Kategori arşivi: Jeoloji

Grönland Buzullarının Sakladığı Büyük Kanyon

Grönland’ın büyük kısmını örten buz tabakasının altında, dünyanın en büyük kanyonlarından biri keşfedildi. Henüz buzul tabakası yokken, yaklaşık 4 milyon yıl önce, oradan akan büyük bir nehir, en az 750 kilometre uzunluğa ve 800 metreden fazla derinliğe sahip kanyonu şekillendirmiş.

Temel kayaların yükseklik verileriyle üretilen Grönland'ın topoğrafik haritası. Yapım: J. Bamber (Bristol Üniversitesi)
Temel kayaların yükseklik verileriyle üretilen Grönland’ın topoğrafik haritası. Yapım: J. Bamber (Bristol Üniversitesi)

Kanyon, iklim değişikliği konusunda çalışma yürüten araştırmacıların radar yoluyla Grönland’ın temel kayalarını haritalarken kazayla ortaya çıkmış. Saklı vadi, Arizona’daki Büyük Kanyon‘dan da daha uzun. Vadi, Grönland’ın ortasından başlayarak yukarı doğru kuzey kıyılarına kadar kıvrıla kıvrıla uzanıyor. Buzul tabakası şekillenmeden önce bu vadi, Kuzey Buz Denizi’ne (Arktik Okyanusu’na) akan coşkun bir nehre sahipmiş. Şu an, vadi buzla dolmuş.

Vadiyi kaplayan 3 kilometreden daha kalın buzul tabaka öyle ağır ki, daha önce deniz seviyesinden 500 metre yüksekte olan Grönland’ın ortası çökmüş ve batan ada bugün deniz seviyesinden 200 metre aşağıda yer alıyor. Buzulbilimciler, buzul altındaki erimiş suların temelden okyanusa doğru taşınmasında, kanyonun önemli bir rol oynadığını düşünüyorlar. Ama kanyon hâlâ batıyor, bir su damlası ile seli kıyaslamak gibi görünsede, Kuzey’deki erimiş sular deniz seviyesinin altındaki buz tabakalarından ince ince sızmaya devam ediyor.

“Eğer öngörüldüğü gibi, sera gazlarındaki artış yüzünden Arktik’teki (Kuzey Kutbu’ndaki) ısınma devam ederse, Grönland’ın buzul tabakaları deniz seviyesinin ne kadar yükselmesine katkı sağlar?” sorusuna yanıt arayan araştırmacılar, büyük bir bilimsel yapbozu çözmeye çalışırken kanyonu keşfetmişler.

Buz belli frekanstaki radyo dalgalarında geçirgendir. Bunu bilen araştırmacılar, temel kayaların üstünde çok sayıda uçuş yapmış ve gidip gelen radar sinyallerini toplayarak sorularına yanıt aramışlar. Çalışmanın büyük oranı NASA’dan olmak üzere, İngiltere ve Almanya’daki araştırmacıların onlarca yıldır ürettikleri verilerden oluşmuş. Araştırmacılar bir uçtan öbür uca uzanan kanyona rastladıklarında çok şaşırmışlar.

Bulguları kaleme alan başyazar Jonathan Bamber (Bristol Üniversitesi): “Anında uydu görüntülerine ulaşan cep telefonları var. Dünya haritasının tamamlandığı sanılıyor. Ama, daha çok keşfedecek şey var. Biz bu konuda inanılmaz bir heyecan duyuyoruz. Gerçekten de, bu ölçekte bir şey bulmak, ömrünüz boyunca karşınıza çıkabilecek tek fırsat.” diyor.

David Vaughan (Britanyalı Güney Kutbu Araştırma Kurumu): “Grönland ve Antarktika buzulları altında çok şey gizli. Bu kanyonu bulmak oldukça şaşırtıcı. Grönland bu boyutta bir kanyon için büyük değil ve kanyonun art arda oluşan buzullara rağmen buzul öncesi şeklini koruması bayağı önemli.” diyor ve ekliyor “Kanyonun bir kısmı, son buzul-arası dönemde (100.000 yıl) açığa çıkmış olabilir. Muhtemelen kanyonda birçok çeşit bakteri bulunabilir. Bunların yaşamı başka bir konudur.”

http://robertstillman.com/?delimitarizaciya=www-magnumoptions www magnumoptions 4 milyon yıl önce yeryüzünde insan olmadığı için kanyon insan gözüyle görülmüş değil. Eğer, Grönland’daki buz tabakası tümüyle erirse, küresel deniz seviyesi 7 metre yükselecek ve birçok büyük kent sular altında kalacak.

Britanyalı Güney Kutbu Araştırma Kurumu (BAS), daha önce böylesi görülmemiş büyük bir coğrafi yapının bulunmasını, kayda değer bir keşif olarak niteledi.

Bakalım, balta girmemiş bu kanyona ne ad verilecek?

binary forex market Ayrıntılar
BBC, Huge canyon discovered under Greenland ice, 31 Ağustos 2013
BBC, Grönland’da şaşırtıcı keşif: buz altında dev kanyon, 31 Ağustos 2013
Bristol Uni., Mega-canyon discovered beneath Greenland ice sheet, 31 Ağustos 2013
Livescience, ‘Grand Canyon’ of Greenland Discovered Under Ice Sheet, 1 Eylül 2013
NASA, NASA Data Reveals Mega-Canyon under Greenland Ice Sheet, 31 Ağustos 2013
Youtube, Greenland’s Mega Canyon, 31 Ağustos 2013
Youtube, NASA | The Bedrock Beneath, 31 Ağustos 2013

200 Milyon Yıllık Levhalar

Güneş sistemindeki en büyük yapboz oyunu Yerküre’deki tektonik levhalardır. Yeni bir araştırmaya göre, çift kişiliğe sahip olan tektonik levhaların hem sayısı hem de boyutları kontrolden çıkabilir.

Günümüzde, kırılan yerkabuğu parçaları eşit olmayan boyutlardadır. Yaklaşık 50 levhadan yalnızca 7 tanesi yeryüzünün %94’ünü oluşturur. En büyükleri olan Afrika ve Pasifik (Büyük Okyanus) levhaları opcje binarne xtb antipodal konumdadır. Antipodal, yeryüzündeki konumlarının taban tabana zıt alanlarda olduğu anlamına gelir.

Fakat yaklaşık 100 milyon yıl önce, gerçek yapbozlar gibi tektonik levhalar da gezegeni muntazam bir şekilde kaplamıştı.

Çalışmanın başyazarı jeodinamikçi Gabriele Morra (Louisiana Üniversitesi): “Geniş levhaların dağılımı her zaman aynı olmuyor. Gerçekten de, geniş levhalar farklı motifler arasında gidip gelmektedir. Bunun nedeni güçlü etkilere sahip manto konveksiyonudur.”

Çalışmada, son 60 milyon yıldır yaklaşık olarak aynı kalan küçük levhaların sayısını da saptandı. Morra: “Bunun anlamı, eğer Dünya’nın evrimini anlamak istiyorsanız, ilgi çeken bölüm geniş levhalardır.” diyor ve ekliyor “Geniş levhalar bizlere, gerçekten ne olacağını da söyleyecek.”

Levha tektoniği kuramı görüşüne göre, yerkabuğu levhalara bölünmüştür. Bu levhalar altlarındaki manto üzerinde bir uçtan diğer uca yılda santimetre oranında hareket etmektedir. Bu model, en yüksek dağlardan en derin depremlere kadar, bugün ve geçmişte yeryüzünde meydana gelen değişimleri açıklamaya yardımcı oluyor. Ama yerbilimciler, tektonik levhaların yavaşça sürtünerek kımıldamasına neden olan seçenekleri etkin bir şekilde tartışmaktadır. Yerkabuğunun batan levhaları mı çekiyor, yoksa kızgın kayalık mantonun konveksiyon akımları mı itiyor, ya da her ikisi mi kıpırdatıyor..

Yeryüzünün son 190 milyon yıllık mozaik yapbozu. Koyu gri geniş levhaları gösteriyor. Tamamen heterojen yapıya sahip mozaik geniş-koyu renkli Pasifik (Izanagi) levhası küçük gri levhalarla çevrilmiş durumda (örneğin 50 milyon yıl). Homojen mozaik yapıya sahip olduğunda da benzer şekilde gri (örneğin 110 milyon yıl). Yeşil sınır çizgileri yakınsayan kıta kenarını sembolize ederken, kırmızı çizgiler uzaklaşan (yayılan) levha sınırlarını gösterir. Rekonstrüksiyon: Gabriele Morra
Yeryüzünün son 190 milyon yıllık mozaik yapbozu. Koyu gri geniş levhaları gösteriyor. Tamamen heterojen yapıya sahip mozaik geniş-koyu renkli Pasifik (Izanagi) levhası küçük gri levhalarla çevrilmiş durumda (örneğin 50 milyon yıl). Homojen mozaik yapıya sahip olduğunda da benzer şekilde gri (örneğin 110 milyon yıl). Yeşil sınır çizgileri yakınsayan kıta kenarını sembolize ederken, kırmızı çizgiler uzaklaşan (yayılan) levha sınırlarını gösterir. Rekonstrüksiyon: Gabriele Morra

Çalışma ekibi, geçmiş 200 milyon yıllık levhaların ayrıntılı rekonstrüksiyonunu hazırladılar.

Ekip, levha boyutundaki değişimi açıklamak için, birbirini takip eden levha ile manto-güdümlü modeller arasındaki levha tektonik motorunun mümkün olabileceğini öneriyor.

Ekip: “Geniş levhalar egemen olduktan sonra, “yukarı-aşağı” tektonikler üstün gelir, büyüklükle, batan levhalar şovu başlatır.” diyor.  Bu durum yaklaşık 200 milyon yıl önce olduğunda, süperkıta Pangea gezegeni kaplamıştı. Ayrıca bugünkü tektonik levha ortamında, aşağıya dalan dev Pasifik levhası, mantoya doğru ilerlemektedir. Ekip: “Ama yapboz parçaları derli toplu aralıklarda olduğu zaman, alttan-güdümlü manto kuvvetleri hâkimdir.” diyor.  Morra: “Alttan-güdümlü manto konveksiyonlarının bilgisayar modelleri de aynı türden sonuçlar veriyor.” diyor ve “Bu deneyleri yaptığınız zaman, levha boyutları eğilim sabit bir gösteriyor.” diye ekliyor.

Morra: “Bence bu çalışma levha tektoniğinin tek bir sürecin basit güdümünde olmadığını anlamamıza yardımcı oluyor. Açıkça ortaya atılan birçok soruyu yanıtlayıp görüşümüzü güçlendirten sonra, bu Dünya’nın küresel değişiminde radikal bir yere doğru gider.”

Bu çalışmaya katılmayan jeofizikçi Scott King (Virjinya Tek.), “Levha motifleri manto veya levhaların kendi kalıntıları kontrol edip etmeyeceği bu alan için açık bir soru. Bu oldukça önemli bir soru ve bize yol gösterecek bu sorunun derinlemesine araştırdığımızdan, emin değilim.” diyor ve ekliyor “Aslına bakarsanız zihnimde şimşek gibi çakan bu çalışma, zaman içinde Dünya hakkında söylenecek çok ilginç ve yaratıcı bir girişimdir.”

binaire optie strategie Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Oskin, B. 2013. 200 Milyon Yıllık Levhalar, çev. Güler, B., yerbilimleri.com

die besten binäre optionen broker Ayrıntılar
Becky Oskin, Tectonic Plates’ Patterns Revealed, 21 Ağustos 2013
G. Morra et al., Organization of the tectonic plates in the last 200 Myr, Earth and Planetary Science Letters 373 (2013) 93–101

Doğu Afrika Rifti: Bir Aşağı Bir Yukarı

Doğu Afrika Rifti, çok fazla jeolojik etkinliğe sahiplik eden bir bölgedir. Birkaç yanardağın evidir. İki tektonik plakanın ayrı hareket ettiği alandır.

Bu animasyon, yaklaşık 800 kilometre yükseklikteki radar uydularının (Envisat uydusu gibi) yüzeydeki değişimleri santimetre hassasiyetinde saptadığını göstermektedir.

InSAR ( principali grafici per lavorare con le opzioni binarie Interferometric strategia opzioni binarie triangolo Synthetic forum di opzioni binarie Aperture marketsworld paysafecard Radar) uzaktan algılama tekniğidir. Aynı alana ait iki veya daha fazla radar görüntüsünün birleştirilmesiyle aradaki ufak yüzeydeki değişiklikler saptanmaktadır.

Yeryüzündeki çok küçük değişimler, radar sinyallerinde değişime neden olur. Böylece birleştirilmiş göründeki gökkuşağı rengi doku üzerinde yayılım sergiler, bu SAR interferogramı olarak bilinir. Daha sonra bu interferogramlar arazinin nasıl yükseldiğini ve çöktüğünü göstermektedir.

Longonot Dağı’ndaki santimetrelik değişimleri gösteren InSAR görüntüsü. Yapım ekibi: Planetary Visions/NERC-COMET/JAXA/ESA
Longonot Dağı’ndaki santimetrelik değişimleri gösteren InSAR görüntüsü. Yapım ekibi: Planetary Visions/NERC-COMET/JAXA/ESA

Örneğin, Kenya Gülü bölgesindeki etkin olmayan bir yanardağ olan Longonot Dağı’ndaki 9 santimetrelik değişimi Envisat keşfetti. Yüzey üzerindeki bu deformasyona, yeraltındaki mağmanın hareketi gibi tektonik etkinlikler neden olmuş olabilir.

InSAR verileriyle modellenen fay ve Karonga fayı. Yapım ekibi: Planetary Visions/NERC-COMET/JAXA/ESA
InSAR verileriyle modellenen fay ve Karonga fayı. Yapım ekibi: Planetary Visions/NERC-COMET/JAXA/ESA

Radarlar (ALOS uydusu gibi) fay hatlarını da tanımlayabilmektedir. Karonga çevresindeki (Malavi) bir dizi deprem interferogramlarla takip edilerek yeryüzünde meydana gelen yerdeğişimi izleniyor. Juliet Biggs’in (Bristol Üniversitesi) sonuçlarını temel alan canlandırmada, interferogramlarla saptanan fay hattının ayrıntılarını da görülmektedir.

Bu animasyonda görülen ölçüm değerleri, araştırmacılara plaka tektoniğini anlamada yardımcı olacaktır. Volkan (yanardağ) davranışının daha net bir fotoğrafının elde edilmesiyle, volkanik etkinliğin dokusu ve sonucu hakkında öngörüler üretecek araştırmacılara yardım edecektir.

que es un sistema de comercio electronico Ayrıntılar
ESA, Africa’s ups and downs, 17 Ağustos 2013
ESA, Rift Valley dynamics, 17 Ağustos 2013
BAR, Science snaps (1): Africa’s Ups and Downs, 17 Ağustos 2013

Laboratuvarda Süper Deprem Canlandırıldı

Fransa’da çalışan bir jeoloji araştırma ekibi, süper makaslama depremini oluşturan koşulları laboratuvar ortamında ilk kez canlandırdı. Ekip, Science dergisinde yayımlanan makalede, gözlenebilen süper makaslama olayını kontrol eden kesme dalgalarının daha hızlı yayılmasına neden olan kırık-çatlak koşullarını graniti sıkıştırarak tanımladı.

supershear_earthquake
San Andreas Fay Hattı’nın havadan görünümü, kuzeybatı Los Angeles’teki Carrizo Ovası. Görüntü: Ikluft

Normal bir fayda, sismik dalgalar kırıklı yerkabuğundaki fayların bir sonucu olarak oluşurlar. Bu arada, yeryüzünün derinliklerinde kesme dalgaları meydana gelir; ama kesme dalgaları yüzeyde hissedilmez. Zaman zaman sismik dalgaların hızı artar ve kesme dalgalarından daha hızlı yayılır. Jeologlar bunu, deprem büyüklüğü hakkında yetersiz ölçü veren sonik-patlama tipi deprem olarak adlandırırlar. Süper makaslama depremleri doğada yalnızca birkaç kere görülmüş; ama şu ana kadar laboratuvarda hiç canlandırılmamıştı.

Araştırmacılar, süper makaslama depremine neden olan özel koşulları laboratuvarda canlandırmak için granit bloklarını biri diğerinin üzerinde kayana kadar kenarlara basınç uygularken aynı zamanda da onları birbirine doğru iterek enerji dalgası yayan yüksek basınç uyguladılar. Bu, çeşitli tipteki deprem koşullarını çalışmak için yapılan deneylerle aynıdır. Bu örnekte araştırmacılar, deneyi her defasında akustik sensörlerle dikkatli ölçümler alarak 200 kez tekrarladılar. Bu deney, laboratuvarda süper makaslama depremi yaratmayı başaran ilk çalışmadır. Daha önemlisi bu deney, süper makaslama depremleri araştırmacıların öngördükleri seviyelerden daha küçük seviyelerde gerçekleşebileceğini gösterdi. Araştırmacılara göre, bu tip depremlerin dünyada daha sık meydana geldiğinin göstergesidir.

Araştırmacılar tarafından insanları endişelendirmeyecek sonuçlar da elde edildi. Fakat, laboratuvarda süper makaslama depremleri için gereken uygun koşulları oluşturulmuş ve hatta uygun granit yüzeylerinin varlığı doğada mümkün olmadığı için bu durum doğada genellikle olmaz.

opzioni binarie demo senza deposito 60 Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
phys.org, 2013. Jeologlar, Laboratuvarda Süper Makaslama Depremini Canlandırdılar, çev. Tortopoğlu, B., yerbilimleri.com

From Sub-Rayleigh to Supershear Ruptures During Stick-Slip Experiments on Crustal Rocks
Supershear earthquake ruptures propagate faster than the shear wave velocity. Although there is evidence that this occurs in nature, it has not been experimentally demonstrated with the use of crustal rocks. We performed stick-slip experiments with Westerly granite under controlled upper-crustal stress conditions. Supershear ruptures systematically occur when the normal stress exceeds 43 megapascals (MPa) with resulting stress drops on the order of 3 to 25 MPa, comparable to the stress drops inferred by seismology for crustal earthquakes. In our experiments, the sub-Rayleigh–to–supershear transition length is a few centimeters at most, suggesting that the rupture of asperities along a fault may propagate locally at supershear velocities. In turn, these sudden accelerations and decelerations could play an important role in the generation of high-frequency radiation and the overall rupture-energy budget.

www ez trader lt Ayrıntılar
phys.org, Researchers replicate supershear earthquakes in the lab, 10 Temmuz 2013

Lavın Buzla Buluşması

Jeologlar (yerbilimciler), çok merak edilen bir karşılaşmayı gözlemlemek için yerden binlerce metre yükselikte hayatlarını riske atmaktan kurtuldu. Biliminsanları, doğal ortamda gözlemlemesi çok zor olan bir olayı kendi imkanlarıyla canlandırdı. Kar ve buz ile kaplı yanardağların zirvelerinde lavlarla suyun bir araya gelmesiyle oluşan tepkime, hidrovolkanik patlama (freatomağmatik patlama), bir simülasyon halinde ortaya konuldu.

lav_buz
Buzun lavla buluşması: Görüntü: Edwards vd.


İzleyemeyenler için http://vimeo.com/19260895 Görüntü: Syracuse University & Jenny Wysocki Copyright © 2011

Syracuse Üniversitesi Lav Projesi biriminde yer alan araştırmacılar, 300 kilogram lav hazırlayarak dev bir buz kalıbı üzerine döktü ve ortaya çıkan tepkimeyi izledi. Deneyde, Jeff Karson’ın başında yer aldığı jeologlara, heykeltıraş Bob Wysocki yardım etti. Biliminsanları, doğal ölçekteki lav akışlarını karlı zirvelerin barındırdığı risklerden arınarak gözlemledi.

Geology dergisinde yayımlanan araştırmada, lavların oluşturduğu akış düzeninin yanı sıra, lav baloncuklarının oluşma şekli ve buzların altında yaşanan erime gibi birçok etken mercek altına yatırıldı.

Insights on lava–ice/snow interactions from large-scale basaltic melt experiments
Quantitative measurements of interactions between lava and ice/snow are critical for improving our knowledge of glaciovolcanic hazards and our ability to use glaciovolcanic deposits for paleoclimate reconstructions. However, such measurements are rare because the eruptions tend to be dangerous and not easily accessible. To address these difficulties, we conducted a series of pilot experiments designed to allow close observation, measurements, and textural documentation of interactions between basaltic melt and ice. Here we report the results of the first experiments, which comprised controlled pours of as much as 300 kg of basaltic melt on top of ice. Our experiments provide new insights on estimates for rates of heat transfer through boundary layers and for ice melting; controls on rates of lava advance over ice/snow; formation of lava bubbles (i.e., Limu o Pele) by steam from vaporization of underlying ice or water; and the role of within-ice discontinuities to facilitate lava migration beneath and within ice. The results of our experiments confirm field observations about the rates at which lava can melt snow/ice, the efficacy with which a boundary layer can slow melting rates, and morphologies and textures indicative of direct lava-ice interaction. They also demonstrate that ingestion of external water by lava can create surface bubbles (i.e., Limu) and large gas cavities. We propose that boundary layer steam can slow heat transfer from lava to ice, and present evidence for rapid isotopic exchange between water vapor and melt. We also suggest new criteria for identifying ice-contact features in terrestrial and martian lava flows.

viagra för män biverkningar Ayrıntılar
NTVMSNBC, Lavlarla buzun buluştuğu an, 2 Temmuz 2013

Mantonun Yükseldiği Yer Bulundu

Bu hafta Nature‘de yayınlanan bir çalışma, mantodaki büyük ölçekli yükselmenin yalnızca iki yerde gerçekleştiği bulgusunu paylaşmaktadır: Afrika ve Orta Pasifik‘in (Büyük Okyanus’un ortası) altında. Daha da önemlisi, Clinton P. Conrad (Havai Üniversitesi Okyanus, Yerbilimi ve Teknoloji Bölümünde Yard. Profesör) ve meslektaşları yerkürenin yüzeyindeki kıtaların ve tektonik plakaların önemli derecedeki hareketlerine karşın bu yükselen yerlerin jeolojik zaman boyunca göreli olarak kararlı olduklarını açığa çıkardılar. Conrad örnek olarak; “Pangea biçimlendi ve yüzeyinde parçalara ayrıldı, ama biz mantodaki yükselme yerlerinin Pangea’nın aktivitesi boyunca genellikle sabit olduğunu düşünüyoruz” dedi.

mantodaki_yukselim
Büyük manto yükselimlerini gösteren kesit. Görüntü: C. Conrad.

Conrad kariyeri boyunca tektonik plakaların yönelimini çalışmış ve plakaların genellikle kuzeye doğru hareket ettiklerinin farkına varmış. Bunu bilen Conrad‘ı, kuzey yarımkürede birbirine yaklaşan kıtalar için ortalama bir noktanın belirlenip belirlenemeyeceğini merakı sarmış. Bu noktayı doğu Asya’da saptadıktan sonra, yerküredeki diğer noktaların plaka tektoniğine göre karakterize edip edemeyeceğini üstüne kafa yormuş. Ardından, matematiksel çalışmalarla birlikte plaka tektoniği quadrapolunu (dörtkutbunu), plaka tektoniğini hareketinin net uzaklaştığı net iki noktasını ve yakınlaştığı net iki noktasını tanımlamış.”

Araştırmalarla güncel plaka hareketleri için hesaplanan tektonik plaka dörtkutup noktalarının, yerbilimcilerin daha önce günümüz manto yükselmeleri için düşündükleri Afrika ve Orta Pasifik’teki yerlerle uyumlu olduğunu net uzaklaştığı noktalarla bulundu. Conrad, “Bu gözlem ilginç, önemli ve anlamlı.” dedi. Conrad, “Sonrasında bu formülü plaka hareketlerini ve belirlenen noktaların geçmişini belirlemek için uyguladık. Noktaların jeolojik zaman boyunca hareket etmediklerini görünce çok şaşırdım. Conrad ve meslektaşları, plaka hareketlerimin yerkürenin mantosundaki dinamiklerin yüzeydeki etkisi olduğu için mantodaki yükselmenin jeolojik zaman boyunca sabit kaldığı çıkarımını yaptılar. Conrad “Sanki plaka hareketlerinin zaman içerisindeki kayıtlarında eski manto akışını görüyor gibiydim.” dedi.

Yerkürenin manto dinamikleri, yeryüzündeki birçok jeolojik değişimi yönetir. Manto yükselmesinin zaman içinde kararlı ve iki yerde merkezlendiğini gösteren bu yeni keşif, manto dinamiklerinin jeolojik zaman boyunca yüzey jeolojisiyle ilişkisini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır. Örneğin, araştırmacılar kıtaların bu iki yükselme noktasına göre hareketlerini tahmin edebilir. Bu bakış, jeolojik zamanda meydana gelmiş özgün olayları manto kuvvetleriyle bağlamaya izin verir.

che cosa sono le opzioni binarie Genel olarak bu araştırma, yerbilimcilere büyük bir soruyu açığa çıkarmaktadır: manto gibi evrilen, dinamik ve kompleks bir sistemde, bu iki yükselme noktasının zaman içinde kararlı kalmasına neden olan etkenler nelerdir? Bu belirgin gözlemle, Orta Pasifik ve Afrika plakalarının altındaki mantonun farklı kayaçlardan oluştuğu anlaşılmaktadır. Mantonun altındaki bu iki anomali bölgelerinin, mantonun geri kalan kısmı için akış yönelimlerini organize etmesi olası mıdır? Öyleyse nasıl?

Conrad “Bu tür sorulara cevap vermek çok önemlidir çünkü okyanus havzaları, dağlar, depremler ve volkanlar yerin iç dinamiklerinin bir sonucudur. Sonuç olarak, Evimiz olan dünyanın yüzeyini etkileyen jeolojik kuvvetleri daha iyi anlamak için, gezegenimizin iç dinamiklerini anlamak önemlidir.

Bu çalışmanın bir sonucu olarak tanımlanan manto akış yapısı, jeofizikçilere zamanın bir fonksiyonu olarak dalma-batma yönelimlerini tahmin etmelerine izin verir. Kıtaların ve deniz tabanlarının düşey hareketleri deniz seviyesinde yerel ve küresel değişikliklere neden olur. Conrad, gelecekte, jeolojik zaman boyunca deniz seviyesindeki değişimleri tahmin etmek için manto akış yönelimlerini anlama yöntemini kullanmayı arzulamaktadır.

seroquel 400 mg street price Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
University of Hawai’i, 2013. Mantonun Yükseldiği Sabit Yerler Keşfedildi, çev. Tortopoğlu, B., yerbilimleri.com

Stability of active mantle upwelling revealed by net characteristics of plate tectonics
Viscous convection within the mantle is linked to tectonic plate motions and deforms Earth’s surface across wide areas. Such close links between surface geology and deep mantle dynamics presumably operated throughout Earth’s history, but are difficult to investigate for past times because the history of mantle flow is poorly known. Here we show that the time dependence of global-scale mantle flow can be deduced from the net behaviour of surface plate motions. In particular, we tracked the geographic locations of net convergence and divergence for harmonic degrees 1 and 2 by computing the dipole and quadrupole moments of plate motions from tectonic reconstructions extended back to the early Mesozoic era. For present-day plate motions, we find dipole convergence in eastern Asia and quadrupole divergence in both central Africa and the central Pacific. These orientations are nearly identical to the dipole and quadrupole orientations of underlying mantle flow, which indicates that these ‘net characteristics’ of plate motions reveal deeper flow patterns. The positions of quadrupole divergence have not moved significantly during the past 250 million years, which suggests long-term stability of mantle upwelling beneath Africa and the Pacific Ocean. These upwelling locations are positioned above two compositionally and seismologically distinct regions of the lowermost mantle, which may organize global mantle flow as they remain stationary over geologic time.

Köp Viagra 25 mg på nätet Ayrıntılar
University of Hawai’i, Location of upwelling in Earth’s mantle discovered to be stable, 30 Haziran 2013
C P Conrad, B Steinberger, T H Torsvik (2013). Stability of active mantle upwelling revealed by net characteristics of plate tectonics. Nature, doi:10.1038/nature12203

Dalma-Batma Bölgesindeki Depremler Kalıcı Deformasyona Sebep Oluyor

Araştırmalar, depremlerin ardından yerkabuğu katmanlarının haftalar ve hatta aylara yayılan süreçte tekrar eski haline döndüğünü keşfetmişti. Bu durum, 1906 yılında ABD’nin San Fransisko kentinin yüzde 80’ini yıkan depremin ardından da gözlemlenmişti. Günümüzde, Dünya’nın hareketlerini gözlemleyen GPS sistemli uydular, yer katmanlarının yeniden birleştiğini birçok defa doğruladı.

earthquake

Ancak yapısal jeoloji uzmanı Richard Allmendinger (Cornell Üniversitesi) ve meslektaşları, Şili’de 7 ve üzerinde yaşanan depremlerin yerkabağunda kalıcı kırıklar oluşturduğunu öne sürdü. Allmendinger, “Öğrencilerimle Şili’ye giderek çalışmalar yaptık… Gabriel González (Católica del Norte Üniversitesi) ile büyük depremlerin yaşandığı bölgeleri gezdik… 40 yıllık kariyerimde görmediğim yapılara tanık oldum. Biliminsanları cevapsız kalan soruları sevmediği için araştırmaya koyulduk” dedi.

Allmendinger, dünyanın en kuru yeri olarak kabul edilen Şili’nin kuzeyindeki Atakama Çölü’nde 1 milyon yıl öncesine uzanan depremlerin izlerine ulaştı. Antik depremlere ait izler genelde en fazla 2 ile 4 deprem döngüsü ortaya koyarken, Allmendinger, ‘üst plakalarda binlerce yıl öncesine uzanan çatlaklar tespit ettiklerini’ söyledi.

Araştırmalar, yerkabuğundaki bozulmanın yüzde 1 ila 10’luk kısmının geride kalan 800 bin ile 1 milyon yıllık dönemde yaşanan 2-9 bin büyük depremden kaynaklandığını gösterdi. Depremler, Atakama Çölü’nün yattığı yerkabuğunda birkaç milimetreden metrelerce uzunluğa çıkan kırıklar oluşturdu. Alınan sonuçlar, yerkabuğunun sanılandan daha az elastik olduğuna işaret etti.

Nature Geoscience dergisinde yayımlanan araştırma, 100 yıldır büyük bir depreme tanık olmayan ve gelecek 100 yıl içinde de tanık olması beklenmeyen Iquique Gap adlı bölgede yapıldı. Allemendinger, “Elde ettiğimiz sonuçların dünyanın diğer bölgelerinde de geçerli olduğuna inanıyorum. Ancak diğer bölgelerde Atakama’dan farklı araştırma yöntemleri kullanmak gerekebilir” dedi.

Permanent deformation caused by subduction earthquakes in northern Chile
Earthquakes are accompanied by coseismic and post-seismic rebound: blocks of crust on either side of the fault spring back to their initial, undeformed configuration. This rebound is well documented by space geodetic data, such as the Global Positioning System. Thus, all earthquake-induced deformation of the crust is considered non-permanent and is modelled as an elastic or visco-elastic process. Here, however, we show that earthquakes larger than magnitude 7 in northern Chile caused the crust to deform permanently. We identify millimetre- to metre-scale tension cracks in the crust of the Atacama Desert and use cosmogenic nuclides to date the timing of crack formation. The cracks were formed by between 2,000 and 9,000 individual plate-boundary earthquakes that occurred in the past 0.8–1 million years. We show that up to 10% of the horizontal deformation generated during the earthquakes, recorded by Global Positioning System data and previously assumed to be recoverable, is permanent. Our data set provides a record of permanent strain in the shallow crust of the South American Plate. Although deformation of the deep crust may be predominantly elastic, we conclude that modelling of the earthquake cycle should also include a significant plastic component.

Geçmişte yapılan araştırmalar, üst plakanın elastiki kendini onarabilen bir kayış gibi olduğunu savunmuş ve çatlakların kalıcı olmadığına işaret etmişti. Allmendinger, büyük depremlerin ardından yaşanan bozulmanın kalıcı olması halinde, jeofizikçilerin kullandığı modeller üzerinde yeniden düşünmeleri gerektiğini ifade etti.

buy maxalt without a prescription overnight shipping Ayrıntılar
Cornell Chronicle, Frozen in time, cracks reveal earthquake history, 22 Haziran 2013
NTVMSNBC, Yerkabuğundaki çatlaklar kalıcı olabilir’, 22 Haziran 2013