Archive for the ‘Güncel Haberler’ Category
Thursday, April 17th, 2008 |
Nanepınarı köyündeki (Cide/Kastamonu) kömür ocağında göçük meydana geldi. Göçükte mahsur kalan iki işçiden, birinin cesedine ulaşıldı. Diğer işçinin kurtarılması için, ekipler çalışmalara devam ediyor. (AA, 2008; CNNTÜRK, 2008a; Zaman, 2008a)

Şekil 1. Bölgedeki kurtarma çalışması devam ediyor. (CNNTÜRK, 2008b)
Nanepınarı köyünde (Cide/Kastamonu), Üçeller Madencilik’e ait kömür ocağında, 150-200 metre arasında derinlikte meydana gelene göçükte, işçiler Şaban Mutlu (42) ve Kadir Akpınar (22) mahsur kaldı. Şaban Mutlu’nun cesedine ulaşıldı. Bir doktor ve jandarma ekibi gözetiminde göçük altındaki Kadir Akpınar’a ulaşabilmek için çalışmalar sürüyor.
Son gelişmelere göre bölgeye Çorum’daki özel bir maden ocağından kurtarma ekibi gelmiş ve TTK Zonguldak işletmesinden de bir ekibin, Cide’ye gelmek üzere yola çıktığı biliniyor.
Göçük altında mahsur kalan Kadir Akpınar, Amasra’dan gelen Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) bağlı, kurtarma ekiplerinin çalışmaları sonucunda, 80 metre derinlikte bulundu. (CNNTÜRK, 2008b; Zaman, 2008b) Hayatını kaybettiği açıklanan Akpınar’ın cesedini göçük altından çıkarma çalışmalarının yeni bir göçüğün oluşmaması için kontrollü bir şekilde devam ettiği bildirildi. (Öztürk, 2008)
Kaynakça:
AA, 2008, Cide’de Kömür Ocağında Göçük: 1 ölü, Anadolu Ajansı, aa.com.tr, 17 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
CNNTÜRK, 2008a. Kastamonu’da kömür ocağında göçük, cnnturk.com, 17 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
CNNTÜRK, 2008b. 80 metre derinlikte, göçük altında…, cnnturk.com, 18 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Özürk, S. 2008. Maden göçüğünde bir işçinin daha cesedine ulaşıldı, Kastamonu, İhlas Haber Ajansı, iha.com.tr, 18 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Zaman, 2008a. Kastamonu’da kömür ocağında göçük, zaman.com.tr, 17 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Zaman, 2008b. Cide’de kömür ocağında göçük, zaman.com.tr, 17 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. Kastamonu’daki Kömür Ocağında Göçük, yerbilimleri.com
Posted in Güncel Haberler, Maden | No Comments »
Tuesday, April 15th, 2008 |
Son gelişmelere göre, uluslararası piyasalarda petrol fiyatları rekor kırmaya devam ediyor. ABD tipi petrolün varil fiyatı 118 doları aştı. Londra Brent tipi ham petrol de 115 doları aştı. (CNNTURK, 2008c; TRT, 2008c) Nev York borsasında petrolün varil fiyatı 117 dolara çıktı. Londra borsasında ise, petrolün varil fiyatı, 114 doları geçti. (TRT, 2008b)
Dünya genelinde ABD dolarının değerinin düşmesi ve ABD’de, Ortadoğu’da ve Çin’de artacak olan ham petrol ihtiyacının karşılanması konusundaki kaygılar nedeniyle, uluslararası piyasalarda ham petrolün varil fiyatı rekor üstüne rekor kırıyor. (CNNTURK, 2008a; NTVMSNBC, 2008a)

Karikatür: David Horsey, cagle.com
Yılbaşından bu yana % 17 artış gösteren petrol varil fiyatı, ortalama 100 dolardan işlem görüyor. (TRT, 2008a)
Birleşik Devletler’de Mayıs ayı ham petrol varil fiyatı 113.66 (114.95!) dolara kadar yükseldi ve 113,40 (114.22!) dolardan işlem görmeye başladı. Londra Brent tipi ham petrolün varil fiyatı ise 111.85 (112.73!) doları gördükten ve 111.54 dolara indi. (CNNTURK, 2008b; NTVMSNBC, 2008b)
Petrol fiyatlarının bu derece yükselmesi en büyük etken olarak, Meksika’daki kötü hava koşulları ve Meksika Körfezi’ndeki limanlardan yapılamayan petrol taşımacılığı gösteriliyor. Nijerya’daki bir boru hattına saldırı düzenlendiği yolundaki haberler üzerine, petrolün varili Nev York (New York ~ Nüv York) borsasında 117 doları buldu. Ayrıca yaz aylarında ABD’de de benzine isteğinin artması ve doların değerinin düşük olmasının diğer etkenlerden… (NTVMSNBC, 2008c)
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ise, petrol ihtiyacının mevcut stoklarla karşılanabileceğini söylüyor. OPEC, petrol fiyatlarının yükselmesinde, mevcut petrol stoklarının yeterli olduğunu; ama ABD dolarının değerinin düşük olmasının, spekülatif (~vurguncu) ticaret anlayışının ve siyasi gerginliklerin bu artışa sebep olduğunu söylüyor.
İngiltere ve Birleşik Devletler ise, küresel ekonominin yavaşlamasında önemli bir role sahip yüksek petrol fiyatlarından, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nü (OPEC) sorumlu tutuyor.
Zincirleme bir tepkime gibi, petrol fiyatlarındaki artış, dizel yakıt fiyatlarındaki bir artışı da sebep olurken; bu da gıda fiyatlarındaki bir artışa sebep oluyor.
Günümüzde, en büyük petrol tüketicisi ABD, bunu Çin ve Japonya takip ediyor. İlk 15′teki diğer ülkelerse Rusya, Almanya, Hindistan, Kanada, Brezilya, Güney Kore, Suudi Arabistan, Meksika, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya ve İran şeklinde sıralanıyor. (EIA, 2008) Bu fiyat artışından en çok etkilenecekler arasında da en başta bu ülkeler geliyor.
Kaynakça:
CNNTÜRK, 2008a. Petrol tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı, cnnturk.com, 15 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
CNNTÜRK, 2008b. Petrolün varil fiyatı 115 dolara yaklaştı, cnnturk.com, 16 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
CNNTÜRK, 2008c. Petrol fiyatları 118 doları aşarak rekor kırdı, cnnturk.com, 16 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
EIA, 2008. Top World Oil Consumers - Thousand barrels per day at 2006, Energy Information Administration, tonto.eia.doe.gov, 16 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008a. Petrol fiyatlarında yeni rekor, ntvmsnbc.com, 15 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008b. Petrol fiyatları 114 doları aştı, ntvmsnbc.com, 16 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008c. Petrol 120 dolara doğru, ntvmsnbc.com, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008a. Petrol Fiyatlarında Yeni Rekor, trt.net.tr, 15 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008b. Petrol Fiyatları Rekora Doymuyor, trt.net.tr, 18 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008c. Petrol Fiyatları Rekora Doymuyor, trt.net.tr, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. Tüm Zamanların En Yüksek Varil Başı Ham Petrol Fiyatı, yerbilimleri.com
Posted in Enerji, Güncel Haberler, Maden | No Comments »
Thursday, April 3rd, 2008 |
GlobCover adlı proje sonucu, artık dünyanın doğal örtüsünün öncekilere göre, 10 kat daha net bir fotoğrafı var. (bkz. Şekil 1) Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ortaklaşa yürüttükleri çalışmanın, başlangıç sürümünü, 10 Mart 2008 tarihinde, Roma’da tanıttı. (ESA, 2008; Hanoğlu, 2008)

Şekil 1. GlobCover’ın (20 terabayt büyüklükteki) görüntüsü
Credits: ESA GlobCover Project, led by MEDIAS-France/Postel
Görüntüler, ESA’nın Envisat uydusunun MERİS (Medium Resolution Imaging Spectrometer) aracı tarafından, Mayıs 2005-Nisan 2006 tarihleri arasında çekilmiş. Çekilen her görüntü standart bir işlemden geçmiş. İşleme tekniğini Medias-France/Postel geliştirip, yürütmüş; Catholique de Louvain Üniversitesi ve Brockmann Danışmanlık da çalışmalara destek vermiş.
Yeni harita üzerindeki bitki örtüsü, bitki örtüsünün yoğunluğu, verimliliği gibi verilere göre gruplanmış 22 farklı tip karasal alanı gösteriyor. Bu alanlar içerisinde tarlalar, sulak alanlar, ormanlar, yapay alanlar, sular ve geçici olarak karla ve buzla kaplı olan alanlar da var. (bkz Şekil 2)

Şekil 2. GlobCover’ın simgeleri (/lejandı) (22 farklı karasal alan)
Credits: ESA GlobCover Project, led by MEDIAS-France/Postel
İklim değişiklikleri, bu değişikliklerin etkileri, ekosistemler ve ekosistemlerdeki değişiklikler üzerinde çalışan bilim insanları bu projeyi bir kilometre taşı olarak görüyorlar.
Proje ile ilgili daha fazla bilgi için: dup.esrin.esa.int/news/inews153.asp
*Haberi kısa ve öz bir şekilde derleyen, Özden Hanoğlu’na teşekkür ederim.
Kaynakça:
ESA, 2008. New portrait of Earth shows land cover as never before, esa.int, 3 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Hanoğlu, Ö, 2008. Daha Net Bir Dünya, tubitak.gov.tr, 3 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Posted in Araştırma, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Güncel Haberler, Harita, Uzaktan Algılama | No Comments »
Tuesday, March 25th, 2008 |
Yurdun batı kesimlerinin bu akşam (24 Mart 2008 Pazartesi) saatlerinden itibaren Orta Akdeniz üzerinden gelen yeni bir yağışlı havanın etkisine girmesi bekleniyor. Marmara’nın batısı ile Kıyı Egede kuvvetli lodos ile birlikte başlayacak sağanak yağışlar yarın (25 Mart 2008 Salı) Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun kuzey ve batısı ile Batı ve Orta Karadeniz’de etkisini sürdürecek.
Rüzgâr bu gece ve yarın yurdun iç ve batı kesimlerinde güney-güneybatı yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına (saatte 60-70 km hızla) şeklinde esecek. Hava sıcaklığı yarın yağışla birlikte yurdun iç ve batı bölgelerinden başlayarak 6-8 derece azalacak.
Yurdun iç ve batı kesimlerinde beklenen lodos fırtınası ile sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışların oluşturacağı olumsuz şartlara karşı (su baskınları, yıldırım, çatı uçması vb.) vatandaşların ve ilgililerin tedbirli olması gerekmektedir. (DMİ, 2008a)

Şekil 1. Şiddetli yelden dolayı hasara uğramış bir çatı (CNNTÜRK, 2008)
Halen Ege’de güney yönlerden kuvvetli olarak esmekte olan rüzgârın etkisini arttırarak, bu akşam saatlerinde Ege’de, yarın sabah saatlerinde (25 Mart 2008 Salı) Batı Akdeniz’de, yarın akşam saatlerinde Doğu Akdeniz’de 7-8 kuvvetinde fırtınaya (60-75 km/s), Marmara ile yarın sabah saatlerinde Orta Karadeniz’de 6-7 kuvvetinde fırtınamsı rüzgâra (50-60 km/s) dönüşmesi bekleniyor.
Kuvvetli rüzgâr ve fırtınanın, Çarşamba günü (26 Mart 2008) sabah saatlerinde Marmara’da, öğle saatlerinde ise Ege ve Akdeniz’de etkisini kaybetmesi bekleniyor. Karadeniz’de ise Çarşamba (26 Mart 2008) akşam saatlerine kadar aralıklarla etkili olması beklenmektedir. Fırtına nedeniyle denizcilerin ve ilgililerin, tedbirli ve dikkatli olmaları gerekmektedir. (DMİ, 2008b)

Şekil 2. Şiddetli yelden dolayı zarar görmüş bir araç (NTVMSNBC, 2008)
Ajanslardan geçen haberlere göre 101 km/s hıza ulaşan rüzgâr (yel) çok sayıda binanın çatısını uçurdu. Reklam ve uyarı tabelaları ve enerji direkleri devirdi. Limanlardaki gemi, tanker vd. deniz araçları karaya oturdu ve deniz ulaşımı (feribot, arabalı deniz otobüsü vd.) ve tramvay seferleri gerçekleştirilemiyor. Ayrıca iç kesimlerde de kum fırtınalarının oluştuğu bildiriliyor. Yurt genelinde maddi açıdan çok fazla zarar meydana geldi. (CNNTÜRK, 2008; NTVMSNBC, 2008; TRT, 2008)
Bu arada, Türkiye’nin önemli kış turizm merkezlerinden Uludağ’da kar yağışı başladı. İstanbul’daki barajların doluluk oranı yaklaşık %42 oldu.
*DMİ verileri değiştirilmeden yazılmıştır.
** Haberin video görüntüsü. (NTVMSNBC)
Kaynakça:
CNNTÜRK, 2008. Lodos Yüzünden Onlarca Binanın Çatısı Uçtu, cnnturk.com, 25 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır
DMİ, 2008a. Yurdun İç ve Batı kesimlerinde Lodos Fırtınası ile Birlikte Sağanak Yağış Geçişleri Bekleniyor, Meteorolojik Uyarı, S.18, 2008. 24 Mart, meteoroloji.gov.tr, 25 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
DMİ, 2008b. Denizlerimizde Kuvvetli Rüzgâr Bekleniyor, Denizlere Ait Meteorolojik Uyarı, S. 9, 2008, 24 Mart, meteoroloji.gov.tr, 25 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008. Fırtına Marmara’da Hayatı Felç Etti, İstanbul-Kocaeli-Bursa, ntvmsnbc.com, 25 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008. Marmara’da Şiddetli Lodos, trt.net.tr, 25 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. Lodos Yüzünden Marmara ve Kuzey Ege Fırtına Çıktı, yerbilimleri.com
Posted in Afet, Felaket (Yıkım), Güncel Haberler, İklim | No Comments »
Saturday, March 8th, 2008 |
Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nde (MİGEM) yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında, gözaltına alınan 20 kişiden 6’sı, “ihaleye fesat karıştırmak”, “rüşvet almak ve vermek” suçlarından tutuklandı. (CNNTÜRK, 2008; NTVMSNBC, 2008)

MTA Genel Müdürü Mehmet Üzer, maden ruhsatları ve MTA haritalarına yönelik iddialar konusunda, Maden İşleri Genel Müdür Vekili Selahattin Erdoğan ile birlikte, bir basın toplantısı düzenledi.
Kazı adı verilen operasyondaki iddia; MTA ve MİGEM çalışanlarının, gizli maden haritalarını sattığı, maden raporlarını değiştirdiği ve bazı maden sahalarını değerinin çok altında değer göstererek verdiği yönünde…
MTA Genel Müdürünün 07.03.2008 Tarihli Basın Açıklamasının Tam Metni
Değerli Basın Mensupları;
Son günlerde, yargısal bir olay nedeniyle MTA Genel Müdürlüğü hakkında yeterli açıklıkta olmayan bazı bilgilerin medyamızda yer alması nedeniyle, konuya teknik yönden açıklık getirmek üzere sizlerle bir araya gelmiş bulunuyorum. Her şeyden önce yargıya intikal eden ve yargısal süreci devam eden olay hakkında bir yorumda bulunmamın doğru olmayacağını takdir edersiniz. Bu konuda değerli yargı ve emniyet güçlerinin müşterek çalışmaları sonucunda en doğru kararın verileceğine inancım tamdır. (Esasen olayın ortaya çıkarılmasında, görev yapan yargıya Genel Müdürlüğümüzce de gerekli destek sağlanmıştır).
MTA Genel Müdürlüğü 2804 sayılı kanunla ülkemizin jeolojik yapısını araştırmak, bu jeolojik yapıya bağlı olarak oluşan maden ve enerji kaynaklarını araştırıp ülke ekonomisine kazandırmak, ülkemizin muhtemel doğal afet (deprem heyelan, kuraklı vb.) risk potansiyelini belirlemek, araştırma konuları ile ilgili teknolojik çalışmalar yapmak ve madenciliğe yönelik her türlü bilimsel alt yapı (Değişik amaçlı haritalar, jeofizik, sondaj, analiz vb.) hizmetlerini sunmak amacıyla 1935 yılında kurulmuştur. Genel Müdürlüğümüz o günden bu yana yaptığı çalışmalarla ülkemizin yerbilimlerini aydınlatmaya çaba göstermiş ve bu çalışmalar sonucunda çok değişik konularda 16.000 adet rapor üretmiştir.
Ülkemizde bulunan madenlerin yaklaşık yüzde 90′ı MTA tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bu gün ülkemizde 150 milyon tonu maden olmak üzere yapı malzemeleriyle beraber yaklaşık 350 milyon ton yıllık üretim yapılmaktadır. Bu üretimin ekonomiye katkısı 25 milyar $ civarındadır. Bu rakamlara ulaşılmasında MTA’nın üretmiş olduğu başta haritalar olmak üzere altyapı bilgilerinin payı çok büyüktür.
Teknik açıdan ele alacağım konular:
1- Yukarıda da değinildiği gibi, MTA tarafından değişik amaçlara yönelik çeşitli haritalar yapılmaktadır (Jeoloji , jeofizik, maden, deprem heyelan vb.). Bu haritalardan hiç birisi gizli nitelikte olmayıp, çok cüzi fiyatlarla kurumumuzdan temin edilebilmektedir. Hatta bu haritalardan bir kısmı MTA web sayfasından ücretsiz olarak yayınlanmaktadır.
2- Gizli ibareli olanlar ise Harita Genel Komutanlığından temin edilmiş olan topoğrafik haritalardır. Bu topoğrafik haritalar arazide jeolojik haritaların yapımında kullanılmaktadır. Harita Genel Komutanlığının ürettiği bu topoğrafik haritaların tedarik ve kullanım şartları, 1994 yılında resmi gazete yayınlanan yönetmelik ile belirlenmiştir. Bu haritalar diğer kamu kurumları tarafından da kullanılmaktadır. Diğer taraftan maden arayan kişi ve kuruluşlar da ilgili mevzuata uymak koşuluyla Maden İşleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla Harita Genel Komutanlığından gizli ibareli bu topoğrafik haritaları temin edebilmektedirler.
3- MTA Genel Müdürlüğü maden aramalarını, diğer şahıs ve kuruluşlarda olduğu gibi Maden İşleri Genel müdürlüğünden aldığı maden arama ruhsatlarına bağlı olarak yapmaktadır.
Genel Müdürlüğümüz aldığı arama ruhsatında gerekli araştırmaları yaptıktan sonra ekonomik bir maden varlığı tespit edecek olursa, detaylı raporuyla birlikte maden kanunundaki buluculuk hakkından yararlanmak ve ihale edilmek üzere Maden İşleri Genel Müdürlüğüne devretmektedir. Devredilen saha, Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından mevzuatı çerçevesinde satılmaktadır. İhale aşamasında istekliler saha hakkındaki bilgileri, devredilen saha ile birlikte Genel Müdürlüğümüz tarafından Maden İşleri Genel Müdürlüğüne verilen raporlardan öğrenebildikleri gibi, genel müdürlüğümüz arşivindeki raporlardan da yararlanabilmektedirler. Bu raporlardan hiçbirisi gizli değildir.
MTA Genel Müdürlüğünde 1000 civarında teknik elemanla beraber, yaklaşık 3000 personel görev yapmaktadır. MTA personeli görevine bağlı, ülkesine hizmet aşkıyla çalışan kişilerdir. Ancak bu kadar personel içerisinde, çok az sayıda da olsa yanlış yapan kişiler olabilmektedir. Bu taktirde bunların da adli ve idari olarak cezalandırılmaları gayet doğaldır.
Kurumumuza intikal eden bilgilere göre gözaltına alınan kişiler arasında 3 MTA personeli yer almıştır. Bunlardan 2’si ( mühendis ve daire başkanı) salıverilmiş, sadece bir kişi (harita mutemedi) tutuklanmıştır. Genel Müdürlüğümüz konu ile ilgili idari soruşturma başlatmıştır.
MTA Genel Müdürlüğü, maden arama ve işletme ruhsatı veren ve madenleri ihale eden bir kuruluş değildir. Bu işlemler Maden İşleri Genel Müdürlüğünce yerine getirilmektedir. Bazı yanlış kişilerin; özellikle madencilik sektörüne yeni girmek isteyen kişi ve kuruluşları aldatmaya yönelik davranışların önlenmesi açısından kamuoyunun bir kere daha bilgilendirilmesi büyük önem arz etmektedir. Konuyla ilgili siz değerli basın mensuplarının da bizlere gereken desteği vereceğine inancım tamdır. Şimdiden vereceğiniz her türlü yardım ve destek için teşekkür eder saygılar sunarım.
Mehmet ÜZER
MTA Genel Müdürü
Kaynakça:
CNNTÜRK, 2008. Maden yolsuzluğunda 6 tutuklama, cnnturk.com, 08 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
MTA, 2008. Genel Müdürümüzün 07.03.2008 Tarihli Basın Açıklaması, mta.gov.tr, 08 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008. MTA operasyonunda 6 tutuklama, Ankara, ntvmsnbc.com, 08 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Posted in Güncel Haberler | No Comments »
Monday, February 18th, 2008 |
ODTÜ’lü biliminsanları, madenlerin bulunduğu alanların belirlenmesinde, uydu görüntülerinin kullanıldığı, yeni bir uzaktan algılama yöntemi üzerinde çalışıyor. Bu sistem sayesinde, önce doğal kaynaklar haritalanıyor; daha sonra jeolojik modellere (/yerbilimsel örneklemeye) uygunlukları araştırılıyor. (CNNTÜRK, 2008)
Uzaktan algılama, sadece yeryüzeyindeki farklı fiziksel ve kimyasal bileşime sahip nesnelerin, ışık kaynaklarından gelen ışınları, farklı dalga boylarında yansıtması ya da soğurması sonucu, alıcılar tarafından alınan bilgilerin oluşturduğu bir sistemdir. Uzaktan algılama teknolojisi, şu an için yeraltı ile ilgili bilgi akışına olanak sağlamıyor. (Gürçay, 2007)
Bu sayede, uzaktan algılamayı kullanmanın sonucu olarak, çalışılacak bölgeye gidilmeden önce, hem iş gücü, hem zaman, hem de maliyet açısından büyük bir tasarruf sağlanıyor.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Nuretdin Kaymakçı ve Doç. Dr. Mehmet Lütfi Süzen, Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Laboratvarlarında geliştirdikleri, yanılma payının çok az olduğu yeni sistem, uydu aracılığıyla maden bulmuyor; minerallerin nerelerde yoğunlaştığını saptayıp, yerbilimsel süreçler ve örneklemeler ışığında coğrafi bilgi sistemlerinden yararlanarak üretilen haritalar (bkz. Şekil 1), maden arama uzmanlarına (maden yatakları uzmanlarına, saha yerbilimcilerine) güvenilir veriler sağlıyor.

Şekil 1. Yerbilimsel Örneklendirme
Proje kapsamında, bu sistemi kullanan şirketler arasında Odyssey Resources-BHP Billiton Konsorsiyumu, Teck Cominco, Europen Nickel, TPAO, TPIC, Shell bulunuyor.
Sistemin geliştiricileri, yöntemin afetler ile ilgili çalışmalarda da kullanılacağını belirtiyor. Örneğin enerji biriken bölgeler saptanarak, olası deprem alanlarının tahmini yapılabilecek ve heyelan riski olan bölgelerinde tahmini yapılabilecek.
Son olarak, proje kapsamında, gemilerden denize sızan ve çevre kirliliğine neden olan petrolün belirlenmesi için, ODTÜ Havacılık Mühendisliği, Havelsan, Denizcilik Müsteşarlığı, TÜBİTAK ile sistem geliştiricileri Kaymakçı ve Süzer, yeni bir projeyi hayata geçirmeyi planlıyor.
Kaynakça:
CNNTÜRK, 2008. Maden araştırmalarında uydu teknolojisi, cnnturk.com, 18 Şubat 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Gürçay, B. 2007. Maden Aramalarında Uzaktan Algılama Yöntemleri, 19-24 Haziran 2007 JeoGenç Ankara Staj Çalışması, Uzaktan Algılama ve CBS Koordinatörlüğü, MTA, Ankara, s. 8.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. ODTÜ’nün Geliştirdiği Uzaktan Algılama Yöntemi, yerbilimleri.com
Posted in Afet, Araştırma, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Güncel Haberler, Harita, Maden, Uzaktan Algılama | No Comments »
Wednesday, January 2nd, 2008 |
Petrol (kaya yağı) ve türevlerini hızla emen, kauçuk esaslı bir sünger (sorbent) geliştirildi. Boğazlardan, yılda yaklaşık 150 milyon ton petrol geçerken, dünya denizlerinde yılda yaklaşık 2 milyar ton petrol taşınıyor. Deniz kazaları ve kaza çevresindeki canlıların yaşamı göz önüne alınınca, buluşun ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.
Prof. Dr. Oğuz Okay ile doktora öğrencisi Deniz Ceylan’ın, İstanbul Teknik Üniversitesi, Polimerik Jeller Araştırma Laboratuvarı’nda geliştirdiği süper emici madde, batmadan su yüzeyinde durarak gözenekleri ve moleküler yapısı nedeniyle sadece petrolü emiyor. (bkz. Şekil 1)

Şekil 1. Makrogözenekli Polimer Ağ Yapısı (İTÜ-PGRG, 2008, kimya.itu.edu.tr)
Denize yayılan petrol ve türevlerinin daha önce de mekanik olarak suyun yüzeyinden alınabildiğini belirten Prof. Dr. Okay, “Talaşı bile koysanız petrolü tutabilir. Ama petrolün tamamen sudan ayrılmasını sağlamaz. Yeni ürettiğimiz sorbent, petrolü emiyor ancak deniz suyunu emmiyor. Altyapı çalışmalarımız 2000′de başlamıştı. 2001′de TÜBİTAK, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi ortak çalışmasıyla kauçuk esaslı emici bir sorbent üretip uluslararası patentini almıştık. Ancak emişi çok yavaştı. Petrol ve türevlerini 1 haftada emebiliyor ve tekrar kullanılamıyordu. Geliştirdiğimiz yeni sorbentin ise 1 gramı 25 gram petrolü 1 dakika içinde emiyor. Bu ürünün patent başvurusunu da 2007 Mart ayında yaptık” dedi.
Prof. Dr. Oğuz Okay, TÜBİTAK’ın 459 bin YTL ile destek verdiği projenin, İstanbul Boğazı’nda petrol bakımından tehlikeli bölgelerin saptanmasının ardından buralarda kullanılacağını söyledi. Büyük sorbentlerin bir geminin arkasına takılarak riskli bölgelerdeki petrol ve türevlerini toplayabileceğini belirten Okay, şunları söyledi: “Sorbent petrole doyduktan sonra denizden çekilerek bir makine yardımıyla sıkılabilir. Geri verdiği petrol ve türevleri de bir depoda toplanır. Sorbent tekrar tekrar kullanılabildiği için çalışmalar hızlı bir şekilde tamamlanır”.
Buluşla ilgili makale, Amerikan Kimya Derneği’nin, Macromolecules[1] dergisinde de yayımlandı.
Daha fazla ayrıntı ve video görüntüleri için www.kimya.itu.edu.tr/ookay
Notlar:
Makrogözenekli Polimerik Jel Sentezleri’nin, Temel Bilimler Araştırma Grubu’nda, AR-GE çalışmaları yürütülmektedir. (Proje No: 197T011)
[1] Ceylan, D., Oktay, O., 2007. Macroporous Polyisobutylene Gels: A Novel Tough Organogel with Superfast Responsivity, Macromolecules, V. 40, No. 24, pp. 8742 - 8749.
Kaynakça:
Yaşar, S. 2008. Petrol kirliliğine karşı Türk süngeri, Hürriyet, İstanbul, hurriyet.com.tr, 2 Ocak 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Posted in Araştırma, Güncel Haberler, Maden, Çevre | No Comments »
Friday, December 28th, 2007 |
20-27 Aralık tarihlerinde, sağ yönlü doğrultu atımlı faylanma sonucu, Bala ( “Bâlâ” şeklinde okunur) ilçesini vuran depremler, Ankara’nın depremselliğini tekrar gündeme getirdi. Gerilmelerin arttığı ve azaldığı bölgelerin veri çözümlemeleri devam ediyor. Can kaybının olmadığı depremde, bölgedeki birçok yapı zarar gördü.

20 Aralık 2007 saat 11.48′de M=5.7 büyüklüğünde depremle başlayan etkinlik, Enstitümüz Deprem İzleme Merkezi (Kandilli) tarafından sürekli izlenmektedir. 27 Aralık, 01.47′de M=5.5 ve 27 Aralık 15.47′de M=4.8 büyüklüğündeki depremlere ilaveten büyüklüğü 2.7 ile 4.2 arasında olan yüzü aşkın deprem kaydedilmiştir.
Yörenin bilinen fay geometrisi gözönüne alındığında, son depremler gerilimin yerel olarak artmasının beklendiği bir bölgede meydana gelmiştir. Etkinliğin birbiriyle ilişkili zayıflık alanlarını içeren bir sistem içerisinde yer aldığı ancak büyük deprem üretecek faylarla doğrudan ilişkili olmadığı düşünülmektedir.
Devam etmekte olan etkinlik içerisinde dikkati çeken büyüklükteki M=4.8 ve daha büyük birkaç depremin, birbirine komşu farklı zayıflık bölgelerinde meydana gelmiş olmaları ihtimali yüksektir. Bu özellikleri nedeniyle orta büyüklükteki bu depremlerin kendi aralarında artçı –öncü- olarak sınıflandırmak doğru olmayacaktır. Etkinliğin kısaca özetlenen bu özelliği nedeniyle bir süre daha devam etmesi beklenebilir. (Kandilli, 2007)
2006 yılında başlayan DEPAR projesi kapsamında, bölgede, artçı çalışmalar için gerekli hazırlıkların yanı sıra, yüzey kırığı oluşturan depremlerin çalışılması ve deformasyonların –yamulmaların- tanımlanması için Dr. Fuat Şaroğlu (emekli, MTA), Prof. Ali Koçyiğit (ODTÜ) ve Prof. Dr. Erhan Altunel (Osmangazi Üniversitesi) tarafından oluşan bir aktif tektonik grubu ile işbirliği yapmıştır.
Bu ekip, deprem sonrası durumlarda deprem merkez üssünde çok parametreli deprem bilgilerini “yoruma dayalı değil” aletsel olarak toplamakta ve değerlendirmektedir. Bu bilgileri de en kısa zamanda kamuoyunun bilgisine ve meslektaşlarımızın kullanımına açmaktadır. Yönetsel ve toplumsal fayda odaklı bu çalışmalar esnasında sağlıklı değerlendirmeler için bilgiler toplanmakta ve yetkililerimize ve kamuoyuna ulaştırılmaktadır. (MAM, 2007)
Deprem, Türkiye neotektoniğinin önemli yapılarından olan Tuz Gölü fayının kuzeybatı ucuna yakın bir bölgeden kaynaklanmıştır. Yaklaşık 180 km uzunluğunda sağ yönlü doğrultu atımlı olan Tuz Gölü fayı KB-GD genel uzanımlıdır. Bu fay Kulu yakınlarında sonlanır. MTA Genel Müdürlüğü tarafından üretilmiş olan Türkiye Diri Fay Haritasında (MTA, 1992) fayın sonlandığı bu bölgede Kulu ile Bala arasında KD-GB ve KB-GD uzanımında biribirine çapraz uzanan ve uzunlukları 5-10 km arasında değişen bir fay sistemi yer alır.
Çapraz fay sisteminde her iki doğrultuda da uzanan faylar sağ yönlü doğrultu atımlıdır. 27 Aralık 2007 Bala (Ankara) depreminin ana şoku bu çapraz fay sisteminin kesiştiği alana rastlamaktadır. Sismolojik ve yapısal veriler karşılaştırıldığında depreminin Bala güneyindeki biribirine çapraz uzanan bu diri fay sisteminden kaynaklandığı söylenebilmektedir. (MTA, 2007)
Ayrıca, depremin ardından, Bala’da kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan fayın geçtiği Yanacak Vadisi’nde inceleme yaptı. İncelemeye katılan Doçent Doktor R. Kadir Dirik (Hacettepe Üniversitesi), İsmet Cengiz (MTA) ve Sami Ercan (Afet İşleri) yöredeki son depremlerin, yüzey kırığı oluşturacak büyüklükte olmadığını ve 3 depremin zemin odaklarının da, Yanacak Vadisi’ndeki fay üzerinde göründüğünü söyledi. Yanacak Vadisi’nin kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan faydan kaynaklandığını belirten Dirik, vadinin Tuz Gölü fayı ile aynı konumda olduğuna dikkat çekti ve 2 fay arasında bir çakışma olup olmadığının araştırılması gerektiğini söyledi.
İncelemeye katılan uzmanlardan JMO Genel Başkanı İsmet Cengiz’de, Bala’nın güneyindeki aktif faylarla Tuz Gölü fayı arasında irtibat bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Tuz Gölü fayının 200–300 yıldır suskun olduğunu, bunun da ciddi bir risk olduğunu söyledi. Cengiz, bununla birlikte, bu fayların üreteceği depremin maksimum büyüklüğünün 6’dan fazla olamayacağını da söyledi. (JMO, 2007)
* Kandilli’nin “Basın Duyurusu”ndan, MTA’nın ve MAM’ın “Güncel Haberleri”nden değiştirilmeden –aynen- alınmış ve derlenmiştir.
Daha fazla bilgi için JMO’nun konuyla ilgili basın açıklaması
www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=2002
Kaynakça:
JMO, 2007. Ankara Depremleri Ülkemizin Çağdaş Afet Yönetimine Duyduğu İhtiyacı Bir Kez Daha Göstermiştir, Jeoloji Mühendisleri Odası, jmo.org.tr, 28 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Kandilli, 2007. Bala Depremleri İle İlgili Basın Duyurursu, Ulusal Deprem İzleme Merkezi, Kandilli Rasathanesi (Gözlemevi) ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Boğaziçi Üniversitesi, koeri.boun.edu.tr/sismo, 28 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
MAM, 2007. 20.12.2007 Bala (Ankara) ML=5.6 Depremi ve Artçı Sarsıntı Çalışmaları, Marmara Araştırma Merkezi, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), mam.gov.tr, 28 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
MTA, 2007. 20 Aralık 2007 Bala (Ankara) Depremi’nden Bilgi Notu, Aktif Tektonik Araştırmaları Birimi, Yer Dinamikleri Araştırma ve Değerlendirme Koordinatörlüğü, Jeoloji Etütleri Dairesi, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), mta.gov.tr, 28 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Posted in Afet, Araştırma, Deprem (Yersarsıntısı), Güncel Haberler, Jeofizik (/Yerdoğabilimi), Tektonik (/Kaymaoluşum), Yerbilimi (Jeoloji) | No Comments »
Sunday, December 9th, 2007 |
Denizli’deki travertenlerde (/pamuktaşlarında), rastlantı sonucu bulunan kafatası örneğinin, bir erkeğe ait, 500 bin yıllık, Homo erectus fosili olduğunu belirlendi. Fosil, insanların dünyaya dağılışı konusunda önemli bilgiler vermenin yanı sıra, bilinen en eski tüberküloz (verem) vakası olarak da tıp tarihinde yerini aldı. (Boyacı, 2007; NTVMSNBC, 2007)
Fosil üzerinde çalışan biliminsanları, Mehmet Cihat Alçiçek (Pamukkale Üniversitesi), Mehmet Özkul (Pamukkale Üniversitesi), Nizamettin Kazancı (Ankara Üniversitesi), John Kappelman (Teksas Üniversitesi), Michael Schultz (Georg-August Üniversitesi) ve Şevket Şen’den (Paris Doğa Tarihi Müzesi) oluşuyor. Çalışma, TÜBİTAK (ÇAYDAG 105Y280) ve Leakey Vakfı tarafından da finanse ediliyor.

Şekil 1. View of the inside of the skull of the newly discovered young male Homo erectus from western Turkey. The stylus is 2.5 cm long and points to tiny lesions 1-2 mm in size found along the rim of bone just behind the right eye orbit. The lesions were formed by a type of tuberculosis that infects the brain and, at 500,000 years in age, represents the most ancient case of tuberculosis known in humans. Photo by John Kappelman. (Teksas Üniversitesi, 2007)
Türkiye’de bulunan yaklaşık 500 bin yıllık insan fosili, en eski hastalığın verem olduğunu gözler önüne seriyor. Bu kanıttan önce, birçok biliminsanı veremin birkaç bin yıl önce ortaya çıktığına inanıyordu. İnsan soyuna ait bu yeni örnek, yeterli D vitamini üretemeyen, bu yüzden de bağışıklık sistemi ile iskelet sistemi zarar [çn. hasar] gören (bkz. Şekil 1) siyah derili insanların, tropikal bölgeden [çn. Afrika’dan] kuzeye doğru göç ettiklerini [çn. tezini] de doğrular nitelikte.
Kuzeye göçün ardından, türler değişik mevsimsel iklimlere uyum sağladı. Türkiye’deki, Homo erectus kalıntıları da, ilk insanların büyük ölçüde Afrika’dan göç ettiklerini düşüncesini güçlendiriyor. Daha önce vereme ait en eski bulgular, Mısır’daki ve Peru’daki birkaç bin yıllık mumyalarda bulunmuştu. Denizli’de bulunan yeni örnekle, bu örnekler arasındaki hem zaman boşluğu hem de coğrafik boşluğu [çn. kısaca örnekler arası bağlantı] doldurmada, araştırmacılara büyük yardımda bulunacağa benziyor. (Teksas Üniversitesi, 2007)
Araştırmanın makalesi, American Journal of Physical Anthropology’de (Volume 135, Issue 1, p 110-116) yayımlandı.
İlk ağızdan haber için utexas.edu/news/2007/12/07/anthropology-3 (İngilizce)
Kaynakça:
Boyacı, O. N., 2007. Denizli’de Homo erectus fosili, DHA, Denizli, hurriyet.com.tr, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2007. Denizli’de 500 bin yıllık homo erectus, AA, Denizli, ntvmsnbc.com, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Teksas Üniversitesi, 2007. Most Ancient Case of Tuberculosis Found In 500,000-Year-Old Human; Evidence Suggests Vitamin D Deficiency Endangers Migrating Populations, Teksas Üniversitesi Haber Sayfası, Austin, Teksas, ABD, www.utexas.edu/news, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Denizli’de Homo Erectus Fosili Bulundu, yerbilimleri.com
Posted in Araştırma, Fosil, Güncel Haberler, Yerbilimi (Jeoloji) | 2 Comments »
Wednesday, July 18th, 2007 |
Japonya’nın kuzeybatısı, ilk önce 6.6 daha sonra 6.8 büyüklüğündeki depremlerle sarsıldı. Depremler, 10 kişinin ölümüne, 1300′den fazla insanın yaralanmasına, deprem bölgesinde yaşayan 10000′den fazla insanın tahliyesine ve Kashiwazaki Kariwa nükleer santralinde (bkz. Şekil 1) hasara neden oldu.
Birleşik Devletler Yerbilimsel Araştırma Kurumu’na (USGS) göre, 6.6 büyüklüğündeki ilk deprem, 16 Temmuz 2007 Pazartesi günü, Türkiye saatine göre 04.13:22, yerel saate göre ise 10.13:22 sularında, 37.570°K, 138.478° D koordinatlarındaki, Niigata’nın batı sahili açıklarında, yerin yaklaşık 10 km altında meydana geldi.
6.8 büyüklüğündeki ikinci deprem, yaklaşık 13 saat sonra, 16 Temmuz 2007 Pazartesi günü, Türkiye saatine göre 17.17:37, yerel saate göre ise 23.17:37 sularında, 36.788° K, 134.897° D koordinatlarındaki, Japon Denizi açıklarında, yerin yaklaşık 349 km altında meydana geldi.
Japon Meteoroloji Kurumu (JMA) tarafından, bölgede en çok hasar gören yerin, depremin merkez üssüne en yakın şehir olan, Kashiwazaki olduğu bildirildi. Bölgede, birçok bina yıkıldı ya da çatısı çöktü. Ayrıca köprüler, karayolları ve demiryolları önemli ölçüde hasar gördü. 18 Temmuz 2007 çarşamba günü itibariyle, bölgede 98 tane artçı sarsıntının meydana geldiği belirtiliyor.

Şekil 1. In this photo released by Japan Coast Guard, black smoke rises from a burning electrical transformer near one of Kashiwazaki Kariwa Nuclear Plant’s four reactors after a fire broke out, following a strong earthquake in Kashiwazaki, northwestern Japan, Monday, July 16, 2007. The quake had caused a leak of water with radioactive material Monday at the plant, the world’s largest in terms of electricity output, although officials said that leak caused no harm to the environment. On Tuesday, July 17, officials said about 100 drums containing low-level nuclear waste fell over at the plant during the quake. They were found a day later, some with their lids open, said Masahide Ichikawa, an official with the local government in Niigata prefecture. The nuclear plant automatically shut down during the 6.8-magnitude quake and the fire was put out shortly after Monday noon. Photo from AP Photo by Japan Coast Guard, HO, daylife.com.
Nükleer santralin işletmecisi, Tokyo Elektrik Enerjisi Kurumu (TEPCO) tarafından yapılan açıklamada, deprem sırasında kendini otomatik olarak kapatan, Kashiwazaki Kariwa[1] nükleer santralinde, 60′tan fazla sorunun (arıza, hasar vb.) tespit edildiği bildirildi.
Bu sorunlardan birkaç…
- 3 numaralı reaktörde çıkan yangın, söndürüldü.
- Kapanma sorunu yaşayan 6 numaralı reaktörden, 90000 Bq[2] değerindeki radyoaktif maddeler [kobalt-60, krom-51, iyot gibi] etrafa salındı.
- Atık depolama tesisindeki, sızıntı yapan 40 varilden[3] 1200 litre radyoaktif su, Japon Denizi’ne karıştı.
Birleşik Devletler Yerbilimsel Araştırma Kurumu, eldeki verilere göre, iki depremin farklı işleyişlere sahip olduğu söylüyor. İlk deprem sığ bir deprem olup, Avrasya ve Pasifik plakaları arasında kayan, küçük Okhotsk plakasını sıkıştırmış ve Okhotsk plakasının kabuk yüzeyinde yamulmaya (deformasyona) sebep olmuştur.
İkinci deprem derin odaklı olup, okyanus tabanlı Pasifik plakasının dalma batma bölgesinde yamulmaya sebep olmuştur. Meydana gelen fiziksel ayrılma, depremler sonucu en az 10 kırık uzunluğunun tespit edilmesiyle ortaya çıktı. Farklı derinlikler (farklı işleyişler) ve fiziksel ayrılmalar, ikinci depremin artçı şok olmadığı ve ayrı bir deprem olduğunu gösteriyor.
Japonya’daki Depremler
Japonya, hendeklerin ve yanardağların çevrelediği, Pasifik havzasındaki ‘Ateş Çemberi’ içinde bulunmaktadır. Bundan dolayı dünyada meydana gelen ve büyüklükleri 6 ve üzeri olan depremlerin, yaklaşık olarak %20’si Japonya’da meydana gelmektedir. Bu en az 5 dakikada bir Japonya’nın sallanması ve her yıl 2000′den fazla depremin insanları etkilemesi anlamına gelmektedir.
Japonya’da 20. yüzyıl boyunca meydana gelen yıkıcı depremlere bakacak olursak.
- 1 Eylül 1923 tarihinde meydana gelen, 7.9 büyüklüğündeki ‘Büyük Kanto Depremi’ ve depremden sonra meydana gelen ‘Büyük Tokyo Yangını’nda 143000 insan hayatını kaybetti.
- 1964 Haziran’ında meydana gelen, 7.5 büyüklüğündeki depremde, 37 kişi hayatını kaybetti.
- 1995 Nisan’ında meydana gelen, 5.4 büyüklüğündeki depremde, yaklaşık 39 kişi hayatını kaybetti.
- 16 Ocak 1995 tarihinde meydana gelen, 6.9 (~7.3) büyüklüğündeki deprem, batıdaki liman kenti Kobe’yi vurdu ve depremde yaklaşık 5500 kişi hayatını kaybetti.
- 23 Ekim 2004 tarihinde meydana gelen, 6.8 büyüklüğündeki deprem, Niigata bölgesini vurdu ve 67 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 4800 kişi yaralandı.
- Mart 2006 tarihinde Tokyo’da meydana gelen 7.3 büyüklüğündeki depremde, 5600′den fazla insan hayatını kaybetti ve yaklaşık 160000 kişi yaralandı.
- 25 Mart 2007 tarihinde meydana gelen, 6.9 büyüklüğündeki deprem, Ishikawa bölgesindeki, Noto yarımadasını vurdu. 1 kişi hayatını kaybetti ve 200’den fazla insan yaralandı.
Notlar:
[1] Kashiwazaki Kariwa (~Kaşivazaki Kariva) nükleer santrali, 7 reaktörü ve 8212 MW elektrik üretme gücüyle dünyanın en büyük nükleer santrali unvanının sahibidir. Watt (W) güç birimidir ve Megawatt (MW), watt biriminin bir milyon (106) katıdır.
[2] Bekerel (Becquerel-Bq), bir radyoaktif atom çekirdeğinin 1 saniyedeki bozunmasını tanımlar.
[3] Silindir şeklindeki variller, 60 cm çapa ve 60 cm yüksekliğe sahip.
Kaynakça:
HNK, 2007, 17 Temmuz, “Niigata hit by aftershocks and rain”, Japon Radyo Televizyon Kurumu (http://www.nhk.or.jp/daily/english)
HNK, 2007, 17 Temmuz, “Tiny amounts of radioactive substances detected around nuclear reactor after quake”, Japon Radyo Televizyon Kurumu (http://www.nhk.or.jp/daily/english)
HNK, 2007, 22 Temmuz, “Damaged nuclear plant shown to media”, Japon Radyo Televizyon Kurumu (http://www.nhk.or.jp/daily/english)
USGS, 2007, 17 Temmuz, Magnitude 6.6 - Near The West Coast Of Honshu, Japan, Birleşik Devletler Yerbilimsel Araştırma Kurumu (http://earthquake.usgs.gov/eqcenter/eqinthenews/2007/us2007ewac)
USGS, 2007, 17 Temmuz, “Magnitude 6.8 - Sea Of Japan”, Birleşik Devletler Yerbilimsel Araştırma Kurumu (http://earthquake.usgs.gov/eqcenter/eqinthenews/2007/us2007ewa8)
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Guler, B. 2007. Temmuz 2007 Japonya Depremleri, yerbilimleri.com
Posted in Afet, Deprem (Yersarsıntısı), Enerji, Felaket (Yıkım), Güncel Haberler | No Comments »
Sunday, April 1st, 2007 |
Günümüzden yaklaşık 77–78 milyon yıl[1] önceki zaman diliminde yaşamış, yeni bir boynuzlu dinozor cinsi bulundu. Kanada’nın Güney Alberta bölgesinde bulunan kafatası fosiliyle (bkz. Şekil 1) birlikte bu esrarengiz hayvanların evrimsel tarihi tekrar yazılıyor.
Yeni cinsin kafatası örneği, Kanada’nın Güney Alberta yakınlarındaki Badland[2] bölgesinde bulunan Milk nehri[3] boyunca uzanan ve Montana sınırına yakın bir bölgede bulundu. 6 metre genişliğe ve neredeyse 1 ton ağırlığı sahip olduğu tahmin edilen yeni cinse, Albertaceratops nesmoi[5] adı verildi. Yeni cins, meşhur Triceratops[4] cinsi gibi ot-yiyen dinozor grubunun üyesi; ama onlardan daha önce -10 milyon yıl belki daha fazla- yaşadığı düşünülüyor.
Ceratopsidae ailesinin üyesi olan Chasmosaurines[6] ve Triceratops cinsleri gözleri üzerinde uzun boynuzlara, burnunda kısa bir boynuza[7] ve çok az da olsa boynunda saçaklı [çn. yaka] boynuzlara sahip olduğu biliniyordu. Yeni cins, yapılan bilimsel sınıflandırmaya göre, Centrosaurine alt ailesine dâhil edildi. Albertaceratops cinsinin alnından boynuzlu dinozorlara ilk örnek olduğu düşünülüyor.

Şekil 1. The skull of the new horned dinosaur, Albertaceratops nesmoi, in the collections of the Royal Tyrrell Museum, Alberta, Canada. Reconstruction by Donna Sloan/RTMP. Courtesy of Michael. J Ryan and the RTMP.
Cleveland Doğa Tarihi Müzesi Müdürü ve Omurgalı Fosilbilim (Paleontoloji ya da Eskivarlıkbilimi) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Michael J. Ryan, örnekleri bulduğu zamanı “Centrosaurine kafatası meydana çıktığı zaman, alnından çıkan uzun boynuzları gördüğümüzde şaşkınlığımızı gizleyemedik” diyerek ifade ediyor. “Bu örnek Triceratops gibi sadece boynuzlu bir dinozor anlamına gelmiyordu. Infra takımı Centrosaurs gibi devasa boynuzları vardı. Daha önce görülmemiş bir şey olduğunu hemen anlamıştık” diye ekliyor Ryan.
Bu yeni örnekle boynuzlu dinozorların evrimsel tarihini etraflıca araştıran -düşünen ve çizimlerini oluşturan- Ryan, ilk olarak eldeki verilerin çözümlemelerini bitirdi. Bu örnek Centrosaurs infra takımının en ilkel üyesi olmalıydı ve Triceratops cinsi ile aynı olmadığı ortadaydı. Filogenez (soyoluş, canlıların evrimi) oluşuma göre Centrosaurine hakkında gözleri üzerinde kısa boynuzlara, burnuna doğru kıvrılan uzun bir boynuza ve son olarak boynunda ucu sivri saçaklı [çn. yaka] kemiklere sahip oldukları biliniyordu. Sonuç olarak bu örneğin, yeni bir cinse ait olduğu ortaya çıktı. (bkz. Şekil 2)
Örneğin sergilendiği, Alberta, Drumheller’daki Royal Tyrrell Müzesi müdürü Don Brinkman “Bu haber beklenmedik değil” diyor. “New Mexico’nun (ABD) yaşlı tortulları -sediments- altında bulunan alnında uzun boynuza sahip Zuniceratops[8] cinsi Ceratopsidae ailesinin en yakın akrabasıdır. Infra takımı Ceratopsian, uzun boynuzu sahip olabilir; ama alt aile Centrosaur’un sahip olması beklenmedik bir durum” diye ekliyor Brinkman.
Bulunan yeni dinozor cinsi ile ilgili haber Journal of Paleontology‘de yayımlandı.
Notlar:
[1] Geç Kretase devrindeki Kampaniyen evresi.
[2] Yel ve su yüzünden çok geniş aşınmalara uğramış, geniş ve derin dere çukurlarının (kanyon), sel yataklarının, hoodoosların (çn. Ege’de de şeytan sofrası da denilen yapı) meydana geldiği ve kil zengini toprağın egemen olduğu kurak bir bölge.
[3] Mississippi nehrinin bir kolu olan Missouri nehrinin Kanada’daki kolu.
[4] Triceratops, günümüzden 65–68 milyon yıl önce (Maastrihtiyen/Geç Kreatse) yaşamış gözleri üzerinde ve burnunda boynuzu olan bir dinozor cinsi. Yaklaşık 6 ton ağırlığı yerden yüksekliği 3 metre, genişliği 8 metre olduğu tahmin ediliyor.
[5] Manyberries yakınlarındaki bölgede yaşayan bir çifti olan ve örnekleri bulan Cecil Nesmo’yu onurlandırmak için yeni dinozora Albertaceratops nesmoi verildi.
[6] Chasmosaurines, Geç Kretase devrinde yaşamış 5-6 metre genişliğe ve 3.6 ton ağırlığa sahip olduğu düşünülen sadece otla beslenen bir dinozor cinsi.
[7] Bu dinozorların yüzlerinindeki ortak nokta ağız yapılarının papağana benzemesidir. (bkz. Temsilî resim ~ Fr: illüstrasyon)
[8] Zuniceratops, Geç Kretase devrinde yaşamış, 3-3.5 metre genişliğe, 3 metre uzunluğa ve yaklaşık 100-150 kg ağırlığa sahip bir dinozor cinsi.

Şekil 2. Reconstruction of Albertaceratops nesmoi, a new centrosaurine horned dinosaur from the Late Cretaceous of southernmost Alberta, Canada. © 2007 Michael Skrepnick.
Âlem: Hayvanlar
Şube: Omurgalılar
Sınıf: Sürüngenler
Üst takım: Dinozorlar
Takım: Kuş kalçalılar
Alt takım: Saçak [çn. yaka] kafalılar
Infra takım: Boynuz yüzlüler
Aile: Ceratopsidae
Alt aile: Centrosaurinae
Cins: Albertaceratops
Tür: A. nesmoi
Kaynakça:
Ryan, M. J. 2007. A New Basal Centrosaurine Ceratopsid From The Oldman Formation, Southeastern Alberta, Journal of Paleontology, S. 81, No. 2, s. 376–396, digitaldreammachine.com, 1 Nisan 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Yeni Dinozor Cinsi: Albertaceratops nesmoi, yerbilimleri.com
Posted in Araştırma, Fosil, Güncel Haberler, Paleontoloji (Eskivarlıkbilimi) | No Comments »