Kategori arşivi: Çevre

Tayland Açıklarında Petrol Sızıntısı

Tayland’ın Ko Samet Adası açıklarında meydana gelen petrol sızıntısında, yaklaşık 50 ton (50.000 litre) ham petrol denize saçıldı.

Petrol sızıntısından en çok çevreye ve deniz canlılarına zarar verdi. Felaket sonrasında deniz kuvvetlerine ait gemiler, 600 kadar görevli ve gönüllü ada halkı sahilleri temizlemek için seferber oldu.

Bangkok’un 230 kilometre güneydoğusunda bulunan adanın en büyük geçim kaynağı olan turizm ve balıkçılık büyük ölçüde darbe aldı. http://dijitalkss.com/wp-json/oembed/1.0/embed?url=http://dijitalkss.com/sosyal-aglar-markalar-icin-ne-kadar-onemli/ trading part time Rengi maviden griye dönen sahiller felaket bölgesi ilan edildi.

Durumun idrak edilmesinde zaman kaybedildiğini savunan Anuchida Chinsiraprapa (Royang Ticaret Odası Başkanı), “Ko Samet turistlerin rağbet ettiği bir ada. Sorunun bir an önce üstesinden gelinmediği takdirde, turizm sektörünün uzun vadede kötüye gidecek” dedi.

Petrol hattını işleten PTT Global Chemical şirketi sorumluluğu üstlenerek sızıntı için özür diledi ve hattın onarıldığını bildirdi. Şirket, 50 ton ham petrolün denize boşaldığını ve temizleme çalışmalarının 2 veya 3 günde tamamlanacağını öne sürüyor. Ancak uzmanlar ve çevreci gruplar felaketin boyutunun görünenden çok daha büyük olmasından endişe ediyor.

Şirket, petrol sızıntısı ile ilgili güncel durumu www.pttgc-oilspill.com adresinden bildiriyor.

hütchenstrategie bei binären optionen Ayrıntılar
CNN, Photos: Oil spill blackens Thai beach, 2 Ağustos 2013
Euronews, Tayland’da tonlarca petrol denize sızdı, 2 Ağustos 2013
Euronews, Tayland açıklarındaki petrol sızıntısı Ko Samet adasını vurdu, 2 Ağustos 2013
Euronews, Ruptured pipeline causes oil spill in Thailand, 16 Ağustos 2013
Investvine.com, Thai oil spill: Romantic island is ‘disaster zone’ (video), 2 Ağustos 2013
Youtube, Oil spill spreads along Thai Island – no comment, 2 Ağustos 2013
Youtube, น้ำมันดิบได้รั่วไหลลงทะเล, 2 Ağustos 2013

ABD’deki Bir Nükleer Depoda Sızıntı Olduğu Saptandı

Amerika’nın kuzeybatısındaki Vaşington eyaletinde bulunan eski bir plütonyum işleme tesisinde yıllardır sızıntı olduğu tespit edildi.

Artık faaliyette olmayan Hanford Nükleer Tesisi‘nde tek bir tanktan her yıl 1.135 litre radyoaktif madde sızmış olabileceği bildiriliyor. http://avlo.be/index.php/2015-01-08-12-39-11/junioren strategie delle opzioni binarie Bu durumun ise yeraltısu kaynaklarına yönelik uzun vadeli bir tehdit oluşturabileceği belirtiliyor. Sızıntının yol açtığı kirlenmenin milyarlarca dolara temizlenebileceği, bu temizliğin ise uzun yıllar alabileceği kaydedildi.

Sızıntı yaptığı bildirilen tankta yıllar süren plütonyum üretiminden arta kalan 1 milyon 700 bin litre, radyoaktif madde içeren çamurlu su bulunuyor. Aynı tankta ilk sızıntı 2005 yılında saptanmıştı. Ancak yetkililer sızıntının kontrol altına alındığı güvencesi vermişti.

nukleer_tehlike_isaret_levhasi
Hanford Nükleer Tesisi’ndeki durumu gösteren uyarı levhaları. AP Photo/Ted S. Warren, File

Hanford Nükleer Tesisi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’nın gizli atom bombası projesinde plütonyum işlemek amacıyla kuruldu. Tesisin işlediği plütonyum, 9 Ağustos 1945’te Nagazaki’ye atılan atom bombasının yanı sıra, Amerika’nın ürettiği çok sayıda nükleer bombada kullanıldı. Birçok reaktörü 1960 ve 70’li yıllarda kapatılan tesisin en son reaktörü 1987’de hizmete kapatıldı.

http://www.monsterhigh123.com/?slesar=%D8%A3%D9%88%D9%82%D8%A7%D8%AA-%D8%AA%D8%AF%D8%A7%D9%88%D9%84-%D8%A7%D9%84%D8%AE%D9%8A%D8%A7%D8%B1%D8%A7%D8%AA-%D8%A7%D9%84%D8%AB%D9%86%D8%A7%D8%A6%D9%8A%D8%A9 أوقات تداول الخيارات الثنائية Ayrıntılar
VOA, ABD’de Eski Nükleer Tesiste Sızıntı Tespit Edildi, 29 Mayıs 2013
VOA, US Nuclear Storage Tank Leaking, 29 Mayıs 2013
Huffington Post, Hanford Nuclear Waste Tanks Could Explode, Agency Warns, 29 Mayıs 2013

Ege Bölgesindeki Derin Sondaj Uygulamaları ve Alınan Dersler

Ege’deki derin sondajlarda önemli veriler elde edilmiştir. Sondaj derinlikleri 3000 metrelere, kuyu dibi sıcaklıkları 288 °C derecelere ulaşmıştır. Bu derinlik ve sıcaklıklarda daha önce karşılaşılmayan sorunlar meydana gelmiş ve sorunlar tam olarak çözümlenmediği için kuyuların üretim kalitesini etkilemiştir. Muhtemelen kuyuların ömrünü de etkileyecektir.


Tipik (!) sondaj kulesi. Görüntü: CA


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=AH80_jJGxa0


Göremeyenler için http://www.trthaber.com/videolar/jeotermal-patlamalara-cozum-bulunamiyor-7525.html


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=1rDvsWa-FN0

anlık forex analizi GİRİŞ
Sondajların düşük maliyetli ve kaliteli olmasınıetkileyen bir çok husus vardır, en önemlileri şöyledir;
– Sondaj sıvısı
– Casing design ve çimentolama
– Sapma kontrolu
– Kuyu bitirme testleri
– Sondaj takibi

iq option recensione SONDAJ SIVISI
Açılan derin sondaj kuyularının üst kısımlarda uygulanan sondaj sıvı programları genelde başarılıdır. Rezervuar bölümde ise sorunlarla karşılaşılmıştır. Genellikle kaçaklı olan bu bölümde klasik yöntemlerle çalışılmıştır. Kısmi kaçaklı ve tam kaçaklı seviyelerde rezervuara oldukça fazla çamur kaçırılmıştır. Bu çamurla birlikte kesilen kırıntıların bir kısmıda çatlaklara gönderilmiştir. Oysa bu seviyelerde UBD veya NBD (under, near balance drilling) çalışılması gereklidir. Dünyada gittikçe yaygınlaşan bu sistemde rezervuar minimum kirletilmektedir. Under balance drilling ile kısaca bilgi vermek gerekirse;

Jeotermal kuyularda su seviyesinin yüzeyden yüzlerce metre derinlerde olduğu durumlara sık rastlanmaktadır. Buralarda su seviyelerin üstündeki formasyon pore pressure (gözenek basıncı) sıfırdır. Su seviyelerinin altında ise bu basınç derinlikle, formasyon sıcaklığına bağlı olarak artar. Kuyudaki sondaj akışkanı ile formasyon basıncı arasındaki dengesizlik kaçağa neden olur.

Kaçak, sondaj akışkanına kaçak önleyici katarak veya çimento yaparak önlenmeye çalışılır. Ancak bu durum, sondajın üst seviyelerinde iken yapılabilir. Rezervuarlarda LCM (lost circulation material) veya çimento kullanımı kirlilik yaratacağı ve üretimde ciddi düşüşlere neden olacağı için kullanılmaz. Bu konu batı ülkelerinde özellikle yeni jeotermal yasalarında ve yönetmeliklerinde net olarak belirtilir.

Rezervuarın delinmesi sırasında çamur kullanımı çatlakların tıkanmasına ve sonrasında kuyu inkişafında yeterli temizliğinin neredeyse imkansız hale gelmesine neden olmaktadır (Yüksek basınçlı rezervuara sahip jeotermal alanların bazı kısımlarında kuyu kendini temizleyebilmekte ama burada da kuyudaki transmissivite (kh, iletimlilik) değerinin uygun delinmesi ve inkişafının yapılabilmesi halinde daha yüksek olacağı literatürde takip edilmektedir).

Rezervuarın delinmesi sırasında çamur kullanılmasa ve su ile delinse bile yine denge sağlanamayıp kaçakların olması söz konusudur. Bu durumlarda devri daim olmadan kör ilerlenmekte ve kesilen kırıntıların çatlaklara gitmesine neden olunmaktadır. Özellikle derinlerdeki (>2000 metre) rezervuarların delinmesi sırasında kesilen kırıntılar WOB (weight on bit, matkap üzerindeki ağırlık) değerlerinin belirsizliği ve yetersizliği nedeniyle daha ince olmaktadır. Kaçakların kısmi olması halinde kırıntıların bir kısmı dışarı alınabilmektedir ama geri kalan çatlaklara dolmaktadır. Devridaimin hiç olmaması durumunda ise bütün kırıntılar çatlaklara gitmektedir.

Böyle bir durumdaki olumsuzluklar şöyle sıralanabilmektedir.

– Kırıntı hiç gelmemesi durumunda kuyudan bilgi alınamamaktadır (formasyon, rezervuar, sıcaklık vs.).

– Zaman zaman bu kırıntılar kuyuya akmakta ve takım sıkışıklığına neden olmaktadır.

– Çatlaklar, kırıntıların kaçak önleyici gibi görev yapması nedeniyle tıkanmaktadır.

– Kuyunun inkişafında özellikle güçlü, yeterli tahriklere ihtiyaç duyulmakta ve çoğu zaman bu durum
hava paketi (compressor+booster, sıkıştırıcı+güçlendirici) olmadığı için sağlanamamaktadır.

Bu nedenle kuyuların bu bölümünde son zamanlarda havalı su (aerated water) kullanılmaktadır. Son yıllarda HGS (hollow glass sphere, cam baloncuk) da kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde, kullanılan akışkanın yoğunluğu düşürülmekte ve sirkülasyon sağlanmaktadır. Böylece kuyu problemleri ve rezervuar kirliliği engellenmektedir ve kuyu üretime açıldığında kuyu temizliği problemleri yaşanmamaktadır.

Özetle söylemek gerekirse yerin altında mevcut olan çatlak sistemindeki suyu çıkarmak için yapılan delme işleminde rezervuara verilen kirlilik kalıcı olmakta ve örneğin 800 T/H (ton/saat) üretim yapacak kuyu yerine sadece 100-200 T/H debi elde edebilirsiniz (hatta 0 üretim). Yani bir jeotermal sahada daha az maliyetle aynı akışkan elde edilebilir, veya aynı maliyete daha fazla akışkan sağlanabilir. Mevcut durumda ise, firmalar, hedefledikleri enerji için daha fazla harcama yapmaları söz konusudur. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ ARAŞTIRMA VEYA İŞLETME RUHSATINI ALDIKLARI YERALTI KAYNAKLARININ MİNİMUM KAPASİTEDE KULLANIMLARINA NEDEN OLMAKTADIRLAR VE ONBİNLECE YILDIR SUYUN DOLAŞTIĞI ÇATLAKLARIN ÇOĞU ARTIK KALICI OLARAK TIKANMAKTADIR VE YENİLENEBİLİR KAYNAK ARTIK YENİLENEMEZ HALE GELMEKTEDİR.

que son las opciones binarias en bolsa CASING DESIGN VE ÇİMENTOLAMA
Casing tasarımlarında bölgede birçok sahada hatalı olarak 20″ casing iptal edilmektedir. Bu konuda literatür taraması yapılırsa dünyada böyle uygulamaların yapılmaması için bazı ülkelerde yasa ve yönetmeliklerde bile ilgili maddelerin olduğu görülebilir. Örneğin USA (ABD) ve Kanada’nın birçok eyalet yasasında böyle maddeler vardır.

USA da bu maddeler “ten percent” diye adlandırılmaktadır zira çoğu yasada “yüzey borusunun toplam kuyu derinliğinin %10’dan daha az olamaz” diye maddeler mevcuttur. Açılan kuyular uzun vadede daha ekonomik, güvenli, verimli ve çevreyle barışık olacaktır.

Çimentolama konusundaki problemler nedeniyle casing’lerin uzun yıllar dayanıp hizmet verebilmesi son derece kuşkuludur. Nedenleri şöyledir;

– Master valfın bağlı olduğu 13 3/8” casing çimentolamalarının çoğunda yüzeyde çimento yoktur ve top-job işlemi yapılmıştır. Top-job işleminde indirilen 1” lik su borusu çimento yüzeyine kadar indiği varsayımıyla buradan çimento basılmaktadır. Ancak su borusunun çimento yüzeyine oturmasının hiçbir garantisi yoktur. Casing manşonu veya kendi manşonu takılabilir. Çimento bazı kuyularda boru içinden yapılmadan önce casing kesilmekte ve anülüse su kaçırılmaktadır. Ayrıca 1” lik su borusunda basılan debi çok düşük olup çimentolama tekniğine uygun değildir. Anülüste çimentosuz kalan kısımlar daha sonra üretim halinde borunun çeşitli deformasyonlarına neden olabilmektedir. Ayrıca burada kalan akışkanın buhar basıncı çok yüksek değerlere çıkıp casing’i içe doğru patlatmaya yetmektedir. casing’in daha fazla gerilimine neden olmaktadır.

– 9 5/8” üretim casing çimentolamalarında boruların yine büyük çoğunluğunda yüzeyde çimento eksiktir. Su borusuyla olmak yapılmaya çalışılan çimentoların yüzeye kadar yapıldığı kuşkuludur.

– Dünyadaki uygulamalarda, kuyu bitiminde, casing çimentosu ve casing çeşitli ölçümlerle kontrol
edilmektedir. Bunlar örneğin;

– Hot hole corrosion instrument(HHCC)
– Casing inspection caliper survey (CIC)
– Cement bond log (CBL)
– Down hole video camera
– Casing collar locator
– Electro magnetic casing corrosion detection
– Multifinger caliper tool
– Acoustic tool
– Casing potential profile tool
– Cement evaluation log

Bölgede hiçbir kuyuda casing ve çimento için ölçüm yapılmamaktadır.

iqopzioni binarie SAPMA KONTROLU
Bölgede kullanılan sondaj makineleri petrol ve gaz sondajlarında kullanıldıklarından genellikle sedimanter formasyonlarda çalışan ve özellikle düşük çaplardaki stabilizasyon ekipmanları sert formasyona uygun değildir. Örneğin sleeve tipli stabilizerların 120 °C üzerinde kullanılmaması önerilmektedir (Drillco, Smith). Kulelerde her an eğim ölçümü yapacak wireline vinçleri de çoğunda olmayıp ancak çıkışlarda totco atarak eğim öğrenilebilmektedir. Ama sert ve aşındırıcı formasyon nedeniyle hızla çaptan düşebilen stabilizerin kuyuda eğimin artmasına neden olduğu çok geç anlaşılmaktadır. Aynı yöne sabit açıyla delmeye devam edilmeyip WOB değerini azaltarak açıyı hızla düşürmeye yönelince de dogleg (köpek ayağı) oluşturulmakta ve aşırı sürtünme ve torklara neden olmaktadır. Sürtünme artınca matkaba verilen ağırlık doğru dürüst bilinememekte ve genelde uygun WOB verilememektedir. Bu ise ilerleme hızlarının aşırı yavaşlamasına neden olurken öğütülen kırıntılar adeta un gibi olup zaten kaçaklı ilerlenirken bu kırıntıların çatlaklara girmesine neden olunmaktadır. Özellikle sürtünme ve tork değerleri kuyuların erken bitirilmesine neden olmaktadır.

icke receptbelagda Viagra 25 mg KUYU BİTİRME TESTLERİ
Sondaj biter bitmez akış temizliği, kuyu temizlenene kadar yapılması gerekirken kuyular kirli kapatılmaktadır. Daha sonraları ise asitleme ile üretim artışları sağlanmaya çalışılmakta ancak ilerleme sırasında oluşan kirlilikler genellikle kalıcı olmaktadır.

Kuyular tam açık ve dikey üretime açılması ideal iken genelde temizlik testinde ilk 100-200 metreden, genellikle 5” lik DP’ler (Drill colar, tij) indirilerek içinden hava basılmaktadır. Bunların tool jointleri 6 3/8” çapındadır. Bu şekilde üretimden sonra kuyu kapatılmaktadır. 9 5/8″ üretim casing’in iç çapı 8,681″ (47 ppf) olmasına rağmen DP’lerin yüzey alanı %33, tool jointler dikkate alındığında %54 daralttığı görülmektedir.

opzioni binarie guadagnare com SONDAJ TAKİBİ
Bu konu en kritik konulardan biri olup öncelikle ele alınması gereken husustur. Derin sondajların takibi, dünyada genelde 2+1 mühendis tarafından yapılmaktadır. 2 mühendis işte iken üçüncüsü izinde olarak çalışılmakta ve sahada 12+12 saat üzerinden sondaj firmasını yönlendirilmektedir. Bizde ise çoğu firmada mühendis 1 tanedir.

Bazılarında ise hiç yoktur ve işler tamamen sondaj firmasının insafına bırakılmaktadır.

Bazı firmalar işleri sondör seviyesinde elemanlarla sürdürmeye çalışmaktadırlar.

Bu konular genellikle ilgili devlet kurumları tarafından kontrol edilememektedir. Yasa ve yönetmeliklere göre yeni mezun bir mühendis imzasının bile yeterli olması, daha sonra yatırımcıların kayıplarına ve yeraltı kaynaklarının heba olmasına neden olacaktır.

Yatırımcıların daha fazla para kaybetmemeleri için bu konuya önem vermeleri gerekir. İşin anahtar teslimi
şeklinde verilmemesi halinde eleman bulunamıyorsa gerekirse yurt dışından temin edilmesi gerekir.

one trade option SONUÇ VE ÖNERİLER
Kuyuların özellikle rezervuar bölümleri uygun açılmalıdır. Kuyu bitirilmesinin ardından temizlik akışları daha uzun sürelerde yapılmalıdır. Sondaj makinesi henüz sahada çalışırken her kuyu için casing ve çimentolamaların kontrolüne yönelik ölçümler yapılmalıdır. Hasarlı bir casing’in başlarda üretimi etkilemeyebileceği ve hasarın anlaşılmasının imkansız olabildiği literatürden takip edilmektedir. Erken tespit edilebilecek bir hasarın tamirat maliyeti düşük olacaktır, aksi halde sahaya daha sonra getirilecek kulenin mob (mobilizasyon) ve demob (demobilizasyon) ücretleri, beklemelerle oluşacak enerji kayıpları, olası çevreye verilebilecek zararlarla maliyetin boyutları tahminlerin çok ötesinde olabilir.

Yasa ve yönetmeliklerin eksiklikleri olabilir ancak dünyadaki uygulamalara bakarak çalışmak hem firma için hem de ülkemiz için çok yararlı olacaktır.

Problemler tartışmaya açılmalı ve firmaların ticari kaygıları nedeniyle gizli tutulan hususlar daha sonra çok daha fazla maliyete neden olacağı için tartışmalardan kaçınılmamalıdır.


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=JFEI48G2FmE


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=FiKclm1a_Mk


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=4iW_AMsZoWg

Metnin bütün hakları Mehmet Tuğran’a (Maden Mühendisi) aittir. Orijinal yazı Derinden E-Dergisi’nin Şubat 2012 tarihli 9. sayısında yer almaktadır. Metnin bir yeri yazarı tarafından değiştirilmiş, birkaç küçük değişiklik yapılmış, birçok görüntü eklenmiştir.

Gene, Sapanca Gölü’ne NATO Boru Hattı’ndan Akaryakıt Karıştı

Sakarya’nın içme suyu ihtiyacını karşılayan Sapanca Gölü’nde çevre felaketi yaşandı. TÜPRAŞ’tan Eskişehir’deki hava üssüne yakıt sağlayan NATO boru hattı henüz belirlenemeyen bir nedenle patladı. Hattın geçtiği Ünlüce köyü mevkiindeki patlama sonrası sızan uçak yakıtı, Sarp Deresi’ne aktı. Derenin taşıdığı akaryakıt, Sapanca Gölü’ne karıştı. Vatandaşların ihbarı üzerine hattaki yakıt transferi kesildi. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) ekipleri, yakıtın yayılmasını önlemek için Sapanca Gölü’ne ve dereye bariyerler çekti. Dereye karışan yakıt ise vidanjörlerle çekiliyor. Boru hattındaki arıza ise ekiplerin çalışması sonucu giderildi.

Ünlüce köyü muhtarı Adnan Adıyaman, hattın geçtiği alanın heyelan bölgesi olduğunu belirterek, “Yağışlarla birlikte zeminde oynama olmuş olabilir. Hattın ek yerinde bir sızıntı olmuş. Sızan yakıt dereye karışmış, oradan da göle akmış. Duyarlı vatandaşlarımız görerek yetkililere haber vermiş.” dedi. SASKİ Genel Müdürü Rüstem Keleş ise yakıtın yayılmasını önlemek amacıyla göle 2,5 kilometrekarelik bariyerler çektiklerini söyledi. İçme suyu için bir risk bulunmadığını kaydeden Keleş, “Yakıtın göle yayılması engellendi. Bu konuda hazırlıklarımız vardı. Derede bariyerlere toplanan yakıtı vidanjörlerle çekerek İZAYDAŞ’a gönderiyoruz. Gölün içine çektiğimiz bariyerler özel bariyer. Suyun yüzeyindeki yakıtı topluyor.” diye konuştu. Sapanca Gölü’nün bu tür risklere açık olduğunu vurgulayan Keleş, göle ne kadar yakıt karıştığının henüz tespit edilemediğini söyledi.

İşte resmî açıklama..

Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), NATO Petrol Boru Hattı’nda meydana gelen patlama sonucu Sarp Deresi’ne sızan atığın yayılmadan toplanılarak çekildiğini açıkladı. SASKİ’den yapılan açıklamada, “TÜPRAŞ’tan Eskişehir’deki hava üssüne yakıt sağlayan NATO boru hattında henüz belirlenemeyen bir nedenle sabah saat 8.30’da patlama meydana gelmiştir. Patlama sonrası sızan yakıt Sarp Deresi’ne akmaya başlamış, konu üzerine gelen ihbarla ekiplerimiz sızıntıya hızla müdahale etmiştir. Bariyer kurularak yayılması engellenen akaryakıt, vidanjörlerle çekilerek İZAYDAŞ‘a gönderilmektedir. Sapanca gölü bu tür risklere açıktır. SASKİ olası risklere karşı hazırlıklıdır. Teknik ekipman ve uzmanların titiz çalışmaları sonucu yaşanan olumsuzluklar bertaraf edilmiştir. İdaremiz, bu tür olumsuzlukların yaşanma ihtimalini öngörerek tedbirlerini önceden almıştır. Bu tedbirlerin başında da gerekli teknik ekipmanların hazır bulundurulması gelmektedir. Bu teknik ekipmanlar olası bir kaza durumunda hemen müdahale edebilmek için gölün her iki yakasında hazır bekletilmektedir. Yaşanan bu olumsuzlukların hızla bertaraf edilmiş olması sayesinde içme suyumuza herhangi bir risk oluşmamıştır” denildi.

Köp 25 mg Strattera med visum Kaynakça
SASKİ, İçme Suyunda Risk Yok, 23 Mayıs 2012
Zaman, NATO boru hattı patladı, sızan yakıt Sapanca Gölü’ne karıştı, 23 Mayıs 2012

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ÇED Başvurusunda Sunulan Jeolojik Veriler

Öncelikle kısa bir hatırlatma yapalım.. 12 Mayıs 2010‘da Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu bir tane nükleer güç santrali (NGS) kurmak ve işletmek üzere anlaştı. Ardından, 2010’un 21 Temmuz’u Türkiye, 24 Kasım’ı Rusya antlaşmayı resmen onayladı. Bu anlaşmaya göre, denize nazır Mersin’in Akkuyu sahasında binäre optionen 10 goldene regeln 4 adet 1200 MWe’lik Rus tasarımı VVER reaktörü kurulması planlanıyor. Santral is canadian forex legitimate yap-sahip ol-işlet modeli ile hayata geçecek. 60 yıl işletilmesi düşünülen santralin http://paginas-web.mx/?yoga=miglior-trading-binario miglior trading binario % 51 hissesi her zaman Rusya’nın, geri kalan paysa Türkiye’nin olacak.. Peki Dünya ne âlemde, işte karşınızda radyoaktif ışımalar, zıplamalar, hoplamalar, sıçramalar, sekmeler..

2012’nin 21 Mart’ı başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasında yol göstermek için, نموذج خطاب طلب ithal enerji kaynaklarına bağımlılığın ve cari açığın azaltılabilmesi için, http://secondclothing.com/?k=binare-optionen-live-ansehen-ohne-registrierung binare optionen live ansehen ohne registrierung yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının en yüksek düzeyde kullanılması için, genelge yayınladı. Buna göre, NGS projesinin zamanında bitmesi gerekli, bu yüzden ilgili kamu kurum ve kuruluşları herşeyi çarçabuk sonuca bağlayacak. Görüldüğü gibi bu sefer iş ciddi.. Türkiye 1970‘lerden beri nükleer güç santralı (NGS) kurmanın peşinde, bundan önceki girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. Fakat bunun sonucu, birinci belli ikinci kim diye ilerliyor..


Akkuyu NGS’nin bilgisayar simülasyonu.

Santrali kurucak olan şirket, Akkuyu NGS Elektrik Üretim AŞ, 4800 MWe gücündeki santralin çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) için 2 Aralık 2011’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na (ÇŞB) başvurmuş ve başvuru dosyası ekleri ile birlikte 23 Şubat 2012’den beri erişilebilir durumda.. Aşağıdakileri okumam, ben nükleer karştı değilim diyorsanız. ÇED başvuru dosyasını okumak için buraya, ÇED’in ekleri görmek için buraya tıklayın!

Halka açık olan ÇED başvurusunu “kabaca” inceledim, özellikle 3.3 numaralı başlık ve kapsadıklarını.. Akkuyu NGS’nin ÇED’inde sunulan jeolojik (yerbilimsel) verileri irdeledim ve gördüğüm ilginçlikleri paylaştım. İnsan, doğası gereği birşeyi incelediğinde, gözlem altına aldığı şeyin doğru yanlarını pek görmez ve hemen hata, yanlış, eksik gedik arar. Aşağıda da bu minvaldeki durumlar ele alınacak.. Umarım ÇŞB’de onay verecek yetkililer, bu raporu dikkatli bir şekilde inceler.


Büyütmek için tıklayın! Akkuyu’da kurulması planlanan NGS ve çevresinin jeoloji haritası. Alındığı yer: Şekil 3-5, Ek D’de koordinatlı hâli var. Kaynak: ?


Büyütmek için tıklayın! Akkuyu’da kurulması planlanan NGS ve etraflıca çevresinin genel jeoloji haritası. Alındığı yer: Şekil 3-1. Kaynak: ?

Gördüğünüz bir jeoloji haritası, hem raporda hem de raporun ekinde verilmiş. Harita terminolojisini, jeolojik (yerbilimsel) dokuları ve tektonik simgeleri bilmeyenler için siyah-beyaz çizgilerden ibaret, hatta bir karakalem çalışması. Hiç anlamayan biri buna bakıp, en fazla; “Bazı yerlerde briket var. Sanırım inşaat alanı yanlış seçilmiş.” diyebilir. Bu harita yeni üretilmiş bir harita değilmiş gibi duruyor. Eğer yeni bir harita değilse asıl kaynağa atıf vermekte fayda var, bir de lejant (açıklama) koymakta yarar var, son olarak rengarenk olsa hiçte fena olmaz. Rapor’daki genel jeoloji başlığında yer alan Şekil 3-1’de, Demirtaş ve Genç (1986)’dan alınan ve buna kıyasla daha geniş bir alanı kapsayan bir jeoloji haritası koyulmuş. Fakat o da ayrıntılı bir jeoloji sunmuyor. Gene aynı yazarlara ait olan bir veride, bölgenin stratigrafik kesiti karınca duâsı gibi sunulmuş, okuyana aşk olsun.

Hidrojeoloji başlığında altında azcık hidrolojiye de dem vurulmuş, bir de serbest akifer, karst. Ta 1976-1982 dönemindeki çalışmalar aktarılmış, hey gidi günler hey..


Büyütmek için tıklayın! Akkuyu’da kurulması planlanan NGS ve etraflıca çevresinin sismotektonik haritası. Alındığı yer: Şekil 3-3. Kaynak: Doyuran vd., (1989)

Doğal afetler bir potada eritilmiş; deprem (tektonik), tsunami (dev dalga), sel, toprak kayması (heyelan), kaya düşmesi ve çığ. Buna göre söz konusu bölgede sel, toprak kayması, kaya düşmesi ve çığın olması beklenmiyor. Tektonik kısmı diğerlerine nazaran daha uzun anlatılmış. Bu parça, Demirtaş ve Genç (1986, 1987) ve Doyuran vd., (1989) çalışmalarından derlenmiş; ama metin içindeki tüm verilerin bu kaynaklardan alınıp alınmadığını anlayamadım. Doyuran vd., (1989) ait sismotektonik haritanın üzerinde 1989 sonrası deprem verileri eklenmeli, hatta mümkünse altlığı sağlayan hairtada.. Aklıma gelen güncel bir örneği aktarayım, 65. Türkiye Jeoloji Kurultayı‘nda, Kıbrıs ve yakın çevresinin depremselliğini konu alan bir bildiri dinledim, bu çalışma raporun sismisite (depremsellik) kısmına katkı sunabilir. Ama soru-yanıt kısmında o bildiri, aktif tektonikçilerden ciddi eleştiriler de aldı. Ayrıca mevcut Şaroğlu vd. 1992 ve MTA’nın basıma hazırladığı Emre vd., 2012(?) gibi diri fay haritaları incelenmeli. Bunlarla yetinmeyip o saha özelinde ayrıntılı çalışılmalı.. Raporda bölgeyi etkileyen tektonik plakaların kımıldama hızları da verilmiş. Bunlarında güncel verilerle kıyaslanması gerekli, çünkü GPS teknolojisi, bulunmaz bir nimet, bu hareketi daha hassas denetlememizi sağlıyor.. Ayrıca bu kısımda, Toroslar’ın yükseltisi ve Akdeniz’in batimetresi verilmiş; ama bu değerlerde tüm Toroslar ve bütün Akdeniz baz alınarak verilen en yüksek ve en derin değerler. Toros Dağları’nın dağılımı ve Akdeniz’in yayılımı düşünülünce proje alanı için ne kadar gereksiz sayılar verildiği ortada. Tsunami konusu ayrı bir dava. Mart 2011’deki Japonya depremi ve Fukuşima Daiçi sorunundan sonra, Kasım 2011’de yeniden düzenlenen tsunami önlemlerine göre adım atılacağı belirtilmiş.

Görünen o ki başvuru raporunda bütün günâh, MTAlı ve ODTÜlü uzmanların olacak.. Aslında lafı uzatmaya gerek yok. Özet şu; verilen jeolojik veriler, haritalar, bilgiler, sayılar, değerler ner neyse, hep eski çalışmalara* ait, bunların güncelleştirilmesi lazım. Bu literatür karıştırmayalım ya da eski çalışmaları göz ardı edelim demek değil. Raporda, Mart 2011’den beri NGS kurulacak sahanın özelliklerinin araştırıldığı, incelendiği ve parametreleri güncellemek üzere etütler, tetkikler yapıldığından söz ediliyor, kolay gelsin.. Bize de hayırlı uğurlu olsun, gözün aydın Türkiye demekten başka söz kalmıyor..

Dipnot
* O eski kaynaklar;
– Demirtaşlı, E., and Genç, M. (1986), Final Report of the Tectonic Investigation of Region Between the Akkuyu Site, Silifke-Mersin-Tarsus Coastal Area, Adana and İskenderun Basins, Ecemiş Fault Zone, Bolkar Mountains, Ereğli-Ulukışla Basin and Eastern Part of the Mut Basin, Unpublished Report, MTA, Geological Research Department, Ankara.
– Demirtaşlı, E., and Genç, M. (1987), Final Report of the Tectonic Investigation of Region Between Anamur, Gülnar and Mut which Lies to the West and Northwest of the Akkuyu Nuclear Power Plant Site, Unpublished Report, MTA, Geological Research Department, Ankara.
– Doyuran, V., Gülkan, P., and Koçyiğit, A. (1989), Seismotectonic Evaluation of the Akkuyu Nuclear Power Plant Site, Report Submitted to TEK by METU/EERC, Aug., 1989.

Britanya Açıklarında Gaz Sızıntısı Oldu

İskoçya’nın* kuzey kıyılarında, Kuzey Denizi açıklarında, Fransız Total şirketine ait Elgin PUQ adlı platformunda gaz sızıntısı oluştu. Bir şirket sözcüsü, platformun etrafının sarıldığı ve gaz sızıntına yol açan deliğin kapatılmaya çalışıldığını açıkladı. İngiliz sahil güvenlik ekipleri de, gemilerin platformun 3,7 kilometre uzağından geçmek zorunda olduklarını bildirdi.

Platformun üzerinde oluşan gaz bulutunun patlamaya yol açmasından endişe ediliyor. Deniz yüzeyinde de gaz yoğunlaşması oluştuğu belirtiliyor. Şirket yetkilileri gazın buharlaştığını ve çevre için tehlike oluşturmadığını açıkladı. Ancak her ihtimale karşı, gaz tabakasının kimyasal maddeler sıkılarak dağıtılabilmesi amacıyla bir uçağın hazır tutulduğu ifade edildi.


Elgin PUQ. Elgin process, Utility and Quarter Platform (PUQ) and Elgin Wellhead Platform (with Rowan Viking drilling rig alongside). 27th March 2012 at 4:30 pm, 52 hours after the incident was first reported. Photo: Total E&P UK

Total şirketinin tahminlerine göre 2 gün zarfında, oluşan delikten 23 ton gaz sızdı. Şirket, sızıntının devam ettiğini ve deliği kapatma çalışmalarının yaklaşık 6 ay süreceğini belirtti. Gaz sızıntısının anlaşılması üzerine, platformda çalışan 238 işçi tahliye edildi. Elgin PUQ platformuna yakın bir mesafede Noble Hans Deul adlı petrol platformuna sahip Shell firması da çalışanlarını tahliye etti.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), meydana gelen kazanın şirketlerin denizin derinliklerinde yürüttükleri çalışmaların kontrol edilemediğinin bir göstergesi olduğunu belirtti. Vakıf, uzun süreli bir gaz sızıntısının, denizde bir ölüm alanı yaratacağını ve doğal hayatta büyük tahrifata yol açacağını açıkladı. WWF, çok derin mesafede çalışma yapan şirketler için moratoryum kararı alınmasını ve platformlardaki güvenlik önlemlerinin daha da sıkı hale getirilmesini talep ediyor.

Kuzey Denizi’nde Elgin PUQ platformundaki delik geçen pazar günü fark edildi. Total şirketi meydana gelen deliğin ve yol açtığı sızıntının şirketin son 10 yılda yaşadığı en büyük hadise olduğunu belirtiyor. Kuzey Denizi’ndeki en büyük kaza 1988 yılında meydana gelmiş, Piper Alpha platformundaki patlama sonucu 167 kişi hayatını kaybetmişti.

Bu derin deniz sondajları daha çok baş ağrıtacak gibi.. Olayla ilgili sıcak gelişmeleri takip için http://www.elgin.total.com


Click to enlarge! Field map. The Elgin complex was designed specifically so that it in the event of incidents such as this one the impact is minimized. For example, there is an 80 m separation between the well head platform and the PUQ platform complex. Also, the orientation of the structure is such that the prevailing winds at the location are most likely to carry any plume away from the complex. Photo: Total E&P UK


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=PK99ygfVLbk

Şirketten yapılan açıklamada sızıntının geçen yıl açılan 4.000 metre derinlikteki gaz kuyusundan kaynaklandığı belirtildi. Uzmanlar, mühendislerin teknik onarıma başlamadan önce sızıntının kaynağının net olarak tespit edilmesinin önemli olduğunu söylüyor. Ayrıca şirket, 2 ihtimali değerlendiriyor. Uzmanlara göre en kötü senaryoda başvurulacak yöntemin sonuç vermesi uzun zaman alabilir: “Kaçağı önlemek için yeni bir kuyu açılması gerekebilir. Bu bir adım geri atmak anlamına da geliyor, zira ikinci bir kuyunun açılması kaçınılmaz ise bunun için altı ay kadar zamana ihtiyaç var.” Sızıntıyı önlemenin bir diğer yolu ise problemin kaynağı olduğu düşünülen vanaları çamurla tıkamak. Zamana karşı yarışan Total’ın atacağı adımlarda son derece titiz davranması gerektiği, aksi taktirde sebep olunacak bir çevre felaketinin şirkete faturasının ağır olacağı belirtiliyor: “Total’ın aldığı ve alacağı kararlar her yerde sorgulanacak. Ve bu süreçte bir ihmal olup olmadığı araştırılacak.” Bu arada, Elgin platformundan gelen olumsuz haberler üzerine Total’ın Paris borsasında işlem gören hisse senetleri toplam yüzde altı değer kaybetti. Unutmadan, İngiliz Guardian (Tr. gardiyan, muhafız, bekçi) gazetesi, geçtiğimiz yılki haberinde Kuzey Denizi’nde Total’e ait diğer platformlarda gaz sızıntısının olduğunu yazmış.

* İskoçlar Britanya’dan ayrılmak istediği için mi bilinmez; ama BBC sessiz sakin, Flare still burning at North Sea gas leak Elgin platform..

Kaynakça
DW, Kuzey Denizi’nde felaket çanları çalıyor, 29 Mart 2012
EN, Kuzey Denizi’ndeki doğal gaz sızıntısı altı ay sürebilir, 30 Mart 2012
EN, Total petrol ararken gaz sızdırıyor, 30 Mart 2012
EN, Kuzey Denizi’nde gaz sızıntısı paniği, 30 Mart 2012

Uçak Yakıtları’nın Atmosfere Etkisi

Hava taşımacılığı atmosferde (gazyuvarında, havakürede) derin izler açıyor. Karbondioksitin yanı sıra su buharı ve nitrik asit de bırakan uçaklar, insanların yol açtığı karbondioksit salınımı nedeniyle küresel ısınmaya tuz biber ekiyor.

Uçakların neden olduğu gazların iki temel bileşeni bulunuyor. Karbondioksit ve su buharı. Buna bir de ozon oluşumu ya da ayrışımı için nitrik asit ekleniyor. Karbondioksit gibi su baharı ve ozon da kızılötesi gazlar grubuna dahil olup, uçağın yaydığı ısıyı toplayarak yeniden yayma özelliğine sahip. Ulrich Schumann (Alman Havacılık ve Uzay Merkezi Fizik Enstitüsü), bu nedenlerden dolayı hava ulaşımının, atmosferin ısınması üzerinde etkileri olduğunu belirtti. Schumann, hava ulaşımının küresel ısınmada, insanların sorumlu olduğu payda yüzde üçlük bir orana sahip olduğuna dikkat çekti.


Fotoğraf: Javier F. Bobadilla

Uçak yakıtı, diğer adıyla kerosen, yüzde 86 karbon ve yüzde 14 hidrojenden oluşuyor. Karbon yanma sırasında havadaki oksijenle birleştiği için bir uçağın yaktığı her bir kilogram kerosen için türbinlerden 3,15 kilogram karbondioksit atmosfere salınıyor. Schumann, atmosferde uzun ömürlü olan karbondioksitin bu yolla yerkürede eşit olarak dağıldığını belirtti.

Karbondioksit, atmosferin tüm katmanları arasında rahatça dolaşabildiği için uçuş yüksekliğinin 10.000 metreden yüksek ya da yer yüzeyine daha yakın mesafe olması bir fark yaratmıyor. Sonuçta, hava ulaşımı aracılığı ile insanların yol açtığı karbondioksit salınımının küresel ısınmaya etkisi şöyle özetlenebilir: İnsan yapımı karbondioksitin yaklaşık yüzde 2,2’si yeniden hava trafiğine karışıyor. Karbondioksit salınımında bu oran kara ulaşımında yaklaşık yüzde 14 iken, deniz ve demiryolu taşımacılığında ise toplamda yüzde 3,8’i buluyor.

Karbondioksitin aksine, su buharının iklime verdiği zararı tespit etmek oldukça güç. Bir kilogram kerosenin yanmasıyla 1,23 kilogram su buharı meydana geliyor. Sıcak ve nemli yanıcı gazların, daha soğuk hava ile karışarak yoğunlaşması sonucunda ise su buharı, minik su damlalarına dönüşüyor. Eksi 40 santigrat derece gibi soğuk havalarda oluşan damlalar, buz kristalleri haline geliyor. Bu kristaller, uçakların arkalarında bıraktığı gaz izi olarak da görülebiliyor.

Peki, bundan sonra ne oluyor? Bu öncelikle uçağın tam olarak nerede, yani atmosferin daha alt katmanındaki troposferde mi yoksa daha yüksekteki stratosferde mi bulunduğuna bağlı. Schumann, troposferin, atmosferde hava hareketlerinin en fazla ve karışımın en iyi olduğu katman sayıldığını belirtirken, stratosferde ise karışımın daha az olduğunu ifade etti.

Stratosfer son derece kuru bir katman. Burada havadaki su buharının hacmi 0,01 promilden (‰ 0,01) daha az. Bu nedenle de bu katmanda, uçağın geride bıraktığı gaz izindeki buz kristalleri de kısa sürede buharlaşabiliyor. Ancak su buhar hacminin çok daha yüksek olduğu troposferde bu pek de mümkün değil. Uçağın geride bıraktığı gaz tamamen hava şartlarına göre belirleniyor.

Havanın çok nemli olduğu durumlarda, buz kristalleri ve gazlar genleşerek, Sirrüs bulutlarına dönüşüyor. Schumann gazların nemli hava içinde, bir nevi yoğunlaşma çekirdeği vazifesi görerek, kendi su hacimlerinde genişleme imkanı bulup, kalın bulutlara dönüştüklerini ifade etti. Fizik uzmanı Schumann, hava ulaşımının yaklaşık % 10 ila 20’sinde bu sonucun oluştuğunu ve hava trafiğinin yerkürenin bulutlanmasında etkili olduğunu vurguladı.

Oluşan bulutların küresel ısınma ve iklimler üzerindeki etkileri konusunda ise çelişkiler mevcut. Bir yanda, gündüzleri kısa süreli gün ışığının bir kısmının uçakların bıraktığı gaz izleriyle yeniden uzaya geri yansıdığı belirtiliyor. Daha açık bir tabirle, uçakların bıraktığı gaz izleri, yerkürede bir gölgenin oluşmasına yol açıyor. Bu gölgede de hava daha soğuk. Diğer yandan, oluşan buz krtistallerinin Sirrüs bulutları içinde uzun dalgalı kızılötesi ışınları emdiği belirtiliyor. Ki bu ışınların bir bölümü de yeniden dünyaya geri yansıyor. Bu iki olasılıktan hangisinin ağır bastığı ise uzmanlar için önemli bir araştırma konusu olmayı sürdürüyor. Schumann, tüm bunların yanında, uçakların geride bıraktığı gazların küresel ısınma üzerindeki etkisinin baskın olduğuna dikkat çekiyor.

Uçak atık gazları geride bir de minicik is partikülleri (parçacıkları) bırakıyor. Bu partiküllerin büyüklükleri ancak 5 ile 100 nanometre arasında. Tabii, su buharı uçak türbininde yoğunlaşma sırasında bu partiküllerden de etkileniyor. Üstelik uçak atığı gazlar olmadan da bu partiküllerin uzun bir zaman atmosferde barınması mümkün. Bu nedenle birçok uzman is partiküllerinin, atmosferde dağıldıktan günler ve hatta haftalar sonrasında dahi, yoğunlaşma çekirdekçiği vazifesi görerek, Sirrüs bulutlarının oluşumunda etkili olabilecekleri görüşünü savunuyor. Öte yandan is partikülleri, atmosferdeki buz oluşumuna yol açan çöl tozları ya da asit damlaları gibi diğer partiküllerle yarışır bir durumda ki bu da durumu daha da vahim hale getiriyor.

Kaynakça
DW, Uçakların geride bıraktığı izler, 26 Şubat 2012