Türkiye’nin Kurulu Enerji Kapasitesi 53.050 MW Oldu

Türkiye’nin enerjideki kurulu kapasitesi 53.000 MW’ye ulaştı. Bunun yarıdan fazlası özel sektöre ait. Doğalgaz çevrimde Enka (3.984 MW), kömürde Ciner (755 MW), HES’te Gama (724 MW), RES’te ise Bilgin (240 MW) lider…

Küresel krizin Türkiye’ye yansımaları yüzünden 2009’da azalan enerji tüketimi son 2 yıldır yeniden yükseliş eğiliminde. 2009 yılında toplam elektrik tüketimimiz 194 milyar kWh’ye (kilovatsaat) gerilemişti. 2010’da krizin etkilerindeki azalmaya bağlı olarak elektrik tüketimi yüzde 7,8 arttı. Ekonomide büyüme rekoru kırılan 2011’de ise elektrik tüketimi ortalamanın üzerinde yüzde 9 artışla 229 milyar kWh oldu.

Bu arada, elektrik enerjisi üreten santrallerimizin toplam kurulu kapasitesi de 1 Ocak 2012 itibariyle 53.050 MW’ye (megavat) ulaştı. Toplam kurulu gücün halen yüzde 45’i EÜAŞ’a (Elektrik Üretim A.Ş.) ait. Yap-işlet, yap-işlet-devret ve işletme hakkı devri statülü santrallerin payı yüzde 17,38, serbest üreticilerin payı yüzde 31,30, otoprodüktör santrallerin payı da yüzde 5,71 olarak gerçekleşti. Kurulu kapasitenin artmasında geçen yıl devreye alınan özel sektör yatırımlarının önemli rolü oldu.

كتابة اسماء على الصور 3.000 MW’LİK YENİ KAPASİTE
Uluslararası denetim kuruluşu Deloitte’un EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) verilerinden derlediği bilgilere göre, termik santrallerin kurulu gücü düzenli şekilde artıyor. 2011 sonu itibariyle Türkiye’nin toplam kurulu gücünde en yüksek payı doğalgaz çevrim santralleri oluşturdu. Barajlı ve nehir tipi hidroelektrik santrallerinin (HES) kurulu gücünün toplama oranı ise yüzde 32 oldu. Bu da Türkiye’deki üretimin önemli bir kısmının halen hidroelektrik santrallerden karşılandığını gösteriyor. 2011’de toplam 1.024 MW’lik doğalgaz çevrim santrali (741 MW’si Aksa Enerji’nin), 1.556 MW’lik HES, 441 MW’lik de RES (rüzgar enerjisi santrali) devreye girdi.

Öte yandan, yabancı grupların Türkiye enerji piyasasına ilgisi de sürüyor. RWE, EnBW, Verbund, CEZ, Suez, Evonik, EWE, OMV, Shell, Gazprom gibi global firmalar Türkiye elektrik ve gaz piyasasında faaliyetlerini artırarak sürdürüyor. Henüz Türkiye piyasasına girmeyen yatırımcılar da önümüzdeki dönem için yapılacak düzenlemeleri takip ediyor.

binäre optionen testkonto RES’LERİN KATKISI ARTIYOR
Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlar incelendiğinde RES arzındaki artış dikkat çekiyor. Güneş enerjisine yönelik herhangi bir yatırımsa şimdilik ufukta görünmüyor. Buna gerekçe olarak, güneş enerjisiyle ilgili ihale takviminin belirlenmemesi, yerli katkı payı da dahil olmak üzere alım fiyatlarının yeterli bulunmaması, yerli katkı payına ilişkin bakanlık tarafından herhangi bir sertifika verilmemesi ve uygulamaya ilişkin belirsizlikler gösteriliyor.

Geçen yıl uygulamaya giren YEK (Yenilenebilir Enerji Kanunu: 5346 ve 6094), sabit fiyatlı alım garantisiyle yatırımcılara bir nebze olsun nefes aldırmış görünüyor. Bu mekanizmadan şu ana kadar yaklaşık 610 MW kurulu güce sahip rüzgâr (yel), hidroelektrik, jeotermal ve biyokütle santral projesi faydalandı. 2011 yılında devreye giren RES’lerin toplam kapasitesi 441 MW’yi buldu.

la verita sulle opzioni binarie YENİ YATIRIMLAR YOLDA
Enerji sektöründe kamunun payı yıldan yıla azalırken, özel sektör yatırımları artıyor. Her yıl yeni santral yatırımları devreye giriyor. Örneğin, toplam kamu yatırımları içinde 2010’da yüzde 8,4 olan enerji yatırımlarının payı 2011’de yüzde 7,1’e geriledi. Enerji yatırımları mutlak olarak da azaldı ve cari fiyatlarla 2.724.000.000 TL’den 2.671.000.000 TL’ye düştü.

2012 yılı program verilerine göre, özel sektörün enerji sektöründeki sabit sermaye yatırımları kamunun 2010’da 3,01 katı, 2011’de ise 5,72 katı oldu. Bu oranın 2012’de 4,53 olması ve özel sektörün enerji sabit sermaye yatırımlarının cari fiyatlarla 18.174.000.000 TL’ye ulaşması bekleniyor.

Deloitte’un analizine göre, 2012 yılında 798 MW’lik barajlı HES, 2.498 MW de termik santral yatırımı devreye girecek. Termik santral yatırımları arasında İÇDAŞ’ın Çanakkale’de devreye alacağı 600 MW’lik ithal kömür santrali, Aksa’nın Antalya’da devreye alacağı 625 MW’lik doğalgaz çevrim santralinin yanı sıra kamu yatırımı olarak EÜAŞ’ın İstanbul Ambarlı’da yapacağı 833 MW’lik ikinci doğalgaz çevrim santralini saymak mümkün.

Yenilenebilir enerji kapsamında ise hayata geçmesi beklenen nehir tipi HES, RES ve jeotermal projelerinin toplam kurulu gücü 1.098 MW olacak. Bu yıl toplamda 4.394 MW’lik yeni enerji yatırımının devreye alınması bekleniyor. 2018 yılına kadar ise 30.081 MW yeni kurulu gücün sisteme ilave edileceği tahmin ediliyor.

2012-2020 yılları arasında yapılacağı tahmin edilen yıllık yatırım tutarı yaklaşık 5,5 milyar dolar civarında. Nitekim EPDK analizlerine göre de Türkiye’de 2010-2030 döneminde yapılacak enerji yatırımlarının toplamı 225-280 milyar dolara ulaşabilecek.

http://thegobblersknob.com/?savikshyster=opciones-binarias-wikipedia&368=94 opciones binarias wikipedia ENERJİNİN EN BÜYÜKLERİ
1 Ocak 2012 itibariyle devrede olan santrallerin kurulu güçleriyle yapılan hesaplamaya göre, enerjide toplam kurulu kapasitede en büyük özel sektör şirketi Enka Power… Enka Grubu bünyesindeki Enka Power’in halen 4 enerji üretim lisansı bulunuyor. Şirketin 3 doğalgaz kombine çevrim santralinin kurulu gücü 3.984 MW. İnşaat safhasındaki ithal kömür yakıtlı enerji santralinin kurulu gücü ise 800 MW olacak.

İkinci sırada Kazancı Holding bünyesindeki Aksa Enerji var. 2.210 MW’ye ulaşan kurulu gücüyle Aksa, yılda yaklaşık 9 milyar kWh elektrik enerjisi üretiyor. Toplam kapasite açısından üçüncü sırada ise 1.606 MW ile Sabancı Holding bünyesindeki Enerjisa yer alıyor. Avusturyalı Verbund şirketiyle yüzde 50 ortaklığı bulunan Enerjisa, 2015 yılında elektrik enerjisi piyasasında yüzde 10 pay almayı hedefliyor.

Toplam kapasitedeki bu sıralama doğalgaza dayalı santral tipinde de değişmiyor. Yani kamu şirketi EÜAŞ hariç tutulduğunda ilk 3 sırayı yine aynı şirketler paylaşıyor. Bu şirketlerin sadece doğalgaza dayalı santrallerin kurulu gücü sırasıyla 3.984, 1.903 ve 1.318 MW.

Linyit, yerli taşkömürü ve asfaltite dayalı termik santrallerde kamunun (EÜAŞ) kurulu gücü 7.761. Bu yakıt tipinde Ciner Grubu’nun sahip olduğu Park Elektrik’in kurulu gücü 755 MW. Hidroelektrikte 724 MW ile Gama Enerji yine EÜAŞ hariç ilk sırada geliyor. Gama Enerji, General Electric ile Gama Holding’in eşit ortaklığıyla faaliyet gösteriyor.

İkinci sırada 545 MW ile inşaat alanında faaliyet gösteren Cengiz Holding bünyesindeki Cengiz Enerji, üçüncü sırada ise 440 MW ile Sanko Holding bünyesindeki Sanko Enerji yer alıyor.

Rüzgar enerjisinde en büyük üretim kapasitesine sahip şirketler sırasıyla 240 MW ile Bilgin Enerji, 222 MW ile Demirer Holding ve 154 MW ile Aksa Enerji…

Bu yazı, İşte Enerjinin En Büyükleri başlığı altında Para dergisinde yayımlanmıştır. Bütün hakları Erkan Kızılocak’a aittir. Uzun yazı sevmeyenler aşağıdaki çizelgeleri incelemeli..

Toplam kapasitede en büyükler;

http://dijitalkss.com/page/8/readme.html programma opzioni binarie Şirket ربح المال بسرعة وسهولة Kurulu Güç (MW)
1. EÜAŞ 24.072
2. Enka Power 3.984
3. Aksa 2.210
4. Enerjisa 1.606
5. Eren Enerji 1.457
6. Oyak Evonik 1.320
7. Gama Enerji (Trakya ve Birecik Elektrik Dahil) 1.245
8. İçdaş 1.005
9. Cengiz Enerji 927
10. Zorlu Enerji 835
11. Park Elektrik 824
12. GDF Suez (Baymina Elektrik) 798
13. Akenerji 652
14. Çolakoğlu (Ova Elektrik Dahil) 572
15. Sanko Enerji 525
16. Unit (Unimar) 504
17. Bis Enerji 410
18. Limak Enerji 348
19. Bilgin Enerji 332
20. Camiş Elektrik 309

HES’te en büyükler;

forex robot free download software Şirket binäre optionen verkaufen Kurulu Güç (MW)
1. EÜAŞ 11.547
2. Gama Enerji (Birecik Dahil) 724
3. Cengiz Enerji 545
4. Sanko Enerji 440
5. Limak Enerji 348
6. Akenerji 282
7. Enerjisa 228
8. Ayen Enerji 184
9. Bereket Enerji 142
10. Akfen Enerji 122
11. Zorlu Enerji 113

RES’in en büyükleri;

Şirket viagra för män biverkningar Kurulu Güç (MW)
1. Bilgin Enerji 240,0
2. Demirer Enerji 222,8
3. Aksa Enerji 154,8
4. Zorlu Enerji 135,0
5. Ağaoğlu Enerji 126,0
6. Polat Enerji – EDF 99,5
7. Fina Enerji 87,5
8. Dost Enerji 67,5
9. Sanko Enerji 60,0
10. Borusan EnBW 60,0
11. EnerjiSA 59,9

Doğalgaz çevrimin en büyükleri;

trending binario Şirket köpa Viagra för kvinnor Kurulu Güç (MW)
1. EÜAŞ 4.083
2. Enka Power 3.984
3. Aksa Enerji 1.903
4. Enerjisa 1.318
5. GDF Suez (Baymina Elektrik) 798
6. Zorlu Enerji 557
7. Unit Elektrik 504
8. Gama Enerji (Trakya Elektrik) 499
9. Bis Enerji 410
10. Çolakoğlu Enerji 382
11. Cengiz Enerji 370

Linyit, yerli taşkömürü ve asfaltitin en büyükleri;

opcje binarne webinar Şirket köpa viagra 200 mg piller i Toronto Kurulu Güç (MW)
1. EÜAŞ 7.761
2. Park Elektrik (Çayırhan dahil) 755

İthal kömürün en büyükleri;

flomax 0 4mg side affect Şirket 1. Eren Enerji 1.360
2. Oyak Evonik 1.320
3. İçdaş Enerji 1.005
4. İsdemir 220
5. Çolakoğlu Metalurji 190

Yeni yeni kıpırdamaya başlayan ve şu sıralar 94,2 MW sınırında gezen jeotermal enerjideki durumsa şöyle;

Şirket Kurulu Güç (MW)    Yer
1. Gürmat A.Ş. 47,40   Aydın-Germencik
2. Menderes A.Ş. 17,45   Aydın-Sultanhisar
3. Zorlu A.Ş. 15,00   Denizli-Sarayköy
4. Tuzla A.Ş. 7,50   Çanakkale-Ayvacık
5. Bereket A.Ş. 6,85   Denizli-Sarayköy

1975’den 2011’e İstanbul

36 senede İstanbul’un çehresi ne kadar değişmiş, bunu oturduğum yerden, Ankara’dan algılamak zor; ama elin oğlu tâ..a uzaklardan algılıyor, yanıt âlem buysa remote sensin’ ilkesi.. Kentleşme problemi, ulaşım meselesi, nüfus sorunu, su ihtiyacı derken, bir de olası/beklenen/muhtemel/mümkün/ihtimal dâhilindeki deprem, İstanbulluların işi zor.. NASA Dünya Gözlemevi’nin günün görüntüsü seçtiği uydu görüntüleri ve çevirisi aşağıda..


Daha büyük görüntüle!

***

İstanbul’un bin türlü zengin mimarisinden, bir imparatorluğun yükselişini ve düşüşünü okumak kolaydır. 19. yüzyılın görkemli ahşap evleri, 15. yüzyılın Osmanlı saraylarının gölgesinde sıkışmıştır. Konstantinopolis’in şehir merkezini bir uçtan diğer uca kat eden geç Roma ya da erken Bizans su kemerleri, İstanbul’un siluetinde düz bir çizgi boyunca sıralanan camii minareleri, yüzyıllarca var olmuştur. Fakat tarihin İstanbul’un üzerinde bıraktığı izler kadar, günümüz uygarlığının da şehrin görünümüne daha büyük bir etkisi olacak gibi..

İstanbul, son 50 yılda 11 milyondan fazla insanla büyümeye devam ediyor. Şehir, yeni nüfusu barındıracak bir şekilde genişliyor. Bir çift görüntüyle, İstanbul’un 1975 yılı ile 2011’deki zıt durumunu gösteriliyor. Şehri gösteren sahte renkli iki uydu görüntüsüde Landsat 5 cihazına ait. Kentsel alanlar gri renkle gösterilirken, bitki örtüsü ile kaplı arazi kırmızı, otluk arazi ya da çıplak toprak açık kahverengi (ya da boz, olmadı güneşte bronzlaşmış ten rengi) ve su siyah ile temsil edilmiş.

Haliç, güneybatıya doğru İstanbul Boğazı’na akıyor ve 1975’de İstanbul’daki yerleşimler halen Haliç’in etrafındaydı. 2011’deyse şehir, hem doğu hem de batıya doğru kilometrelerce genişledi ve görüntüde batı yakasında yeni bir su depolama alanı (rezervuar) görülüyor. 2011 sonu itibariyle Türkiye nüfusunun yaklaşık %18’i* yani 13 milyondan fazla insanın evi, İstanbul oldu. İnsanlar sanayi (endüstri) işleri için şehirlere göç ediyor ve bu göçün büyük bir kısmını da İstanbul alıyor.

Görüntüler büyüme ile ilgili bazı ilginç durumları da açığa vuruyor. 1973’de Asya ile Avrupa’yı bağlayan ilk köprü olan Boğaziçi Köprüsü açıldı. Köprü, 1975 tarihli görüntüde belli belirsiz görünmesine rağmen, yeni köprünün doğu yakasında kentsel alanlar var. 1988’de, boğazın iki yakasını birleştiren ikinci köprü açıldı, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü. Daha kuzeydeki bu köprü 2011 tarihli görüntüde rahatlıkla görülüyor. Boğazın iki yakası boyunca, iki köprünün arasında kalan koyu gri renkli alan, bu bölümde yoğun bir yerleşim olduğunu gösteriyor, aslında şaşılacak bir durum yok..

Belki de günümüzdeki bu geniş yayılım yeni İstanbul için önemsizdir. Çok yakın bir zaman önce arkeologlar (kazıbilimciler, eskibilimciler), İstanbul’un batısında ve şehirden yaklaşık 21 kilometre ötede zengin bir liman kenti keşfettiler. Bu liman kenti, Konstantinopolis’in kuruluşu sırasında yani 4 ila 6 yüzyıllar arasında etkin bir yerdi.

Yeni ve daha anlaşılmamış olmasına rağmen bu keşif, kentin zengin Konstantinopolis şehrinin uydu limanı ve inzivaya çekilme yeri olduğunu akla getiriyor. 1037 yılındaki depremin ardından dümdüz olan liman kenti terk edilmiş gibi görünüyor.

* 31 Aralık 2011 tarihi itibarıyla Türkiye nüfusu 74.724.269 kişidir. Toplam nüfusun % 76,8’i (57.385.706 kişi) il ve ilçe merkezlerinde ikamet ederken, % 23,2’si (17.338.563 kişi) belde ve köylerde ikamet etmektedir. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il % 99 ile İstanbul, en düşük olduğu il ise % 35 ile Ardahan’dır. Toplam nüfusun % 18,2’si (13.624.240 kişi) İstanbul’da ikamet etmektedir. Bunu sırasıyla; % 6,6 ile (4.890.893 kişi) Ankara, % 5,3 ile (3.965.232 kişi) İzmir, % 3,6 ile (2.652.126 kişi) Bursa, % 2,8 ile (2.108.805 kişi) Adana takip etmektedir. Ülkemizde en az nüfusa sahip olan Bayburt ilinde ikamet eden kişi sayısı ise 76.724’tür. Kaynak:TÜİK


Büyütmek için tıkla! 24 Haziran 1975 tarihli sahte renkli Landsat 5 uydu görüntüsü.


Büyütmek için tıkla! 7 Haziran 2011 tarihli sahte renkli Landsat 5 uydu görüntüsü.

Kaynakça
Riebeek, H., Istanbul, Turkey January 28, 2012, 29 Ocak 2012.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Riebeek, H., 2012. 1975’den 2011’e İstanbul, çev. Güler, B., yerbilimleri.com

Istanbul, Turkey January 28, 2012
The rise and fall of empires is easy to read in Istanbul’s richly varied architecture. Stately 19th century wood townhouses are tucked in the shadow of the fifteenth century Ottoman palace. The late Roman or early Byzantine aqueduct of Constantinople cuts across the city center, a straight line across a skyline punctuated with minarets on mosques that are only centuries old. But as much as history has left its imprint on Istanbul’s make-up, modern civilization may have a far greater impact on its shape.

Istanbul has grown by more than 11 million people in the last 50 years, and the city has expanded to accommodate its new population. This pair of images contrasts Istanbul’s size in 1975 to its size in 2011. Both images come from the Landsat series of satellites and show the city in false color. Plant-covered land is red, while urban areas are gray. Lightly vegetated land or bare earth is tan, and water is black.

In 1975, Istanbul was still centered around the Golden Horn, the estuary that flows southwest into the Bosporus Strait. By 2011, the city had expanded over many kilometers to the east and west, and a new reservoir is visible to the west. Istanbul housed more than 13 million people by the end of 2011—18 percent of the population of Turkey. Much of Istanbul’s growth is happening as people move to the city for industrial jobs.

The images reveal some interesting patterns of growth. In 1973, the first bridge across the Bosporus opened, connecting the Asian side of Istanbul to the European side. The bridge is faintly visible in the 1975 image, and the urban areas in the newly connected east are near the bridge. In 1988, Istanbul opened a second bridge across the Bosporus. Farther north, this bridge is visible in the 2011 image. Not surprisingly, the dark gray of dense settlement has filled in the area between the two bridges on both sides of the strait.

This modern sprawl may be nothing new for Istanbul. Archeologists recently identified a wealthy port city some 13 miles west of Istanbul that was operating during the fourth to sixth centuries, during the founding of Constantinople. Though the find is new and not well understood, the city may have acted as a satellite harbor and retreat for the wealthy of Constantinople. The city appeared to have been abandoned after an earthquake flattened it in 1037.

References
Finkel, A. (2011, November 16). The bridge to nowhere. International Herald Tribune. Accessed January 27, 2012.
Istanbul Metropolitan Municipality. (2008). Population and demographic structure. Accessed January 27, 2012.
Pinkowski, J. (2012, January 23). After being stricken by drought, Istanbul yields ancient treasure. New York Times. Accessed January 27, 2012.
Republic of Turkey Turkish Statistical Institute. (2012, January 27). The results of address based population registration system. Accessed January 27, 2012.

NASA Earth Observatory images created by Robert Simmon, using Landsat data provided by the United States Geological Survey. Caption by Holli Riebeek. Instrument: Landsat 5

Çin’deki Ejderha Nehrine Kadmiyum Karıştı

Çin’in Liujiang nehrine (Ejderha Nehrine) bir madenden zehirli kadmiyum sızması çevredeki kentlerde paniğe yol açtı. Nehirdeki kadmiyum oranının yasal miktarın 5 kat üstüne çıktığına açıklayan yetkililer nehir suyu kullanılmaması çağrısında bulundu.


Guangxi Jinhe Mining Co. Ltd. firmasının sebep olduğu ağır metal kirliliği yüzünden nehir suyu en az bir hafta kullanılamayacak.

Su şebekesinde bir sorun olmadığı ve musluk suyunun içilebileceğinin vurgulanmasına rağmen paniğe kapılıp marketlere hücum eden halk raflarda şişe suyu bırakmadı. Devlet basın yayın organlarına göre kadmiyum sızıntısı nehrin 100 kilometrelik bir şeridini etkiliyor. 3,7 milyon nüfuslu Liju kenti de bu şerit içinde. Yetkililere göre, nehre zehirli madde karıştığı, ilk önce, 15 Ocak’ta, çok sayıda ölü balık bulunması üzerine ortaya çıktı.

Kanserojen bir madde olan kadmiyumu etkisiz hale getirmek için nehre çok miktarda kireç tozu dökülüyor. Kadmiyumla temas edince köpüğe dönüşen kireç daha sonra nehirden toplanıyor. Kadmiyumun zehirli etkisine maruz kalmak için bu maddeyi yutmak şart değil. Uzmanlara göre içinde kadmiyum bulunan cisimleri ağza almak bile çocuklarda beyinsel gelişimini engelleyebiliyor.

Yerli ve yabancı birçok uzman Çin’in su ve hava kirliliği gibi çevre sorunlarıyla mücadelesinin kentleşme ve hızlı ekonomik büyüme karşısında başarısız kaldığı görüşünde.

Kaynakça
VOATürkçe, Çin’de Milyonlarca Kişiye Su Uyarısı, 28 Ocak 2012

Güney Afrika Topraklarında Gaz Avı

Yohannesburg ile Cape Kenti arasında bulunan, yaklaşık 1.200 kilometre uzunluğundaki Karoo bölgesinin büyük kısmını kaplayan bu çorak arazi (adı yerel dilde “susamış toprak” anlamına geliyor) çok az yağmur alıyor. Buna rağmen Shell ve diğer büyük enerji şirketleri bölgede, kuyu başına 3,7 milyon litre veya daha çok su isteyebilen yeni bir sondaj teknolojisi yardımıyla, binlerce doğalgaz kuyusu açmayı umuyor. Şirketler zehirli atık suların tümünü bertaraf etmenin bir yolunu da bulmak zorunda kalacak zira en yakın çöp sahası veya sanayi atığı tesisi yüzlerce kilometre uzakta.

Güney Afrika yerin çok altındaki şist kayaçlarına hapsolmuş, daha önceleri erişilemeyen doğalgaz rezervlerini kullanıma açmak isteyen ve sayıları giderek artan ülkelerden biri. Hidrolik çatlatma veya kısaca “çatlatma” denilen kuyu açma teknolojisi, gaz vergileri sayesinde yeni bir gelir kaynağı yaratma, binlerce kişiye iş sağlama ve elektriksiz yaşayan yaklaşık 10 milyon Güney Afrikalıya elektrik üretecek enerji santrallerine yakıt bulma umudu sunuyor. Ama petrol ve gaz şirketleri ile paraya sıkışan hükümetlerin kuyu açmayı düşündüğü, buradaki ve diğer kıtalardaki sahaların çoğu hassas bölgelerde bulunuyor. Buralardaki yetkililer, sondajların emniyetli biçimde yapılmasını sağlayacak kaynaklarla siyasi nüfuz ve deneyimden yoksun. Michael Klare’ye (Massachusetts Hampshire College) göre, şist kayaçlarındaki yeni doğalgaz kaynakları İran, Katar ve Rusya gibi tarihsel açıdan en büyük gaz üreticisi olan ülkelerin jeopolitik önemini azaltabilir. Yeni kuyu açma süreçleri, şist gazı konusunda daha fazla tecrübesi olan ABD şirketleri Halliburton, Chesapeake Energy ve Exxon Mobil’i avantajlı kılıyor. Aralarında Çin, Hindistan ve Pakistan’ın da olduğu 30’u aşkın ülke şu anda, çatlatma tekniğini kullanmayı göz önünde bulunduruyor.

Gaz üretiminde görülen hızlı artış ise boru hattı ile uzak pazarlara nakledilebilmesi için gazı sıvılaştıran terminal inşasına yönelik ilgiyi artırdı. Örnek vermek gerekirse Endonezya hükümeti, Java Adası’nın bir bölgesinde şist gazı çıkarılmasına izin vermeyi düşünüyor. 2006’da bölgedeki kuyu açma faaliyeti bir çamur volkanını patlatarak 13 kişinin ölümüne ve 30.000’den fazla insanın da yaşadığı yeri terk etmesine yol açtı. Avrupa’daki doğalgaz kaynaklarının üçte birinden fazlasına tekabül eden Polonya’daki şist gazı rezervi, ülkenin gaz ihtiyacının % 60’tan çoğunu sağlayan Rusya’ya olan bağımlılığı azaltabilir. Ama pazar araştırma kuruluşu Bernstein Research’ün Nisan 2010 tarihli raporu, şist gazı çıkarmanın maliyeti ve riskleri konusunda kaygılara neden oldu. Raporda, “Avrupa’da ve şist rezervine sahip olan bazı ülkelerdeki yenilenebilir su kaynakları, ABD’ye kıyasla çok daha az miktarda” uyarısı yer alıyor.

Bir Amerikan girişimi çatlatma.. İşleminde kayaçları kırmak ve gazı serbest bırakmak amacıyla, içine kimyasallar ile kum katılan büyük miktardaki su, çok yüksek basınçla yerin altına gönderiliyor. Çatlatma sonrasında suyun çoğu, içine zehirli kimyasallar karışmış olarak yüzeye geri dönüyor. Yoğun su kullanımı içeren kuyu açma tekniği çatlatmanın keşfedildiği ABD’de hükümet, bu teknolojinin yurtdışında yayılmasını destekleyerek öncü bir rol üstleniyor. Hükümet ayrıca, aralarında sıvı doğalgazı çıkarma ve nakletme projelerinin de olduğu başka enerji projelerine destek veriyor. Başkan Obama son üç yılda Çin, Hindistan ve Polonya’ya yaptığı ziyaretlerde şist gazını teşvik etti. Obama, Varşova’da Mayıs ayındaki konuşmasında, “Şist gazını tamamen güvenli bir yöntemle çıkaracak teknoloji kapasitesinin mevcut olduğuna inanıyoruz” dedi.


With help from an independent contractor, federal energy officials have mapped the sites of some of the world’s largest shale gas resources. The study was limited to about 32 countries for which there was enough geological data to produce informed estimates. Source: Energy Information Administration.

ABD İhracat-İthalat Bankası son yıllarda, aralarında banka tarihinin en büyük ticari işleminin (Exxon Mobil öncülüğünde Papua Yeni Gine’de yürütülen, yüzlerce kilometrelik gaz boru hattı ile sıvı doğalgaz tesisini de içeren 3 milyar dolarlık anlaşma) de olduğu, en geniş kapsamlı gaz projelerine finansman sağladı. Amerikan Yerbilimsel Araştırma (USGS), Avrupa’da şist gazı araştırması yapan yerbilimcilere (jeologlara) eğitim ve teknoloji sağlamayı önerdi. ABD 2009’da, Çin’in kuzeyindeki İç Moğolistan bölgesinde ve ayrılıkçı bir hareketin olduğu batıdaki Sincan’da büyük şist kaynaklarının hızlı şekilde geliştirilmesini amaçlayan bir anlaşma da imzaladı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2010’da başlattığı Küresel Şist Gazı Girişimi, çatlatma tekniği konusunda çok sayıda yabancı ülkeye danışmanlık yapıyor. Bakanlık, yabancı yetkililerin ABD’li enerji uzmanlarıyla görüşmesi ve ABD’deki sondaj sahalarını görmesi amacıyla bu yıl 6 gezi düzenledi.

Bazı ekonomistler ve çevreciler, görece yoksul ülkelerin hükümetlerinin yeni vergi gelirlerinden ve istihdamdan yarar sağlamasına rağmen, kuyu açmanın çevresel risklerine yeterince önem göstermeyebileceğini belirtiyor. Bu çevreler ayrıca, kuyu açmanın yarattığı hava kirliliği, olası sızıntıların yol açacağı su kirlenmesi ve kamyon trafiği gibi olumsuz etkilere maruz kalan yerel halkın, çok az fayda sağlayabileceğini söylüyor. ABD Federal hükümetinin ve şirketlerin yurtdışındaki enerji projelerine sağladığı finansmanı takip eden araştırma ve destek örgütü Pacific Environment’ın politika yöneticisi Doug Norlen, “Bu projeler maliyetlerde, yerel konut ve hizmet fiyatlarında, şimdiden büyük artışa yol açtı. Geçici inşaat işleri bulan bir avuç şanslı kişi haricinde, yerel toplulukların ekonomik durumu aslında daha kötüye gidebilir” diyor. Kuyu açmaya hazırlanan Güney Afrika’da ve diğer ülkelerde, bir arazinin altında bulunan madenler genelde şahıslara değil devlete ait.

Karoo sakinlerinin çoğu, hükümetin rüzgâr veya güneş çiftlikleri kurmasını tercih edeceklerini söylüyor. Beslediği 3.000 koyunu ve keçiyi otlattığı yere su getiren, tıkanmış bir boruyu açmaya çalışan 44 yaşındaki Trenly Spence, “Büyük bir sızıntı, sızdıran bir boru veya araştırmaların tespit edemediği bir yeraltı kırığı, ailemin dört kuşaktır işlettiği çiftliği mahvedebilir” diyor. Kimi uzmanlar, ABD’nin çevresel ve diğer etkiler konusunda dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Amerikan Üniversitesi Uluslararası ve Karşılaştırmalı Çevre Hukuku Programı’nın Başkanı David Hunter, “ABD ile ona bağlı finansman sağlayan kuruluşların, yabancı yatırımcılara istikrarlı bir ortam yaratan ancak yerel halka pek fayda getirmeyen politikaları teşvik etmek gibi bir alışkanlığı var” diyor. ABD İhracat-İthalat Bankası 2008’de, Peru’da Amazon yağmur ormanlarındaki Camisea gaz yataklarından gaz ihraç etmek için kurulacak bir sıvılaştırılmış doğalgaz terminaline, 400 milyon dolarlık kredi garantisi sağladı. Camisea projesi sızıntılar, yolsuzluk ve gazın yerli tüketicilere fiyat indirimi için kullanılması yerine ihraç edilmesi konusundaki eleştiriler gibi sorunlarla karşılaştı. Güney Afrika’da daha dikkatli davranılması için baskılar artıyor. Kamuoyu Karoo bölgesinde kuyu açılması konusunda endişelenince, Güney Afrikalı sondaj yetkilileri yeni ruhsat dağıtımını Şubat’a kadar durdurdu. Güney Afrika’nın bağımsız Reklam Standartları Kurumu Temmuz’da, Shell’in reklamlarında öne sürdüğü, çatlatma tekniğinin asla kirlilik yaratmadığı gibi iddiaların yanıltıcı olduğuna hükmetti. Orta Karoo bölgesinin Afet Yönetimi Müdürü Hein Rust, “Hükümete acele etmesi için muazzam bir baskı yapılıyor. Ama bence bu kararlar itimada dayalı olarak veya tüm maliyetler bilinmeden alınmamalı” diyor.

Kaynakça
Doğalgaza Hücum Korkutuyor, 17 Ocak 2012, İngilizce

Jeotermal Sondajı, Maliyet Faktörleri ve Kontratları

Enerji amaçlı bir jeotermal projede ön araştırmalar (eskiler prospeksiyon da der) bitince sıra sondaj yeri vermeye gelir. Dolayısıyla sondaj planı ve maliyeti sıradaki hedeftir, problemdir. Bu çalışmaların nasıl yapıldığını öğrenmek bile başlı başına bir iştir ve okulda bunun eğitimini almazsınız. Kurgu çok önemlidir. Hele özel sektöredeyseniz; “mühendsilik” 1 dolarlık işi daha azına mal etmektir..

Aşağıda Sema Tekin tarafından hazırlanmış hap bilgiler var, jargon genelde İngilizce ve yapacak birşey yok. Bu işin kuralı bu.. Keşke bu yazıya daha önce ulaşsaydım ya da daha önce yayınlansaydı, benim içinde iyi olurdu. Lafı uzatmayalım, buyrun, ağzınızın tadıyla okuyun..

1. Jeotermal Sondajındaki Farklılıklar
Jeotermal sondajı ile petrol ve gaz sondajı arasındaki farklılıklar alt başlıklar halinde aşağıda incelenmiştir.

1.1 Kuyu Dizaynı
Kuyu, üretim aşaması düşünülerek, planlanan sistem için gerekli akışın elde edilebileceği en geniş kuyu çapı ile bitirilmektedir. Ayrıca petrol ve gaz sondajında üretimde genellikle tubing dizileri ve packer kullanılırken, jeotermalde üretim muhafaza borusundan gerçekleştirilmektedir. Eğer kuyu içi pompası kullanılacak ise pompanın çapı ve yerleştirileceği derinlik de kuyu dizaynında göz önünde bulundurulmalıdır.

1.2 Muhafaza Borusu
Rezervuara soğuk yeraltısularının karışmasını ve bunun kuyunun üretimini etkilemesini engellemek için iyi bir muhafaza borusu programı gereklidir. Yüzey borusu, yüzey sularını korumak için kullanılır. Üretim zonunda kullanılan muhafaza borusu veya liner deliklidir ve genellikle 7 inç çapında olmaktadır.

Muhafaza borusu tipi seçilirken sıcaklığa ve korozyona karşı olan dayanıklılıkları da göz önüne alınır. Amerika’daki bazı uygulamalarda korozyon sebebiyle titanyum muhafaza boruları kullanılmaktadır ve fiyatları yüksek olmasına rağmen saha özellikleri sebebiyle bu boruların kullanımı ekonomik olarak daha uygun hale gelmiştir.

1.3 Kuyubaşı Ekipmanları
Sıcaklığın etkisi ile muhafaza borularının uzayıp kısalmasından dolayı “expansion spool” kullanılmaktadır. Ayrıca genelde BOP (Blowout preventer) ekipmanlarının üzerinde kullanılan “rotating head” ile kuyudan gelen akışkan başka tarafa yönlendirilebilir.

1.4 Sıcaklığın Malzeme
Üzerindeki Etkileri Çamur sıcaklığının yüksek olması sebebi ile sondaj dizisi, matkaplar, muhafaza boruları, pompa ve sarf malzemeleri daha çabuk yıpranmakta ve çamur özelliklerinde bozulmalar meydana gelmektedir. Ayrıca elektronik ekipmanların kullanımı da kısıtlanmaktadır.

Soğutma kulesi kullanımı ile yüksek sıcaklığın malzeme ve kuyu üzerindeki etkisi azaltılabilir. Etkili çalıştırıldığında soğutma kulesi çamur sıcaklığında 15°C’ye kadar düşme sağlayabilmektedir.

1.5 Formasyon Tipleri ve Matkaplar
Geniş kuyu çapı gereksinimi dolayısıyla kullanılan matkap çapları da büyük olmakta ve bu da sondaj hızını azaltabilmektedir. Jeotermalde çokça rastlanan sert kayalar için Roller cone-TCI (Tungsten Carbide Insert) matkaplar kullanılmaktadır. PDC (Poly Diamond Crystalline) matkaplar ise sert kayaçlarda kullanılmamaktadır.

1.6 Kule Seçimi
Sondaj kulesinin seçiminde, kuyu programına göre kulenin sondaj yapabileceği maksimum derinlik, kanca yükü ve drawworks kapasitesi; casing programına göre rotary masası genişliği; sağlıklı kuyu temizliği gerçekleştirebilmesi için pompa kapasiteleri; kuyubaşı dizaynına göre platform yüksekliği ve soğutma kulesinin sirkülasyon sistemine dahil edilebilmesi gibi faktörler sıralanabilir. Kaynak [1]’de, kule seçiminde hangi özelliklere dikkat edilmesi gerektiği ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştır.

1.7 Çimentolama
Muhafaza borusu programı ile yüzey suları herhangi bir yer altı blowout’unu engellemek için iyi izole edilmelidir. Diğer muhafaza borularının çimentolarının çok iyi yapılması sondajda veya üretim aşamasında kuyunun ısınması veya soğuması sırasında muhafaza borularının uzayıp kısalmasını en aza indirgemek açısından çok önemlidir. Bu amaçla çimento yüzeye kadar yapılmaktadır. Dolayısı ile çoğu zaman çimentonun yüzeye geldiğini görene kadar ve açık kuyu hacminin 2-3 katı kadar çimento hazırlanmakta ve kuyuya basılmaktadır. Aynı zamanda, kanallaşmanın engellenmesi ve yüksek sıcaklıklarda daha sağlam bir bağ oluşturması için çimentoya diğer katkı malzemelerinin yanısıra SiF (Silika florür) de katılmaktadır. Çimentolama süresi ve donma süresi yüksek sıcaklıktan etkilenmektedir. Bu açıdan, çimento operasyonunun eksiksiz ve kesintisiz olması büyük önem taşır. Yüksek debide ve türbülanslı akışta daha iyi çimento bağları oluşturulmaktadır.

Jeotermalde Stab-in de denilen dizi içinden çimentonun basıldığı uygulamalar da yaygındır. Bu yöntemin daha hızlı olması ve daha az öteleme ile tamamlanması gibi avantajları vardır. Ayrıca bu uygulama ile basılan çimento sıcaklığa daha az süre maruz kalmaktadır. Ancak basılan çimento kuyudaki akışkana göre daha soğuk olduğu için muhafaza borusu kısalabilmekte ve dizi yerinden çıkabilmektedir. Liner çimentolamasında ise dizinin sökülmesi esnasında sıkışması problemi ile karşılaşılmaktadır. Köpüklü çimento operasyonunda ise çimentonun özelliklerini geliştirebilmek için çimentoya nitrojen ve yüzey aktif madde eklenmektedir. Zayıf formasyonlarda düşük yoğunluklu çimento için seramik, perlit, jel bentonit ve mikrosilika kullanılabilir [2]. Yüksek sıcaklıklarda çimento yapılabilmesine olanak veren bazı geciktiriciler ise şeker, lignosülfanat, tartarik asit, organik fosfonik asit olarak sıralanabilir [2].

1.8 Sondaj Çamuru
Sondajda yüksek sıcaklık sebebiyle bozulan çamur özellikleri takım sıkışmasına yol açabileceği gibi, kaçak olması da bu riski artırmaktadır. Tedirici veya tam kaçağa özellikle üretim zonunda rastlanmaktadır. Kaynak [3]’te, jeotermal kuyularda karşılaşılan kaçağın daha çok yüksek geçirgenlikli çatlaklı zonlarda gerçekleştiği, düşük sıcaklıklı ve üretim zonu olmayan yerlerdeki kaçakların su akiferlerinin korunması ve formasyon akışkanına karışmaması için kapatılması gerektiği, bunun çimento operasyonunda da yarar sağlayacağı belirtilmiştir. Kaynak [4]’te kaçak sırasında en çok kullanılan malzemelerin yer fıstığı kabuğu, mika ve selofan olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, fındık kabuğu ve pamuk çekirdeği de kullanılabilir.

Üretim zonundaki kaçarak sondajlarda sondaja su, polimer çamuru veya havalı sondaj ile devam etmek tercih edilebilir. Bu konudaki karar, formasyon karakteristikleri, kaçak miktarı ve gerekli ekipman ve malzemelerin maliyet açısından uygunluğu göz önünde bulundurularak verilebilir.

1.9 Kuyu Kontrolü
Jeotermalde kuyu kontrolüne neden olabilecek bazı durumlar iyi yapılmayan çimentolama, iyi dizayn edilmemiş muhafaza borusu programı ve muhafaza borusu problemleri, düşük rezervuar basınçları, kısmi ve tam çamur kaçakları, yüksek sıcaklıklar ve yetersiz BOP ekipmanı olarak sıralanabilir.

Çimento operasyonunun kuyu kontrolündeki önemi çok büyüktür. Eğer muhafaza boruları arasındaki çimentoda sıvı/su kalmış ise, üretim esnasında bu sıvı/su ısınacak ve buhar fazına geçebilecektir. Dolayısıyla daha fazla basınç uygulayacak ve borunun çökmesine neden olabilecektir. Eğer bu su formasyonda ise formasyonu çatlatması olasıdır.

Kuyu kontrolü açısından, kuyu kontrol ekipmanlarının yüksek sıcaklığa dayanabilecek özelliklerde olması ve operasyonlarda duraksama olmaması da önemlidir. Kuyu kontrolü genellikle kuyunun sirkülasyona alınıp soğutulması ile gerçekleştirilir. Ayrıca kulede bulunan Top Drive sistemi ile sondaj dizisi kuyuya indirilirken aynı zamanda sirkülasyon da yapılabildiğinden kuyunun daha çabuk soğutulması sağlanacaktır. Ancak yinede muhafaza borusu indirme ve çimentolanması gibi operasyonlarda kuyuda sıcaklık artışı ve buna bağlı olarak da kuyu gelişi olabilmektedir. Burada da jeotermal sondajda deneyimli personelin önemi ortaya çıkmaktadır.

1.10 Yönlü Sondaj
Jeotermalde yatay veya yönlü sondajlar daha fazla fay/çatlak kesme olasılığından dolayı tercih edilmektedir. Yönlü sondajda rotary steerable tercih edilen bir yöntemdir. Daha düzgün kuyu çapı ve daha yüksek sondaj hızı sağlamaktadır. Volkanik bir formasyonda yönlü sondaj sıcaklığın yanısıra çekim kuvveti ve manyetizmadan da etkilenmektedir [5].

1.11 İş Güvenliği
Geçmiş tecrübelerde cellar havuzunda biriken H2S’in (hidrojen sülfürün) ölümlere yol açmasından dolayı Amerika’da artık cellar havuzları 3-4 ft derinliğinde yapılmaktadır [5].

2. Füzyon Sondajı (Thermal Spallation) [6]
Füzyon sondajı jeotermal sondaj teknikleri arasında maliyetlerin düşürülmesi açısından gelecek vaadeden bir teknoloji olarak görülmektedir. Füzyon sondajını (Şekil 1) açık kuyularda düşük yoğunluklu petrol-hava alevi sondajı olarak nitelendirebiliriz. Bu sondajda kaya yüzeyi, parçalanmasına sebep olacak termal stresin oluşması için çok hızlıca ısıtılır. Bu yöntem sığ, açık kuyularda yıllardır kullanılmaktadır. EGS (Enhanced Geothermal Systems) projelerinde sıkça rastlanan granit gibi sert kayaçların sondajında etkili bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır.


Şekil 1. Füzyon Sondajı [7]. Kaynak: NETL.
(Orijinal metindeki şeklin çöznürlüğü kötü olduğu için alternatif bir görüntü eklendi.)

Bu  sondajda yüksek yoğunluklu sıcaklık, Şekil 2’de görülebileceği gibi yüzeyin, altındaki tabakalara nazaran genişlemesine sebep olur ve mikro çatlaklar oluşur ve formasyon kesintileri taşınır. Bu yöntemdeki sondajda, sondaj, formasyon ile temassız yapıldığı için dizide yıpranma normal sondaja göre daha yavaş gerçekleşir dolayısıyla sondaja ara vermeden devam edilebilmektedir.


Şekil 2. Füzyon Sondajındaki Aşamalar [7].

Sığ kuyulara kıyasla derin kuyular kuyu stabilitesinin sağlanması için sondaj sıvısına gereksinim duymaktadır. Sondaj sıvısı kuyu dibinde yüksek bir hidrostatik basınç sağlar. Füzyon sondajının derin kuyulara uygulanabilmesi için yüksek yoğunluklu yüksek basınçlı bir ortamda yüksek sıcaklık ve yüksek ısı akışı sağlanması gerekmektedir. Sondaj sıvısı olarak su kullanıldığında hidrotermal alev ya da süperkritik suda üretilen alevler derin kuyuda kayacın parçalanması için kullanılabilir.

Bu yöntemin derin kuyulara uygulanabilmesi için hidrotermal alevin süperkritik özellikteki sudaki davranışı üzerine araştırmalar MIT (Massachusetts Institute of Technology) ve Potter Drilling, Inc. işbirliğiyle sürdürülmektedir. Yakıt olarak hidrojen, metanol ve metan üzerinde durulmaktadır.


Görüntüyü izleyemiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=6Fwkb0Kxajk

3. Sondaj Maliyet Faktörleri – AFE (Authorisation for Expenditure)
Bir jeotermal kuyu sondajının maliyetinin büyük bölümünü kuyunun derinliği ve formasyon tipine bağlı olarak sondaj süresi ve muhafaza borusu ve çimentolaması oluşturmaktadır. Sondaj ile ilgili diğer maliyet faktörleri de aşağıda detaylı olarak belirtilmiştir:

– Mühendislik çalışmaları, sondaj ve saha danışmanlık hizmetleri
– Malzeme alımı: Muhafaza borusu ve aksesuarları, liner ve aksesuarları, kuyubaşı ekipmanları, matkap, soğutma kulesi
– Sondaj öncesi hazırlıklar: Lokasyon, kondüktör, cellar havuzu ve atık havuzu yapımı, yol yapımı, lokasyon ve yol yapımı ile ilgili izinler
– Lokasyona sondaj için su sağlanması: Su kaynağı bulunması, kuleye su hattı çekilmesi ve bakımı, tanker ile su taşınması
– Lojistik: İletişim, binek araçlar, içme suyu, yiyecek-içecek (catering hizmeti)
– Sondaj servisi: Sondaj kulesi kiralanması, kulenin lokasyona mobilizasyonu, birden fazla sondaj yapılacak ise lokasyonlar arası mobilizasyon (intermobilizasyon) ve kulenin proje sonunda demobilizasyonu, sondaj kulesi için yakıt, vinç ve forklift kira bedelleri
– Ekstra malzeme kiraları: Top drive, elek telleri, jar ve bakımı, stabilizer ve giydirmesi, shock sub, rotating head vb.
– Çamur servisi:  Çamur mühendisi günlük ücreti, çamur katkı malzemeleri, mühendis ve malzemelerin lokasyona ulaşımı
– Çimento servisi: Muhafaza borusu çimentoları ve tapa çimento operasyonları, çimento, SiF ve katkı malzemeleri, çimento mühendisi, ekibi ve çimentolama ünitesinin günlük ücretleri ile malzemeler, ekip ve ünitenin lokasyona ulaşımı
– Jeolojik değerlendirme: Sondaj kesintileri toplanması ve incelenmesi, mud logging servisi, log alımı
– Diğer opsiyonel servisler (Personel, ekipman, ulaşım): Liner indirme, yönlü sondaj ve gyro, havalı sondaj, karot alımı, Hidrojen Sülfür (H2S) izlenmesi, testi ve eğitimi, sağlık ve iş güvenliği
– Kuyu testi
– Muhtemel tahlisiye operasyonları
– Atık havuzunun ve sondaj sahasının rehabilitasyonu

Kaynak [8]’de jeotermal sondajların maliyetinin petrol ve gaz sondajlarına göre 2-5 kat daha fazla olduğu belirtilmiştir. Bunda üretim borularının daha geniş çaplı olmasının ve çimento hacimlerinin etkili olduğuna dikkat çekilmiştir. Kaynak [4]’te ise çamur sıcaklığı 50-70°C arasında iken çamur maliyetinin %70 oranında arttığı, çamur sıcaklığı 70°C’den  fazla iken ise çamur maliyetinin %133 oranında arttığı belirtilmiştir.

4. Jeotermalde Sondaj Kontratı ve Sigorta Uygulamaları
Sondaj kontratlarında en çok tercih edilen uygulamalar günlük ücret bazlı (Day rate/Unit time rate), metre başına ücret bazlı (Unit meter rate/Meterage) ve anahtar teslim (Turnkey/Lump-sum) olarak sayılabilir. Kaynak [9]’a göre Yeni Zelanda, Kenya ve Endonezya’daki jeotermal sondajlarda günlük ücret bazlı, İzlanda’da ise metre başına ücret bazlı ve anahtar teslim kontratlar yapılmaktadır. Metre başına ücret bazlı kontratlar Türkiye’de daha çok su kuyusu sondajlarında tercih edilmektedir. Türkiye’deki jeotermal sondajlarda daha çok günlük ücret bazlı kontratlar, nadir olarak da anahtar teslim kontratlar uygulanmaktadır.

4.1 Günlük Ücret Bazlı Kontratlar
Bu tip kontratlarda kule ücretine, kule ve çalıştırılması, sondaj dizisi ve kule ekibi dahildir. Talep edilen bazı ek servisler Müteahhit tarafından ilave ücret ile sağlanır. Müteahhit tarafından sağlanmayan diğer 3. taraf servisler ise Operatör tarafından sağlanır. Bu tip kontratlarda sondaj riski ve sorumluluğu, kuyu sondaj süresi ve harcanan malzemeler gibi riskler Operatör’dedir.

4.2 Metre Başına Ücret Bazlı Kontratlar
Sondaj ilerleme hızı kesin olarak öngörülemediğinden, Müteahhit tarafından çok tercih edilmeyen bir kontrat tipidir. Bu tip kontratlarda Müteahhit, sondaj süresi, sarf malzeme ve kuyuda kalan ekipman konularında risk almaktadır. Genellikle muhafaza borusu ve çimentosu Operatör tarafından karşılanır. Risk ve sorumluluk konularındaki belirsizlik sebebiyle Operatör tarafından da çok tercih edilmeyen bir uygulamadır.

4.3 Anahtar teslim Kontratlar
Müteahhit tarafından kuyunun belirlenen derinlikte sondajının tamamlanması için toplam bir fiyat verilir. Müteahhit tüm ekipman, malzeme ve operasyonlardan sorumlu olur. Kuyunun risk ve sorumluluğu da Müteahhit’tedir. Müteahhit sondajdaki muhtemel problemler ve belirsizliklerden dolayı bu tip kontratları tercih etmemektedir. Operatör’ün tercih etmeme sebepleri arasında ise, karşılaşılabilecek muhtemel sorunlar sebebiyle eklenen ekstra ücret ve operasyonlar üzerinde kontrol yetkisinin istenilen oranda olmaması sayılabilir.

4.4 Hibrit Kontratlar [5]
Hibrid kontratlar Amerikalı jeotermal sondaj müteahhiti Thermasource Şirketi’nin uygulamakta olduğu bir tür sondaj kontratıdır. Bu kontratlarda Operatör ve Müteahhit sondajın risk ve sorumluluğunu belirli oranlarda paylaşırlar ve bu iki taraf sondaj sonrası kuyunun başarı ve getirilerini de paylaşırlar. Bu kontratlarda Müteahhit tüm 3. taraf ekipman ve malzemeleri de içeren günlük toplam bir ücret üzerinden çalışır.

4.5 Hedef Kontratlar [10]
Bu kontratlarda zaman ve malzeme sarfı konularında Operatör ve Müteahhit anlaşarak hedef koyar. Hedef, normal şartlar altındaki beklentiye ek olarak %10-25 arası bir pay konularak oluşturulur. Müteahhit sondajı bu hedefin altında bir sürede gerçekleştirdiğinde belli bir oranla ödüllendirilir. Müteahhit sondajı eğer hedefin üzerinde bir sürede gerçekleştirirse de kendisine bir ceza uygulanır. Bu tür bir kontrat Operatör’ün tüm gereksinimlerini belirlemesini sağlar ve verimli bir kuyu kazılmaya odaklanılmasını ve Müteahhit’in riskinin en aza indirgenmesine çalışılmasını sağlar.

4.6 Sigorta Uygulamaları
Türkiye’de jeotermal saha operatörü olan şirketlerin, kuyuda problem olduğunda ya da kuyu kaybedildiğinde riskin ve sorumluluğun hangi tarafa ait olacağı konusunda sorularının olduğu gözlemlenmiştir. Operatörler bu konuda sondajı üstlenen Müteahhit’in de riskin bir kısmını üstlenmesi gerektiğini düşünmektedirler. Ancak genelde uygulanan günlük ücret bazlı sondaj kontratlarında Sondaj Müteahhitinin ve diğer 3. taraf servis sağlayıcılarının denetiminin Operatör’de olması sebebiyle bu uygulanabilir bir görüş olamamaktadır. Bu soruna çözüm olarak Amerika’da uzun süredir yapılmakta olan kuyu sigortasının Türkiye’de henüz uygulaması bulunmamaktadır. Amerika’daki bir jeotermal kuyu için 2011 yılı sigorta ücreti 3,5 Amerikan doları/ft olarak  verilebilir [5].

Kaynaklar
[1] Ndirangu, E.G., 2000. Selection of a Future Geothermal Drilling Rig for Kenya, The United Nations University, Reports 14, 285-302.
[2] Najafi, H., Sauter, M. and Ryan, M., 2011. Module 4 Geothermal Cementing Presentation, National Geothermal Academy, University of Nevada, Reno. Basılmamış.
[3] Dunn, J.C. and Livesay, B.J., “Geothermal Drilling Technology”, Sandia National Laboratories, SAND–86–2943C, Albuquerque & Livesay Consultants, San Diego.
[4] Fabbri, F. and Vidali, M., 1970. Drilling Mud in Geothermal Wells, Geothermics, Special Issue 2, 735-741.
[5] Capuano, Jr. L., Livesay, B. and Capuano, III L., 2011. Module 4 Drilling Engineering Lecture, National Geothermal Academy, University of Nevada, Reno. Basılmamış.
[6] Tester, J.W., 2011. Module 1 Introduction to Geothermal Energy Utilization Lecture, National Geothermal Academy, University of Nevada, Reno. Basılmamış.
[7] Tester, J.W., Potter Drilling Inc., 2011. A Comparison of Geothermal with Oil and Gas Well Drilling Presentation, National Geothermal Academy, University of Nevada, Reno. Basılmamış.
[8] Augustine, C., Tester, J.W., Anderson, B., Petty, S. and Livesay, B., 2006. A Comparison of Geothermal with Oil and Gas Well Drilling Costs, 7Proceedings of Thirty-First Workshop on Geothermal Reservoir Engineering, Stanford University, Stanford, California, SGP-TR-179.
[9] Hole, H., 2008. Geothermal Well Drilling Services Contracts, Petroleum Engineering Summer School, Workshop #26, Dubrovnik, Croatia.
[10] King1, T.R., 1998. Drilling Contracts: Some Options, Proceedings 20th NZ Geothermal Workshop, pp.179-182.

Jeofizik Bülten’inde “Jeotermal Sondajı, Maliyet Faktörleri ve Kontratları” başlığı adı altında yayımlanan bu metnin bütün hakları Sema Tekine’e aittir ve bu yazı olabildiğince değiştirilmeden yayınlanmıştır.

Hidrolik Çatlatma Depremi Tetikler Mi?

Tahliye kuyularının yanı başındaki depremler sismik sükuneti bozuyor mu? Ohayo’ya İskoç-İrlandalı göçmenlerin 18’inci yüzyılda yerleşmesinden beri bu şehir ve çevresinde herhangi bir sismik hareketlilik yaşanmadı. Ancak bu huzur ortamı geçen yıl 17 Mart’ta yaşanan düşük şiddetli iki depremle sona erdi. O günden bu yana çoğunluğu zarara yol açmayacak kadar zayıf olan 9 deprem daha meydana geldi. 31 Aralık’ta meydana gelen son deprem 4,0 büyüklüğündeydi ve ufak çaplı zarara neden olacak kadar şiddetliydi. Sismik açıdan faal olmayan bir bölgede 9 ayda görülen 11 depremi olağan karşılamak mümkün değil. Ancak sismologlar (deprembilimciler) bir başka sürprizle daha karşılaştı: Depremlerin önemli bir kısmının merkezi, 2.750 metre derinlikteki bir petrol kuyusuyla çakışıyordu. Rezervin bulunduğu alanda, Amerikalı bir firma doğalgaz kuyularından sıvı tahliye ediyordu. Milyonlarca litrelik bu sıvı, gazın kayaların içindeyken serbest hale getirilmesine yarayan hidrolik çatlatma yöntemi sonucu ortaya çıkıyor. Sarsıntıların yeri ve zamanlaması, tüm bunlardan tahliye kuyusunun sorumlu olduğu şüphesini uyandırıyordu.


Horizontal Versus Vertical Wells and Multi-stage Hydraulic Fracturing. Source: JuneWarren Publishing, 2008.

Atık sular basınç altındaki kuyulara dolduruluyor ve iddialara göre bu sıvıların bir kısmı kaya oluşumlarının derinlerine gidip eski faylara sızıyordu. 30’dan fazla ülke şu sıralarda hidrolik kırma faaliyetlerini tartışıyor. Ancak uygulama, havayı kirletme ve içme suyunu zehirleme potansiyeli taşıdığı için sert bir şekilde eleştiriliyor. Youngstown’da ve kayagazı üretimi yapılan diğer bölgelerde görülen sarsıntılar, hasarla sonuçlanacak bir depremin meydana gelebileceği yönündeki inanışı pekiştiriyor.

Biliminsanları, aradaki bağlantının varlığını olası görmüyor. Ayrıca kuyuların göreli olarak çok derinlere ulaşamaması nedeniyle meydana gelebilecek depremlerin küçük ölçekli olacağını öngörüyorlar. Berlin’de “tetiklenmiş” sismik hareketleri inceleyen Serge Shapiro (Free Üniversitesi), “Yeraltında mevcut kırıkların neden olabileceğinden daha şiddetli bir deprem olmayacağı doğru. Ancak yerleşimin yoğun olduğu bir bölgede meydana gelebilecek bir deprem, büyüklüğü 4 olsa dâhi, istenmeyen bir şeydir” diyor. Ohio’daki eyalet yönetiminin ve Youngstown’da atık tahliyesi işleri yapan D&L Enerji şirketinin yetkilileri, kuyularla depremler arasında kanıtlanabilmiş herhangi bir bağlantının bulunmadığını ifade ediyor. Ancak eyalet yönetimi, firmadan kuyunun dibindeki alanı kapatmasını talep etti.

Lamont-Doherty Yer Gözlemevi (LDYG) araştırmacıları, kuyunun yakınlarına 4 tane sismik ölçer kurdu. John Armbuster (LDYG), sismik ölçerler sayesinde tahliye kuyusunun deprem tetiklemek konusunda ne kadar etkili olduğunu göreceklerini söylüyor. Amerika Bağımsız Petrol Birliği’nin (IPAA) sözcüsü Jeffrey Eshelman, hidrolik kırma uygulaması ile sarsıntıların arasında bir bağlantı olup olmadığını tespit etmenin imkânsız olduğunu, depremlerin ufak çaplı da olsalar ciddiye alınması gerektiğini ifade ediyor.

Biliminsanları, kuyuların depremleri tetikleyebileceğinin bilinen bir şey olduğunu ancak kesin bir bağlantı kurmanın zor olduğunu söylüyor. Temmuz ayında Arkansas’taki bir kuyu için kapatma kararı alındı. Yeni kuyulara da yasak geldi. 3 kuyu da şirketler tarafından gönüllü olarak kapatıldı. Bölgede halen küçük depremler meydana geliyor ancak artık oluşma sıklığı ciddi biçimde azaldı. İngiltere’nin kuzey batısındaki Blackpool yakınlarında geçen yılın başlarında gerçekleşen 1,5 ve 2,3 büyüklüğündeki iki depremin petrol kuyularındaki kırma faaliyetleri ile ilgili olduğu sonucuna ulaşıldı. Başka bir sismolog da Oklahoma’da Ocak 2011’de gerçekleşen ufak çaplı sarsıntıların, “yakın çevrede yürütülen kırma çalışmaları ile ilgili olabileceğini” ortaya koydu. Kırma faaliyetleri sırasında kaya kitlesine sıvı enjekte edilmesinin küçük ölçekli sarsıntılara yol açtığı biliniyor. Ancak Blackpool’daki daha büyük ölçekli depremler de aynı nedenle, yani sıvının kaya kitlesinin altında kalan katmana doğru inmesiyle meydana gelmiş olabilir. Sismologlar, daha derin ve yaşlı kaya katmanlarında bulunan kırıkların “taban” olarak kabul edildiğini ve yüz milyonlarca yılda ulaşılabilmiş bir dengeye işaret ettiğini söylüyorlar. Deprembilimci Leonardo Seeber (LDYG), “Nerede sondaj yaparsanız yapın, tabanda sarsıntı yaratacak kırıklar oluşacaktır” diyor.


Göremeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=O0kmskvJFt0

Kaynakça
Petrol Kuyuları Depremi Tetikler mi?, 17 Ocak 2011, İngilizce

Nicolas Steno Yaşasaydı 374 Yaşında Olacaktı

Aslıda gagıl dudıl’ın (google doodle’nin) yaptığı ve sımır sımır reklam kokan bu haraketleri hiç sallamam.. Hatta bizim bayramlarda seyranlarda yaptıkları, sadece ve sadece gagıl.kom.tere’de yayınlanan bu müsvedde çalışmaların, sanki bütün dünyada yayınlanıyormuş hissiyle bizim haber sitelerinde manşetten verilmesi trajikomik gelir. Bu sefer gagıl sayesinde, Nikolas Steno diye biri olduğunu fark ettim, geçte olsa, hem de sedimantoloji-stratigrafi okuyup seneler sonra farkına vardım, ayıp mı dersiniz bilmem, gene de Aziz Nikolas’ın toprağı bol olsun..

Nikolas Amcayı; Comte de Buffon, Abraham Gottlob Werner, James Hutton, Georges Cuvier, Alexandre Brongniart, William Smith, Charles Lyell ve Alcide d’Orbigny veya Cesare Emiliani, İbn-i Sina, İbn-i Haldun ya da sektirdiğimiz bir isim mi takip eder bilinmez.. Aşağıda konu olan dudıl’ımızın hikâyesi, çevirisi var..


Steno’s shark teeth from Elementorum myologiæ specimen, seu musculi descriptio geometrica : cui accedunt Canis Carchariæ dissectum caput, et dissectus piscis ex Canum genere, 1667. Author: Niels Stensen (Steno).

Stratigrafi* ve yerbiliminin babası olarak tanınan Nikolas Steno, tarihi, geçmişi anlamak için yeryüzünde bulduğu şeyler üzerine çalışmış. Nikolas bulduğu şeyler hakkında basit kitaplar yazmak yerine uygulamalı araştırma yapmayı seçmiş. Döneminin yeniliğe, değişime açık düşünürü olan Nikolas, taşların içinde bulunan köpekbalığı dişi biçimindeki nesnelerin döneminin düşünürleri tarafından iddia edildikleri gibi gökyüzünden düştüğü düşüncesine katılmamış. Bu fikir yerine, bu şekildeki oluşumun fosil olduğunu savunmuş. İşte Nikolas, yaptığı bu çözümle, eleştiri ve yaratıcı düşünceye ithafen Google’nin karalama bölümüne konu olmuş.

Nikolas’ın stratigrafi ve yerbilimine katkılarını düşünen dudıl** takımı, onun doğumgününü onurlandırmak istemiş ve onun çalışmalarından eşsiz birini benimsenmiş. Takım ve Jennifer Hom, rengârenk ve estetik görünüme sahip stratigrafi için doğru olanın ne olduğunu biliyormuş; fakat bunun nasıl uyarlanacağından emin değilmiş. Dudıl’ı taşranın, kırın, köyün, çiftliğin ortasında bir yer de mi kurgulayacaklarmış? Bunu gagıl kültürü ile nasıl ilişkilendirebilirlermiş? Sadece bir şey mi hazırlamalıymışlar? Bu doğrultuda aşağıdaki araştırma eskizleri ortaya çıkmış, ön çalışmalar, taslaklar..


Nikolas anısına tasarlanan ilk karalamalar..

Jennifer, Gagıl’ın içinde birkaç gıcık jeolojiyi gözden geçirdikten sonra, San Fransisko Dağ Görünümü bölgesindeki araziyi gagıl’a has bir şekilde uyarlamaya karar vermiş. Daha sonra yaşadığı yer hakkında ilginç bir gerçeği öğrenmiş, Stan olmasa San Fransisko Körfez Bölgesi’nde dinozor fosili yokmuş. Neyse, üç boyutlu arazinin kesilmiş yığın olmasına rağmen stratigrafi çizimlerine birazcık sadık kalmak adına gagıl logosunu şekillendirmiş. Aşağıda sonuçtan önceki kaba çizimler, ilk şekiller var..


Nikolas anısına..

Jeniffer’e göre, Nikolas ve yaptığı çalışmalar hakkında düşünmek için çok farklı yollar varmış, bu böylesi büyüleyici bir kişiyi onurlandırmak için bir meydan okuma ve bir zevkmiş.


Buradaki görüntüyü izleyemiyorsanız, http://www.youtube.com/watch?v=6gjKI1Z4rNg. Kaynak: Tolles Fossilien-Doodle für Nicolas Steno, Almanca..

Dipnot
* .. Kelime anlamıyla Lâtince stratum (=tabaka, katman; çoğulu strata ve Yunanca γραφη (çizgilerle bir şeyi temsil etmek, resmetmek, yazmak) kelimelerinden oluşturulan ve “katman tasviri” anlamına gelen bu terim ne yazık ki stratigrafi sanki yalnızca tabakalı kayaçlarda uğraşırmış intibaını verdiğinden talihsiz bir seçimdir… A. M. C. Şengör’ün 2000’de yayımladığı Cogito Eki olan Jeolojik Takvim’deki kaynaklar ve notlar bölümdeki 25. maddeden aynen alınmıştır.
** İngilizce Doodle, Türkçe karşılığı dalgınlıkla karalanan şekiller demek. Hani derste iptal olursunuz, derin düşüncelere gark olursunuz ve deftere olmadı sıraya bir şeyler karalarsınız, işte o hesap.. Tabiî ki gagıl’ın dudıl’ı biraz profesyonelce..

Kaynakça
Jennifer Hom, Nicolas Steno’s 374th Birthday, 15 Ocak 2012.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Güler, B. 2012. Nicolas Steno Yaşasaydı 374 Yaşında Olacaktı, yerbilimleri.com