Archive for the ‘Fosil’ Category
Sunday, April 20th, 2008 |
Maden Tetkik Arama (MTA), son üç (2005-2008) yıldır, beş kömür sahasında yürüttüğü arama çalışmalarının sonucunda, 2 milyar 300 milyon tonluk linyit rezervi buldu. (AA, 2008; NTVMSNBC, 2008; TRT, 2008)

Şekil 1. Kömür (TRT, 2008)
Kömürün tonu en düşük fiyat olan 30 Amerikan dolarından hesaplandığında ekonomik değeri yaklaşık 70 milyar Amerikan dolarını buluyor. Ayrıca bulunan rezerv, Türkiye’nin bugünkü tüketim seviyesiyle 38 yıllık kömür ihtiyacını karşılayacak düzeyde olduğu belirtiliyor.
Orta kalori düzeyine sahip rezervlerdeki kömürün özellikle termik santraller için uygun olduğu belirtiliyor. Son bulunan yataklarla birlikte Türkiye’nin kömür rezervi 10 milyar tonu aştı.
Arama çalışmalarının 2013 yılına kadar devam etmesi planlanıyor. Çalışma hakkında daha geniş bilgi için, MTA Enerji ve Hammadde Etüt ve Arama Dairesi Kömür Birimi‘nin ağ kümesine bakabilirsiniz.
Kaynakça:
AA, 2008. Kömürde 2,3 Milyar Tonluk Yeni Rezerv, Anadolu Ajansı, Ankara, aa.com.tr, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008. MTA 38 Yıllık Yeni Linyit Rezervi Buldu, Ankara, ntvmsnbc.com, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008. Yeni Kömür Rezervi Bulundu, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, trt.net.tr, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. MTA Harıl Harıl Kömür Arıyor, yerbilimleri.com
Posted in Araştırma, Enerji, Fosil, Maden | No Comments »
Sunday, December 9th, 2007 |
Denizli’deki travertenlerde (/pamuktaşlarında), rastlantı sonucu bulunan kafatası örneğinin, bir erkeğe ait, 500 bin yıllık, Homo erectus fosili olduğunu belirlendi. Fosil, insanların dünyaya dağılışı konusunda önemli bilgiler vermenin yanı sıra, bilinen en eski tüberküloz (verem) vakası olarak da tıp tarihinde yerini aldı. (Boyacı, 2007; NTVMSNBC, 2007)
Fosil üzerinde çalışan biliminsanları, Mehmet Cihat Alçiçek (Pamukkale Üniversitesi), Mehmet Özkul (Pamukkale Üniversitesi), Nizamettin Kazancı (Ankara Üniversitesi), John Kappelman (Teksas Üniversitesi), Michael Schultz (Georg-August Üniversitesi) ve Şevket Şen’den (Paris Doğa Tarihi Müzesi) oluşuyor. Çalışma, TÜBİTAK (ÇAYDAG 105Y280) ve Leakey Vakfı tarafından da finanse ediliyor.

Şekil 1. View of the inside of the skull of the newly discovered young male Homo erectus from western Turkey. The stylus is 2.5 cm long and points to tiny lesions 1-2 mm in size found along the rim of bone just behind the right eye orbit. The lesions were formed by a type of tuberculosis that infects the brain and, at 500,000 years in age, represents the most ancient case of tuberculosis known in humans. Photo by John Kappelman. (Teksas Üniversitesi, 2007)
Türkiye’de bulunan yaklaşık 500 bin yıllık insan fosili, en eski hastalığın verem olduğunu gözler önüne seriyor. Bu kanıttan önce, birçok biliminsanı veremin birkaç bin yıl önce ortaya çıktığına inanıyordu. İnsan soyuna ait bu yeni örnek, yeterli D vitamini üretemeyen, bu yüzden de bağışıklık sistemi ile iskelet sistemi zarar [çn. hasar] gören (bkz. Şekil 1) siyah derili insanların, tropikal bölgeden [çn. Afrika’dan] kuzeye doğru göç ettiklerini [çn. tezini] de doğrular nitelikte.
Kuzeye göçün ardından, türler değişik mevsimsel iklimlere uyum sağladı. Türkiye’deki, Homo erectus kalıntıları da, ilk insanların büyük ölçüde Afrika’dan göç ettiklerini düşüncesini güçlendiriyor. Daha önce vereme ait en eski bulgular, Mısır’daki ve Peru’daki birkaç bin yıllık mumyalarda bulunmuştu. Denizli’de bulunan yeni örnekle, bu örnekler arasındaki hem zaman boşluğu hem de coğrafik boşluğu [çn. kısaca örnekler arası bağlantı] doldurmada, araştırmacılara büyük yardımda bulunacağa benziyor. (Teksas Üniversitesi, 2007)
Araştırmanın makalesi, American Journal of Physical Anthropology’de (Volume 135, Issue 1, p 110-116) yayımlandı.
İlk ağızdan haber için utexas.edu/news/2007/12/07/anthropology-3 (İngilizce)
Kaynakça:
Boyacı, O. N., 2007. Denizli’de Homo erectus fosili, DHA, Denizli, hurriyet.com.tr, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2007. Denizli’de 500 bin yıllık homo erectus, AA, Denizli, ntvmsnbc.com, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Teksas Üniversitesi, 2007. Most Ancient Case of Tuberculosis Found In 500,000-Year-Old Human; Evidence Suggests Vitamin D Deficiency Endangers Migrating Populations, Teksas Üniversitesi Haber Sayfası, Austin, Teksas, ABD, www.utexas.edu/news, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Denizli’de Homo Erectus Fosili Bulundu, yerbilimleri.com
Posted in Araştırma, Fosil, Güncel Haberler, Yerbilimi (Jeoloji) | 2 Comments »
Thursday, October 25th, 2007 |
Kolorado Eyalet Üniversitesindeki araştırmacılar, günümüzde meydana gelen ve gelecekte de meydana gelecek depremlerin, nasıl ve neden meydana geldiğini daha iyi anlayabilmek için, antik (/eski) zamanlarda meydana gelen antik depremler (/fosil depremler) üstünde çalışma yürütüyor.
Kolorado Eyalet Üniversitesinden, yerbilimci Doç. Dr. Jerry Magloughlin, [çn. eşsiz] fosil depremlerin meydana geldiği kayaçların üzerinde çalışıyor. Bu çalışma sonucu, günümüzdeki depremlerin oluşum süreçleri ve depremlerden sonra meydana gelen atımların, kısacası deprem mekanizması (/deprem sistemi ya da düzeneği) üzerindeki sır perdesinin, az da olsa kalkması amaçlanıyor.
“Kuzey Kolorado’da, yüz milyonlarca yıl korunmuş, yumuşak kayaçlarda fosil depremlere ait kanıtlar bulunuyor. Bunlar diğer kayaçlara göre küçük ve gösterişsiz; ama bulduğum olağanüstü örnekler…” diyor Magloughlin.
Magloughlin, fosil depremlerden sonra zarar görmüş kayaçların bir bölümünün Poudre Kanyonu’nda (Kolorado/ABD) olduğunu ve çalışmalarının bu bölgede yoğunlaştığını belirtiyor.
“Daha ilginç olansa bu örneklerin diğer kayaçlara göre aşırı derecede ince ya da aşırı derece kalın olması. Ontario’da (Kanada) çok ufak bir örnek buldum, muhtemelen nanodepremlerle (/çok çok küçük depremlerle) ilişkisi olabilir. Başka bir örneğiyse İskoçya’da buldum, 5 metre kalınlığa sahip, yaklaşık bir milyar yıldır şeklini koruyan kayacın, megadepremle (/devasa bir depremle) meydana gelmiş olabileceğini düşündüyorum…” diyor Magloughlin.

Şekil 1. (a): Fossil earthquake in Norway. The black band with flame-like injections coming off it is frictional melt (quenched to glass) from an earthquake about 400 Ma ago. The mineralogy of the quenched melt is that of the eclogite assemblage indicating a depth of at least 50 km. The host rock is granulite. (b): Granulite–ecologite mechanical contrasts in Norway. Scale bar is 10 cm. The banded granulite (top) has behaved essentially rigidly (the banding itself is inherited from earlier deformation), while the eclogite (bottom) has flowed in a ductile shear zone. The transformation from granulite to eclogite requires water as a catalyst; without water, the granulite remains metastable. (See Jackson et al. 2004. Figures from Håkon Austrheim [Austrheim and Boundy 1994, Bjornerud et al. 2002])
Faylar ya da çatlaklar, yerkabuğunu kestiği zaman, kayaç üzerinde çeşitli hasarlar meydana getirir. Fayın iki tarafı ne kadar hızlı kaymışsa hasarın büyüklüğü o derece fazla olur. Dolayısıyla çok yavaş bir süreç sonucunda sessiz depremler oluşur ki bunlar genelde fark edilmez. Bazen de fay, saniyeler içinde birkaç metre ya da daha fazla kayar ve ciddi yıkımlara sebep olan depremler meydana gelir.
Bu kayma hareketine (/atıma) ek olarak, kayaçların hangi derinlikte kaydığıda önemlidir. Eğer atım yerkabuğuna yakın yerlerde olmuşsa, kayaç ezilmiş ve çamur gibi davranış sergilemiş olmalıdır. Bu yapıya fay kili (/fay çentiği, ing. fault gouge) diyoruz. Deprem sırasında -mutlak koşullar altında- taban ve tavanın yerdeğiştirmesi yeterli hıza sahipse, oluşan sürtünme ısısı, kayacın erimesine bile yol açar. 1800 oF’den (~982 oC) daha fazla sıcaklığa ulaşan eriyik kayaç, yeniden katılaştığında, kolaylıkla ayırt edilebilen bir çeşit fosil deprem meydana gelmiş olur.
Bilim insanları, bu nadir doğal kayaçlar ve onların zaman için kendilerini koruma yetenekleri sayesinde, fayların nasıl çalıştığı ve depremlerin nasıl oluştuğuna dair mekanizmayı, depremler olduğu zaman daha iyi anlayabilecek [çn. yorumlayabilecek].
Not
Şekil 1′in aldındığı fosil depremlerle ilgili açıklayıcı bir kaynak
Jackson, J. 2005. Mountain roots and the survival of cratons, Astronomy & Geophysics, Volume 46, Issue 2, pp. 2.33-2.36, bullard.esc.cam.ac.uk/~jackson, access at 25 October 2007.
Kaynakça
Sorensen, K. 2007. Colorado State Scientist Studies Fossil Earthquqkes - Possible Key To Understanding Future Quakes, Kolorado, ABD, Kolorado Eyalet Üniversitesi Haber Sayfası, newsinfo.colostate.edu, 25 Ekim 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Fosil Depremlerin Gizemi, yerbilimleri.com
Posted in Araştırma, Deprem (Yersarsıntısı), Fosil, Tektonik (/Kaymaoluşum), Yerbilimi (Jeoloji) | No Comments »
Sunday, April 1st, 2007 |
Günümüzden yaklaşık 77–78 milyon yıl[1] önceki zaman diliminde yaşamış, yeni bir boynuzlu dinozor cinsi bulundu. Kanada’nın Güney Alberta bölgesinde bulunan kafatası fosiliyle (bkz. Şekil 1) birlikte bu esrarengiz hayvanların evrimsel tarihi tekrar yazılıyor.
Yeni cinsin kafatası örneği, Kanada’nın Güney Alberta yakınlarındaki Badland[2] bölgesinde bulunan Milk nehri[3] boyunca uzanan ve Montana sınırına yakın bir bölgede bulundu. 6 metre genişliğe ve neredeyse 1 ton ağırlığı sahip olduğu tahmin edilen yeni cinse, Albertaceratops nesmoi[5] adı verildi. Yeni cins, meşhur Triceratops[4] cinsi gibi ot-yiyen dinozor grubunun üyesi; ama onlardan daha önce -10 milyon yıl belki daha fazla- yaşadığı düşünülüyor.
Ceratopsidae ailesinin üyesi olan Chasmosaurines[6] ve Triceratops cinsleri gözleri üzerinde uzun boynuzlara, burnunda kısa bir boynuza[7] ve çok az da olsa boynunda saçaklı [çn. yaka] boynuzlara sahip olduğu biliniyordu. Yeni cins, yapılan bilimsel sınıflandırmaya göre, Centrosaurine alt ailesine dâhil edildi. Albertaceratops cinsinin alnından boynuzlu dinozorlara ilk örnek olduğu düşünülüyor.

Şekil 1. The skull of the new horned dinosaur, Albertaceratops nesmoi, in the collections of the Royal Tyrrell Museum, Alberta, Canada. Reconstruction by Donna Sloan/RTMP. Courtesy of Michael. J Ryan and the RTMP.
Cleveland Doğa Tarihi Müzesi Müdürü ve Omurgalı Fosilbilim (Paleontoloji ya da Eskivarlıkbilimi) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Michael J. Ryan, örnekleri bulduğu zamanı “Centrosaurine kafatası meydana çıktığı zaman, alnından çıkan uzun boynuzları gördüğümüzde şaşkınlığımızı gizleyemedik” diyerek ifade ediyor. “Bu örnek Triceratops gibi sadece boynuzlu bir dinozor anlamına gelmiyordu. Infra takımı Centrosaurs gibi devasa boynuzları vardı. Daha önce görülmemiş bir şey olduğunu hemen anlamıştık” diye ekliyor Ryan.
Bu yeni örnekle boynuzlu dinozorların evrimsel tarihini etraflıca araştıran -düşünen ve çizimlerini oluşturan- Ryan, ilk olarak eldeki verilerin çözümlemelerini bitirdi. Bu örnek Centrosaurs infra takımının en ilkel üyesi olmalıydı ve Triceratops cinsi ile aynı olmadığı ortadaydı. Filogenez (soyoluş, canlıların evrimi) oluşuma göre Centrosaurine hakkında gözleri üzerinde kısa boynuzlara, burnuna doğru kıvrılan uzun bir boynuza ve son olarak boynunda ucu sivri saçaklı [çn. yaka] kemiklere sahip oldukları biliniyordu. Sonuç olarak bu örneğin, yeni bir cinse ait olduğu ortaya çıktı. (bkz. Şekil 2)
Örneğin sergilendiği, Alberta, Drumheller’daki Royal Tyrrell Müzesi müdürü Don Brinkman “Bu haber beklenmedik değil” diyor. “New Mexico’nun (ABD) yaşlı tortulları -sediments- altında bulunan alnında uzun boynuza sahip Zuniceratops[8] cinsi Ceratopsidae ailesinin en yakın akrabasıdır. Infra takımı Ceratopsian, uzun boynuzu sahip olabilir; ama alt aile Centrosaur’un sahip olması beklenmedik bir durum” diye ekliyor Brinkman.
Bulunan yeni dinozor cinsi ile ilgili haber Journal of Paleontology‘de yayımlandı.
Notlar:
[1] Geç Kretase devrindeki Kampaniyen evresi.
[2] Yel ve su yüzünden çok geniş aşınmalara uğramış, geniş ve derin dere çukurlarının (kanyon), sel yataklarının, hoodoosların (çn. Ege’de de şeytan sofrası da denilen yapı) meydana geldiği ve kil zengini toprağın egemen olduğu kurak bir bölge.
[3] Mississippi nehrinin bir kolu olan Missouri nehrinin Kanada’daki kolu.
[4] Triceratops, günümüzden 65–68 milyon yıl önce (Maastrihtiyen/Geç Kreatse) yaşamış gözleri üzerinde ve burnunda boynuzu olan bir dinozor cinsi. Yaklaşık 6 ton ağırlığı yerden yüksekliği 3 metre, genişliği 8 metre olduğu tahmin ediliyor.
[5] Manyberries yakınlarındaki bölgede yaşayan bir çifti olan ve örnekleri bulan Cecil Nesmo’yu onurlandırmak için yeni dinozora Albertaceratops nesmoi verildi.
[6] Chasmosaurines, Geç Kretase devrinde yaşamış 5-6 metre genişliğe ve 3.6 ton ağırlığa sahip olduğu düşünülen sadece otla beslenen bir dinozor cinsi.
[7] Bu dinozorların yüzlerinindeki ortak nokta ağız yapılarının papağana benzemesidir. (bkz. Temsilî resim ~ Fr: illüstrasyon)
[8] Zuniceratops, Geç Kretase devrinde yaşamış, 3-3.5 metre genişliğe, 3 metre uzunluğa ve yaklaşık 100-150 kg ağırlığa sahip bir dinozor cinsi.

Şekil 2. Reconstruction of Albertaceratops nesmoi, a new centrosaurine horned dinosaur from the Late Cretaceous of southernmost Alberta, Canada. © 2007 Michael Skrepnick.
Âlem: Hayvanlar
Şube: Omurgalılar
Sınıf: Sürüngenler
Üst takım: Dinozorlar
Takım: Kuş kalçalılar
Alt takım: Saçak [çn. yaka] kafalılar
Infra takım: Boynuz yüzlüler
Aile: Ceratopsidae
Alt aile: Centrosaurinae
Cins: Albertaceratops
Tür: A. nesmoi
Kaynakça:
Ryan, M. J. 2007. A New Basal Centrosaurine Ceratopsid From The Oldman Formation, Southeastern Alberta, Journal of Paleontology, S. 81, No. 2, s. 376–396, digitaldreammachine.com, 1 Nisan 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Yeni Dinozor Cinsi: Albertaceratops nesmoi, yerbilimleri.com
Posted in Araştırma, Fosil, Güncel Haberler, Paleontoloji (Eskivarlıkbilimi) | No Comments »
Monday, September 25th, 2006 |
Bilim insanları şimdiye dek bulunmuş olan en yaşlı çocuğu, günümüzden 3.3 milyon yıl öncesine tarihlenen bir kız çocuğu olduğu görülen fosil kalıntılarını günyüzüne çıkardılar.
Üç yaşından büyük olmayan bir çocuğun kayda değer ölçüde tam olan iskeleti, insanların ilk atalarının insanlar ile diğer büyük insanımsı maymunlar arasındaki [evrimsel-çn] çizgiyi nasıl bulanıklaştırdığının ipuçlarını da taşımakta. Bulunan fosilin belden aşağısı insanlar gibi ayağa kalkmış olarak yürüyenleri andırmakta iken, gövdenin üst bölümü insanımsı maymunlara şaşırtıcı ölçüde benzemekte ve neredeyse şempanzelerin, ağaçlara tırmanmak için özelleşmiş parmak kemikleri kadar uzun olan bükülü parmak kemikleri sergilemekte.

Şekil 1. Image of juvenile Australopithecus afarensis, the oldest known fossil of a girl. Credit: Zeresenay Alemseged and Copyright Authority for Research and Conservation of Cultrual Heritages (ARCCH).
Kız çocuğunun fosili, Homo cinsinin atası olduğuna yaygın olarak inanılan Australopithecus afarensis türüne aittir. [Bilindiği gibi-çn] Homo cinsi bizim dahil olduğumuz türü, Homo sapiens’ı da kapsamakta.
Aralıktan Gözetleyen Yüz
İskelet KD Etyopya bölgesinde, Afar Çöküntüsü’nün çorak topraklarında bulundu. Bu bölge, Max Planck Enstitüsü Evrimsel Antropoloji Bölümü’nden paleoantropolog Zeresenay Alemseged’in ilk kez 1999 yılında meslektaşlarını yönlendirmiş olduğu bölgedir. Aşırı sıcak, ansız sellenmeler, sıtma, yırtıcı hayvanlar ile karakteristik olan bölge, insan fosil bulguları açısından zengin bir tarihçeye sahiptir.
Araştırma grubu üyesi Tilahun Gebreselassie, 2000 yılı Aralık ayında yakıcı güneş altında tozlu bir yamaçta dışarı bakan minik bebeğin yüzünü ilk gören olmuştu. Kazılar, bir kantalop kavunundan daha büyük olmayan kemiklerden oluşan bir yığını günışığına çıkardı.
İnce ve minik kemiklerin içine gömülü olduğu kumtaşını -neredeyse tane tane- kazımak, günümüze değin beş yıllık bir süreyi kapsamıştır.
Büyük Bir Sellenme
İskeletin bulunduğu kat, eski Awash Irmağı’nın görünürde çocuğun ölümüne neden olan ani bir sellenme sonucunda bebeği çakıl ve kumların arasına hızla gömdüğünü açığa çıkarmıştır. Bebeğin yaşamış olduğu bölge, o dönemde, yayın balığı, tatlısu kabukluları, timsah, suaygırı (hipopotam) ve dev kaplumbağalar açısından zengin ve susamurları ile çalılık domuzlarının daha az bulunduğu bir akarsu deltasıydı. Yakınındaki ağaçlık bölge impalaların, açık otlaklar ise fillerin, gergedanların ve Afrika antiloplarının [gnu-çn] yaşam alanıydı.
Leğen kemiği (pelvis), omurganın alt bölümü ve kol ve bacaklarının bir bölümü bulunamamış olsa da, iskeletin büyük bölümü günyüzüne çıkarılmıştır. Bulunan iskelet tüm kafatasını, neredeyse tüm gövdeyi, sırt alt bölümündeki omurları ve ikisi dışındaki tüm dişleri içermektedir. X-ışınları incelemesi, çenede henüz patlamamış dişlerin de içerildiğini göstermiştir.
Bu iskelet bir Australopithecus afarensis çocuğunun neye benzediğini de ilk gez gözler önüne sermiştir. Londra Üniversitesi Meslek Okulu’ndan (UCL) araştırmacı, Doktor Fred Spoor, bunun “ilk atalarımızın beyinlerinin nasıl geliştiği konusunda ipuçları verdiğini” belirtmektedir.
Çocuğun beyin hacminin 330 cm3 olduğu sanılmaktadır. Bu, aynı yaştaki bir şempanzenin beyin hacminden çok da farklı değildir. Ancak, kendi türünün yetişkinleri ile karşılaştırıldığında, çocuğun beyin hacminin yetişkinin beyin hacminin sadece %63 ile %88’i arasında olduğu görülür. Bu, üç yaşına ulaştığında beyin gelişiminin %90’ını tamamlamış olan şempanze ile karşılaştırıldığında, göreli yavaş beyin gelişimini sergiler. Bu beyin gelişimi hızı gerçekte insanlarınkine bir ölçüde yakındır ve olasılıkla insan evrimi sürecindeki erken bir değişimi işaret etmektedir.
Goril Omuzları
Yine, insanlığın evrimi sürecinin az bilinen ya da bilinmeyen yönlerine ışık tutan iskelet parçaları da bulunmuştur. Bu parçalar, kürek kemikleri ve dil kemiğidir.
İskeletin kürek kemikleri genç bir gorilinkini andırır ve çocuğun ağaçlara tırmanabildiğini düşündürür. Ağaçlar üzerinde yaşadığını destekleyen diğer kanıtlar, iskeletin şempanzeninkine benzeyen parmaklarında ve iç kulağındaki yarı dairesel kanallardan edinilmiştir. [İç kulaktaki-çn] bu kanallar sıvı ile doludur ve dengeyi sağlamakta yaşamsal önem taşır. İnsanlarda bu üç kanaldan ikisi, ayağa kalktığında dengeyi korumaya yardımcı olması için büyümüştür. İskeletteki kanlar ise insanlardakinden çok şempanzedeki kanallar gibidir.
Dil kemiği ise gırtlağın [voice box] nasıl yapılandığını yansıtır ve bu nedenle de konuşmanın evrimi konusunda ipuçları sağlar. Bulunan kız çocuğunun dil kemiği insanlarınkinden farklıdır ve diğer büyük insansı maymunlarınkini andırır.
İskelet, şempanze yavrularının anne şempanzelere elleri ve ayak parmaklarıyla yapışmalarına ve böylece anne şempanzenin bebeği yakından kollamaktayken aynı zamanda besin araması ve toplamasına, tehlikeden kaçmasına ve gezinmesine olanak tanıyan büyük ayak parmaklarından yoksun olması nedeniyle, insanlarınkini andırır. Bilim insanları bunun, bulunan kız çocuğunun taşınması gerektiğini, bu nedenle annesinin kendini koruma yeteneğini kısıtladığını ve olasılıkla da korunmak ve besin sağlamak için erkeğine ve daha büyük ölçekli bir grupla sosyal bağlara bağımlı kıldığı sonucuna varmışlardır.
Araştırmacıların bulguları 21 Eylül tarihli Nature’da yayımlanmıştır.
Daha fazla bilgi için bir kaynak… (İngilizce)
Bütün hakları Dursun BAYRAK’a aittir.
Kaynakça:
Choi, C. Q. 2006. Most Ancient Child Unearthed, livescience.com
Posted in Araştırma, Fosil, Güncel Haberler | No Comments »