Bir Hidrojeoloğun Günlüğü -29.11.2012

http://winevault.ca/?perex=trader-option trader option

http://www.gmhasia.com/?vosk=trading-binary-options-with-ezt&3ed=bd trading binary options with ezt

binäre optionen schlechte erfahrungen

opzioni binarie ci si può fidare

binaire optie wikipedia

http://tarbitoitutargalt.ee/?yaichko=segnali-forex-gratis-in-tempo-reale&925=56 segnali forex gratis in tempo reale sounding, VES) yaptı, elde edilen özdirenç (rezistivite) değerleri işlemden geçti. Fakat yetmedi, daha derinleri tanımlamak hatta ısıtıcıyı görmek için manyetotellürik (MT) ölçümler de yapıldı. Veriler iki ters bir düz çözümden geçti. Üretilen görüntülerin üzerine muhtemel litolojik sınırlar (düşünülen stratigrafi) ve olası faylar işlendi.

http://webdesignhat.com/video-courses-learn-hadoop-big-data-apache-cassandra-couchdb-cloud-from-scratch trading on line binario

Mesaj net, anlayana..

Sondajsa bambaşka bir heyecan, neden mi. Çünkü yaptığınız bütün bilimsel çalışmalar sonucu bir nokta belirliyorsunuz ve artık zaman, mahsul alma zamanı.. Bereketli olsun!

İlk önce sondaj yapılacak alanın sahiplerini bulduk. Anlaşmak tahmin ettiğimden de daha kolay oldu ve el sıkıştık. Hasanlar’ın insanı gerçekten de çok iyi ya da bizim şansımıza iyiler denk geldi ve işimiz rast gitti. Yeri gelmişken Mehmet Amca’ya, Serkan Abi’ye, Erkan Abi’ye ve Erdem’e selam olsun, çok kâhrımızı çektiler.

Peşinden, alan yüklenici (taşeron) firmanın sondaj ekipmanlarına göre hazırlandı ve sondaj başladı. Şantiyedeki durumsa çok farklıydı, ilk zamanlar bunlarla bu iş gitmez, bitmez dediğimi net olarak hatırlıyorum. Karşımızdaki ekip bu zaman kadar baret takmamış, sondaj verilerini not etmemiş, sadece delmiş geçmiş bir güruhtu. “Aman Allâhım!” dedim. Zaman geçtikçe, birbirimizi tanıdıkça işler düzeldi. Sanırım, bu zamana kadar o kültürle çalışmayan bir ekibin güvenlik işine gereğinden fazla burnumu soktum. Şu an, o şantiyeye dair hatırlamak istediğim tek şey var, o da odun ateşiyle semaverde pişen demli çay.

İki bayram arası sondaj olmaz derler. Bırakın iki bayramı, az daha zorlasak yeni yılı bile kutlayacaktık. Sondajın tahmin edilen süresi hem bizden hem de taşeron yüzünden uzadı, 109 gün, dilek olay. Süre uzadıkça heyecan yerini sinire, strese ve bunalıma bıraktı. Artık ne kadar bunaldıysam, ne kadar dilime vurduysa, birgün Mehmet Abi’nin “Burada, Emet’te yaşamaz mısınız?” sorusuna tereddüt etmeden, “Hayır!” deyip kendimce açıklama yaptığımı hatırlıyorum, “Ne Emet, ne Hisarcık, ne de Kütahya’da herhangi bir yerde ..”. İşte bu sıkıntılı günlerde kafa dengi arkadaşlarım da olmasa, patlardım, kalpten giderdim. Güvenç, Erdem, Yaşar, Hakan ve Hüseyin, canlar, canınızı yerim. Ne yalan söyleyeyim Güvenç’in canını çok sıktım, o da benimkini; o bana sardı, ben de ona sardım. Erdem, Yaşar ve Hakanla çiğ köftenin (ki normal şartlarda hiç işim olmaz) ve bardak mısırın dibine vurduk, bu arada kahve ve tatlıda unutmamalı. Sağolsun Hüseyin’i de epey bunalttım, kafasını şişirdim. Ara ara şantiyeden kaçıp Emet Çayı’nın dibindeki uyduruk çay bahçesine kanalize olduk, cıbılların yanına, yediğimiz içtiğimiz bizim oldu, hep gördüklerimizi anlattık.

Gördüklerimi anlatayım. Sondajla birlikte bir çok yeni kavramla karşılaştım; matkap, DC (drill collar, ağırlık), DP (drill pipe, boru, Fr. tij), stabilizer, reamer, kelly, swivel, rotary masası, çamur pompası, casing (boru), BOP (blowout preventer) ve diğer ekipmanlar. Bunların adları ve bunlarla ilgili hesaplama yaparken kullanılacak birimler İngiliz sistemi ağırlıklı; inç, galon, libre, paund, fut, sıtrok, BTU vesaire, ne varsa sondaj literatüründe standart olmuş. Bu yüzden bunun Türkçe karşılığı ne demek yerine, neyin ne olduğunu ve ne işe yaradığını hemen kavramak lazım. Bunlar dışında; çimento hesabı, matkap kontrolü, sondaj kurgusu ve hayata dair birçok konu hakkında tüyo veren Mehmet Abi’ye teşekkürü bir borç bilirim; çok yardımcı oldu, ondan çok şey öğrendim.

Bir de mikroskobum vardı, geldiğinde çocuk gibi sevindiğimi hatırlıyorum. Sondaj kırıntılara bakmak, üzerine HCl dökmek, mıknatıs kalemiyle dürtmek ve her zaman yeterli alan olmasada sertlik kalemiyle çizmek ne büyük zevk. Âlâ, böyle abuk subuk şeylerden zevk alan cümleler kurmuşsanız durum kritiktir, valla bak..

Unutmadan, sondaj sonrası bende oluşan bir düşünceyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Zaten, Emet ve Hisarcık’ta yüzeye çıkan, işletme maliyeti düşük ve açık işletmeye olanak sağlayan, yüksek tenörlü Bor içeren birimler var. Emet Çayı (veya Koca Dere) sanki Bor için bir sınır oluşturuyor ve derenin öbür yakasında Bor yok. Tabiî ki ayrıntılı bir çalışma yapmadım, rezervin geometrisi hakkında da bir bilgim yok. Âcizane fikrim, rezerv artırılacaksa Emet-Hisarcık arasında bulunan İğdeköy ve çevresinde yoğunlaşmalı, yoksa öbür taraftaki sondajlar keşif sondajı olarak kalır.

Şantiyeden ilginç kareler..


Komşu şantiyede yaşamdan zevk almayı bilenler var. O zaman problem sende arkadaş..


Sondaj, 24 saat devam eder. Bazen şantiye, uykusuz gecelerin sebebidir. Bazense gecenin bir körü menemen yemektir.


MTA’nın log kamyonu; nötron, gama vs. ölçünce etrafada korku salıyor, hâliyle..


Epey bekledik, onu iyi hatırlıyorum. Sanırım Hisarcık-Gediz yolundaki Dereköy girişi. Tek yol kazılmış ve ne öncesinde ne de sonrasında bir uyarı levhası var. “This is madness. This is Kütahya.”


Eğrigöz Dağı’ndan Hisarcık’a bakış. Bu kareyi sırf graniti delen kuru ağaç için çektim.


Eğrigöz Dağı’nın zirvesinden bor işletmelerine bakış. Emet (solda, bayrağın altında) ve Hisarcık (sağda) Açık Bor Ocakları’nı çekmek için çok zorladım.


Yenice Göleti’nin setinden Eğrigöz’ün granitlerine bakış. Bu karenin adı “Hâlet-î Rûhiye”.

Tüm ilkbahar, yaz ve sonbahar süresince ‘arazi’. İşte 2012 sezonu, bir yerbilimci olduğumu anladığım yıl oldu, sanki kaç senedir bu işi yapıyorsam, hacı. Zaten bu kafayla gidersem bir ömür boyu yerbilimci olarak kalacağım, arkadaş. İnsan arazide, bir yerden sonra kafayı sıyırıyor, bilader. Kesinlikle, psikolojik destek gerekiyor; moral, motivasyon çok önemli. Kaç kere kendi kendime “Hafız, benim ne işim var burada!” dediğimi hatırlıyorum. Pek tabiî, bu cümle en nazik şekli, küfürsüz hâli..

Bu uzun mu uzun süre zarfında Kütahya’nın sadece 3 ilçesini görmedim, daha doğrusu hiç yolum düşmedi; Altıntaş, Aslanapa ve Dumlupınar. Ankara’yı bu kadar iyi tanımıyorum valla, artık siz hesap edin.

Çavdarhisar, turistik açıdan ilginç örneklere sahip, Aizonoi.

Domaniç’in, girişinde “Osmanlı’nın doğduğu yere oşgeldiniz” tabelası var, o kadar.

Gediz, nispeten büyük bir yerleşim yeri, herhalde Kütahya-Uşak yolu üzerinde olmasa diğer ilçelerden farksız olurmuş. Gördüğüm kadarıyla jeotermal potansiyeli açığa çıkarılmayı bekliyor.

Pazarlarlıların, keselerine bereket kirazlarını çok yedim, göz hakkı şimdi. İlk kez Radon’un dibine burada vurdum, keza ilk kez sarı renkli kirazın tadına burada baktım.

Simav, büyük bir yerleşim yeri, şu sıralar depremden sonra tekrar kuruluyor, canlanıyor. Bir spekülasyonda benden olsun, yıkıcı (örneğin 7 büyüklüğünde) bir deprem her an olabilir. Bence, Küyahya’nın en yüksek jeotermal potansiyeli burada barınıyor, çünkü elektrik üretimine uygun akışkan yüzeye çok yakın (sığ derinlikte) fakat bu kaynak sera ya da termal turizm derken, göz göre göre boşa harcanıyor.

Şaphane, derin ve sıcak bir jeotermal sondaj kuyusuna sahip, MTA sondajı KŞÜ investire in opzioni binarie download -3, 2550 metre (!?), 181,2 °C (!?) sıcaklık ve kompresörle 50 litre/saniye (!?) debi. Bir de efsanevi Dağardı melanjı, olmadı Bornova filişi.

Tavşanlı, 43,5. Kütahya-Balıkesir yolu üzerinde olması, kömür işletmelerinin varlığı buranın büyümesini sağlamış. Halkı zengin, bu yüzden esnafı da küstâh ve tok satıcı. Bu diyarda büyük bir pazar kurulur ve leblebi millî meseledir.

Gelelim Hisarcık ve Emet’e.. Bu iki ilçe birbirine çok yakın, 8-10 kilometre. Bu kadar yakın olmalarına rağmen aslında aralarındaki mesafe çok uzak, sanki iki düşman gibi birbirlerinden hiç haz etmezler. İkisininde ilçe olmasının tek nedeni var, o da B. Şimdiyse ekonomilerini döndüren tek şey var, meslek yüksekokulu, öğrenci girdisi çıktısı. Ev kiralarını duysanız, kendinizi Bahçeli’de, Kolej’de ev kiralıyor sanırsınız. Emet’te geceleri pis, kesif ve ağır bir asit kokusu olur, bu koku bor işletmesinden kaynaklanır. Hisarcık’taki bor sahasındaysa gündüz gözüyle patlatma yapılır. Önce toz bulutu görülür sonra ses gelir, güm. Emet iki yamaç arasına sıkışmıştır, Hisarcık ise düz bir alana kurulmuştur. Emet Çayı, su, Hisarcık’ı Emet’ten azda olsa farklı kılar.

Gümüş, bor, kömür gibi birçok yeraltı kaynağı olan Kütahya, genel anlamda ilçelerinden farksızdır. Batı’da, Ege’de olmasına rağmen diğer şehirlere kıyasla gelişmemiştir. Bence, Kütahya’nın ve ilçelerinin geri kalmasındaki en önemli neden yoldur. Şehir için en önemli gelir kaynağı öğrencidir. Esasen gelenek, görenek, örf, adet, ananesi farklı olan öğrenciler birçok kişiyi dellendirmektedir; ama işin ucunda para olduğu için bu durum sineye çekilmektedir. Bu da bir değişimin, etkileşimin göstergesidir. Esnafı, “Abi burası Kütahya, kör tuttuğunu ..” diyecek kadar ileriye gitmiştir, görende İstanbul’dayız zanneder, hay maâşallah.

Türkiye’nin Diri Fay Haritalarını İndirmek İçin Tıklayın!

Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA), mevcut Türkiye Diri Fay Haritası’nı güncellemişti. Aşağıda pafta pafta MTA tarafından saptanmış diri/etkin/aktif fayların haritaları bulunmaktadır. İndirilemeyen paftalarda, MTA tarafından diri/etkin/aktif fay varlığı saptanamamıştır. beställa ingen online rx viagra 200 mg 1/250.000 ölçekli paftaları indirmek için görüntüye tıklamanız yeterli!


Büyütmek için tıklayın!

purchase maxalt pay pal online without rx Bu çalışmanın bütün hakları MTA’ya aittir. Tüm haritalar, Türkiye diri/etkin/aktif faylarının tanıtımı açısından bir rehber niteliğinde hazırlanmış olup, yer seçimi amaçlı çalışmalarda kullanılabilecek resmî bir belge niteliği taşımaz. Bu tür kullanımlardan doğacak sorumluluk MTA’ya ait değildir.


Sıkı (!?) güvenlik önlemleri alınmış MTA fay kazı alanından bir kare, Yeniköy (Simav, Kütahya).

Haritalar basıldı; ama çalışmalar durdurak demeden devam ediyor. 2012 sonbaharında, Fuat Hoca ve arkadaşlarla arazide gezerken MTAlılara rastladık, buradan Hasan Abi’ye selam olsun. MTA, hâlâ capcanlı, dipdiri Simav Fayı üzerinde çalışıyor. Yanlış hatırlamıyorsam, Yeniköy (Simav) ve Sofular Mahallesi’nde (Pazarlar) araştırma hendekleri (çukurları) açılmıştı, paleosismolojik çalışmalar..

opcje binarne tunel Kaynakça
MTA, Yenilenmiş Diri Fay Haritaları, 25 Kasım 2012

Kapadokya’da Gergedan Fosili Bulundu: Ceratotherium neumayri

Günümüze ulaşan fosillerin sadece yüzde ikisi volkanik kayalar içinde hapsolmuş durumda. Buna rağmen, biliminsanları zor bir keşif gerçekleştirerek, Kapadokya ignimbiritleri içinde saklı olan 9,2 milyon yıllık bir gergedan kafatası bulmayı başardılar.

Biliminsanları, Nevşehir’in Gülşehir ilçesine bağlı Karacaşar beldesinde yapılan çalışmalarda çok nadir rastlanan bir fosil keşfetti. Kafatası kalıntısının, milyonlarca yıl önce Akdeniz’de yaşayan iki boynuzlu gergedan türü Ceratotherium neumayri’ye ait olduğu belirtildi. Gergedanın volkanik kayalarda hapsolan kafatasını inceleyen araştırmacılar, Ceratotherium neumayri’nin, İtalya’nın antik Pompei kentinde milattan sonra 79 yılında yaşanan Vezüv Yanardağı patlamasına benzer, çok büyük doğal afette öldüğünü belirttiler.

Yanardağ patlamasıyla etrafa saçılan lavlardan kaçamayan Ceratotherium neumayri, sıcaklığı 400-450 °C dereceye varan lavların altında kalarak çok hızlı ve acı dolu bir ölüm yaşadı. Gergedan, lavlarla beraber öldüğü yerden yaklaşık 30 kilometre öteye sürüklendi. Ceset, aşırı sıcaklık nedeniyle kupkuru olurken, gergedanın kafatası volkanik kayalarda hapsoldu. Araştırma ekibi, gergedanın aşırı sıcaklık altında ‘piştiğini’, volkanik akıntının da bu esnada kafatasını vücuttan ayırdığını belirtti. Kıtaların hareketini devam ettirdiği milyonlarca yılın ardından, gergedandan geriye kalan kalıntılar Nevşehir sınırları içinde bulundu.

PLoS ONE dergisinde yayımlanan araştırmada (öz aşağıda), bu tür bir fosile oldukça nadir rastlandığı belirtiliyor. Araştırmacılar, yumuşak dokuya sahip canlıları daha önce de volkanik kayalarda tespit etmişti. Ancak çok yüksek ısının genelde organik materyalleri kısa sürede yok etmesi, volkanik kayalarda fosil bulunması ihtimalini de çok azaltıyor.


Detail of the exposure (a), showing the cerebellar section of the Ceratotherium neumayri cranium cropping out in the bank of the stream (b), and the right angulus mandibulare as later appearing during the extraction process (c). Note the presence of bone fragments to the left of the skull (i.e. South to it) and of centimetric whitish pumice clasts both within and around the cerebellar area (b, c). Karacaşar exposure, Cappadocia, Central Anatolia, Turkey.

Background
Preservation of fossil vertebrates in volcanic rocks is extremely rare. An articulated skull (cranium and mandible) of a rhinoceros was found in a 9.2±0.1 Ma-old ignimbrite of Cappadocia, Central Turkey. The unusual aspect of the preserved hard tissues of the skull (rough bone surface and brittle dentine) allows suspecting a peri-mortem exposure to a heating source.

Methodology/Principal Findings
Here we describe and identify the skull as belonging to the large two-horned rhinocerotine Ceratotherium neumayri, well-known in the late Miocene of the Eastern Mediterranean Province. Gross structural features and microscopic changes of hard tissues (bones and teeth) are then monitored and compared to the results of forensic and archaeological studies and experiments focusing on heating effects, in order to reconstruct the hypothetical peri-mortem conditions. Macroscopic and microscopic structural changes on compact bones (canaliculi and lamellae vanished), as well as partial dentine/cementum disintegration, drastic enamel-dentine disjunctions or microscopic cracks affecting all hard dental tissues (enamel, cementum, and dentine) point to continued exposures to temperatures around 400–450°C. Comparison to other cases of preservation of fossil vertebrates within volcanic rocks points unambiguously to some similarity with the 79 AD Plinian eruption of the Vesuvius, in Italy.

Conclusions/Significance
A 9.2±0.1 Ma-old pyroclastic density current, sourced from the Çardak caldera, likely provoked the instant death of the Karacaşar rhino, before the body of the latter experienced severe dehydration (leading to the wide and sustainable opening of the mouth), was then dismembered within the pyroclastic flow of subaerial origin, the skull being separated from the remnant body and baked under a temperature approximating 400°C, then transported northward, rolled, and trapped in disarray into that pyroclastic flow forming the pinkish Kavak-4 ignimbrite ~30 km North from the upper Miocene vent.

كتابة أطروحة للطلاب البناء Kaynakça
NTVMSNBC, Nevşehir’de 9.2 milyon yıllık fosil bulundu, 23.11.2012
Antoine P-O, Orliac MJ, Atici G, Ulusoy I, Sen E, et al. (2012) A Rhinocerotid Skull Cooked-to-Death in a 9.2 Ma-Old Ignimbrite Flow of Turkey. PLoS ONE 7(11): e49997. doi:10.1371/journal.pone.0049997, 23.11.2012

Aktif Tektoniğin İkramı Sıfır Zararlı Jeotermal Enerji

Jeotermal enerji yerin derinliklerindeki sıcak bölgeden yeryüzüne doğru yayılan yerküre iç ısısı olarak tariflenir. Jeotermal model üç önemli unsur ile açıklanır. Birincisi ısı kaynağı; ikincisi ısıyı yeraltından yüzeye taşıyan akışkan; üçüncüsü ise bu akışkanın dolaşımını sağlayacak ölçüde geçirimli kayaçlardır. Toplam 6370 kilometre yarıçapında olan yerkürede kalın mantoya göre oldukça ince gelişmiş katı kabuk vardır (Şekil 1). Kabuğun hemen altında gelişen mağma sokulum alanları potansiyel jeotermal bölgeleri oluşturabilir. Yerkürenin içine doğru ilerledikçe sıcaklığın zaten arttığı biliniyor. Ancak jeotermal alanlarda sıcak kayaç ve yüksek sıcaklıktaki yeraltısuyu diğer yerlere göre daha sığ kesimlerde bulunursa bu bölge jeotermal alan olarak adlandırılır. Yerkabuğunun inceldiği bölgelerde sıcaklık taşıyan mağmanın kabuğa sokulması jeotermal alanların oluşumunu sağlar (Şekil 2). Meteorik kökenli yeraltısuyunun birkaç kilometre derine inip ısındıktan sonra yüzeye doğru yükselmesi ise bu sahanın jeotermal saha olarak nitelendirilmesine olanak verir.


Şekil 1. Yerkürenin iç yapısı ve kabuk. Görüntü: IGA


Şekil 2. Tipik bir jeotermal sistem ve unsurları. Görüntü: IGA

Jeotermal saha aslında bu özellikteki yeri tanımlayan coğrafik bir kavramdır. Bu sahada meteorik yağmurun oluşturduğu beslenme alanı, yerin içine giren soğuk suların ısınarak bunların yeryüzünde çıkış yaptıkları yerler (yani hidrolik düzen) ise jeotermal sistem olarak adlandırılır. Isınan suların yer içinde barındıkları geçirimli kayaç kesimi ise jeotermal rezervuar olarak tanımlanır. Jeotermal rezervuarda 1 kilometre derinlikteki sıcaklığa bağlı olarak sistemleri iki gruba ayırmak olasıdır. a) Rezervuar sıcaklığının 150 °C’den düşük olduğu, düşük sıcaklıklı sistemler: Bu tür sistemler genelde yeryüzüne ulaşmış doğal sıcak su veya kaynar su çıkışları gösterirler. b) Rezervuar sıcaklığının 200 °C’den yüksek olduğu yüksek sıcaklıklı sistemler: Bu tür sistemler ise doğal buhar çıkışları (fumeroller), kaynayan çamur göletleri ile kendini gösterir.

Jeotermal sistemlerin fiziksel durumlarına bağlı olarak sınıflandırılmaları durumunda, üç farklı rezervuar durumu tanımlanabilir. 1) Sıvının etken olduğu jeotermal rezervuarlar: Rezervuardaki basınç koşullarında su sıcaklığının buharlaşma sıcaklığından daha düşük olduğu rezervuarları tanımlamakta kullanılır. Rezervuar basıncını sıvı su fazı kontrol etmektedir. 2) İki fazlı jeotermal rezervuarlar: Rezervuarda sıvı su ve su buharı birlikte bulunmaktadır ve rezervuar basıncı ve sıcaklığı suyun buhar basıncı eğrisini izler. 3) Buharın etken olduğu jeotermal rezervuarlar: Rezervuar basıncındaki akışkan sıcaklığının suyun buhar basıncı eğrisi sıcaklığından daha yüksek olması durumunda bu tür rezervuarlar oluşurlar. Rezervuardaki basıncı su buharı fazı kontrol etmektedir. Bir jeotermal sistemde volkanik kökenli jeolojik birimler en iyi ısıtıcı kayaç olarak gözlenirken, rezervuar kayaç olarak da çatlak, kırık, boşluk gibi petrofizik özelliklerin egemen olduğu yüksek geçirimli jeolojik birimler varolur (Şekil 3). Yüzeyden yer içine giren soğuk sular derinlerde aynı bir ısınmış tencere dibi gibi işlev gören sıcak volkanik-mağmatik kayaçları yalayarak ısınırlar ve yeryüzüne doğru hareket edip yerlerini daha soğuk sulara bırakırlar. Süregelen bu döngü içerisinde yüzeye yaklaşan sıcak suların fay, çatlak gibi zayıf yerlerden yeryüzüne yaptıkları su-buhar çıkışları ise kaplıca olarak tanımlanır.


Şekil 3. Jeotermal model ve geçirimli katmanlar.

operazione di tarding Jeotermal Alanların Araştırılması
Jeotermal enerjinin doğası ve dağılımı ile ilgili üç temel terim vardır; jeotermal gradyan, ısı akışı ve jeotermal anomali. Jeotermal gradyan dünya yüzeyinden derinlere doğru inildikçe sıcaklığın artmasından kaynaklanır. Normal olarak yerin altına doğru inildiğinde her 33 metrede sıcaklık 1 °C yükselir. Fakat jeotermal sahalarda, jeolojik yapının ve kayaç tiplerinin farklı olmalarından dolayı sıcaklık artışı çok daha fazla, örneğin 33 metrede 5°C olabilir. Isı enerjisi dünya yüzeyine, kayalardan iletim yoluyla geçerek, mağmanın hareketi ile veya jeotermal suyun hareketi ile ulaşır. Isı enerjisinin iletim yoluyla düşey olarak hareket etmesine ısı akısı denir.

Bazı jeotermal alanlarda, bazı derinliklerde sıcaklıklar, komşu alandaki sıcaklıklardan farklılıklar gösterirler. Bu düzensizliğe jeotermal anomali denir. Jeotermal anomali küçük bir alan ile sınırlı olabilir ve sadece küçük bir sıcak su kaynağı anomaliyi gösterebilir. Öte yandan anomali binlerce kilometrakarelik bir alanda da oluşabilir. Jeotermal kuyuların sondajı, geliştirilmesi ve işletmesi çok pahalı işlemler oldukları için jeotermal aramalarda pozitif jeotermal anomalilerin (yüzeye yakın ve yüksek sıcaklıklı) yerleri tespit edilmeye çalışılır. Farklı jeolojik yapılarda, jeotermal anomalilere sebep olan başlıca ana etken jeotermal alanların aranmasını yönlendirir. Tabakalar arasına giren genç mağmatik kayaçların (Genç mağmatik sokulumlar) varlığı jeotermal aramada öne çıkan bir özelliktir.

Levha tektoniği teorisi (yerkabuğunun, geniş düz parçalarının hareketi) genç mağma aktivitelerinin oluşumunu açıklamaktadır. Mağma, levhaların ayrılma zonları boyunca ve levhalar arasına girerek, sırtlar oluşturur. Kabuğa doğru sokulan mağma yerkabuğuna ısı transfer eder ve bu da yüksek jeotermal gradyanlar yaratabilir. Sonuç olarak ortaya çıkan jeotermal anomaliler değerli jeotermal kaynaklar yaratabilirler. Böyle yer içi yapılarının araştırılması için günümüzde Jeofizik (özellikle elektrik-elektromanyetik) yöntemler tüm dünyada başarıyla uygulanmaktadır. Yer içinde sıcak suyun Hidrotermal sirkülasyonu jeolojik kayaçların yapısını önemli şekilde bozarak hidrotermal alterasyonlar oluşturur. Geçirgen kayaçlardan, kırık veya çatlak sistemlerinden geçen sular, ısıyı kayaçlardan daha hızlı taşırlar. Genç magmatik sokulum tarafından ısıtılan sular konveksiyon akımları sonucu jeotermal sistemde dolaşır veya dolaşımdaki soğuk su mağmatik bir sokulama yaklaşarak ısınır ve hareketine devam eder.

İki durumda da jeotermal enerji kabuktaki sığ derinliklere transfer edilir ve belirgin jeotermal anomalilere neden olabilir. Termal suların yeryüzüne çıktığı noktalarda doğal sıcak su kaynakları oluşur. Bu gibi yerler ilk insanlardan günümüze değin sağlık ve diğer amaçlar için kullanılmaktadır. Bu su çıkışlarının olmadığı başka yerlerde termal sulara ulaşmak için kuyu sondajları yapmak gerekir. Bu pahalı bir işlem olduğundan sondaj yerinin mutlaka çok iyi belirlenmesi gerekir. İşte gerek sıcaklık ve gerekse sıcak su dolaşımının kayaçların elektriksel özelliğini değiştirmesi nedeniyle jeotermal aramalarda ve sondaj yerlerinin belirlenmesinde Jeofiziğin elektrik-elektromanyetik yöntemleri başarılı ve isabetli sonuçları ortaya koyar.

Bilecik civarındaki Göynük bölgesinde yapılan bir Manyetotellürik araştırmada yer içinde sıcak suyun dolaşım gösterdiği ortam ve jeotermal model elde edildi (Şekil 4). Yer içi kesidinde mavi olan kısımlardaki kayaçların elektriksel özdirenci sıcak suların dolaşımı nedeniyle düşük olarak elde edilmiştir.


Şekil 4. Jeofizik yöntemler kullanılarak elde edilen jeotermal yapı.

http://sebastien-poitevin.com/?semka=trading-opzioni-binarie-cos\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'è trading opzioni binarie cos\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\'è Sıfır Zararlı Jeotermal Enerji Kaynağı
Jeotermal enerji çevre dostu ve sıfır zararlı olup tüm dünyada artarak çok amaçlı olarak kullanılıyor. Hazne sıcaklığı (yer içindeki rezervuar sıcaklığı) 150 °C’den fazla olan jeotermal sahalarda konvansiyonel elektrik üretimi gerçekleştirilmektedir. Son yıllarda geliştirilen ve ikili (binary) çevrim olarak adlandırılan bir sistemle, buharlaşma noktaları düşük gazlar (freon, izobütan vb.) kullanılarak 70 °C < T < 80 °C’ye kadar sıcaklıktaki sulardan elektrik üretilebilmektedir. Ülkemizde Denizli Kızıldere jeotermal elektrik santralı (20,4 MWe kapasiteli) halen üretim faaliyetini sürdürüyor. Jeotermal kaynakların doğrudan kullanılması ise daha yaygındır. Orta ve düşük sıcaklıklı jeotermal kaynaklar (T < 150 °C), konutlara ve endüstriye doğrudan ısı enerjisi sağlamada kullanılabilir. Bölgesel ısıtma projeleri ile evleri ve işyerlerini ısıtmada, ticari seracılıkta, balık çiftliklerinde ve endüstriyel proseslerde kullanılabilirler. Jeotermal enerjiden sağlanan ısı enerjisi, fosil yakıtlardan sağlanan ısı enerjisine göre çok daha ucuzdur. Jeotermal enerji kullanımı sayesinde ısı enerjisi kullanımının %80 daha ekonomik hale getirilmesi mümkündür. Jeotermal enerji kullanımı sayesinde fosil yakıtlara (petrol, kömür gibi) daha az gereksinim duyularak bunların çevreye yayılan zararlı atık miktarı büyük ölçüde ya da tamamen azaltılabilir. Jeotermal bölgesel ısıtma sistemleri, doğal gaz sistemleri ile karşılaştırıldıklarında %30-50 civarında ekonomi sağlarlar.

libro estrategias con opciones financieras Tarihte Jeotermal Enerji
Milattan önce 1500 yıllarında Romalılar ve Çinlilerin doğal jeotermal kaynaklarını banyo, ısınma ve pişirme amaçlı olarak kullandıkları bilinir. 630 yıllarında ise Japon İmparatorluğu’nda kaplıca geleneği yaygınlaştı. 1200 yıllarında da Jeotermal enerji ile mekân ve su ısıtması yapılabileceği Avrupalılar tarafından keşfedildi. 1818 yılında başka bir keşif yapılarak F. Larderel ilk defa jeotermal buhar kullanarak Borik Asit elde etti. 1943’te İtalya (Larderello) jeotermal sahasından elektrik üretimi 132 MWe kapasiteye erişti ve 1945’te ise süt pastörizasyonunda ilk kez jeotermal akışkandan yararlanıldı. 1968 yılında bu kez Türkiye’de elektrik üretimi amaçlı ilk jeotermal kuyu Denizli (Kızıldere)’de açılarak, Denizli (Kızıldere) jeotermal alanı keşfedildi. Antik çağdan günümüze değin jeotermal enerjinin insanoğlu tarafından kullanılması yollarının araştırılması onun zararsız ve yenilenebilir olmasından kaynaklanır. Tüm Dünya’da bu çevre dostu enerjiden yararlanma çalışmaları halen giderek artmaktadır. Konum olarak Türkiye dünyanın genç tektonik kuşağı içinde yer aldığından doğal olarak daha çok miktarda jeotermal enerji kaynaklarına sahiptir.

generic 5mg fincar online Türkiye Jeotermal Potansiyeli
Konum olarak Türkiye dünyanın genç tektonik kuşağı içinde yer aldığından doğal olarak daha çok miktarda jeotermal enerji kaynaklarını bulunduruyor. Ülkemizde bilinen 1500 adet kuyu ve doğal su (sıcaksu ve mineralli su) çıkışları var. Türkiye’nin sahip olduğu aktif tektonik özelliğinin ürünü olarak bu enerji kaynağı olarak çoğunlukla Ege bölgesinde kümelenmiş görünüyor (Şekil 5).


Şekil 5. Türkiye’nin batısındaki deprem odakları ve sıcak su dağılımları.

Depremlerin yoğunlaştığı alanların aynı zamanda jeotermal kaynak bakımından zengin oluşu doğanın bir ikramı diye tanımlanabilir. Günümüzde Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü* (MTA) Türkiye’deki sıcak suların kimyasal analizlerini tamamlayarak sonuçları “Türkiye Jeotermal Envanteri” isimli bir kitapta (1996 yılı**) topladı. Jeotermal sahalarımız büyük bir çoğunlukla orta ve düşük sıcaklıklı sahalar olup bilinen jeotermal sahaların %95’i hacim (konut-sera) ısıtma uygulamalarına uygun görünüyor. Jeotermal enerji ile günün 24 saati kesintisiz ısıtma yapılabilir. Jeotermal sahalardan 5 tanesinin elektrik üretimine elverişli olduğu ülkemizin jeotermal potansiyeli 31.500 MWt (5 milyon konut ısıtma eşdeğeri) olup toplam konut miktarının %30 olarak tahmin ediliyor. Jeotermal potansiyelimizin yalnızca %3,5 miktarı kullanılabilmektedir. Bu miktarın 1177 MWt kısmı direkt kullanımda, 20,4 Mwe kısmı elektrik enerji üretiminde tüketilmektedir. Jeotermal kaynaklarımızdan 195 adet ılıca ise (327 MWt) balneoloji*** (banyo-sağlık) amaçlı kullanılıyor. Bu alan aynı zamanda termal turizm olarak bilinir.

Sonuç olarak Jeotermal potansiyelimizin yalnızca ancak % 3,5**** miktarından yararlanılıyor. Bu oranın artması için hiçbir neden bulunmuyor. Bugünün enerji kaynakları yenilenemeyen enerji kaynakları (kömür, petrol, doğalgaz ve nükleer enerji) ve yenilenebilen enerji kaynakları (odun, bitki atıkları, tezek, jeotermal enerji, güneş, rüzgar, hidrojen, hidrolik, gelgit ve dalga enerjisi) şeklinde sınıflandırılıyor. Örneğin nükleer enerji aksine ve diğer tüm enerji kaynaklarına göre de ekonomik, çevre dostu olan jeotermalden daha çok yararlanılması gelecekte önemli yararlar sağlayacak.

Dipnot
* Yazıyı ele alanlar MTA’nın Enstitü olarak kalmasını temenni etmiş olmalı.
** MTA, 2005 yılında bir envanter yayımlandı.
*** İngilizce kalmasına gönlüm el vermedi.
**** Bunun gibi verilen değerler çok iddialı, hele hele potansiyel hesapları, neyse..

Bu metin, Temmuz 2006’da 464 sayılı Bilim Teknik Dergisi’nde Aktif Tektoniğin İkramı Sıfır Zararlı Jeotermal Enerji başlığı altında yayımlanmıştır. Metnin birkaç yerinde ufak tefek değişiklik yapılmıştır. Yazının ve kaynak belirtilmeyen görüntülerin tüm hakları İlyas Çağlar, Tuncay Taymaz, Seda Yolsal ve Ümit Avşar’a aittir.