Kategori arşivi: Enerji

Şeylgazı Üretimi Her Ülkede Uygulanabilir Mi?

Hemen hemen her ülke enerji fiyatlarını düşürmek istiyor. Şeylgazının (Kayagazının) öneminin fark edilmesiyle ABD’deki enerji fiyatları alt üst oldu. Dünyanın geri kalanı ABD’nin şeylgazı başarısına imreniyor. Sadece 4 yıl önce Avrupa’daki doğalgaz fiyatları hemen hemen ABD ile aynı düzeydeydi. Fakat şu an ABD’ye oranla Avrupa’daki fiyatlar üç kat Japonya’dakiler ise beş kat daha fazla.

İngiltere’den Polonya’ya Çin’den Arjantin’e kadar her hükümet ucuz ve güvenilir enerjinin hayalini kuruyor. Birçok kişinin umudu şeylgazı bu hayalin yanıtı olabilir mi? Peki, ABD’deki “şeylgazı devrimi” gerçekten de dünyanın farklı ülkelerinde uygulanabilir mi?


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=BJsggzmgMI0

Başarısız örnekler
Stuart Elliott (Platts), Polonya örneğine işaret ediyor. Polonya Avrupa’daki şeylgazı rezervleriyle dikkat çeken bir ülkeydi. Verimli şeylgazı rezervleri Polonyalı yetkililerin üretim sürecine başlama kararı almasını sağladı. Birçok Amerikalı enerji şirketi kendi ülkelerindeki başarının bir devamını burada gerçekleştirmek için üretim sürecine katıldı. “Fakat Polonya örneği başarısızlığa uğradı” diyor Elliott.

Polonya’da 2013 yılı için 30 ile 40 arası kuyu açılması planlanmıştı. Fakat şu ana kadar maliyet açısından uzun süreçte verimli olması planlanan sadece 1 kuyu açıldı. Exxon Mobil, Talisman ve Marathon gibi şirketler ülkedeki operasyonlarına son verdi. Chevron, Conoco Phillips ve San Leon ise azimle şeylgazı aramaya devam ediyor.

Paul Stevens (Chatham House) birçok kişinin Polonya hükümetini “açgözlü ve ahmak olmakla” suçladığını belirtiyor. Her ne kadar yetkililer mevzuat usullerini yabancı yatırımcıları çekmek için değiştirseler de cezai vergi usulleri ve yabancı şirketlerin yerel ortaklarıyla çalışma koşulu gibi şartlar ülkeye yönelik yatırımcı ilgisini azaltıyor. Fakat Stevens, ABD’deki başarının neden Avrupa’da uygulanamadığı ile ilgili olarak Rex Tillerson’ın (Exxon Mobil) açıklamasına dikkat çekiyor: “ABD’de şeylgazının çıkartılmasını olanak sağlayan teknoloji Polonya’nın coğrafi koşulları için yeterli olmadı.”

Büyük şüpheler
Şeylgazına büyük umutlar bağlayan ülkelerden biri de İngiltere’ydi. ABD’de enerji piyasasının şeylgazının verimliliğine ikna olması için 100’e yakın kuyu açılmıştı. Fakat İngiltere’de son 4 yılda birkaç test kuyusu açıldı. Sürecin bu kadar yavaş ilerlemesinin nedeni şeylgazına yönelik kamuoyu tepkisi. İngiltere’de şeylgazı çıkarma sırasında meydana gelen yersarsıntıları (depremleri) yüzünden süreç 18 ay askıya alınmıştı.

John Williams‘a (Pöyry) göre kaygıların fazla olması nedeniyle mevzuat usullerinin çok net olması gerekiyor. “Her şey kusursuz olmalı. En ufak hata tüm süreci baltalayabilir. Onun için şu ana kadar pek ilerleyemedik” diyor Williams. Bu konudaki şeylgazı karşıtlığı da devam edecek gibi gözüküyor.

Stevens, şeylgazı çıkarma sürecindeki ağır metal ya da radyoaktif maddeler yüzünden suların kirlenmesi ve metan kaçakları gibi bir ihtimalin meşru bir kaygı olduğunu belirtiyor. Şeylgazının kömür ve petrole oranla daha çevre dostu olduğuna dikkat çeken Stevens, “fakat sonunda o da bir fosil yakıt” diye uyarıyor. Stevens, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımların buraya aktarılmasının da ciddi bir kaygı oluşturduğunu söylüyor.

Şeylgazına yönelik kaygılar sadece İngiltere ile sınırlı değil. Bu konudaki protestolar dünyanın hemen hemen her yerinde gerçekleştiriyor. Geçen yıl 20 farklı ülkeden çevreciler, şeylgazı çıkartma yöntemi olan hidrolik kırılmanın (hidrolik çatlatmanın) zararlarına karşı küresel bir eylem günü ilan etti. Fransa çoktan hidrolik kırılma yöntemlerini yasakladı. Romanya, Almanya ve Bulgaristan’da ise arama çalışmalarına ara verildi.

Temel çalışmalar
Petrol çıkarma çalışmalarına daha fazla alışık olan Amerikan kamuoyunun aksine Avrupa’da şeylgazına yönelik yoğun tepki var. Bu tepki de şeylgazı çalışmaları ile ilgili ilerlemeye darbe vuruyor. En temelde Avrupa’daki çevre mevzuatı çok katı. Ayrıca şeylgazı ile ilgili araştırma ve yatırımlar ABD dışında çok da sınırlı.

Amerikan hükümeti 1980’lerin başlarında şeylgazı ile ilgili temel araştırmalara yönelik milyonlarca dolar katkı sağladı. Ama Avrupa Komisyonu devlet yardımlarının aksine temel araştırma ve geliştirme yatırımlarının işletmeler tarafından yapılmasını istiyor. Kısacası ABD’deki şeylgazı işletmeciliği bir günde doğmadı, 25 yılda gelişerek bu seviyeye geldi.

Stevens, mülkiyet haklarının da şeylgazı ile ilgili araştırmalarda önemli bir etken olduğunu söylüyor. ABD’de konut sahipleri yeraltındaki kaynakların da sahibi konumunda. Böylece konut sahipleri kendi arazilerinde bir enerji kaynağının bulunması durumunda fiyat ile ilgili şirketlerle anlaşıp çıkarım haklarını şirketlere verebiliyorlar. Fakat Avrupa’daki yeraltı kaynaklarının sahibi devletler. Hiçbir devlet de pazarlık yapmadan çıkarım hakkını enerji şirketlerine devretmeye hazır değil. Bu soruna ek olarak birçok ülkedeki yer koşulları, alt yapı ve boru hatlarının eksikliği ABD’deki şeylgazı devriminin tekrarlanabilmesi ile ilgili ciddi eksiklikler olarak gözüküyor.

Ayrıca şeylgazının Avrupa’daki enerji fiyatlarına nihai etkisinin nasıl olacağına yönelik kaygılar da var. Pöyry‘nin tahminlerine göre, şeylgazının kullanılması durumunda Avrupa’daki toptan gaz fiyatları 2020 ile 2050 arasında % 6 ile 14, elektrik fiyatları da % 3 ile 8 arasında azalabilir. Toptan satış fiyatları enerji faturalarının sadece bir etkeni olduğundan hane başına etkisi daha az bile olabilir. Bu veriler Avrupa’da şeylgazının enerji fiyatlarına etkisinin ABD’ye oranla çok daha az olabileceğine işaret ediyor.

Türkiye’de şeylgazı
Amerikan Enerji Enformasyon Ajansı’nın (EIA) yayınladığı bir rapora göre Türkiye’de Güneydoğu Anadolu havzasında Dadaş ile Trakya havzasında Hamitabat formasyonlarında çıkarılabilir şeylgazı miktarı 680 milyar m³ olarak veriliyor. Bu miktar Türkiye’nin bugünkü yıllık tüketimi (46 milyar m³) esas alınırsa yaklaşık 14-15 yıllık bir tüketime denk düşüyor.

Cüneyt Kazokoğlu’nun yaptığı analize göre Türkiye’de henüz mevcut şeylgazı ve petrol rezervlerinin Türk mercileri tarafından belirlenmemiş olması, Türkiye’de çalışmaların sondajlı ön araştırma aşamasında olduğunu gösteriyor.

Büyük hedefler
Şeylgazının geleceğinin umut verdiği ülkelerin başında Çin geliyor. Elliott, Çin’de enerjiye olan talebin giderek arttığına ve yetkililerin şeylgazı çıkarımı için milyarlarca dolar harcamaya hazır olduğuna dikkat çekiyor. Çin yönetimi 2020 yılına Amerika’nın mevcut şeylgazı üretiminin üçte birine ulaşmayı hedefliyor. Uzmanlar bu hedefin büyük olduğuna işaret ediyor. Fakat ülkedeki yer koşulları, ucuz işgücü, kolay mevzuat ve kamuoyu tepkisinin olmaması, Çin’in bu hedefe ulaşmasını kolaylaştırıyor. Ama Çin için ise asıl sorun “su”. Çin’in şeylgazı rezervlerinin büyük kısmı ülkenin oldukça kurak kuzey batısında bulunuyor. Çıkarma sürecindeki suya ihtiyaca dikkat çeken Elliott. Bu durumun en büyük engel olduğunu belirtiyor. Çin’in şeylgazı ile ilgili büyük hedefleri olmasına karşın şu ana kadar şeylgazı arama ile ilgili ciddi bir girişim yok.

Amerika’da binlerce şeylgazı üretim merkezi var. Ama dünyanın geri kalanındaki şeylgazı merkezlerinin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. William’a göre Çin’in şeylgazı üretebilmesi 8 ile 10 yılı bulabilir. Bu bile dünya enerji fiyatlarını kendi başına etkileyebilir. Dünyanın geri kalanı için bu kadar sürede şeylgazı üretimine başlamak gerçekçi gözükmüyor. Stevens, ancak 15-20 yıl sonra farklı bölgelerde şeylgazı üretimine geçilebileceğini söylüyor.

Şeylgazının enerji fiyatlarını sabitleyebileceğini ve güvenliğini sağlayabileceğini düşünen hükümetlerin beklentileri pek gerçekçi değil. Şeylgazı bu hedefleri karşılayacak doğru bir reçete olmayabilir.

Ayrıntılar
Anderson, R., Kaya gazı üretimi her ülkede uygulanabilir mi?, 8 Nisan 2014’te ulaşıldı. Orijinal kaynak Shale industry faces global reality check

Türkiye’de Yenilenebilir Enerji

Türkiye son 20 yıl içerisinde hızlı ekonomik büyüme, nüfus ve sanayileşme artışı yaşamakta ve bu durum ülke genelinde ekonomik ve sosyal iyileşmeler sağlamaktadır. Bu artışlar, ülkedeki büyüme için yararlı olmuş ve hem sanayi hem de konut sektörlerinde talep artışına yol açmıştır. Son yıllarda ülke genelindeki elektrik talebi yıllık % 7-8 oranında artmaktadır; dolaysıyla elektrik iletimi ve puant* kapasitesi 2002 ile 2010 arasında neredeyse % 60 artmıştır. Enerji tüketimindeki ve yoğunluğundaki bu artış Türkiye’nin ekonomik büyümesinde yaşamsal bir rol oynamış olmakla birlikte, aynı zamanda ülkenin enerji ithalatında ve karbondioksit emisyonlarında da artışlara yol açmıştır. Bu durum karşısında Türkiye, ülkede gelecekte yaşanacak büyümenin çevresel ve ekonomik açıdan daha sürdürülebilir bir enerji sektörü stratejisi içermesini sağlayacak iddialı bir süreç başlatmaktadır.

Türkiye'deki yenilenebilir enerjinin gelişimini ele alan görsel. Görüntü:Dünya Bankası
Türkiye’deki yenilenebilir enerjinin gelişimini ele alan görsel. Görüntü:Dünya Bankası

Son yıllarda Türkiye yerel şirketler tarafından rüzgâr, hidrolik ve jeotermal kaynaklardan elektrik üretimine öncelik veren ve aynı zamanda ülkede enerji verimliliğinin arttırılması gerektiğini vurgulayan birkaç enerji stratejisi geliştirmiştir. 2023 yılında kutlanacak olan cumhuriyetin 100. yılı hedefleri kapsamında, Türkiye önümüzdeki 10 yıl içerisinde farklı yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimini arttırmak ve enerji yoğunluğunu ve çevresel etkileri azaltmak amacıyla tasarlanan birkaç iddialı eylem planı oluşturmuştur. Biri ülkedeki elektrik üretiminin % 30’unun yenilenebilir kaynaklardan karşılanması hedefini diğeri de 2011 ile 2023 yılları arasında enerji yoğunluğunun (birim GSYH başına düşen enerji tüketimi) yüzde 20 azaltılması hedefini içeren iki kilit doküman –Elektrik Piyasası ve Arz Güvenliği Stratejisi ve Ulusal Enerji Verimliliği Stratejisi– bu iyileştirmelerin yolunu açmaktadır.

Türkiye’nin enerji arzının büyük bir bölümünün kendi sınırları dışından geldiği ve ülkede fosil yakıt tüketiminin arttığı –dolayısıyla CO2 emisyon düzeylerini yükselttiği- göz önüne alındığında, yerel olarak üretilen yenilenebilir enerjiye ve artan enerji verimliliğine yönelik bu geçiş ülke için potansiyel bir üçlü kazanç teşkil etmektedir -eşzamanlı olarak yerli enerji üretiminin arttırılması, CO2 düzeylerinin düşürülmesi ve Türkiye’nin küçük, orta ve büyük ölçekli enerji şirketleri arasında büyümenin teşvik edilmesi. Türkiye çok büyük ve kullanılmayan bir yenilenebilir enerji potansiyeline sahip olmasına rağmen, bugün enerjisinin % 60’tan fazlasını ithal etmektedir– çoğu fosil yakıt şeklinde.

Bugün Türkiye rüzgâr santrallerindeki artış oranı bakımından dünyada birinci sırada yer almaktadır –bu alandaki toplam öngörülen potansiyelinin sadece % 5’ini kullanmasına rağmen. Ayrıca, Türkiye’deki nehirler ve göller yaklaşık 140 TWh’lik ekonomik olarak kullanılabilir bir enerji potansiyeli oluşturmaktadır. Ülkenin ilave 20.000 MWh’lik kapasite oluşturan etkileyici hidrolik potansiyeli ve büyüyen jeotermal sektörü, Türkiye’nin enerji üretimine özel sektörün daha fazla dâhil edilmesine ve hem enerji yoğunluğunda hem de toplam sera gazı emisyonlarında önemli azalımların sağlanmasına yardımcı olan genel yenilenebilir enerji stratejisinin köşe taşını oluşturmaktadır.

Yerli ve yenilenebilir enerji ile enerji verimliliği konusundaki bu atılımın bir parçası olarak, Dünya Bankası Grubu, kapasitesinin arttırılması, yerli yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve ülke çapında enerji verimliliğinin arttırılması amacıyla Türkiye ile birlikte çalışmaktadır. Türkiye yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projeleri için 1 milyar ABD dolarının üzerinde Dünya Bankası finansmanı kullanmıştır ve bu projeler sayesinde Türkiye’de özel sektör yenilenebilir enerji şirketlerinin ürettiği elektrik önemli ölçüde artmış ve ülke çapında CO2 emisyonlarında önemli azalmalar sağlanmıştır. Son 10 yıl içerisinde, özel sektöre ait yenilenebilir enerji tesislerinde üretilen elektrik miktarı neredeyse 18 kat artmıştır –2002 yılında 1.490 GWh iken 2012 yılında 26.235 GWh. Ayrıca, Dünya Bankası Grubu ile koordinasyon içerisinde geliştirilen projeler Türkiye’de sera gazlarının her yıl 3,3 milyon ton kadar azaltılmasına yardımcı olmaktadır.

Dünya Bankası Grubu’nun desteği ile elektrik üretimi alanında yapılan bu çalışmalar, Türkiye genelinde enerji verimliliğinin arttırılmasına yönelik devam etmekte olan çalışmalar ile desteklenmektedir. Türkiye küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin enerji verimliliğini arttırmaya yönelik önlemlerine öncelik vererek, aynı anda hem KOBİ’lerinin işletme maliyetlerini düşürerek rekabet güçlerini yükseltebilmekte hem de enerji yoğunluğundaki ve sera gazı emisyonlarındaki azaltımlar yoluyla ekonomisini daha yeşil hale getirebilmektedir. Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Enerji Verimliliği Projesi, Türkiye ile Dünya Bankası Grubu arasında bu alandaki en son işbirliğini oluşturmaktadır. 201 milyon ABD doları tutarındaki bu proje Türkiye genelindeki KOBİ’ler için 300 GWh’nin üzerinde yıllık enerji tasarrufu sağlamak ve aynı zamanda CO2 emisyonlarında 2018 yılına kadar 154.000 tonluk bir ilave azaltım daha sağlamak için tasarlanmıştır.

video platformvideo managementvideo solutionsvideo player

Ayrıntılar
Dünya Bankası Rüzgar, Su ve Buhar – Türkiye’nin Enerji Sektörü için Üçlü bir Kazanç, 6 Eylül 2013
Dünya Bankası Türkiye: Yerin Altından Elektrik Üretimi, 7 Eylül 2013

* Puant, elektrik tüketiminin en yüksek ve elektrik birim fiyatının en fazla olduğu zaman dilimini belirtmek için kullanılır. Bu zaman dilimi, akşam 17.00 ile gece 22.00 saatleridir. Dilimize peak (Tr. pik) kelimesinin yanlış ifade edilmesiyle geçmiş ve böyle kullanılagelmiştir.

İsviçre’deki Jeotermal Deprem

İsviçre’nin St. Gallen şehri yakınlarında, jeotermal kaynaklar için yapılan sondaj çalışması depreme neden oldu. 140 santigrat derece sıcaklıktaki termal akışkana ulaşmak için yerin 4.500 metre derinliğinde yapılan sondaj sonrası bölge, 3,6 büyüklüğündeki depremle sarsıldı. Bazı binalarda ufak hasarlar oluştuğu bildirildi.
İsviçre’deki Jeotermal Deprem yazısına devam et

20 Soruda Türkiye’de Petrol

1. Açılan her kuyudan petrol çıkar mı?

Açılan her kuyuda petrol çıkar diye bir şey söz konusu değildir. Kuyular çok değişik amaçlar için açılabilir. Bazen sadece çalışılan bölgeyi jeolojik olarak daha iyi anlayabilmek için kuyu kazılır. Bu tip kuyular parametre kuyusu olarak isimlendirilir.

Bir kuyuda petrol keşfi yapıldıktan sonra, petrolün yayılımını görmek için tespit kuyuları açılabilir. Bu kuyular muhtemel üretim sahasının kenarına yakın yerlerde açıldığı için, petrol yerine su alma ihtimali de oldukça yüksek olur. Hatta üretim sahasının içinde bile normal şartlarda görünmeyen küçük bir fay veya içinde petrol barındıran jeolojik birimin ani son bulmaları petrol yerine su alınmasına sebep olabilir.

Petrol sisteminin bulunduğu [kaynak kaya, rezervuar (hazne) kaya ve örtü kaya] havzalarda bir yapı tarifi yapılırsa, o yapıyı test etmek için kuyu açılabilir ki bu tip kuyular arama kuyusu olarak isimlendirilir. Ancak burada da göç-yapı ilişkisi iyi kurulamadığı takdirde, boş kuyu açma olasılığı ortaya çıkar. Birçok bilinmeyeni olan bir ortamda boş kuyu açmak şaşılacak bir durum değildir. Günümüzde gelişen arama, sondaj ve bilişim teknolojileri ile artan görüntüleme olanakları, açılan boş kuyu oranlarında dramatik bir düşüşe sebep olmuştur. 20 Soruda Türkiye’de Petrol yazısına devam et

EIA: Türkiye’deki Şeylgazı Potansiyeli 4,6 Trilyon Varil

ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) yayımladığı rapor ile dünya kaya gazı haritasını ortaya koydu. Rapora göre, Türkiye’de mevcut tüketim rakamını 100 yıl karşılayacak kayagazı (şeylgazı) rezervi var. Ancak bunun yaklaşık 14 yıl yetecek miktarı üretilebilir nitelikte.

seyl_gazi_turkiye

Şeylgazı devrimiyle global doğalgaz ticaretinde kuralları yeniden yazan ABD, şu ana kadar yapılan tahminler doğrultusunda dünyadaki şeylgazı potansiyeline ülke ülke yer veren bir rapor yayımladı. Türkiye’den Trakya ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki rezervlerin incelendiği rapora göre, bu iki bölgede toplam 4,6 trilyon metreküp yerinde şeylgazı var, ancak bunun 651 milyar metreküpü alınabilir nitelikte. Öte yandan, bu iki bölgedeki kayapetrolü (şeylpetrolü) miktarı ise toplam 4,7 milyar varil.

Geçtiğimiz yıl Türkiye’de yaklaşık 45 milyar metreküp doğalgaz tüketildi. Bu tüketim rakamına göre 4,6 trilyon metreküplük tahmini şeylgazı rezervi, Türkiye’nin 100 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabilir. EIA’nın tahminlerine göre, Güneydoğu Anadolu’daki havzada 3,7 trilyon metreküp yerinde şeylgazı miktarı var. Ancak bunun 481 milyar metreküpü alınabilir kısmı teşkil ediyor. Aynı havzada, 4,6 milyar varili alınabilir nitelikte olan, 91 milyar varil yerinde şeylpetrolü var. Trakya havzasındaki yerinde kaya gazı miktarı ise 962 milyar metreküp olarak tahmin edilirken, bunun 170 milyar metreküpü alınabilir durumda. Trakya’daki yerinde şeylpetrolü miktarı da 2 milyar varil ve bunun alınabilir kısmı 100 milyon varil.

TPAO uzmanları, bu hesapların tamamının konvansiyonel olmayan gaz ve petrol için olduğunu vurgularken, “Ayrıca bu hesaplara Tuz Gölü ve Doğu Anadolu dahil değil” yorumunu yapıyor. Buralardaki incelemeler bittiğinde tahminler daha yukarı çıkabilir. Raporda, şeylgazı ve şeylpetrolüne yönelik arama faaliyetlerinin de gerçekleştiği Güneydoğu Anadolu ve Trakya havzalarına yer verilirken, “Türkiye, Sivas ve Tuz Gölü havzalarında da kaya gazı kaynaklarına sahip olabilir. Ancak bu iki havzada fazla inceleme olmadığından mevcut rezervuar bilgileri sınırlı” deniliyor.

Güneydoğu Anadolu havzasının öncelikle petrol eğilimli aktif bir havza olduğu ifade edilen raporda, burada bugüne kadar 100 petrol sahası keşfi yapıldığı vurgulanıyor. Güneydoğu Anadolu havzasının, Suudi Arabistan ve Irak’ın petrol bölgeleriyle benzer coğrafyaya sahip olduğu kaydedilen raporda, “TPAO ve Shell, şu anda Sarıbuğday-1 sahasında şeylgazı aramaları yapıyor. Shell, bu havza için beş kuyulu bir arama programı açıkladı” deniliyor.

Hamitabat gaz sahasının 1970’te keşfedilmesiyle, Trakya Havzası’nın Türkiye’nin en önemli gaz üretilen bölgesi haline geldiği vurgulanan raporda, şunlar kaydediliyor: “Türkiye’deki toplam doğalgaz üretiminin yüzde 85’inin gerçekleştiği bu havzada, bugüne kadar 13 doğalgaz ve üç petrol sahasında toplam 350 kuyu açıldı. Trakya Havzası’ndaki faaliyetlerin çoğu sıkı gaza yönelik oldu ve özellikle TPAO ile TransAtlantic Petroleum tarafından gerçekleştirildi. Bu şirketler henüz şeylgazı testlerine yönelik bilgi yayınlanmadı.”

MTA Doğal Kaynaklar ve Ekonomi Bülteni’nden bir inceleme Şeylgazı (shale gas) ve Ekonomik Değeri.

Ayrıntılar
Erdil, M. 100 yıl yetecek ‘Türk kaya gazı’, 19 Haziran 2013
EIA, Technically Recoverable Shale Oil and Shale Gas Resources: An Assessment of 137 Shale Formations in 41 Countries Outside the United States, 19 Haziran 2013

Avrupa’nın İthal Doğalgaza Yönelimi ve Yeni Kaynaklar

2035’te Avrupa’nın ithal gaza bağımlılığının yüzde 90’lar seviyesine çıkacağı öngörülüyor. Buna karşın Karadeniz ve Kuzey Denizi’ndeki keşifler Avrupa’nın gaz ikmalinde yeni senaryolar yaratma potansiyeli taşıyor.

Başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın gündemindeki temel konulardan bir tanesini enerji arzı oluşturuyor. Kıtanın enerji talebinde artış trendinin devam edeceği öngörülürken, ithal enerji kaynaklarına olan bağımlılığın da yükseleceği ifade ediliyor.

Uluslararası Enerji Ajansı, enerji şirketleri BP ve OMV’nin yaptıkları projeksiyonlara göre Avrupa Birliği’nin 27 ülkesi ve Türkiye’de genel enerji talebi 2020’de 1,825 milyon TEP (ton eşdeğer petrol) seviyesine çıkacak. Artan genel enerji talebi içerisinde gaza yönelik talebin ağırlıklı bir yeri bulunuyor. Aynı kurumların analizlerine göre, 2020 yılında gaz talebi 491 milyon TEP olacak.

Bu projeksiyonlar, gaz kaynakları açısından yetersiz durumda olan Avrupa’nın gaza olan bağımlılığının artacağına da işaret ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın “Dünya Enerji Görünümü 2012” raporuna göre, Avrupa’nın 2010 yılında ithal gaza bağımlılığı yüzde 60’lar seviyesindeyken 2035’te bu oran yüzde 90’lara çıkacak.

Avrupa’ya gaz arzında özellikle Azerbaycan Şah Denizi‘ndeki kaynakları taşımak için dizayn edilmiş birçok proje söz konusu. Bunun yanında Karadeniz ve Kuzey Denizi’nde yapılan keşifler kıtaya yönelik enerji arzındaki senaryolar açısından yeni bir durum oluşturuyor. Gerhard Roiss’in (OMV Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO) yaptığı açıklamalara göre Kuzeybatı Karadeniz’de önemli kaynaklar tespit edildi.

Bulgaristan’ın Khan Asparuh, Romanya’nın Neptun Deep ve Ukrayna’nın Skifska bölgelerinde tespit edilen bu kaynaklar ciddi bir potansiyel içeriyor. Total, Repsol, ExxonMobil ve Shell gibi diğer enerji devlerinin de içinde yer aldığı bu çalışmalar bölgenin kaderini değiştirecek unsurlar taşıyor.

Roiss’in yaptığı açıklamalar Romanya karasularında yapılan ilk keşiflerin 42 ila 82 milyar metreküp elde edilebilir gaz olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin hemen yanı başında gerçekleşen bu keşifler akıllara Türkiye’de de aynı potansiyelde yataklar olup olmadığını getiriyor. Jaap Huijkes (OMV Araştırma ve Üretimden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi), Türkiye’nin bu açıdan biraz şanssız olduğunu ifade ediyor. Huijkes, Türkiye ile ilgili olasılıkları da değerlendirdiklerini ancak Romanya karasularında daha büyük bir potansiyel olduğunu ekliyor.

Karadeniz’de yapılan bu keşifler Avrupa’ya yapılan gaz tedariki açısından yeni opsiyonlar yaratma potansiyeli de taşıyor. Karadeniz ile birlikte Kuzey Denizi de kıta için önemli bir potansiyel içeriyor. Roiss’in yaptığı açıklamalara göre Zidane ve Aasta Hansteen gaz sahaları ile Edvard Grieg petrol sahasında ciddi kaynaklar bulunuyor. Buna göre 2020 yılında bu üç sahada toplam üretim günde 80-100 bin varil seviyesinde gerçekleşecek.

Abdurrahman Satman (İTÜ, Petrol ve Doğal Gaz Müh.), özellikle Karadeniz’deki bu çalışmaların Avrupa için bir alternatif oluşturabileceğini söylemek için erken olduğunu ifade ediyor.

Satman, “Karadeniz’de bir potansiyel söz konusu. Türkiye, Akçakoca bölgesinde hâlihazırda gaz üretimi yapıyor. Bunun yanında Samsun’un kuzeyinde bir arama yapıldı ama sonuç alınamadı. Aynı zamanda Rusya da ABD’li şirketlerle burada arama yapıyor. Tüm bunların yanında Karadeniz şu aşamada Şah Deniz’e bir alternatif oluşturamaz. Karadeniz’de bu kaynakları bugün buldum deseniz bile 8-10 sene yatırım yapmanız gerekiyor” ifadelerini kullanıyor.

Mete Göknel (BOTAŞ Eski Genel Müdürü ve enerji stratejisti) ise Karadeniz’deki gelişmeleri ve bu keşiflerin Türkiye bölgesinde gerçekleşmemesini şöyle açıklıyor: “Keşfedilen bu kaynaklar elbette Avrupa’ya yapılan enerji arzı için yeni bir potansiyel anlamına geliyor. Ancak her ülke önce kendi sorununu çözmek ister. Örneğin Bulgaristan bu kaynakların bir kısmını kendi ülkesine yönlendirmek isteyecektir. Bunun yanında bu kaynaklar Avrupa ile birlikte Doğu tarafına da akabilir. Türkiye’ye 50-100 kilometrelik borularla bunları getirmek mümkün. Karadeniz’deki bu keşiflerin Romanya ve Bulgaristan’da olmasının nedeni derinlik. Bu bölgelerde 400-450 metrede çalışmalar yapmak mümkün. Ancak Türkiye’de bu derinlik 2.000 metrelere çıkıyor. Bu da araştırmaların maliyetli olması anlamına geliyor.

Metin ufak değişiklikler dışında aynen aktarılmıştır. Metnin bütün hakları DW Türkçe’nin olup, Selçuk Oktay (İstanbul) haberi hazırlamış ve Ahmet Günaltay düzeltmeden geçirmiştir.

Kaynakça
DW, Avrupa’ya doğal gazda yeni senaryolar, 5 Aralık 2012

Red Dog’da Madencilik ve Sürdürülebilir Gelişme

Red Dog madeni, dünyanın en büyük çinko madenidir. Alaska’nın kuzey batısında, kutup dairesinin 145 km kuzeyinde NANA (North West Alaskan Native Association Development Corp) denilen Eskimo organizasyonunun sahip olduğu topraklarda yer alır. NANA, 1982 de Cominco ile bir sözleşme imzalar.

Cominco, faaliyetleri çinko üzerinde odaklanmış uluslararası bir şirkettir. Red Dog madenini çalıştırır. Nana’nın, madenin geliştirilmesindeki prensibi, yerlilerin geleneksel bölgelerinde sürdürülebilir bir kalkınmaya katkıda bulunmaktır. Bu, modern ekonomik iş fırsatları yaratırken ve geleneksel sürdürülebilir hayat tarzlarının korunmasıyla gerçekleştirilmektedir. NANA insanları için kültürlerini, dillerini ve geleneklerini korumak, eskiden olduğu gibi bugün de önemidir.

Sürdürülebilir gelişmenin prensiplerine, etkili ve verimli faaliyetler ve sürekli karşılıklı görüşerek ekonomik, çevresel ve sosyal hedeflerin dengelenmesi dahildir. Bunlar Red Dog madeninin,başlangıçtan beri en önemli değerleridir.

Fakirlik, çevre bozulmasının en önemli nedenlerindendir. Zira temel ihtiyaçlarını karşılamak için parasal kaynağı olmayan insanlara, yerli doğal kaynakların tüketilmesinden başka seçenek bırakılmamaktadır. Su kalitesinin bozukluğu, türlerin yok olması çölleşme, ve çoğu zaman ahlaki ve sosyal bozulma, geçinmek için sınırlı kaynaklara bağlı artan nüfusun neden olduğu kaçınılmaz sonuçlardır.

Basit çözüm yoktur. Tecrübeler, çevre kirliliğinin ve fakirliğin dış müdahale ile düzeltilemeyeceğini gösterir.

Çevre koruma ve sosyal adalet olmadan yaratılan ekonomik gelişmeyle oluşan zenginlik, uzun dönemde sürdürülememektedir. Sürdürülebilir gelişme, ekonomik kalkınma için alternatif bir yaklaşımdır. Ekonomik iyileşme, sosyal adalet ve çevre kavramlarını somutlaştırıyor. Sürdürülebilir gelişme, bir çok bölge ve ülke de fakirlik için de uzun dönemde çözüm sunuyor. Topluluklar, kendi ayakları üzerinde kalarak sürdürülebilirliklerini başarıyorlar. Bu, toplumun sosyal kapasitesini geliştirerek ve çevreyi gerektiği gibi koruyarak zenginlik yaratmakla olur. Kabiliyetlerin ortaya çıkartılması gereği anlaşılırken, gelişmekte olan ülkelerde zenginlik için çoğu zaman doğru yolda olmalarına yardımcı olacak bir çeşit yabancı kaynağa ihtiyacı vardır. Gelişmekte olan ülkeler yabancı sermayeyi çekmeye çalışırlar, çünkü sermayeye ve bir çok durumda, doğal kaynakların bölge ekonomilerini ateşlemek için gerekli enerjiye dönüştürecek teknolojiye ihtiyaç duyarlar. Cominco, Teck, Rio Algom, Noranda, Doe Run ve diğerleri gibi yenilikçi ve ilerici şirketler, kaynakların sosyal ve çevre sorumluluğuyla geliştirilebilmesi için gerekli kabiliyeti ve kararlılığı gösterdiler.


Red Dog maden sahasını tanıtan broşürden bir kare.

Sürdürülebilir Kalkınma-Madencilik ve Metaller
Gelişmiş ekonomilere sahip ülkeler, daha temiz çevreden hoşlanırlar. Buralardaki insanlar temiz su ve barınaklara kolaylıkla sahip olur. Daha uzun ve sağlıklı yaşarlar ve daha eğitimlidirler. Teknolojik ve ekonomik ilerlemeler sosyal ve politik gelişmeyle olduğu kadar artan çevre koruma duyarlılığıyla da bağlantılıdır. Gelişmiş ülkelerde büyüyen çocuklar, teknolojik ve sosyal olarak ileri bir dünyaya daha üretken bir nesil olarak geçmektedirler.

Bu nedenle ekonomik gelişme, şimdiki ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama açısından hayatidir. Ama, ekonomik gelişme aynı zamanda yeryüzünde etki bırakır. İnsanoğlu, bu doğal kaynakların bir kısmını kullanmadan ve tüketmeden bu dünyada yaşamını sürdüremez. Ancak bu kaynakların doğal servetten diğer sosyal ve ekonomik şekillere nasıl dönüştürülebileceği yanında kaynakların akıllıca kullanılıp kullanılmaması da gelişmenin sürdürülebilir olup olmadığını belirler.

Sürdürülebilir kalkınma, desteklenen veya belirsiz olarak devam eden sosyal ve ekonomik gelişim işlemidir. Sürdürülebilir kalkınma, sosyal, çevre ve ekonomik bağlamda gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme ihtimalini de tehlikeye atmadan, bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını karşılayan gelişmedir. Sürdürülebilir gelişme prensipleri çevreye olduğu kadar insanlara da odaklanır. Modern toplumun, geniş sosyal ve çevre istekleri aşağıdakileri içerir;

– Temel insan ihtiyaçlarını karşılama garantisi
– İnsan haklarına saygılı olma
– Temiz ve güvenli çalışma koşulları sağlama
– Gelecek nesillere seçme hakkı bırakma
– Sınırlı doğal kaynakları etkili ve dikkatli kullanma

Madencilik faaliyetlerinden arda kalanlar, madenciliğin sürdürülebilir yanlarından biridir. Bu bağlamda madencilik hayat standardımızı geliştiren malzemelerin yapımı için gereken önemli hammaddeleri üretir. İnşaat, ulaşım, tarım ve insanlığın diğer önemli ihtiyaçları, madencilikten gelen doğal maddelerin kullanılmasıyla karşılanır. Aslında, modern yaşam, maden olmadan olmaz. Ayrıca madenden çıkarılan metaller dayanıklı ve geri kazanımlıdır. Böylece insanların kaynakları kullanım etkinliği de test edilmiş olur. Ancak, madenler sürdürülebilir değildir, çünkü gelişimleri devamlı değildir. Maden, cevher gövdesi tükenince biter. Teknolojik ilerlemelerle daha düşük konsantrasyonlarda cevher çıkarılması madenlerin ömrünü uzatır. Fakat madenler kaçınılmaz olarak kapanır.

Eğer uygun olarak yönetilmezse madencilik işlemleri sırasında ekonomik seviye yerli halk için tahrip edicidir ve ekonomilerini geçici olarak değiştirir. Ancak diğer sürdürülebilir aktiviteleri için katalizörde olabilir ve topluluklara uzun süreli faydalı olmaya katkıda bulunur. Bu tür gelişmeler, yetersiz teknolojiler nedeniyle kaynakları az gelişen ve ekonomileri ulusal borç altında kalan gelişmekte olan ülkelere gerekir.

Madencilik, hayat kalitesini geliştiren sürdürülebilir faydalar sağlarken, kültür ve geleneksel ekonomideki bozucu etkileri azaltabilir. Maden sahipleri ve madenden etkilenen yerli halk madenden ortak olarak faydalanmak için birlikte çalışabilirler. Halkın katılımı madenden etkilenenler ve maden sahibinin ortak paylaştıkları şeyleri fark etmeye yardım eder ve böylece faaliyetlerdeki olası başarıyı sağlar.

Sürdürülebilir Gelişme ve Cominco Tecrübeleri
Cominco, Kanada kökenli doğal kaynak şirketidir. Esas faaliyetleri maden arama ve işletme, fırın ve rafine işleridir. 1906’da kurulan Cominco dünyanın en büyük konsantre çinko üreticilerinden biri ve dünyanın 4. çinko üreticisidir. Her ne kadar çinko üretim ve rafinerisi Cominco’nun esas işi ise de, faaliyetleri kurşun ve bakırı içeren diğer metal üretimlerini de kapsar. Cominco, sorumlu katılımcı vatandaşlık bilinciyle ünlü, dünya çapında madencilik faaliyeti sürdüren yenilikçi ve başarılı bir tarihe sahiptir. Şirketin, Amerika ve Grönland’ın kuzeyindeki uzak yerlerde 60 yıldan uzun zamandır üretim tecrübesi vardır. Buralar, sert iklim koşullarına sahip, geniş, ıssız ve çoğunluğu fakir topluluklardan oluşan dağınık nüfusa sahip yerlerdir. Bu yerlerde, ekonomik gelişme doğal kaynaklara bağlıdır ve gelişme nadiren görülür. Neticede, bir çok yerli temel ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun olarak avcılığa bağlıdır. Hayatlarını geçindirme şekli bu insanların kültürel ve kutsal değerlerinin önemli bir kısmını kapsar. Cominco’nun faaliyetlerine, Little Cornwallis adasındaki Polaris madeni ve Alaska’da ki Red Dog madeni dahildir.

Zamanla, Cominco’nun yerli topluluklarıyla çalışma tecrübeleri, sürdürülebilir gelişme konularının şekillendirilmesini formüle etmeye yaramıştır. Sosyoekonomik sözleşmelerden çevre uygulamalarına Cominco’nun Red Dog tecrübeleri madencilik şirketlerine ışık tutar. Burada, Red Dog madenindeki pratikteki uygulamalar yanında temel hususlar da incelenmiştir.

Red Dog Madeni
Red Dog madeni, Kuzey Batı Alaska’daki Inupiat yerlilerine ait topraklarda yer almaktadır. Yerlilerin bölgesel NANA kuruluşu vardır. Red Dog madeninin bulunduğu topraklar NANA ve ABD hükümeti arasındaki sözleşmeyle belirlenmektedir.

NANA ve Cominco arasında Red Dog yataklarının geliştirilmesini kapsayan kuruluş sözleşmesi uzun toplantı ve görüşmelerden sonra 1982’de imzalandı. Dönüm noktası olan anlaşmada, madenin ömrü ve geliştirilmesi süresince önemli koşul ve taahhütlerin yerine getirilmesi yer almıştır.

Sözleşmeye göre, Cominco konsantre ürünleri pazarlama dahil olmak üzere finansmanı sağlama, madenin ve öğütme tesislerinin inşaatını yapmak ve çalıştırmak işlerini yüklendi. Cominco, NANA hissedarlarını madencilik faaliyetlerinde çalıştırmak için eğitimlerinden ve işe alınmalarından sorumludur. Cominco, amortisman giderlerini karşıladıktan sonra NANA’ya ödeme yapar. Bundan sonra NANA gelişmeden gelen net kazancı paylaşmaya başlar. Sözleşmede diğer önemli bir koşul işsizlikle ilgilidir. Madenin bütün ihtiyaçlarında ilk tercihler NANA bölgesindeki yerliler dikkate alınır.

Dünyanın en zengin çinko yataklarından biri olan madeni geliştirmek ve bölgedeki insanlara kalıcı menfaat sağlamak sözleşmenin amaçlarındandır. Bugünkü üretim hızında madenin 40 yıldan fazla çalıştırılması planlanıyor.

Sürdürülebilir Gelişme Politikasının Hususları
Cominco sürdürülebilir gelişme için 5 ana husus olduğuna inanıyor. Bunlar, insanlara yetki vermek, kültüre, yerlilerin değerlerine ve geleneksel ekonomilerine saygı duymak, kabiliyetlerini ortaya çıkarmak ve geliştirmek, menfaatleri eşit paylaşmak ve çevreyi korumaktır.

İnsanlara Yetki Vermek
Geçmişte madenlerin ruhsatı, madenci ve hükümetle yapılan değerlendirme veya sözleşmeye göre verilirdi. İşletmede halk sınırlı olarak yer alıyordu. Tipik olarak maden sahipleri ve hükümetler arasında ilişki bir çeşit vergi veya harç ödemesi şeklindeydi.

Teoride, etkilenen yerli halkın ihtiyaç ve isteklerini hükümet üstleniyordu. Oysa, hükümete giden gelirlerin geri dönüşü çok ender olmaktaydı.

Yerliler, iş imkanlarından, taşeron hizmetlerinden, maden faaliyetine bağlı gelişmelerden doğrudan öncelikle belki faydalanırlar belki de faydalanamazlar. Ancak bu menfaatler her zaman garanti değildir. Çünkü, madencilik şirketleri, eleman ve malzemeleri çoğunlukla yörenin dışından ithal ederler.
Madenlerin değer ve ruhsat işlemleri konusunda, yerlilerin kontrol altında tutulduğu bir çok gelişmiş ülkede çelişkiler ortaya çıkmaktadır. Bu tesiste, altı çizilen prensip, doğal kaynakların gelişiminin kar ve gider değerlendirmelerinde doğruluk ve saydamlık sağlanmasıdır.

Yerlileri, önemli katılımlar için yetkilendirmek ahlaki sorumluluktur. Bu, maden faaliyetlerinde olası başarıyı sağlar. Madende başarılı bir gelişmeyle, yerlilere iş imkanı, ekonomik ve sosyal faydalar sağladıkça maden karlı olarak çalışabilir.

Yaşam kalitesinin gelişmesi, topluluklarda, bölgede veya ülkede ekonomik ve sosyal faydaların nasıl dağıtılacağının kararlarına yerlilerin katılımıyla sağlanır. Bazı durumlarda bu durum, maden ve yerlilerle yapılan sosyal kontratla sağlanır. Hükümetin işbirliği, vergi veya harçlarla ilgili konularda istenir. Red Dog madenindeki başarının esas faktörü, NANA’nın gelişmeyi erken desteklemesi ve paylaşılanları erken belirlemesidir. NANA / Cominco yönetimine bağlı bir komisyon düzenli olarak madenin faaliyetlerini gözden geçirmek ve uygun olanları onaylamak amacıyla kuruldu. Geçim ve iş bulma gibi diğer komiteler NANA / Cominco sözleşmesinin özel bölümlerini denetler.

Toprak sahibi olarak NANA, madenlerden etkilenen diğer yerlilerle mukayese edildiğinde, yetkili tek kuruluş olduğu görülüyor. Aynı zamanda, işbirliği derecesi, karşılıklı saygı, destek ve faaliyetlerin başarısı belirlenen ortak gayeleri ifade eder.

Topluluğun Değerlerine, Kültürüne ve Geleneksel Ekonomilerine Saygı
Kültüre ve geleneksel ekonomilere saygı duymak madencilik işlemlerinde sürdürülebilirlik için esastır. Kültür bir topluluğun değerlerini gösterirken avcılık ve tarım gibi geleneksel ekonomiler, uzun dönem sürdürülebilirlik için hayatidir. Kültürün ve geleneksel ekonomilerin önemi, madenin planlanmasında göz önüne alınmalıdır. Red Dog ‘da bir çok insan NANA bölgesi İnupiat eskimoları olup ataları bu bölgede 10.000 yıldan uzun zamandır yaşamaktalar. Bu bölgedeki İnupiat’lar geçimlerini avlanma ve balıkçılıktan karşılıyorlar. Bir çok insan için ev geçindirme, avlanma, balıkçılık ve mevsimlik işçiliğe bağlıdır. Avcılık ve balıkçılığa bağlılık sadece geçim için değil güçlü kültür ve toplumsal açıdan önemlidir. İnupiat insanlarının toprağa bağlılıkları geleneksel hayat biçimidir ve kimlik ve değerleri için hayatidir.

NANA ve Cominco sözleşmeleri, İnupiat’ ların topraklarıyla bağlarını koruyarak doğal kaynakların muhafazasını sağlar. Dahası, madende çalışma saatleri, NANA üyelerinin özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere yerlilerle birlikte avlanmalarına ve balık tutabilmelerine göre ayarlanır. Bir geçim komisyonu hayatlarını geçindirmenin bağlı olduğu vahşi hayat kaynaklarının korunması için yapılan sözleşmelerin güncelleştirilmesi ve geliştirilmesi için denetim yapar. Geçim komisyonu, NANA ‘nın bölge temsilcilerinden oluşur.

Kabiliyetlerin Ortaya Çıkarılması ve Geliştirilmesi
Eğitim ve yeteneklerin gelişimi, yaşam standardını geliştirir. Eğitim, bireylerde istikballeri için, ekonomik fırsatları yaratacak yeteneklerle donatarak sürdürülebilirliğe katkıda bulunur. Madencilikte kullanılan bir çok yetenek diğer sanayilerde de uygulanır. Ve bu yetenekleri kazanan NANA hissedarları bunları herhangi başka bir yerde uygulayabilirler.

Ancak, yerlilerden işletmeye yapılan eğitim ve bilgi transferi de eşit öneme sahiptir. Madenin başarılı bir şekilde işletilmesinde kritik bir faktör olabilir. Yerli bilgilerinin maden tasarımı ve yönetiminde yer alması için etkili iletişimin başlarda güçlendirilmesi gerekir.

Topluluğun, eğitim, kalifiye eleman yetiştirme ve daha yüksek kalitede iş temini gibi beklentileri, gelişimin zamana bağlı durumu, eğitimli insan kaynakları varlığı ve gerçekte ne yapılabileceğine göre dengelenmelidir. Yerliler ve madenci arasında, eleman yetiştirme ve diğer eğitim faaliyetleri için yapılan erken sözleşme gerçekçi sonuçların ortaya çıkmasına yardım eder. Bir çok şirket fulltime eğitmen çalıştırır veya kalifiye eleman yetiştirmek için çıraklık eğitim programı uygular. Bu ihtiyaçların bir kısmını sağlamak için burslar sağlanabilir. Bazı durumlarda, daha uzun dönem fırsatlar doğrudan öngörülen sonuçları getiriyor. Örneğin, şirket, bir burs programı hazırlayabilir, okul yapabilir veya daha ileri uzmanlık pozisyonlarına kalifiye eleman yetiştirmek için gerekli diğer eğitim araçlarını sağlayabilir.

Cominco-NANA sözleşmesinin amaçlarından biri de NANA hissedarlarının faaliyetlerde tercihen işe alınmasını sağlamaktır. Daha az uzmanlık isteyen pozisyonlarda çalışmak için başlangıçtan beri bir çok fırsat vardır. Ancak, NANA ve Cominco, hissedarlarını daha kalifiye işlerde çalıştırmak için, NANA gençlerinin eğitimlerinde daha istekli yol izlemeleri için teşvik edilmeleri gerektiğini fark ettiler.

NANA, bölgesel eğitim standardını yükseltmek için çabalar. Cominco, madencilik mesleğiyle ilgilenen öğrencilere burs sağlamada ve kurslar tertip etmede yoğunlaşır. Taraflar, doğal kaynakların uzun vadede gelişiminin sadece altyapı ve malzemeye değil ama halen çalışan ve çalışmaya aday olanların üzerinde de dikkatle yatırım yapmak gerektiğine inanırlar. Cominco, sahada eğitim programlarına çok önem veriyor. Sahada eğitim planı, bütün çalışanlara geniş bir eğitim vermeye doğru hız kazanmaktadır. Çalışanlar, kazandıkları deneyimleri, birlikte çalıştıkları kişilere öğreterek paylaşırlar. Şirket, bu şekilde çeşitli dallarda uzman ordusuna sahip oldu.

Saha dışında, Cominco eğitim programına mühendislik bursu ilave etti ve bölge okulu civarında okul – iş imkanı yarattı. İkincisi himayeli iş programıdır. Yüksek okul öğrencilerini gelecekteki işlerine bağlayacak daha uygun öğrenim görmelerine yardımcı olur. Amaç, iş dünyasıyla ortaklık yapmak, yol gösterici ilişki geliştirmek, değişik fırsatların ortaya çıkmasını sağlamak ve ikincil öğrenime ilgisini çekmektir.

Diğer eğitim önceliklerine meslek günleri, çevre eğitimi, çıraklık programı, öğretim yardımı ve çalışanlara ortak öğrenim iş programı dahildir. Öğrenim iş programı, çalışanlara bir sömestre iş ve bir sömestre okul iş-öğrenim takvimi teklif eder.

Cominco Alaska’nın iş verdiği müteahhit ve işçilerin %59’u NANA hissedarlarıdır. Eğitim gören insanların neredeyse %100’ü NANA hissedarlarıdır. NANA ve Cominco gelecek nesiller ve madende mevcut iş imkanları mirası ve geliştirilen eğitime başlangıç hakkında iyimser olmaktadırlar. Madende çalışan NANA hissedarlarının fikirleri ve yetenekleri, NANA ‘ya bölgede ve eyalette ekonomik güç ve liderlik kaynağı olacaktır.

Fayda Paylaşımında Adalet
Madencilik faaliyetlerinin tarihinde bir husus nettir; maden karlı değilse kimse yarar sağlamaz. Bölge hükümetlerinden belirlenen vergi ve /veya telif hakları mekanizması yerli halkla maden gelirinin nasıl paylaşılacağını belirler.

Ancak gelirlerin maden faaliyetlerinden etkilenen yerlilere verildiğinden emin olmak için ulusal ve bölgesel hükümetlerin esnek ve işbirliği içinde olmaları esastır. Yerlilerin altyapı, okul veya yol yatırımına doğrudan yapılan şirket yatırımları nedeniyle vergi indirimleri gibi yenilikçi yaklaşımlar, merkezi otoriteye gelir empoze eden mevcut yönetimlerin paradigmalarına alternatif olarak görülmelidir.

Maden faaliyetlerinden elde edilen diğer faydalar doğrudan iş veya dolaylı olarak ihtiyaçların karşılanması ve müteahhit hizmetleri sağlamakla ilgilidir. Sürdürülebilir gelişim politikasında, istihdam önceliğini ve hizmet ve ihtiyaçlarının yerel olarak karşılanması gereklidir. Aynı zamanda maden faaliyetinin aşırı büyümesi hafifletilme gereği göz önüne alınmalıdır. Yörede ve bölgede hayat kalitesinde kalıcı ilerlemeler sağlayan geleneksel ekonomilerin ve altyapı gelişmelerinin ve eğitimin desteklenmesi ve arttırılması için eşit gayret göstermek gereklidir.

NANA hissedarlarının kiralamalardaki önceliklerine ilaveten NANA müteahhitleri madende bir çok işi ellerinde bulundurmaktadırlar. Bu hizmetlere, mühendislik ve teknik servisler, nakliyat ve yemek servisi ve inşaat desteği dahildir. Gerçekte, maden faaliyetleri için bir çok hizmet yöreden karşılanmaktadır. Örneğin, 1997’de Red Dog’un yerel taşıyıcılara hava charter ödemeleri 1,1 milyon ABD doları bulmuştur. Madenden gelen ilave gelirle, charter hizmetleri uzak köylere daha sık ve daha düşük fiyatla hava seferi düzenlenebiliyor. Madene hizmet sağlayan NANA ortaklığı, sadece hissedarlarına doğrudan iş değil, aynı zamanda kazanç ve kar payı dönüşümü de sağlar. Red Dog‘daki ders, NANA, hizmetleri sağlayarak ve hissedarlarına bu hizmetlerde iş temin ederek fırsat ve çıkarları maksimize eder. Bu tür yaklaşımlar bir çok yerli için ticaret kabiliyetlerinin gelişmesi demektir. Her durum değişiktir ve kabiliyetlerin gelişimi pratik olarak reçeteye uygun değildir. Yerliler, maden şirketi ve muhtemelen hükümetler arasındaki işbirliği ve yaratıcı düşünce, müteahhitlik hizmetleri yararlarını paylaşma fırsatlarını tanımak için gereklidir.

Maden yararları, bölgesel hükümetlerle yapılan yenilikçi düzenlemelerle de paylaşılabilir. Alaska’da bölgesel hükümet, Cominco’nun, vergilerini doğrudan kuzeybatı Arctic Borough’a ödemesine izin verir. Milyonlarca ABD doları, Borough’u yörede yaşayanları destekler. Ödemeler Red Dog varlıklarından ve faaliyetlerin değişik ayrıntılarından gelir. Halen 4 milyon ABD dolarıdır. Bu para, yöredeki yaşayanlara, gelişmiş eğitim ve ekonomik kalkınma fırsatları şeklinde geri akar. Bu fonlar, NANA ortaklıklarından elde edilenlere ilavedir.

Çevre Koruma
Herhangi insanoğlu faaliyeti gibi madencilik de toprakta kalıcı iz bırakır. Madencilik şirketleri için öncelikli hedef, maden kapanmasının ardından bu izleri minimumda tutmaktır. Maden kapanmasının ardından toprağın kullanılır hale getirilmesi göz önünde tutulmalıdır. Yerli halkın katılımı sürecin önemli bir kısmıdır. Kuzey Amerika’da bir çok madencilik sektörü, madenlerin kapatılma tasarımı kavramını ele almaktadır. Burada kapatma madenin başında göz önüne alınır. Bu, geçmiş uygulamalarda kapatma ve reklamasyon planlamalarının madenin ömrünün sonlarında gelmesi veya hiç gelmemesi bir tezat teşkil eder. Cominco’nun madencilik faaliyetlerinde çevre yönetiminde geniş tecrübesi vardır. Ve şirket su arıtmaya ve maden kapatmaya yenilikçi yaklaşımlar uyguluyor. Cominco eski teknolojilere göre süper çevre performansı sergileyen metal rafinelerinde yeni teknolojilerin uygulanması ve geliştirilmesinde de başarılı oluyor. Bu teknolojilere bakır/nikel basınçlı liç işlemi ve kivcet kurşun fırını dahildir.

Su, hayat için en önemli kaynak ve madencilik için temel bir bileşendir. Bu nedenle, su kaynaklarını ve su kalitesini korumak Cominco’nun göz önüne aldığı birinci husustur. Red Dog’ta, şirket, su arıtma teknolojilerinde ilerleme kaydetmiştir. Bu yenilikler deşarj edilen kadmiyum limitlerinin düşürülmesi ile yeni endüstri standardı tespit edilmesi ile son bulmuştur. Esas su işlerine ve arıtma projelerine, on bir milyon USD’lik saptırma hendeği ve eriyik metal içeren kirli suyun toplanıp arıtılması sistemi dahildir. Yeniden kazanma da su idaresinin önemli bir parçasıdır. Cevher hazırlamada kullanılan suyun %95’i yeniden kazanılan sudan gelir. Bu, Alaska’da suyun sınırlı bir kaynak olmamasına rağmen yapılıyor. Su kaynaklarına ilave olarak, Red Dog’ta diğer kaynaklarının korunmasını garanti eden programlar vardır. Geçim komitesi madenin çevre hayatında önemli rol oynar. Örneğin, komitenin görevlerinden biri maden sahasından limana kadar olan 83 km’lik yolun rotasını seçmektir. Bu, ren geyikleri göç yollarını, balık yumurtlama alanını, su kuşlarının yuva alanlarını genellikle engelliyen bir yoldur. Komite, geçim için avlanma sahalarına dönük bilgi sağlayan gözlem programlarını yönetir. Göç zamanlarında, maden nakliyat yolu ren geyikleri sürüsüne potansiyel riskleri azaltmak için kapanır. Toprak ve su kaynakları yönetimi, Red Dog’ta çevre ve maden yönetiminin nasıl birleştirilebildiğine örnek olan birçokları arasındadır. Red Dog ISO14000 çerçevesinde daha geniş kapsamlı çevre yönetim sistemi geliştiriyor. Madenin hedefi, madencilik sektöründe bir çevre modeli olmaktır.

Sürdürülebilir Gelişme ve Madenin Sürdürülebilirliği
Çok çalışma ve şans Cominco ve NANA’yı Red Dog’ta gıpta edilecek bir pozisyona getirdi. İlave rezerv keşfiyle birlikte hali hazırda en az 40 yıllık ömrü vardır. Geçmişte, bu ölçekteki kaynağı kullanma şansına sahip olmak, nesillerin başarısı ve zenginliğin pratik olarak garantisi idi. Son 25 yıldır, madencilikte en dikkat çekici değişim madenciliğin sosyal ve ekonomik durumlara yardımcı olması ve çevre sorumluluğu şeklindeki toplum beklentisidir. Toplumun bu özelliği dünyada ve özellikle iletişim medyasında hızla büyümektedir. Köylü topluluk seviyesinden, ulus ötesi topluma yatırım yapan organizasyonlardan oluşan hissedarlar faaliyetlerden iş birliği kurallarına kadar değişen konularla ilgili bilgi talep eder. Sık sık bilgi edinme isteği madenciliğe karşı, uzun süre duyulan güvensizlik ve şüphe hisleri nedeniyledir. Madencilik sektörünün sürmesi madencilik faaliyetlerinin sürdürülebilir kalkınmaya yardım etmeye devamını gerektirir. Sürdürülebilir gelişmenin başarılması hissedarların karşılıklı bağımlılık ve iş birliği ve desteği fark etmeleri halinde gerçekleştirilebilir. İş birliğini sağlayan ilişkilerin kurulmasında anahtar faktör temel güven ve saygının yanında paylaşılan hedef ve hususların geliştirilmesidir. Açık iletişim ve şeffaflık ilişkilerin tesisinde önemlidir. Başarılı iletişim taraflar arasında kurum yapısının düzenlenmesi ve sözleşme ile kolaylaşır. Fakat bu hikayenin sadece bir kısmıdır. Taraflar birbirlerinin durumlarını anlamak ve dinlemek istemelidirler. Ve çözüme giden tercihlerini açıkça ve dürüstçe tartışmalıdırlar. Bu alanda başarı sürekli bir diyalog içerisinde olmayı gerektirir. Konuşma sözü arkasında ilişkileri geliştirme talebi olmalıdır. Toplum ihtiyaçları ve sürdürülebilir gelişmenin anlaşılabilirliği değiştikçe, maden sanayi adapte olmaya ve yardım etmeye hazır olmalıdır. Cominco tecrübesi göstermiştir ki sürdürülebilirliğin başarılması için faaliyetleri tanımlamak ve odaklaşmak şirket, toplumun zenginliği için kendi arzusuyla ihtiyaçlarına, çevreyle iyi koşullarda entegrasyonuna yardımcı olur. Cominco çalıştığı ülkelerde ve yerli topluluklarla iş birliği içinde çalışarak sürdürülebilir gelişmeyi başaran bir çok maden şirketinden sadece biridir. Birlikte bu kombine gayretler sosyo ekonomik gelişme ve çevre açısından iyi yönde değişikliğe neden olmaktadır. Bu gayretler, sadece son zamanlarda olmasına rağmen toplumun bazı kesimlerinde makul seviyede kabul görmeye başladı. Maden endüstrisi, yatırımcıları teşvik etmede başarılı olurken, madenin maceralı bir iş olduğunu topluma göstermede daha az başarılı oluyor. Maden endüstrisi, oynadığı tarihi rolün ve dünyada sosyal ve ekonomik gelişmeye yaptığı yardımların farkındadır. Endüstri madencilik faaliyetinin çevrede yok edici etkisi olabileceğini de bilir. Bunun için önemli çevre etkilerini hafifletmek ve önlemek için yeni teknolojiler ve uygulamalar geliştirdi. Hala bir çok insan madenciliği düşük teknolojiye sahip kirli ve çevreye zararlı faaliyet olarak görmeye devam eder. Aynı zamanda yüksek teknolojiye odaklanmış toplum, madencilik ve diğer endüstrilerin toplumda ekonomik ve sosyal ilerleme için gerekli zenginliği yaratan rolünü unuturlar. Eğer madencilik endüstrisi sürdürülebilir gelişmenin hakkından gelmesi gereken konularda problem olmayı değil çözmeyi istiyorsa o zaman sürdürülebilir gelişme denklemlerinin bir parçası olmak için gayretlerini ikiye katlaması gerekir. Bu bağlamda sürdürülebilir gelişmeyi başarmada ve gelecekte sürdürülebilirliği yürütmede madenciliğin rolü birlikte gerçekleştirilecektir.

Türkçe metnin bütün hakları yazıyı çeviren Mehmet Tuğran’a (Maden Mühendisi) aittir. Metne bir kaç bağlantı ve görüntü eklenmiştir.

Orijinal kaynak: Horswill, D. H. ve Sandvik, H., Mining and sustainable development at Red Dog, Mining Engineering (November 2000), 52(11):25-31.