Kategori arşivi: Dolaylı Yerbilimleri

NASA: Mavi Bilye’den Kara Boncuğa

Dünya’nın hiçbir yerinde geceler, zifirî karanlıkta geçmiyor. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, gece çektiği uydu görüntüleriyle çiğ süt emmiş insanoğlunun etkisini ve doğa olaylarını anlamaya çalışıyor.

Nüfus dağılımı, ekonomik kalkınma, karbon salımı, fosil yakıt tüketimi; medeniyet, çağdaşlık, gelişmişlik midir.. Aslında en önemli gösterge ışıktır, dolayısıyla elektriktir. İşte NASA’nın çektiği gece fotoğraflarına birkaç örnek..


İstanbul..


Tüm dünya..


Kara boncuk; Avrupa, Afrika ve Asya..


Kara boncuk; Asya ve Avustralya..


Kara boncuk; Kuzey ve Güney Amerika..


Kara boncuk; tüm dünya, izleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=WHpf5k__Ejg ya da http://www.facebook.com/photo.php?v=548209301874767


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=Do0KRvk-blM

http://askrenovatie.eu/?segyl=broker-de-opciones-binarias-en-mexico&104=08 broker de opciones binarias en mexico Kaynakça
NASA, City Lights 2012 – The Black Marble, 6 Aralık 2012
NASA, Istanbul at Night, 7 Aralık 2012

Sasago Tüneli Göçtü

Japonya’daki en uzun tünellerden biri olan Sasago Tüneli‘nde büyük çöküntü meydana geldi. Tünelde taşıtlar mahsur kaldı. Çöküntüden sağ kurtulmayı başaranlarsa, büyük beton parçalarının arabaların üzerine düştüğünü anlatıyor.

Birden fark ettim, arabanın yarısı yok ve arkaya baktığımda artık beni takip eden aracın olmadığını gördüm.
—Kazazede kadın

Tokyo’nun 80 kilometre batısında Nagoya’ya giden yoldaki tünelde meydana gelen çöküntü sırasında yangın çıktı ve daha sonra tünelden bazı yanmış cesetlerin çıkarıldı. 9 kişinin öldüğü açıklandı.

1977’de açılan ve 4,7 kilometre uzunluğundaki Sasago Tüneli, Fuji Dağı bölgesinde bulunuyor. Tünelin içindeki kapalı devre yayın yapan kameralardan alınan görüntülerde, Tokyo yönüne giden yolun üzerinde 100 metre kadarlık bir bölümün çöktüğü görülüyor.

Karayolunu işleten özel şirket NEXCO-Central, tünelin iki ay önce köklü bir denetimden geçtiğini ve sağlam olduğunu açıklandı.

Japonya’da en son 1996 yılında aynı şekilde bir tünelde göçme meydana gelmiş ve olayda 20 kişi yaşamını yitirmiş.

Aşağıda görselleri verilen tünel ile ilgili ortaya atılan iddialar şunlar..

– 1977 yılında hizmete açılan tünel sadece görsel açıdan incelenmiş.
– Tünel yasal bir yaptırım olmadığı için herhangi bir fiziksel testten geçmemiş.
– 5 x 1,2 x 0,08 metre boyutlarına sahip 1,2 tonluk beton tavan panellerinin tasarımı hatalı yapılmış.
– Askıdaki tavan panelleri metal civatalarla tutturulmamış, kimyasal tutturucular kullanılmış.

Birkaç haber..
Bodies found in collapsed tunnel
Expert: Tunnel collapse “unheard of” accident
9 people confirmed dead in aged tunnel collapse
Tunnel operator: aging parts the cause
Japan officials: Missing bolts may have caused tunnel collapse

online binary trading reviews Kaynakça
BBC, Japonya: Çöken tünelde çok sayıda taşıt mahsur kaldı, 2 Aralık 2012
EN, Japonya’da tünel çöktü, 2 Aralık 2012
EN, Japonya’daki tünel faciasında ölü sayısı artıyor, 2 Aralık 2012
Ex-skf, Sasago Tunnel Accident: Concrete Ceiling Panels Fell When the 35-Year-Old Metal Bolts Securing the Panels Fell Off from the Tunnel Ceiling, 3 Aralık 2012

Bir Hidrojeoloğun Günlüğü -29.11.2012

Herşeyin müsebbibi 5686, hakkatten de öyle..

Çalışmalarımız jeolojik etütlerle başladı. O formasyon senin, bu birim benim, şu üye kimin derken yapısal ve tektonik unsurların saptanması bu işin özel bir bölümünü oluşturdu, bilhassa faylar. Bütün kurgumuzun, hayalimizin ve dünyamızın temel dayanağını bu aşama oluşturdu; örtü, hazne (rezervuar, akifer) ve temel kayalar.

Verileri artırmak için kaynakbaşında su örnekleri toplandı ve suların fizikokimyasal (pH, EC/SPC, DO, TDS, sıcaklık) özellikleri ölçüldü. Önemli görülenlerden numune alındı. Bu örnekler, anyon-katyon dengesi ve özellikle Si, Cl gibi elementlerin dağılımını saptamak adına kimyasal analize gitti. Sığ-derin dolaşım ile yaş durumunu tespit etmek için izotop (D, T, O-18) çözümlemesine göz kırptı.

Ardından, odaklanılan alanlarda toprak gazlarının sergilediği farklılıklar (anomaliler) saptandı, bir nevi yapısal unsurların sağlaması yapıldı, hey gidi Rn hey..

Uydu görüntüleriyse her daim yoldaşımız oldu. Ürettiğimiz veriler saha görüntülerinin üzerinde değerlendirildi. Teşekkürler, Gagıl Örth. Yeri gelmişken, topoğrafik haritalar olmasa arazide kafayı yerdim, sağol HGK.

Tabiî ki, jeofizik ekibi de boş durmadı. Yerin altına elektrik verdi, düşey elektrik sondajı (DES; vertical electrical
sounding, VES) yaptı, elde edilen özdirenç (rezistivite) değerleri işlemden geçti. Fakat yetmedi, daha derinleri tanımlamak hatta ısıtıcıyı görmek için manyetotellürik (MT) ölçümler de yapıldı. Veriler iki ters bir düz çözümden geçti. Üretilen görüntülerin üzerine muhtemel litolojik sınırlar (düşünülen stratigrafi) ve olası faylar işlendi.

Elbette, bu çalışma bir takım işi yani jeoloji-jeofizik kavgası, kesinlikle caiz değil. Sonuç olarak, bütün yöntemlerle üretilen, türetilen, oluşturulan tüm veriler ve sonuçlar bir potada eritildi, yorumlandı. Böylece jeotermal araştırmalarımız bir sonraki aşamaya geldi, sondaj..


Mesaj net, anlayana..

Sondajsa bambaşka bir heyecan, neden mi. Çünkü yaptığınız bütün bilimsel çalışmalar sonucu bir nokta belirliyorsunuz ve artık zaman, mahsul alma zamanı.. Bereketli olsun!

İlk önce sondaj yapılacak alanın sahiplerini bulduk. Anlaşmak tahmin ettiğimden de daha kolay oldu ve el sıkıştık. Hasanlar’ın insanı gerçekten de çok iyi ya da bizim şansımıza iyiler denk geldi ve işimiz rast gitti. Yeri gelmişken Mehmet Amca’ya, Serkan Abi’ye, Erkan Abi’ye ve Erdem’e selam olsun, çok kâhrımızı çektiler.

Peşinden, alan yüklenici (taşeron) firmanın sondaj ekipmanlarına göre hazırlandı ve sondaj başladı. Şantiyedeki durumsa çok farklıydı, ilk zamanlar bunlarla bu iş gitmez, bitmez dediğimi net olarak hatırlıyorum. Karşımızdaki ekip bu zaman kadar baret takmamış, sondaj verilerini not etmemiş, sadece delmiş geçmiş bir güruhtu. “Aman Allâhım!” dedim. Zaman geçtikçe, birbirimizi tanıdıkça işler düzeldi. Sanırım, bu zamana kadar o kültürle çalışmayan bir ekibin güvenlik işine gereğinden fazla burnumu soktum. Şu an, o şantiyeye dair hatırlamak istediğim tek şey var, o da odun ateşiyle semaverde pişen demli çay.

İki bayram arası sondaj olmaz derler. Bırakın iki bayramı, az daha zorlasak yeni yılı bile kutlayacaktık. Sondajın tahmin edilen süresi hem bizden hem de taşeron yüzünden uzadı, 109 gün, dilek olay. Süre uzadıkça heyecan yerini sinire, strese ve bunalıma bıraktı. Artık ne kadar bunaldıysam, ne kadar dilime vurduysa, birgün Mehmet Abi’nin “Burada, Emet’te yaşamaz mısınız?” sorusuna tereddüt etmeden, “Hayır!” deyip kendimce açıklama yaptığımı hatırlıyorum, “Ne Emet, ne Hisarcık, ne de Kütahya’da herhangi bir yerde ..”. İşte bu sıkıntılı günlerde kafa dengi arkadaşlarım da olmasa, patlardım, kalpten giderdim. Güvenç, Erdem, Yaşar, Hakan ve Hüseyin, canlar, canınızı yerim. Ne yalan söyleyeyim Güvenç’in canını çok sıktım, o da benimkini; o bana sardı, ben de ona sardım. Erdem, Yaşar ve Hakanla çiğ köftenin (ki normal şartlarda hiç işim olmaz) ve bardak mısırın dibine vurduk, bu arada kahve ve tatlıda unutmamalı. Sağolsun Hüseyin’i de epey bunalttım, kafasını şişirdim. Ara ara şantiyeden kaçıp Emet Çayı’nın dibindeki uyduruk çay bahçesine kanalize olduk, cıbılların yanına, yediğimiz içtiğimiz bizim oldu, hep gördüklerimizi anlattık.

Gördüklerimi anlatayım. Sondajla birlikte bir çok yeni kavramla karşılaştım; matkap, DC (drill collar, ağırlık), DP (drill pipe, boru, Fr. tij), stabilizer, reamer, kelly, swivel, rotary masası, çamur pompası, casing (boru), BOP (blowout preventer) ve diğer ekipmanlar. Bunların adları ve bunlarla ilgili hesaplama yaparken kullanılacak birimler İngiliz sistemi ağırlıklı; inç, galon, libre, paund, fut, sıtrok, BTU vesaire, ne varsa sondaj literatüründe standart olmuş. Bu yüzden bunun Türkçe karşılığı ne demek yerine, neyin ne olduğunu ve ne işe yaradığını hemen kavramak lazım. Bunlar dışında; çimento hesabı, matkap kontrolü, sondaj kurgusu ve hayata dair birçok konu hakkında tüyo veren Mehmet Abi’ye teşekkürü bir borç bilirim; çok yardımcı oldu, ondan çok şey öğrendim.

Bir de mikroskobum vardı, geldiğinde çocuk gibi sevindiğimi hatırlıyorum. Sondaj kırıntılara bakmak, üzerine HCl dökmek, mıknatıs kalemiyle dürtmek ve her zaman yeterli alan olmasada sertlik kalemiyle çizmek ne büyük zevk. Âlâ, böyle abuk subuk şeylerden zevk alan cümleler kurmuşsanız durum kritiktir, valla bak..

Unutmadan, sondaj sonrası bende oluşan bir düşünceyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Zaten, Emet ve Hisarcık’ta yüzeye çıkan, işletme maliyeti düşük ve açık işletmeye olanak sağlayan, yüksek tenörlü Bor içeren birimler var. Emet Çayı (veya Koca Dere) sanki Bor için bir sınır oluşturuyor ve derenin öbür yakasında Bor yok. Tabiî ki ayrıntılı bir çalışma yapmadım, rezervin geometrisi hakkında da bir bilgim yok. Âcizane fikrim, rezerv artırılacaksa Emet-Hisarcık arasında bulunan İğdeköy ve çevresinde yoğunlaşmalı, yoksa öbür taraftaki sondajlar keşif sondajı olarak kalır.

Şantiyeden ilginç kareler..


Komşu şantiyede yaşamdan zevk almayı bilenler var. O zaman problem sende arkadaş..


Sondaj, 24 saat devam eder. Bazen şantiye, uykusuz gecelerin sebebidir. Bazense gecenin bir körü menemen yemektir.


MTA’nın log kamyonu; nötron, gama vs. ölçünce etrafada korku salıyor, hâliyle..


Epey bekledik, onu iyi hatırlıyorum. Sanırım Hisarcık-Gediz yolundaki Dereköy girişi. Tek yol kazılmış ve ne öncesinde ne de sonrasında bir uyarı levhası var. “This is madness. This is Kütahya.”


Eğrigöz Dağı’ndan Hisarcık’a bakış. Bu kareyi sırf graniti delen kuru ağaç için çektim.


Eğrigöz Dağı’nın zirvesinden bor işletmelerine bakış. Emet (solda, bayrağın altında) ve Hisarcık (sağda) Açık Bor Ocakları’nı çekmek için çok zorladım.


Yenice Göleti’nin setinden Eğrigöz’ün granitlerine bakış. Bu karenin adı “Hâlet-î Rûhiye”.

Tüm ilkbahar, yaz ve sonbahar süresince ‘arazi’. İşte 2012 sezonu, bir yerbilimci olduğumu anladığım yıl oldu, sanki kaç senedir bu işi yapıyorsam, hacı. Zaten bu kafayla gidersem bir ömür boyu yerbilimci olarak kalacağım, arkadaş. İnsan arazide, bir yerden sonra kafayı sıyırıyor, bilader. Kesinlikle, psikolojik destek gerekiyor; moral, motivasyon çok önemli. Kaç kere kendi kendime “Hafız, benim ne işim var burada!” dediğimi hatırlıyorum. Pek tabiî, bu cümle en nazik şekli, küfürsüz hâli..

Bu uzun mu uzun süre zarfında Kütahya’nın sadece 3 ilçesini görmedim, daha doğrusu hiç yolum düşmedi; Altıntaş, Aslanapa ve Dumlupınar. Ankara’yı bu kadar iyi tanımıyorum valla, artık siz hesap edin.

Çavdarhisar, turistik açıdan ilginç örneklere sahip, Aizonoi.

Domaniç’in, girişinde “Osmanlı’nın doğduğu yere oşgeldiniz” tabelası var, o kadar.

Gediz, nispeten büyük bir yerleşim yeri, herhalde Kütahya-Uşak yolu üzerinde olmasa diğer ilçelerden farksız olurmuş. Gördüğüm kadarıyla jeotermal potansiyeli açığa çıkarılmayı bekliyor.

Pazarlarlıların, keselerine bereket kirazlarını çok yedim, göz hakkı şimdi. İlk kez Radon’un dibine burada vurdum, keza ilk kez sarı renkli kirazın tadına burada baktım.

Simav, büyük bir yerleşim yeri, şu sıralar depremden sonra tekrar kuruluyor, canlanıyor. Bir spekülasyonda benden olsun, yıkıcı (örneğin 7 büyüklüğünde) bir deprem her an olabilir. Bence, Küyahya’nın en yüksek jeotermal potansiyeli burada barınıyor, çünkü elektrik üretimine uygun akışkan yüzeye çok yakın (sığ derinlikte) fakat bu kaynak sera ya da termal turizm derken, göz göre göre boşa harcanıyor.

Şaphane, derin ve sıcak bir jeotermal sondaj kuyusuna sahip, MTA sondajı KŞÜ opções binarias demo gratis -3, 2550 metre (!?), 181,2 °C (!?) sıcaklık ve kompresörle 50 litre/saniye (!?) debi. Bir de efsanevi Dağardı melanjı, olmadı Bornova filişi.

Tavşanlı, 43,5. Kütahya-Balıkesir yolu üzerinde olması, kömür işletmelerinin varlığı buranın büyümesini sağlamış. Halkı zengin, bu yüzden esnafı da küstâh ve tok satıcı. Bu diyarda büyük bir pazar kurulur ve leblebi millî meseledir.

Gelelim Hisarcık ve Emet’e.. Bu iki ilçe birbirine çok yakın, 8-10 kilometre. Bu kadar yakın olmalarına rağmen aslında aralarındaki mesafe çok uzak, sanki iki düşman gibi birbirlerinden hiç haz etmezler. İkisininde ilçe olmasının tek nedeni var, o da B. Şimdiyse ekonomilerini döndüren tek şey var, meslek yüksekokulu, öğrenci girdisi çıktısı. Ev kiralarını duysanız, kendinizi Bahçeli’de, Kolej’de ev kiralıyor sanırsınız. Emet’te geceleri pis, kesif ve ağır bir asit kokusu olur, bu koku bor işletmesinden kaynaklanır. Hisarcık’taki bor sahasındaysa gündüz gözüyle patlatma yapılır. Önce toz bulutu görülür sonra ses gelir, güm. Emet iki yamaç arasına sıkışmıştır, Hisarcık ise düz bir alana kurulmuştur. Emet Çayı, su, Hisarcık’ı Emet’ten azda olsa farklı kılar.

Gümüş, bor, kömür gibi birçok yeraltı kaynağı olan Kütahya, genel anlamda ilçelerinden farksızdır. Batı’da, Ege’de olmasına rağmen diğer şehirlere kıyasla gelişmemiştir. Bence, Kütahya’nın ve ilçelerinin geri kalmasındaki en önemli neden yoldur. Şehir için en önemli gelir kaynağı öğrencidir. Esasen gelenek, görenek, örf, adet, ananesi farklı olan öğrenciler birçok kişiyi dellendirmektedir; ama işin ucunda para olduğu için bu durum sineye çekilmektedir. Bu da bir değişimin, etkileşimin göstergesidir. Esnafı, “Abi burası Kütahya, kör tuttuğunu ..” diyecek kadar ileriye gitmiştir, görende İstanbul’dayız zanneder, hay maâşallah.

Ege Bölgesindeki Derin Sondaj Uygulamaları ve Alınan Dersler

Ege’deki derin sondajlarda önemli veriler elde edilmiştir. Sondaj derinlikleri 3000 metrelere, kuyu dibi sıcaklıkları 288 °C derecelere ulaşmıştır. Bu derinlik ve sıcaklıklarda daha önce karşılaşılmayan sorunlar meydana gelmiş ve sorunlar tam olarak çözümlenmediği için kuyuların üretim kalitesini etkilemiştir. Muhtemelen kuyuların ömrünü de etkileyecektir.


Tipik (!) sondaj kulesi. Görüntü: CA


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=AH80_jJGxa0


Göremeyenler için http://www.trthaber.com/videolar/jeotermal-patlamalara-cozum-bulunamiyor-7525.html


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=1rDvsWa-FN0

graficos de opçőes binarias GİRİŞ
Sondajların düşük maliyetli ve kaliteli olmasınıetkileyen bir çok husus vardır, en önemlileri şöyledir;
– Sondaj sıvısı
– Casing design ve çimentolama
– Sapma kontrolu
– Kuyu bitirme testleri
– Sondaj takibi

http://sebastien-poitevin.com/?semka=trading-opzioni-binarie-cos////\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'è trading opzioni binarie cos////\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'è SONDAJ SIVISI
Açılan derin sondaj kuyularının üst kısımlarda uygulanan sondaj sıvı programları genelde başarılıdır. Rezervuar bölümde ise sorunlarla karşılaşılmıştır. Genellikle kaçaklı olan bu bölümde klasik yöntemlerle çalışılmıştır. Kısmi kaçaklı ve tam kaçaklı seviyelerde rezervuara oldukça fazla çamur kaçırılmıştır. Bu çamurla birlikte kesilen kırıntıların bir kısmıda çatlaklara gönderilmiştir. Oysa bu seviyelerde UBD veya NBD (under, near balance drilling) çalışılması gereklidir. Dünyada gittikçe yaygınlaşan bu sistemde rezervuar minimum kirletilmektedir. Under balance drilling ile kısaca bilgi vermek gerekirse;

Jeotermal kuyularda su seviyesinin yüzeyden yüzlerce metre derinlerde olduğu durumlara sık rastlanmaktadır. Buralarda su seviyelerin üstündeki formasyon pore pressure (gözenek basıncı) sıfırdır. Su seviyelerinin altında ise bu basınç derinlikle, formasyon sıcaklığına bağlı olarak artar. Kuyudaki sondaj akışkanı ile formasyon basıncı arasındaki dengesizlik kaçağa neden olur.

Kaçak, sondaj akışkanına kaçak önleyici katarak veya çimento yaparak önlenmeye çalışılır. Ancak bu durum, sondajın üst seviyelerinde iken yapılabilir. Rezervuarlarda LCM (lost circulation material) veya çimento kullanımı kirlilik yaratacağı ve üretimde ciddi düşüşlere neden olacağı için kullanılmaz. Bu konu batı ülkelerinde özellikle yeni jeotermal yasalarında ve yönetmeliklerinde net olarak belirtilir.

Rezervuarın delinmesi sırasında çamur kullanımı çatlakların tıkanmasına ve sonrasında kuyu inkişafında yeterli temizliğinin neredeyse imkansız hale gelmesine neden olmaktadır (Yüksek basınçlı rezervuara sahip jeotermal alanların bazı kısımlarında kuyu kendini temizleyebilmekte ama burada da kuyudaki transmissivite (kh, iletimlilik) değerinin uygun delinmesi ve inkişafının yapılabilmesi halinde daha yüksek olacağı literatürde takip edilmektedir).

Rezervuarın delinmesi sırasında çamur kullanılmasa ve su ile delinse bile yine denge sağlanamayıp kaçakların olması söz konusudur. Bu durumlarda devri daim olmadan kör ilerlenmekte ve kesilen kırıntıların çatlaklara gitmesine neden olunmaktadır. Özellikle derinlerdeki (>2000 metre) rezervuarların delinmesi sırasında kesilen kırıntılar WOB (weight on bit, matkap üzerindeki ağırlık) değerlerinin belirsizliği ve yetersizliği nedeniyle daha ince olmaktadır. Kaçakların kısmi olması halinde kırıntıların bir kısmı dışarı alınabilmektedir ama geri kalan çatlaklara dolmaktadır. Devridaimin hiç olmaması durumunda ise bütün kırıntılar çatlaklara gitmektedir.

Böyle bir durumdaki olumsuzluklar şöyle sıralanabilmektedir.

– Kırıntı hiç gelmemesi durumunda kuyudan bilgi alınamamaktadır (formasyon, rezervuar, sıcaklık vs.).

– Zaman zaman bu kırıntılar kuyuya akmakta ve takım sıkışıklığına neden olmaktadır.

– Çatlaklar, kırıntıların kaçak önleyici gibi görev yapması nedeniyle tıkanmaktadır.

– Kuyunun inkişafında özellikle güçlü, yeterli tahriklere ihtiyaç duyulmakta ve çoğu zaman bu durum
hava paketi (compressor+booster, sıkıştırıcı+güçlendirici) olmadığı için sağlanamamaktadır.

Bu nedenle kuyuların bu bölümünde son zamanlarda havalı su (aerated water) kullanılmaktadır. Son yıllarda HGS (hollow glass sphere, cam baloncuk) da kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde, kullanılan akışkanın yoğunluğu düşürülmekte ve sirkülasyon sağlanmaktadır. Böylece kuyu problemleri ve rezervuar kirliliği engellenmektedir ve kuyu üretime açıldığında kuyu temizliği problemleri yaşanmamaktadır.

Özetle söylemek gerekirse yerin altında mevcut olan çatlak sistemindeki suyu çıkarmak için yapılan delme işleminde rezervuara verilen kirlilik kalıcı olmakta ve örneğin 800 T/H (ton/saat) üretim yapacak kuyu yerine sadece 100-200 T/H debi elde edebilirsiniz (hatta 0 üretim). Yani bir jeotermal sahada daha az maliyetle aynı akışkan elde edilebilir, veya aynı maliyete daha fazla akışkan sağlanabilir. Mevcut durumda ise, firmalar, hedefledikleri enerji için daha fazla harcama yapmaları söz konusudur. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ ARAŞTIRMA VEYA İŞLETME RUHSATINI ALDIKLARI YERALTI KAYNAKLARININ MİNİMUM KAPASİTEDE KULLANIMLARINA NEDEN OLMAKTADIRLAR VE ONBİNLECE YILDIR SUYUN DOLAŞTIĞI ÇATLAKLARIN ÇOĞU ARTIK KALICI OLARAK TIKANMAKTADIR VE YENİLENEBİLİR KAYNAK ARTIK YENİLENEMEZ HALE GELMEKTEDİR.

CASING DESIGN VE ÇİMENTOLAMA
Casing tasarımlarında bölgede birçok sahada hatalı olarak 20″ casing iptal edilmektedir. Bu konuda literatür taraması yapılırsa dünyada böyle uygulamaların yapılmaması için bazı ülkelerde yasa ve yönetmeliklerde bile ilgili maddelerin olduğu görülebilir. Örneğin USA (ABD) ve Kanada’nın birçok eyalet yasasında böyle maddeler vardır.

USA da bu maddeler “ten percent” diye adlandırılmaktadır zira çoğu yasada “yüzey borusunun toplam kuyu derinliğinin %10’dan daha az olamaz” diye maddeler mevcuttur. Açılan kuyular uzun vadede daha ekonomik, güvenli, verimli ve çevreyle barışık olacaktır.

Çimentolama konusundaki problemler nedeniyle casing’lerin uzun yıllar dayanıp hizmet verebilmesi son derece kuşkuludur. Nedenleri şöyledir;

– Master valfın bağlı olduğu 13 3/8” casing çimentolamalarının çoğunda yüzeyde çimento yoktur ve top-job işlemi yapılmıştır. Top-job işleminde indirilen 1” lik su borusu çimento yüzeyine kadar indiği varsayımıyla buradan çimento basılmaktadır. Ancak su borusunun çimento yüzeyine oturmasının hiçbir garantisi yoktur. Casing manşonu veya kendi manşonu takılabilir. Çimento bazı kuyularda boru içinden yapılmadan önce casing kesilmekte ve anülüse su kaçırılmaktadır. Ayrıca 1” lik su borusunda basılan debi çok düşük olup çimentolama tekniğine uygun değildir. Anülüste çimentosuz kalan kısımlar daha sonra üretim halinde borunun çeşitli deformasyonlarına neden olabilmektedir. Ayrıca burada kalan akışkanın buhar basıncı çok yüksek değerlere çıkıp casing’i içe doğru patlatmaya yetmektedir. casing’in daha fazla gerilimine neden olmaktadır.

– 9 5/8” üretim casing çimentolamalarında boruların yine büyük çoğunluğunda yüzeyde çimento eksiktir. Su borusuyla olmak yapılmaya çalışılan çimentoların yüzeye kadar yapıldığı kuşkuludur.

– Dünyadaki uygulamalarda, kuyu bitiminde, casing çimentosu ve casing çeşitli ölçümlerle kontrol
edilmektedir. Bunlar örneğin;

– Hot hole corrosion instrument(HHCC)
– Casing inspection caliper survey (CIC)
– Cement bond log (CBL)
– Down hole video camera
– Casing collar locator
– Electro magnetic casing corrosion detection
– Multifinger caliper tool
– Acoustic tool
– Casing potential profile tool
– Cement evaluation log

Bölgede hiçbir kuyuda casing ve çimento için ölçüm yapılmamaktadır.

trading212 com SAPMA KONTROLU
Bölgede kullanılan sondaj makineleri petrol ve gaz sondajlarında kullanıldıklarından genellikle sedimanter formasyonlarda çalışan ve özellikle düşük çaplardaki stabilizasyon ekipmanları sert formasyona uygun değildir. Örneğin sleeve tipli stabilizerların 120 °C üzerinde kullanılmaması önerilmektedir (Drillco, Smith). Kulelerde her an eğim ölçümü yapacak wireline vinçleri de çoğunda olmayıp ancak çıkışlarda totco atarak eğim öğrenilebilmektedir. Ama sert ve aşındırıcı formasyon nedeniyle hızla çaptan düşebilen stabilizerin kuyuda eğimin artmasına neden olduğu çok geç anlaşılmaktadır. Aynı yöne sabit açıyla delmeye devam edilmeyip WOB değerini azaltarak açıyı hızla düşürmeye yönelince de dogleg (köpek ayağı) oluşturulmakta ve aşırı sürtünme ve torklara neden olmaktadır. Sürtünme artınca matkaba verilen ağırlık doğru dürüst bilinememekte ve genelde uygun WOB verilememektedir. Bu ise ilerleme hızlarının aşırı yavaşlamasına neden olurken öğütülen kırıntılar adeta un gibi olup zaten kaçaklı ilerlenirken bu kırıntıların çatlaklara girmesine neden olunmaktadır. Özellikle sürtünme ve tork değerleri kuyuların erken bitirilmesine neden olmaktadır.

cosa sono le operazioni binarie KUYU BİTİRME TESTLERİ
Sondaj biter bitmez akış temizliği, kuyu temizlenene kadar yapılması gerekirken kuyular kirli kapatılmaktadır. Daha sonraları ise asitleme ile üretim artışları sağlanmaya çalışılmakta ancak ilerleme sırasında oluşan kirlilikler genellikle kalıcı olmaktadır.

Kuyular tam açık ve dikey üretime açılması ideal iken genelde temizlik testinde ilk 100-200 metreden, genellikle 5” lik DP’ler (Drill colar, tij) indirilerek içinden hava basılmaktadır. Bunların tool jointleri 6 3/8” çapındadır. Bu şekilde üretimden sonra kuyu kapatılmaktadır. 9 5/8″ üretim casing’in iç çapı 8,681″ (47 ppf) olmasına rağmen DP’lerin yüzey alanı %33, tool jointler dikkate alındığında %54 daralttığı görülmektedir.

http://300seconds.co.uk/?sefer=opciones-financieras-ejemplos opciones financieras ejemplos SONDAJ TAKİBİ
Bu konu en kritik konulardan biri olup öncelikle ele alınması gereken husustur. Derin sondajların takibi, dünyada genelde 2+1 mühendis tarafından yapılmaktadır. 2 mühendis işte iken üçüncüsü izinde olarak çalışılmakta ve sahada 12+12 saat üzerinden sondaj firmasını yönlendirilmektedir. Bizde ise çoğu firmada mühendis 1 tanedir.

Bazılarında ise hiç yoktur ve işler tamamen sondaj firmasının insafına bırakılmaktadır.

Bazı firmalar işleri sondör seviyesinde elemanlarla sürdürmeye çalışmaktadırlar.

Bu konular genellikle ilgili devlet kurumları tarafından kontrol edilememektedir. Yasa ve yönetmeliklere göre yeni mezun bir mühendis imzasının bile yeterli olması, daha sonra yatırımcıların kayıplarına ve yeraltı kaynaklarının heba olmasına neden olacaktır.

Yatırımcıların daha fazla para kaybetmemeleri için bu konuya önem vermeleri gerekir. İşin anahtar teslimi
şeklinde verilmemesi halinde eleman bulunamıyorsa gerekirse yurt dışından temin edilmesi gerekir.

warrant call option SONUÇ VE ÖNERİLER
Kuyuların özellikle rezervuar bölümleri uygun açılmalıdır. Kuyu bitirilmesinin ardından temizlik akışları daha uzun sürelerde yapılmalıdır. Sondaj makinesi henüz sahada çalışırken her kuyu için casing ve çimentolamaların kontrolüne yönelik ölçümler yapılmalıdır. Hasarlı bir casing’in başlarda üretimi etkilemeyebileceği ve hasarın anlaşılmasının imkansız olabildiği literatürden takip edilmektedir. Erken tespit edilebilecek bir hasarın tamirat maliyeti düşük olacaktır, aksi halde sahaya daha sonra getirilecek kulenin mob (mobilizasyon) ve demob (demobilizasyon) ücretleri, beklemelerle oluşacak enerji kayıpları, olası çevreye verilebilecek zararlarla maliyetin boyutları tahminlerin çok ötesinde olabilir.

Yasa ve yönetmeliklerin eksiklikleri olabilir ancak dünyadaki uygulamalara bakarak çalışmak hem firma için hem de ülkemiz için çok yararlı olacaktır.

Problemler tartışmaya açılmalı ve firmaların ticari kaygıları nedeniyle gizli tutulan hususlar daha sonra çok daha fazla maliyete neden olacağı için tartışmalardan kaçınılmamalıdır.


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=JFEI48G2FmE


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=FiKclm1a_Mk


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=4iW_AMsZoWg

Metnin bütün hakları Mehmet Tuğran’a (Maden Mühendisi) aittir. Orijinal yazı Derinden E-Dergisi’nin Şubat 2012 tarihli 9. sayısında yer almaktadır. Metnin bir yeri yazarı tarafından değiştirilmiş, birkaç küçük değişiklik yapılmış, birçok görüntü eklenmiştir.

Mühendislik: Tanımı, Tarihi, Felsefesi ve Etiği (Ahlâkı)

Ne zamandır, “Jooloji; bir mühendislik dalı mıdır, kolu mudur?” sorusu içimi kemiriyor. Aslında, 2 senelik meslek yaşamım bunun net yanıtını verdi. Amacım, bu soruyu bir de size sordurmak. Okuyucu yönlendirmek doğru olmasada, bu konuda birkaç cümle hakkım olmalı.. Hâlen yüksek öğrenimde jeoloji mühendisliği diye bir bölümün eğitim vermesine bir anlam veremiyorum. Çünkü, Dünya üzerinde bizden başka bir yerde jeoloji/hidrojeoloji/jeofizik mühendisliği bölümü yok. Bu yüzden, günümüzde çağdaşlığa ve gelişmişliğe öncülük edenlere bakıp, “Acaba, bu Amerikalılar ya da Avrupalılar neyin peşinde..” demeden edemiyor insan.. Hele hele Türkiye çapında 30 küsür bölümün yaklaşık 2500 jooloji/hidrojooloji öğrencisi barındırması, yer yer ikinci öğretim adı altında da sadece para toplanması ve kalbur üstü üniversiteler dışındakilerin herkesi işsizliğe mezun etmesi kanıma dokunuyor. Bunu göre göre üniversiteye, bu bölüme gidenlere de bir anlam veremiyorum.

Aşağıdaki yazı mühendislik hakkında birçok soruya yanıt verirken, mühendislik açısından kendi ile çelişen bir üniveristenin, İstanbul Teknik Üniversitesi‘nin kaleminden çıkmış; ama olsun.. Özetle, jooloji bir bilim dalı, ne daha fazlası ne de daha azı..

http://braintrainwin.com/?kiperde=halb-automatische-software-binÃÆ\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'¤re-optionen halb automatische software binÃÆ\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'¤re optionen Mühendislik nedir?
Mühendislik bilim ve matematiksel prensipleri, tecrübe ve yaratıcılığı kullanarak doğal kaynaklardan insana faydalı ürünler ortaya koyma eylemidir.

Daha kapsamlı bir tanım ile şöyle de diyebiliriz.

Mühendislik, bilimi kullanarak, etik değerleri mutlaka gözeterek, müşteri taleplerini karşılayacak şeyler tasarlamak ve imal/inşa etmektir; bilimsel verileri gündelik hususlar için kullanabilmektir; teknolojiyi insanlık yararına uygulamaktır; aklı ve bilimsel yöntemleri doğal kaynakların insanlık yararına en uygun kullanılması için uygulama sanatıdır; hatta belki bilim ile sanat arasındaki köprüdür.

graficos opciones binarias Mühendisliğin tarihi nasıl başladı?
Bizim dilimizde Arapça بعض الاخطاء النحوية وتصحيحها hendese kökünden türetilmiş Mühendis kelimesi ile anlam bulan meslek bu açıdan bakıldığında “ profitable binäre optionen strategie hesabı, matematiği kullanan, ölçen biçen kişi” anlamı taşır. Oysa Latin kökenli dillerde binäre optionen handeln swiss Engineer olarak adlandırılan bu mesleğin etimolojik geçmişi tarih öncesi çağlara ve başka anlamlara uzanır. Latince “ingignere” yaratan icat eden anlamındaki kökten türeyen sözcük 11. yüzyılda bugünkü anlamında “ingeniator” olarak kullanılmış “ingenium”u (yaratıcılığı) olan “ingenius” E abbiamo già detto come il mercato dei bitcoin sia estremamente volatile, quindi è possibile che il trend cambi spesso. international currency Fare trading vuol dire investire e rischiare i propri soldi, ecco perché è importante formarsi e sapere bene come funziona, oltre che scegliere con estrema cura il broker, verificando che sia regolamentato dal CONSOB e che sia in grado di offrire assistenza e supporto in lingua Italiana. yaratan, zeki, mucit anlamlarında kullanılmıştır. Buharın icadından sonra makinaya “engine! Adının verilmesi ile bugünkü yapısı olan Engineer tanımına kavuşmuş olan sözcük bir anlamda vücut bulurken makine nın da isminin oluşmasına sebep olmuştur. “Engine” bu bakımdan dahice şey, işe yarar buluş anlamında kullanılmıştır.

Mesleğin kendi doğuşu da bir anlamda sözcüğün doğuşu ile koşuttur. İlk çağlarda insanoğlu barınmak, korunmak, yemek, avlanmak kısacası hayatta kalabilmek için doğanın çetin koşuları ile dahice mücadele etmek ve kazanmak zorundaydı. Bu nedenle daha ilkçağlardan itibaren gerçekte mühendisler vardı. Bu buluşçular bugünkü mühendislik dallarına benzer faaliyetler göstermiyorlardı elbette ama ekme, biçme, alet yapma, avlanma, balık avlama, yük taşıma gibi eylemleri kolaylaştıracak hatta mümkün kılacak araçlar ve basit aparatlar icat ediyorlardı.

Milattan önce 3000’li yıllarda bu basit araçlar yerini daha komplike aygıtlara, tekerlek, hayvan ile tahrik edilen arabalar, basit tekneler gibi vasıtalara bıraktı. Sulama kanalları açık havza madenciliği, piramitlerin inşası gibi ciddi mühendislik denemeleri yapılmaya başlandı. Milattan önce 2500 yılına gelindiğinde Mısırlılar 25 metre boyunda gemiler yapmaya başlamış hatta bunun için kuru inşa havuzları inşa etmişlerdi. Milattan önce 1000’li yıllarda artık vida, su değirmeni, Hero Türbini denilen basit pompa yapılmış şehirlerde su dağıtımı fikri oluşmuştu.

Önce Grek (Eski Yunan) uygarlıkları ardından Romalılar mühendislik dalında iyice geliştiler kağıt, silahlar, mancınıklar yapıldı öte yandan Çin’de barut bulunmuş ve yeni bir çığır açılmıştı. Milattan önce 5. yüzyıl ila milattan sonra 15. yüzyıl arası kara bir dönemdi. Bir yandan saat, matbaa gibi çok yararlı icatlar yapılırken öte yandan barut ve ağır demir döküm teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak silah sanayindeki icatlar gelişti. Bu silahlarla desteklenen savaş ve politikalar dünyaya 20 asırlık bir karanlık yaşattı.


Leonardo da Vinci’nin 1502 tarihli tek kemerli ve ayakları arasındaki açıklığın yaklaşık 220 metre olduğu Haliç Köprüsü çizimi. Bu mühendislik projesi, 2. Beyazıt döneminin İstanbul’u için hazırlamıştı.

Bundan sonra sanatçı, mucit, mühendis Leonardo da Vinci’nin bütün ağırlığı ile etkilediği Rönesans dönemi geldi. Büyük binalar görkemli katedrallerin inşası ile geçen bir dönemin ardından, 1750-1850 yılları arasında geçen yüzyıllık süre mühendisliğin modern anlamda doğuşu oldu. Savery, Newcomen, Watt ve Trevitnick’in buharlı makinaları, Whitworth’un cıvata sanayi makinaları ile gelişme hızlandı seri imalat makinaları ve fabrikaları kurulmaya başlandı. Brunel, Stephenson gibi öncü mühendislerin bilimi kullanmaktaki ısrarları ile nihayet Fransa’dan başlayarak formal üniversite eğitimli (sadece pratiğe dayanmayan) mühendislik mesleği doğmuş oldu.

Bu bilgiler ışığında modern mühendislik tarihini 4 bölüme ayırabiliriz.

Bilim devrimi öncesi – İlk çağ mucitlerinden Leonardo da Vinci ye kadar geçen dönem
Endüstri devrimi ve öncesi dönem – 16. yüzyıl sonundan 19. yüzyıla kadar geçen becerikli zanaatkârlardan modern bilim kullanan uzmanlara kavuşulduğu dönem
İkinci sanayi devrimi – İkinci dünya savaşı öncesine kadar geçen kimya, elektrik, elektronik gibi türlü mühendislik dallarının bilimi tam anlamı ile kullanmaya başladığı dönem
Bilişim devrimi – Savaştan sonra başlayarak bu günlere gele bilgisayar dönemi

Bugün mühendislik dalları 6 ana üst gurupta değerlendirilmektedir.

– Uçak Uzay Mühendisliği
– Kimya Mühendisliği
– İnşaat Mühendisliği
– Elektrik Mühendisliği
– Bilgisayar Mühendisliği
– Makine Mühendisliği

Diğer bütün mühendislik disiplinlerinin bu altı ana dalın alt disiplinleri olduğu kabul edilmektedir. Oysa gemi mühendisliği gerek tarihsel gelişimi gerekse tasarlayarak inşa ettiği ürünlerin doğanın yıkıcı etkilerinin tümüne aynı anda maruz oluyor olması nedeni ile bu altı mühendislik disiplininin neredeyse tamamından yararlanan bir özel mühendislik alanıdır. Gemi Mühendisliği’nin temelinin 17. yüzyılda yaşamış ünlü Fransız matematikçi, jeofizikçi ve astronom Pierre Bouger’in yazdığı (Gemi Üzerinde Tez) isimli eser ile başladığı kabul edilir.

Mühendisin felsefe ile ilgisi ne zaman ve nasıl başladı?
Yukarıda da anlatıldığı gibi tarih boyunca insanoğluna hizmet etmek için yapılmış buluşları yapanların felsefenin temel sorularına duyarsız kalması beklenemezdi. Neydi bu sorular? Nereden geldik? Ruh ve maddenin ilişkisi nedir? Beyin ile düşünce arasındaki ilişki nedir? Örneğin somutlaştırarak irade (düşünce beyin) ile güç (madde) arasındaki ilişki nedir. Bu sorulara cevap arayan mucit dahiler bir yandan da bu gelişi daha anlamlı kılmaya çalışan buluşları yapanlar oluyordu. Bu soruların ancak iki türlü yanıtı olabilirdi bilimsel ve bilimsel olmayan. Bilimsel olmayan yani metafizikle teoloji ve teologlar ilgilenirken mühendisler bilimsel olanla, somut olanla uğraşmaya başladılar. Miletli Tales insanların binlerce yıldır aklını kurcalayan “Evren nedir?” sorusuna ilk kez teolojinin dışında yanıt aramıştı. Tam olarak ne zaman başladığı konusunda kesin bir veri olmasa da Tales’in bu ünlü sorusu felsefenin başlangıcı olarak kabul edilir.

Felsefe sözcüğünü ilk kez Samoslu (Sisam Adası) matematikçi Pisagor kullanmıştır. Filos (sevgi) ve sophia (bilgi) sözcüklerinin bir araya getirilmesi ile oluşturduğu bu sözcük “bilgeliği sevmek” anlamındadır. Bütün bir varlık alanını her yönüyle araştırma, kuşku duyma, anlama gibi edimlere odaklanan düşünme etkinliği olarak tanımlanabilir. Filozof  ise, bilgiyi arayan ve ona ulaşmak isteyen kişidir. Bu noktadan bakıldığında daha ilk çağlardan beri buluşçuların bilginin dehanın (ingenius) peşinde olduğu ve bu yönleri ile de felsefenin tam içinde olduğu söylenebilir. Birçok evreden geçen mühendislik mesleği ve felsefesi nihayet 17. yüzyılda otomasyon teknolojisinin başlamasıyla sanayileşmenin gereği olarak, toplumsal bir kategori biçiminde ortaya çıktı. Sanayi devriminin ilerlemesiyle buluşların endüstriye uygulanması; bu yolla üretimin hızla artması, mühendislerin üretimindeki rolünü de arttırdı. Önceleri büyüyen ölçekte ve seri üretime zorlayan bir üretim modeli olan Ford sisteminin benzer teknoloji ile diğer sektörlere uygulanması, ardından büyük kriz ve savaş sonrası finansal baskıların sonucunda verimliliğin ana unsur haline gelmesi üzerine ortaya çıkan Toyota modeli ve onun türevi olan Yalın Üretim Modeli ile birlikte mühendislere olan ihtiyaç da arttı. Bu gelişmeler mühendislik mesleğinde felsefi duruşun önemini de arttırmaktadır.

Ahmet ÖncüPara, Mühendislik ve “Bizim Mühendislerimiz”” adlı makalesinde, mühendisleri iki uç konumda tanımlıyor. Birinci konumdaki mühendis “bilimsel yönetim” ilkelerinin kurucusu ve savunucusu olan Frederick W. Taylor’ın görüşlerinde şekillenmiştir. Taylor’a göre her şeyden önce bir “yönetici” olan mühendisin temel görevi “tüm çalışanların tek tek en yüksek refahını sağlamaya bağlı olarak işverenin en yüksek refahını sağlamaktır.” Kısaca, Taylor’a göre mühendislik, “herkese herkesin çok istediği “parayı” verecek tılsımlı bir güce sahiptir.”

İkinci konumdaki mühendis ise Throstein Veblen tarafından tanımlanmıştır. Veblen için mühendis, Taylor’un aksine işletme düzeyinde bir yönetim işlevine değil, sanayinin koşullarında sürekli iyileştirmelerle üretkenliği artırıp, insani var oluşunu geliştirebilme gücüne sahiptir. Veblen, Taylor’un aksine mühendisi tüm çalışanların önderi konumunda ve servet sahibi, kapitalist sınıfların karşısında görür.

Bu iki uç arasında farklı renk ve fikirlerde olan mühendisler bir uçta topumun değişiminde aktif rol almayı kendilerine görev bilirlerken öteki uçta tamamen bireyci bir anlayışla doğayı ve çevreyi umursamaz ve bu uğurda insana tahakkümü de mubah sayan bir konumda  olacaklardır.

İşte mühendise bu noktada dört unsur yol gösterir.

– Doğuştan gelen vicdan
– Varolan bilinç
– Kazanılmış ahlâk
– Öğretilmiş etik

Doğuştan gelen vicdan yani bulunç. İnsanın görgü ve bilgileri ile kendini yargılama yetisi. Vicdan metafizik penceresinden bakıldığında insana doğuştan verilmiş bağımsız bir güçtür, diyalektikte ise bulunç, bireyin, içinde bulunduğu toplumun koşulları ile belirlenen görgü ve bilgisinin sonucu oluşur. Bu noktada bilinç ve bulunç (vicdan) sözcüklerinin yabancı dillerde aynı sözcük ile (conscience) ifade edildiğini de belirtmekte fayda var. Ayrı bir yazı konusu olabilecek bu olgu üzerinde fazlası ile durmak istemiyorum ancak vicdan ve şuurun ayrı kavramlar olarak kabulünün toplumun metafizik / diyalektik yapılanmasını / ayrışmasını ne ölçüde etkilediği düşünülmelidir.

Varlığı tartışılmaz şuur yani bilinç. İnsanın kendisini ve çevresini anlamasını sağlayan anlık süreçlerin bütünü.

Belletilmiş ahlak yani moral.  Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen bilim dalı.

Oluşturulmuş törebilim yani etik. Belli yer ve belli zamana özgü olarak iyi ve kötü davranışların kurallarını saptayan bilim dalı.

Mühendisler için hem yurdumuzda hem de dünyada kabul görmüş farlı meslek disiplinlerine göre ufak tefek farklılıklar da gösteren temel mühendislik etik kodu (kuralları) vardır. Bu kurallar her an akılda tutulabilecek veya sık sık bakılabilecek yapıda değildir ancak varılmak istenen sonucun ne olduğu ve bunun için ne tür davranış kalıpları geliştirmek gerektiğini anlamak ve özümsemek mümkündür.

Bu özümsemeyi yapabilmek yukarıdaki kavramlar ile mühendislik mesleğini birleştirbilmek mümkündür. Bu noktada aslında kökleri modernlik öncesi uygarlıklara ve din düşünürlerine kadar dayanan ve modern bilimsel yönetim anlayışında yeniden şekillenen “ahlaki tasavvur” moral imgelem (moral imagination) kavramı önem kazanıyor. Yukarıdaki dört öğeyi de kapsayan ve aslında bunların birleşiminden doğan bir canlandırma bilinci karar vermemize yardımcı olabilir.

Yani karar ve yargılarımızda bize öğretilen kanunlar ve usullerle saptanan hem teknik hem etik değerlerin matrisinden bir sonuç çıkartmaya uğraşacağımıza bütün bunları benimseyen bir ruh hali ve hayat görüşü edinebilir ve bunu bir yaşam standardı haline getirebiliriz. Dahası bu duruştan da haz duymaya başlayabiliriz.

Diğer bir deyiş ile etik anlamda doğru, bilincin farkında olduğu gerçek, stratejik işlevi veya kamusal faydasından önce kendi başına doğru olduğu için güzel ve makbuldür ve bize huzur verir.  Buradaki güzellik estetiği de ilgilendirir ve bir insani duruş biçimini alır. Moral imgelem etik, estetik, ahlak ve vicdan arasında kurduğu dengeli ve yakın ilişki ile insan ilişkilerimizden nesneler ile ilintimize kadar yaşamın bütün alanlarını kapsar ve yönetir.

Bilim kadını Patricia Werhane Moral imgelemin iş hayatında en az dört durum ile ilişkilendirilebileceğini söylüyor.

– Kişinin kendisini, üstlendiği rolden, içinde bulunduğu özel durumdan veya çevreden ayrıştırması- soyutlaması…
– Kişinin içinde bulunduğu – düştüğü/düşürüldüğü düzeni fark etmesi ve/veya içinde bulunduğu durumun hangi şartları içerdiğini anlaması
– Kişinin yaratıcı bir şekilde, deneyimlerinden taze çıkartımlar sağlayarak yeni problemlere tamamen güncel çözümler bulacağı yeni ve yenilikçi olasılıklar tasarlaması…
– Kişinin içinde bulunduğu iş ortamında mevcut olan şartları veya var olacak entrika veya düzenlerin kapsam ve etki alanlarını iyi değerlendirmesi…

Yaşamdaki gerçek roller beyaz perdedekiler gibi etkisiz değildir yaptıklarımızın yaratabileceği etkileri aklımızda canlandırabilmeliyiz. Moral imgelem de işte budur. Sadece teknik alanda değil ahlaki alanda da yenilikçi olmak özgün olmak ve yukarıda anlattığım Moral imgelem‘e sahip olmak önemli.

Önünüze gelen teknik veya idari karar ne olursa olsun bunu size belletilmiş kalıpların dışında düşünmeye bakın çünkü o kalıplar hep doğru olmayabilir. Dahası gizli bazı gündemlere sahip olabilir. Size yönteminizin veya buluşunuzun işe yaramayacağını söyleyen meslektaşınız veya yabancı patron başka gerekçelere veya niyetlere sahip olabilir. Öyleyse kendinizi ve dünyayı daha iyi anlayacak fikri yapıyı edinin. Yaptıklarınızın insani boyutunu, etik yönünü bilinç ve bulunç ile ilişkisini irdeleyin.

Felsefe bütünün ayrılmaz bir parçasıdır. Mühendis içinde bulunduğu yaratım sürecinden ahlâki, vicdani ve etik açıdan soyutlanamaz.

Tüm hakları Şebnem Helvacıoğlu‘na ait olan metnin özüne zarar vermeden Leonardo’ya ekleme ve şeklen değişiklikler yapılmıştır.

CERN’de 125 GeV Kütleli Yeni Bir Parçacık Gözlendi

Neden maddenin kütlesi neden var?“.. İnsanoğlu maddeyi neyin oluşturduğu konusunda molekülden atoma, atomdan elektrona giderek daha küçük parçalara doğru inen keşiflerine bir yenisini ekledi. CERN’de çalışan fizikçiler, yeni bir atomaltı parçacık keşfettiklerini duyurdular. Biliminsanları bu keşfin, Higgs bozonu (Tanrı parçaçığı) adı altında varlığını kuram çerçevesinde on yıllardır tahmin ettikleri; ama bir türlü kanıtlayamadıkları parçacık olduğunu düşünüyor. Higgs bozonu, atomlara kütlesini veren parçacık. Fizikçiler, Tanrı Parçacığı’nın, Büyük Patlama’da (Big Bang) saniyenin trilyonda birinden bile daha kısa bir süre belirdiğini ve ardından da diğer parçacıklara dönüştüğünü düşünüyor.

CERN’den yapılan açıklamaya göre, Higgs bozonunun varlığına işaret eden “güçlü ve sağlam” bulgulara ulaşıldı. Araştırmayı yürüten ekip, deney sırasında 125,3 gigaelektrronvolt (GeV)[1], yani her bir atomun içindeki protondan yaklaşık 133 kere daha ağır bir parçacığa rastladığını bildirdi.

Ben hayattayken bunun olmasına şaşırdım. Ben hayatteyken bunun gerçekleşeceğine dair hiçbir fikrim yoktu yani başlangıçta, 40 yıldan uzun bir süre önce. Çünkü insanların bunu nerede arayacaklarına dair hiçbir fikirleri yoktu.
—Peter Ware Higgs

Unutulmamalı ki bu küçük keşif, evrenin işleyişini anlamaya giden yolda çok ufak bir adım. Biliminsanları bu gelişmenin ancak evrenin görülebilir yüzde dörtlük (%4) kısımını açıklayabileceğini söylüyor. Galaksileri (gökadaları) açıklanamayan bir hızla birbirinden uzağa iten karanlık madde ya da karanlık enerji hala gizemini koruyor.

Resmî açıklamanın resmî Türkçe çevirisinin öz bölümü aşağıda.. Çevirinin hepsini okumak için tıklayın!

4 Temmuz 2012, CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki (BHÇ) CMS deneyi araştırmacıları, CERN’de ve Melbourne’daki “ICHEP 2012” konferansında düzenlenen ortak bir seminerde, Haziran 2012 tarihine kadar elde edilen veriler ile standart model (SM) Higgs bozonunun aranmasında en son ulaşılan sonuçları sundular.

CMS yaklaşık 125 GeV kütlesinde, beklenen fon olaylarının beş standart sapma (5 sigma)[2] kadar üzerinde olay fazlalığı gözlemektedir. Beklenen fon olaylarının gözlenen bu veya daha büyük bir fazlalığı tesadüfen oluşturma olasılığı yaklaşık üç milyonda birdir. En kuvvetli kanıt kütle çözünürlüğü en iyi olan iki bozunum şeklinde gözlenmektedir; ilki iki fotona bozunma şekli, ikincisi ise iki çift yüklü leptona bozunma (elektronlar veya müonlar) şeklidir. Bu fazlalığı, kütlesi 125 GeV civarında olan, daha önce gözlenmemiş bir parçacığın üretilmesi olarak yorumluyoruz..

CMS verileri SM Higgs bozonunun 110-122.5 GeV ve 127-600 GeV aralıklarında bulunmasını %95 güven aralığı[3] ile dışlamaktadır − daha düşük kütleler CERN’deki LEP çarpıştırıcısında aynı güven aralığı ile zaten dışlanmıştır.

Değişik arama kanallarında bulunan sonuçlar, istatistiksel ve sistematik belirsizlik sınırları içinde, SM Higgs bozonu için olan beklentilerle uyum içindedir. Bununla birlikte, bu yeni parçacığın SM Higgs bozonunun bütün özelliklerine sahip olup olmadığına veya bazı özelliklerin uyuşmayıp standart modelin ötesinde yeni fiziğe işaret edip etmediğine karar vermek için daha fazla veri gerekmektedir.

BHÇ inanılmaz bir hızla yeni veriler sağlamaya devam etmektedir. 2012’nin sonuna kadar CMS şu andaki toplam verilerini üç katının üstüne çıkarmayı ümit etmektedir. Bu veriler, CMS’nin bu yeni gözlenen parçacığın doğasını daha iyi açıklığa kavuşturmasını sağlayacaktır. Bunlar aynı zamanda CMS’nin daha pek çok yeni fizik olaylarını arayıp bulmada ulaşacağı kapsamı genişletecektir.


CMS dedektörünün 2012’deki 8 TeV’lik bir proton-proton kütle merkezi enerjisinde kaydettiği bir olay. Olay, SM Higgs bozonunun bir çift fotona (kesikli sarı çizgiler ve yeşil kuleler) bozunumundan beklenen karakteristikleri göstermektedir. Olaya, bilinen standart model fon süreçlerinden birisi de yol açabilir.


İzleyemeyenler için http://vimeo.com/41038445

Dipnotlar
[1] Elektron volt (eV) bir enerji birimidir. GeV, 1.000.000.000 eV’tur. Kütle ve enerjinin çoğu zaman aynı bağlamda kullanıldığı parçacık fiziğinde kütle birimi olarak eV/c2’yi kullanmak adettendir (E = mc2’den, burada c ışığın boşluktaki hızıdır). Daha yaygın olarak c’nin 1 olarak alındığı (dolayısıyla E = m) doğal birimler kullanıldığında eV bir kütle birimi olur.

[2] Standart sapma, eldeki verilerin ortalama değer etrafında nasıl dağıldığının bir ölçümüdür. Verilerin bir hipoteze (varsayıma) göre beklenen sonuçtan ne kadar farklı olduğunun bir ölçüsü olarak da kullanılır. Fizikçiler bu değeri ‘sigma” birimi cinsinden verirler. Sigma değeri ne kadar büyük ise veri o hipotez ile o kadar uyumsuzdur. Tipik olarak, bir keşif ne kadar beklenmez ise, fizikçiler, ikna olmak için daha büyük sigma sapmaları göstermesini ister.

[3] Güven aralığı, deneme sonuçlarının yüzde kaçının belirli bir aralıkta olmasının beklenebileceğinin bir istatistiksel ölçümüdür. Örneğin, %95 güven aralığı, bir olayın sonucunun denemelerin %95’inde beklentilere uygun olması anlamına gelir.

Kaynakça
BBC, Tanrı parçacığı gün ışığına çıkıyor, 7 Temmuz 2012
BBC, CERN’de yeni parçacık keşfi, 7 Temmuz 2012
BBC, CERN: Higgs parçacığını gördük, 7 Temmuz 2012
CERN, Observation of a New Particle with a Mass of 125 GeV, 7 Temmuz 2012
EN, Evrenin sırrı çözülüyor mu?
EN, ‘Tanrı Parçacığı’ bulundu mu?, 7 Temmuz 2012
EN, Atomaltı parçacık bizi tanımlayabilir mi?, 7 Temmuz 2012
PHD Comics, The Higgs Boson Explained, 8 Temmuz 2012

Gene, Sapanca Gölü’ne NATO Boru Hattı’ndan Akaryakıt Karıştı

Sakarya’nın içme suyu ihtiyacını karşılayan Sapanca Gölü’nde çevre felaketi yaşandı. TÜPRAŞ’tan Eskişehir’deki hava üssüne yakıt sağlayan NATO boru hattı henüz belirlenemeyen bir nedenle patladı. Hattın geçtiği Ünlüce köyü mevkiindeki patlama sonrası sızan uçak yakıtı, Sarp Deresi’ne aktı. Derenin taşıdığı akaryakıt, Sapanca Gölü’ne karıştı. Vatandaşların ihbarı üzerine hattaki yakıt transferi kesildi. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ekipleri, yakıtın yayılmasını önlemek için Sapanca Gölü’ne ve dereye bariyerler çekti. Dereye karışan yakıt ise vidanjörlerle çekiliyor. Boru hattındaki arıza ise ekiplerin çalışması sonucu giderildi.

Ünlüce köyü muhtarı Adnan Adıyaman, hattın geçtiği alanın heyelan bölgesi olduğunu belirterek, “Yağışlarla birlikte zeminde oynama olmuş olabilir. Hattın ek yerinde bir sızıntı olmuş. Sızan yakıt dereye karışmış, oradan da göle akmış. Duyarlı vatandaşlarımız görerek yetkililere haber vermiş.” dedi. SASKİ Genel Müdürü Rüstem Keleş ise yakıtın yayılmasını önlemek amacıyla göle 2,5 kilometrekarelik bariyerler çektiklerini söyledi. İçme suyu için bir risk bulunmadığını kaydeden Keleş, “Yakıtın göle yayılması engellendi. Bu konuda hazırlıklarımız vardı. Derede bariyerlere toplanan yakıtı vidanjörlerle çekerek İZAYDAŞ’a gönderiyoruz. Gölün içine çektiğimiz bariyerler özel bariyer. Suyun yüzeyindeki yakıtı topluyor.” diye konuştu. Sapanca Gölü’nün bu tür risklere açık olduğunu vurgulayan Keleş, göle ne kadar yakıt karıştığının henüz tespit edilemediğini söyledi.

İşte resmî açıklama..

Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), NATO Petrol Boru Hattı’nda meydana gelen patlama sonucu Sarp Deresi’ne sızan atığın yayılmadan toplanılarak çekildiğini açıkladı. SASKİ’den yapılan açıklamada, “TÜPRAŞ’tan Eskişehir’deki hava üssüne yakıt sağlayan NATO boru hattında henüz belirlenemeyen bir nedenle sabah saat 8.30’da patlama meydana gelmiştir. Patlama sonrası sızan yakıt Sarp Deresi’ne akmaya başlamış, konu üzerine gelen ihbarla ekiplerimiz sızıntıya hızla müdahale etmiştir. Bariyer kurularak yayılması engellenen akaryakıt, vidanjörlerle çekilerek İZAYDAŞ‘a gönderilmektedir. Sapanca gölü bu tür risklere açıktır. SASKİ olası risklere karşı hazırlıklıdır. Teknik ekipman ve uzmanların titiz çalışmaları sonucu yaşanan olumsuzluklar bertaraf edilmiştir. İdaremiz, bu tür olumsuzlukların yaşanma ihtimalini öngörerek tedbirlerini önceden almıştır. Bu tedbirlerin başında da gerekli teknik ekipmanların hazır bulundurulması gelmektedir. Bu teknik ekipmanlar olası bir kaza durumunda hemen müdahale edebilmek için gölün her iki yakasında hazır bekletilmektedir. Yaşanan bu olumsuzlukların hızla bertaraf edilmiş olması sayesinde içme suyumuza herhangi bir risk oluşmamıştır” denildi.

Kaynakça
SASKİ, İçme Suyunda Risk Yok, 23 Mayıs 2012
Zaman, NATO boru hattı patladı, sızan yakıt Sapanca Gölü’ne karıştı, 23 Mayıs 2012