Kategori arşivi: Diğer

En Ekonomik Ticaret: Kuzey Buz Denizi

Pek çoklarının gözünde Kuzey Buz Denizi buzlarla kaplı olduğundan erişilemez ve seyahat edilemez konumda. Fakat gelişen teknoloji ve küresel ısınmanın da “yardımıyla” kuzeyin popülaritesi artacak gibi görünüyor. Çin, zorlu şartları sebebiyle bugüne kadar deniz taşımacılığında pek tercih edilmeyen Kuzey Buz Denizi’ni canlandırmak istiyor. Böylece deniz ticaretinin önemli bir bölümünün, Kuzey Buz Denizi üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması planlanıyor.

Dahası, Arktik bölgesindeki buzulların erimesiyle, deniz yolları giderek ticarete uygun hale geliyor. ABD Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi’nin (NSIDC) bilgilerine göre, geçen sene 2012’de Arktik bölgesindeki buzul miktarı 2 milyon 225 bin kilometrekare üzerindeyken, bu miktar 1917’de 4 milyon 600 bin kilometrekarenin üzerindeydi.

Çin'in Avrupa'ya giden kargo ve konterynır gemileri için düşündüğü yeni deniz rotası. Grafik: Giulio Frigieri / Guardian
Çin’in Avrupa’ya giden kargo ve konterynır gemileri için düşündüğü yeni deniz rotası. Grafik: Giulio Frigieri / Guardian

Çin, Avrupa’ya Hint Okyanusu’ndaki korsan popülasyonunu ve Mısır kontrolündeki Süveyş Kanalı’nı geçerek ulaşıyor. Bu proje ile Avrupa’ya, buzla kaplı denizlerde seyahat edebilecek son teknoloji ürünü gemilerle Bering Boğazı üzerinden ulaşılacak. Bu rota değişikliği sayesinde Çin, Roterdam ve Hamburg gibi Avrupa’nın en büyük limanlarına 12-15 gün daha kısa sürede varacak. Örneğin, Şangay ile Hamburg arasındaki deniz seyahati 5200 kilometre kısalacak ve bu sayede büyük bir tasarruf sağlanacak.

19.000 tonluk Yong Şeng gemisi bu hedefi test etmek için 8 Ağustos’ta Çin’in Dalian limanından yola çıktı. Geminin 11 Eylül’de Hollanda’nın Roterdam limanına ulaşması bekleniyor. Ayrıca Çin, canlandırmayı düşündüğü rotada yalnızca kendi başına seyahat etmek istemiyor. Rusya ile teknolojilerini birleştirerek Kuzey Buz Denizi’ni canlı bir ticaret yoluna dönüştürmeyi arzulayan Çin, 2021 yılına kadar kuzeyden yaptığı ticaret hacmini 15 milyon metrik tona çıkarmayı hedefliyor.

2012’de dünyanın en büyük ticari gücü haline gelen Çin, net ticaret gelirinde 3,87 trilyon dolara ulaşmış ve 3,82 trilyona ulaşan ABD’yi geride bırakmıştı.

binära optioner info Ayrıntılar
Guardian, The Arctic’s Northern Sea Route – interactive, 22 Ağustos 2013
Northern Sea Route, Arclio, 22 Ağustos 2013
NTVMSNBC, Yeni rota: Kuzey Buz Denizi, 22 Ağustos 2013
PBS, Arctic Shipping, 22 Ağustos 2013
RT, China tests ‘most economical solution’ for shipping to Europe through Russian Arctic, 22 Ağustos 2013

ABD’deki Doğal Sızıntıyla Yanan Ateşin Kökeni Şeyl Gazı

Biliminsanları, yerin derinliklerinden gelen gazlar sayesinde sürekli yanan ve ‘ binäre option anfänger Sonsuz Ateş Şelalesi’ adını alan ateşin sırrını çözdü. Araştırmalar, sönmeyen ateşi besleyen doğalgazın farklı bir kimyasal tepkimede oluştuğunu ortaya koydu. Sonsuz Şelale Ateş ise doğal yollardan oluşan ve alevin titremesi sağlayan bir çukurdan gelen gazla besleniyor. Araştırma, şelalenin aynı zamanda dünyanın en yüksek yoğunlukta metan ve propan gazına sahip olduğunu ortaya koydu.

Chestnut Ridge Parkı’nın bir bölümünde yer alan şelale, dünyanın dört bir yanında kendiliğinden yanmakta olan yüzlerce ateşten birine sahip. Arndt Schimmelmann (Indiana Üniversitesi), yüzyıllar, belki de binlerce yıl önce yerli kabileler tarafından yakıldığı düşünülen ateşin, aslında dünyadaki örneklerinden farklı olduğunu belirtti. Schimmelmann, mağaradaki ateşin yerin derinliklerinde yer alan, antik ve son derece sıcak killi şist ( opzioni binarie sistema vincente şeyl) kayalarından geldiğini düşünüyor. Schimmelmann, killi şist içindeki karbon moleküllerinin parçalanarak küçük doğalgaz molekülleri ortaya çıkması için, sıcaklığın suyun kaynama noktasında veya daha sıcak olması gerektiğini belirtti.

Ateşi besleyen gazın geldiği kayaların, içtiğimiz çay veya kahve kadar sıcak ve jeolojik olarak sanıldığından çok daha genç olduğu belirtildi. Bulgular, ateşi besleyen gazın farklı bir süreçten geçtiğini, bir çeşit katalizörün, gazı kayalardaki organik moleküllerden ortaya çıkardığı ifade edildi.

Schimmelmann, “Bu mekanizma uzun yıllar konuşuldu ancak kimse inanmadı… Burada farklı bir gaz oluşumu süreci yaşandığına inanıyoruz. Eğer bu doğruysa, gaz benzer şekilde farklı yerlerde de oluşuyor olabilir. Kısaca, dünyadaki killi şist gaz kaynaklarının sanıldığından fazla olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

vs_eternal_flames
Chestnut Ridge Park’ındaki alev (üstte) ve Cook Forest State Park’taki alev (altta).

Araştırmacılar, Chestnut Ridge Park’ındaki ateşi ve Pennsylvania eyaletinin kuzeybatısında yer alan Cook Forest State Park’ında yer alan ‘Aralıksız Yanan Çukuru’ karşılaştırdı. Schimmelmann, ateş çukurunun ‘Sonsuz Ateş Şelalesi’ kadar özel olmadığını çünkü eski bir gaz kaynağı tarafından beslendiğini belirtti.

Marine and Petroleum Geology dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, elde edilen برنامج تعديل الكتابه على الصور sonuçlar, dünyada atmosfere salınan metan gazının yaklaşık yüzde 30’unun doğal kaynaklardan geldiği bilgisini doğruladı. Biliminsanları, yerin derinliklerinde bulunan gaz kaynaklarını ‘sonsuz ateşlere’ çevirmenin faydalı olabileceğini belirtti.

Ateş, metan gazını karbondioksite çeviriyor. Karbondioksit, metana kıyasla atmosferde 20 kat daha az ısı hapsediyor. Ancak, sonsuz ateş oluşturulabilecek kaynakların son derece az olduğu düşünülüyor. Gaz, metan yiyen bakterilerin gazı karbondioksite çevirdiği çatlaklardan yüzeye ulaşıyor veya gazın alev almasına imkan vermeyen açıklıklardan yüzeye varıyor.

Natural seepage of shale gas and the origin of “eternal flames” in the Northern Appalachian Basin, USA
Natural hydrocarbon gas seeps are surface expressions of Petroleum Seepage Systems, whereby gas is ascending through faults from pressurized reservoirs that are typically associated with sandstones or limestones. A spectacular “eternal flame” in western New York State marks a gas macroseep of dominantly thermogenic origin emanating directly from deep shale source rocks, which makes this a rare case in contrast to most Petroleum Seepage Systems where gas derives from conventional reservoirs.

The main flaming seep releases about 1 kg of methane per day and may feature the highest ethane and propane (C2 + C3) concentration ever reported for a natural gas seep (∼35 vol. %). The same gas is also released to the atmosphere through nearby invisible and diffuse seepages from the ground. The synopsis of our data with available gas-geochemical data of reservoir gases in the region and the stratigraphy of underlying shales suggests that the thermogenic gas originates from Upper Devonian shales without intermediation of a conventional reservoir. A similar investigation on a second “eternal flame” in Pennsylvania suggests that gas is migrating from a conventional sandstone pool and that the seep is probably not natural but results from an undocumented and abandoned gas or oil well. The large flux of the emitted shale gas in New York State implies the existence of a pressurized gas pool at depth. Tectonically fractured shales seem to express “naturally fracked” characteristics and may provide convenient targets for hydrocarbon exploration. Gas production from “tectonically fracked” systems might not require extensive artificial fracking.

opcje binarne ile zarabiacie Ayrıntılar
NTVMSNBC, ‘Sonsuz Ateş Şelalesi’nin sırrı çözüldü, 25 Haziran 2013
Indiana Üniversitesi, Geologists study mystery of ‘eternal flames’, 25 Haziran 2013

NASA: Mavi Bilye’den Kara Boncuğa

Dünya’nın hiçbir yerinde geceler, zifirî karanlıkta geçmiyor. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, gece çektiği uydu görüntüleriyle çiğ süt emmiş insanoğlunun etkisini ve doğa olaylarını anlamaya çalışıyor.

Nüfus dağılımı, ekonomik kalkınma, karbon salımı, fosil yakıt tüketimi; medeniyet, çağdaşlık, gelişmişlik midir.. Aslında en önemli gösterge ışıktır, dolayısıyla elektriktir. İşte NASA’nın çektiği gece fotoğraflarına birkaç örnek..


İstanbul..


Tüm dünya..


Kara boncuk; Avrupa, Afrika ve Asya..


Kara boncuk; Asya ve Avustralya..


Kara boncuk; Kuzey ve Güney Amerika..


Kara boncuk; tüm dünya, izleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=WHpf5k__Ejg ya da http://www.facebook.com/photo.php?v=548209301874767


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=Do0KRvk-blM

conto demo binary options Kaynakça
NASA, City Lights 2012 – The Black Marble, 6 Aralık 2012
NASA, Istanbul at Night, 7 Aralık 2012

CERN’de 125 GeV Kütleli Yeni Bir Parçacık Gözlendi

Neden maddenin kütlesi neden var?“.. İnsanoğlu maddeyi neyin oluşturduğu konusunda molekülden atoma, atomdan elektrona giderek daha küçük parçalara doğru inen keşiflerine bir yenisini ekledi. CERN’de çalışan fizikçiler, yeni bir atomaltı parçacık keşfettiklerini duyurdular. Biliminsanları bu keşfin, Higgs bozonu (Tanrı parçaçığı) adı altında varlığını kuram çerçevesinde on yıllardır tahmin ettikleri; ama bir türlü kanıtlayamadıkları parçacık olduğunu düşünüyor. http://intelligenetics.com/?losd=%D8%A3%D8%B3%D9%87%D9%85-%D8%A7%D9%84%D9%81%D9%88%D8%B1%D9%83%D8%B3&202=c4 أسهم الفوركس Higgs bozonu, atomlara kütlesini veren parçacık. Fizikçiler, Tanrı Parçacığı’nın, Büyük Patlama’da (Big Bang) saniyenin trilyonda birinden bile daha kısa bir süre belirdiğini ve ardından da diğer parçacıklara dönüştüğünü düşünüyor.

CERN’den yapılan açıklamaya göre, Higgs bozonunun varlığına işaret eden “güçlü ve sağlam” bulgulara ulaşıldı. Araştırmayı yürüten ekip, deney sırasında 125,3 gigaelektrronvolt (GeV)[1], yani her bir atomun içindeki protondan yaklaşık 133 kere daha ağır bir parçacığa rastladığını bildirdi.

Ben hayattayken bunun olmasına şaşırdım. Ben hayatteyken bunun gerçekleşeceğine dair hiçbir fikrim yoktu yani başlangıçta, 40 yıldan uzun bir süre önce. Çünkü insanların bunu nerede arayacaklarına dair hiçbir fikirleri yoktu.
—Peter Ware Higgs

Unutulmamalı ki bu küçük keşif, evrenin işleyişini anlamaya giden yolda çok ufak bir adım. Biliminsanları bu gelişmenin ancak evrenin görülebilir yüzde dörtlük (%4) kısımını açıklayabileceğini söylüyor. Galaksileri (gökadaları) açıklanamayan bir hızla birbirinden uzağa iten karanlık madde ya da karanlık enerji hala gizemini koruyor.

Resmî açıklamanın resmî Türkçe çevirisinin öz bölümü aşağıda.. Çevirinin hepsini okumak için tıklayın!

4 Temmuz 2012, CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki (BHÇ) CMS deneyi araştırmacıları, CERN’de ve Melbourne’daki “ICHEP 2012” konferansında düzenlenen ortak bir seminerde, Haziran 2012 tarihine kadar elde edilen veriler ile standart model (SM) Higgs bozonunun aranmasında en son ulaşılan sonuçları sundular.

CMS yaklaşık 125 GeV kütlesinde, beklenen fon olaylarının beş standart sapma (5 sigma)[2] kadar üzerinde olay fazlalığı gözlemektedir. Beklenen fon olaylarının gözlenen bu veya daha büyük bir fazlalığı tesadüfen oluşturma olasılığı yaklaşık üç milyonda birdir. En kuvvetli kanıt kütle çözünürlüğü en iyi olan iki bozunum şeklinde gözlenmektedir; ilki iki fotona bozunma şekli, ikincisi ise iki çift yüklü leptona bozunma (elektronlar veya müonlar) şeklidir. Bu fazlalığı, kütlesi 125 GeV civarında olan, daha önce gözlenmemiş bir parçacığın üretilmesi olarak yorumluyoruz..

CMS verileri SM Higgs bozonunun 110-122.5 GeV ve 127-600 GeV aralıklarında bulunmasını %95 güven aralığı[3] ile dışlamaktadır − daha düşük kütleler CERN’deki LEP çarpıştırıcısında aynı güven aralığı ile zaten dışlanmıştır.

Değişik arama kanallarında bulunan sonuçlar, istatistiksel ve sistematik belirsizlik sınırları içinde, SM Higgs bozonu için olan beklentilerle uyum içindedir. Bununla birlikte, bu yeni parçacığın SM Higgs bozonunun bütün özelliklerine sahip olup olmadığına veya bazı özelliklerin uyuşmayıp standart modelin ötesinde yeni fiziğe işaret edip etmediğine karar vermek için daha fazla veri gerekmektedir.

BHÇ inanılmaz bir hızla yeni veriler sağlamaya devam etmektedir. 2012’nin sonuna kadar CMS şu andaki toplam verilerini üç katının üstüne çıkarmayı ümit etmektedir. Bu veriler, CMS’nin bu yeni gözlenen parçacığın doğasını daha iyi açıklığa kavuşturmasını sağlayacaktır. Bunlar aynı zamanda CMS’nin daha pek çok yeni fizik olaylarını arayıp bulmada ulaşacağı kapsamı genişletecektir.


CMS dedektörünün 2012’deki 8 TeV’lik bir proton-proton kütle merkezi enerjisinde kaydettiği bir olay. Olay, SM Higgs bozonunun bir çift fotona (kesikli sarı çizgiler ve yeşil kuleler) bozunumundan beklenen karakteristikleri göstermektedir. Olaya, bilinen standart model fon süreçlerinden birisi de yol açabilir.


İzleyemeyenler için http://vimeo.com/41038445

utbetalning binära optioner Dipnotlar
[1] Elektron volt (eV) bir enerji birimidir. GeV, 1.000.000.000 eV’tur. Kütle ve enerjinin çoğu zaman aynı bağlamda kullanıldığı parçacık fiziğinde kütle birimi olarak eV/c2’yi kullanmak adettendir (E = mc2’den, burada c ışığın boşluktaki hızıdır). Daha yaygın olarak c’nin 1 olarak alındığı (dolayısıyla E = m) doğal birimler kullanıldığında eV bir kütle birimi olur.

[2] Standart sapma, eldeki verilerin ortalama değer etrafında nasıl dağıldığının bir ölçümüdür. Verilerin bir hipoteze (varsayıma) göre beklenen sonuçtan ne kadar farklı olduğunun bir ölçüsü olarak da kullanılır. Fizikçiler bu değeri ‘sigma” birimi cinsinden verirler. Sigma değeri ne kadar büyük ise veri o hipotez ile o kadar uyumsuzdur. Tipik olarak, bir keşif ne kadar beklenmez ise, fizikçiler, ikna olmak için daha büyük sigma sapmaları göstermesini ister.

[3] Güven aralığı, deneme sonuçlarının yüzde kaçının belirli bir aralıkta olmasının beklenebileceğinin bir istatistiksel ölçümüdür. Örneğin, %95 güven aralığı, bir olayın sonucunun denemelerin %95’inde beklentilere uygun olması anlamına gelir.

viagra köpa online Kaynakça
BBC, Tanrı parçacığı gün ışığına çıkıyor, 7 Temmuz 2012
BBC, CERN’de yeni parçacık keşfi, 7 Temmuz 2012
BBC, CERN: Higgs parçacığını gördük, 7 Temmuz 2012
CERN, Observation of a New Particle with a Mass of 125 GeV, 7 Temmuz 2012
EN, Evrenin sırrı çözülüyor mu?
EN, ‘Tanrı Parçacığı’ bulundu mu?, 7 Temmuz 2012
EN, Atomaltı parçacık bizi tanımlayabilir mi?, 7 Temmuz 2012
PHD Comics, The Higgs Boson Explained, 8 Temmuz 2012

20 Mayıs 2012: Halkalı Güneş Tutulması

Güneş tutulması, Ay’ın yörünge hareketi sırasında Dünya ile Güneş arasına girmesi ve Güneş’i kısmen ya da tümüyle örtmesi sonucunda oluşuyor. Ay’ın Güneş’e oranla çok daha küçük olmasından dolayı tam tutulmanın dünyanın her tarafından görünmesi imkânsız. Tam güneş tutulması en iyi Tokyo; Alaska’daki Aleutian Adaları ve Amerika’nın güneybatı eyaletlerinden izlenebildi. Kısmi güneş tutulması ise birçok yerden izlenebildi. Peki bu depremi tetikler mi?

Japonya, 173 yıl sonra ilk defa semalarında beliren ‘Ateş Halkası’na tanıklık etti. Başkent Tokyo’da milyonlarca kişi nadir görülen ‘halkalı güneş tutulmasını’ izlemek için sokaklara akın etti. Her yıl çeşitli güneş tutulmaları gerçekleşse de ‘ateş halkası’ şeklindeki bu tutulmanın nadir görülmesinin sebebi belirli bir ‘uydu dinamiğinin’ her zaman denk gelmiyor olmasından kaynaklanıyor. Halkalı güneş tutulması, Ay’ın uydusu Dünya’ya en uzak noktada Güneş’e de daha yakın konumda olduğunda gerçekleşiyor. Güneş ile Dünya arasına giren Ay, ateşten bir halka gibi beliriyor.


Özellikle birçok Asya ülkesinde tam olarak izlenen 21. yüzyılın ilk halkalı güneş tutulması nefes kesti. Reuters/Issei. Buna ilave fotoğraflar için tıklayın!

İlk olarak Doğu Asya’dan izlenebilen güneş tutulması Pasifik (Büyük Okyanus) üzerinden Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar uzandı. Hong Konglular ise bulutlar nedeniyle bu görsel şölene tanık olamadı. Japon medyası tüm ülkede yaklaşık 83 milyon kişinin güneş tutulmasını izlediğini duyurdu. Tokyoluların bir sonraki halkalı güneş tutulmasını izleyebilmeleri için 300 yıl daha beklemeleri gerekecek. Dünya, bir önceki halkalı güneş tutulmasına 10 Mayıs 1994’te tanık olmuştu. Bir sonraki için 18 yıl beklememiz gerekecek.

Halkalı tutulma, Ay’ın gölgesinin Türkiye saati ile 01.07’de Çin’in güney bölgesine düşmesiyle başladı. Doğuya doğru hareket eden gölge yaklaşık 3 saat 33 dakika sonra, 04.39’da Dünya’yı terk etti. Saat 02.52’de Ay’ın gölgesi Büyük Okyanus üzerindeyken en uzun tutulma süresi ve en büyük örtülme gerçekleşti. Burada halkalı tutulma 5 dakika 46 saniye sürerken, örtülme yüzde 94 ile en büyük değerine ulaştı. Tutulma 05.49’da parçalı tutulmanın sona ermesiyle bitti.

aktiespararna binÃÃ����’ƒÃÆ����ââ����¬Å¡Ãƒâ€šÃ‚¤ra optioner Güvenli bir şekilde tutulmayı nasıl izlerim?
Uzmanlar güneş tutulmasının çıplak gözle izlenmemesi uyarısında bulunuyor. Güneş tutulmalarını izleyebilmek için özel gözlükler ya da iğne deliği projektörü kullanılması öneriliyor.

http://tomhebert.com/?yana=opzioni-call-e-put-binaria-truffa&eb0=33 opzioni call e put binaria truffa Kaynakça
BBC, Halkalı güneş tutulması göz kamaştırdı, 22 Mayıs 2012
NTVMSNBC, Hızlandırılmış Güneş tutulması, 22 Mayıs 2012
VOA, 20 Mayıs’ta Güneş Tutulması, 23 Mayıs 2012

Güneş Tutulması ile Depremlerin Meydana Geliş Zamanları Arasında Bir İlişki Var Mı?

Ay ve Güneş’in birlikte, iki haftada bir, yeniay ve dolunay evrelerinde, neden oldukları güçlü gel-gitlerin Yeryuvarı’ndaki bazı tür depremleri tetikleyebildikleri anlaşılmaktadır. Yeryuvarı, Ay ve Güneş’in bir doğru üzerine gelmeleri sonucunda oluşan güneş tutulmaları da yeniay evresinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle Güneş tutulmaları da, deprem tetikleme bakımından, olağan güçlü gel-gitlerin sahip oldukları özellikleri taşımaktadır. Ancak, güneş tutulmalarının, depremleri tetikleme bakımından, söz konusu olağan güçlü gel-gitlerinkine ek, farklı bir etkiye sahip olmaları için bir neden görülmemektedir.


Büyütmek için tıklayın! 2001-2025 yılları boyunca gerçekleşecek tam güneş tutulmalarının izleyeceği yollar.

Bu sorunun ya da, bu anlama gelen benzer soruların güncelliklerini koruyor olmaları onlara verilecek yanıtın günlük yaşamımızdaki öneminden kaynaklanmaktadır. Bu sorular felsefi bir yanıtın değer kazanacağı bir ortamda sorulmamaktadır. Yoksa, “bir kelebeğin kanat çırpmalarının atmosfer koşullarını etkileyebileceği”ne benzer bir yanıt, güneş tutulmasının depremlere etkisi için de geçerli olabilirdi. Bu yaklaşıma göre: madem ki, güneş tutulması yerkabuğunda, çok ufak da olsa, elastik gerinim değişmesine neden olmaktadır, tutulmanın, yerkabuğundaki elastik gerinimlerin sonucunda oluşan depremleri etkilemesi de kaçınılmazdır. Ancak bu türden bir yanıtın, sorunun soruluş amacı göz önüne alındığında, bu amaca bir katkı oluşturmayacağı da açıktır.

minimum deposit binary options Depremleri tetiklemede bardağı taşıran damla kavramı
İnsanları ciddi biçimde etkileyen boyutlardaki depremlerin tümüne yakını yerkabuğundaki bazı faylar boyunca sürtünme direncinin yenilmesi sonucunda oluşmaktadır. Bu direncin yenilmesindeki en önemli etken, en üst kesimlerinde yerkabuğunu da içeren hareketli levhaların, bu hareketleri nedeniyle kazandıkları ve kimi yerde de birbirlerine yükledikleri gerilimdir. Birbirlerine göre farklı hareketlere sahip blokları ayıran faylar, genelde, fay düzlemindeki sürtünme direnci nedeniyle bu hareketlere bir süre direnirler; ama, blokların hareketleri arasındaki fark giderek artacağı için, belirli bir eşik gerilim değerinden sonra birdenbire yenilerek, direnmeleri sürecinde birikmiş olan elastik gerinimin bir bölümünün, yeri kuvvetli bir şekilde sarsmayı da içerecek şekilde, boşanmasına yol açarlar. Buradaki ‘birdenbire’ nitelemesi, fay boyunca hareketin engellenmiş olduğu uzun süreç ile görecelidir. Aslında, yenilme, sözcüğün gerçek anlamında, ‘birdenbire’ olmamaktadır. Sürtünme direncinin yenilebilmesi için yüksek durağan sürtünme direncinden, hareket durumuna uygun göreceli düşük sürtünme direncine geçiş gerekmektedir. Bu geçiş için gerekli olan işlem bir sürece ve dolayısıyla bir süreye yayılmaktadır. Taşmak üzere olup, taşmak için son katkıyı bekleyen ortama eklenen ek gerinim, bardağı taşıran bir özellik taşıyabilmek için, ya bardağı önemli ölçüde taşıracak kadar büyük olmak, ya da yukarıda sözü edilen süreci gerçekleştirmeye yetecek kadar uzun süreli olmak durumundadır.

Strattera apotek Güçlü gel-gitler bazı tür depremleri tetikleyebilir
Tüm kütleler gibi, Ay ve Güneş de çevrelerindeki diğer kütlelere, bu arada Yeryuvarı’na da, çekim kuvveti uygulamaktadır. Güneş’in kütlesi Ay’ınkinden milyonlarca kez büyük olmasına karşın, yakınlığı nedeniyle Ay Yeryuvarı üzerinde Güneş’inkinin kabaca iki katı bir çekim etkisine sahiptir. Ay ve Güneş bu çekimleri ile Yeryuvarı üzerinde gel-gitlerin oluşmasına neden olmaktadır. Ay ve Güneş dışındaki diğer gökcisimlerinin Yeryuvarı üzerindeki çekim etkisi ise son derece düşüktür. Öte yandan, yeniay ve dolunay evrelerinde Güneş, Ay ve Yeryuvarı aynı doğrultuda dizilmiş olduklarından Ay ve Güneş’in Yeryuvarı üzerindeki çekim etkisi önemsenecek bir düzeye çıkmakta, ve eğer bu dizilme, Ay’ın elips şeklindeki yörüngesinde Yeryuvarı’na en yakın olduğu döneme rastlarsa, söz konusu çekim etkisi en yüksek değere ulaşmaktadır. Ancak, bu yüksek değer bile, faylar boyunca sürtünmeyi yenebilmek, dolayısıyla deprem oluşturabilmek için, genelde, ufak ve kısa süreli kalmaktadır.

Öte yandan, Ay’da, gel-git kuvvetlerinin daha küçük olmasına karşın, meteorit çarpmalarından kaynaklanmakta olanların dışındaki Ay depremlerinin gel-git evreleri ile sıkı bir bağlantı göstermeleri dikkati çekmektedir (Lammlein vd., 1974). Ay, Yeryuvarı’na sürekli olarak aynı yüzünü gösteren bir devinim düzenine sahip olduğu için, Yeryuvarı’nın Ay üzerindeki güçlü çekimi durağan bir nitelik taşımakta, bu nedenle, Ay üzerindeki gel-gitler Güneş’in düşük çekim gücü ile gerçekleşmektedir. Bu düşük gel-git kuvvetlerinin neden olduğu sınırlı gerinimin Ay’da depremleri tetiklemekte olması, Yeryuvarı üzerindeki daha güçlü gel-gitlerin de depremleri tetikleme konusunda bazı etkilerinin olabileceği kuşkusunu güçlendirmiştir. Buna karşın, uzun bir süre, bir bölümü bilimsel nitelikte olan, çok sayıdaki istatistiksel araştırmada, göreceli olarak yüksek çekim kuvvetlerinden etkilenen Yeryuvarı’nda, depremlerin oluş zamanları ile güçlü gel-git evreleri arasında genel bir ilişkinin varlığı belirlenememiştir. Kaliforniya’da, özellikleri iyi bilinen faylarda meydana gelmiş olan 13.000 dolayında depremin verileri kullanılarak, özenli ve ayrıntılı istatistiksel yaklaşımlarla yapılan bir değerlendirme de benzer bir sonuca ulaşmıştır (Vidal vd., 1998). Ancak bu araştırmalar okyanuslardan uzak konumlardaki fayları ele almış oldukları için, varılan bu sonuçlar da o özelliklerdeki bölgeler ile sınırlı kalmıştır. Yerkabuğu, elastik davranabilme özelliği nedeniyle, gel-git düzenine bağlı olarak yükselip, alçalmaktadır. Bu yükselip alçalma genelde birkaç santimetre ile sınırlı kalmakta, ender durumlarda birkaç on santimetreye ulaşmaktadır. Oysa, güçlü gel-gitlerin etkisi okyanuslarda çok belirgin olmakta, bu ortamda dolaylı olarak meydana gelen ek su kütlesi yükü de dolaysız gel-git kuvvetine eklenmektedir. Nitekim, okyanuslarda yer alan fayların ürettiği depremlerin gel-gitlerle ilişkilerini konu alan, ve sayıları giderek artan yeni araştırmalar, o ortamda, gel-gitlerin en büyük değerlere ulaştığı dönemler ile deprem oluş zamanları arasında belirgin bir ilişkinin varlığını ortaya koymaktadır (Tanaka vd., 2002; Cochran vd., 2004).

Yukarıda değinilen araştırmaların sonuçlarına göre, güçlü gel-git dönemleri ile deprem oluş zamanları arasında belirgin bir ilişkinin varlığı bazı fay türleri ile sınırlı görülmektedir. Düzlemleri yeryüzü ile kabaca 50°’den küçük açılar yapan, ters-fay ve normal-fay olarak adlandırdığımız türden fayların gel-git yüklemelerine özellikle duyarlı oldukları anlaşılmaktadır. Fay düzlemlerinde sürtünmeyi artıran ana kuvvetin bu düzlemlere dik bileşen olduğu göz önüne alınırsa, bu beklenen bir sonuçtur.

Öte yandan, düzlemi düşeye yakın diklikte olan faylarda, yani diğer adı ile doğrultu-atımlı faylarda gel-git dönemleri ile depremler arasında belirgin bir ilişki görülememiştir. Zaten bazı hesaplamalar da yer gel-gitlerinden kaynaklanan gelip-geçici etkinin deprem oluşumu üzerinde belirleyici olabilmesi için, süregelen olağan süreçte etkili olan kalıcı makaslama gerilimi artış hızının yüzlerce katı büyüklüğünde olması gerektiğini ortaya koymaktadır (Gomberg vd, 1998). Bazı laboratuvar deneyleri de (Lockner ve Beeler, 1999) bu değerleri doğrulayan sonuçlar vermiştir. Ancak, yine bazı yeni araştırmalar, bazı özelliklere sahip fay düzlemlerinde sürtünmenin daha önceden düşünülenlerden çok daha ufak gerilimler ile yenilebileceği yönünde veriler sağlamıştır (Johnson ve Xiaoping, 2005).

Çok düşük gerilim yüklemelerinin de depremleri tetikleyebileceği yönündeki gelişmelere karşın, gerek okyanuslardan uzak ortamlardaki faylarda, gerekse doğrultu-atımlı faylarda meydana gelen depremlerin gel-git dönemleri ile ilişkilendirilmeleri çabaları olumsuz sonuçlar vermiştir. Yukarıda değinmiş olduğumuz, yaklaşık 13.000 depremi ele almış olan Vidal vd. (1998)’nin çalışmalarına ek olarak, Cochran vd. (2004)’nin çalışmaları da benzer sonuca ulaşmıştır. Cochran vd. nin çalışmasında Kaliforniya’daki, doğrultu-atım özellikli, ünlü San Andreas Fayı sisteminde 27.464 deprem ele alınmış ve depremlerin oluş zamanları ile gel-git dönemleri arasında istatistiksel anlamı olan bir ilişki saptanamamıştır. Bu arada, bizim Kuzey Anadolu Fayı sistemimiz ile Doğu Anadolu Fayı sistemimizin de, başlıca, doğrultu atımlı faylardan oluştuklarını, ve aynı zamanda, güçlü, dolaylı gel-git yüklemelerinin meydana gelmekte olduğu okyanuslardan uzak bulunduklarını da anımsamakta yarar vardır.

Deprem tetikleme bakımından, güneş tutulmalarının, eşlik ettikleri olağan güçlü gel-gitlerinkinden farklı bir özellikleri saptanmamıştır.

Bu yazının ana konusu olan güneş tutulması ile depremlerin ilişkisini yukarıdaki kısa açıklamaların ışığında irdelemek gerekir. Çünkü, bilindiği üzere güneş tutulması ancak yeniay evresinde meydana gelebilir. Bu özel durumun, olağan yeniay gel-gitinden, yerçekimi etkisi bakımından belirgin bir farkı yoktur. Güneş tutulmaları sırasında gözlenen, Allais etkisi olarak adlandırılan etkinin yerçekimi değişimine işaret etmediği, güneş tutulması sırasında meydana gelmesi beklenen yerçekimi engellemesinin (gravitational shielding) ise son derece küçük (3×10−¹º cm/s²) olduğu anlaşılmıştır (Van Flandern ve Yang, 2003). Bu durumda, deprem mekanizması açısından önem taşıyan özellikler bakımından, güneş tutulmasının olağan yeniay gel-git döneminden farklı bir etkiye sahip olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

giudizi su autopzionibinarie Sonuç olarak denilebilir ki: bu yazının başında sorulmuş olan sorunun, bilimsel çerçeve içindeki yanıtı, ‘güneş tutulması ile depremlerin oluş zamanları arasında etkin, özel bir ilişkinin var olmadığı’ şeklindedir. Bu durumda, yeni bilimsel bulgular, yeni bilimsel değerlendirmeler ortaya koymadan böyle bir ilişkinin varlığını öne süren bir görüş belirtmeye “bana öyle geliyor ki” diye başlamak gerekecektir.

Esen Arpat
Jeolog

reich durch binäre optionen Değinilen belgeler
Cochran, E. S., Vidale, J. E. ve Tanaka, S., 2004. Earth tides can trigger shallow thrust fault earthquakes. Science, 306, 1164-1166.
Gomberg, J., Beeler, N. M., Blanpied, M. L. and Bodin, P., 1998. Earthquake triggering by transient and static deformations. J. Geophys. Res. –Solid Earth 103, 24411-24426.
Johnson, P. A. ve Xiaoping, J., 2005. Nonlinear dynamics, granular media and dynamic earthquake triggering. Nature, 437, 871-874.
Lammlein, D. R., Latham, G. V., Dorman, J., Nakamura, Y. ve Ewing, M., 1974. Lunar seismicity, structure, and tectonics. Rev. Geophys., 12, 1-21.
Lockner, D. A. ve Beeler, N. M., 1999. Premonitary slip and tidal triggering of earthquakes. J. Geophys. Res. –Solid Earth 104, 20133-20151.
Tanaka, S., Ohtake, M. ve Sato, H., 2002, Spatio-temporal variation of the tidal triggering effect on earthquake occurrence associated with the 1982 South Tonga earthquake of Mw 7.5, Geophys. Res. Lett., 29, 16, 10.1029
Van Flandern, T. ve Yang, X. S., 2003. Allais gravity and pendulum effect during solar eclipses explained. Phys. Rev. D 62, 02202.
Vidale, J. E., Agnew, D., Johnston, M. ve Oppenheimer, D., 1998. Absence of earthquake correlation with earth tides: an indication of high preseismic fault stress rate. J. Geophys. Res. –Solid Earth 103, 24567-24572.

Bu metnin, bütün hakları Esen Arpat’a aittir.Yazı JMO’nun makale sayfasından alınmıştır. Ayrıca aynı yazı burada da mevcut..

Şili’de Dünya’nın İlk Buzul Soygunu Gerçekleşti

“İklim değişikliği (!) var, küresel ısınma (!) var, şu cânım buzulların nasıl erim erim eridiğini görmüyor musunuz” şeklide bir çok görüntü mevcuttur. Bu görüntüler, korkuyu alttan altta vermek için “1700, 1800 olmadı 1900 bilmem kaçta buzul seviyesi neredeydi, son 30 yılda ne düzeylere düştü, valla bu gidişle önümüzdeki sene okyanus taşar” diye bilimsel (!) içerikli uyarır, adamı şöyle bi’ sallar, içini titretir.. Aşağıdaki görüntü de tam olarak altını çizdiğim bu ritüele uyuyor. Hep mesaj aynıdır, ama bazen eldeki verileri güçlendirmek için sular altına kalacak ülkeler -ki genelde bunlar adadır- işin içine girer. Böylece, Büyük Okyanus’ta adını sanını bilmediğin bir zamanın sömürgesi, kolonisi o ada ülkelerinin varlığından haberdar olursun.


Şili’deki, Jorge Montt Buzulu’ndaki değişim. Görüntü: Centro de Estudios Científicos.
Görüntüyü izleyemeyenler için http://www.vimeo.com/33237197

Lafı uzatmayalım, az aşağıda global hararet olmadan da buzulların başına neler gelebileceğini gösteren bir haber var, hem de köp viagra sverige Patagonya’dan 3. sayfa haberi..

Şili’nin güneyindeki Bernardo Milli Parkı‘nda dünya tarihinde ilk kez karşılaşılan “ كتابة الاسماء ع الصور büyük buz hırsızlığı” yaşandı. Güney Şili Orman İdaresi Müdürü Juan Eduardo Barrientos’un verdiği bilgiye göre, Jorge Montt Buzulu’ndan kesilen 5 tonluk buz kütlesi Santiago’daki bar ve lokantalara pazarlanmak üzere götürülmüş. Buzlar önce tekneye ardından frigorifik (buzdolabı) tıra yüklenerek kaçırılmış. Yetkiler soygun olayını fark etmiş ve tahminen 3.000.000 Şili Pezosu değerine sahip kaçak buzla bir tır şoförünü gözaltına alınmış.

Jeolojik miras olan buzulların korunması Şili’de devletin görevi imiş.. Aslında buzullar, turistlerin ilgi alanı olması, para getirmese öyle bir görev olur mu, işte orası tartışılır.. Soruşturmayı yürüten savcılar, tır şoföründen başkasını yakalayacak mı, merakla bekliyoruz..

http://avlo.be/index.php/component/content/?tmpl=component carlo marini opzioni binarie surf Kaynakça
AA, Buzuldan 5 ton buz çaldılar, 4 Şubat 2012.
ST, Chile investigates theft of 5 tons of Patagonian ice, 4 Şubat 2012.