Mantonun Yükseldiği Yer Bulundu

Note: Cet article est éligible à la livraison en points de collecte. option magic trading academy La prima cosa da fare è entrare sul portale del broker prescelto.

http://amylyx.com/?lili=%D8%AE%D9%8A%D8%A7%D8%B1-%D8%AB%D9%86%D8%A7%D8%A6%D9%8A-%D9%84%D8%A7-%D8%AA%D9%88%D8%AC%D8%AF-%D8%A7%D8%B3%D8%AA%D8%B1%D8%A7%D8%AA%D9%8A%D8%AC%D9%8A%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%AE%D8%B3%D8%A7%D8%B1%D8%A9 خيار ثنائي لا توجد استراتيجية الخسارة Büyük manto yükselimlerini gösteren kesit. Görüntü: C. Conrad.

http://www.accomacinn.com/?falos=bin%C3%A4re-option-100-euro-startguthaben-kostenlos binäre option 100 euro startguthaben kostenlos

Yerkürenin manto dinamikleri, yeryüzündeki birçok jeolojik değişimi yönetir. Manto yükselmesinin zaman içinde kararlı ve iki yerde merkezlendiğini gösteren bu yeni keşif, manto dinamiklerinin jeolojik zaman boyunca yüzey jeolojisiyle ilişkisini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır. Örneğin, araştırmacılar kıtaların bu iki yükselme noktasına göre hareketlerini tahmin edebilir. Bu bakış, jeolojik zamanda meydana gelmiş özgün olayları manto kuvvetleriyle bağlamaya izin verir.

indicadores para opções binarias download Genel olarak bu araştırma, yerbilimcilere büyük bir soruyu açığa çıkarmaktadır: manto gibi evrilen, dinamik ve kompleks bir sistemde, bu iki yükselme noktasının zaman içinde kararlı kalmasına neden olan etkenler nelerdir? Bu belirgin gözlemle, Orta Pasifik ve Afrika plakalarının altındaki mantonun farklı kayaçlardan oluştuğu anlaşılmaktadır. Mantonun altındaki bu iki anomali bölgelerinin, mantonun geri kalan kısmı için akış yönelimlerini organize etmesi olası mıdır? Öyleyse nasıl?

Conrad “Bu tür sorulara cevap vermek çok önemlidir çünkü okyanus havzaları, dağlar, depremler ve volkanlar yerin iç dinamiklerinin bir sonucudur. Sonuç olarak, Evimiz olan dünyanın yüzeyini etkileyen jeolojik kuvvetleri daha iyi anlamak için, gezegenimizin iç dinamiklerini anlamak önemlidir.

Bu çalışmanın bir sonucu olarak tanımlanan manto akış yapısı, jeofizikçilere zamanın bir fonksiyonu olarak dalma-batma yönelimlerini tahmin etmelerine izin verir. Kıtaların ve deniz tabanlarının düşey hareketleri deniz seviyesinde yerel ve küresel değişikliklere neden olur. Conrad, gelecekte, jeolojik zaman boyunca deniz seviyesindeki değişimleri tahmin etmek için manto akış yönelimlerini anlama yöntemini kullanmayı arzulamaktadır.

trading opzioni binarie cos////////\\\\\\\\\\\\'è Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
University of Hawai’i, 2013. Mantonun Yükseldiği Sabit Yerler Keşfedildi, çev. Tortopoğlu, B., yerbilimleri.com

Stability of active mantle upwelling revealed by net characteristics of plate tectonics
Viscous convection within the mantle is linked to tectonic plate motions and deforms Earth’s surface across wide areas. Such close links between surface geology and deep mantle dynamics presumably operated throughout Earth’s history, but are difficult to investigate for past times because the history of mantle flow is poorly known. Here we show that the time dependence of global-scale mantle flow can be deduced from the net behaviour of surface plate motions. In particular, we tracked the geographic locations of net convergence and divergence for harmonic degrees 1 and 2 by computing the dipole and quadrupole moments of plate motions from tectonic reconstructions extended back to the early Mesozoic era. For present-day plate motions, we find dipole convergence in eastern Asia and quadrupole divergence in both central Africa and the central Pacific. These orientations are nearly identical to the dipole and quadrupole orientations of underlying mantle flow, which indicates that these ‘net characteristics’ of plate motions reveal deeper flow patterns. The positions of quadrupole divergence have not moved significantly during the past 250 million years, which suggests long-term stability of mantle upwelling beneath Africa and the Pacific Ocean. These upwelling locations are positioned above two compositionally and seismologically distinct regions of the lowermost mantle, which may organize global mantle flow as they remain stationary over geologic time.

probabilitànelle opzioni binarie Ayrıntılar
University of Hawai’i, Location of upwelling in Earth’s mantle discovered to be stable, 30 Haziran 2013
C P Conrad, B Steinberger, T H Torsvik (2013). Stability of active mantle upwelling revealed by net characteristics of plate tectonics. Nature, doi:10.1038/nature12203

ABD’deki Doğal Sızıntıyla Yanan Ateşin Kökeni Şeyl Gazı

Biliminsanları, yerin derinliklerinden gelen gazlar sayesinde sürekli yanan ve ‘ http://dividendengineering.com/?orkestr=handelsplattform-binäre-optionen handelsplattform binäre optionen Sonsuz Ateş Şelalesi’ adını alan ateşin sırrını çözdü. Araştırmalar, sönmeyen ateşi besleyen doğalgazın farklı bir kimyasal tepkimede oluştuğunu ortaya koydu. Sonsuz Şelale Ateş ise doğal yollardan oluşan ve alevin titremesi sağlayan bir çukurdan gelen gazla besleniyor. Araştırma, şelalenin aynı zamanda dünyanın en yüksek yoğunlukta metan ve propan gazına sahip olduğunu ortaya koydu.

Chestnut Ridge Parkı’nın bir bölümünde yer alan şelale, dünyanın dört bir yanında kendiliğinden yanmakta olan yüzlerce ateşten birine sahip. Arndt Schimmelmann (Indiana Üniversitesi), yüzyıllar, belki de binlerce yıl önce yerli kabileler tarafından yakıldığı düşünülen ateşin, aslında dünyadaki örneklerinden farklı olduğunu belirtti. Schimmelmann, mağaradaki ateşin yerin derinliklerinde yer alan, antik ve son derece sıcak killi şist ( كتابة البحوث الأكاديمية şeyl) kayalarından geldiğini düşünüyor. Schimmelmann, killi şist içindeki karbon moleküllerinin parçalanarak küçük doğalgaz molekülleri ortaya çıkması için, sıcaklığın suyun kaynama noktasında veya daha sıcak olması gerektiğini belirtti.

Ateşi besleyen gazın geldiği kayaların, içtiğimiz çay veya kahve kadar sıcak ve jeolojik olarak sanıldığından çok daha genç olduğu belirtildi. Bulgular, ateşi besleyen gazın farklı bir süreçten geçtiğini, bir çeşit katalizörün, gazı kayalardaki organik moleküllerden ortaya çıkardığı ifade edildi.

Schimmelmann, “Bu mekanizma uzun yıllar konuşuldu ancak kimse inanmadı… Burada farklı bir gaz oluşumu süreci yaşandığına inanıyoruz. Eğer bu doğruysa, gaz benzer şekilde farklı yerlerde de oluşuyor olabilir. Kısaca, dünyadaki killi şist gaz kaynaklarının sanıldığından fazla olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

vs_eternal_flames
Chestnut Ridge Park’ındaki alev (üstte) ve Cook Forest State Park’taki alev (altta).

Araştırmacılar, Chestnut Ridge Park’ındaki ateşi ve Pennsylvania eyaletinin kuzeybatısında yer alan Cook Forest State Park’ında yer alan ‘Aralıksız Yanan Çukuru’ karşılaştırdı. Schimmelmann, ateş çukurunun ‘Sonsuz Ateş Şelalesi’ kadar özel olmadığını çünkü eski bir gaz kaynağı tarafından beslendiğini belirtti.

Marine and Petroleum Geology dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, elde edilen segnali opzioni binarie gratis per 24pyion sonuçlar, dünyada atmosfere salınan metan gazının yaklaşık yüzde 30’unun doğal kaynaklardan geldiği bilgisini doğruladı. Biliminsanları, yerin derinliklerinde bulunan gaz kaynaklarını ‘sonsuz ateşlere’ çevirmenin faydalı olabileceğini belirtti.

Ateş, metan gazını karbondioksite çeviriyor. Karbondioksit, metana kıyasla atmosferde 20 kat daha az ısı hapsediyor. Ancak, sonsuz ateş oluşturulabilecek kaynakların son derece az olduğu düşünülüyor. Gaz, metan yiyen bakterilerin gazı karbondioksite çevirdiği çatlaklardan yüzeye ulaşıyor veya gazın alev almasına imkan vermeyen açıklıklardan yüzeye varıyor.

Natural seepage of shale gas and the origin of “eternal flames” in the Northern Appalachian Basin, USA
Natural hydrocarbon gas seeps are surface expressions of Petroleum Seepage Systems, whereby gas is ascending through faults from pressurized reservoirs that are typically associated with sandstones or limestones. A spectacular “eternal flame” in western New York State marks a gas macroseep of dominantly thermogenic origin emanating directly from deep shale source rocks, which makes this a rare case in contrast to most Petroleum Seepage Systems where gas derives from conventional reservoirs.

The main flaming seep releases about 1 kg of methane per day and may feature the highest ethane and propane (C2 + C3) concentration ever reported for a natural gas seep (∼35 vol. %). The same gas is also released to the atmosphere through nearby invisible and diffuse seepages from the ground. The synopsis of our data with available gas-geochemical data of reservoir gases in the region and the stratigraphy of underlying shales suggests that the thermogenic gas originates from Upper Devonian shales without intermediation of a conventional reservoir. A similar investigation on a second “eternal flame” in Pennsylvania suggests that gas is migrating from a conventional sandstone pool and that the seep is probably not natural but results from an undocumented and abandoned gas or oil well. The large flux of the emitted shale gas in New York State implies the existence of a pressurized gas pool at depth. Tectonically fractured shales seem to express “naturally fracked” characteristics and may provide convenient targets for hydrocarbon exploration. Gas production from “tectonically fracked” systems might not require extensive artificial fracking.

إشارات التداول بالخيارات الثنائية يوتيوب Ayrıntılar
NTVMSNBC, ‘Sonsuz Ateş Şelalesi’nin sırrı çözüldü, 25 Haziran 2013
Indiana Üniversitesi, Geologists study mystery of ‘eternal flames’, 25 Haziran 2013

Dalma-Batma Bölgesindeki Depremler Kalıcı Deformasyona Sebep Oluyor

Araştırmalar, depremlerin ardından yerkabuğu katmanlarının haftalar ve hatta aylara yayılan süreçte tekrar eski haline döndüğünü keşfetmişti. Bu durum, 1906 yılında ABD’nin San Fransisko kentinin yüzde 80’ini yıkan depremin ardından da gözlemlenmişti. Günümüzde, Dünya’nın hareketlerini gözlemleyen GPS sistemli uydular, yer katmanlarının yeniden birleştiğini birçok defa doğruladı.

earthquake

Ancak yapısal jeoloji uzmanı Richard Allmendinger (Cornell Üniversitesi) ve meslektaşları, Şili’de 7 ve üzerinde yaşanan depremlerin yerkabağunda kalıcı kırıklar oluşturduğunu öne sürdü. Allmendinger, “Öğrencilerimle Şili’ye giderek çalışmalar yaptık… Gabriel González (Católica del Norte Üniversitesi) ile büyük depremlerin yaşandığı bölgeleri gezdik… 40 yıllık kariyerimde görmediğim yapılara tanık oldum. Biliminsanları cevapsız kalan soruları sevmediği için araştırmaya koyulduk” dedi.

Allmendinger, dünyanın en kuru yeri olarak kabul edilen Şili’nin kuzeyindeki Atakama Çölü’nde 1 milyon yıl öncesine uzanan depremlerin izlerine ulaştı. Antik depremlere ait izler genelde en fazla 2 ile 4 deprem döngüsü ortaya koyarken, Allmendinger, ‘üst plakalarda binlerce yıl öncesine uzanan çatlaklar tespit ettiklerini’ söyledi.

Araştırmalar, yerkabuğundaki bozulmanın yüzde 1 ila 10’luk kısmının geride kalan 800 bin ile 1 milyon yıllık dönemde yaşanan 2-9 bin büyük depremden kaynaklandığını gösterdi. Depremler, Atakama Çölü’nün yattığı yerkabuğunda birkaç milimetreden metrelerce uzunluğa çıkan kırıklar oluşturdu. Alınan sonuçlar, yerkabuğunun sanılandan daha az elastik olduğuna işaret etti.

Nature Geoscience dergisinde yayımlanan araştırma, 100 yıldır büyük bir depreme tanık olmayan ve gelecek 100 yıl içinde de tanık olması beklenmeyen Iquique Gap adlı bölgede yapıldı. Allemendinger, “Elde ettiğimiz sonuçların dünyanın diğer bölgelerinde de geçerli olduğuna inanıyorum. Ancak diğer bölgelerde Atakama’dan farklı araştırma yöntemleri kullanmak gerekebilir” dedi.

Permanent deformation caused by subduction earthquakes in northern Chile
Earthquakes are accompanied by coseismic and post-seismic rebound: blocks of crust on either side of the fault spring back to their initial, undeformed configuration. This rebound is well documented by space geodetic data, such as the Global Positioning System. Thus, all earthquake-induced deformation of the crust is considered non-permanent and is modelled as an elastic or visco-elastic process. Here, however, we show that earthquakes larger than magnitude 7 in northern Chile caused the crust to deform permanently. We identify millimetre- to metre-scale tension cracks in the crust of the Atacama Desert and use cosmogenic nuclides to date the timing of crack formation. The cracks were formed by between 2,000 and 9,000 individual plate-boundary earthquakes that occurred in the past 0.8–1 million years. We show that up to 10% of the horizontal deformation generated during the earthquakes, recorded by Global Positioning System data and previously assumed to be recoverable, is permanent. Our data set provides a record of permanent strain in the shallow crust of the South American Plate. Although deformation of the deep crust may be predominantly elastic, we conclude that modelling of the earthquake cycle should also include a significant plastic component.

Geçmişte yapılan araştırmalar, üst plakanın elastiki kendini onarabilen bir kayış gibi olduğunu savunmuş ve çatlakların kalıcı olmadığına işaret etmişti. Allmendinger, büyük depremlerin ardından yaşanan bozulmanın kalıcı olması halinde, jeofizikçilerin kullandığı modeller üzerinde yeniden düşünmeleri gerektiğini ifade etti.

trading on line corso Ayrıntılar
Cornell Chronicle, Frozen in time, cracks reveal earthquake history, 22 Haziran 2013
NTVMSNBC, Yerkabuğundaki çatlaklar kalıcı olabilir’, 22 Haziran 2013

EIA: Türkiye’deki Şeylgazı Potansiyeli 4,6 Trilyon Varil

ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) yayımladığı rapor ile dünya kaya gazı haritasını ortaya koydu. Rapora göre, Türkiye’de mevcut tüketim rakamını 100 yıl karşılayacak kayagazı (şeylgazı) rezervi var. Ancak bunun yaklaşık 14 yıl yetecek miktarı üretilebilir nitelikte.

seyl_gazi_turkiye

Şeylgazı devrimiyle global doğalgaz ticaretinde kuralları yeniden yazan ABD, şu ana kadar yapılan tahminler doğrultusunda dünyadaki şeylgazı potansiyeline ülke ülke yer veren bir rapor yayımladı. Türkiye’den Trakya ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki rezervlerin incelendiği rapora göre, bu iki bölgede toplam 4,6 trilyon metreküp yerinde şeylgazı var, ancak bunun 651 milyar metreküpü alınabilir nitelikte. Öte yandan, bu iki bölgedeki kayapetrolü (şeylpetrolü) miktarı ise toplam 4,7 milyar varil.

Geçtiğimiz yıl Türkiye’de yaklaşık 45 milyar metreküp doğalgaz tüketildi. Bu tüketim rakamına göre 4,6 trilyon metreküplük tahmini şeylgazı rezervi, Türkiye’nin 100 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabilir. EIA’nın tahminlerine göre, Güneydoğu Anadolu’daki havzada 3,7 trilyon metreküp yerinde şeylgazı miktarı var. Ancak bunun 481 milyar metreküpü alınabilir kısmı teşkil ediyor. Aynı havzada, 4,6 milyar varili alınabilir nitelikte olan, 91 milyar varil yerinde şeylpetrolü var. Trakya havzasındaki yerinde kaya gazı miktarı ise 962 milyar metreküp olarak tahmin edilirken, bunun 170 milyar metreküpü alınabilir durumda. Trakya’daki yerinde şeylpetrolü miktarı da 2 milyar varil ve bunun alınabilir kısmı 100 milyon varil.

TPAO uzmanları, bu hesapların tamamının konvansiyonel olmayan gaz ve petrol için olduğunu vurgularken, “Ayrıca bu hesaplara Tuz Gölü ve Doğu Anadolu dahil değil” yorumunu yapıyor. Buralardaki incelemeler bittiğinde tahminler daha yukarı çıkabilir. Raporda, şeylgazı ve şeylpetrolüne yönelik arama faaliyetlerinin de gerçekleştiği Güneydoğu Anadolu ve Trakya havzalarına yer verilirken, “Türkiye, Sivas ve Tuz Gölü havzalarında da kaya gazı kaynaklarına sahip olabilir. Ancak bu iki havzada fazla inceleme olmadığından mevcut rezervuar bilgileri sınırlı” deniliyor.

Güneydoğu Anadolu havzasının öncelikle petrol eğilimli aktif bir havza olduğu ifade edilen raporda, burada bugüne kadar 100 petrol sahası keşfi yapıldığı vurgulanıyor. Güneydoğu Anadolu havzasının, Suudi Arabistan ve Irak’ın petrol bölgeleriyle benzer coğrafyaya sahip olduğu kaydedilen raporda, “TPAO ve Shell, şu anda Sarıbuğday-1 sahasında şeylgazı aramaları yapıyor. Shell, bu havza için beş kuyulu bir arama programı açıkladı” deniliyor.

Hamitabat gaz sahasının 1970’te keşfedilmesiyle, Trakya Havzası’nın Türkiye’nin en önemli gaz üretilen bölgesi haline geldiği vurgulanan raporda, şunlar kaydediliyor: “Türkiye’deki toplam doğalgaz üretiminin yüzde 85’inin gerçekleştiği bu havzada, bugüne kadar 13 doğalgaz ve üç petrol sahasında toplam 350 kuyu açıldı. Trakya Havzası’ndaki faaliyetlerin çoğu sıkı gaza yönelik oldu ve özellikle TPAO ile TransAtlantic Petroleum tarafından gerçekleştirildi. Bu şirketler henüz şeylgazı testlerine yönelik bilgi yayınlanmadı.”

MTA Doğal Kaynaklar ve Ekonomi Bülteni’nden bir inceleme Şeylgazı (shale gas) ve Ekonomik Değeri.

خيار ثنائي الحد الأدنى للإيداع 50 Ayrıntılar
Erdil, M. 100 yıl yetecek ‘Türk kaya gazı’, 19 Haziran 2013
EIA, Technically Recoverable Shale Oil and Shale Gas Resources: An Assessment of 137 Shale Formations in 41 Countries Outside the United States, 19 Haziran 2013

Çin’de Primat Fosili Bulundu: Archicebus achilles

Archicebus achilles, “Arkisebus Aşil” adı verilen türe ait fosilin, şimdiye kadar en eski primat iskelet fosilleri olarak kabul edilen fosillerden 7 milyon yıl daha eski olduğunu saptandı.

Biliminsanları, daha önce varlığı bilinmeyen, “Arkisebus Aşil” adı verilen türe ait fosilin, şimdiye kadar en eski primat iskelet fosilleri olarak kabul edilen, Almanya’daki Darwinius ve ABD’deki  Notharctus fosillerinden 7 milyon yıl daha eski olduğunu saptadı.

Archicebus_achilles
Archicebus achilles fosilinin, mikrotomografi taramasıyla elde edilen yeni görüntüsü.
Görüntü: Paul Tafforeau/Xijun Ni

Çin’in Hubei kentindeki Yangtze nehrinin akış yolu yakınında eski çağlardan kalma bir göl yatağında bulunan “Arkisebus Aşil”in gövdesini yeniden oluşturmak üzere yapılan analizler, dünyada bilinen en küçük primat türü olan pigme fare lemurlarından (Mikrosebus myoksinus) biraz daha küçük bir cüsseye sahip bu türün ağırlığının sadece 20-30 gram olduğunu ortaya koydu.

Fosile “Arkisebus” adı eski Yunancadaki başlangıç veya ilk anlamına gelen “arki” ve yine aynı dilde uzun kuyruklu maymun anlamına gelen “kebos” kelimeleri birleştirilmek suretiyle verildi. Alışılmadık bir topuk anatomisine sahip fosile “Aşil” adı  ise Yunan mitolojisinde geçen, tek zayıf yeri topuğu olan savaşçı Aşil’den esinlenilerek konuldu.

55 milyon yıl kadar önce Eosen döneminde oluşmuş bir tortul kaya katmanının ikiye ayrılması suretiyle ortaya çıkarılan fosil, primata ait iskeletin unsurlarını barındıran, “kısım” ve “karşısına düşen kısım” olarak adlandırılan birbirini tamamlayan iki parçadan oluşuyor.

Eosen Dönemi, dünyanın büyük bir kısımının yağmur ormanları ve palmiye ağaçlarıyla kaplı olduğu, küresel çapta sera şartlarının hakim olduğu bir deveyi kapsıyor.

Maymunlar, lemurlar ve insanların da dahil olduğu primat adı verilen canlı grubu, beş el ve ayak parmakları, tırnakları ve ileriye doğru çıkık gözleriyle diğer memelilerden ayrılıyor.

Fosil örneğini önce Fransa’daki Avrupa Radyasyon Sinkrotronu Tesisi bünyesinde yeralan modern tesislerde çok yüksek çözünürlükte taramadan geçiren araştırmacıların bu yolla elde ettikleri, 3 boyutlu dijital yeniden yapılandırma, biliminsanlarına son derece küçük ve kırılgan yapıdaki Arkisebus fosili hakkındaki karmaşık ayrıntıları çıkarma imkanı verdi.

Xijun Ni başkanlığında uluslararası bir bilim ekibince yapılan çalışma, Nature adlı bilim dergisinde yayımlandı.

The oldest known primate skeleton and early haplorhine evolution
Reconstructing the earliest phases of primate evolution has been impeded by gaps in the fossil record, so that disagreements persist regarding the palaeobiology and phylogenetic relationships of the earliest primates. Here we report the discovery of a nearly complete and partly articulated skeleton of a primitive haplorhine primate from the early Eocene of China, about 55 million years ago, the oldest fossil primate of this quality ever recovered. Coupled with detailed morphological examination using propagation phase contrast X-ray synchrotron microtomography, our phylogenetic analysis based on total available evidence indicates that this fossil is the most basal known member of the tarsiiform clade. In addition to providing further support for an early dichotomy between the strepsirrhine and haplorhine clades, this new primate further constrains the age of divergence between tarsiiforms and anthropoids. It also strengthens the hypothesis that the earliest primates were probably diurnal, arboreal and primarily insectivorous mammals the size of modern pygmy mouse lemurs.

binäre optionen 100 mindesteinzahlung Ayrıntılar
AA, 55 milyon yaşında primat fosili bulundu, 8 Haziran 2013
Natura, Oldest primate skeleton unveiled, 8 Haziran 2013

3,5 Milyon Yıl Önce İnsansı Canlıların Beslenme Şekli Değişmiş

Araştırmacılar, Doğu Afrika’da bulunan 11 çeşit insansı ve primatların fosilleşmiş diş minelerini inceledi. Nesli tükenmiş ilk insan fosillerinin dişleri üzerinde yapılan incelemeler, insansıların 3,5 milyon yıl önce beslenme zincirine otsu bitkileri ve muhtemelen hayvanları da eklediğini ortaya koydu. Daha önce insansı canlılar, günümüzde goril ve şempanzelerin diyetine benzeyen ormandan edinilmiş bitkilerle besleniyordu.

İnsanın ilk ataları bugünkü şempanzeler gibi ormanlarda yaşıyor ve ağaç, çalı ve ot yaprakları ile meyveleri yiyerek besleniyordu. Fakat biliminsanları, Australopithecus afarensis ve Kenyanthropus platyops adlı iki türde bu durumun 3,5 milyon yıl önce değiştiğini gözlemledi. Bu türler diyetlerine ot, saz ve muhtemelen hayvanları da dahil ediyor, Afrika’nın ağaçlı çayırlıklarında yaşamaya başlıyordu.

Araştırmacılar, 1,4-4,1 milyon yıl öncesi yaşamış 11 türe ait 175 insansı canlıdan örnekler inceledi. Bu canlıların dişlerinin kimyasal yapısı ve içerdiği karbon izotopları incelenerek beslenme alışkanlıkları konusunda fikir edinildi.

besin

Isotopic evidence of early hominin diets
Carbon isotope studies of early hominins from southern Africa showed that their diets differed markedly from the diets of extant apes. Only recently, however, has a major influx of isotopic data from eastern Africa allowed for broad taxonomic, temporal, and regional comparisons among hominins. Before 4 Ma, hominins had diets that were dominated by C3 resources and were, in that sense, similar to extant chimpanzees. By about 3.5 Ma, multiple hominin taxa began incorporating 13C-enriched [C4 or crassulacean acid metabolism (CAM)] foods in their diets and had highly variable carbon isotope compositions which are atypical for African mammals. By about 2.5 Ma, Paranthropus in eastern Africa diverged toward C4/CAM specialization and occupied an isotopic niche unknown in catarrhine primates, except in the fossil relations of grass-eating geladas (Theropithecus gelada). At the same time, other taxa (e.g., Australopithecus africanus) continued to have highly mixed and varied C3/C4 diets. Overall, there is a trend toward greater consumption of 13C-enriched foods in early hominins over time, although this trend varies by region. Hominin carbon isotope ratios also increase with postcanine tooth area and mandibular cross-sectional area, which could indicate that these foods played a role in the evolution of australopith masticatory robusticity. The 13C-enriched resources that hominins ate remain unknown and must await additional integration of existing paleodietary proxy data and new research on the distribution, abundance, nutrition, and mechanical properties of C4 (and CAM) plants.

ABD Ulusal Bilimler Akademisi Yayınları (PNAS)’nda yayımlanan araştırmayı kaleme alanlardan biri olan Zeresenay Alemseged (Kaliforniya Bilimler Akademisi) şunları söyledi: “ http://www.psinternational.net/?soys=bin%C3%A4re-optionen-broker-vergleich-60-sekunden binäre optionen broker vergleich 60 sekunden Bir organizmanın fizyolojisini, davranışını ve çevre ile etkileşimini etkileyen en önemli faktör beslenme olduğu için, bu çalışma bize, evrimimizi biçimlendiren mekanizmalara dair önemli bulgular sunacaktır.” Matt Sponheimer (Kolorado Üviversitesi) ise besin maddelerindeki bu genişlemenin insansıların çeşitlenmesinde önemli bir unsur olduğunu vurguladı.

Araştırmacılar, bu kadar geniş primat türlerinin nasıl olup da eşzamanlı olarak varlık gösterdiği sorusunu uzun zamandır cevaplamaya çalışıyor. Biliminsanları, bunun kısmi yanıtının bu canlıların aynı besin maddeleri için rekabet etmemesinde yattığını düşünüyor.

Yeni çevrelerin ve yeni besinlerin keşfi ile insanlık tarihindeki değişiklikler arasında bağlantı kurulabileceğini gösteren bu araştırmanın, günümüz insanın evriminde bir adımı daha aydınlattığına inanılıyor.

trading online operazioni binarie Ayrıntılar
BBC, İnsanın atası 3,5 milyon yıl önce beslenmesini değiştirdi, 7 Haziran 2013
BBC, Human ancestors’ diet changed 3.5 million years ago, 7 Haziran 2013

Kaplumbağa Kabuğunun Evrimi Açıklığa Kavuştu

Kaplumbağaların kabuklarının nasıl bir evrim süreci sonunda oluştuğu biliminsanlarını uzun süredir meşgul eden bir bilimsel bilmeceydi. Ancak yapılan yeni bir araştırma, ‘bağa’ adı verilen kemiksi kabuğun oluşumu hakkında yeni bilgilere ulaşılmasını sağladı.

Araştırmacılar, soyu tükenmiş bir Güney Afrika sürüngeninin fosilleşmiş iskeletinin, 30-55 milyon yıllık bir evrim dönemiyle ilgili bilgiler sağladığını açıkladılar. Yaklaşık 260 milyon yıllık olduğu düşünülen fosil, kaplumbağaların atası olarak tanımlanan Eunotosaurus’a ait. Bu fosilin, yakın zamanda bulunan ve aynı soydan gelen bir başka fosille belirgin farklılıklar gösterdiği belirtiliyor.

GraphicalAbstract-final
Eunotosaurus ile güncel bir kaplumbağanın karşılaştırılması.

Eunotosaurus yaklaşık yüz yıl önce keşfedilmişti ancak son araştırmaya kadar bu sürüngenin diğer kaplumbağa fosilleriyle bir karşılaştırması yapılmamıştı. Kaplumbağaların kabukları yaklaşık 50 kemikten oluşuyor. Kaburgalar, omuz kemikleri ve omurlar birbirine kaynayarak bu sert kabuğu oluşturuyor.

Bu kabuğun nasıl oluştuğu kaplumbağa embriyoları incelendiğinde açık şekilde görülüyor. Önce omuz kemikleri genişliyor ardından da omurların genişlemesi tamamlanıyor. Son olarak tüm bu kemikler bir dış zarla sarılıyor ve sertleşiyor.

Araştırmayı yürüten ekipten Tyler Lyson (Yale Üniversitesi) “Kaplumbağa kabukları son derece karmaşık bir yapıya sahip. İlk kez 260 milyon yıl önce Permiyen Dönemi’nde oluşmaya başladı” dedi. Bundan 210 milyon yıl önce yaşamış bir kaplumbağanın fosili, oluşumunu tamamlamış bir kabuğa sahip. Ancak yaklaşık bu kaplumbağadan 10 milyon yıl önce yaşayan ve Çin’de bulunan Odontochelys semitestac olarak adlandırılan bir başka fosilde ise kabuğun tam oluşmadığı görülüyor. Eunotosaurus, bilimadamlarına, farklı dönemlere ait fosilleri karşılaştırma olanağı sağlıyor.

eunotosaurus_iskleti
Eunotosaurus’un iskeletinin görüldüğü fosil. Görüntü: Tyler Lyson

Lyson, “Eunotosaurus’ın sırtında tıpkı günümüzde yaşayan kaplumbağalarınkine benzer T şeklinde 9 büyük kaburga kemiği bulunuyordu. Ancak Eunotosaurus’ın omurgaları ile kaburgaları birbirine kaynamamıştı ve kaburgaları arasında diğer hayvanlarda görülen kaslardan bulunmuyordu” diye açıklıyor farklılıkları.

Kaburgaların solunum sisteminde önemli bir işleve sahip olduğuna işaret eden Lyson, “Kendisini korumak için kaburgalarından vazgeçen kaplumbağaların nefes almak için başka bir yol bulmaları gerekiyordu. Bunu da karın bölgelerinde eşi benzeri olmayan bir kas bağı geliştirerek başarmışlar. Bu bağ, kaplumbağanın akciğerleri ile diğer organlarını sarmalayarak nefes almalarına yardımcı oluyor” dedi.

Lyson, koruma sağlayan kabuğun aynı zamanda içerdiği demir, potasyum ve magnezyumun laktik asit birikimini önlemesi sonucu kaplumbağanın diğer omurgalılara oranla su altında daha uzun süre kalmasına yardımcı olduğunu vurguladı.

Evolutionary Origin of the Turtle Shell
The origin of the turtle shell has perplexed biologists for more than two centuries. It was not until Odontochelys semitestacea was discovered, however, that the fossil and developmental data could be synthesized into a model of shell assembly that makes predictions for the as-yet unestablished history of the turtle stem group. We build on this model by integrating novel data for Eunotosaurus africanus—a Late Guadalupian (∼260 mya) Permian reptile inferred to be an early stem turtle. Eunotosaurus expresses a number of relevant characters, including a reduced number of elongate trunk vertebrae (nine), nine pairs of T-shaped ribs, inferred loss of intercostal muscles, reorganization of respiratory muscles to the ventral side of the ribs, (sub)dermal outgrowth of bone from the developing perichondral collar of the ribs, and paired gastralia that lack both lateral and median elements. These features conform to the predicted sequence of character acquisition and provide further support that E. africanus, O. semitestacea, and Proganochelys quenstedti represent successive divergences from the turtle stem lineage. The initial transformations of the model thus occurred by the Middle Permian, which is congruent with molecular-based divergence estimates for the lineage, and remain viable whether turtles originated inside or outside crown Diapsida.

افضل برنامج كتابه على الصور للايفون Ayrıntılar
BBC, Kaplumbağa kabuğunun evrimi çözüldü, 1 Haziran 2013
BBC, How the turtle got its unique hard shell, 1 Haziran 2013