Afrika’nın Akifer (Suveren) Haritası


Afrika’nın akifer (suveren) verimliliği. Kaynak: BGS


Afrika’nın akifer (suveren) yapıları. Kaynak: BGS


Afrika’nın doymuş akifer (suveren) kalınlığı. Kaynak: BGS

Nedir, bu akifer.. Her jeolojik (yerbilimsel) birim bünyesinde su içermez veya barındırdığı suyu vermez ya da zorluk çıkarır. İşte bu sınıfta: akifüj (susavan), akiklüd (suvermez) ve akitard vardır. Akiferse candır, birkaç türü vardır. Ama hepsi su içerir, taşır ve bu mevcut suyun neredeyse tamamını verir. Neredeyseden kasıt şu; santrifüj, kılcal saçak (kaliper), adhezyon, kohezyon vs. hariç, ama fizik dâhil.

***

Afrika’da 300 milyondan fazla insan düzenli olarak temiz içme suyuna ulaşamıyor. Suya ihtiyacın önümüzdeki yıllarda nüfus artışı ile birlikte daha da artması bekleniyor. Biliminsanları aşırı derecede kurak Afrika kıtasında aslında çok büyük bir yeraltısuyu havzası bulunduğunu söylüyor. Araştırmacılara göre kıtada bulunan yeraltısuları yerüstü sularından 100 kat daha fazla.

Kıtadaki tatlı su nehirleri ve gölleri mevsimsel olarak taşıp kurudukları için düzenli olarak kullanılamıyorlar. Bu kıtanın tarım potansiyelini de düşürüyor. Şu an da kıtadaki ekilebilir arazinin sadece % 5’i sulanabiliyor.

Araştırma ekibi bölgedeki yeraltısularının şimdiye kadar ki en detaylı haritasını çıkardı. Environmental Research Letters adlı dergide yayınlanan araştırmada su bulmak için kazı yapmanın çok da akıllıca olmayacağının da altı çizildi.

Biliminsanları ilk defa kıtanın altında saklı duran su kitlesinin detaylı bir analizini yapmayı başardı. Bu analiz sonucu, İngiltere’deki University College London ve British Geological Survey’den (BGS) biliminsanları Afrika kıtasındaki yeraltısularının haritasını çıkardı.

Araştırmacılardan biri olan Helen Bonsor göze görünmediği için yeraltısularının unutulduğunu söyledi. Bonsor “Umarım bu araştırma insanlara yeraltısularının sunduğu potansiyeli hatırlatır” dedi. Bonsor, Afrika’daki en büyük yeraltı su rezervinin kuzey Afrika’da olduğunu söyledi. Araştırmacı “Bu bölgede yerin altında 75 metre kalınlığında bir su şeridi var” dedi.

Sahra çölünün oluşmasına neden olan iklim değişiklikleri nedeniyle kıtanın altındaki yeraltı su tabakası en son 5.000 yıl önce dolmuş. Araştırmacılar haritaları için gerekli bilgiyi bölgedeki ülkelerin kamu kurumlarından topladıkları bilgiler ve daha önce yeraltısuları ile ilgili yapılmış 283 araştırmadan almış. Araştırmacılar bölgede kurak kabul edilen birçok ülkenin aslında büyük su rezervleri üzerinde yer aldığını söylüyor. Ancak biliminsanları bu sulara ulaşım konusunda dikkatli olunması gerektiğini de söylüyor. Bir çok sondaj kuyusunun kazılmasının zararlı olabileceğini düşünüyorlar.

Araştırmacı Alan MacDonald “Büyük sondaj kuyuları bölgedeki yeraltısuyunun konumu tam anlamıyla anlaşılmadan açılmaya başlanmamalı” diyor. MacDonald “Daha küçük çaplı sondaj kuyuları ve yerel ihtiyacı karşılayacak el pompası ile çalışan kuyular daha etkili olacaktır” diyor. Yağmur eksikliği nedeniyle yeraltı havzalarının büyük bir bölümünün suyla dolu olmadığını söyleyen biliminsanları çok büyük sondaj kuyularının, bu havzaların yok olmasına neden olabileceğini düşünüyor. Bonsor da, yavaş hareket etmenin daha etkili olabileceği görüşünde.

Biliminsanları su rezervlerinin iklim değişiklikleri ile baş etmekte yeterli olacağı görüşünde. Bonsor “Güney Afrika’da yeraltısuları görece daha kısıtlı, ancak etkili ve planlı kullanımla burada bulunan suyun kıtanın kuraklık problemini çözmek için yeterli olabileceğini düşünüyoruz” diyor. Bonsor, “Yağmurun neredeyse hiç yağmadığı yarı kurak bölgelerde bile yağan her yağmur 20 ila 70 yıl yeraltı havzalarında depolanıyor. Yani bu rezervler sadece içme suyu ya da küçük çaplı tarım işlerinde kullanılırsa bölgenin iklim değişiklikleri ve kuraklık ile baş etmesine yeterli olabilir” diyor.

Tüm ayrıntıları okumak isteyenler için, Quantitative maps of groundwater resources in Africa..

puma trade come funziona Kaynakça
BBC, Afrika’da kuraklığa çözüm yerin altında, 24 Nisan 2012, İngilizce

NASA Sürekli Hareket Eden Okyanus Akıntılarını Modelledi

Denize bakınca dipsiz bir kuyu görenler için okyanus devasa bir sonsuzluğu ifade eder. Ufuk çizgisiyse bu duyguyu perçinler. Hiç bitmeyecekmiş, sonu gelmeyecekmiş gibi gelir insana, yüzmeden korksa bile.. Pekâlâ, okyanus veya denizlerdeki akıntılar nasıl oluşur?

Eşitsizlik yüzünden, termodinamik.. Doğada eşitsizlik vardır ve herşey eşit olmaya çalışır; ana ilke budur. Akıntılar: sıcaklık farkı, seviye farkı veya yoğunluk farkı yüzünden oluşur. Bir de bunu açık bir sistem kabul edersek, bu sisteme rüzgâr ya da gel-git müdahalesi olur. Bu dış çabalarda sistemin istikrarını bozar. Sonuçta içten veya dıştan kaynaklı etmenler yüzünden sisteme dengesiz duruma gelir. Böylece sistemi bir dengeye getirmeye çalışan akıntılar oluşur.

***

Bizi ilgilendiren kısımdan bir kare vererek habere girelim.


Ege Denizi ve Akdeniz’deki akıntılar. Görüntü: NASA

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), okyanusların nasıl hareket ettiğini gösteren görüntülerden bir canlandırma hazırlamış. Sürekli Hareket Eden Okyanus (İng. Perpetual Ocean) adı verilen videonun oluşturulması için, biliminsanları okyanusların hareketine dayanan sayısal modeller (örneklemeler) kullanmış. Haziran 2005 ile Aralık 2007 arasındaki 2,5 yıllık süreyi kapsayan görüntüler, kimilerine göre Vincent van Gogh’un meşhur Yıldızlı Gece tablosuna benzetilmiş.Bu videoda, okyanus akıntılarının nasıl kıvrıldığı, döndüğü, girdap oluşturduğu açıkça görülüyor.

Dimitris Menemenlis (Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü İtiş Gücü Laboratuarı), modele kıvrımlı hareketlerini kazandırmak ve sonuçları geliştirebilmek adına, uydular tarafından elde edilen deniz yüzeyinin yüksekliği verilerini kullandıklarını belirtiyor. Deniz yüzeyinin yüksekliğinin yanı sıra, NASA’nın Dünya yörüngesinde gezinen uyduları tarafından kaydedilen okyanusların sıcaklığı, su yoğunluğunun hareketinden kaynaklanan yerçekimsel güçteki değişimler ve suyun üzerinde dalgalar oluşturan rüzgâr gerilmesi gibi veriler de kullanılmış. Ayrıca, Argo adı verilen ve okyanuslardaki sıcaklık ve tuz oranını tespit eden proje kapsamında, sudaki yoğunluk ve suyun hareket etmesini sağlayan yoğunluk değişkenleri değerlendirilmiş.

Videoda, girdap benzeri oluşumlar Coriolis Kuvveti’nin etkisinden doğuyor. Bu kuvvet, hareket eden yeryüzü üzerindeki havanın kuzey yarım kürede hareket yönünün sağına, güney yarım kürede ise soluna sapmasına sebep oluyor. Havada olduğu gibi, yeryüzünün hareketi suyun yönünü saptırıyor ve akıntılar düz bir çizgi yerine girdap halinde oluşuyor. Ayrıca, Meksika Körfezi’nin sularıyla beslenen ünlü Gulf Stream (Galf sitrim, Tr. Körfez Akıntısı), Kuzey Amerika boyunca kuzeye hareket ediyor ve Avrupa’ya ulaşıyor. Bu esnada, Kuroshio (Kuroşiyo) Akıntısı doğuya yönelmeden önce Japonya’nın kıyısı boyunca yol alıyor.

Araştırmanın temellerini atsa da Sürekli Hareket Eden Okyanus projesinde yer almayan Menemenlis, oluşturulan canlandırmanın biliminsanlarının çalışması için çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Ona göre, okyanusu tanımlamak için kullandıkları sayısal modellerin içerdiği verilerin altından kalkmak çok zor. Çünkü üretilen modellerin sonuçlarını anlamak adına bu tür canlandırmalar büyük önem taşıyor. Buna ek olarak Menemenlis ve meslektaşları, mevcut okyanus modellerini Kuzey Buz Denizi’ni ve Grönland’ı kaplayan buzların erimesine neden olan akıntıların etkisini ve okyanusların atmosferdeki karbondioksiti ne kadar hızlı emdiğini anlamak için de kullanıyormuş.


Perpetual Ocean. Watch surface currents circulate in this high-resolution, 3D model of the Earth’s oceans. Driven by wind and other forces, currents on the ocean surface cover our planet. Some span hundreds to thousands of miles across vast ocean basins in well-defined flows. Others are confined to particular regions and form slow-moving, circular pools. Seen from space, the circulating waters offer a study in both chaos and order.

Orlistat 120 mg buy no prescription NASA Views Our Perpetual Ocean
The swirling flows of tens of thousands of ocean currents were captured in this scientific visualization created by NASA’s Goddard Space Flight Center in Greenbelt, Md.

“There is also a 20-minute long tour, which shows these global surface currents in more detail,” says Horace Mitchell, the lead of the visualization studio. “We also released a three-minute version on our NASA Visualization Explorer iPad app.”

Both the 20-minute and 3-minute versions are available in high definition here: http://svs.gsfc.nasa.gov/goto?3827

The visualization covers the period June 2005 to December 2007 and is based on a synthesis of a numerical model with observational data, created by a NASA project called Estimating the Circulation and Climate of the Ocean, or ECCO for short. ECCO is a joint project between the Massachusetts Institute of Technology and NASA’s Jet Propulsion Laboratory in Pasadena, Calif. ECCO uses advanced mathematical tools to combine observations with the MIT numerical ocean model to obtain realistic descriptions of how ocean circulation evolves over time.

These model-data syntheses are among the largest computations of their kind ever undertaken. They are made possible by high-end computing resources provided by NASA’s Ames Research Center in Moffett Field, Calif.

ECCO model-data syntheses are being used to quantify the ocean’s role in the global carbon cycle, to understand the recent evolution of the polar oceans, to monitor time-evolving heat, water, and chemical exchanges within and between different components of the Earth system, and for many other science applications.

In the particular model-data synthesis used for this visualization, only the larger, ocean basin-wide scales have been adjusted to fit observations. Smaller-scale ocean currents are free to evolve on their own according to the computer model’s equations. Due to the limited resolution of this particular model, only the larger eddies are represented, and tend to look more ‘perfect’ than they are in real life. Despite these model limitations, the visualization offers a realistic study in both the order and the chaos of the circulating waters that populate Earth’s ocean.

Data used by the ECCO project include: sea surface height from NASA’s Topex/Poseidon, Jason-1, and Ocean Surface Topography Mission/Jason-2 satellite altimeters; gravity from the NASA/German Aerospace Center Gravity Recovery and Climate Experiment mission; surface wind stress from NASA’s QuikScat mission; sea surface temperature from the NASA/Japan Aerospace Exploration Agency Advanced Microwave Scanning Radiometer-EOS; sea ice concentration and velocity data from passive microwave radiometers; and temperature and salinity profiles from shipborne casts, moorings and the international Argo ocean observation system.


Twenty minute version of ocean flows at 30 frames per second. This version does not include the ‘speed ups’, labels, narration, or soundtrack from Perpetual Ocean. Credit: NASA/Goddard Space Flight Center Scientific Visualization Studio

ikili opsiyon dersleri Kaynakça
NASA, NASA Views Our Perpetual Ocean, 22 Nisan 2012
NTVMSNBC, ‘Sonu Gelmeyen Okyanus’, 22 Nisan 2012

ESA: Bilinen En İyi Çözünürlükteki Moho Haritası

Moho ya da Moho süreksizliği, yerkabuğu ile manto arasındaki temsili sınırdır. Bu hayalî sınırda, maddenin yoğunluk farkından dolayı sismik dalgaların verdiği tepki değişiklik gösterir. Moho, Yerküre’nin iç hareketliliğini gösterdiği için bunu anlamak, kavramak, çözmek çok önemli, ha, gerçekten önemli mi bilinmez..


Click to enlarge! This map shows the global Mohorovičić discontinuity – known as Moho – based on data from the GOCE satellite. Moho is the boundary between the crust and the mantle, ranging from about 70 km in depth in mountainous areas, like the Himalayas, to 10 km beneath the ocean floor. Credits: GEMMA project

Kıtasal veya okyanusal türde olan kabuk (yerkabuğu), mavi gezegenimizin en dış yüzeyini kaplamaktadır. Biz bunun üzerinde yaşıyoruz. Doğalgaz, petrol ya da mineraller, ekonomik değere sahip yeraltı kaynakları, kısaca bütün yerbilimsel (jeolojik) kaynaklar da burada. Gene de bu kısmın hacmi tüm gezegenin %1’inden daha az.

Kabuk ve üst manto; deprem (yer sarsıntısı, zelzele), volkanizma (yanardağ etkinliği) ve dağ oluşumu gibi muazzam yerbilimsel süreçlerin meydana geldiği yerdir.

1 asır öncesine kadar Dünya’nın bir kabuğa sahip olduğu bilinmiyordu. 1909’da, Hırvat sismolog (deprembilimci, depremci) Andrija Mohorovičić, yeraltında yaklaşık 50 kilometre derinlikte sismik hızın ani bir değişiklik gösterdiğini keşfetti. O günden beri, yerkabuğu ile onun altındaki manto arasındaki bu sınır Moho ya da Moho süreksizliği olarak biliniyor.

Günümüzdeyse, yeryuvarının katmanlarını, sismik (depremsel) dalga hızına ve yerçekimi ölçümüne dayalı yöntemlerle belirleniyor. Sismik yöntem de, kabuk ile manto arasında sismik (depremsel) dalganın yayılma hızındaki değişim gözlenir. Gravimetri (yerçekimi ölçümü, gravimetrik) yöntemi de, kabuk ile manto bileşimindeki yoğunluk farkı yüzünden oluşan yerçekimi etkisine bakar.


Click to enlarge! Comparison between an old global Moho model (left) based on seismic/gravity data and Moho-mapping based on GOCE data (right) in South America. Credits: GEMMA project

Fakat üretilen Moho modelleri, genellikle sınırlı sismik ya da gravimetrik verilerle kuruluyor ki bu kötü veri içerikli ya da sadece tek hat boyunca geçerli oluyor. Avrupa Uzay Kurumu (ESA), GOCE adlı yerçekimi uydusunun verileriyle tüm Dünya’yı kapsayan ve yüksek çözünürlüğe sahip ilk Moho haritasını üretmiş. Projenin adı,  Moho Modelleme ve Uygulamaları için GOCE’den Faydalanma Projesi, İngilizcesi The GOCE Exploitation for Moho Modelling and Applications Project, GEMMA. GEMMA’nın ters çözümü ile üretilen Moho haritası homojen ve iyi dağıtılmış yerçekimsel verilere dayanmaktaymış. Bu sayede, ilk kez eşsiz bir Moho derinliği tahmini yapılmış. Hatta veri olmayan yerlerde bile bu derinliği söylemek mümkünmüş.

GOCE uydusu, Yerküre’nin içindeki süreçler, deniz seviyesindeki değişimler ve küresel enerji alışverişinde önemli bir rol oynayan okyanus akıntıları hakkında mevcut bilgimizi artırmak için yerçekimi alanını ölçüyor ve benzersiz bir doğrulukta yeryuvarının gerçek geometrik şekli olan geoiti modelliyor.


Click to enlarge! The Moho depth of the European area. Source: Grad, M., Tiira, T., and ESC Working Group, 2009. The Moho depth map of the European Plate, Geophys. J. Int. 176, 279-292. doi: 10.1111/j.1365-246X.2008.03919.x.

Bu da ilave olsun, işin gerçeği biraz araştırma yapınca, köre attım topalı vurdum. Avrupa plakasının Moho derinliğini ele alan bir harita daha var. GEMMA kadar hassas olmasa da, bu çalışma Avrupa sınırlarını aşıyor. Unutmayın, jeotermal çalışan biri için kabuk kalınlığı çok önemlidir.

binà “Ñ“à ’Â¤re optionsmist Kaynak
ESA, Mapping the Moho with GOCE, 21 Nisan 2012

Son 10 Yılda (2002-2012) Türkiye’de Jeoloji Eğitiminin Değişimi

2002 yılında düzenlenen 55. Türkiye Jeoloji Kurultayı‘nda “Kurultay Düzenleme Kurulu Başkanı” olarak yapmış olduğum açılış konuşmasında ülkemizdeki jeoloji eğitimi konusuna değinerek o tarihteki durumu ortaya koymaya çalışmıştım. Aradan tam 10 yıl geçti ve ülkemizdeki “Jeoloji Mühendisliği” bölümlerinin sayısı 33’e yükseldi. Ben sabırla, gençlerin yardımı ile internet üzerinden ve görevde olan eski tanıdık ve dostlardan bölümlerindeki öğretim üyesi ve yardımcılarının sayısını, 2011-2012 öğretim yılında örgün ve ikinci öğretimler için bölümlere kayıt yaptıran öğrenci sayısı ile ikinci öğretimin yapılıp yapılmadığını öğrenmeye çalıştım. Böylece ekte sunulan çizelge ortaya çıktı. Bu bağlamda internet ortamındaki bilgiler ile bölüm yetkilisinden elde edilen bilgilerin çok farklı olduğu saptandı. İnternetteki bilgilerin güncelleştirilmemiş olduğu anlaşılmaktadır. Bunun sadece Jeoloji Mühendisliği Bölümleri için geçerli olmadığını düşünüyorum. Tahmin ederim ki, tüm üniversite, fakülte ve bölümlerdeki bilgiler güncel durumu yansıtmıyor. Bunlara ek olarak değinmek istediğim ikinci bir konu var: “Yerbilimleri Fakültesi”. Bu yıl Erzurum Oltu İlçesi’nde Atatürk Üniversitesi’ne bağlı bir Yerbilimleri Fakültesi’nin kurulmuş olduğunu öğrenince geçmişe dönerek 1970’li yıllarda üç üniversitede kurulmuş olan Yerbilimleri Fakültesi konusunu hatırladım.

Söz konusu fakülte ilk olarak Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesinde 1973 yılında kurulmuştu. Bunu Ege Üniversitesi’nde 1978 yılında kurulan ikincisi izledi. Üçüncüsü ise aynı yıl İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleşti. Sonuçta adı geçen üç üniversitede var olan Yerbilimleri fakülteleri 1983 yılı Mart ayında Resmi Gazete’de çıkan bir kararname ile YÖK tarafından kapatılarak, bunların içermiş oldukları bölümler Mühendislik fakültelerine katıldı. Bunun dışında Jeoloji Mühendisliği Bölümü ile ilgili çok çarpıcı bir diğer olay ise Ankara Üniversitesi’nde yaşandı. Tüm Türkiye’de var olan Jeoloji Mühendisliği bölümleri Mühendislik Fakülteleri bünyesine alındığı halde, nedense Ankara Üniversitesi’nde yıllarca Fen Fakültesi bünyesinde eğitim verdi. YÖK’ün eseri olan bu akıl almaz durum 2001 tarihinde Ankara Üniversitesi’nde de bir Mühendislik Fakültesi kurulana kadar yıllarca devam etti.

Buna karşın çok yakın bir zamanda, 2009 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne bağlı olarak Oltu İlçesi’nde Jeoloji, Jeofizik, Maden, Harita ile Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği bölümlerini kapsayan bir “Yerbilimleri Fakültesi” kuruldu. Bu fakültenin Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nde halen 1 doçent, 2 yardımcı doçent ve 4 araştırma görevlisinden oluşan 7 kişilik bir kadro bulunmaktadır. Acaba diğer bölümlerde kaç öğretim üyesi var ve özellikle bir profesör var mı? merak ediyorum. Düşünün bu kadroya/kadrolara karşın, bununla kıyaslanmayacak derecede öğretim elemanlarına sahip Trabzon, Ege ve İstanbul üniversitelerindeki yerbilimleri fakülteleri kapatılıyor ve yıllar sonra çok cılız bir kadro ile akıl almaz bir şekilde ve bir ilçede “Yerbilimleri Fakültesi” mantar gibi birden bitiveriyor. Açıkçası bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demekten başka bir şey elden gelmiyor. Acaba kimin/kimlerin telkin ve yardımıyla Doğu Anadolu’da ve bir ilde değil, ilçede 26 yıl sonra söz konusu “Yerbilimleri Fakültesi” kuruldu? YÖK Başkanlığı buna nasıl izin verdi? Bu fakültenin açılışını onaylarken yetkililer hiç geçmişteki durumu kontrol etmediler mi? Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerini idare eden zihniyet gerçeklerden bu kadar habersiz mi?

Halen eğitim yapan ve yapmayan üniversiteleri alfabetik düzende sıralarsak:

Afyon Üniversitesi (0+1+2+1=4) (0+0),
Akdeniz Üniversitesi (3+2+6+6=17) (50+0),
Aksaray Üniversitesi (2+1+6+3=12) (57+45),
Ankara Üniversitesi (15+5+1+19=40) (106+0),
Atatürk Üniversitesi Oltu Yerbilimleri Fakültesi (0+1+2+4=7) (37+0),
Balıkesir Üniversitesi (2+2+6+2=12) (55+55),
Batman Üniversitesi (2+1+5+4=12) (45+37),
Bozok Üniversitesi (0+0+7+5=12) (27+10),
Cumhuriyet Üniversitesi (12+1+9+2=24) (71+17),
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (5+3+5+9=22) (62+0),
Çukurova Üniversitesi (9+4+2+8=23) (66+77),
Dokuz Eylül Üniversitesi (14+2+1+11=28) (85+60),
Dumlupınar Üniversitesi (1+1+5+6=13) (50+50),
Fırat Üniversitesi (5+1+12+10=28) (72+50) ,
Gümüşhane Üniversitesi (0+1+9+7=17) (28+0),
Hacettepe Üniversitesi (19+10+2+21=52) (80+60+0)*,
İstanbul Üniversitesi (14+3+12+8=37) (94+0),
İstanbul Teknik Üniversitesi (20+10+5+23=58) (50+0)**,
Karadeniz Teknik Üniversitesi (12+5+11+11=39) (95+95),
Karaelmas Üniversitesi*** (0+0+3+2=5) (0+0),
Kocaeli Üniversitesi (1+3+5+9=18) (113+72),
Mersin Üniversitesi (5+3+6+6=20) (65+0),
Muğla Üniversitesi (3+3+2+5=13) (47+0),
Nevşehir Üniversitesi (0+0+4+0=4) (0+0),
Niğde Üniversitesi (2+1+11+3=17) (67+10),
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (12+4+3+21=40) (52+0),
Osmangazi Üniversitesi (5+2+2+8=17) (57+0),
Pamukkale Üniversitesi (4+4+8+6=22) (55+50),
Selçuk Üniversitesi (5+3+13+8=29) (80+80),
Süleyman Demirel Üniversitesi (5+3+9+8=25) (77+70),
Sütçü İmam Üniversitesi (0+0+5+1=6) (28+0),
Tunceli Üniversitesi (2+1+2+3=8) (0+0)****,
Yüzüncüyıl Üniversitesi (1+1+7+10=29) (55+0)

gibi öğretim üyesi ve yardımcıları ile örgün ve ikinci öğretim öğrenci sayılarını***** ortaya koymuş oluruz.

Gözlendiği üzere bunlardan Afyon, Karaelmas, Nevşehir ve Tunceli üniversitelerinde birinci sınıfa öğrenci alınmamıştır. Durumu ikinci öğrenim, yani gece eğitimi açısından değerlendirirsek Akdeniz, Ankara, Atatürk Oltu Yerbilimleri, Çanakkale Onsekiz Mart, Gümüşhane, Hacettepe, İstanbul, İstanbul Teknik, Mersin, Muğla, Osmangazi, Sütçü İmam, Tunceli ve Yüzüncü Yıl üniversitelerinde ikinci eğitim bulunmamaktadır. Toplam öğrenci sayılarını dikkate alırsak örgün öğretimde 1826 ve ikinci öğretimde 778, toplamda 2604 öğrencinin değinilen üniversitelerin bölümlerinde birinci sınıf öğrencisi olarak eğitim aldıkları ortaya çıkmaktadır. Bir diğer konu ise Hacettepe Üniversitesi’nde 60 kişilik bir “Hidrojeoloji Mühendisliği” bölümünün bulunuşudur. Yani toplam sayı 2664‘e ulaşmaktadır.

Burada dikkati çeken durum kalabalık bir öğretim kadrosuna sahip İstanbul ve Ankara’daki üniversitelerin ikinci eğitime yer vermemelerine karşın çoğunlukla dar bir kadroyu barındıran Anadolu üniversitelerinin büyük bir kısmında ikinci eğitimin yapılmasıdır. Bunun nedeninin düşünülmesi gerekmektedir. Halen birinci sınıf olarak Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde 95, Selçuk Üniversitesi’nde 80, Çukurova Üniversitesi’nde 77, Kocaeli Üniversitesi’nde 72 ve Süleyman Demirel Üniversitesi’nde 70 öğrenci ikinci eğitime devam etmektedir. Ülkemizin bir yılda 2664 Jeoloji Mühendisi’ne ihtiyacı olup olmadığı düşünülmelidir. 33 Jeoloji Mühendisliği Bölümünde 180 profesör, 82 doçent ve 188 yardımcı doçent olarak toplam 450 öğretim üyesi ülkemizdeki jeoloji eğitime katkı vermektedir. Üç büyük şehirdeki 6 üniversitede 94 profesör, 34 doçent ve 24 yardımcı doçent bulunmaktadır. 27 Anadolu üniversitelerinde ise 86 profesör, 48 doçent ve 164 yardımcı doçent mevcuttur. Görüldüğü gibi son derece dengesiz bir dağılım söz konusudur.

Eldeki sayısal verileri 2002 yılı ile karşılaştırırsak; o dönemde var olan 118 profesör, 92 doçent ve 132 yardımcı doçent sayısı ile günümüzdeki durum bir paralellik sunmaktadır. Profesör 118/180, doçent 92/82 ve yardımcı doçent sayısı ise 132/188 gibi sayısal değerleri ortaya koymaktadır. Yani, profesör ve yardımcı doçent sayısındaki artışa karşılık doçent sayısında bir azalma söz konusudur. Geçen 10 yıllık sürede çok sayıda öğretim üyesinin emekli olduğu ve bazılarının vefat ettiği düşünülürse de, profesör ve yardımcı doçent sayısı devamlı olarak artmakta, fakat buna karşın doçent sayısı daima düşük kalmaktadır. 2002 tarihinde mevcut durumu bir kum saatine benzettiğimiz bu özellik, on yıl sonrasında da değişmemiştir. 2012 yılında da tabanda 188 yardımcı doçent, arada 82 doçent ve üstte 180 profesör olarak kum saati görüntüsü değişmemiştir. “Sonuç olarak ilk YÖK Başkanı Prof. Dr. Ihsan DOĞRAMACI tarafından ortaya konulan 1 profesör, 2 doçent ve 4 yardımcı doçentten oluşan piramit yapısına geçen 10 yıl gibi uzun bir sürede de yaklaşılamamıştır”. Çünkü bu durumda jeoloji eğitimi yapan üniversitelerde 180 profesöre karşılık 360 doçent, 720 yardımcı doçent ve 1440 araştırma görevlisi bulunması gerekmektedir. Alternatif bir değerlendirme ise profesör sayısının azaltılmasının gerektiği olabilirse de, Bölüm başına 5,6 olan profesör öğretim üyesi sayısının çok yetersiz olduğu gözetildiğinde, bunun anlamlı olmadığı görülecektir.

Dikkate alınması gereken bir diğer konu ise Anadolu’daki üniversitelerden çoğunda doktora eğitimi yapılmadığından, bunlarda görev almış araştırma görevlilerinin bir kısmının büyük şehirlerdeki üniversitelerde çalışmalarını sürdürmeleridir. Bu açıdan gerek büyük şehir ve gerekse Anadolu üniversitelerinde halen çalışmasını sürdüren araştırma görevlisi sayısı farklı çıkabilir. Tabloda belirtilen bu konu ile ilgili veriler bağlı oldukları Anadolu üniversitelerindeki kadro durumları dikkate alınarak belirtilmiştir. Sonuç olarak, Anadolu’daki üniversitelere baş vuran profesör veya doçent yok mudur?. Aslında cevap basit, vardır ama… Özellikle başvuruda bulunan doçentler için yetkili makam tarafından kadro talep edilmemekte veya kadro gelse de, türlü bahaneler ile bu gibi kişilerin ataması yapılmamaktadır. Bunun başlıca iki nedeni mevcuttur: birincisi çoğunlukla yardımcı doçentlerden oluşan mevcut kadro önce ben diyerek, ileride doçent olduğumda tekrar kadro nasıl bulunur düşüncesiyle yeni eleman atanmasını engellemektedir. Keza bölüm başkanının yardımcı doçent olduğu bir birimde başkanlık elden gider düşüncesi de etkilidir. İkinci önemli konu ise ek ders pastasındaki dilimin küçüleceği ve daha düşük ücret alınacağıdır. İşte bu nedenlerle Anadolu’daki üniversitelerde dolması gereken kadrolar konularında yetkili öğretim üyelerince doldurulamamaktadır. Gayet açık bir şekilde düşünüyorum ki, yazdıklarım birçok kişi tarafından tepki ile karşılanacaktır. Ancak durum ne olursa olsun gerçek ortadadır.

http://www.divestit.com.au/?parasyk=renato-di-lorenzo-opzioni-binarie&a4a=bc renato di lorenzo opzioni binarie Dipnot
* Bunlardan 80’i Jeoloji Mühendisliği ve 60’ı Hidrojeoloji Mühendisliği bölümlerine alınan öğrencilerdir.
** Öğrencilerin % 50’si İngilizce eğitim görmektedir.
*** 11 Nisan 2012’den itibaren adı Bülent Ecevit Üniversitesi.
**** 2011-2012 döneminde öğrenci alınmadı, halen kayıtlı olan öğrenciler mezun olduktan sonra bölüm kapatılacaktır.
***** Üniversite Adı (Prof.+Doç.+Yrd.Doç.+Ar.Gör.=Bölüm Kadrosu) (Örgün Öğretim Öğrenci+2. Öğretim Öğrenci)

Bu metnin, bütün hakları Engin Meriç’e aittir. Yazının ilk şeklinde küçük değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca makale Son 10 Yılda (2002-2012) Türkiye’de Jeoloji Eğitiminin Değişimi başlığıyla JMO Haber Bülteni’nin Nisan 2012 sayısında yayımlanmıştır.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ÇED Başvurusunda Sunulan Jeolojik Veriler

Öncelikle kısa bir hatırlatma yapalım.. 12 Mayıs 2010‘da Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu bir tane nükleer güç santrali (NGS) kurmak ve işletmek üzere anlaştı. Ardından, 2010’un 21 Temmuz’u Türkiye, 24 Kasım’ı Rusya antlaşmayı resmen onayladı. Bu anlaşmaya göre, denize nazır Mersin’in Akkuyu sahasında opcje binarne forum 2017 4 adet 1200 MWe’lik Rus tasarımı VVER reaktörü kurulması planlanıyor. Santral ladder option broker yap-sahip ol-işlet modeli ile hayata geçecek. 60 yıl işletilmesi düşünülen santralin Tastylia, Tadalafil Oral Strip % 51 hissesi her zaman Rusya’nın, geri kalan paysa Türkiye’nin olacak.. Peki Dünya ne âlemde, işte karşınızda radyoaktif ışımalar, zıplamalar, hoplamalar, sıçramalar, sekmeler..

2012’nin 21 Mart’ı başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasında yol göstermek için, bid ask volume forex ithal enerji kaynaklarına bağımlılığın ve rischio opzioni binarie con bande di bollinger 60 sec cari açığın azaltılabilmesi için, opcje binarne ksiazki yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının en yüksek düzeyde kullanılması için, genelge yayınladı. Buna göre, NGS projesinin zamanında bitmesi gerekli, bu yüzden ilgili kamu kurum ve kuruluşları herşeyi çarçabuk sonuca bağlayacak. Seroquel capsule Görüldüğü gibi bu sefer iş ciddi.. Türkiye 1970‘lerden beri nükleer güç santralı (NGS) kurmanın peşinde, bundan önceki girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. Fakat bunun sonucu, birinci belli ikinci kim diye ilerliyor..


Akkuyu NGS’nin bilgisayar simülasyonu.

Santrali kurucak olan şirket, Akkuyu NGS Elektrik Üretim AŞ, 4800 MWe gücündeki santralin çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) için 2 Aralık 2011’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na (ÇŞB) başvurmuş ve başvuru dosyası ekleri ile birlikte 23 Şubat 2012’den beri erişilebilir durumda.. Aşağıdakileri okumam, cheapest online foreign currency ben nükleer karştı değilim diyorsanız. ÇED başvuru dosyasını okumak için buraya, ÇED’in ekleri görmek için buraya tıklayın!

Halka açık olan ÇED başvurusunu “kabaca” inceledim, özellikle 3.3 numaralı başlık ve kapsadıklarını.. Akkuyu NGS’nin ÇED’inde sunulan jeolojik (yerbilimsel) verileri irdeledim ve gördüğüm ilginçlikleri paylaştım. İnsan, doğası gereği birşeyi incelediğinde, gözlem altına aldığı şeyin doğru yanlarını pek görmez ve hemen video thiago opzioni binarie hata, yanlış, eksik gedik arar. Aşağıda da bu minvaldeki durumlar ele alınacak.. Umarım ÇŞB’de onay verecek yetkililer, bu raporu dikkatli bir şekilde inceler.


Büyütmek için tıklayın! Akkuyu’da kurulması planlanan NGS ve çevresinin jeoloji haritası. Alındığı yer: Şekil 3-5, Ek D’de koordinatlı hâli var. Kaynak: ?


Büyütmek için tıklayın! Akkuyu’da kurulması planlanan NGS ve etraflıca çevresinin genel jeoloji haritası. Alındığı yer: Şekil 3-1. Kaynak: ?

Gördüğünüz bir jeoloji haritası, hem raporda hem de raporun ekinde verilmiş. Harita terminolojisini, jeolojik (yerbilimsel) dokuları ve tektonik simgeleri bilmeyenler için siyah-beyaz çizgilerden ibaret, hatta bir karakalem çalışması. Hiç anlamayan biri buna bakıp, en fazla; “Bazı yerlerde briket var. Sanırım inşaat alanı yanlış seçilmiş.” diyebilir. Bu harita yeni üretilmiş bir harita değilmiş gibi duruyor. Eğer yeni bir harita değilse asıl kaynağa atıf vermekte fayda var, bir de lejant (açıklama) koymakta yarar var, son olarak rengarenk olsa hiçte fena olmaz. Rapor’daki genel jeoloji başlığında yer alan Şekil 3-1’de, Demirtaş ve Genç (1986)’dan alınan ve buna kıyasla daha geniş bir alanı kapsayan bir jeoloji haritası koyulmuş. Fakat o da ayrıntılı bir jeoloji sunmuyor. Gene aynı yazarlara ait olan bir veride, bölgenin stratigrafik kesiti karınca duâsı gibi sunulmuş, okuyana aşk olsun.

Hidrojeoloji başlığında altında azcık hidrolojiye de dem vurulmuş, bir de serbest akifer, karst. Ta 1976-1982 dönemindeki çalışmalar aktarılmış, hey gidi günler hey..


Büyütmek için tıklayın! Akkuyu’da kurulması planlanan NGS ve etraflıca çevresinin sismotektonik haritası. Alındığı yer: Şekil 3-3. Kaynak: Doyuran vd., (1989)

Doğal afetler bir potada eritilmiş; deprem (tektonik), tsunami (dev dalga), sel, toprak kayması (heyelan), kaya düşmesi ve çığ. Buna göre söz konusu bölgede sel, toprak kayması, kaya düşmesi ve çığın olması beklenmiyor. Tektonik kısmı diğerlerine nazaran daha uzun anlatılmış. Bu parça, Demirtaş ve Genç (1986, 1987) ve Doyuran vd., (1989) çalışmalarından derlenmiş; ama metin içindeki tüm verilerin bu kaynaklardan alınıp alınmadığını anlayamadım. Doyuran vd., (1989) ait sismotektonik haritanın üzerinde 1989 sonrası deprem verileri eklenmeli, hatta mümkünse altlığı sağlayan hairtada.. Aklıma gelen güncel bir örneği aktarayım, 65. Türkiye Jeoloji Kurultayı‘nda, Kıbrıs ve yakın çevresinin depremselliğini konu alan bir bildiri dinledim, bu çalışma raporun sismisite (depremsellik) kısmına katkı sunabilir. Ama soru-yanıt kısmında o bildiri, aktif tektonikçilerden ciddi eleştiriler de aldı. Ayrıca mevcut Şaroğlu vd. 1992 ve MTA’nın basıma hazırladığı Emre vd., 2012(?) gibi diri fay haritaları incelenmeli. Bunlarla yetinmeyip o saha özelinde ayrıntılı çalışılmalı.. Raporda bölgeyi etkileyen tektonik plakaların kımıldama hızları da verilmiş. Bunlarında güncel verilerle kıyaslanması gerekli, çünkü GPS teknolojisi, bulunmaz bir nimet, bu hareketi daha hassas denetlememizi sağlıyor.. Ayrıca bu kısımda, Toroslar’ın yükseltisi ve Akdeniz’in batimetresi verilmiş; ama bu değerlerde tüm Toroslar ve bütün Akdeniz baz alınarak verilen en yüksek ve en derin değerler. Toros Dağları’nın dağılımı ve Akdeniz’in yayılımı düşünülünce proje alanı için ne kadar gereksiz sayılar verildiği ortada. Tsunami konusu ayrı bir dava. Mart 2011’deki Japonya depremi ve Fukuşima Daiçi sorunundan sonra, Kasım 2011’de yeniden düzenlenen tsunami önlemlerine göre adım atılacağı belirtilmiş.

Görünen o ki başvuru raporunda bütün günâh, MTAlı ve ODTÜlü uzmanların olacak.. Aslında lafı uzatmaya gerek yok. Özet şu; verilen jeolojik veriler, haritalar, bilgiler, sayılar, değerler ner neyse, hep Sildenafil Citrate am billigsten eski çalışmalara* ait, bunların güncelleştirilmesi lazım. Bu literatür karıştırmayalım ya da eski çalışmaları göz ardı edelim demek değil. Raporda, Mart 2011’den beri NGS kurulacak sahanın özelliklerinin araştırıldığı, incelendiği ve parametreleri güncellemek üzere etütler, tetkikler yapıldığından söz ediliyor, kolay gelsin.. Bize de hayırlı uğurlu olsun, gözün aydın Türkiye demekten başka söz kalmıyor..

www cedarfinan Dipnot
* O eski kaynaklar;
– Demirtaşlı, E., and Genç, M. (1986), Final Report of the Tectonic Investigation of Region Between the Akkuyu Site, Silifke-Mersin-Tarsus Coastal Area, Adana and İskenderun Basins, Ecemiş Fault Zone, Bolkar Mountains, Ereğli-Ulukışla Basin and Eastern Part of the Mut Basin, Unpublished Report, MTA, Geological Research Department, Ankara.
– Demirtaşlı, E., and Genç, M. (1987), Final Report of the Tectonic Investigation of Region Between Anamur, Gülnar and Mut which Lies to the West and Northwest of the Akkuyu Nuclear Power Plant Site, Unpublished Report, MTA, Geological Research Department, Ankara.
– Doyuran, V., Gülkan, P., and Koçyiğit, A. (1989), Seismotectonic Evaluation of the Akkuyu Nuclear Power Plant Site, Report Submitted to TEK by METU/EERC, Aug., 1989.

Bir Hidrojeoloğun Günlüğü -14.3.2012

10. Aykut Barka Konferansı izlenimleri aktarayım dedim. Öncelikle Aykut Hocayı tanımıyorum, bu gibi durumlarda bizim oralarda, ölünün arkasında konuşulmaz, Allah gani gani rahmet eylesin denir. Onun hakkında öğrendiğim tek şeyse şu; Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda epeyce çalışmış, 1999 Depremi olmadan o bölgedeki potansiyel tehlikeyi dile getirmiş, bunu anlatan bir de makale yayınlamış. Depremden sonra, Aykut Hoca daha bir tanınır olmuş, aynı deprem dede gibi; fakat yılın en seksi erkeği olamamış. Neyse ne, konuyu uzatmadan bu kısa girişten sonra, Aykut Hoca ile ilgili okunası sayfalar; İTÜ, BOÜN, Çankaya, Viki, bir öğrenci, CBT ve TÜBİTAK şeklinde sıralanabilir deyip, işimize bakalım..

Gelelim, Fuat Şaroğlu’nun verdiği konferansın ana konusuna ve söze son söyleyeceğimizi ilk başta söyleyerek başlayalım. Fuat Hoca’ya göre, Batı Anadolu küçük küçük, parça parça plakacıklardan oluşuyor ve bu parçalar saatin ters yönünde dönerek Ege’ye doğru ilerliyor. Pekâla bu yeni modeli önemli kılan nedir.. Şudur; artık neredeyse kimsenin sorgulamadan, ezbere kabul ettiği -tamam, sen kabul etmiyorsan üstüne alınma- atıf şampiyonu Şengör vd., 1985* tarihli makaleye alternatif bir yaklaşımdır, tabii ki salt Batı Anadolu’nın neotektoniği için.. “ trading demo Batı Anadolu’nun Neotektoniğine Farklı Bir Bakış” başlıklı sunumda söylenenler, o makaledeki, Batı Anadolu bölümü için kurgulanan kuzey-güney yönlü açılma modeline alternatif bir modeldir, yeni bir seçenektir.


Türkiye’nin neoteoktonik bölgeleri. İçi beyaz oklar genişleme, açılma, yayılma ve içi siyah oklar kısalma, daralma, sıkışma yönünü gösteriyor. Şeffaf veya açık kırmızı renkle gösterilen alansa eski modelde yenilik önerilen kısmı belirtiyor. Kaynak: Şengör vd., 1985.

Konuyu biraz daha açalım. Fuat Hoca, özellikle kendi arazi gözlemleri ve eriştiği GPS verileri sonucu bu modeli kurgulamış, tabiî ki yılların deneyimini de eklemek lazım. Benim için önemli olan kısımsa şu, bu model, biraz olsun güncel jeotermal duruma açıklık getiriyor. Çünkü, Batı Anadolu jeotermal potansiyeli ile öne çıkıyor -belki bütün sondajlar bu bölgeye odaklandığı için öyle düşünüyoruz ya, neyse- fakat mevcut jeotermal kaynakların yayılımı horst (yüksek, tepe, yığın) ve graben (çöküntü, hendek) alanlarının dağılımı ile uyuşmuyor. Jeolojiyi, yani yerbilimini, bir kenara bırakın. Biraz fizik bilen insan, jeofizikçiler kızmasın, biraz jeofizik bilen biri, graben gibi yerkabuğunun inceldiği yerlerde yüksek jeotermal potansiyel beklerken, mevcut durumun öyle olmadığını açıkça görüyor. Örneğin; grabenin bir kanadında jeotermal kaynaklar ip gibi dağılırken, diğer kanadında tık yok. Bunun bir sebebi olmalı, bunun bir yanıtı olmalı, bunun bir müsebbibi olmalı, değil mi.. Bu arada, bölgedeki varlığı genel kabul gören detachment (ayrılma, sıyrılma) faysa ayrı bir muamma.. Özellikle de, graben tabanı ile detachment fay arasındaki yaş ilişkisi..

Belki yazdıklarım çok karışık oldu. Şöyle toparlamaya çalışayım. Batı Anadolu’da klasik anlamda kabul göre kuzey-güney yönlü bir açılma yok. Bu açılma sonucu horst ve graben sistemi oluşmuyor. Batı Anadolu kopuk kıta parçaları olan plakacıklardan oluşuyor. Orta Anadolu ile Batı Anadolu arasında, geçiş bölgesi olarak tanımlanan alanda bir itme hareketi gerçekleşiyor. Fakat Orta Anadolu’nun itiş hızından daha fazla bir hızla kımıldayan Batı Anadolu, Ege’ye doğru yol alıyor. Hem de saatin ters yönünde dönerek, yol alıyor. Bu arada, bir açılma çatlağında Pamukkale gibi muazzam bir jeolojik miras oluşuyor. Ya da etkin olduğu kabul edilen Kula bölgesi, Strabon’un gözüyle göremediğim Kula’daki volkanizma, tüm ihtişamıyla gerçekleşiyor. Keşke, Fuat Hoca, bu bilgi yumağını bir makale şeklinde sunsa, sizlerde doğrudan birinci ağızdan haberdar olsanız.

Herşey jooloji değil, birkaç tane de anekdot aktaralım.. Fakültenin koridorunda yürürken, birinin “Sunuma geliyor musun?” diye bir başkasına sorduğunu işittim, soruya muhatap olanın da “Ha.. Fuat Şaroğlu’nun Fayları’na mı? Tabii ki..” dediğini duydum. Gülsem mi, gülmesem mi bilemedim.. Ayrıca ömrü hayatım boyunca unutmayacağım bir şey yaşadım, esasen tanık oldum; koca, dev, canavar Celâl Hoca, sunum başlamadan önce Fuat Hocanın elini öptü. Bu kare; saygı, sevgi, hürmet adına ne derseniz deyin, kelimelerle açıklanamaz dediklerinden.. O dev adam, sunum bitince de bir ara kürsüye çıktı ve mikrofonun başına geçti ki o tok sesiyle oturduğu yerden de mikrofonsuz bir şekilde, bütün salona kendini dinletebiliyordu. “Özellikle öğrenciler beni dinleyin” dedi; ama bana kalırsa salondaki apoletlileri muhatap alıyordu aslında, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla der gibi.. Sözlerine şöyle devam etti, “Ben 3 tane jeolog bilirim; Ozan Sungurlu, Necdet Özgül, Fuat Şaroğlu. Bu adamlar yurtdışında eğitim almadan kendilerini yetiştirdiler.”, ardından vurgulu bir şekilde “Yurtdışına gitmek adam** olmak için yetmez, adamlık içinizde olmalı.” dedi.

Bizi misafir eden ve bizle ilgilenen Serdar Hoca ile Ziyadin Hocaya buradan teşekkürü bir borç bilirim, sağolsunlar. Sunum öncesi, o güzel sohbeti ve verdiği değerli bilgiler için Cenk Hoca’ya da teşekkür ederim. Beni işin stresinden kurtarıp, böyle bir anı yaşattığı için Fuat Hoca’ma ne desem az.. Unutmadan İstanbul yaşanılacak yer değil; ama Allah var, gezilecek tozulacak yer..

Dipnot
* Şengör, A. M. C., Görür, N. and Şaroğlu, F., 1985. Strike-slip deformation basin formation and sedimentation:
Strike-slip faulting and related basin formation in zones of tectonic escape: Turkey as a case study. In:
Biddle, K.T. and Christie-Blick, N. (Eds.), Strike-slip faulting and basin formation. Society of Economic
Paleontologists and Mineralogist, Special Publication, vol. 37, pp.227-264

** Hatibin sözünü sorgulamak bana düşmez. Feministler dellenmesin. Adamdan kasıt cinsiyet ayrımcılığı değil, sadece ataerkil bir sıfat kayması..