Earth System Sciences News

Archive for the ‘Enerji’ Category

MTA Harıl Harıl Kömür Arıyor

Sunday, April 20th, 2008 |

Maden Tetkik Arama (MTA), son üç (2005-2008) yıldır, beş kömür sahasında yürüttüğü arama çalışmalarının sonucunda, 2 milyar 300 milyon tonluk linyit rezervi buldu. (AA, 2008; NTVMSNBC, 2008; TRT, 2008)


Şekil 1. Kömür (TRT, 2008)

Kömürün tonu en düşük fiyat olan 30 Amerikan dolarından hesaplandığında ekonomik değeri yaklaşık 70 milyar Amerikan dolarını buluyor. Ayrıca bulunan rezerv, Türkiye’nin bugünkü tüketim seviyesiyle 38 yıllık kömür ihtiyacını karşılayacak düzeyde olduğu belirtiliyor.

Orta kalori düzeyine sahip rezervlerdeki kömürün özellikle termik santraller için uygun olduğu belirtiliyor. Son bulunan yataklarla birlikte Türkiye’nin kömür rezervi 10 milyar tonu aştı.

Arama çalışmalarının 2013 yılına kadar devam etmesi planlanıyor. Çalışma hakkında daha geniş bilgi için, MTA Enerji ve Hammadde Etüt ve Arama Dairesi Kömür Birimi‘nin ağ kümesine bakabilirsiniz.

Kaynakça:
AA, 2008. Kömürde 2,3 Milyar Tonluk Yeni Rezerv, Anadolu Ajansı, Ankara, aa.com.tr, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008. MTA 38 Yıllık Yeni Linyit Rezervi Buldu, Ankara, ntvmsnbc.com, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008. Yeni Kömür Rezervi Bulundu, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, trt.net.tr, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. MTA Harıl Harıl Kömür Arıyor, yerbilimleri.com

Tüm Zamanların En Yüksek Varil Başı Ham Petrol Fiyatı

Tuesday, April 15th, 2008 |

Son gelişmelere göre, uluslararası piyasalarda petrol fiyatları rekor kırmaya devam ediyor. ABD tipi petrolün varil fiyatı 118 doları aştı. Londra Brent tipi ham petrol de 115 doları aştı. (CNNTURK, 2008c; TRT, 2008c) Nev York borsasında petrolün varil fiyatı 117 dolara çıktı. Londra borsasında ise, petrolün varil fiyatı, 114 doları geçti. (TRT, 2008b)

Dünya genelinde ABD dolarının değerinin düşmesi ve ABD’de, Ortadoğu’da ve Çin’de artacak olan ham petrol ihtiyacının karşılanması konusundaki kaygılar nedeniyle, uluslararası piyasalarda ham petrolün varil fiyatı rekor üstüne rekor kırıyor. (CNNTURK, 2008a; NTVMSNBC, 2008a)

Oil Priced
Karikatür: David Horsey, cagle.com

Yılbaşından bu yana % 17 artış gösteren petrol varil fiyatı, ortalama 100 dolardan işlem görüyor. (TRT, 2008a)

Birleşik Devletler’de Mayıs ayı ham petrol varil fiyatı 113.66 (114.95!) dolara kadar yükseldi ve 113,40 (114.22!) dolardan işlem görmeye başladı. Londra Brent tipi ham petrolün varil fiyatı ise 111.85 (112.73!) doları gördükten ve 111.54 dolara indi. (CNNTURK, 2008b; NTVMSNBC, 2008b)

Petrol fiyatlarının bu derece yükselmesi en büyük etken olarak, Meksika’daki kötü hava koşulları ve Meksika Körfezi’ndeki limanlardan yapılamayan petrol taşımacılığı gösteriliyor. Nijerya’daki bir boru hattına saldırı düzenlendiği yolundaki haberler üzerine, petrolün varili Nev York (New York ~ Nüv York) borsasında 117 doları buldu. Ayrıca yaz aylarında  ABD’de de benzine isteğinin artması ve doların değerinin düşük olmasının diğer etkenlerden… (NTVMSNBC, 2008c)

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ise, petrol ihtiyacının mevcut stoklarla karşılanabileceğini söylüyor. OPEC, petrol fiyatlarının yükselmesinde, mevcut petrol stoklarının yeterli olduğunu; ama ABD dolarının değerinin düşük olmasının, spekülatif (~vurguncu) ticaret anlayışının ve siyasi gerginliklerin bu artışa sebep olduğunu söylüyor.

İngiltere ve Birleşik Devletler ise, küresel ekonominin yavaşlamasında önemli bir role sahip yüksek petrol fiyatlarından, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nü (OPEC) sorumlu tutuyor.

Zincirleme bir tepkime gibi, petrol fiyatlarındaki artış, dizel yakıt fiyatlarındaki bir artışı da sebep olurken; bu da gıda fiyatlarındaki bir artışa sebep oluyor.

Günümüzde, en büyük petrol tüketicisi ABD, bunu Çin ve Japonya takip ediyor. İlk 15′teki diğer ülkelerse Rusya, Almanya, Hindistan, Kanada, Brezilya, Güney Kore, Suudi Arabistan, Meksika, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya ve İran şeklinde sıralanıyor. (EIA, 2008) Bu fiyat artışından en çok etkilenecekler arasında da en başta bu ülkeler geliyor.

Kaynakça:

CNNTÜRK, 2008a. Petrol tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı, cnnturk.com, 15 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
CNNTÜRK, 2008b. Petrolün varil fiyatı 115 dolara yaklaştı, cnnturk.com, 16 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
CNNTÜRK, 2008c. Petrol fiyatları 118 doları aşarak rekor kırdı, cnnturk.com, 16 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
EIA, 2008. Top World Oil Consumers - Thousand barrels per day at 2006, Energy Information Administration, tonto.eia.doe.gov, 16 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008a. Petrol fiyatlarında yeni rekor, ntvmsnbc.com, 15 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008b. Petrol fiyatları 114 doları aştı, ntvmsnbc.com, 16 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008c. Petrol 120 dolara doğru, ntvmsnbc.com, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008a. Petrol Fiyatlarında Yeni Rekor, trt.net.tr, 15 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008b. Petrol Fiyatları Rekora Doymuyor, trt.net.tr, 18 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008c. Petrol Fiyatları Rekora Doymuyor, trt.net.tr, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. Tüm Zamanların En Yüksek Varil Başı Ham Petrol Fiyatı, yerbilimleri.com

Cehenneme Açılan Kapı

Thursday, March 27th, 2008 |

Türkmenlerin “Cehenneme Açılan Kapı” adını verdiği, 35 yıldır için için yanan doğalgaz rezervi (/birikintisi, yığını), sondaj yapan yerbilimciler tarafından bulundu. (bkz. Şekil 1, 2) Bu rezerv, kamp alanındaki sondaj malzemelerinin yerin dibine gitmesi sonucu bulundu. Yeraltındaysa, büyük bir mağaranın olduğunu düşünülüyor. Ne kadar doğalgazın yandığıysa bilinmiyor.


Şekil 1. İçten içe yanan doğalgaz (Daşoğuz - Türkmenistan) Fotoğraf: John H. Bradley


Şekil 2. Google Earth kullananlar, 40 15′ 10″ N, 58 26′ 28″ E koordinatlarında yanan bölgeyi görebilir. Fotoğraf: John H. Bradley

Dünyada çapında da benzer olaylar yaşanmış. Çin, Hindistan, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya, Venezüella, Avustralya, Güney Afrika, Almanya, Romanya ve Çek Cumhuriyeti’nde büyük ya da küçük çapta yeraltında kömür yangınları meydana gelmiş. (bkz. Şekil 3)


Şekil 3. Dünya çapında yeraltında çıkan kömür yangınları

İçten içe yanan kömür madenlerindeki yangınlar, kömür damarlarında ya da kömür yataklarında yüzeyden veya etraftan emilen oksijenle (oksidasyon) başlıyor. Tepkime sonucu kömürün sıcaklığı giderek artıyor ve yaklaşık 80 °C’ye ulaşan kömür yanmaya başlıyor.

Bu yangınlar, etrafa ölümcül gazlar da salıyor. Hatta yeraltında boşluklar oluşturup, ani çökmelere neden oluyor. Önlem alınmazsa, ciddi yaralanmaların ve ölümcül olayların olmaması içten bile değil. (bkz. Şekil 4)


Şekil 4. Uyarı tabelası (Centralia/Pensilvanya/ABD)

Bunun dışında bu yangınlar, insanlar, kömürün bulunduğu yer, kömürün yaşı, karbondioksit (CO2), metan (CH4), nitrojen oksitler (NOx), nitro oksit (N2O), karbonmonoksit (CO), sülfür dioksit (SO2) gibi gazlar ve diğer tetikleyici etkenlere bağlı olarak da çıkabiliyor.

Kaynakça:
Englishrussia.com, 2008. Darvaz: The Door to Hell, englishrussia.com, 27 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Kuenzer, Claudia (Lead Author); Galal Hassan Galal Hussein (Topic Editor). 2008. “Coal fires.” In: Encyclopedia of Earth. Eds. Cutler J. Cleveland (Washington, D.C.: Environmental Information Coalition, National Council for Science and the Environment). [First published in the Encyclopedia of Earth March 16, 2007; Last revised January 8, 2008; Retrieved March 27, 2008], www.eoearth.org, 27 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. Cehenneme Açılan Kapı, yerbilimleri.com

Temmuz 2007 Japonya Depremleri

Wednesday, July 18th, 2007 |

Japonya’nın kuzeybatısı, ilk önce 6.6 daha sonra 6.8 büyüklüğündeki depremlerle sarsıldı. Depremler, 10 kişinin ölümüne, 1300′den fazla insanın yaralanmasına, deprem bölgesinde yaşayan 10000′den fazla insanın tahliyesine ve Kashiwazaki Kariwa nükleer santralinde (bkz. Şekil 1) hasara neden oldu.

Birleşik Devletler Yerbilimsel Araştırma Kurumu’na (USGS) göre, 6.6 büyüklüğündeki ilk deprem, 16 Temmuz 2007 Pazartesi günü, Türkiye saatine göre 04.13:22, yerel saate göre ise 10.13:22 sularında, 37.570°K, 138.478° D koordinatlarındaki, Niigata’nın batı sahili açıklarında, yerin yaklaşık 10 km altında meydana geldi.

6.8 büyüklüğündeki ikinci deprem, yaklaşık 13 saat sonra, 16 Temmuz 2007 Pazartesi günü, Türkiye saatine göre 17.17:37, yerel saate göre ise 23.17:37 sularında, 36.788° K, 134.897° D koordinatlarındaki, Japon Denizi açıklarında, yerin yaklaşık 349 km altında meydana geldi.

Japon Meteoroloji Kurumu (JMA) tarafından, bölgede en çok hasar gören yerin, depremin merkez üssüne en yakın şehir olan, Kashiwazaki olduğu bildirildi. Bölgede, birçok bina yıkıldı ya da çatısı çöktü. Ayrıca köprüler, karayolları ve demiryolları önemli ölçüde hasar gördü. 18 Temmuz 2007 çarşamba günü itibariyle, bölgede 98 tane artçı sarsıntının meydana geldiği belirtiliyor.


Şekil 1. In this photo released by Japan Coast Guard, black smoke rises from a burning electrical transformer near one of Kashiwazaki Kariwa Nuclear Plant’s four reactors after a fire broke out, following a strong earthquake in Kashiwazaki, northwestern Japan, Monday, July 16, 2007. The quake had caused a leak of water with radioactive material Monday at the plant, the world’s largest in terms of electricity output, although officials said that leak caused no harm to the environment. On Tuesday, July 17, officials said about 100 drums containing low-level nuclear waste fell over at the plant during the quake. They were found a day later, some with their lids open, said Masahide Ichikawa, an official with the local government in Niigata prefecture. The nuclear plant automatically shut down during the 6.8-magnitude quake and the fire was put out shortly after Monday noon. Photo from AP Photo by Japan Coast Guard, HO, daylife.com.

Nükleer santralin işletmecisi, Tokyo Elektrik Enerjisi Kurumu (TEPCO) tarafından yapılan açıklamada, deprem sırasında kendini otomatik olarak kapatan, Kashiwazaki Kariwa[1] nükleer santralinde, 60′tan fazla sorunun (arıza, hasar vb.) tespit edildiği bildirildi.

Bu sorunlardan birkaç…
- 3 numaralı reaktörde çıkan yangın, söndürüldü.
- Kapanma sorunu yaşayan 6 numaralı reaktörden, 90000 Bq[2] değerindeki radyoaktif maddeler [kobalt-60, krom-51, iyot gibi] etrafa salındı.
- Atık depolama tesisindeki, sızıntı yapan 40 varilden[3] 1200 litre radyoaktif su, Japon Denizi’ne karıştı.

Birleşik Devletler Yerbilimsel Araştırma Kurumu, eldeki verilere göre, iki depremin farklı işleyişlere sahip olduğu söylüyor. İlk deprem sığ bir deprem olup, Avrasya ve Pasifik plakaları arasında kayan, küçük Okhotsk plakasını sıkıştırmış ve Okhotsk plakasının kabuk yüzeyinde yamulmaya (deformasyona) sebep olmuştur.

İkinci deprem derin odaklı olup, okyanus tabanlı Pasifik plakasının dalma batma bölgesinde yamulmaya sebep olmuştur. Meydana gelen fiziksel ayrılma, depremler sonucu en az 10 kırık uzunluğunun tespit edilmesiyle ortaya çıktı. Farklı derinlikler (farklı işleyişler) ve fiziksel ayrılmalar, ikinci depremin artçı şok olmadığı ve ayrı bir deprem olduğunu gösteriyor.

Japonya’daki Depremler
Japonya, hendeklerin ve yanardağların çevrelediği, Pasifik havzasındaki ‘Ateş Çemberi’ içinde bulunmaktadır. Bundan dolayı dünyada meydana gelen ve büyüklükleri 6 ve üzeri olan depremlerin, yaklaşık olarak %20’si Japonya’da meydana gelmektedir. Bu en az 5 dakikada bir Japonya’nın sallanması ve her yıl 2000′den fazla depremin insanları etkilemesi anlamına gelmektedir.

Japonya’da 20. yüzyıl boyunca meydana gelen yıkıcı depremlere bakacak olursak.
- 1 Eylül 1923 tarihinde meydana gelen, 7.9 büyüklüğündeki ‘Büyük Kanto Depremi’ ve depremden sonra meydana gelen ‘Büyük Tokyo Yangını’nda 143000 insan hayatını kaybetti.
- 1964 Haziran’ında meydana gelen, 7.5 büyüklüğündeki depremde, 37 kişi hayatını kaybetti.
- 1995 Nisan’ında meydana gelen, 5.4 büyüklüğündeki depremde, yaklaşık 39 kişi hayatını kaybetti.
- 16 Ocak 1995 tarihinde meydana gelen, 6.9 (~7.3) büyüklüğündeki deprem, batıdaki liman kenti Kobe’yi vurdu ve depremde yaklaşık 5500 kişi hayatını kaybetti.
- 23 Ekim 2004 tarihinde meydana gelen, 6.8 büyüklüğündeki deprem, Niigata bölgesini vurdu ve 67 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 4800 kişi yaralandı.
- Mart 2006 tarihinde Tokyo’da meydana gelen 7.3 büyüklüğündeki depremde, 5600′den fazla insan hayatını kaybetti ve yaklaşık 160000 kişi yaralandı.
- 25 Mart 2007 tarihinde meydana gelen, 6.9 büyüklüğündeki deprem, Ishikawa bölgesindeki, Noto yarımadasını vurdu. 1 kişi hayatını kaybetti ve 200’den fazla insan yaralandı.

Notlar:
[1] Kashiwazaki Kariwa (~Kaşivazaki Kariva) nükleer santrali, 7 reaktörü ve 8212 MW elektrik üretme gücüyle dünyanın en büyük nükleer santrali unvanının sahibidir. Watt (W) güç birimidir ve Megawatt (MW), watt biriminin bir milyon (106) katıdır.
[2] Bekerel (Becquerel-Bq), bir radyoaktif atom çekirdeğinin 1 saniyedeki bozunmasını tanımlar.
[3] Silindir şeklindeki variller, 60 cm çapa ve 60 cm yüksekliğe sahip.

Kaynakça:
HNK, 2007, 17 Temmuz, “Niigata hit by aftershocks and rain”, Japon Radyo Televizyon Kurumu (http://www.nhk.or.jp/daily/english)
HNK, 2007, 17 Temmuz, “Tiny amounts of radioactive substances detected around nuclear reactor after quake”, Japon Radyo Televizyon Kurumu (http://www.nhk.or.jp/daily/english)
HNK, 2007, 22 Temmuz, “Damaged nuclear plant shown to media”, Japon Radyo Televizyon Kurumu (http://www.nhk.or.jp/daily/english)
USGS, 2007, 17 Temmuz, Magnitude 6.6 - Near The West Coast Of Honshu, Japan, Birleşik Devletler Yerbilimsel Araştırma Kurumu (http://earthquake.usgs.gov/eqcenter/eqinthenews/2007/us2007ewac)
USGS, 2007, 17 Temmuz, “Magnitude 6.8 - Sea Of Japan”, Birleşik Devletler Yerbilimsel Araştırma Kurumu (http://earthquake.usgs.gov/eqcenter/eqinthenews/2007/us2007ewa8)

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Guler, B. 2007. Temmuz 2007 Japonya Depremleri, yerbilimleri.com

Radyoaktif Sıçramalar

Wednesday, March 28th, 2007 |

Günümüz dünyasının, birçok gereksinimi var. Bunlardan en önemlisi ise enerji gereksinimidir. Sıkıntının ne kadar büyük olduğunu, etrafımıza bakarak, daha açık söylemek gerekirse Ortadoğu’ya (belki de lanetli topraklara) bakarak rahatça görebiliriz.

Enerji üretebilmek için birçok yöntem kullanılmaktadır. Bunların başında fosil yakıtlardan üretilen enerji gelmektedir. Milyonlarca ya da milyarlarca yıl önce çürümüş canlı kalıntılarından (bitkiler ve hayvanlar) oluşan kömür, petrol (kaya yağı), doğalgaz gibi maddeler fosil yakıtları oluşturur. Ama mevcut rezervlerin (/birikintilerin, yığınların) azalması sonucu her geçen gün enerji üretmek için gerekli olan hammadde fiyatları artmaktadır. Bu yüzden insanoğlu gerekli enerji gereksinimini sağlamak için yeni yöntemler aramaktadır. Bu yöntemler yel, güneş, dalga, jeotermal gibi yenilenebilir enerji türleri ve nükleer (çekirdeksel) enerjidir.

Yaşamın kaynağı olan Güneş, nükleer bir santraldir ve enerjisinin kaynağını atom çekirdeklerinde meydana gelen füzyon (çekirdek birleşmesi) tepkimeleri oluşturur. Kontrol altına alınabilecek füzyon tepkimelerinin, sonsuz enerjinin anahtarı olduğu düşünülmektedir. Kontrol edilemeyen füzyon tepkimeleri ise hidrojen bombasının temelini oluşturur. Güneş’te meydana gelen bu tepkimler, kontrol altında olmadığı için ileride, gerçekleşen tepkimelerin son bulmasıyla birlikte Dünya’daki yaşamın da sona ereceği düşünülmektedir.

İsterseniz atom çekirdeklerinden elde edilen enerji biraz açalım. Fosil yakıtlarla üretilen enerji ile nükleer enerji arasındaki en büyük fark fisyon (çekirdek parçalanması) tepkimesiyle daha az malzeme harcanmasına rağmen daha fazla enerji üretilebilmesidir. Daha net fotoğraf çekmek için bir örnek vermek gerekirse, yaklaşık üç ton kömürün yanmasıyla açığa çıkan enerjinin, bir gram uranyumdan elde edilen enerjiye eşit olduğunu söyleyebiliriz. (Petrucci vd. 2002) Yalnız nükleer enerji üretiminde kullanılan uranyumun da dünya üzerinde bir miktar rezervi bulunmaktadır. Hammadde fiyatlarındaki artış, uranyum içinde geçerlidir. Ayrıca günümüzde herkesin ağzına dolanan ve insanların sebep olduğu düşünülen; ama doğal bir süreç olan küresel ısınmayı (en doğru cevabı ikimbilimciler verecektir), hızlandıran (tam anlamıyla bir katalizör işlevindeki) fosil yakıtlara göre nükleer enerji, atmosfere daha az miktarda karbondioksit salıverir.

İlk bölüm gerek teknik, gerek ayrıntı bilgiler, gerekse terim çokluğu nedeniyle sizleri sıkmış olabilir; ama yazının devamı için ön açıcı olacağını düşünüyorum. Şimdi bunları cebimize koyup, yola koyulalım.

Neden nükleer enerjiye karşı çıkılıyor derseniz, bence en büyük neden, bu enerjinin kontrol edilmesinin çok büyük bir sorun olması ve kontrol dışına çıkan enerjinin, bir bomba olarak geri dönmesidir. İnsanın olduğu hiçbir işin yüzde yüz güvenilirliğe sahip olmadığı başka bir değişle mutlaka bir hatanın olacağı göz önünde bulundurulursa ve hata kabul etmeyen bu enerji türünün ne kadar tehlikeli olabileceği düşünülürse ve son olarak geçmişte yaşanan örneklere de bakılırsa bu soru işaretinin yerini bir ünlem işareti almaktadır. Burada demek istenen, sadece nükleer enerji sistemleri değildir; insan yapımı bütün işlerde hata payı mutlaka vardır ve olacaktır.

Diğer önemli bir nedense, santralde enerji üretimi sonucu meydana gelen tepkimelerin bir ürünü olarak elde edilen atıkların, ayrı bir sorun olmasıdır. Neden sorun oluşturuyor derseniz, radyoaktif (ışınetkin) atıklar, radyasyon (ışınım) yaymaktadır ve tüm canlılar için zararsız radyasyon miktarının sıfır olduğu bilinen bir gerçektir. (Erdoğan, 2005) Günümüz teknolojisiyle nükleer atıkları güvenli bir şekilde yok etmenin imkânsız olduğu gerçekliğiyle denklem tamamlanınca, sonucunu görmek zor olmayacaktır. Tabi ki canlılar belli bir miktar radyasyona sahip; ama burada kastedilen sıfır, mevcut doğal dengedeki değer.

Peki, nükleer enerjinin tarihte ki yeri ne derseniz, ilk göze çarpan sonsuz enerjinin umudu olarak ortaya çıkışı, süreç içinde uygulamalı bir şekilde hayata geçirildiği ve daha sonraları nükleer silahlanma için kullanıldığı görülmektedir. Ukrayna’da yaşanan ve büyük bir coğrafyayı etkileyen Çernobil felaketinden sonra çöküş dönemine girmektedir. Bu olaydan sonra kimi ülkeler nükleer programını askıya almış, kimileriyse nükleer santrallerinin çalışmalarını askıya almış veya kapatmış. Günümüzde ise güçlü olanın güçsüz olanın yürüttüğü çalışmaları engellemeye çalıştığı; ama gözünü açan maymunun, ağzının suları akarak baktığı bir teknoloji belki de bir silahlanma aracı.

Kurduğum cümleler kafanızı karıştırdıysa, kendime göre kısaca özetlemeye çalışayım. Dünya üzerinde bu teknolojiye sahip olsun ya da olmasın kimi ülkeler enerji gücü, kimi ülkeler silah gücü olarak kullanmaya çalışırken, kimileri ise kurtulabilmek için bir yol aramaktadır. Dünya’da nükleer enerjiye sahip olmak isteyen ülkelere bakıldığında, aslında istenilen şeyin gerçekten enerji olmadığı ve nükleer silah gücüne sahip olma arzusu olduğu açık bir şekilde de görülmektedir.

Bu kadar attın, tuttun da kimlerde var bu teknoloji derseniz. Ülkesinde nükleer santral olanların teknolojinin bütün nimetlerinden yararlandığını ve ilk önce gözümüzü onlara çevirmemizi tavsiye ederim. Altı ülke -Almanya, Birleşik Devletler, Fransa, Güney Kore, Japonya, Rusya- dünyadaki nükleer enerjinin yaklaşık %75’ini üretmektedir. Bildiğim kadarıyla füzyon tepkimelerini gerçekleştiren üç ülke -Birleşik Devletler, Fransa ve Çin- vardır. Kısaca nükleer santrali olan ülkelerin görebildiğimiz yönlerine değinelim. (bkz. Tablo 1)


*Bu değerler değişkendir.
Tablo 1. Dünya’daki Nükleer Santraller (Schneider vd. 2004)

Almanya Federal Cumhuriyeti, 32 yaşındaki nükleer santralleri kapatma kararını aldı. Bu teknolojiye sahip diğer ülkelerden farklı bir yol izliyor ve görüntü itibariyle kurtulmaya çalışıyor.

Arjantin Cumhuriyeti, 1979’dan beri felce uğrayan bir nükleer santral inşaatının sahibidir.

Amerika Birleşik Devletleri, mevcut enerji gereksinimi göz önüne alındığında ayrı bir kefeye koyulmalıdır. Bu açıdan bakınca mevcut reaktörlerde yapılan iyileştirmeler sonucu elde ettiği nükleer enerjiyi üçe katlamıştır ve Ekim 1973’den beri yeni bir nükleer santral siparişi yoktur. Ama mevcut nükleer santrallerin kapatılma süresini 60 yıla çıkarmak için girişimleri vardır; fakat atık sorununun giderek artması en büyük engeli oluşturmaktadır. Ayrıca sürdürdüğü program içeriğinde hidrojen zenginleştirilmesi yani kontrol altındaki füzyon tepkimeleriyle birlikte sonsuz enerjinin anahtarını aramaktadır.

Belçika Krallığı, 40 yaşını doldurduğu için mevcut santrallerini 2014–2025 yılları arasında kapatacaktır. Bilinen herhangi bir yatırımı da bulunmamaktadır.

Brezilya Federal Cumhuriyeti, hüsranla sonuçlanan bir santral inşaatı geçirmiştir.

Bulgaristan Cumhuriyeti, mevcut reaktörler aşamalı bir şekilde kapatmaktadır ve iki tane yeni nükleer santral siparişi ya da planı bulunmaktadır.

Büyük Britanya Krallığı, bir çoğu 30 yaşın üzerinde olan reaktöre sahip (teknolojiye sahip diğer ülkelere göre) verimsiz santralleri bulunmaktadır. Geri kazanılan atıkların (plütonyum gibi) tekrar yakıt olarak kullanılması ve yürüttüğü diğer çalışmalarla bu teknolojiye kapılarını kapatmamıştır.

Çek Cumhuriyeti, ileriki günlerde nükleer santral sipariş verme olasılığının çok yüksek göründüğü ve planları devamlı değişen; kısaca kararsız bir ülkedir.

Çin Halk Cumhuriyeti, ucuz iş gücü sayesinde üretimin yeni merkezi olmuştur. Nükleer enerji kullanımının çok düşük olduğu görülmektedir ve yeni nükleer santral siparişi veya siparişleri olsa bile enerji gereksiniminin büyük bir bölümünü elindeki mevcut kömür ve doğalgaz kaynaklarından sağlayacağı görülmektedir. Ayrıca 2006 yılında füzyon tepkimeleri denemeleri yaptığını ve başarıyla geçekleştirdiği açıklamıştır.

Ermenistan Cumhuriyeti, 1988’de yaşadığı deprem sonucu nükleer santralini kapatmıştır. 1993 yılındaki ekonomik kriz sonucu santralin bazı üniteleri tekrar devreye girmiştir.

Finlandiya Cumhuriyeti, kişi başına düşen elektrik tüketimi oranıyla dünya beşincisidir. Bunun ana nedeni ısınmak için elektrik kullanılmasıdır. Nükleer santral siparişi olacağı tahmin edilmektedir.

Fransa Cumhuriyeti, nükleer çalışmalara en fazla önem veren ülkelerden biridir. Elektrik enerjisinin büyük bir bölümü nükleer enerjiden sağladığı gibi, üretim fazlası elektriği ise komşu ülkelere satmaktadır. Hatta kimi zaman enerji fazlalığından dolayı santralleri geçici süre kapatmaktadır. Ayrıca yakıt üretimi ve plütonyum tesisleri ile uranyumun dönüştürülmesi ve zenginleştirilmesi gibi nükleer bir programa sahiptir. Füzyonun sırrını ulaşmayı amaçlamaktadır.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika kıtasındaki tek nükleer reaktörün olduğu yerdir. Bu santral 4. nesil (bilinen son teknoloji) reaktöre sahiptir. Herhangi bir arızanın, insansız çözümlenmesi ve kazalara yol açmasını önlemek için deneme amaçlı kurulmuştur. Kötü bir biçimde tanımlarsak kobay görüntüsündedir.

Hindistan Cumhuriyeti, nükleer enerjiyi askeri amaçlarında kullanmıştır. Şu anda sekiz santral yapım aşamasındadır.

Hollanda Krallığı, nükleere sıcak bakmayan bir ülke görüntüsündedir.

İran İslam Cumhuriyeti, yeni bir nükleer santral siparişi verme olasılığından çok mevcut nükleer programıyla dünya gündemindeki yerini korumaktadır. Başta Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi olmak üzere bir çok uluslararası konsey, ajans, kurum ve kuruluş İran’ın uranyum zenginleştirmesi programını durdurmadığı zaman kendisine yaptırımlar uygulayacağını söylemektedir. Tabi ki bu programı sürdüren tek ülke burası değildir.

İspanya Krallığı, gelen son hükümetle birlikte nükleer programını bırakma kararı almıştır. Kyoto Protokolü’ne uyarak, sera gazı salınımını azaltmaya yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarına geçeceğini açıklanmıştır.

İsveç Krallığı, Avrupa’nın en çok enerji tüketen, Dünya’da ise dördüncü sıradaki ülkedir. Ülkenin bu kadar enerjiye gereksiniminin olmasındaki en büyük etken ısınmada elektrik kullanılmasıdır. Buna rağmen mevcut santrallerini kademeli bir şekilde kapatma kararı almıştır ve santral siparişi yoktur.

İsviçre Konfederasyonu, nükleer enerji konusunda defalarca referanduma gitmiştir. Bu referandumlarda kademeli kapatma ile ilgili bir gelişme olmamasına rağmen yeni bir nükleer santral siparişi yakın gelecekte zor görünmektedir.

İtalya Cumhuriyeti, 1986 yılında Ukrayna’da yaşanan Çernobil kazasından sonra mevcut bütün santrallerini kapatmıştır.

Japonya Krallığı, radyasyonun tehlikesini en iyi bilenlerdendir. 2. Dünya Savaşı sırasında Birleşik Devletler tarafından Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılmıştı ve savaş Japonlar için bitmişti. 1995′te Monju hızlı üreticisinde sodyum sızıntısı meydana gelmiştir. Mart 1997′de Tokai’de yeniden işlenen atıkların patlaması ile Eylül 1999’da yakıt işletme tesisinde meydana tehlikeli bir kaza yaşanmıştır. 9 Ağustos 2004’de Mihama-3′de meydana gelen gaz sızıntısından sonra 5 işçinin ölmesiyle sonuçlanan vahim olayları, Tokyo Elektrik Enerji Şirketi’nin reaktörlerdeki çatlakları gizleyerek yaptığı sahtekârlık süslemektedir. 17 Temmuz 2007 tarihli depremle dünyanın şu an en büyük nükleer enerji santrali olarak kabul edilen Kaşivazaki Kariva’da sızıntı meydana gelmiştir. Yapılan plütonyum ayrıştırma santrali, yeni nükleer santral siparişleri ve nükleer program faaliyetlerin giderek artacağını göstermektedir.

Kanada Dominyonu, dünyadaki uranyum rezervinin büyük bir kısmına sahiptir ve nükleer enerjiye yatırım yapan ilk ülkelerdendir. Bu yüzden ağır sulu reaktörlerinde enerji üretmek için doğal uranyum (işlenmemiş) kullanılmaktadır. Bu teknolojiyi Arjantin, Çin, Güney Kore, Hindistan, Pakistan ve Romanya’ya da satmıştır. Nükleer programlarının devam edeceği düşünülmektedir.

Kazakistan Cumhuriyeti, ülkedeki tek santrali kapatmıştır.

Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, şu günlerde dünyanın gözünü çevirdiği başka bir ülkedir. 2002’de Birleşik Devletler bu ülkeyi “Kore Yarımadası ve Çevresinde Barış ve İstikrar Taahhütü”nü (KEDO) bozmakla suçladı. Böyle olmadığı ortaya çıkınca “Nükleer Silahsızlaşma Antlaşması”ndan (NPT) ayrılan Kuzey Kore, açıkça nükleer silah üretimine geçtiğini belirtti ve nükleer santral projesini askıya aldı.

Litvanya Cumhuriyeti, dünyadaki elektrik üretiminde nükleer enerjinin en büyük paya sahip olduğu ülkedir. %250 elektrik fazlası bulunmaktadır.

Macaristan Cumhuriyeti, 10 Nisan 2003’te temizleme tankının içinde 30 yakıt çubuğunun (3 ton civarında uranyum ve çeşitli tehlikeli kütleler) bulunduğu soğutma sisteminde oluşan bir kaza sonucunda Kripton–85 gazında ani bir atış olmuş ve tehlikenin bir patlamaya dönüşmemesi için asal gazlar çevreye salınmıştır. Bu vahim olaydan sonra herhangi bir önlem alınmadığı gibi nükleer programa devam edilmiştir.

Meksika Federal Cumhuriyeti, 1960’larda araştırmalara (fizibilite) başlanmış, 1970’lerde inşaatları başlamış ve 1990’larda nükleer santrallerini tamamlamıştır.

Pakistan İslam Cumhuriyeti, Hindistan’ın askeri amaçla bu işe girmesinden dolayı nükleere bulaşmıştır.

Romanya Cumhuriyeti, finansal sorunlar yüzünden bir santral hâlâ inşaat halindedir.

Rusya Federasyonu, 1954 yılında nükleer santrali elektrik şebekesine bağlayan ilk ülke olmuştur. Dünyadaki işlenmiş uranyumun %8,5’ini üretmektedir. Kullanılan uranyumu tekrar işleyerek zenginleştirme ve yüksek zenginleştirmeyle Avrupa Birliği ülkelerinin %35’lik gereksinimini karşılamaktadır. 1986’dan beri yeni bir nükleer santral siparişi yoktur ve mevcut reaktörlerde iyileştirme çalışmaları devam etmektedir. Yapım aşamasında finansal sorunları olan santralleri de vardır ve yeni bir santral konusunda istekli davranılmaktadır. Ayrıca kullandıkları teknoloji Çin, Hindistan ve İran’a satmıştır.

Slovakya Cumhuriyeti, iki reaktörünü kapatacaktır ve yeni santral için finansal sorunlarını halletmeye çalışmaktadır.

Slovenya Cumhuriyeti, dünyada iki ülkenin (Slovenya-Hırvatistan) bir nükleer santrale sahip olduğu tek örnektir.

Tayvan (Çin Cumhuriyeti), birçok ülke tarafından tanınmamaktadır. Ülkenin tüm enerji santralleri Birleşik Devletler tarafından yapılmıştır ve yapım aşamasında olan kaynar su tipli reaktörler bulunmaktadır.

Ukrayna Cumhuriyeti, altı reaktörlü ilk nükleer santralini Çernobil’de kurdu; ama 4 reaktörü tamamlanabildi. Çünkü 1986’da 4. reaktörde meydana gelen patlama buna izin vermemişti. Daha sonra 4. reaktör dışındaki 3 reaktör işler hale getirildi ve 2 numaralı reaktör Ekim 1990’daki kazaya kadar devredeydi. Bir yandan da Çernobil’i yenileme ve geliştirme çabaları sürüyor başka bir yandan yeni santraller inşaa ediliyor. Sonuç olarak bu ülkenin finansal sıkıntıları altında yeni nükleer santral siparişleri vardır ve nükleer programına devam etmektedir.

Nükleere kesinlikle hayır veya kesinlikle evet demek benim için çok zor. Güneş ile atom bombası aynı; yani nükleer enerji ve nükleer silah arasında çok ince bir çizgi olduğu apaçık ortada, insanoğlu mavi gezegende nefes aldığı sürece, radyoaktif sıçramalar, tepkimenin doğası gereği devam edecektir. Önemli olansa, üstüne sıçratmamak değil kimseye sıçratmamaktır…

Kaynakça:
Erdoğan, L. T. 2005. Türkiye’nin Nükleer Rönesansı, Ankara, jmo.org.tr, 28 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Petrucci, R. H. Harwood, W. S. Herring, F. G. 2002. General Chemistry Principles and Modern Applications. Prentice Hall. New Jersey.
Schneider, M. Froggatt, A. 2004. Dünya Nükleer Endüstrisinin Durum Raporu, çev. Çeviri Grubu, İstanbul, yesiller.org, 28 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. Radyoaktif Sıçramalar, yerbilimleri.com

Bu Alana Reklam Ver!

E-Posta Abonesi Ol!

ya da e-postanızı girin:  
Arama: