Earth System Sciences News

Archive for the ‘Araştırma’ Category

Nankai Çukuru: Hedef Depremin Merkezi

Tuesday, April 22nd, 2008 |

Avrupa Yerbilimleri Birliği’nin (EGU) yıllık toplantısında, deprem ve tsunami (dev dalga) oluşturan en etkin bölgelerden biri olan, Nankai Çukuru’nda (bkz. Şekil 1) yürütülen çalışmanın ilk aşaması sunuldu. (Black, 2008)


Şekil 1. Tectonics Around Japan
1. Philippine Sea Plate, 2. Pacific Plate, 3. North American Plate, 4. Eurasian Plate. The drilling (red dot) will cut to the interface of the Eurasian and Philippine plates. (bcc.co.uk, 2008)

Projenin (NanTroSEIZE) hedefi, 6 kilometre derinliğe sensör (alıcı) yerleştirerek, bölgedeki sarsıntıları önceden haber veren bir uyarı sistemi kurmak. Bu kapsamda şimdilik 1.4 kilometre uzunluğunda sondaj yapılmış durumda. 6 kilometreye ise 2010-2012 yıllarında ulaşılması hedefleniyor. (NanTroSEIZE, 2008; Sakai, 2007)

Masataka Kinoshita, (JAMSTEC) “Sondajla elde edilen örnekler sanki bir insanmış gibi, bilgisayarlı tomografi ile taranarak 3 boyutlu görüntüleri çıkarılıyor” diyor. Bu yöntemle, dalma-batma bölgelerinin anlaşılması ya da stratigrafik olarak birim değişikliklerinin anlaşılması amaçlanıyor. Verileri daha doğru yorumlamak için, örneklerin özellikle stres (~basınç, yamulma) altındaki bölgeleri gözlemleniyor.

Nankai Çukuru daha önce, 1944 yılında Tonankai’de 8.1 büyüklüğünde ve 1946 yılında Nankaido’da 8.1 büyüklüğünde meydana gelen depremlerin merkez üssünü oluşturmuştu. 2004 yılında Sumatra Adasında meydana gelen 9.1 büyüklüğündeki deprem ve ardından meydana gelen tsunami felaketinin kaynaklandığı Sunda Çukuru’nunda benzer mekanizmaya sahip olduğu belirtiliyor.

Harold J. Tobin (University of Wisconsin-Madison), “Büyüklüğü sekiz ya da dokuzun üzerinde olan depremlerin hemen hepsi, denizde oluyor. Bu yüzden depremlere yol açan plaka sınırlarını; gerçek fay hatlarını incelemek için denizde çalışmamız gerekiyor” diyor. (BBCTürkçe, 2008)

Araştırma, Çikyu (Chikyu) adlı gemi ile yapılıyor. Nankai Çukuru’nda gelecek otuz yıl içinde büyük bir depremin meydana gelme olasılığının yüzde 50′den fazla olduğu belirtiliyor.


Şekil 2. Çalışmanın Yol Haritası. Nankai Çukuru, Japonya. (NanTroSEIZE, 2008)

İlk ağızdan haber ve video için news.wisc.edu/14202 (İngilizce)
Nankai Çukuru Deprem Üreten Bölge Deneyi (NanTroSEIZE) ile ilgili daha fazla bilgi için. (İngilizce)

Kaynakça:
BBCTürkçe, 2008, Depremin merkezine yolculuk, bbcturkish.com, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Black, R. 2008. First contact to earthquake zone, Britanya Radyo Televizyon Kurumu, bbc.co.uk, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NanTroSEIZE, 2008. First Access to the Megathrust Earthquake Zone, Çikyu Seferleri, Japon Deniz, Yerbilimleri ve Teknoloji Ajansı, Japonya, jamstec.go.jp/chikyu/eng/expedition/nantroseize, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Sakai, J. 2007. Deep-sea drilling expedition off Japan seeks earthquake, tsunami causes, Viskansın-Medisın Üniversitesi Haber Sayfası, ABD, news.wisc.edu, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.

Güler, B. 2008. Nankai Çukuru: Hedef Depremin Merkezi, yerbilimleri.com

MTA Harıl Harıl Kömür Arıyor

Sunday, April 20th, 2008 |

Maden Tetkik Arama (MTA), son üç (2005-2008) yıldır, beş kömür sahasında yürüttüğü arama çalışmalarının sonucunda, 2 milyar 300 milyon tonluk linyit rezervi buldu. (AA, 2008; NTVMSNBC, 2008; TRT, 2008)


Şekil 1. Kömür (TRT, 2008)

Kömürün tonu en düşük fiyat olan 30 Amerikan dolarından hesaplandığında ekonomik değeri yaklaşık 70 milyar Amerikan dolarını buluyor. Ayrıca bulunan rezerv, Türkiye’nin bugünkü tüketim seviyesiyle 38 yıllık kömür ihtiyacını karşılayacak düzeyde olduğu belirtiliyor.

Orta kalori düzeyine sahip rezervlerdeki kömürün özellikle termik santraller için uygun olduğu belirtiliyor. Son bulunan yataklarla birlikte Türkiye’nin kömür rezervi 10 milyar tonu aştı.

Arama çalışmalarının 2013 yılına kadar devam etmesi planlanıyor. Çalışma hakkında daha geniş bilgi için, MTA Enerji ve Hammadde Etüt ve Arama Dairesi Kömür Birimi‘nin ağ kümesine bakabilirsiniz.

Kaynakça:
AA, 2008. Kömürde 2,3 Milyar Tonluk Yeni Rezerv, Anadolu Ajansı, Ankara, aa.com.tr, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2008. MTA 38 Yıllık Yeni Linyit Rezervi Buldu, Ankara, ntvmsnbc.com, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
TRT, 2008. Yeni Kömür Rezervi Bulundu, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, trt.net.tr, 20 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. MTA Harıl Harıl Kömür Arıyor, yerbilimleri.com

ESA: Bilinen En İyi Çözünürlükteki Karasal Dünya Haritası

Thursday, April 3rd, 2008 |

GlobCover adlı proje sonucu, artık dünyanın doğal örtüsünün öncekilere göre, 10 kat daha net bir fotoğrafı var. (bkz. Şekil 1) Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ortaklaşa yürüttükleri çalışmanın, başlangıç sürümünü, 10 Mart 2008 tarihinde, Roma’da tanıttı. (ESA, 2008; Hanoğlu, 2008)


Şekil 1. GlobCover’ın (20 terabayt büyüklükteki) görüntüsü
Credits: ESA GlobCover Project, led by MEDIAS-France/Postel

Görüntüler, ESA’nın Envisat uydusunun MERİS (Medium Resolution Imaging Spectrometer) aracı tarafından, Mayıs 2005-Nisan 2006 tarihleri arasında çekilmiş. Çekilen her görüntü standart bir işlemden geçmiş. İşleme tekniğini Medias-France/Postel geliştirip, yürütmüş; Catholique de Louvain Üniversitesi ve Brockmann Danışmanlık da çalışmalara destek vermiş.

Yeni harita üzerindeki bitki örtüsü, bitki örtüsünün yoğunluğu, verimliliği gibi verilere göre gruplanmış 22 farklı tip karasal alanı gösteriyor. Bu alanlar içerisinde tarlalar, sulak alanlar, ormanlar, yapay alanlar, sular ve geçici olarak karla ve buzla kaplı olan alanlar da var. (bkz Şekil 2)


Şekil 2. GlobCover’ın simgeleri (/lejandı) (22 farklı karasal alan)
Credits: ESA GlobCover Project, led by MEDIAS-France/Postel

İklim değişiklikleri, bu değişikliklerin etkileri, ekosistemler ve ekosistemlerdeki değişiklikler üzerinde çalışan bilim insanları bu projeyi bir kilometre taşı olarak görüyorlar.

Proje ile ilgili daha fazla bilgi için: dup.esrin.esa.int/news/inews153.asp

*Haberi kısa ve öz bir şekilde derleyen, Özden Hanoğlu’na teşekkür ederim.

Kaynakça:
ESA, 2008. New portrait of Earth shows land cover as never before, esa.int, 3 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Hanoğlu, Ö, 2008. Daha Net Bir Dünya, tubitak.gov.tr, 3 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Yeni Uzaktan Algılama Yöntemi

Monday, February 18th, 2008 |

ODTÜ’lü biliminsanları, madenlerin bulunduğu alanların belirlenmesinde, uydu görüntülerinin kullanıldığı, yeni bir uzaktan algılama yöntemi üzerinde çalışıyor. Bu sistem sayesinde, önce doğal kaynaklar haritalanıyor; daha sonra jeolojik modellere (/yerbilimsel örneklemeye) uygunlukları araştırılıyor. (CNNTÜRK, 2008)

Uzaktan algılama, sadece yeryüzeyindeki farklı fiziksel ve kimyasal bileşime sahip nesnelerin, ışık kaynaklarından gelen ışınları, farklı dalga boylarında yansıtması ya da soğurması sonucu, alıcılar tarafından alınan bilgilerin oluşturduğu bir sistemdir. Uzaktan algılama teknolojisi, şu an için yeraltı ile ilgili bilgi akışına olanak sağlamıyor. (Gürçay, 2007)

Bu sayede, uzaktan algılamayı kullanmanın sonucu olarak, çalışılacak bölgeye gidilmeden önce, hem iş gücü, hem zaman, hem de maliyet açısından büyük bir tasarruf sağlanıyor.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Nuretdin Kaymakçı ve Doç. Dr. Mehmet Lütfi SüzenUzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Laboratvarlarında geliştirdikleri, yanılma payının çok az olduğu yeni sistem, uydu aracılığıyla maden bulmuyor; minerallerin nerelerde yoğunlaştığını saptayıp, yerbilimsel süreçler ve örneklemeler ışığında coğrafi bilgi sistemlerinden yararlanarak üretilen haritalar (bkz. Şekil 1), maden arama uzmanlarına (maden yatakları uzmanlarına, saha yerbilimcilerine) güvenilir veriler sağlıyor.


Şekil 1. Yerbilimsel Örneklendirme

Proje kapsamında, bu sistemi kullanan şirketler arasında Odyssey Resources-BHP Billiton Konsorsiyumu, Teck Cominco, Europen Nickel, TPAO, TPIC, Shell bulunuyor.

Sistemin geliştiricileri, yöntemin afetler ile ilgili çalışmalarda da kullanılacağını belirtiyor. Örneğin enerji biriken bölgeler saptanarak, olası deprem alanlarının tahmini yapılabilecek ve heyelan riski olan bölgelerinde tahmini yapılabilecek.

Son olarak, proje kapsamında, gemilerden denize sızan ve çevre kirliliğine neden olan petrolün belirlenmesi için, ODTÜ Havacılık Mühendisliği, Havelsan, Denizcilik Müsteşarlığı, TÜBİTAK ile sistem geliştiricileri Kaymakçı ve Süzer, yeni bir projeyi hayata geçirmeyi planlıyor.

Kaynakça:
CNNTÜRK, 2008. Maden araştırmalarında uydu teknolojisi, cnnturk.com, 18 Şubat 2008 tarihinde ulaşılmıştır.
Gürçay, B. 2007. Maden Aramalarında Uzaktan Algılama Yöntemleri, 19-24 Haziran 2007 JeoGenç Ankara Staj Çalışması, Uzaktan Algılama ve CBS Koordinatörlüğü, MTA, Ankara, s. 8.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2008. ODTÜ’nün Geliştirdiği Uzaktan Algılama Yöntemi, yerbilimleri.com

Petrole Süngerli Çözüm

Wednesday, January 2nd, 2008 |

Petrol (kaya yağı) ve türevlerini hızla emen, kauçuk esaslı bir sünger (sorbent) geliştirildi. Boğazlardan, yılda yaklaşık 150 milyon ton petrol geçerken, dünya denizlerinde yılda yaklaşık 2 milyar ton petrol taşınıyor. Deniz kazaları ve kaza çevresindeki canlıların yaşamı göz önüne alınınca, buluşun ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.

Prof. Dr. Oğuz Okay ile doktora öğrencisi Deniz Ceylan’ın, İstanbul Teknik Üniversitesi, Polimerik Jeller Araştırma Laboratuvarı’nda geliştirdiği süper emici madde, batmadan su yüzeyinde durarak gözenekleri ve moleküler yapısı nedeniyle sadece petrolü emiyor. (bkz. Şekil 1)

Makrogözenekli Polimer Ağ Yapısı
Şekil 1. Makrogözenekli Polimer Ağ Yapısı (İTÜ-PGRG, 2008, kimya.itu.edu.tr)

Denize yayılan petrol ve türevlerinin daha önce de mekanik olarak suyun yüzeyinden alınabildiğini belirten Prof. Dr. Okay, “Talaşı bile koysanız petrolü tutabilir. Ama petrolün tamamen sudan ayrılmasını sağlamaz. Yeni ürettiğimiz sorbent, petrolü emiyor ancak deniz suyunu emmiyor. Altyapı çalışmalarımız 2000′de başlamıştı. 2001′de TÜBİTAK, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi ortak çalışmasıyla kauçuk esaslı emici bir sorbent üretip uluslararası patentini almıştık. Ancak emişi çok yavaştı. Petrol ve türevlerini 1 haftada emebiliyor ve tekrar kullanılamıyordu. Geliştirdiğimiz yeni sorbentin ise 1 gramı 25 gram petrolü 1 dakika içinde emiyor. Bu ürünün patent başvurusunu da 2007 Mart ayında yaptık” dedi.

Prof. Dr. Oğuz Okay, TÜBİTAK’ın 459 bin YTL ile destek verdiği projenin, İstanbul Boğazı’nda petrol bakımından tehlikeli bölgelerin saptanmasının ardından buralarda kullanılacağını söyledi. Büyük sorbentlerin bir geminin arkasına takılarak riskli bölgelerdeki petrol ve türevlerini toplayabileceğini belirten Okay, şunları söyledi: “Sorbent petrole doyduktan sonra denizden çekilerek bir makine yardımıyla sıkılabilir. Geri verdiği petrol ve türevleri de bir depoda toplanır. Sorbent tekrar tekrar kullanılabildiği için çalışmalar hızlı bir şekilde tamamlanır”.

Buluşla ilgili makale, Amerikan Kimya Derneği’nin, Macromolecules[1] dergisinde de yayımlandı.

Daha fazla ayrıntı ve video görüntüleri için www.kimya.itu.edu.tr/ookay

Notlar:
Makrogözenekli Polimerik Jel Sentezleri’nin, Temel Bilimler Araştırma Grubu’nda, AR-GE çalışmaları yürütülmektedir. (Proje No: 197T011)
[1] Ceylan, D., Oktay, O., 2007. Macroporous Polyisobutylene Gels: A Novel Tough Organogel with Superfast Responsivity, Macromolecules, V. 40, No. 24, pp. 8742 - 8749.

Kaynakça:
Yaşar, S. 2008. Petrol kirliliğine karşı Türk süngeri, Hürriyet, İstanbul, hurriyet.com.tr, 2 Ocak 2008 tarihinde ulaşılmıştır.

Aralık 2007 Ankara Depremleri

Friday, December 28th, 2007 |

20-27 Aralık tarihlerinde, sağ yönlü doğrultu atımlı faylanma sonucu, Bala ( “Bâlâ” şeklinde okunur) ilçesini vuran depremler, Ankara’nın depremselliğini tekrar gündeme getirdi. Gerilmelerin arttığı ve azaldığı bölgelerin veri çözümlemeleri devam ediyor. Can kaybının olmadığı depremde, bölgedeki birçok yapı zarar gördü.

Aralık - Bala Depremleri

20 Aralık 2007 saat 11.48′de M=5.7 büyüklüğünde depremle başlayan etkinlik, Enstitümüz Deprem İzleme Merkezi (Kandilli) tarafından sürekli izlenmektedir. 27 Aralık, 01.47′de M=5.5 ve 27 Aralık 15.47′de M=4.8 büyüklüğündeki depremlere ilaveten büyüklüğü 2.7 ile 4.2 arasında olan yüzü aşkın deprem kaydedilmiştir.

Yörenin bilinen fay geometrisi gözönüne alındığında, son depremler gerilimin yerel olarak artmasının beklendiği bir bölgede meydana gelmiştir. Etkinliğin birbiriyle ilişkili zayıflık alanlarını içeren bir sistem içerisinde yer aldığı ancak büyük deprem üretecek faylarla doğrudan ilişkili olmadığı düşünülmektedir.

Devam etmekte olan etkinlik içerisinde dikkati çeken büyüklükteki M=4.8 ve daha büyük birkaç depremin, birbirine komşu farklı zayıflık bölgelerinde meydana gelmiş olmaları ihtimali yüksektir. Bu özellikleri nedeniyle orta büyüklükteki bu depremlerin kendi aralarında artçı –öncü- olarak sınıflandırmak doğru olmayacaktır. Etkinliğin kısaca özetlenen bu özelliği nedeniyle bir süre daha devam etmesi beklenebilir. (Kandilli, 2007)

2006 yılında başlayan DEPAR projesi kapsamında, bölgede, artçı çalışmalar için gerekli hazırlıkların yanı sıra, yüzey kırığı oluşturan depremlerin çalışılması ve deformasyonların –yamulmaların- tanımlanması için Dr. Fuat Şaroğlu (emekli, MTA), Prof. Ali Koçyiğit (ODTÜ) ve Prof. Dr. Erhan Altunel (Osmangazi Üniversitesi) tarafından oluşan bir aktif tektonik grubu ile işbirliği yapmıştır.

Bu ekip, deprem sonrası durumlarda deprem merkez üssünde çok parametreli deprem bilgilerini “yoruma dayalı değil” aletsel olarak toplamakta ve değerlendirmektedir. Bu bilgileri de en kısa zamanda kamuoyunun bilgisine ve meslektaşlarımızın kullanımına açmaktadır. Yönetsel ve toplumsal fayda odaklı bu çalışmalar esnasında sağlıklı değerlendirmeler için bilgiler toplanmakta ve yetkililerimize ve kamuoyuna ulaştırılmaktadır. (MAM, 2007)

Deprem, Türkiye neotektoniğinin önemli yapılarından olan Tuz Gölü fayının kuzeybatı ucuna yakın bir bölgeden kaynaklanmıştır. Yaklaşık 180 km uzunluğunda sağ yönlü doğrultu atımlı olan Tuz Gölü fayı KB-GD genel uzanımlıdır. Bu fay Kulu yakınlarında sonlanır. MTA Genel Müdürlüğü tarafından üretilmiş olan Türkiye Diri Fay Haritasında (MTA, 1992) fayın sonlandığı bu bölgede Kulu ile Bala arasında KD-GB ve KB-GD uzanımında biribirine çapraz uzanan ve uzunlukları 5-10 km arasında değişen bir fay sistemi yer alır.

Çapraz fay sisteminde her iki doğrultuda da uzanan faylar sağ yönlü doğrultu atımlıdır. 27 Aralık 2007 Bala (Ankara) depreminin ana şoku bu çapraz fay sisteminin kesiştiği alana rastlamaktadır. Sismolojik ve yapısal veriler karşılaştırıldığında depreminin Bala güneyindeki biribirine çapraz uzanan bu diri fay sisteminden kaynaklandığı söylenebilmektedir. (MTA, 2007)

Ayrıca, depremin ardından, Bala’da kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan fayın geçtiği Yanacak Vadisi’nde inceleme yaptı. İncelemeye katılan Doçent Doktor R. Kadir Dirik (Hacettepe Üniversitesi), İsmet Cengiz (MTA) ve Sami Ercan (Afet İşleri) yöredeki son depremlerin, yüzey kırığı oluşturacak büyüklükte olmadığını ve 3 depremin zemin odaklarının da, Yanacak Vadisi’ndeki fay üzerinde göründüğünü söyledi. Yanacak Vadisi’nin kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan faydan kaynaklandığını belirten Dirik, vadinin Tuz Gölü fayı ile aynı konumda olduğuna dikkat çekti ve 2 fay arasında bir çakışma olup olmadığının araştırılması gerektiğini söyledi.

İncelemeye katılan uzmanlardan JMO Genel Başkanı İsmet Cengiz’de, Bala’nın güneyindeki aktif faylarla Tuz Gölü fayı arasında irtibat bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Tuz Gölü fayının 200–300 yıldır suskun olduğunu, bunun da ciddi bir risk olduğunu söyledi. Cengiz, bununla birlikte, bu fayların üreteceği depremin maksimum büyüklüğünün 6’dan fazla olamayacağını da söyledi. (JMO, 2007)

* Kandilli’nin “Basın Duyurusu”ndan, MTA’nın ve MAM’ın “Güncel Haberleri”nden değiştirilmeden –aynen- alınmış ve derlenmiştir.

Daha fazla bilgi için JMO’nun konuyla ilgili basın açıklaması
www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=2002

Kaynakça:
JMO, 2007. Ankara Depremleri Ülkemizin Çağdaş Afet Yönetimine Duyduğu İhtiyacı Bir Kez Daha Göstermiştir, Jeoloji Mühendisleri Odası, jmo.org.tr, 28 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Kandilli, 2007. Bala Depremleri İle İlgili Basın Duyurursu, Ulusal Deprem İzleme Merkezi, Kandilli Rasathanesi (Gözlemevi) ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Boğaziçi Üniversitesi, koeri.boun.edu.tr/sismo, 28 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
MAM, 2007. 20.12.2007 Bala (Ankara) ML=5.6 Depremi ve Artçı Sarsıntı Çalışmaları, Marmara Araştırma Merkezi, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), mam.gov.tr, 28 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
MTA, 2007. 20 Aralık 2007 Bala (Ankara) Depremi’nden Bilgi Notu, Aktif Tektonik Araştırmaları Birimi, Yer Dinamikleri Araştırma ve Değerlendirme Koordinatörlüğü, Jeoloji Etütleri Dairesi, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), mta.gov.tr, 28 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.

Denizli’de Homo Erectus Fosili Bulundu

Sunday, December 9th, 2007 |

Denizli’deki travertenlerde (/pamuktaşlarında), rastlantı sonucu bulunan kafatası örneğinin, bir erkeğe ait, 500 bin yıllık, Homo erectus fosili olduğunu belirlendi. Fosil, insanların dünyaya dağılışı konusunda önemli bilgiler vermenin yanı sıra, bilinen en eski tüberküloz (verem) vakası olarak da tıp tarihinde yerini aldı. (Boyacı, 2007; NTVMSNBC, 2007)

Fosil üzerinde çalışan biliminsanları, Mehmet Cihat Alçiçek (Pamukkale Üniversitesi), Mehmet Özkul (Pamukkale Üniversitesi), Nizamettin Kazancı (Ankara Üniversitesi), John Kappelman (Teksas Üniversitesi), Michael Schultz (Georg-August Üniversitesi) ve Şevket Şen’den (Paris Doğa Tarihi Müzesi) oluşuyor. Çalışma, TÜBİTAK (ÇAYDAG 105Y280) ve Leakey Vakfı tarafından da finanse ediliyor.

Homo Erectus
Şekil 1. View of the inside of the skull of the newly discovered young male Homo erectus from western Turkey. The stylus is 2.5 cm long and points to tiny lesions 1-2 mm in size found along the rim of bone just behind the right eye orbit. The lesions were formed by a type of tuberculosis that infects the brain and, at 500,000 years in age, represents the most ancient case of tuberculosis known in humans. Photo by John Kappelman. (Teksas Üniversitesi, 2007)

Türkiye’de bulunan yaklaşık 500 bin yıllık insan fosili, en eski hastalığın verem olduğunu gözler önüne seriyor. Bu kanıttan önce, birçok biliminsanı veremin birkaç bin yıl önce ortaya çıktığına inanıyordu. İnsan soyuna ait bu yeni örnek, yeterli D vitamini üretemeyen, bu yüzden de bağışıklık sistemi ile iskelet sistemi zarar [çn. hasar] gören (bkz. Şekil 1) siyah derili insanların, tropikal bölgeden [çn. Afrika’dan] kuzeye doğru göç ettiklerini [çn. tezini] de doğrular nitelikte.

Kuzeye göçün ardından, türler değişik mevsimsel iklimlere uyum sağladı. Türkiye’deki, Homo erectus kalıntıları da, ilk insanların büyük ölçüde Afrika’dan göç ettiklerini düşüncesini güçlendiriyor. Daha önce vereme ait en eski bulgular, Mısır’daki ve Peru’daki birkaç bin yıllık mumyalarda bulunmuştu. Denizli’de bulunan yeni örnekle, bu örnekler arasındaki hem zaman boşluğu hem de coğrafik boşluğu [çn. kısaca örnekler arası bağlantı] doldurmada, araştırmacılara büyük yardımda bulunacağa benziyor. (Teksas Üniversitesi, 2007)

Araştırmanın makalesi, American Journal of Physical Anthropology’de (Volume 135, Issue 1, p 110-116) yayımlandı.

İlk ağızdan haber için utexas.edu/news/2007/12/07/anthropology-3 (İngilizce)

Kaynakça:
Boyacı, O. N., 2007. Denizli’de Homo erectus fosili, DHA, Denizli, hurriyet.com.tr, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNBC, 2007. Denizli’de 500 bin yıllık homo erectus, AA, Denizli, ntvmsnbc.com, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.
Teksas Üniversitesi, 2007. Most Ancient Case of Tuberculosis Found In 500,000-Year-Old Human; Evidence Suggests Vitamin D Deficiency Endangers Migrating Populations, Teksas Üniversitesi Haber Sayfası, Austin, Teksas, ABD, www.utexas.edu/news, 9 Aralık 2007 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Denizli’de Homo Erectus Fosili Bulundu, yerbilimleri.com

Ankara Deprem İzleme Ağı (AnkNET)

Tuesday, November 13th, 2007 |

Ankara çevresinde bir araya gelen fay sistemlerinin, birbirleri ile nasıl etkileşime girdiği, 3 yıl (2007–2010) sürecek, Ankara Deprem İzleme Ağı (AnkNET) projesi ile araştırılacak. Bu projeyle, Ankara civarındaki Anadolu levhasında meydana gelen iç deformasyonlar (/yamulmalar), jeolojik (/yerbilimsel) ve sismolojik yöntemlerle daha da yakından incelenecek.

Projede, Ankara Üniversitesi’nin, Jeoloji Mühendisliği ve Jeofizik Mühendisliği bölümlerinden, tektonik ve sismoloji konusunda uzman biliminsanları Gürol Seyitoğlu, Bülent Kaypak, Veysel Işık, Korhan Esat, Begüm Çıvgın ve Ediz Kırman yer alıyor.

AnkNET
Şekil 1. Bölgeye kurulmuş olan deprem istasyonlarının konumları üçgenler ile gösterilmektedir. Sismometre ağının yerel ölçekte kapsayacağı alan ise dairesel olarak farklı renkte gösterilmiştir.

Fay hatlarında sürdürülmekte olan yerbilimsel gözlemlerin yanı sıra “AnkNET” kapsamında yerleştirilen 6 adet geniş bant depremölçerlerden elde edilecek sismolojik veriler değerlendirilerek

(a) Ankara çevresinde deprem üreten fayların türünü gösteren güvenilir odak mekanizması çözümleri,
(b) depremlerin tam olarak nerede oluştuğunu gösteren hassas dış merkez dağılımları,
(c) Ankara çevresindeki kabuk yapısı ve bunlara bağlı olarak
(d) Ankara çevresindeki depremselliğin nedenlerini açıklayan güncel tektonik model ortaya konulacak.

İstasyonlar:
Merkez (Ankara-Hüseyingazi-Başak Mahallesi) Deprem İstasyonu [MRKZ]
Salihler (Ankara-Güdül) Deprem İstasyonu [SALI]
Şerefligökgözü (Ankara-Haymana) Deprem İstasyonu [SERE]
Yeniceli (Kırıkkale-Sulakyurt) Deprem İstasyonu [YENI]
Kargınselimağa (Kırşehir-Kaman) Deprem İstasyonu [KSLM]
Özlü (Çankırı-Orta) Deprem İstasyonu [OZLU]

Türkiye'nin Aktif Fay Hatları
Şekil 2. Kuzeybatı İç Anadolu’nun ana neotektonik hatları. NAFZ: Kuzey Anadolu Fay Hattı, KEFZ: Kırıkkale-Erbaa Fay Hattı, EPCW: Eldivan-Elmadağ Tektonik Kaması

Kuzeybatı İç Anadolu neotektoniği yakın zamana kadar yaygın olarak Geç Miyosen sonrası gelişen “Ova Rejimi” olarak (Şengör 1980, Şengör vd. 1985) veya kıtalararası yakınlaşmanın Pliyosen’e kadar devam ettiğini savunan “Ankara Orojenik (/Dağ-Oluşum) Fazı” kapsamında değerlendirilmiştir (Koçyiğit vd. 1995). Son dönemde ise Ankara ve Çankırı arasında kuzey-kuzeydoğu gidişe sahip batı kenarı normal faylı, doğu kenarı ise bindirmelerle sınırlı Eldivan-Elmadağ tektonik kaması tanımlanmış olup, geç Pliyosen’den günümüze, aktif olduğu belirlenmiştir. Bu tektonik kamanın Kuzey Anadolu Fay Hattı ve onun bir kolu olan Kırıkkale-Erbaa Fay Hattı arasındaki kuzeybatı-güneydoğu yönlü sıkışmanın sonucu neotektonik bir yapı olarak geliştiği savunulmaktadır (Seyitoğlu vd. 1997, 2000, 2004, 2006). Gerek bu yeni neotektonik yapının belirlenmesi gerekse İç Anadolu’da varlığı daha önce bilinen ancak arazi gözlemleri ve yakın dönemdeki depremlerle (örneğin Çemen vd. 1999, Taymaz ve Tan 2001, Gökten vd. 2002, Emre vd. 2003) çalışma mekanizmalarının farklı olduğu ortaya çıkan ana yapıların varlığı, Kuzeybatı İç Anadolu’daki neotektonik çerçevenin yeni bulgular ışığında değerlendirilmesini zorunlu hale getirmiştir.

Bu proje ile, Kuzeybatı İç Anadolu’daki ana yapıların (Eskişehir Fay Hattı, Eldivan-Elmadağ Tektonik Kaması, Kırıkkale-Erbaa Fay Hattı ve Kırşehir, Tuz Gölü Fay Hatlarının) Ankara çevresinde birbirleri ile nasıl etkileşime girdikleri yerbilimsel ve sismolojik yöntemlerle araştırılacaktır. Projenin özgün değeri, Kuzeybatı İç Anadolu için yeni bir neotektonik model ortaya koyma potansiyelinin olmasıdır. Ayrıca bölgenin güncel depremselliğinin kurulacak olan yerel ölçekli bir deprem istasyon ağı ile gözlenmesi ve araştırılmasıdır.

İlk ağızdan bilgi için tag.eng.ankara.edu.tr/anknet

Kaynakça:
AnkNET, 2007. AnkNET İle Ankara Çevresindeki Depremler Gözlem Altında, AnkNET, Tektonik Araştırma Grubu, Ankara Üniversitesi, Ankara, tag.eng.ankara.edu.tr/anknet, 13 Kasım 2007 tarihinde ulaşılmıştır.

Fosil Depremlerin Gizemi

Thursday, October 25th, 2007 |

Kolorado Eyalet Üniversitesindeki araştırmacılar, günümüzde meydana gelen ve gelecekte de meydana gelecek depremlerin, nasıl ve neden meydana geldiğini daha iyi anlayabilmek için, antik (/eski) zamanlarda meydana gelen antik depremler (/fosil depremler) üstünde çalışma yürütüyor.

Kolorado Eyalet Üniversitesinden, yerbilimci Doç. Dr. Jerry Magloughlin, [çn. eşsiz] fosil depremlerin meydana geldiği kayaçların üzerinde çalışıyor. Bu çalışma sonucu, günümüzdeki depremlerin oluşum süreçleri ve depremlerden sonra meydana gelen atımların, kısacası deprem mekanizması (/deprem sistemi ya da düzeneği) üzerindeki sır perdesinin, az da olsa kalkması amaçlanıyor.

“Kuzey Kolorado’da, yüz milyonlarca yıl korunmuş, yumuşak kayaçlarda fosil depremlere ait kanıtlar bulunuyor. Bunlar diğer kayaçlara göre küçük ve gösterişsiz; ama bulduğum olağanüstü örnekler…” diyor Magloughlin.

Magloughlin, fosil depremlerden sonra zarar görmüş kayaçların bir bölümünün Poudre Kanyonu’nda (Kolorado/ABD) olduğunu ve çalışmalarının bu bölgede yoğunlaştığını belirtiyor.

“Daha ilginç olansa bu örneklerin diğer kayaçlara göre aşırı derecede ince ya da aşırı derece kalın olması. Ontario’da (Kanada) çok ufak bir örnek buldum, muhtemelen nanodepremlerle (/çok çok küçük depremlerle) ilişkisi olabilir. Başka bir örneğiyse İskoçya’da buldum, 5 metre kalınlığa sahip, yaklaşık bir milyar yıldır şeklini koruyan kayacın, megadepremle (/devasa bir depremle) meydana gelmiş olabileceğini düşündüyorum…” diyor Magloughlin.

Fosil Deprem
Şekil 1. (a): Fossil earthquake in Norway. The black band with flame-like injections coming off it is frictional melt (quenched to glass) from an earthquake about 400 Ma ago. The mineralogy of the quenched melt is that of the eclogite assemblage indicating a depth of at least 50 km. The host rock is granulite. (b): Granulite–ecologite mechanical contrasts in Norway. Scale bar is 10 cm. The banded granulite (top) has behaved essentially rigidly (the banding itself is inherited from earlier deformation), while the eclogite (bottom) has flowed in a ductile shear zone. The transformation from granulite to eclogite requires water as a catalyst; without water, the granulite remains metastable. (See Jackson et al. 2004. Figures from Håkon Austrheim [Austrheim and Boundy 1994, Bjornerud et al. 2002])

Faylar ya da çatlaklar, yerkabuğunu kestiği zaman, kayaç üzerinde çeşitli hasarlar meydana getirir. Fayın iki tarafı ne kadar hızlı kaymışsa hasarın büyüklüğü o derece fazla olur. Dolayısıyla çok yavaş bir süreç sonucunda sessiz depremler oluşur ki bunlar genelde fark edilmez. Bazen de fay, saniyeler içinde birkaç metre ya da daha fazla kayar ve ciddi yıkımlara sebep olan depremler meydana gelir.

Bu kayma hareketine (/atıma) ek olarak, kayaçların hangi derinlikte kaydığıda önemlidir. Eğer atım yerkabuğuna yakın yerlerde olmuşsa, kayaç ezilmiş ve çamur gibi davranış sergilemiş olmalıdır. Bu yapıya fay kili (/fay çentiği, ing. fault gouge) diyoruz. Deprem sırasında -mutlak koşullar altında- taban ve tavanın yerdeğiştirmesi yeterli hıza sahipse, oluşan sürtünme ısısı, kayacın erimesine bile yol açar. 1800 oF’den (~982 oC) daha fazla sıcaklığa ulaşan eriyik kayaç, yeniden katılaştığında, kolaylıkla ayırt edilebilen bir çeşit fosil deprem meydana gelmiş olur.

Bilim insanları, bu nadir doğal kayaçlar ve onların zaman için kendilerini koruma yetenekleri sayesinde, fayların nasıl çalıştığı ve depremlerin nasıl oluştuğuna dair mekanizmayı, depremler olduğu zaman daha iyi anlayabilecek [çn. yorumlayabilecek].

Not
Şekil 1′in aldındığı fosil depremlerle ilgili açıklayıcı bir kaynak

Jackson, J. 2005. Mountain roots and the survival of cratons, Astronomy & Geophysics, Volume 46, Issue 2, pp. 2.33-2.36, bullard.esc.cam.ac.uk/~jackson, access at 25 October 2007.

Kaynakça
Sorensen, K. 2007. Colorado State Scientist Studies Fossil Earthquqkes - Possible Key To Understanding Future Quakes, Kolorado, ABD, Kolorado Eyalet Üniversitesi Haber Sayfası, newsinfo.colostate.edu, 25 Ekim 2007 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Fosil Depremlerin Gizemi, yerbilimleri.com

Arazi Koşulları ve Hazırlık

Wednesday, August 29th, 2007 |

Arazide en önemli nokta yükünüzün az olmasıdır. Çünkü harcayacağınız enerji üzerinizdeki ağırlıkla doğru orantılıdır. Tabi ki buradan yanınıza hiçbir şey almayın gibi bir sonuç çıkmıyor.

Diğer önemli nokta ise “su”dur. Hava koşulları ne olursa olsun, araziye çıkan birisi için olmazsa olmazların başında su gelir. Yazları ise sıcağın fazla olması su gereksinimi artırır. Yaz aylarında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta soğuk su ya da buzlu su içilmemesidir. Terli terli olmanız ya da hasta olmamanız için mi? Basit bir deneyle arazide güneş altında kalmış bir taşa su dökerek demek istediğimi anlayacaksınız. Ilık su içmeniz tavsiye edilir.

Yemek içinse olabildiğince hafif şeylerle yetinmenizi tavsiye ederim. Hafiften kastımız diyet, perhiz vb. yiyecekler değil sizi rahatsız etmeyecek yağsız şeylerdir. Fazla yemek yemek ise yarardan çok zarardır.

Hava koşullarına uygun giysiler giymeniz tavsiye edilir. Havanın bozuk ve yağışlı olacağı günlerde mont, yağmurluk vb. giysileri yanınıza almanız yararınıza olacaktır. Yağış başladığı zaman saklanacak bir yer bulmanız imkansız değildir; ama zor olacaktır. Yazın olsun (güneş ışınları için) kışın olsun (soğuklar için) şapkanız eksik olmamalıdır. Yazları güneş yanıkları istemiyorsanız ve ben kısa kollu, ince bir şeyler giyerim diyorsanız; güneş kremi kullanmanız tavsiye edilir. Güneşin altında ne kadar kalacağınız belirsizdir ve güneş ışınlarından nasıl korunacağınız size kalmıştır.

Arazi koşulları yer yer engebelli, yer yer düz, yer yer eğimli olarak değişebilir. Bu yüzden ayaklarınızda bot olması tavsiye edilir. Bot, ayak bileğini sıkıca sarıp düzgün bir şekilde tutarak, ayak burkulmalarını önler. Yazları bot mu giyeceğim?! Evet ya da bu çeşit bileği saran ve düzgün kalmasını sağlayabilecek bir ayakkabınız varsa o da olur, neden olmasın?

Çanta; arazi için gerekli olan malzemelerin neredeyse hepsini taşımanıza yardımcı olacaktır. Seçimi tamamiyle size bağlıdır. Yükü size doğrudan yansıtmayan (özellikle omurilik için) yani yükü dağıtan bir çanta (örneğin hem sırt da hem de bel de kemeri olan) yararınıza olacaktır.


Jeolog Çekici; arazide göreceğiniz kayaçları (yüzleç başka bir değişle mostra vermek) kırıp daha yakından incelemenizi sağlayacaktır. Çekiç taşımada kolaylık sağlaması için herkese kemerli pantolon giymesi tavsiye edilir. Çekici kullanırken etrafınızdaki insanların güvenliğini göz önünde bulundurmanız, hem sizin hem de onların geleceği için iyi olacaktır.


Büyüteç
[Lup/Loupe(Fr)]; arazi koşullarında bazı kayaçlar kendilerine özgü özellikleri sayesinde rahatça tanımlanabilir; ama bazı kayaçlar da kullanacağınız büyüteç sayesinde tanımlanabilir. Örneğin arazide jeolog çekiciyle kırdığınız kayaç parçalarını büyüteç yardımıyla (özellikle kristal yapısı) daha yakından görebilir ve kayaç hakkında fikir yürütebilirsiniz.

Arazi Defteri (Saha Defteri); arazi, yer bilimlerini üzerine fikir sahibi olacağınız ve deneyim kazanacağınız koca bir laboratuvardır. Arazi boyunca alacağınız notlar, arazideki eğitimin en önemli aracıdır. Arazide birebir yaşayarak öğreneceğiniz bilgiyi, ipuçlarını, tüyoları yazmanız tavsiye edilir. Çünkü bunlar size hem sınavlarda hem de normal hayatta geri dönecektir.

Kurşun kalem (tükenmez olmaması yararınızadır), silgi, cetvel, gönye, yayçizer, açıölçer kullanılacak diğer malzemelerdir. Belki saçma gelecek belki de yadırgayacaksınız; ama renkli kuru kalem boyaları özellikle harita üzerindeki verileri ayırt etmenizde daha doğrusu hemen farketmenizde yararlı olacaktır.

Harita Altlığı (Plançete); harita üzerinde oynamalar, hesaplamalar yapacağınız zaman yardımcınız olacaktır. Kimi zaman milimterik A4 kâğıdınızın üzerinde çalışmalar yaparken en büyük yardımcınız olacaktır.


Pusula
; yönümüzü belirleyeceğimiz araçtır. Bunu dışında arazideki tabakaların yüzleci (mostra) üzerine konularak tabaka doğrultusu ve eğimi yani tabaka konumu ölçülür. Pusula taşımada kolaylık sağlaması için herkese kemerli pantolon giymesi tavsiye edilir.

*Bu yazı bir taslaktır.

Yeni Dinozor Cinsi: Albertaceratops nesmoi

Sunday, April 1st, 2007 |

Günümüzden yaklaşık 77–78 milyon yıl[1] önceki zaman diliminde yaşamış, yeni bir boynuzlu dinozor cinsi bulundu. Kanada’nın Güney Alberta bölgesinde bulunan kafatası fosiliyle (bkz. Şekil 1) birlikte bu esrarengiz hayvanların evrimsel tarihi tekrar yazılıyor.

Yeni cinsin kafatası örneği, Kanada’nın Güney Alberta yakınlarındaki Badland[2] bölgesinde bulunan Milk nehri[3] boyunca uzanan ve Montana sınırına yakın bir bölgede bulundu. 6 metre genişliğe ve neredeyse 1 ton ağırlığı sahip olduğu tahmin edilen yeni cinse, Albertaceratops nesmoi[5] adı verildi. Yeni cins, meşhur Triceratops[4] cinsi gibi ot-yiyen dinozor grubunun üyesi; ama onlardan daha önce -10 milyon yıl belki daha fazla- yaşadığı düşünülüyor.

Ceratopsidae ailesinin üyesi olan Chasmosaurines[6] ve Triceratops cinsleri gözleri üzerinde uzun boynuzlara, burnunda kısa bir boynuza[7] ve çok az da olsa boynunda saçaklı [çn. yaka] boynuzlara sahip olduğu biliniyordu. Yeni cins, yapılan bilimsel sınıflandırmaya göre, Centrosaurine alt ailesine dâhil edildi. Albertaceratops cinsinin alnından boynuzlu dinozorlara ilk örnek olduğu düşünülüyor.

Albertaceratops nesmoi kafa tası
Şekil 1. The skull of the new horned dinosaur, Albertaceratops nesmoi, in the collections of the Royal Tyrrell Museum, Alberta, Canada. Reconstruction by Donna Sloan/RTMP. Courtesy of Michael. J Ryan and the RTMP.

Cleveland Doğa Tarihi Müzesi Müdürü ve Omurgalı Fosilbilim (Paleontoloji ya da Eskivarlıkbilimi) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Michael J. Ryan, örnekleri bulduğu zamanı “Centrosaurine kafatası meydana çıktığı zaman, alnından çıkan uzun boynuzları gördüğümüzde şaşkınlığımızı gizleyemedik” diyerek ifade ediyor. “Bu örnek Triceratops gibi sadece boynuzlu bir dinozor anlamına gelmiyordu. Infra takımı Centrosaurs gibi devasa boynuzları vardı. Daha önce görülmemiş bir şey olduğunu hemen anlamıştık” diye ekliyor Ryan.

Bu yeni örnekle boynuzlu dinozorların evrimsel tarihini etraflıca araştıran -düşünen ve çizimlerini oluşturan- Ryan, ilk olarak eldeki verilerin çözümlemelerini bitirdi. Bu örnek Centrosaurs infra takımının en ilkel üyesi olmalıydı ve Triceratops cinsi ile aynı olmadığı ortadaydı. Filogenez (soyoluş, canlıların evrimi) oluşuma göre Centrosaurine hakkında gözleri üzerinde kısa boynuzlara, burnuna doğru kıvrılan uzun bir boynuza ve son olarak boynunda ucu sivri saçaklı [çn. yaka] kemiklere sahip oldukları biliniyordu. Sonuç olarak bu örneğin, yeni bir cinse ait olduğu ortaya çıktı. (bkz. Şekil 2)

Örneğin sergilendiği, Alberta, Drumheller’daki Royal Tyrrell Müzesi müdürü Don Brinkman “Bu haber beklenmedik değil” diyor. “New Mexico’nun (ABD) yaşlı tortulları -sediments- altında bulunan alnında uzun boynuza sahip Zuniceratops[8] cinsi Ceratopsidae ailesinin en yakın akrabasıdır. Infra takımı Ceratopsian, uzun boynuzu sahip olabilir; ama alt aile Centrosaur’un sahip olması beklenmedik bir durum” diye ekliyor Brinkman.

Bulunan yeni dinozor cinsi ile ilgili haber Journal of Paleontology‘de yayımlandı.

Notlar:
[1] Geç Kretase devrindeki Kampaniyen evresi.

[2] Yel ve su yüzünden çok geniş aşınmalara uğramış, geniş ve derin dere çukurlarının (kanyon), sel yataklarının, hoodoosların (çn. Ege’de de şeytan sofrası da denilen yapı) meydana geldiği ve kil zengini toprağın egemen olduğu kurak bir bölge.

[3] Mississippi nehrinin bir kolu olan Missouri nehrinin Kanada’daki kolu.

[4] Triceratops, günümüzden 65–68 milyon yıl önce (Maastrihtiyen/Geç Kreatse) yaşamış gözleri üzerinde ve burnunda boynuzu olan bir dinozor cinsi. Yaklaşık 6 ton ağırlığı yerden yüksekliği 3 metre, genişliği 8 metre olduğu tahmin ediliyor.

[5] Manyberries yakınlarındaki bölgede yaşayan bir çifti olan ve örnekleri bulan Cecil Nesmo’yu onurlandırmak için yeni dinozora Albertaceratops nesmoi verildi.

[6] Chasmosaurines, Geç Kretase devrinde yaşamış 5-6 metre genişliğe ve 3.6 ton ağırlığa sahip olduğu düşünülen sadece otla beslenen bir dinozor cinsi.

[7] Bu dinozorların yüzlerinindeki ortak nokta ağız yapılarının papağana benzemesidir. (bkz. Temsilî resim ~ Fr: illüstrasyon)

[8] Zuniceratops, Geç Kretase devrinde yaşamış, 3-3.5 metre genişliğe, 3 metre uzunluğa ve yaklaşık 100-150 kg ağırlığa sahip bir dinozor cinsi.

Albertaceratops nesmoi temsili resmi
Şekil 2. Reconstruction of Albertaceratops nesmoi, a new centrosaurine horned dinosaur from the Late Cretaceous of southernmost Alberta, Canada. © 2007 Michael Skrepnick.

Âlem: Hayvanlar
Şube: Omurgalılar
Sınıf: Sürüngenler
Üst takım: Dinozorlar
Takım: Kuş kalçalılar
Alt takım: Saçak [çn. yaka] kafalılar
Infra takım: Boynuz yüzlüler
Aile: Ceratopsidae
Alt aile: Centrosaurinae
Cins: Albertaceratops
Tür: A. nesmoi

Kaynakça:
Ryan, M. J. 2007. A New Basal Centrosaurine Ceratopsid From The Oldman Formation, Southeastern Alberta, Journal of Paleontology, S. 81, No. 2, s. 376–396, digitaldreammachine.com, 1 Nisan 2007 tarihinde ulaşılmıştır.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2007. Yeni Dinozor Cinsi: Albertaceratops nesmoi, yerbilimleri.com

Bu Alana Reklam Ver!

E-Posta Abonesi Ol!

ya da e-postanızı girin:  
Arama: