduğu sanılıyor.

Yüzölçümü dünyadaki kıtaların toplam yüzölçümüne yakın olan Mars, yoğunluğu Güneş sistemi gezegenleri içinde en zayıf olması nedeniyle kütlesi Merkür’ün iki katı olmasına karşılık daha az çekim gücüne sahip.

Ekseninin eğikliği dünyanınkine yakın olan Kızıl Gezegen’in birbirlerinden farklı mevsimleri de bulunuyor. Bir değer ortak nokta da Mars gününün dünya gününden sadece 40 dakika fazla olması.

Ancak Mars’ın Güneş çevresinde katettiği mesafe dünyanınkinin 1.5 katı olması nedeniyle Mars yılını da neredeyse dünya yılının iki katı (687 gün) yapıyor.

Eliptik yörüngesinin ise Güneş’e çok belirgin şekilde yaklaşıp uzaklaşmasından ötürü yüzey sıcaklığı -120 derece ile 25 derece santigrat arasında değişen Mars’ın kutup bölgeleri de farklı bileşenlerden oluşuyor.

Güney kutbunun pek az su ile CO2‘den, kuzeyin ise buzdan oluştuğu tahmin ediliyor. Kışın CO2 atmosferi yoğunlaşıyor ve kutup bölgelerinin büyük bölümünü 10 cm kalınlığında bir karbonik kar tabakası ile kaplanmasına neden oluyor.

Güneş sisteminin en yüksek dağ oluşumlarına sahip Mars’ta Olimpos dağı 600 km çapı ve 25 km yüksekliğiyle dikkat çekiyor. Bacası 85 km genişliğinde ve 3 km derinliğindeki Olimpos dağı tüm Güneş sisteminin en büyük volkanı unvanına sahip bulunuyor.

10 km yüksekliğinde ve 4 bin km genişliğinde lav akıntılarından oluşan dev bir kümbetin bulunduğu Mars’ta 7 km derinliğinde, 4 bin km uzunluğunda kanyonlar ve 6 km derinliğinde 2 bin km çapında bir kraterde bulunuyor.

Kızıl Gezegen’deki erozyon izleri, tortu birikintileri, eski kıyıların izleri, kuru nehir yatakları Mars’ın yüzeyinin geçmişindeki büyük miktardaki suların aktığını gösteriyor.

Dünya gibi füzyon halindeki demir alaşımlı çekirdeği ve ince kabuğu bulunan Mars’ın çekirdeği de büyük miktarda kükürt içerdiğinden bu gezegenin düşük çekim gücünü açıklıyor.

“Kızıl Gezegen” ismini yüzeyindeki minerallerde bulunan demiroksitten (hematit) kaynaklanan kırmızı renginden alan Mars, George Wells’in 1898’de yazdığı ünlü “Dünyalar Savaşı” romanıyla halkın hayal gücünde bir heyecan yaratmıştı.

Mars’ın Tuzlu Toprağı Dünya Toprağına Benziyor
NASA’nın bir ay önce Mars’a gönderdiği ve gezegen üzerindeki araştırmalarını sürdüren Phoenix uzay aracı, Mars toprağının tuzlu ve Dünya üzerindeki toprağa benzer bir yapısı olduğunu tespit etti.

Bilimadamları, son bulguların, Mars üzerinde ilkel yaşam formları gelişmesine uygun koşulların olabileceği yönündeki umutları artırdığını kaydetti.

Mars araştırmalarını yürüten ekipten Tufts Üniversitesi uzmanı Samuel Kounaves, Mars toprağının yapısının “zehirli” olduğu yolunda bir veriye rastlanmadığını, aksine yaşam formlarının gelişmesine uygun göründüğünü söyledi.

Geçen hafta, yüzeyin altında buz olduğu yolunda kanıtlar bulan uzay aracı Phoenix, Mars yüzeyinde şu ana kadar, canlı varlıkların temel yapı maddesi olan “organik karbon” tespit etmedi. Karbon içermeyen mineralleri belirlemek için planlanan son deneyin sonucunda Mars toprağının, magnezyum, sodyum, potasyum ve klorür içerdiği belirlendi.

Kounaves, Dünya’daki içinde hiç organik madde bulunmayan toprak çeşidinin de benzer özellikler taşıdığını, bazı bitkilerin böyle bir ortamda yetiştirilebildiğini ve bazı bakterilerin de büyüyebildiğini kaydetti.

Uzmanlar, Mars toprağındaki minerallerin yaşam formlarını destekleyebileceğini söylemek için yine de çok erken olduğunu belirtiyor.

Bu haber, AA, CNNTÜRK ve NTVMSNBC sitelerinden değiştirilmeden alınmıştır.

Güneş Sisteminin En Büyük Krateri Mars’ta Mı?

Mars’ta bir göktaşının çarpmasıyla oluşmuş dev bir krater keşfeden Amerikalı astronomlar, bunun Güneş Sisteminin en büyük krateri olduğunu ve aynı tarihlerde Dünya üzerinde meydana gelen benzer bir olayda Ay’ın oluştuğunu düşünüyorlar.

Mars’taki Galle krateri, “mutlu yüz”. Görüntü: ESA

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) bir ekibin geliştirdiği yeni bir yöntemle yapılan gözleme göre, bu çarpışmanın etkisiyle oluşan ve şu anda kısmen silinen yaklaşık 10 bin kilometre uzunluğundaki eliptik biçimli krater, Kızıl Gezegenin Tharsis bölgesinde bulunuyor.

Amerikalı bilim adamları İngiliz Nature dergisinde yayımladıkları bilimsel makalelerinde, asteroidin çarpmasının Mars’ın yarıkürelerinden birinin diğerinden neden daha alçak ve daha ince kabuklu olduğunu açıkladığını düşünüyor.

Kızıl Gezegenin iki yarıküresi arasındaki fark, hala çözülmemiş sorulardan biri. Mars’ın ovalardan oluşan kuzey yarıküresi kısmen daha düzken, güney yarıküresi kuzeye göre daha ince kabuklu ve daha dağlık araziden oluşuyor.

Bilim adamları bununla ilgili iki teori sunarken, birinden birini seçmek için şimdiye dek hiçbir kanıt elde edilemedi. Bunlardan biri, Mars’a dev bir asteroid ya da kuyrukluyıldız çarpması; diğeri, gezegenin mantosunun büyük ölçüde yükselmesi.

Araştırmanın başındaki Profesör Jeffrey Andrews-Hanna, “kuzey havzası” adını verdikleri ve düzgün olmayan bir çarpmayla oluşan bu dev kraterin, Güneş Sisteminde şimdiye dek bilinen en büyük kraterin dört katı büyüklüğünde olduğunu belirtti.

Dergideki ikinci bir makalede de, California eyaletinin Pasadena kentindeki California Institute of Technology’den (Caltech) bir ekip, üç boyutlu simülasyonların yardımıyla, çarpmanın açısını, hızını ve göktaşının büyüklüğünü hesapladı.

Buna göre, çarpmanın açısı 30 ila 60 derece, hızı saniyede 6 ila 10 kilometre ve gökcisminin çapı bin 600 ila 2 bin 700 kilometre Santa Cruz’daki California Üniversitesinden üçüncü bir ekip de, çarpışmanın etkisiyle Mars kabuğunun tepkisini incelemek için bir model oluşturdu.

Bilim adamları, modellerinde bu çarpışmanın etkisiyle gözlemlenen kraterle aynı büyüklükte bir çukur oluştuğunu, Kızıl Gezegenin geçmişte olduğu gibi manyetik alanının değiştiğini ve düzlüklerin oluştuğunu gördü.

Bu haber, CNNTÜRK ve Zaman sitelerinden değiştirilmeden alınmıştır.

Phoenix Mars’ta Buz Buldu

NASA’nın Mars’a gönderdiği uzay aracı Phoenix, kızıl gezegenin yüzeyinde buz buldu. Dünyaya en yakın mesafedeki bu gezegende su ve yaşam izi arayan aracın yaptığı bu keşif, görevin yerine getirilmesi yönünde büyük bir başarı oldu.

Araçtan art arda gönderilen fotoğraflarda, yüzeyden alınan beyaz toprağın birkaç gün içinde eridiği gözlendi. Arizona Üniversitesi’nden Peter Smith, düzenlediği basın toplantısında, ”Büyük bir gururla ve neşeyle ilan ediyorum ki aradığımız şeyin izini bulduk. Bu gerçekten de buz, başka bir madde değil” dedi.

Mars’ta su izine rastlanması, yaşam izi konusunda da kilit öneme sahip. Su olması, mikrobik düzeyde de olsa bu gezegende bugün veya geçmişte yaşam olabileceğine ilişkin önemli bir bulgu olarak kabul ediliyor.

Mars’ın, yörüngesindeki yolculuğu sırasında hidrojen analizi yapan Odyssey uydusu aracılığıyla da, 2002 yılında, gezegenin kuzey kutbunda buz kütlesinin varlığı belirlenmişti. 25 Mart 2008 tarihinde gezegen yüzeyine inen Phoenix bu bulguyu, yerinde yaptığı analizle teyit etmiş oldu.

Araca alınan toprak örneklerinde haftalar boyu sürecek analizlerle buzun yapısı incelenerek jeolojik tarihi anlaşılacak, ayrıca organik madde aranacak.

Renkli görülmeyen buz. Sol 20 ve 24 adlı bu görüntüler, NASA’nın Phoenix (Zümrüdü anka) Mars Yüzeyinin Steryo Görüntü görevinin 21. ve 25. günlerinde (15 ve 19 Haziran 2008) çekildi. Dodo-Goldilocks adlı hendeğin içinde çekilen görüntülerde buzun süblimleşmesi görülüyor. Sol görüntünün sol alt köşesinde, topaklaşmış bir grup görülüyor. Bu topaklaşma, sağ resimde buharlaşıp kaybolmuşa benziyor. Görüntü: NASA/JPL ile Caltech-Arizona Üniversitesi-Teksas A&M Üniversitesi

Haber ile ilgili daha fazla ayrıntı için nasa.gov (İngilizce)

Bu haber, AA sitesinden değiştirilmeden alınmıştır.