Britanya Açıklarında Gaz Sızıntısı Oldu

buy Requip 1 mg İskoçya’nın* kuzey kıyılarında, Kuzey Denizi açıklarında, Fransız Total şirketine ait Elgin PUQ adlı platformunda gaz sızıntısı oluştu. Bir şirket sözcüsü, platformun etrafının sarıldığı ve gaz sızıntına yol açan deliğin kapatılmaya çalışıldığını açıkladı. İngiliz sahil güvenlik ekipleri de, gemilerin platformun 3,7 kilometre uzağından geçmek zorunda olduklarını bildirdi.

Platformun üzerinde oluşan gaz bulutunun patlamaya yol açmasından endişe ediliyor. Deniz yüzeyinde de gaz yoğunlaşması oluştuğu belirtiliyor. Şirket yetkilileri gazın buharlaştığını ve çevre için tehlike oluşturmadığını açıkladı. Ancak her ihtimale karşı, gaz tabakasının kimyasal maddeler sıkılarak dağıtılabilmesi amacıyla bir uçağın hazır tutulduğu ifade edildi.


Elgin PUQ. Elgin process, Utility and Quarter Platform (PUQ) and Elgin Wellhead Platform (with Rowan Viking drilling rig alongside). 27th March 2012 at 4:30 pm, 52 hours after the incident was first reported. Photo: Total E&P UK

Total şirketinin tahminlerine göre 2 gün zarfında, oluşan delikten 23 ton gaz sızdı. Şirket, sızıntının devam ettiğini ve deliği kapatma çalışmalarının yaklaşık 6 ay süreceğini belirtti. Gaz sızıntısının anlaşılması üzerine, platformda çalışan 238 işçi tahliye edildi. Elgin PUQ platformuna yakın bir mesafede Noble Hans Deul adlı petrol platformuna sahip Shell firması da çalışanlarını tahliye etti.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), meydana gelen kazanın şirketlerin denizin derinliklerinde yürüttükleri çalışmaların kontrol edilemediğinin bir göstergesi olduğunu belirtti. Vakıf, uzun süreli bir gaz sızıntısının, denizde bir ölüm alanı yaratacağını ve doğal hayatta büyük tahrifata yol açacağını açıkladı. WWF, çok derin mesafede çalışma yapan şirketler için moratoryum kararı alınmasını ve platformlardaki güvenlik önlemlerinin daha da sıkı hale getirilmesini talep ediyor.

Kuzey Denizi’nde Elgin PUQ platformundaki delik geçen pazar günü fark edildi. Total şirketi meydana gelen deliğin ve yol açtığı sızıntının şirketin son 10 yılda yaşadığı en büyük hadise olduğunu belirtiyor. Kuzey Denizi’ndeki en büyük kaza 1988 yılında meydana gelmiş, Piper Alpha platformundaki patlama sonucu 167 kişi hayatını kaybetmişti.

Bu derin deniz sondajları daha çok baş ağrıtacak gibi.. Olayla ilgili sıcak gelişmeleri takip için http://www.elgin.total.com


Click to enlarge! Field map. The Elgin complex was designed specifically so that it in the event of incidents such as this one the impact is minimized. For example, there is an 80 m separation between the well head platform and the PUQ platform complex. Also, the orientation of the structure is such that the prevailing winds at the location are most likely to carry any plume away from the complex. Photo: Total E&P UK


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=PK99ygfVLbk

Şirketten yapılan açıklamada sızıntının geçen yıl açılan 4.000 metre derinlikteki gaz kuyusundan kaynaklandığı belirtildi. Uzmanlar, mühendislerin teknik onarıma başlamadan önce sızıntının kaynağının net olarak tespit edilmesinin önemli olduğunu söylüyor. Ayrıca şirket, 2 ihtimali değerlendiriyor. Uzmanlara göre en kötü senaryoda başvurulacak yöntemin sonuç vermesi uzun zaman alabilir: “Kaçağı önlemek için yeni bir kuyu açılması gerekebilir. Bu bir adım geri atmak anlamına da geliyor, zira ikinci bir kuyunun açılması kaçınılmaz ise bunun için altı ay kadar zamana ihtiyaç var.” Sızıntıyı önlemenin bir diğer yolu ise problemin kaynağı olduğu düşünülen vanaları çamurla tıkamak. Zamana karşı yarışan Total’ın atacağı adımlarda son derece titiz davranması gerektiği, aksi taktirde sebep olunacak bir çevre felaketinin şirkete faturasının ağır olacağı belirtiliyor: “Total’ın aldığı ve alacağı kararlar her yerde sorgulanacak. Ve bu süreçte bir ihmal olup olmadığı araştırılacak.” Bu arada, Elgin platformundan gelen olumsuz haberler üzerine Total’ın Paris borsasında işlem gören hisse senetleri toplam yüzde altı değer kaybetti. Unutmadan, İngiliz Guardian (Tr. gardiyan, muhafız, bekçi) gazetesi, geçtiğimiz yılki haberinde Kuzey Denizi’nde Total’e ait diğer platformlarda gaz sızıntısının olduğunu yazmış.

* İskoçlar Britanya’dan ayrılmak istediği için mi bilinmez; ama BBC sessiz sakin, Flare still burning at North Sea gas leak Elgin platform..

how to buy Viagra in Springfield Illinois Kaynakça
DW, Kuzey Denizi’nde felaket çanları çalıyor, 29 Mart 2012
EN, Kuzey Denizi’ndeki doğal gaz sızıntısı altı ay sürebilir, 30 Mart 2012
EN, Total petrol ararken gaz sızdırıyor, 30 Mart 2012
EN, Kuzey Denizi’nde gaz sızıntısı paniği, 30 Mart 2012

Türkiye’deki Jeoloji Mühendisliği Bölümlerinin Nesnel Bir Karşılaştırılması

Dünyada en iyi 500 üniversitesi arasında Türkiye’den hiç bir üniversitenin yer almaması basında üzüntü ve eleştiri konusu oldu. Bu konuda çıkan yazılarda sıralamanın hangi kriterlere göre yapıldığına ise pek değinilmedi. Çin’de Jiao Tong Üniversitesi tarafından yapılan bu değerlendirmede beş kriter kullanılmış (bkz. ed.sjtu.edu.cn/ranking.htm)*. Bu kriterler arasında Türkiye’deki üniversiteleri ilgilendiren şunlar: öğretim üyelerinin SCI (Bilimsel Atıf İndeksi) tarafından taranan dergilerde yaptıkları yayınların sayısı, bu yayınların aldıkları atıflar ve bu değerlerin o üniversitede çalışan öğretim üyelerine olan oranı. Sözgelimi senede 500 makalesi bulunan 600 öğretim üyeli bir üniversitenin sıralamadaki yeri aynı sayıda makaleye sahip 800 öğretim üyeli bir üniversiteden daha yüksek oluyor. Üniversiteden çıkan bilimsel makale sayısının üniversiteyi değerlendirmekte kullanılan en önemli ölçütlerden biri olması ilk başta şaşırtıcı gelebilir. Fakat üniversitelerde eğitim ile araştırma birbirinden ayrılamayan bir bütün olduğu için, makale sayısı ve niteliği aynı zamanda eğitim kalitesinin de bir göstergesi. Nitekim, Harvard, Cambridge gibi dünyanın en iyi araştırma üniversiteleri aynı zamanda öğrencilerin en çok tercih ettiği, üst düzeyde eğitimin verildiği yerler.

Değişik üniversitelerin aynı bölümleri arasında sıralama bazı ülkelerde, örneğin İngiltere’de uzun süredir yapılıyor (bkz. www.hero.ac.uk/rae)*. Türkiye’de bu tür değerlendirmeleri sistematik olarak yapan bir kuruluş yok, bireysel olarak yapılan bazı değerlendirmeler ise veri bazı açık olarak verilmediği için önemli hatalar içerebiliyor. Örneğin Sayın Nusret Aras ve Rıdvan Berber tarafından hazırlanan ve Cumhuriyet Bilim Teknik’te yayınlanan (12 Mart 2005, Sayı 938) beş üniversitedeki bazı bölümleri karşılaştıran bir değerlendirmede, Boğaziçi Üniversitesi’nde mevcut olmayan bir Jeoloji Mühendisliği Bölümü gösterilmiş, ve diğer jeoloji bölümlerinin makale ve öğretim üyesi sayılarında önemli hatalar yapılmıştır.

Değişik üniversitelerin aynı bölümleri arasında yapılacak bir değerlendirmeye örnek oluşturması amacı ile verilerin saydam ve erişilebilir olduğu bir değerlendirmeyi Türkiye’deki bazı jeoloji bölümleri için yaptık.  kan man köpa Viagra på apoteket Türkiye’de 2003 senesinde lisans eğitimi veren 23 Jeoloji Mühendisliği Bölümü mevcut**. Bunlar arasında kadrosu ve bilimsel potansiyeli ile öne çıkan sekiz jeoloji bölümü değerlendirmeye alındı: İstanbul Üniversitesi (İÜ), İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Ankara Üniversitesi (AÜ), Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Hacettepe Üniversitesi (HÜ), Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ).

http://suleibnitz.at/?opyre=handel-bin%C3%A4re-optionen&b10=7b handel binäre optionen Yöntem
Türkiye’deki jeoloji bölümlerinin araştırma nitelikleri saptanırken 2000-2005 seneleri arasında yayınlanan SCI makaleleri ve bu makalelere verilen atıflar değerlendirildi. Öğretim elemanlarının 2000 senesi öncesi makalelerine verilen atıflar göz önüne alınmadı, çünkü amaç bölümlerin geçmişteki başarılarını değil bugünkü ve yakın gelecekteki güçlerini saptamak.

Sekiz jeoloji bölümünde görev yapan öğretim üyelerinin (Prof, Doç, Yrd. Doç., Öğretim Görevlisi Dr.) isimleri bölümlerin web sitelerinden tespit edildi. Bu listelerin doğruluğu ve güncelliği o bölümde görev yapan bir öğretim üyesi tarafından kontrol edildi. Daha sonra her bir öğretim üyesinin ismi ve soyadı altında Web of Science – Science Citation Index-expanded kapsamında tarama yapılıp, öğretim üyesinin 2000-2005 Mart ayı arasında yayınladığı makaleler ve bu makalelere verilen atıflar saptandı.  Bu kapsamda 214 öğretim elemanına ait 550’nin üzerinde makale listelendi. Tarama sırasında soyadı benzerliğinden kaynaklanan sorunlar çıktı. Bu durumlarda makalelerin gerçekten taranan kişiye ait olup olmadığı, derginin konusundan ve yazar adresinden kontrol edildi. Bazı durumlarda Web of Science tarafından taranan bildiri özetleri, giriş yazıları, düzeltmeler, vefat yazıları listenin dışında tutuldu. Bölümde çalışan doktoralı araştırma görevlilerinin yayınları da bölüm hanesine geçirildi.

http://winevault.ca/?perex=opzioni-binarie-sostegno-e-resistenza opzioni binarie sostegno e resistenza Makale Bazında Jeoloji Bölümlerinin Sıralaması
2000-2005 seneleri arasında Türkiye’deki sekiz üniversitenin jeoloji bölümünden SCI tarafından taranan dergilerde çıkan 550’yi aşkın makalenin bölüm bazında sayıları ve bölümlerin öğretim elemanı rakamları Çizelge 1’de verilmiştir. Değişik üniversitelerin jeoloji bölümleri karşılaştırılırken toplam makale sayısından çok, öğretim elemanı başına düşen makale sayısı, bölümün bilimsel etkinliğini göstermesi bakımından anlamlıdır. Bu kritere göre ODTÜ jeoloji bölümü beş senede öğretim elemanı başına düşen 4,5 makale ile birinci gelmekte, ve bunu benzer değerlere sahip İTÜ ve  takip etmektedir. Daha sonra sırası ile DEÜİÜ ve KTÜ gelmektedir.

Çizelge 1. Sekiz Üniversitenin Jeoloji Mühendisliği Bölümünde SCI Yayın ve Atıf Sayıları

Kuruluş

http://300seconds.co.uk/?sefer=opciones-financieras-condor opciones financieras condor Öğretim üyesi sayısı

2000-2005 SCI makale sayısı

operazioni binarie automatiche Beş yılda öğretim elemanı başına yayın sayısı

2000-2003 arası SCI yayın sayısı

kan man köpa Viagra receptfritt 2000-2003 arası SCI yayınlarına verilen atıflar

Öğretim üyesi başına atıf 2000-2003

binära option robot Yayın başına atıf 2000-2003

Bölümlerin 2003 ÖSY sınavı taban puanları

İTÜ

32

115

3,6

94

482

15,1

5,1

322.3

ODTÜ

20

89

4,5

61

213

10,7

3,5

337.4

34

122

3,6

84

169

5,0

2,0

307.4

24

71

3,0

60

116

4,8

1,9

298.0

DEÜ

32

69

2,2

46

201

6,3

4,4

293.9

İÜ

27

49

1,8

33

74

2,7

2,2

301.8

25

47

1,9

30

40

1,8

1,3

266.8

KTÜ

20

14

0,7

7

4

0,2

0,6

282.3

Buy Tastylia Online No Prescription Needed Atıf Bazında Jeoloji Bölümlerinin Sıralaması
Bir makalenin niteliği ile ilgili en nesnel gösterge makalenin aldığı atıf sayısıdır. Yayınlanan bir makalenin sonuçları diğer araştırıcılar tarafından önemseniyor ve kullanılıyorsa, makale atıf almaya başlar. Yüksek sayıda atıf alan bir makale, popüler ve güncel bir konuda önemli veri veya görüş getiren bir çalışmanın ürünüdür. Buna karşın bir makalenin çok az atıf almasının iki nedeni olabilir: Birincisi çok dar bir bilim camiasına hitap eden makaleler çok değerli olsalar bile, bu konularda fazla araştırma yapılmadığı için atıf alamazlar. Örneğin matematik konusunda veya jeolojinin paleontoloji konusunda yapılan çalışmaların atıf sayıları düşüktür.  cos è il trading on line İkinci ve daha çok rastlanan neden çalışmanın bilimsel açıdan güçsüz veya anlamsız olmasıdır. Bu tip makaleler düşük etki sayısına sahip dergilerde, gözden ırak yerlerde sadece akademik yükselme ve atanma amacı ile yayınlanır. Bu iki tür çalışmayı ayırt etmek meslek erbabı için kolaydır.

Günümüzde bilimsel bir dergiye yollanan bir makalenin yayınlanması altı ayı aşmaktadır. Bu nedenle atıf sayıları değerlendirilirken sadece 2000-2003 seneleri arasında çıkan makaleler göz önüne alınmıştır. Bu makalelerin aldıkları atıflar, bölüm, öğretim üyesi ve makale bazında Çizelge 1’de gösterilmiştir. Toplam atıf, öğretim üyesine başına düşen atıf ve yayın başına atıf kriterlerinde İTÜ jeoloji bölümü açık bir fark ile öndedir. Bunu sırası ile ODTÜ, HÜ, DEÜ, AÜ, İÜ, CU, KTÜ takip eder (Çizelge 1).

Araştırmaları değerlendirirken göz önüne alınması gereken önemli bir husus çok yazarlı makalelerde, araştırıcıların katkı payını belirlemektir. Bu durum bilhassa yüksek atıf alan makaleler için önemlidir. Üçten fazla yazarı olan makalelerde genelde birinci yazarın katkısı en çoktur. Şanghay Jiao Tong Üniversitesi dünyadaki üniversiteleri değerlendirirken çok atıflı makaleler için birinci yazara makale ve atıfların % 50’sini, ikinci yazara % 25’ini ayırmış ve kalan % 25’i ise diğer yazarlar arasında bölüştürmüştür. Bu çalışmada böyle bir ayırıma gidilmemiş ve çok yazarlı makaleler ve aldıkları atıflar her bir araştırıcının hanesinde ayrı ayrı gösterilmiştir. Böyle bir ayırım yapıldığı takdirde yabancı yerbilimciler birinci yazar olduğu yüksek atıflı makaleler nedeni ile İTÜ ve DEÜ jeoloji bölümlerinin atıf sayısı biraz düşecektir. Atıf sıralamasında Ankara Üniversitesi DEÜ’nin önüne geçecek, İTÜ’nün yeri değişmeyecektir.

beste binäre optionen plattform Yüksek Atıflı Makaleler
2000-2003 senelerinde çıkan 400 makalenin atıf dağılımı Şekil 1’deki histogramda gösterilmiştir. Makalelerin %58’i sıfır veya bir atıf almıştır. Yediden fazla atıf alan makalelerin sayısı toplamın ancak % 11’ini oluşturur, buna karşın bu makaleler toplam atıfların % 59’unu almıştır. 2000-2003 senelerinde yayınlanan ve en yüksek sayıda atıf alan on makalenin künyesi Çizelge 2’de verilmiştir. Bu on makalenin yedisi İTÜ, ikisi ODTÜ ve biri DEÜ adreslidir. Bu seneler arasında yayınlanan 400 makalenin % 2,5’ini teşkil eden bu on makale alınan atıfların % 24’ünü oluşturur. Yüksek atıflı makalelerin konularına bakıldığında Marmara Denizi’nin aktif tektoniği ve oşinografisi, Batı Anadolu’nun genç tektoniği ve germe rejimi, Menderes Masifi’nin yapısı gibi güncel konular üzerinde oldukları görülmektedir.


Şekil 1. 2000-2003 yılları arasıda yayınlanan 400 yerbilimi makalesine verilen atıf sayıları. Görüntü: Aral İbrahim Okay.

come imparare trading Jeoloji Bölümlerinin Değerlendirilmesi
Türkiye’deki jeoloji bölümleri on sene öncesine göre SCI’ye giren makale sayısında önemli bir gelişim göstermiştir; buna karşın makalelerin niteliğinin bir göstergesi olan atıf sayısında kat edilecek epey yol bulunmaktadır. Öğretim üyesi başına makale sayısı ve atıf sayısı açısından değerlendirildiğinde Türkiye’nin en başarılı jeoloji bölümleri olarak İTÜ ve ODTÜ ön plana çıkmaktadır. Öğretim üyesi başına makale sayısında ODTÜ birinci gelmekte, İTÜ ise makalelere verilen atıflar açısından önde yer almaktadır. Bu bölümleri sırası ile HÜ, AÜ, DEÜ, İÜ, CÜ ve KTÜ takip etmektedir. Jeolojini alt dallarına bakıldığında, mühendislik jeolojisinde HÜ en önde yer almakta onu ODTÜ, AÜ, DEÜ takip etmektedir. İTÜ ise tektonik ve deniz jeolojisinde başarılıdır.

Bölüm başarı sıralaması ile jeoloji bölümlerin 2003 taban puanı ile tanımlanan öğrenci tercihleri arasında yakın bir paralellik, fakat ilginç bazı farklılıklar göze çarpar (Çizelge 1). ODTÜ, muhtemelen üniversite prestijinin daha yüksek olması ve İngilizce eğitim nedeni ile öğrenci tercihinde açık farkla İTÜ’nün önünde yer almaktadır (Çizelge 1). Öğrenci tercihlerinde İTÜ’yü sırası ile HÜ, İÜ, AÜ, DEÜ, KTÜ, ve CÜ takip etmektedir. İÜ ve KTÜ’ye olan öğrenci tercihi bu bölümlerin başarı sıralamasındaki yerlerinin üzerindedir.

Çizelge 2. Yüksek Atıflı Jeoloji Makaleleri 2000-2002
1) Okay AI, Kaşlılar-Özcan A, İmren C, Boztepe-Güney, A., Demirbağ, E., Kuşçu, İ., 2000, Active faults and evolving strike-slip basins in the Marmara Sea, northwest Turkey: a multichannel seismic reflection study. Tectonophysics, 321,  189-218. Atıf sayısı:  forex kontor 46.

2) Bozkurt E, 2001, Neotectonics of Turkey – a synthesis. Geodinamica Acta 14, 3-30. Atıf sayısı:  http://www.remedy-stores.com/?straysjatina=iqoption-trackid-sp-006&721=fb iqoption trackid sp 006 42.

3) Le Pichon X, Sengor AMC, Demirbag E, Rangin C,İmren C, Armijo R, Görür N, Cagatay N, de Lepinay BM, Meyer B, Saatcilar R, Tok B., 2001, The active Main Marmara Fault. Earth And Planetary Science Letters 192, 595-616. Atıf sayısı:  borsa opzioni bjnarie 31

4) Imren C, Le Pichon X, Rangin C, Demirbag E, Ecevitoglu B, Gorur N , 2001, The North Anatolian Fault within the Sea of Marmara: a new interpretation based on multi-channel seismic and multi-beam bathymetry data. Earth And Planetary Science Letters, 186, 143-158. Atıf sayısı:  binära optioner sören 29.

5) Çağatay MN, Görür N, Algan O, Eastoe C, Tchapalyga A, Ongan D, Kuhn T, Kuscu I, 2000, Late Glacial-Holocene palaeoceanography of the Sea of Marmara: timing of connections with the Mediterranean and theBlack Seas. Marine Geology, 167, 191-206, Atıf sayısı:  28.

6) Lips ALW, Cassard D, Sözbilir H, Yilmaz H, Wijbrans JR., 2001, Multistage exhumation of the Menderes Massif, western Anatolia (Turkey). International Journal Of Earth Sciences, 89, 781-792. Atıf sayısı: 26.

7) Bozkurt E, Oberhansli R, 2001, Menderes Massif (Western Turkey): structural, metamorphic and magmatic evolution – a synthesis. Internatıonal Journal Of Earth Scıences, 89, 679-708. Atıf sayısı: 23.

8) Okay AI, Satir M, 2000, Coeval plutonism and metamorphism in a latest Oligocene metamorphic core complex in northwest Turkey. Geological Magazine, 137, 495-516, Atıf sayısı: 23.

9) Yaltirak C, Alpar B, Sakinc M, Yuce H., 2000, Origin of the Strait of Canakkale (Dardanelles): regional tectonics and the Mediterranean-Marmara incursion. Marıne Geology, 164, 139-156. Atıf sayısı: 22

10) Barka A, Akyuz HS, Altunel E, Sunal G, Cakir Z, Dikbas A, Yerli B, Armijo R, Meyer B, de Chabalier JB, Rockwell T, Dolan JR, Hartleb R, Dawson T, Christofferson S, Tucker A, Fumal T, Langridge R, Stenner H, Lettis W, Bachhuber J, Page W., 2002, The surface rupture and slip distribution of the 17 August 1999 Izmit earthquake (M 7.4), North Anatolian fault. Bulletin of the Seismological Society of America, 92, 43-60, Atıf Sayısı: 21

11) Gessner K, Ring U, Johnson C, Hetzel, R., Passchier, CW, Gungor, T.,  2001, An active bivergent rolling-hinge detachment system: Central Menderes metamorphic core complex in western Turkey. Geology, 29, 611-614. Atıf sayısı: 21.

12) Görür N, Çağatay MN, Emre O, Sakinc M, Islamoglu Y, Algan O, Erkal T, Kecer M, Akkok R, Karlik G., 2001, Is the abrupt drowning of the Black Sea shelf at 7150 yr BP a myth? Marine Geology, 176, 65-73. Atıf sayısı: 20.

13) Gessner K, Piazolo S, Gungor T, Ring, U., Kröner, A., Passchier, CW., 2001, Tectonic significance of deformation patterns in granitoid rocks of the Menderes nappes, Anatolide belt, southwest Turkey. International Journal Of Earth Sciences, 89, 766-780. Atıf sayısı: 20.

14) Okay AI, 2001, Stratigraphic and metamorphic inversions in the central Menderes Massif: a new structural model. International Journal Of Earth Sciences, 89, 709-727. Atıf sayısı: 18.

15) Okay AI, Tansel I, Tuysuz O, 2001, Obduction, subduction and collision as reflected in the Upper Cretaceous-Lower Eocene sedimentary record of western Turkey. Geological Magazine, 138, 117-142.  Atıf sayısı: 18.

16) Seyitoglu G, Çemen İ, Tekeli O., 2000, Extensional folding in the Alasehir (Gediz) graben, western Turkey. Journal Of The Geological Society, 157, 1097-1100.  Atıf sayısı: 16.

17) Candan O, Dora OO, Oberhansli R, et al., 2001, Pan-African high-pressure metamorphism in the Precambrian basement of the Menderes Massif, western Anatolia, Turkey . Internatıonal Journal Of Earth Scıences 89 (4): 793-811 APR 2001, Atıf sayısı: 16

18) Bozkurt E, 2001, Late Alpine evolution of the central Menderes Massif, western Turkey. Internatıonal Journal Of Earth Scıences 89 (4): 728-744 APR 2001, Atıf sayısı: 15

19) Seyitoglu G, Tekeli O, Cemen I, et al., 2002, The role of the flexural rotation/rolling hinge model in the tectonic evolution of the Alasehir graben, western Turkey. Geologıcal Magazıne 139 (1): 15-26 JAN 2002, Atıf sayısı: 14

20) Bozkurt E, Satir M, 2000, The southern Menderes Massif (western Turkey): geochronology and exhumation history. Geologıcal Journal 35 (3-4): 285-296 JUL-DEC 2000, Atıf sayısı: 14

21) Okay AI, Monod O, Monie P, 2002, Triassic blueschists and eclogites from northwest Turkey: vestiges of the Paleo-Tethyan subduction. Lithos 64 (3-4): 155-178 OCT 2002, Atıf sayısı: 13

22) Yaltirak C, Sakinc M, Oktay FY, 2000, Westward propagation of North Anatolian fault into the northern Aegean: Timing and kinematics: Comment. Geology 28 (2): 187-188 FEB 2000, Atıf sayısı: 13

Temenniler
Doçentlik sınavlarında SCI’e giren dergilerde yayın zorunluluğu getirilmesi üniversite bölümlerini yurtdışına açmış ve bir makale patlaması yaratmıştır. Şimdi ikinci aşama olarak doçentlik sınavları için makalelerin TÜBİTAK tarafından A ve B sınıfı olarak değerlendirilen dergilerinde yayınlanması zorunluluğu getirilmelidir. Böyle bir kural yükseltme ve atama amaçlı yapılan yayınların önünü önemli ölçüde kesecek, Türkiye adresli makalelerin niteliğini artıracaktır.

Bölümlerin başarılarını irdelerken makale ve atıf dışında diğer bazı kriterlerin de göz önüne alınması gerekir. Bu kriterler arasında bölümün laboratuvar imkanları, alınan bilimsel proje sayısı, parasal girdi, mezunların iş bulma durumu ve elde ettikleri ulusal ve uluslararası başarılar sayılabilir. Bu işlemin bugüne kadar YÖK, TÜBİTAK veya TÜBA tarafından yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Böyle bir çalışma lisans ve lisansüstü eğitim için bölüm seçiminde öğrencilere yol gösterici olacak, ve bölümler arasındaki rekabeti artıracağı için, Türkiye’de genel bilim seviyesinin yükselmesine yardımcı olacaktır. Ancak bu tür sistematik ve bilinçli bir denetim ile Türkiye üniversiteleri dünyanın en iyi üniversiteleri arasındaki yerini alabilir.

Aral Okay
İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü
2005

Çizelge 3. 2000-2005 Yıllarında Türkiye Adresli Yayınlanan SCI Makalelerinin Çıktığı Dergiler***

Dergi Adı Makale Sayısı
Environmental Geology

39

International Geology Review

36

Engineering Geology

34

Marine Geology

21

International Journal of Earth Sciences

20

Energy Sources

20

Tectonophysics

16

Geodinamica Acta

14

International Journal of Rock Mechanics

12

Journal of Volcanology and Geothermal Research

11

Turkish Journal of Earth Sciences

10

Geological Magazine

10

Journal of Asian earth Sciences

10

Neues Jahrbuch für..

10

Computers & Geosciences

10

Journal of the Geological Society of India

10

Journal of the Geological Society, London

9

International Journal of Coal Geology

9

Clays and Clay Minerals

8

Geologica Carpathica

8

Rivista Italiana Di Paleontologia E Stratigrafia

7

Geological Journal

6

Terra Nova

6

Carbonates and Evaporites

6

Sedimentary Geology

5

Chemical Geology

5

Water Air and Soil Pollution

5

Key Engineering Materials

5

Applied Geochemistry

5

Clay Minerals

4

Bulletin of the Seismological Society America

4

Chemie der Erde

4

Marine and Petroleum Geology

4

Micropaleontology

5

Journal of Petroleum Geology

4

International Journal of Remote Sensing

4

Gondwana Research

3

Materials Letters

4

Tectonics

3

Geology

3

Earth and Planetary Science Letters

3

Journal of Paleontology

3

Geobios

3

Geo-Marine Letters

3

Canadian Mineralogist

3

Journal of Seismology

3

ISIS

3

Fuel

3

Cement and Concrete Research

3

Arabian Journal for Science and Engineering

3

Acta Geologica Sinica

3

Geochemistry International

3

Comptes Rendus…

3

Journal of Geophysical Research

2

Geophysical research Letters

2

Journal of Metamorphic Geology

2

Lithos

2

Economic Geology

2

Hydrogeology Journal

2

Ofioliti

2

Environment International

2

Tunnelling and Underground Space Technology

2

Natural Hazards

2

Geothermics

2

Geological Society of America Bulletin

1

AAPG Bulletin

1

Journal of Petrology

1

Mineralogical Magazine

1

Dipnotlar
*Maalesef verilen adresler uçmuş.
**Şu an yani 2012 itibariyle 32 bölüm var.
*** Aslında orijinal kaynakta Çizelge 4.

Bu metnin bütün hakları Aral İbrahim OKAY’a (İTÜ) aittir. Çok küçük değişiklikler dışında yazının ilk hâline müdahale edilmemiştir. Ayrıca bu yazı, hocanın kendi sayfasında Jeoloji Bölümlerinin bilimsel karşılaştırılması 2000-2005 başlığı ile yayımlanmıştır.

Genç Joologlar Rahatsız!?.. Ya siz..

… Diğer yandan son yıllarda jeoloji mühendisliği üniversiteye girişteki tercih sıralamasında hızla alt sıralara düşmüş, bölümlerimizdeki “öğrenci kalitesi” de bundan etkilenmiştir…

Evet, bu sözler bir dost sohbetinde geçmiyor. JMO öncülüğünde gerçekleştiren bir toplantıda, hem de o toplantının bir sonuca vardığı metinde.. Pekâlâ, bu talihsiz sözlerin altına imza atanlar kim;
– JMO yönetim kurulu üyeleri,
– JMO bilimsel ve teknik kurul başkanı,
– JMO öğrenci üye örgütlülüğü JeoGenç’in temsilcisi,
– ve 27 (28!) üniversitenin jeoloji mühendisliği bölüm başkanı veya bölüm temsilcisi öğretim üyesi.

İşte bu akil insanlar, kanaat önderleri, duayenler (!) jooloji eğitimin sorunlarını tartışmak üzere eşgüdüm toplantısı gerçekleştirmiş. Bu açıklamaya göre, jooloji bölümlerine giren öğrencilerin kalitesi mesleki prestij açısından bir darbe demek.. Jooloji okuyan öğrenciler için kibarca yazılan bu izâhın Türkçe meâli şu: mankafa; mal, malın önde gideni, bayrak tutanı, trampet çalanı; aptal; anlayışsız; anlayışı kıt; gerizekâlı hatta idiyot.. Sanırım İTÜlü, ODTÜlü öğrenciler kalburüsütü kabul edilmiştir. Belki ucundan kenarından Hacettepeli, İstanbullu, Ankaralı ve Dokuz Eylüllü öğrenciler yırtmıştır. Zaten hidrojoologlar kategori dışı sayılmıştır. Lâ havle..

Kendi öğrencisine bu gözle bakanlar, meslektaşının daha doğrusu kendi “potansiyel” üyesinin gözünün yaşına bakmayanlar; ne ekerseniz onu biçersiniz.

O sonuç bildirgesi sansürsüz bir şekilde aşağıda verilmiştir.


Donanımlı (!) bir saha jeoloğunun vazgeçilmez aksesuarları; jeolog çekici ve kılıfı, jeolog pusulası ve kılıfı ve bunları bir arada tutan kemer. Görüntü: Accoutrement of a Field-Geologist, 1876.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eğitim Eşgüdüm Kurulu 2012 Yılı Toplantısı Sonuç Bildirgesi
TMMOB-Jeoloji Mühendisleri Odası Eğitim Eşgüdüm Kurulu Kuruluş ve Görevlerine İlişkin Yönetmelik gereğince, “TMMOB-Jeoloji Mühendisleri Odası ile Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanlıkları arasında başta eğitim programları olmak üzere Jeoloji Mühendisliği eğitimine yönelik her konuda işbirliğini arttırmak, ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma, inceleme, plan ve program hizmetlerine ilişkin çalışmaların verimli ve etkili bir biçimde yürütülmesini sağlamak” amacıyla “Oda Yönetim Kurulu, Bilimsel Teknik Kurul Başkanı ve Oda Merkezindeki Öğrenci Üye Komisyonu’nu temsilen bir üye ile Jeoloji Mühendisliği eğitimi veren Bölüm Başkanlarının katılımı ile Eğitim Eşgüdüm Kurulu oluşturulması ve yılda en az bir kere toplanması kararlaştırılmıştır.

Bu kapsamda Eğitim Eşgüdüm Kurulu, Oda Yönetim Kurulu’nun 21.02.2012 gün ve 1184 sayılı kararı gereğince 17-18 Mart 2012 tarihlerinde Antalya’da toplanmış olup toplantıya Oda Yönetim Kurulu üyeleri, Bilimsel ve Teknik Kurul Başkanı, Oda öğrenci üye örgütlülüğü Jeo-Genç temsilcisi ile değişik üniversitelerin bünyesinde kurulmuş olan 28 Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı veya bölüm temsilcisi öğretim üyesi katılmıştır.

Toplantı, giriş bölümündeki Oda Yönetimi ve Jeo-Genç örgütlülüğümüzün sunumları ile başlamıştır. “Jeoloji Mühendisliği Eğitimi Üzerine Genel Bir Değerlendirme” başlıklı hazırladığımız rapor sunumunda Ülkemizdeki jeoloji mühendisliği eğitimde yaşanan sorunların temel göstergeleri ve Odanın bugüne kadar gerçekleştirdiği faaliyetler ve çözüme yönelik önerileri katılımcılara aktarılmış, Jeo-Genç sunumunda ise eğitimin bir bileşeni olan öğrencilerin eğitime bakışları paylaşılmıştır.

Üç oturum halinde gerçekleştirilen toplantıda jeoloji mühendisliği eğitiminin temel sorunları ve Oda-Üniversite işbirliği konularında üzerinde uzlaşılan aşağıdaki yaklaşımların kamuoyu ile paylaşılması tüm katılımcılar tarafından benimsenmiştir.

Günümüz dünyasında, jeolojik çevremizi oluşturan malzeme, oluşum ve süreçlerin daha iyi anlaşılmasına ve değerlendirilmesine duyulan ihtiyaç her gün artmakta, başta afet, çevre, büyük mühendislik projeleri ve doğal kaynak yönetimi olmak üzere çok sayıdaki sektörde jeoloji uygulamaları hızla yaygınlaşmaktadır.

Öte yandan, gerek 1999 Depremleri sonrasında yerleşimlerin ve mühendislik projelerinin afet güvenliğinin sağlanması süreçlerinde gerekse ekonominin maden ve enerji kaynaklarına artan talep ülkemiz bazında jeoloji mühendisliği çalışmalarına duyulan gereksinimi daha da artmıştır.

Jeoloji mühendisliği eğitim programlarında ülkeler arasında farklılıklar olsa da genel anlamda “geleneksel derslerin” korunduğu ancak ülke özgün koşullarındaki ihtiyaçlara da yanıt verecek şekilde mesleki derinlik derslerine (jeoteknik, çevre, jeotermal vb) yer verildiği görülmektedir. Ayrıca ders programlarının güncellenmesi sürecinde yoğun şekilde bilgisayar programları ve uygulamaları da ders programlarına eklenmiştir.

Bu genel gelişmelere ilave olarak ülke özelinde yaşanan birçok olgu jeoloji mühendisliği eğitimini yakından ilgilendirmektedir. Bu etki faktörlerinden biri artan bölüm ve kontenjan sayılarıdır. Jeoloji mühendisliği arz ve talep dengesini bozan ve işsiz sayımızı arttıran bu sorun ne yazık ki güncelliğini korumaktadır.

Son yıllarda yaşanan bölüm ve kontenjan artışları nedeniyle oluşan mezun sayısı talebin çok üstünde artmış ve çok sayıda meslektaşımız işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalmıştır.  Yetersiz öğretim ve teknik altyapıya sahip ve yüksek kontenjanlı bölümlerdeki eğitim-öğretimin kalitesi uzun süredir meslek camiamızda tartışılmaktadır

Diğer yandan son yıllarda jeoloji mühendisliği üniversiteye girişteki tercih sıralamasında hızla alt sıralara düşmüş, bölümlerimizdeki “öğrenci kalitesi” de bundan etkilenmiştir.

Kısaca, dünyada ve ülkemizde yaşanan bu gelişmeler 1980’li yıllardan çok farklı bir jeoloji mühendisliği profili ile karşı karşıya olduğumuzu açık olarak göstermektedir. Bu yeni profildeki beklenti ve ihtiyaçlarda geçmişten çok farklıdır ve gerek Oda gerekse Üniversiteler bu gelişmeleri yakından izlemek durumundadır. Hem mesleki alanımızdaki gelişmeleri yeniden tanımlamak hem de mesleki eğitimimizi “yeni bir eğitim projeksiyonu” ekseninde oluşturmak zorundayız.

Ülkemizde jeoloji mühendisliği eğitiminde yaşanan sorunların yükseköğretim alanındaki genel sorunlardan bağımsız olmadığı ve dolaysıyla bir “sistem sorunuyla karşı karşıya olduğumuz” açıktır. Bu bağlamda sorunlarımızın gerçek çözümü neoliberal üniversite politikalarına karşı çıkan “demokratik- özerk üniversite” mücadelesi ile sağlanabilir.

Yükseköğretim alanının sermayenin sömürü arzusuna uygun olarak neoliberal temelde yeniden yapılandırılması politikalarından ivedilikle vazgeçilerek demokratik-özerk üniversite talebi bir an önce hayata geçirilmelidir. Üniversitelerde özelleştirmeye ve “sermayenin arka bahçesi haline getirilmesine” son verilmeden; kamusal amaçlarla planlı bir yaklaşımla üniversiteler yeniden yapılandırılmadan; “eğitimin ücretlendirilmesinden” vazgeçilmedikçe Jeoloji Mühendisliği Eğitiminde yaşanan sorunların yok edilemeyeceğinin bilincindeyiz.

Jeoloji Mühendisliği üstlendiği işlevlerle toplumlar açısından vazgeçilemez niteliktedir. Yaşam çevremizin güvenliğinin sağlanması ve geliştirilmesinden kalkınmanın temel dinamiği olan maden ve enerji kaynaklarının aranmasına ve işletilmesine, dünyamızda yaşamın devamlılığı için çevre yönetim süreçlerinin her aşamasında yer alan Jeoloji Mühendisliği ülkemizde de önemli hizmetleri yerine getirmiştir. En yıkıcı depremleri üreten fay zonlarının belirlenmesinde, petrol, kömür, jeotermal, yeraltısuyu vb ulusal kaynakların araştırılmasında ve önemli mühendislik projelerinde bugüne kadar hep meslektaşlarımızın imzası yeralmıştır.

Jeoloji Mühendisliğinin bugüne ulaşan değerlerinin daha da geliştirilmesi ve mesleğimizin halkımızın çıkarları için daha etkin kullanımının sağlanması yolunda sadece Eğitim Eşgüdüm Kurulunu oluşturan bileşenlerin değil tüm meslektaşlarımızın sorumluluğu ve görevleri olduğu inancındayız.

Bu bağlamda Jeoloji Mühendisliğini bilim ve kamu yararı temelinde daha etkin ve üretken hale getirecek bir perspektif temelinde sürdürülen ve 2 güne yayılan tartışmalar sonucunda Kurulumuzca aşağıdaki kararlar benimsenmiştir;

– Başta jeoloji mühendisliği olmak üzere mühendislik alanı toplumsal gereksinimler, planlı ekonomi ve demokratik yönetim anlayışı temelinde yeniden yapılandırılmalı, üniversite eğitimi ücretsiz hale getirilmelidir.

– Akademik personelin özlük haklarında gerekli iyileştirmeler yapılmalı, “ek ders ücreti” uygulamasından vazgeçilerek bu ücretler maaşa eklenmelidir.

– Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanlıkları arasında eğitim ve mesleki uygulamaalanlarında işbirliği koşulları geliştirilmeli, Bölümlerdeki teknik altyapı olanaklarının ortak kullanımı yönünde adımlar atılmalıdır.

– Artan öğrenci sayısı etkin bir eğitim yapmayı engel teşkil etmekte, bölümler eğitim çalışmalarından araştırmaya yeteri kadar zaman ayıramamakta; öte yandan artan kontenjan sayıları Kalkınma Planlarında da vurgulandığı üzere “arz-talep dengesizliğine” yol açmakta, meslektaşlarımız arasında açık/gizli işsizliği arttırmaktadır. Kurulumuz gerek normal gerekse ikinci öğretimi her boyutuyla tartışmış,  ihtiyaç fazlası jeoloji mühendisi arzı ve mesleki eğitimdeki kalite sorunu göz önüne alarak YÖK tarafından normal ve ikinci öğretimde her yıl arttırılan kontenjan sayılarının azaltılması ve yeni bölüm açılması yönündeki uygulamadan vazgeçilmesi gerekli görülmüştür. Bu bağlamda, Bölüm Başkanlıklarımız mevcut kontenjanların kendi alt yapılarına uyumlu olacak sayılara indirilmesi talebini gündemlerine alarak öngörülen sayılar üzerinden mevcut kontenjanların azaltılması yönünde Oda ile işbirliği içinde YÖK düzeyinde girişimler başlatılmalıdır.

-Jeoloji Mühendisliğini ilgilendiren yasal düzenlemeler konusunda Oda ile Bölüm Başkanlıkları arasında işbirliği geliştirilmeli, bu işbirliği süreci ile iletişim ve ilişkilerin gelişmesinde önemli bir araç olan Oda temsilciliği Bölüm Başkanlıklarında en kısa sürede oluşturulmalı, var olanlar ise  aktif hale getirilmelidir.

– Oda mevzuatının önemli bir parçası olan “Mesleki Uygulama Standartlarının”  belirlenmesi için Oda bünyesinde başlatılan çalışmalara Bölüm Başkanlıklarınca aktif destek verilmeli; ulusal mevzuatta jeoloji mühendisliğinin yetki ve sorumluluğunu ilgilendiren düzenlemelerin hazırlanması ve revizyonu süreçlerinin yanı sıra kamu ve özel sektörde istihdamı geliştirici çalışmalarda işbirliği arttırılmalıdır.

– Mezunlarının memnuniyet durumlarının   (istihdam, mesleklerini uygulama sorunları vb)  izlenmesi amacıyla mezuniyet sonrası dönemlerini takip etmek ve sektörlerin ihtiyaç duyduğu jeoloji mühendisi niteliklerinin belirlenmesi konularında Bölüm Başkanlıklarımızca sistematik bir çalışma başlatılmalı ve bu süreç Oda tarafından desteklenmelidir.

– İlköğretim ikinci kademesinden itibaren dünyanın oluşumu, evrim, yaşam çevremiz, afet tehlikeleri ve afetlerden korunma yöntemlerinin işlendiği jeoloji dersine yer verilmesi yönünde Bölüm Başkanlıklarıyla ortak çalışmalar sürdürülmeli, kamuoyunda jeoloji bilincinin ve ilgisinin arttırılmasına yönelik çalışmalarda birlikte çalışma anlayışı geliştirilmelidr.

Bu kararlara ilave olarak;

Ulusal ve uluslararası örneklerin incelenerek Jeoloji Mühendisliği lisans ve lisansüstü eğitiminde;

– Gerekli altyapı (akademik personel, laboratuvar, öğrenci sayısı vb) kriterleri ile bölüm açmanın asgari koşulları,

– Jeoloji Mühendisliği eğitim modeline,

ilişkin tavsiye ve önerileri belirlemek amacıyla bir komite kurulması; bu komitenin çalışmalarına katkı sunmak amacıyla tüm Bölüm Başkanlıklarımızın nasıl bir jeoloji mühendisliği eğitimi sorusuna ışık tutacak genel ders programlarına ve bölüm açma kriterlerine ilişkin görüşlerini 15 Mayıs 2012 tarihine kadar Oda Yönetim Kuruluna iletmeleri kararlaştırılmıştır.

Ayrıca, Eğitim Eşgüdüm Kurulu toplantılarının bundan sonra her yıl bir bölüm başkanlığımız ile Odanın ortak organizasyonunda gerçekleştirilmesi konusunda görüş birliğine varılmış ve bir sonraki toplantının Dokuz Eylül Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanlığı’nın ev sahipliğinde düzenlenmesi karar altına alınmıştır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Antalya
18 Mart 2012

Kaynakça
JMO, TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI EĞİTİM EŞGÜDÜM KURULU KURULUŞ VE GÖREVLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK, 24 Mart 2012
JMO, EĞİTİM EŞGÜDÜM TOPLANTISI BAŞLADI, 24 Mart 2012
JMO, EĞİTİM EŞGÜDÜM TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ YAYIMLANDI, 24 Mart 2012

Jüpiter’in Uydusu İo’nun Jeoloji Haritası Üretildi

Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor ve yapısı itibariyle gaz devi sınıfına giriyor. Jüpiter’in 63 doğal uydusundan dördü olan; İo, Europa, Ganymede ve Callisto’yu, ilk kez gökbilimci Galileo Galilei 1610 yılında kendi yaptığı basit teleskopla keşfetmişti.

1970’lere kadar bilinen uydu sayısı 13 iken Jüpiter’e gönderilen Voyager uzay araçları ve 2000 yılından bu yana yeryüzünden yapılan araştırmalarla bu sayı 63’e çıktı. Gökbilimcilere göre İo’daki sürekli yanardağ faaliyetinin kaynağı Jüpiter’in ve en büyük iki ayından Europa ve Ganymede’in çekimi. Gezegenle iki ayın çekimi İo’nun küçülüp büyümesine bu da çekirdeğinde ısının olağanüstü boyutlarda yükselmesine sebep oluyor.

Ay’dan biraz daha büyük ve Dünya’dan 25 kez daha volkanik olan İo’da 425 aktif yanardağ var. Gökbilimciler tarafından hazırlanan haritada dağlar, yanardağ ağızları, ovalar, plato ve lava nehirleri görülüyor. Arizona State Üniversitesi tarafından yayınlanan renkli haritanın İo’nun içyapısına ışık tutması bekleniyor.


İo’nun jeoloji haritası. Görüntü: David Williams (Arizona State Üni.)

Tamamlanması 6 yıl süren haritada Ay’daki gibi hiç meteor krateri gözükmüyor. Nedeni yanardağ faaliyeti nedeniyle İo’nun sathının sürekli değişmesi. İki Voyager uzay aracı ve daha sonra Jüpiter’in yörüngesine gönderilen Galileo’nun çektiği resimlerden derlenen haritayı, Amerikan Yerbilimsel Akaraştırma Kurumu’nun sitesinde görmek mümkün.


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=cV2h43SHwoA, ilaveten http://gallery.usgs.gov/videos/529

Kaynakça
VOA, Jüpiter’in Aylarından İo’nun Haritası Çıkarıldı, 21 Mart 2012

JMO ile JFMO Arasındaki 6 Fark

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir iş yaptı; JMO yekten bu işe karşı çıktı, JFMO ise bu işi destekledi ve bir yandan da TMMOB‘ye çattı..

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü’ndeki Daire Başkanlıklarında bir iç duyuru ile isim ve görev değişiklikleri yapılmıştır.

Bu kapsamda, “Risk Yönetimi ve Jeolojik ve Jeoteknik Etütler Dairesi Başkanlığı” ismi “Yer Bilimsel Etüt Dairesi Başkanlığı” olarak değişitirilmiş ve bu daire başkanlığına bağlı:
– Kıyı Alanları Jeolojik ve Jeoteknik Etütler Şube Müdürlüğü” ismi “Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri Etüt Şube Müdürlüğü” olarak,
– Karasal Alanlar 1. Bölge Jeolojik ve Jeoteknik Etütler Şube Müdürlüğü” ismi “Ege ve İç Anadolu Bölgeleri Etüt Şube Müdürlüğü” olarak,
– Karasal Alanlar 2. Bölge Jeolojik ve Jeoteknik Etütler Şube Müdürlüğü” ismi  “Marmara ve Karadeniz Bölgeleri Etüt Şube Müdürlüğü” olarak
değiştirilmiştir.

İlk bakışta sıradan bir iç işleyiş değişikliği olarak gözüken bu düzenlemelerin altnda, söz konusu Genel Müdürlük ve daire başkanlığında son dönemlerde sistemli olarak uygulamaya koyulan ve jeoloji ve jeoteknik kelimelerine tahammülsüzlüğe kadar indirgenen; bilimsellikten, akıl ve mantıktan uzak dar meslekçi sığ görüşlü politikalarla jeoloji bilim ve mühendisliğine olan bir düşmanlık yatmaktadır.

644 Sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamede tanımlanan görev çerçevesinde “Bakanlık Olur’u” ile kurulan ve adlandırılan Dairenin isminin, kamu yönetimi ciddiyetine uymayan ve normlar hiyerarşisinde karşılığı olmayan “İç duyuru” ile Genel Müdürlük tarafından değiştirilmesi açıkça hukuka aykırı ve geçerliliği olmayan bir uygulamadır. Ayrıca, yapılan bu değişiklikte asgari dil bilgisi kurallarına dahi uyulmadan Türk Dil Kurumu sözlüğünde karşılığı olmayan “Yer Bilimsel” ibaresinin kullanılması da, düzenlemenin bu yönüyle dahi ne kadar ciddiyetten uzak hazırlandığının ve kamu yönetiminde gelinen üzücü noktanın bir başka göstergesi olmuştur.

Bu değişiklik aslında; sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama amaçlı olarak, yerleşime konu alanların deprem, heyelan, sıvılaşma, sel, taşkın, kaya düşmesi gibi jeolojik tehlike ve afet risklerini ortaya koyma amacıyla yapılan hayati önemdeki planlamaya esas jeolojik jeoteknik etütleri kavramsal olarak yok ederken, bu yaklaşım söaz konusu etütlerin içini boşaltarak işlevsizleşmesine de yol açacak tehlikeleri barındırmaktadır.

Bu değişiklik yapılırken; ülkemizdeki depreme kaynaklık eden benzer nitelikteki fay zonlarına sahip ABD’nin Kaliforniya Eyaletinin imar-kentleşme ve yapılaşmaya ilişkin düzenlemelerine ve bu düzenlemelerdeki jeoloji mühendisliği hizmetlerinin rolüne ve tanımlamasına bakabilmek düşünülseydi, jeoloji ve jeoteknik kavramları ile bu etütlerdeki en temel meslek disiplini olan jeoloji mühendisliğinin yerini ve önemi görülür ve böylece bir kamu idarecisinde olmaması gereken meslek taassubunun yarattığı yanlışlığa da düşülmemiş olurdu.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, plana esas etütlerdeki jeoloji bilim ve uygulamaları tartışmasız en temel faktör iken, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü ve ilgili Daire Başkanlığının mevcut yönetim anlayışının başka bir meslek disiplini var etme adına jeoloji ve jeoteknik kavramlarından başlayarak jeoloji mühendisliğini yok edip önemsizleştirme çabalarını şiddetle kınıyoruz. Bakanlık yöneticilerini bu hatadan geri dönmeye; akla, bilime, uluslararası standartlara ve hukuka aykırı bu uygulamadan derhal vazgeçmeye çağırıyoruz.

Bilinmelidir ki, yönetsel zafiyet ve eksiklikler bilimsel gerçekler karşısında mahkum olacaktır. Mevcut yönetsel anlayış artık, jeolojik ve jeoteknik etüt kavramının bir duyuru ile yok edilemeyecek önemde olduğunun farkına varmalıdır. Aksi taktirde, doğa olaylarının afete dönüştüğü ülkemizin bir afet ülkesi olarak kalmasında bu yönetim ve yönetici anlayışının da sorumluluk payı olacağı bilinmeldir.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, kurulduğu 6 aylık kısa kurumsal hayatında sürekli olarak yanlış uygulama ve genelgelere imza atan, mevzuat düzenleme yetisizliği ile kendi çıkardığı genelgesini dahi usulüne uygun olmayan biçimde değiştiren, sürgün ve kıyım yapan, iç çalışma barışını bozan, Bakanlık nezdinde tüm iyi niyetli girişim ve uyarılarımıza rağmen yanlış kurguladığı inceleme ve denetim sistemi ile rapor onay süreçlerini uzatarak üretilmiş hizmetlerin uygulanmasını geciktirerek ciddi mağduriyetlere yol açan, kendi yasal görev ve sorumluluklarının yerine getirilmesinde en temel meslek disiplini olan jeoloji mühendisliğini yok etmeye ve Bakanlığın bütün mevzuatlarında yer alan jeolojik ve jeoteknik etütler kavramını hukuksuz ve  keyfi olarak kaldırmaya çalışan; meslekler arasında tarafsız olması gerekirken mesleki şoven yaklaşımlarını idarecilik sorumluluğunun önüne koyan bu yönetici ve yönetim anlayışının acilen değişmesinin ertelenemez bir gereklilik olduğunu belirtiyor, hukuki yollar dahil her platformda bu anlayışı mahkum etmeye çalışacağımızı ifade ediyoruz..

Meslektaşlarımıza ve Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur.

TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

***

Kamu Kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan, 27 Ocak 1954 tarihinde 6235 sayılı Yasa ile kurulan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, halen 23 meslek odasından  oluşmaktadır.

TMMOB temel ilkeleri ve çalışma anlayışı içerisinde örgütsel bağımsızlığını her koşulda koruyan, gücünü sadece üyesinden ve bilimsel çalışmalardan alan, bağlı odalarıyla birlikte mühendis, mimar ve şehir plancılarının meslek alanlarını düzenleyen, üyesinin ve halkın çıkarlarını koruyan mesleki demokratik bir kitle örgütüdür. 6235 sayılı Kanun‘un 19.04.1983 KHK 66/2 maddesi (c) bendinde belirtildiği gibi “Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlâkını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak” olarak ifade edilmiştir.

Ancak 01 Mart 2012 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hakkında bir basın açıklaması yapan ve bu basın açıklamasında “TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak, plana esas etütlerdeki jeoloji bilim ve uygulamaları tartışmasız en temel faktör iken, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü ve  ilgili Daire Başkanlığının mevcut yönetim anlayışının başka bir meslek disiplini var etme adına jeoloji ve jeoteknik kavramlarından başlayarak jeoloji mühendisliğini yok edip önemsizleştirme çabalarını şiddetle kınıyoruz.” cümlesine yer veren, mesleğimizi yokmuş gibi hiçe sayarak TMMOB‘nin web sayfasında yayınlanması birliğin bünyesinde olan Odamızı ve mühendisliğimizi yok saymayla eşdeğerdir.

Bilim, Evrene ilişkin nesnel gözlem ve sistematik deneye dayanarak akıl yürütme sonucu genel doğrulara ya da temel konulara ulaşma etkinliğinin ortak adıdır. Mühendislik ise, matematik ve temel bilimler alanında eğitim ve deneyim ile elde edilen bilgileri kullanarak, doğadaki malzemelerin ve güçlerin/enerjilerin en verimli biçimde yapılara, makinelere, ürünlere ve proseslere/süreçlere dönüştürülmesidir.

Jeofiziği bilim kılan en önemli özelliğin “onun fiziksel yapısı olduğu, iyi bir fiziksel yapı için ise zorunlu olarak fiziğin dili olan güçlü bir matematiğe sahip olması” sonucuna ulaşılmasıdır.

Hatırlatmakta bir kere daha fayda vardır. Jeofizik bilindiği gibi grekçe “Gaia” (yerküre tanrıçası) ve Physis (doğa) sözcüklerinden türetilmiştir (Her bir sözcüğün kökeni için Necatigil (1969) ve Heiland (1940)‘a bakılabilir). Sheriff (1973)‘in jeofizik sözlüğünde, “jeofizik” sözcüğünün çeşitli tanımları vardır. Tanımların sentezi yapıldığında; Jeofizik, fiziğin ilkelerini yerküreye uygular ve yerküreye ilişkin nicel fiziksel ölçümler yapar. Bugün bazı bilimadamlarının gözünde geophysical sciences (yerfiziği bilimleri) ile geosciences (yerbilimleri) aynı anlama geliyorsa, gelmişse fiziksel ilkeler gözlüğü ile yerküreye baktıkları için olsa gerektir.

Diğer taraftan dünyada ilk jeofizik bölümü 1901 yılında Almanya‘da Götingen Üniversitesi‘nde, ABD‘de Colorado School of Mines‘da 1926‘da kurulan jeofizik bölümünün adı, “Department of Geophysical Engineering”dir. Ülkemizde jeofizik eğitim ve öğretimine; 1952 yılında,  İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi bünyesinde kurulan Jeofizik enstitüsü‘nde, 1953-1954 eğitim-öğretim yılında başlanmıştır.

1968 yılında uygulamalı jeofizik kürsüsünün kurulması ile 1969 yılında jeofizik mühendisliğinin ihdası sağlanmıştır. Jeofizik mühendisleri 1986 yılına kadar bir çok farklı mühendislikleri bünyesinde toplayan (jeoloji v.b) Maden Mühendisleri Odası‘nda örgütlülük çalışmalarını yürütmüşlerdir. Jeofizik mühendislerini çatısı altında toplayan “TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası”,  1986 yılında kurulmuştur.

Odaların birlik bünyesinde bir araya gelişinin altında yatan temel neden güven ve saygınlık olduğu unutulmamalıdır. Başka bir dünya, başka bir Türkiye mümkündür diyerek; TMMOB‘nin örgüt birlikteliğinden bahsettiği bir noktada mesleğimize yapılan bu haksız ve mesnetsiz saldırıyı yayınladığı gibi aynı şekilde Odamız‘ın yapmış olduğu bu basın açıklamasını da TMMOB web sayfasında yayınlanmasını bekliyoruz.

Meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygıyla duyurulur.

TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI
XIII. DÖNEM YÖNETİM KURULU

Kaynakça
JMO, ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI MEKâNSAL PLANLAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ`NDE YENİDEN YAPILANMA ADI ALTINDA UYGULANAN JEOLOJİ VE JEOTEKNİK DÜŞMANLIĞINI ŞİDDETLE KINIYORU…, 19 Mart 2012
JFMO, BASINA VE KAMUOYUNA, 19 Mart 2012

Çin’in Hâkimiyetindeki Nadir Toprak Metalleri Piyasası ve Yeni Arayışlar

Nadir toprak metalleri dünyanın en büyük sanayi ülkeleri ile Çin arasında bir ticari savaş başlattı. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya, Dünya Ticaret Örgütü’ne Çin hakkında şikayet dilekçesi verdi. Üçlü Pekin’i teknolojik ürünlerde yoğunlukla kullanılan nadir metallere erişimi kısıtlamakla suçluyor:

“Amerikalı üreticilerin Çin’den gelen bu nadir materyallere ulaşmaları gerekli. Eğer Çin piyasaların kendi kendilerine çalışmasına izin verirse buna bir itirazımız olmaz. Ama onların şu ana kadarki tutumları bu yönde değildi ve Çin aldığı bir çok kararın da aksine bir politika uyguladı.
—Hüseyin Burak Obama (ABD başkanı)

Çin, 2011’de nadir toprak metallerinin ihracatında büyük bir kesintiye gitti. Son iki yılda dörde katlanan ihracat rakamlarındaki bu gerileme akıllarda soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı. Pekin, 2012’de 30.000 tonluk bir ihracat yapmayı planlıyordu. 2011’e oranla biraz daha az olan bu kotanın yarısına bile ulaşılması beklenmiyor. Çin, ihracattaki düşüşün temel nedeninin kaynakları işletmede karşılaşılan çevre sorunları olduğunu belirtiyor.

Nadir metallerin çıkarılması çevreye büyük zarar veriyor. Bu yüzden de çevreyi ve kaynaklarımızı korumak ve sürdürülebilir bir kalkınma yakalamak için Çin bazı politikalar yürürlüğe soktu. Bu uygulamaların Dünya Ticaret Örgütü’nün kuralları ile uyumlu olduğuna inanıyoruz.
—Liu Veimin (Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü)

Gerçekten de madenlerin çıkartılma ve işlenme yöntemleri çok kötü şartlarda gerçekleştiriliyor. Ayrıca bu çalışmalar çevre felaketlerinin yaşanmasına da davetiye çıkarıyor. Öte yandan nadir metallerin önemli bir kısmını kendi topraklarından çıkaran Çin, yeşil ve yüsek teknolojilerin ve savunma sanayinin de iplerini elinde bulunduruyor.

Çin’in bu baskın rolü nadir toprak metal rezervlerinin yüzde 35’ini elinde bulundurmasından kaynaklanıyor. Üstelik bu metallere sahip diğer ülkeler Çin’le rekabet edemiyor ve şantiyelerini kullanmamayı tercih ediyor. Bu durum Çin’in elini daha da kuvvetlendiriyor.


Global rare earth element production (1 kt=106 kg) from 1950 through 2000, in four categories: United States, almost entirely from Mountain Pass, California; China, from several deposits; all other countries combined, largely from monazite-bearing placers; and global total. Four periods of production are evident: the monazite-placer era, starting in the late 1800s and ending abruptly in 1964; the Mountain Pass era, starting in 1965 and ending about 1984; a transitional period from about 1984 to 1991; and the Chinese era, beginning about 1991. Graph: USGS.

Yüksek teknoloji çağında, rodyum, tantal, kobalt, koltan gibi nadir elementlerin önemi giderek artıyor. AB, 17 nadir toprak elementinin yüzde 97’sini elinde bulunduran Çin’e bağımlılığı azaltmak için strateji arayışında. Yüksek teknoloji sektörünün can damarı olan nadir elementler, cep telefonundan iPad’e, düz ekrandan elektrikli otomobillere, teknolojik ürünlerin hemen hepsinde kullanılıyor. Ancak Avrupa sanayisi, giderek daha çok ihtiyaç duyulan nadir elementlerde neredeyse tamamen dışa bağımlı. Çin’in kendi artan ihtiyacını karşılamak için ihracatı kısması da Avrupa’da darboğaz korkularını artırıyor.

Avrupa bu nedenle yıllardır bu uluslararası pokerde nasıl rol oynayabileceğini tartışıyor. Avrupa Komisyonu’nun geçtiğimiz yıl Şubat ayında açıkladığı hammadde stratejisi, pek çokları tarafından önemli ayrıntılar üzerine yeterince eğilmediği gerekçesiyle eleştirilmişti. Komisyon bunun üzerine bazı noktaları somutlaştırma yoluna gitti. Buna göre AB üye ülkeleri, şirketler, özel ve kamu araştırmacıları; hammaddelerin keşfi, çıkarılması ve işlenmesinde birlikte çalışacak, geleceğin teknolojilerini geliştirebilmek için güç birliği yapılacak.

Komisyon’un bu doğrultuda belirlediği somut hedeflere 2020 yılına kadar ulaşılması amaçlanıyor. En önemli adım, ithalata bağımlılığı azaltmak için kendi hammadde kaynaklarına yönelmek. Avrupa Komisyonu bu konuda ümitli. Avrupa’da yaklaşık 100 milyar Avro değerinde yeraltı zenginliği olduğu tahmin ediliyor. Ancak yer ve deniz tabanı altındaki bu hazine 500 ila 1000 metre derinlikte bulunuyor.

Erişilmesi zor elementleri uygun bir maliyetle ve etkili bir şekilde çıkarabilmek için yeni teknolojilere bel bağlıyor. Ayrıca doğal kaynakların yerini alabilecek kaynaklar geliştirilmesi, elektronik aletlerde kullanılan hammaddelerin çevre dostu bir şekilde yeniden dönüştürülmesi, planlar arasında. Tek bir AB vatandaşının şu an yılda ortalama 17 kilo elektronik çöpe neden olduğu düşünüldüğünde, bu miktarın 2020 yılına kadar 24 kiloya yükseleceği tahmin ediliyor. AB ülkelerinin araştırma-geliştirmedeki bu güç birliği planının önündeki olası tek engel ise ayrıntılar ve somut uygulamada ulusal çıkarlardan kaynaklanabilecek çatışmalar.

Şu an da maalesef durum bu. Ülkeler tek çizgide ilerleyemiyor. Örneğin elektronik atıklar sorunu. Bunlar aslında çok önemli hammadde kaynakları. Çünkü içlerinde yeniden kullanılabilecek pek çok nadir element bulunuyor. Buna rağmen elektronik atıklar büyük ölçüde kaçak olarak dışarıya ihraç ediliyor, herhangi başka bir yerde yakılıp atılıyor. Bu hem toprağı zehirliyor, hem üçüncü dünya ülkelerindeki çocukların sağlığını bozuyor, hem de hammaddeler büyük ölçüde çarçur edilmiş oluyor.
—Reinhard Bütikofer (AP Yeşiller başkan yardımcısı)

Bütikofer, kendi hammadde kaynakları yeterli olmadığından Afrika ya da Güney Amerika’daki diğer üretici ülkelerle hammadde ortaklıklarının geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bazı nadir elementlerde Çin çok dominant konumda olduğunu ekliyor. Bunun nedenini, aslında Avrupa ve ABD’nin buna karşı hiçbir şey yapmamış olmasına bağlıyor. Özetle, konu Çin’in tekel olması değil diyor.

Çin pazarlarını dışa kapıyor ve AB ile ABD’de yapılan üretimi kendine çekmeye çalışıyor. Uluslararası ticaret müzakerelerinde Avrupa’nın buna karşı koyması gerek. AB’nin kendi hammadde kaynaklarını kullanarak bağımlılığını azaltması buna yardımcı olacaktır.
—Hubertus Bardt (Alman Ekonomi Enstitüsü hammadde uzmanı)


İzleyemiyorsanız, http://www.youtube.com/watch?v=rXksrCDyRsM

Son gelişmeye göre Çin, nadir elementlere getirdiği ihracat sınırlamalarına yönelik protestoların ardından, ‘Çin Nadir Elementler Sanayi Birliği‘ni kurmaya karar verdi.

Kaynakça
DW, Hammadde mücadelesi kızışıyor, 18 Mart 2012
DW, Nadir elementler tek çatı altında, 9 Nisan 2012
EN, Nadir toprak metalleri ekonomi devlerini birbirine düşürdü, 18 Mart 2012

Kanada’da “Asbest” Adlı Bir Kasaba Var

Asbest (amyant), bir zamanlar mucize maden olarak görülürdü. Sıcağa ve ateşe dayanıklı olduğu için giyim eşyasında ve yapı malzemelerinde kullanılırdı.

Ama tabii bütün bunlar asbestin insan sağlığı üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin ortaya çıkmasından önceydi.

Asbestin kanser ve akciğer hastalığına yol açtığının anlaşılması üzerine, dünyanın birçok yerinde kullanımı yasaklandı.

“Eskiden Asbestos kasabasına yılın 12 ayı kar yağardı” diyorlar.

Yöre halkı, hala çocukların yakındaki asbest işletmelerinden dağılan ince beyaz toz altında oynadığını hatırlıyor.

“Asbest karı”, çoktan kaybolmuş.

İşletme, 1960’larda toz kontrol önlemlerini yürürlüğe sokmuş.

Ancak asbest endüstrisi, Endonezya ve Pakistan gibi ülkelere ihracat yapıldığı için eleştiri altında.

Burada, Asbestos kasabasında, Endonezya ve Pakistan gibi ülkeler o kadar uzakta görünüyorlar ki, hani başka bir gezegende bile oldukları düşünülebilir.

Ama buranın yerlisinin Mezotelyoma ve Asbestosis gibi, asbestle ilişkili hastalıklardan haberdar olmaları gerekir.

Bu konuda neler düşündüklerini öğrenmek istiyorum.


Daha büyük görüntüle!..

Asbestos kasabasında hayat, Jeffrey Madeni çevresinde dönüyor.

Burası, çevresindeki kasaba kadar büyük görünen canavar gibi bir maden.

Hastalıklar
Burada beyaz asbest diye de bilinen krizotil çıkarılıyor.

Şu sıralarda madende üretim can çekişiyor.

Ama madenin sahibi Bernard Coulombe, madencilerin daha 50 yıl süreyle derinlerdeki krizotili çıkarabilmelerine olanak sağlayacak yatırım olanaklarını araştırıyor büyük bir telaş içinde.

Coulombe, krizotilin kanserojen olduğunu kabul ediyor ama düşük oranda kullanılır ve reçine, çimento ya da katranla karıştırılırsa emniyetli olduğunu savunuyor.

Bernard Coulombe, krizotilin yalnızca güvenli olduklarını kanıtlamış şirketlere satıldığını da söylüyor.

Asbestle ilişkili hastalıkları soruyorum.

Yılda ortalama 8 madenci akciğer kanseri yüzünden şirketten tazminat istiyormuş.

Ama Coulombe, bu insanların hastalıklarının gerçekten asbestle ilişkili olduğundan kuşkulu.

“Herşeyden önce, bu insanlar, sigara tiryakisi” diyor.

Hemşirenin tepkisi
Asbestos kasabasında, hastalık sözcüğü, aslında gayet iyi bilinen ama dışa vurulmayan, görmezden gelinen bir kavram.

İnsanlar, yıllar boyunca aslında aralarından birçoğunu alıp götürmüş olan bu maddenin aleyhinde tek bir söz bile etmek istemiyor.

Kasabada 30 yıldır çalışmakta olan bir hemşire, A harfiyle başlayan kelimeyi söylediğimde, gözlerini deviriyor:

“Buradaki asbest-ilişkili hastalıklar, başka yerlerden yüksek değil.” diyor.

Başka yerler neresi diye soruyorum. Bir kıyaslama yapamıyor.

Peki burada niçin böylesinde ateşli bir şekilde asbest savunması içinde insanlar?

Sonuçta, asbest sanayii, çok uzun yıllar madencilere, sağlık durumları konusunda korkunç yalanlar söylemişti.

Görünen o ki, insanların işleri büyük önem taşıyor.

‘Kutsal maden’
Ama bu beyaz maddeye derin bir duygusal bağlılık da sözkonusu.

1949 yılında maden işçilerinin giriştiği grev, eyalet tarihinde dönüm noktası olmuştu.

İngiliz patronlara karşı girişilen ayaklanma, Quebec ayrılıkçılığının da başlangıcını simgeliyordu.

Bugün, asbest madenciliği ufak çaplı ama adeta kutsal bir konuma sahip.

Resmi istatistikler, asbestin insanları hasta ettiğini gösteriyor.

Quebec Halk Sağlığı Enstitüsü, 1981-2004 yılları arasında, asbest madenlerinin bulunduğu Estrie ve Chaudière-Appalaches bölgelerinde, erkekler arasında Asbestosis’den ölümlerde “önemli artışlar olduğunu” saptadı.

Yakınlardaki Thetford Madeninin bulunduğu Chaudière-Appalaches bölgesinde yaşayan kadın ve erkekler arasında, yüksek oranda habis Mezotelyoma vak’alarına rastlanıyor.

Aşırı uçlar
Yörede yaşayan serbest gazeteci Stephen McDougall, bu araştırmaların eksik olduğu inancında.

Araştırmalara, kalıtım, çevre, yaşam biçimi ve asbest soluma süresi gibi unsurların dahil edilmediğine işaret ediyor.

Bu ise kılı kırk yarmanın aşırı uçlarına götürüyor insanı.

Başım çatlayacak gibi oluyor.

Stephen McDougall, gazetecilerin burayı nadiren ziyaret etmesinden yakınıyor.

“Korkuyorlar” diyor ve ekliyor:

“Dış dünya bizi acayip bir yer olarak görüyor. Ama bizim umurumuzda bile değil!”


Dünya asbest üretimi. Veri: USGS. Görüntü: NYT

A town called Asbestos
It used to snow twelve months a year in the town of Asbestos, they say. Folk here still remember how children would play in the fine white dust that spewed out from the nearby asbestos factory. “Look at us. We’re still alive!” says Lucie.

The 61-year-old seems well. Indeed, people look resolutely fit in the vivid autumnal landscape. Solid brick houses with spotless gardens nestle under bright red and orange maple trees. You’d think it was a resort town.

The asbestos snow is long gone. The factory introduced dust control measures in the sixties. But the industry is being criticised for exporting to poor countries like Indonesia and Pakistan that seem less able or willing to afford decent protection for their workers.

Here in Asbestos, those faraway nations seem so distant they might as well be on another planet. But locals must be familiar with asbestos-related diseases like mesothelioma and asbestosis themselves. I want to know what they think.

Life in Asbestos revolves around the Jeffrey Mine, a monster of a pit that seems as big as the surrounding town. From here comes chrysotile, also known as white asbestos. It is less harmful than blue and brown asbestos, but is nonetheless a carcinogen shunned by most of the developed world.

Right now, production is spluttering to a close. But, owner Bernard Coulombe is frantically looking for investments that would allow workers to mine deep deposits for another fifty years. The future of the industry lies here.

He was caught short by the recent wave of bad publicity – which included a televised investigation showing Indian workers in a fog of asbestos with only bandanas for protection. But, Coulombe exhibits the irrepressible optimism of a true believer. “It was a frame-up,” he says.

He accepts that chrysotile is carcinogenic, but says it’s safe at low exposures and when mixed with resin, cement or tar. He also maintains that the mine only sells to companies with a proven safety record.

I ask about asbestos-related disease. Around eight miners a year claim compensation from the company for lung cancer, he says. But he doubts whether their illnesses were really caused by asbestos. “Above all, they are smokers,” he says.

In Asbestos, as I find out, disease is the elephant in the room. Quite simply, people do not want to utter a bad word against the life-saving substance that has in fact taken many of their own over the years. Lucie, whose father died a painful death from asbestosis, still defends asbestos with all her heart.

A local nurse of 30 years standing rolls her eyes when I mention the A-word. Rates of asbestos-related disease are no higher here than anywhere else, she says. I ask her where anywhere else is. But, she can’t offer any comparisons.

Why this determination to defend asbestos? After all, for a long time miners were told outrageous lies about their health by the industry. Right up to the seventies, doctors employed by the Johns-Manville Company, the former owner, routinely passed off cases of asbestosis as heart failure, remembers Claude Théroux at the local historical society.

It wasn’t until the workers’ union called in independent doctors that epidemic levels of asbestos-related disease were found. Yet, even knowing this historical injustice, Théroux still can’t fully place the blame on asbestos. The workers did all smoke, he says.

Evidently jobs matter, but there’s also a deeper emotional attachment to the white stuff. A miners’ strike of 1949 was a turning point in provincial history, an uprising against Anglophone masters that heralded the beginnings of Quebec separatism. Today, the industry is small, but sacred. It is also politically untouchable.

Théroux knew Pierre Laliberté, a local historian who had been writing a book about the town. I’d heard how he ran the Paris marathon in 1997 to prove to the world that chrysotile asbestos was not harmful. He’d worn a t-shirt proclaiming “on peut vivre en vainqueur” – we can live as winners. Just before my visit, I discover he recently died of a heart attack.

Théroux shows me boxes of research that Laliberté accumulated for his book, stacked in an airless room in the converted church premises. I feel I have to ask whether his death was asbestos-related. Théroux’s eyes bore into mine as he tells me there was no link with asbestos.

Official statistics show asbestos has made people sick. The province’s public health institute recorded “significant excesses” in deaths from asbestosis among men in the asbestos mining regions – Estrie and Chaudière-Appalaches -between 1981 and 2004. Chaudière-Appalaches, home of the nearby Thetford Mine, shows high rates of malignant mesothelioma for men and women.

Stephen McDougall, a local freelance journalist, thinks the studies are incomplete – they don’t include factors like heredity, environment, lifestyle and the length of fibres inhaled. This seems to take the hair-splitting to new extremes. I feel my head is about to explode.

Woefully, he tells me that journalists seldom visit. “They’re afraid,” he says. “The outside world sees us as a strange place, but we don’t give a damn.”


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=qJeIHtEB9t4

Kaynakça
BBC, Asbestle içiçe yaşamak, 4 Mart 2012
Lorraine Mallinder, A town called Asbestos, 4 Mart 2012