Kütahya’nın Makûs Talihi: Vâkâ-i Siyanür ve Zelzele

İlk önce, Yıldızlar SSS Holding’e ait Eti Gümüş tesisinin atık havuzu göçtü, özelleştirilmiş kurumlardan biri.. Ardından, Simav’da 6,0(!) büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu arada basına çok yansımadı; ama Tavşanlı’da da bir maden ocağında göçük oldu. Kim bilir, başka yerbilimsel olaylar da cereyan etmiştir, her neyse..

Aklıma gelmişken, bir de anekdot aktarayım.. Ege Bölgesi’ndeki yerleşimlerden ekonomisi en geri olan Kütahya olmalı. Sanırım, bu geri kalmışlığın ana nedeni de coğrafi konum, çok sapa bir yerde. Bununla birlikte Kütahya, Afrika’ya da çok benziyor. Zirâ, bir çok yeraltı zenginliği olmasına rağmen gelişmişlik düzeyi ve halkının durumu ortada.. Neyse ne, konumuza dönecek olursak.. Kütahya’nın son günlerde yaşadıklarını düşününce, kötü bir korku filminin çekimlerinde olmalıyız, değil mi.. Bu sahnelere bakıp kimileri, Kütahya’nın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmez diyorken, bu Kütahya ne cenabet yermiş bilader diyen de var, mutlaka Allah’ın sopası yok, zaten millet çok azmıştı diyen de vardır. Bana kalırsa, Kütahya’da Mörfi Yasaları devreye girdi ve kanunlar bir bir kısa devre yapıyor..


Büyütmek için tıklayın! Siyanür ve gümüş. Sağol Vikipedi 1, 2.

Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) bize düşmez; ama ucundan, kenarından bulaşalım, etkin yarıçapımızı aşmadan bir iki kelâm söyleyelim.. Altın gibi gümüş madeninin üretiminde de siyanürle liç işlemi yapılıyormuş. Ayrıntısına girmeden yöntem için şu söylenebilir; siyanür gidip gümüşe yapışıyormuş, birkaç küçük işlemden sonra gümüş elde ediliyormuş, böylece yüksek verimlilik sağlanırken işlem de hızlı oluyormuş. Fakat bu sistemde iyi filtreleme gerekliymiş yoksa etrafa sızan ve buharlaşan siyanür canlıların yaşamını fena mı fena etkiliyormuş. İşte, yaşanan siyanür tehlikesinden sonra, keskin mi keskin iki taraf oluştu; Çevre ve Orman Bakanlığı (ÇOB) ve Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO). Benim hem televizyon hem de internetteki haberlerden çıkardığım sonuç bu, bir de bu iki kurumu destekleyenler yani diğerleri var.. İki görüşse şu şekilde özetlenebilir, ÇOB ortada büyütülecek bir şey yok, her şey kontrol altında diyorken; ÇMO kamu yararını gözetin ve tesise kilidi vurun, eksiklikler tamamlanana kadar da açmayın diyor.


Buradaki görüntüyü izleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=dVO6s14axMI

Biz de konuyu başka açılardan ele alalım, irdeleyelim. Her iki tarafı da eleştirelim..

İlk olarak ÇMO’yu ve destekçilerini ele alalım. Bu arada, kamu yararını gözetmek ve tek ses olmak için Kütahya Gümüşköy İzleme Platformu kurulmuş..

ÇMO, tesisin etrafından alınan su örneklerinin sonuçlarıyla bir tez ortaya attı ve halk sağlığı ile çevredeki canlı yaşamının olumsuz etkileneceğini söyledi. Her şeyden önemlisi, bu ülkede yapılmayan bir şeyin altını kalın kalın çizdiler, denetimlerin arttırılması gerektiğini söylediler. Bence yaptıkları uyarılarda sonuna kadar haklılar ve bu iş kesinlikle onların işi.. Çünkü bir çevre mühendisi, bunun gibi bir kirlilik olayında uzman görüşünü belirtmeli, en azından mesleki âhlak (etik) bunu gerektirir.. Ama doğrularının yanında, yanlışları da ya da eksiklikleri de var demek daha doğru olur. Nasıl mı.. Alınan örneklerdeki siyanür miktarlarını açıkladılar. Sonraysa bazı örneklerdeki siyanür değerlerinin [örneğin 71 ppm (milyonda bir parça)] sınır değerleri aştığını belirttiler. Doğrudur, ÇMO’nun dem vurduğu gibi havuzların altındaki jeomembran eskimiş ve atık suyun yalıtımında sorun olmuştur; hatta yeraltısuyuna kirli suyun içindeki ağır metaller (arsenik, kurşun, bakır, çinko, antimuan vs.) bile karışmıştır ve 71 ppm değeri elde edilmiştir; ama bu kadar kısa bir sürede bilmem kaç kilometre ötedeki yeraltısuyundaki kirlilik oranı birden artmaz. Neden mi.. Çünkü yeraltısuyunun hareketi bu kadar hızlı olamaz, Darcy.. Bu kadar hızlı oluyorsa akla gelecek ilk yanıt, yeraltısuyu yerine akarsu ile taşınım olmuş demek olur, en azından daha iyi bir tahmin olur. Yok, kesinlikle yeraltısuyu ile taşınım gerçekleştiyse, orada karstik bir sistem vardır, Das Karstphänomen.. İki lafının biri bilimsel yaklaşım olan birinin, gözenekli ortam hidroliği bilmeden; adveksiyon, dispersiyon, difüzyon ve retardasyon gibi taşınım süreçlerini göz önünde bulundurmadan bunu söylemesi, açık bir cahillik örneğidir. Bundan dolayı, uzmanlık alanı yeraltısuyu, daha açık söylemek gerekirse, yeraltısuyunun (statik-dinamik) hareketi olan hidrojeolog, bu konu hakkında tek söz sahibidir.

ÇMO, yıkılan duvarı (seti) mühendislik jeolojisi açısından da değerlendirmiş ve yeni atık havuzunun yapımında dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında da uyarılarda bulunmuş, doğru da yapmış.. Fakat, ÇMO’nun talep ettiği üç eksenli basınç deneyi zeminde yapılmaz, kayada yapılır, yaparım diyen de yalan söyler. Mühendislik jeolojisi üzerine uzmanlaşan yerbilimciler (jeologlar) şev duyarlılığı ve jeomembran hakkında engin bilgilere sahiptir ve bu işten yalnız ve yalnız onlar anlar, diğer meslek grupları kendi işine bakmalıdır.. Toprak (zemin) ve kaya gibi iki farklı davranışa sahip ortamı dikkate almadan konuşmak dalalettir, bu işi bilene karşı yapılansa açık bir hakarettir.

Gelelim destekçilere.. TMMOB’da pasta küçük olduğu için başkasının meslek alanına tecavüz etmek olağandır, kronik bir hastalıktır. Bu memlekette kimse kendi işini yapmadığı içinde olağan karşılanır. Ama bu gibi olaylarda TMMOB’un B’sindeki gibi birliktelik görüntüsü verilir. İşte konu ile ilgili TMMOB camiasından gelen ilk açıklamalar, okumak isteyene..

Çevre Mühendisleri Odası 1 (ÇMO)
Çevre Mühendisleri Odası 2 (ÇMO)
Metalurji Mühendisleri Odası (MetaMO)
Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO)
Kimya Mühendisleri Odası (KMO)
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO)
Maden Mühendisleri Odası (MadMO)

Bir de, JMO’nun ilk açıklaması üzerine, Güney Marmara Şubesi’nden Nedim Özhan, tesis hakkında tam tersi yönde bir açıklama yapmış. Amma velâkin bunun yalanlaması da yayınlanmış, tekzip..

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Önce tebrik edip, sonra dost acı söyler diyelim. Başta ÇMO olmak üzere Kütahya Gümüşköy İzleme Platformu ve destekçileri yaşanan durumu ciddiyetini anlatmak isterken, biraz fazlaya kaçıyor. Kesinlikle risk yok, demiyorum. Çünkü doğru bir iş yapıyorlar ve oradaki insanların bilinçlenmesini sağlıyorlar; ama yukarıda da belirttiğim nüansları kaçıracak kadar da kendilerini kaptırıyorlar. Ayrıca onların çabasını boş çıkartacak olumsuzluklar da yaşanmıyor değil. Hem de korumaya çalıştıkları yöre halkı, o olumsuzluğun baş aktörü.. Örneğin, televizyonda “Suda siyanür var diyende yok diyende yalan söylüyor” diyen köylüyü görünce (görüntü aşağıda), bu adama hak dedim, hani.. Bunu görünce insan, kendini düşünmeyen adamı, bir güruh düşünse ne düşünmese ne diyor, yani kamu yararı mararı yalan bu memlekette..


Buradaki görüntüyü izleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=N7SK0g1dd1I

Ayrıca utanmadan, sıkılmadan inceleyin derim.. Ben ibretle okudum, size de tavsiye ederim. Joolog tastylia side effects Tahir Öngür‘den bütün süreci ele alan çok iyi bir derleme, binäre optionen besten broker KÜTAHYA GÜMÜŞKÖY İŞLETMESİ ATIK BARAJI UÇURUMUN KENARINDA, okumak için tıklayın! (.pdf 437kb)

Gelelim ÇOB’a ve Kütahya Valiliği‘ne.. Bu bölümü kısa tutacağım, çünkü tesisin denetim eksikliği ortada.. Denetçilerin işlerini doğru yapmadıkları açık seçik görülüyor, oradaki saf köylüler iknâ olduysa bile, ben bu açıklamalardan sonra datmin olmadım gari.. İşin en kötü tarafıysa şu, asıl görevi, bu gibi durumların yaşanmaması için çalışması gereken bir kurum, böyle bir durum yaşandığında da yaptırım uygulaması gereken bir kurum, işi gücü bırakıp, özel bir işletmenin avukatlığını yapıyor, onu koruyor.. Daha olayın sıcaklığı geçmeden, bunlar muhalefetin işi deyip kestirip atmak ve 1 gram zehirli madde tesisten etrafa yayılmamıştır demek, mühendislik anlayışına terstir, insanlık anlayışına göreyse değişir.. Hele hele bunu dedikten sonra siyanür miktarı düşük çıktı deyip, aman büyütmeyin en yüksek değer 22 ppm, sınır değerimizse zaten 50 ppm diye rapor yayımlamaksa ayrı bir konu.. Utanmasalar, Allah beterinden saklasın deyip kestirip atacaklar..

Gördüğünüz gibi bu kadar şey yazdık; lâkin bu olayın baş sorumlusu olan şirketten hiç mi hiç söz etmedik. İşleri rast gitsin.. Allah binbir bereket versin.. Çünkü onu koruyan, saklayan, paratoner görevindeki kurumlarımız var. Son söz, yersiz olacak; ama gene de söylemek lazım.. Türkiye’deki yerbilimsel çalışmalara, etkinliklere, işlere sıkı denetim getirilmediği sürece bu ve bunun gibi yerbilimsel tehlikeler yaşanacaktır..


Fay hattına ev kurdum!

Gelzaman git zaman, zelzele.. Evet, bu kadar korku yetmezmiş gibi, bir de deprem.. Deprem ile ilgili yerbilimsel ayrıntıları daha önce yayınlamıştım, bu yüzden son gelişmelere odaklanalım..

Öncelikle, TMMOB camiasından gelen ilk açıklamalar, arzu edene..

İnşaat Mühendisleri Odası 1 (İMO)
Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO)
Jeofizik Mühendisleri Odası (JFMO)
İnşaat Mühendisleri Odası 2 (İMO)
Jeoloji Mühendisleri Odası 2 (JMO)

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) son verilerine göre, Simav’da 713 yıkık-ağır hasarlı, 1.504 orta hasarlı, 4.536 az hasarlı, 5.736 hasarsız olmak üzere toplam 12.489 konut, ahır ve işyerinde saptama yapılmış (Çizelge 1). Gene bu verilere göre, Simav’da incelenen yapıların %55’i hasarlı ve %45’i hasarsız (Çizelge 1). 6,0(!) büyüklüğündeki bir deprem ve koca ilçe merkezinin yarısından fazlası hasarlı.. Durum apaçık ortada.. Japonya’da 9,0 büyüklüğündeki bir deprem ve oradaki yapıların %55’i zarar görmüyor. Unutmayalım, onları okyanustan gelen tsunami (dev dalge) vurdu. Bu arada o depremin büyüklüğü 31.555 tane Simav Depremi demek, binära optioner charts 31,6^(9,0-6,0)=31.554,496 ..

Çizelge 1. 27 Mayıs 2011 tarihli Kütahya-Simav Merkez’deki Kesin Hasar Tespit Çalışması.

Hasar Durumu Konut Ahır İşyeri Toplam
Yıkık-Ağır Hasarlı 627 9 77 713
Orta Hasarlı 1.212 2 290 1.504
Az Hasarlı 4.004 28 504 4.536
Hasarsız 4.754 30 952 5.736
Toplam 10.597 69 1.823 binära optioner nordea 12.489

Türkiye’nin % 92-93’ü deprem riski taşıyormuş. Nüfusun % 71’i 1. ve 2. derece deprem bölgelerinde, 3. ve 4. deprem bölgelerinde yaşayan nüfus da dâhil edildiğinde, nüfusun % 98’i deprem tehdidi altındaymış. Ayrıca, sanayi kuruluşlarının %98’i, barajların %95’i deprem bölgelerine kurulmuş; hatta enerji kaynaklarımızın yaklaşık %41’i de 1. derece deprem bölgelerinde yer alıyormuş. Bu gerçeklikle yaşayıp, ona göre planımızı, programımızı yapmamız lazım. Deprem, yapı stoğu vs. çok su götürür konular.. Bundan dolayı, bu işi uzmanlarına bırakıp, gördüklerimi duyduklarımı yazdım.. Cümleten geçmiş olsun..


Buradaki görüntüyü izleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=zLjBGMCzlOQ

binäre trades erfahrungen Kaynakça
AA. 2011. CİDDİ BİR TEHLİKE YOK, Anadolu Ajansı, Bursa, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
AFAD, 2011. KÜTAHYA-SİMAV MERKEZ’DE YAPILAN KESİN HASAR TESPİT ÇALIŞMALARI, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Ankara, Türkiye, 29 Mayıs 2011’de erişilmiştir.
ÇMO, 2011. KÜTAHYA SİYANÜR TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA!, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
ÇMO, 2011. Kütahya’da Siyanür Havuzunda Yaşanan Kaza İle İlgili, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
ÇMO, 2011. KÜTAHYA’DAKİ ANALİZ SONUÇLARI AÇIKLANDI!, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
ÇOB, 2011. Kütahya Su Ölçümlerinde Siyanür Miktarı Düşük Çıktı, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
İMO, 2011. ÖZEL ŞİRKETLERİN ELİNDE BİR SİLAHA DÖNÜŞEN SİYANÜRLE MADEN ARAMALARINA SON VERİLSİN, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
İMO, 2011. İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI HASAR TESPİT ÇALIŞMALARI İÇİN DEPREM BÖLGESİNDE, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 29 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
İMO, 2011. İMO SİMAV DEPREMİ HASAR TESPİT ÇALIŞMALARINI TAMAMLADI, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 29 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
JMO, 2011. KÜTAHYA GÜMÜŞKÖY İŞLETMESİ ATIK BARAJI YAŞAMSAL BİR RİSK TAŞIYOR, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
JMO, 2011. KÜTAHYA GÜMÜŞLE İLGİLİ GÜNEY MARMARA ŞUBE VE GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULLARI HABER TEKZİBİ, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
JMO, 2011. SİMAV DEPREMİ VE BÖLGESEL ETKİLERİ, Kütahya Gümüşköy İzleme Platformu, Ankara, Türkiye, 29 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
JMO, 2011. KÜTAHYA GÜMÜŞKÖY’DE BULUNAN ETİ GÜMÜŞ’E AİT MADEN DERHAL, VAKİT GEÇİRİLMEDEN KAPATILMALIDIR, Kütahya Gümüşköy İzleme Platformu, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
JMO, 2011. KENDİ TOPRAKLARINDA POSEİDON’A KULAK VERMENİN ZAMANI GELMEDİ Mİ?, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 11 Haziran 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
JFMO, 2011. DEPREM KADER DEĞİLDİR, ÜLKEMİZDEKİ DEPREM GERÇEĞİNİ UNUTMAYALIM, TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 29 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
KMO, 2011. GÜMÜŞKÖY`DE ÇÖKEN ÜLKEMİZİN ÇEVRE POLİTİKALARIDIR, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
MadMO, 2011. KÂRI ŞİRKETLERE, ZARARI TOPLUMA FATURA EDİLEN MADENCİLİK FAALİYETLERİ KABUL EDİLEMEZ., TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
MetaMO, 2011. KÜTAHYA GÜMÜŞKÖY’DE SİYANÜR LİÇ YÖNTEMİYLE GÜMÜŞ ÜRETİMİ YAPAN ETİ GÜMÜŞ A.Ş. DERHAL KAPATILMALIDIR., TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 28 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

19 Mayıs 2011 Kütahya Depremi

binära optioner bra dåligt Kütahya ve çevresi 1. derece deprem bölgesi içerisinde yer alır. Bu nedenle, burada yaşayanların Köp Strattera med master depreme karşı her zaman bilinçli ve tedbirli olmaları gerekmektedir.

19 Mayıs 2011 Perşembe günü saat 23.15’de M=5,7 (DDB), Ml=5,9 (Kandilli), 5,8 (AYAK) Mw=5,8 (BYAK) ve 5,8 (AADM) büyüklüğünde Kütahya-Simav merkezli bir deprem meydana geldi. Deprem dış merkezine en yakın Gediz’de yer alan ivme kayıtçısında doğu-batı (D-B) yönünde 104 gal değeri ölçülmüş.

Deprem, Kütahya ve ilçelerinde kuvvetli; İstanbul, Bursa, Çanakkale, Eskişehir, Ankara, Uşak, Balıkesir, Yalova, Afyonkarahisar, Eskişehir, İzmir, Manisa ve Edirne’de de hafif hissedilmiş. Kütahya’nın Demirci, Emet, Şaphane ve Pazarlar ilçelerinde hafif hasarlar meydana gelmiş. Deprem yüzünden, 2 kişi hayatını kaybetti ve yaklaşık 100 kişi yaralandı.


Büyütmek için tıklayın!

Depremin dış merkezi Simav Fay Hattı (zonu) diye adlandırılan genel doğrultusu batı-kuzeybatı — doğu-güneydoğu (BKB-DGD) gidişli olan aktif (etkin) diri faylarla çevrili bir bölgede yer almaktadır. Bölge, Batı Anadolu’nun açılma rejimi (düzeni) içerisinde yer alan önemli tektonik unsurlardan birisi olan Gediz Grabeni’nin kuzeybatısında yer almaktadır. Simav Ovası’nı güneyden sınırlayan BKB-DGD genel gidişli fay, Simav Grabeni olarak adlandırılmış sağ yanal doğrultu atımlı bir faydır. Fay sistemi içerisinde gelişmiş en büyük yapısal çöküntü olan Simav Ovası, Simav ve Şaphane Fayları arasındaki sağa sıçramalı büklümde gelişmiş açılmalı bir havza olarak biçimlenmiştir. Bu havzanın kuzeydoğu kenarı Simav Fay Hattı içerisinde yer alan normal faylarla sınırlanır.

Depremin merkez üssü değişik kayıt istasyonlarının verilerine göre Simav ilçesinin yaklaşık 13 km. kuzey doğusundaki Söğüt Köyü çevresidir. Ali Koçyiğit’in (ODTÜ Jeoloji Mühendisliği) yaptığı değerlendirmelere göre anılan bu bölge Simav Fay Hattı içinde olup, fay hattını oluşturan ve kuzey-kuzeydoğuya (K-KD) eğimli (-70) ve birbirinden 2-3 km. uzaklık 16 ve 22 km uzunlukta eğim atımlı iki fay parçasının (segmentinin) denetimi altındadır. Meydana gelen depremler Yeşilköy ve Çavdır Fayları’ndan kaynaklanmıştır. Bu iki fay üzerinde birikmiş enerji tümüyle serbestleşmemiştir. Artçı depremler devam edebilir. Yapılan betrouwbare binaire optie brokers odak mekanizması çözümleri de incelendiğinde depremlerin normal bir faydan kaynaklandığı düşünülmüştür.

Genelde bölgede meydana gelen deprem etkinliği, hakim olarak doğu-batı (D-B) doğrultulu uzanan bu tektonik hatta ve onun kollarında meydana gelmektedir. Gediz, Emet ve Simav Simav Fay Hatları bölgedeki ana tektonik yapılardır. Bu bölgede en son hasar yapan deprem 17 Şubat 2009 Depremi (DDB: Ml= 4,8; Kandilli: Ml= 5,0) olup, Kütahya çevresinde etkin olan tarihsel depremlere bakıldığında, 1928 M=6,2 Emet, 1944 M=6,2 Şaphane, 1970 (M=7,2 DDB; M=6,9 AYAK) Gediz ve 1970 M= 5,9 Çavdarhisar depremleri son yüzyılda bölgede ağır hasar yapmış depremlerdir. Bu depremlerin ciddi tahribatlara neden olduğu görülmektedir. Bu faylarda bu tür depremlerin olması normaldir.

Unutmadan, MTA çok temiz bir derleme yapmış. (.pdf 1,94 mb)

Daha fazla ayrıntı içinse AFAD devreye girmiş. (.pdf 1,82 mb)

opzioni demo Kaynakça
AYAK, 2011. Magnitude 5.8 – WESTERN TURKEY, Amerikan Yerbilimsel Araştırma Kurumu (United States Geological Survey), Reston, Virginia, United States of America, accessed at May 20th 2011.
AADM, 2011, M 5.8 – WESTERN TURKEY, Avrupa-Akdeniz Deprembilim Merkezi (European-Mediterranean Seismological Centre), Essonne, France, accessed at May 20th 2011.
BYAK, 2011. WESTERN TURKEY, 19 MAY 2011 20:15 UTC 5.8 MW, Britanya Yerbilimsel Araştırma Kurumu (
British Geological Survey), Edinburgh, Scotland, United Kingdom, accessed at May 20th 2011. [.pdf file format]
DDB, 2011. 19/05/2011 KÜTAHYA-Simav Depremi, Deprem Dairesi Başkanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Ankara, Türkiye, 19 Mayıs 2011’de erişilmiştir. [.doc uzantılı dosya]
DDB, 2011. 19/05/2011 KÜTAHYA-Simav Depremi, Deprem Dairesi Başkanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Ankara, Türkiye, 20 Mayıs 2011’de erişilmiştir. [.doc uzantılı dosya]
UDİM, 2011. 19 MAYIS 2011 SİMAV- KÜTAHYA DEPREMİ, Ulusal Deprem İzleme Merkezi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, Türkiye, 20 Mayıs 2011’de erişilmiştir. [.doc uzantılı dosya]

10 Elementin Atom Ağırlığı Değişecek

http://steinbierkeller.com/?veselo=forex-4-you&d79=9c forex 4 you Yapılan bir araştırmaya göre; hidrojen (H), lityum (Li), bor (B), karbon (C), azot (N), oksijen (O), silisyum (silis, Si), kükürt (S), klor (Cl) ve talyum (Tl) için come imparare trading binario bilinen standart atom ağırlıkları değişecek. Bu zamana kadar, bu 10 elementin doğal atom ağırlıklarındaki değişimler, ortalama değerler olarak ifade edilmiş. Şimdiyse bu elementlerin köp Viagra 100 mg atom ağırlıkları daha doğru aralıklar şeklinde belirtilecek. Örneğin, bor için standart atom ağırlığı 10,811 iken, bundan sonra gerçek atom ağırlığı 10,806 ile 10,821 arasında olacak.

İzotop, atom numarası aynı, kütle numarası farklı olan atomlardır. Yunanca olan bu kavram aynı yerde anlamındadır. Daha iyi bir karşılık bulunana kadar yerdeş veya konumdaş denilebilir.

Bir tane kararlı izotobu olan elementin atom ağırlığı sabittir. Örneğin; flor (F), alüminyum (aluminyum, Al), sodyum (Na) ve altının (Au) standart atom ağırlığı sabittir, değişmez. Hatta bunların ağırlık değeri, virgülden sonraki 6 basamaktan fazlasını içermektedir. Ama izotop sayısı arttıkça işin rengi değişir ve daha duyarlı (hassas) ölçümler gerekir.

Elementin kütlesi = [ (1. izotobun kütlesi x 1. izotobun doğada bulunma yüzdesi) + (2. izotobun kütlesi x 2. izotobun doğada bulunma yüzdesi) + …) ] / 100

Unutmadan, Ağırlık = Kütle x Yerçekimi ivmesi

Bir elementin atom ağırlığı, o elementin kaç kararlı izotobunun olduğuna ve her izotobunun göreceli miktarına bağlıdır. Bu arada, bir elementin izotopları farklı kütlelere sahiptir. Bir elementin, iki veya daha fazla doğal oluşmuş kararlı izotobu varsa, bu izotoplar değişik bolluklarda bulunduğu için, atom ağırlığı da değişkendir, sabit değildir. İşte atom ağırlıkları değişen 10 element tam da bu sınıfa giriyor.

Bu gelişmenin hayata yansımalarıysa şu şekilde sıralanabilir. Artık atom ağırlıklarındaki çok küçük değişiklikler bile çağdaş çözümleme yöntemleriyle çok duyarlı bir şekilde ölçülebiliyor. Böylece araştırmalar ve sanayi (endüstri) için çok değerli bilgiler elde ediliyor. Örneğin, karbon izotoplarının bolluğu, duyarlı ölçümlerle bilinirse vanilya ve bal gibi gıda ürünlerinin saflığı ve kaynağı tanımlanabilir. Akarsu ya da yeraltısuyundaki kirliliği bilmek içinse azot, klor ve diğer elementlerin izotop ölçümleri izleyici olarak kullanılabilir. Spor araştırmalarında yarışmacıların başarı arttırıcı testesteron kullanılıp kullanılmadığını öğrenmek için karbon kullanılır. Çünkü doping yapan yani vücuda ek enerji sağlamak için uyarıcı ilaç alan birinde, doğal testesterondaki karbon ağırlığının daha fazla olduğu saptanır.

İzotopların bolluk oranı ve elementlerin atom ağırlıkları için güncel kaynak http://www.ciaaw.org


Potential illustrations for elements in IUPAC’s new periodic table of the isotopes for the educational community with stable isotopic abundances shown as pie diagrams (from left to right): Element (chlorine, Cl) whose standard atomic weight is not a constant of nature and is an interval. Element (mercury, Hg) whose standard atomic weight is not a constant of nature and is not an interval. Element (arsenic, As) whose standard atomic weight is a constant of nature because it has one stable isotope. Element (americium, Am) that has no stable isotopes and thus no standard atomic weight.

cosa vuol dire essere trader Atomic Weights of Ten Chemical Elements About to Change
A new Table of Standard Atomic Weights is published in Pure and Applied Chemistry. A companion article titled “Atomic Weights—No Longer Constants of Nature” is published in Chemistry International.

For the first time in history, a change will be made to the atomic weights of some elements listed on the Table of Standard Atomic Weights of the chemical elements found in the inside covers of chemistry textbooks worldwide.
The International Union of Pure and Applied Chemistry’s (IUPAC) Commission on Isotopic Abundances and Atomic Weights is publishing a new table that will express atomic weights of ten elements as intervals, rather than as single standard values. The new table is the result of cooperative research supported by the U.S. Geological Survey, IUPAC, and other contributing Commission members and institutions.

Standard atomic weights commonly are thought of as constants of nature, despite the fact that atomic weights of many common chemical elements show variations as a result of physical, chemical and biological processes.

“For more than a century and a half, many were taught to use standard atomic weights — a single value — found on the inside cover of chemistry textbooks and on the periodic table of the elements,” said Ty Coplen, director of the USGS Reston Stable Isotope Laboratory. “Though this change offers significant benefits in the understanding of chemistry, one can imagine the challenge now to educators and students who will have to select a single value out of an interval when doing chemistry calculations.”

The standard atomic weights for hydrogen, lithium, boron, carbon, nitrogen, oxygen, silicon, sulfur, chlorine and thallium previously were expressed as central values with uncertainties that reflected natural atomic-weight variations. The weights of these elements now will be expressed as intervals to more accurately convey this variation in atomic weight. For example, boron is commonly known to have a standard atomic weight of 10.811. However, its actual atomic weight can be anywhere between 10.806 and 10.821, depending on where the element is found.

The atomic weight of an element depends upon how many stable isotopes it has and the relative amount of each stable isotope. Isotopes are atoms of the same element that have different masses. Variations in atomic weight occur when an element has two or more naturally occurring stable isotopes that vary in abundance.

Modern analytical techniques can measure the atomic weight of many elements precisely, and these small variations in an element’s atomic weight are important in research and industry. For example, precise measurements of the abundances of isotopes of carbon can be used to determine purity and source of food products, such as vanilla and honey. Isotopic measurements of nitrogen, chlorine and other elements are used for tracing pollutants in streams and groundwater. In sports doping investigations, performance enhancing testosterone can be identified in the human body because the atomic weight of carbon in natural human testosterone is higher than that in pharmaceutical testosterone.

Elements with only one stable isotope do not exhibit variations in their atomic weights. For example, the standard atomic weights for fluorine, aluminum, sodium and gold are constant, and their values are known to better than six decimal places.

The USGS has a long history of research in determining atomic weights of the chemical elements. As far back as 1882, Frank W. Clark, chief chemist of the USGS, prepared a table of atomic weights.

The year 2011 has been designated as the International Year of Chemistry. The IYC is an official United Nations International Year, proclaimed at the UN as a result of the initiative of IUPAC and UNESCO. IUPAC will feature the change in the standard atomic weights table as part of associated IYC activities.

This fundamental change in the presentation of the atomic weights is based upon work between 1985 and 2010 supported by IUPAC, the USGS, and other contributing Commission members and institutions. IUPAC oversees the evaluation and dissemination of atomic-weight values.

Fundamental research underlying the changes in the atomic weight presentation for selected elements is compiled in the report “Compilation of minimum and maximum isotope ratios of selected elements in naturally occurring terrestrial materials and reagents.” An abbreviated version of this report is published in the IUPAC journal Pure and Applied Chemistry, Vol. 74, No. 10, pp. 1987–2017 (2002). (doi:10.1351/pac200274101987). An overview of the standard atomic weights through the 20th century is also available.

esperienze con opzioni binarie Kaynakça
Coplen, T., and Holden, N, E., 2011. Atomic Weights: No Longer Constants of Nature, Chem Int Vol. 33 No. 2, pp. 10-15, March-April 2011, accessed at May 19th 2011.
Coplen, T., Meyers, F., and Capelli, K., 2011. Atomic Weights of Ten Chemical Elements About to Change, United States Geological Survey, Reston, Virginia, United States of America, accessed at May 19th 2011.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Coplen, T., Meyers, F., ve Capelli, K., 2011. 10 Elementin Atom Ağırlığı Değişecek, çev. Güler, B. http://www.yerbilimleri.com/10-elementin-atom-agirligi-degisecek

Yoğun Şehirleşmenin Ürünü: Isı Adası

Albedo kavramıyla ilk buluşmam, bir hidroloji (subilimi) dersinde olmuştu. İnsan böyle alengirli kelimelerle, kavramlarla karşılaşınca afallar ya, bende kalakalmış ve sersemlemiştim. İnsanoğlu için ne kadar önemli bir değişken olduğunu neden sonra farkettim, Antroposen.. Hele ki su bütçesi yaparken onu hesaplamak, kelimenin tam anlamıyla bir eziyetti..


Click to enlarge! Surface and atmospheric temperatures vary over different land use areas. Surface temperatures vary more than air temperatures during the day, but they both are fairly similar at night. The dip and spike in surface temperatures over the pond show how water maintains a fairly constant temperature day and night, due to its high heat capacity. * Note: The temperatures displayed above do not represent absolute temperature values or any one particular measured heat island. Temperatures will fluctuate based on factors such as seasons, weather conditions, sun intensity, and ground cover. Source: EPA

Bazen derste gördüğümüz şeyler gerçek hayatta ne işimize yarayacak deriz ve ardından ağzımızı geleni söyleriz hâni.. İşte aşağıdaki yazı bunun yanıtını verecek cinsten, en azından benim için..

si puo vivere con le opzioni binarie * Isı Adaları, Şehirleşme vb.

Yeryüzündeki cisimlerin renkleri, güneş ışınlarının soğurulmasında ve geri yansıtılmasına önemli rol oynarlar. Şehrin toplam inşaat yüzey alanının büyük olması güneşten gelen radyasyonun (ışınımın) yüzeylerde daha fazla kırılma ve yansımasına sebep olarak daha uzunca bir süre yer yüzeyinde kalmasına sebep olmakta, bu da sıcak mevsimlerde şehrin sıcaklığını sürekli arttırmaktadır. Kışın koyu renk kıyafetler, yazınsa açık renk kıyafetler giyilmesi de benzer mantığın bir sonucudur.

Isı adacıkları, kışın şehrin ısısını muhafaza ettikleri için belki gereklidir, ama yazın sıcak olan bölgelerde etkilerinin azaltılması bakımından bazı uygulamalara gitmek şüphesiz zorunlu bir hal almaktadır (küresel ısınma etkilerini azaltmak için de tabii ki). Beyaz renkli çatı malzemeleri kullanmak, şehrin albedo (yansıtıcılık) miktarını arttırmak anlamında önemli bir çalışma olabilir. Hatta bu şekilde çatı aksamında yansıtıcı madde kullanarak, gelen güneş ışınlarının dörtte üçünün (3/4) geri yansıtılabileceği ifade edilmektedir. Benzer şekilde yol yapım malzemesi olarak açık renkli asfalt kullanarak, güneş ışığının asfalt tarafından soğurulması yerine, % 50’sinin geri gönderilebileceği ve ortam sıcaklığını soğutabileceği öngörülmektedir.


Büyütmek için tıklayın! İstanbul’un Avrupa yakasındaki şehirleşme ve ısı adası..

Ama trading class money management opzioni binarie sorunun daha kesin çözümünün doğayla barışık kent mimarisinden geçtiğini görmek gerekir. Örneğin 13 milyonluk İstanbul’u 3 katlı binalarla 300 km²’lik bir alana kurmak yerine, 12 katlı binalarla site şeklinde tasarlayarak, 100 km²’ye sığdırabilirsiniz. Peki bu bize ne sağlar? Daha az çatı alanı oluşturarak, özellikle yazın sıcak günlerde fazladan ısı adacıkları oluşmasını engeller (200 km²’lik bir alan site çevresinde yeşil alan olarak kalır). Çevresindeki yeşil bitki alanıyla, şehrin içerisinde rüzgar koridorları (iyi bir imarla) oluşturarak şehrin ısınması engellenmiş olur.

Isı adacıklarını engelleme yöntemi olarak, “ http://drinkmarquis.com/?panaceya=ebook-trading-binario&b64=ca ebook trading binario yeşil çatı” kavramı oluşturulmuş olup, binaların üstü çatı yerine, yeşil bitki örtüsüyle kaplanmaya başlanmıştır. Almanya’da yeşil çatı sistemleri yerel yönetimler tarafından desteklenmektedir. Almanya’da toplam çatı masrafının % 50’si yerel yönetimlerce karşılanmaktadır. Hatta yeni yapılacak inşaatlara yeşil alan tahribini önlemek için yeşil çatı sistemleri geliştirmesi karşılığında ruhsat verilmektedir.

Yeşil çatı uygulamasına bir örnek; ABD’deki Şikago Belediye Konağı‘dır. Google Maps’te görmek için tıklayın!

Yeşil çatı fikrine Türkiye’den, Nevşehir Hüseyin Avni İncekara Fen Lisesi Yurt Binası örnek olabilir. Toplam 500 m²’lik yeşil çatı ve toplam 290 m²’lik 13,5 kW’lık kurulu güce sahip fotovoltaik güneş panelleriyle elektrik üretilebilecek. Los Encilis’ta bir projeyle, 10 milyon ağaç dikmek, 5 milyon evi yeşil çatıyla kaplamak, yolların dörtte birini (1/4) açık renkle boyamak şehrin sıcaklığını 3 °C azaltacağından hareketle faaliyete geçilmiştir. Bu projeyle, klima kaynaklı enerji masraflarında yıllık 170 milyon dolar kazanç sağlanabileceği düşünülmüştür.

Yoğun beton kullanımında şehirlerde kısa süreli kuvvetli yağışlarda ani su baskınları olmaktadır. Yeşil çatı sistemleri yağışın başlangıcında bu suyun %80’ini tutmakta olup, yağışın bir kısmı buharlaşarak atmosfere geri dönmektedir. Bu da ani gelişen su ve sel baskınlarında yeşil çatı sistemlerinin, suyun önemli bir kısmını tutma kabiliyetine sahip olduğunu göstermektedir.

Ama benim merakım şu. Türkiye’nin şu an ki resmi kurumlarıyla, bu tür bir fikrin hayata geçebilme ihtimali ne kadardır? Yani 3-4 katlı binalarla devasa şehirler inşa eden, bunun yol açtığı geniş şehir alanlarında, ulaşım için 10-15 kişilik dolmuşlarla insanları şehir merkezine taşıyan, sonra kilometrekarelerce alana (İstanbul’da 303 km² ve Ankara’da 284 km², yaklaşık Kilis ili alanının 1/3′lük kısmının beton bloklardan oluştuğunu düşünün) ulaşan şehirlerin oluşturduğu ısı adacıklarıyla milyonlarca dolarlık projelerle uğraşmaya çalışmak, şehrin ısısını artıran siyah renkte asfalt döken bir belediyecilik anlayışı…

Ben size söyleyeyim. Türkiye’nin bu tür fikirleri hayata geçirebilme ihtimali % 0’dır. Çünkü bu ülkede bir grup insan; idare, kurum ve üniversitelerden düşünce anlamında fersah fersah öndedir. Bu önde olan insanlar, kurumsal bir birliktelik oluşturamadıklarından, bilgisiz çoğunluğun demokratik oyları her zaman öne geçmektedir. Bu da karar alma süreçlerinde (idari/kurumsal) bilgiden ziyade adam kayırma ve tanıdık ilişkilerinin öne çıktığı bir yapıyı beslemektedir. Projelerde; bilimin arka planda olduğu işler yerine, yapılıyor görüntüsü veren ihaleler ortaya çıkmakta, aslında teknolojik araçlar anlamında hiç de azımsanmayacak araç ve aletlere sahip olunduğu halde, bunların asla bilim arka planıyla kullanılmadığı bir yapıyı göreceksiniz.

* Yazının bütününü bozamayacak şekilde ufak tefek değişikler yapılmıştır.

Ayrıca, konuyu irdelemek isteyenler için Amerikan Çevre Koruma Hizmetleri’nin (EPA), ısı adacıkları hakkındaki güzel derlemesini öneririm.

forex discussion board Kaynakça
Ayrıntı, 2011. Isı Adaları, Şehirleşme vb., 17 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

Kütahya’daki Gümüş Tesisinin Atık Havuzu Çöktü

Kütahya’nın Gümüş Köyü yakınındaki Yıldızlar SSS Holding‘e ait gümüş madeni çıkarılıp işlenen Eti Gümüş AŞ‘nin atık havuzunda çökme meydana gelmiş.

7 Mayıs 2011 Cumartesi günü saat 15.30 sularında, siyanürlü su bulunan üç kademeli barajın ortasındaki set çökmüş ve siyanürün çevreye yayılma olasılığına karşın tesiste üretim durdurulmuş. İşin ayrıntısına gelince, en üstteki kademede bulunan suyun bir bölümü, diğer iki kademeye dağılmış ve barajı tutan en alttaki set çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Bunun üzerine şirkete ait ekipler, barajın yanlarındaki setleri güçlendirmeye diğer yandan da siyanürlü suyu tahliye etmeye çalışmış.


Büyütmek için tıklayın! / Click to enlarge!
Tesis alanının uzaydan çekilmiş görüntüsü. Atık havuzları sağdan başlayarak sola doğru 1., 2., 3. ve 4. şeklinde sıralanıyor. 5. havuzsa tamamlanmamış. Görüntü: CNES/Spot Image, Başarsoft ve Google Earth aracılığıyla.


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=dVO6s14axMI ya da fotoröportaj sürümü için http://www.facebook.com/video/video.php?v=217460368282997

Şu anda bütün sistem kontrol altında. Her ihtimale karşı burada ekiplerimizle bekleyeceğiz. En ufak bir risk gördüğümüzde planladığımız önlemleri devreye alacağız. Teknik ekip Ankara’dan geliyor. Netice itibariyle buradaki her şeyi teknik ekip söyleyecek. Köy Hizmetleri ekibimiz gitti, baktı ve yapılabileceklerle ilgili raporlarını verdi. Şu anda arkadaşlarımız baraj çevresinde önlemler almaya başladı. Vatandaşlarımızın canının, malının, hayvanlarının ve bitkilerinin zarar görmesini istemeyiz. Buraya geldiğimde fabrikanın üretimini durdurdum. Üç numaralı set çökmüş ve buradaki su diğer kademelere akıyor. Şu anda fabrikayı kapattık, önlemlerimizi de alıyoruz. Köylerin tahliye edilmesi de dahil bütün önlemler teknik ekibin araştırmasından sonra ele alınacak. Teknik personel ne derse hepsini yapacağız.
—Kenan Çiftçi (Kütahya Valisi)

Bu sözler üzerine Çiftçi’ye sorunlarını anlatan vatandaşlarsa, şirket yönetiminin maliyetten kaçmak için insan sağlığını tehlikeye attığını, üç yıldır barajın setlerinde sızma yaşandığını iddia etmiş. Tesisin girişinde çevredeki Aliköy beldesi ile Gümüş, Kızılcakaya, Dulkadir, Karaağaç köylerinden vatandaşlar, daha önce uyarmalarına rağmen tesis yetkililerinin önlem almadığını, buradan çevreye yayılacak siyanürün Sakarya Nehri havzasındaki bütün canlı yaşamını olumsuz etkileyeceğini ileri sürmüş. Tesis önünde bekleyişini sürdüren yaklaşık 250 kişi, otobüslerle gelen işçilerin tesise girişini engellemeye çalışmış. Tesise girmesine izin verilmeyen otobüs, otoparka çekilmiş. Zaman zaman fabrikanın güvenlik görevlileriyle tartışan vatandaşlar, kendilerinin bulunduğu alanı gören güvenlik kamerasını kapattırmış ve giriş kapısına yüklenerek içeri girmek isteyen vatandaşlar, jandarma ekiplerinin müdahalesiyle güçlükle sakinleştirilmiş.

Ayrıca, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası kendi sayfasından durumu şu sözlerle ifade ediyor: “Kütahya’daki ETİ Gümüş A.Ş.’ye ait gümüş madeni tesisinde yer alan, yüzölçümü 110 hektar olan ve 25 milyon ton kapasiteli atık barajının setlerinden birinin çökmesi sonucu, bölgede siyanürlü atığın çevreye yayılma riski bulunmaktadır. Siyanür konsantrasyonu yaklaşık 1000 mg/L olan atığın çevreye yayılması durumunda bölgenin ve havzanın ciddi çevresel kirlilik ile karşı karşıya kalacağı ve bunun sonucunda halk sağlığının ciddi bir şekilde tehlike altına gireceği su götürmez bir gerçektir. 24 yıldır faaliyette olan tesisin özelleştirme sonrası üretim kapasitesinin artması nedeniyle atık barajlarında yük yoğunluğu artmıştır. Baraj setlerinin bu yoğun yükü kaldıramaması nedeniyle bir bir çökmeye başlamasının ardından tesis üretimini bugün itibari ile durdurmuştur. Ancak siyanürlü atıkların çevreye yayılma risk düzeyi hala ciddiyetini korumaktadır.”

Aynı kuruma göre durum;

– Atık havuzunda biriktirilen 25 milyon ton siyanürlü atık her an baraj seddesini aşıp köyleri çamur altında bırakabilir. Macaristan’da geçtiğimiz yıl yaşanan ve tüm dünyayı tedirgin eden atık barajı felaketinin 25 katı daha büyüğü Kütahya’da her an yaşanabilir.
– Bölgede ve tesiste yapılan incelemelerde tesisin yakınında bulunan dört köyün büyük tehlike altında olduğu tespit edilmiştir. Atık havuzunun yıkılması halinde Köprüören, Kızılcakaya, Yoncalı ve Örenköy tamamen siyanürlü atık altında kalacak binlerce insan hayatını kaybedecektir. Köylerin içme sularına şu anda bile siyanür karıştığı düşünülmektedir.
Tesis yetkilileri ve Çevre ve Orman Bakanlığı görevlileri halka ve Meslek Odalarına bilgi vermemektedir. İçme sularında yapılan ölçümlerin sonuçları bir an evvel kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Atık barajının taşması halinde siyanürlü atık su, Porsuk Çayı ile önce Eskişehir’de Sakarya Nehrine ve sonrada Karadeniz’e ulaşacaktır. Geçtiği tüm şehirlerde ciddi zehirlenme ve ölümlere yol açacak bu tehlike ile ilgili Çevre ve Orman Bakanlığı’nın gerekli önlemleri almakta yetersiz kaldığı ve önceki aylarda Bakanlık tarafından hazırlatılan raporlarla ilgili de gerekli önlemlerin alınmadığı görülmektedir.

şeklinde özetlenmiş.


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=1IXkCOeVB9U


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=2nubC8pgG1A

Veysel Eroğlu, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın sayfasından durumu şu sözlerle ifade ediyor: “Olay bize intikal ettiğinde hemen ekip gönderdik. Çökme, fabrikayla alakalıdır. Çökme sonucu bir gram dahi siyanürlü su dışarıya sızmamıştır. Olaydan sonra ekiplerimiz 24 saat içinde yer altı ve yüzey sularıyla alakalı bütün tahlilleri yaptı. Yapılan tahliller neticesinde dışarı siyanürlü su sızdığı tespit edilmedi. Muhalefetin yaptığı çok ayıp. Sanki burada olağan üstü bir durum varmış gibi yansıtıyorlar. Bu, fabrikanın içinde cereyan eden bir olaydır. Çevrede bulunan vatandaşlarımız kesinlik endişe etmesin, herşey kontrol altında. Bu havuzun çökmesiyle birlikte yedek havuzlar devreye alındı. Bütün tedbirleri aldık. Hatta tedbirin de tedbirini aldık. En ufak ihtimalleri bile göz önünde bulundurduk. Valimiz başkanlığında oluşturulan ekip 24 saat görev başındadır. Olaydan sonra fabrikada üretim durdurulmuştur. Tespit edilen birtakım eksiklerin giderilmesiyle tahmin ediyorum 10-15 gün içinde fabrika tekrar üretime başlayacak. Bu zaman zarfında işçiler işlerine devam edecek. Holdingin sahibi ve genel müdürü de burada. Onlarla görüştük. İşçiler mağdur olmayacak. Bu olay sebebiyle programımı yarıda keserek Kütahya’ya geldim.”

Ama bakanımızın fabrika içi-fabrika dışı hatasını düzeltmek için Anadolu Ajansı’na da şöyle ifade etmiş: “Bu tedbirlerin tamamı bitirilinceye kadar işletmede çalışma durduruldu. Şu anda işletmede bir çalışma yok. İşçiler temizlik, boyama, onarım gibi işlerde çalışmaya devam edecek. Problem fabrikanın kendi içerisinde değil havuzların arasındaki setlerde oluştu. Dışarıya hiçbir şekilde bir sızıntı olmamıştır. Araziye, yer altına, akarsulara hiçbir şekilde, 1 gram dahi atık su, siyanürlü su veya malzeme taşmamış, atılmamıştır. Bunu özellikle vurguluyorum. Biz o civardaki tüm kuyulardan, yeraltısularından numuneler alıyoruz ve sürekli tahliller yapılıyor. Zaten bir sızıntı olmadığı için herhangi bir problem de yok. Teknik bütün tedbirler alındı. Bir heyet tarafından günün 24 saati olay takip ediliyor. Oradaki heyet, her gün düzenli olarak Valimize ve bizlere gerekli bilgileri aktaracak. Güvenlik tedbirlerini de Jandarma Komutanlığımız aldı. Vatandaşlarımızın endişe etmesine gerek yok. Sakin olsunlar. Biz duruma müdahale ettik.”


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=7fTQlyideTE


Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=8YnT-FiOuVI


Eti Gümüş’ün özelleştirilmesi..

Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığından:

Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı
TARİH : 24.06.2004
KARAR NO : 2004/51
KONU : Eti Gümüş A.Ş.’nin özelleştirilmesi.

Özelleştirme Yüksek Kurulunca;

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (İdare) 09.06.2004 tarih 5435 sayılı yazısına istinaden; Eti Gümüş A.Ş.’de bulunan %100 oranındaki hissesinin “blok satış” yöntemiyle özelleştirilmesini teminen, İhale İlanı ve İhale Şartları Belgesinde belirtilen hususlar çerçevesinde yapılan ihalede alınan nihai teklifler ve değer tespit sonuçları incelenerek; Eti Gümüş A.Ş.’de bulunan %100 oranındaki kamu hissesinin; 41.200.000.- (kırkbirmilyonikiyüzbin) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren Söğütsen Seramik Sanayi İnşaat Madencilik İthalat İhracat A.Ş.’ye veya Söğütsen Seramik Sanayi İnşaat Madencilik İthalat İhracat A.Ş.’nin %51 hissesine sahip olacağı yeni kurulacak anonim şirkete satılmasına, Söğütsen Seramik Sanayi İnşaat Madencilik İthalat İhracat A.Ş.’nin veya Söğütsen Seramik Sanayi İnşaat Madencilik İthalat İhracat A.Ş.’nin %51 hissesine sahip olacağı yeni kurulacak anonim şirketin sözleşme imzalamaktan veya İhale Şartları Belgesindeki yükümlülükleri yerine getirmekten imtina etmesi halinde İdareye vermiş olduğu geçici teminatının irat kaydedilerek, 41.100.000.- (kırkbirmilyonyüzbin) ABD Doları bedelle en yüksek ikinci teklifi veren Yıldırım Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş.’ye veya Yıldırım Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş.’nin %51 hissesine sahip olacağı yeni kurulacak anonim şirkete satılmasına, Yıldırım Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş.’nin veya Yıldırım Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş.’nin %51 hissesine sahip olacağı yeni kurulacak anonim şirketin sözleşme imzalamaktan veya İhale Şartları Belgesindeki yükümlülükleri yerine getirmekten imtina etmesi halinde İdareye vermiş olduğu geçici teminatının irat kaydedilerek, 39.000.000- (otuzdokuzmilyon) ABD Doları bedelle en yüksek üçüncü teklifi veren Pan American Ortak Girişim Grubuna veya Pan American Ortak Girişim Grubunun %51 hissesine sahip olacağı yeni kurulacak anonim şirkete satılmasına, Pan American Ortak Girişim Grubunun veya Pan American Ortak Girişim Grubunun %51 hissesine sahip olacağı yeni kurulacak anonim şirketin sözleşme imzalamaktan veya İhale Şartları Belgesindeki yükümlülükleri yerine getirmekten imtina etmesi halinde İdareye vermiş olduğu geçici teminatının irat kaydedilerek, 38.200.000.- (otuzsekizmilyonikiyüzbin) ABD Doları bedelle en yüksek dördüncü teklifi veren Kütahya Ortak Girişim Grubuna veya Kütahya Ortak Girişim Grubunun %51 hissesine sahip olacağı yeni kurulacak anonim şirkete satılmasına, Kütahya Ortak Girişim Grubunun veya Kütahya Ortak Girişim Grubunun %51 hissesine sahip olacağı yeni kurulacak anonim şirketin sözleşme imzalamaktan veya İhale Şartları Belgesindeki yükümlülükleri yerine getirmekten imtina etmesi halinde İdareye vermiş olduğu geçici teminatının irat kaydedilerek ihalenin iptal edilmesine,

İş bu Karar ve İhale Şartları Belgesi çerçevesinde satış sözleşmesinin imzalanması ve karar gereklerinin yerine getirilmesi hususlarında İdarenin yetkili kılınmasına, karar verilmiştir.

Kaynakça
AA. 2011. SİYANÜR BARAJINDA ÇÖKME, Anadolu Ajansı, Kütahya, Türkiye, 10 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
AA. 2011. SİYANÜRLÜ SU AÇIKLAMASI, Anadolu Ajansı, Kütahya, Türkiye, 10 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
ÇOB, 2011. Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Kütahya’da Çöken Siyanürlü Barajla Alakalı Açıklama Yaptı, Çevre ve Orman Bakanlığı, 10 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
ÇMO, 2011. KÜTAHYA’DAKİ ÇEVRE FELAKETİ HAKKINDA ODAMIZIN AÇIKLAMASI, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 10 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
ÇMO, 2011. KÜTAHYA SİYANÜR TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA!, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 10 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
ÇMO, 2011. Kütahya’da Siyanür Havuzunda Yaşanan Kaza İle İlgili, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Ankara, Türkiye, 10 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
ÖİB, 2011. ÖZELLEŞTİRME İDARESİ KARARLARI, 30 Haziran 2004 tarihli Resmî Gazete, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 10 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

Bir Yılan Hikâyesi: Nükleer Santral ve/veya Nükleer Enerji

* Nükleer proje termikten farklı

Alper Emir: Ateşin yanması için hava gerekli ama Güneş nasıl yanıyor?
Vural Altın: Yıldızların enerji kaynağı, yüksek basınç altında ve sıcaklıkta çarpışan çekirdeklerin kaynaşmasıyla açığa çıkan çekirdek enerjisi. Atomların kimyasal tepkimeye girerken, örneğin oksitlenirken açığa çıkardıkları enerji değil. O yüksek sıcaklıklarda, atomlar büyük oranda iyonlaşmış halde; kimyasal bağ kurmaları ya da kimyasal tepkimelere girmeleri mümkün değil.

Elektrik üretimi için buhar eldesi; termik santralde (ısıl merkezde), fosil yakıtla ısıtılan bir kazanda, nükleer santralde (çekirdek merkezde) ise, içinde fisyon (parçalanma) tepkimelerinin yer aldığı “kalp” denilen bir tankta başlar. Termik santralle nükleer santral arasındaki temel yapısal fark, bu “buhar temin sistemi”dir; diğer bileşenler benzer…

Fisyon, kimyasal tepkimenin milyon katı kadar enerji açığa çıkardığından, kalpteki birim hacim başına ısı üretimi, kazandakinden çok daha yüksektir. Yoğun enerji üretimi, yoğun soğutma gerektirir ve kalpten birim zamanda çok daha büyük miktarda su geçirilir. Kalp ve civar bileşenlerdeki basınç ve sıcaklıklar, kazandakilere oranla çok yüksektir. Malzemeler zor koşullar altında çalışır. Ayrıca, içlerinde dolaşan fisyon ürünü ve nötron gibi yüksek enerjili parçacıklar, mikro ölçekte hasarlara yol açar ve bu hasarlar zamanla birikir. Bu yüzden, özellikle kalp ve civarındaki bileşenlerin yapımında kullanılan malzemelerin kaliteli ve dayanıklı olması gerekir. Daha uzun işletme ömrü için, daha da kaliteli…

Öte yandan bir termik santralin atıkları, üretildikçe, kontrollü bir şekilde de olsa, baca gazı veya kül şeklinde çevreye salınır. Bir nükleer reaktörde ise, atıkların hemen tümü kalpte saklanır ve işletme sırasında biriken radyoaktivitenin çevreden yalıtılması, kalbi soğutan suyun da çevreye sızmaması lazımdır. Bu zorunluluk reaktör bileşenlerinin, özellikle bağlantı yüzeylerinde, mikronlar düzeyinde duyarlılıkla imalatını gerektirir. Dolayısıyla, bir reaktörde kullanılan pompa, boru, somun, cıvata gibi bileşenlerin, termik santraldeki benzerlerine göre, çok daha kaliteli malzemeler kullanılarak yüksek duyarlılıkla imal edilmiş, “nükleer sınıfı” bileşenler olması şarttır. Maliyeti arttıran bir etken…

Bir termik santral kazasının, örneğin kazan patlamasının etkileri, kısa vadeli ve kısa menzillidir; hemen yalnızca santral çalışanlarını ilgilendiren bir “yerel güvenlik riski” oluşturur. Fakat bir nükleer reaktörün kalbinde hasara yol açabilen bir kaza, işletme sırasında çevreye salınmayıp da kalpte biriktirilmiş olan radyoaktif maddelerden bazılarının çevreye sızması olasılığını doğurur. Bunların meteoroloji koşullarına bağlı olarak, geniş alanlara yayılıp, onlarca yıl süreyle ciddi radyasyon tehdidine yol açması mümkündür. Dolayısıyla böyle bir kaza olasılığı, tüm ülkeyle birlikte, yakın coğrafyaları da ilgilendirir; yani “uluslararası güvenlik riski”dir.

Öte yandan bir termik santralde, yakıt akışı kesildiğinde, enerji üretimi durur. Fakat nükleer reaktörde, acil bir durum gereği reaktör kapatılıp zincirleme tepkime durdurulmuş olsa dahi, enerji üretimi, kalpteki radyoaktivite nedeniyle, hızla azalarak da olsa devam eder. Bu yüzden, kalbin bir süre daha soğutulması gerekir. Oysa kapatmaya yol açan acil durum aynı zamanda, soğutma sisteminin çalışmasını da imkansız hale getirmiş olabilir. Nitekim bir nükleer reaktör için en ciddi kaza senaryosu, “soğutucu kaybı” yüzünden, kalbin kısmen veya tümüyle erimesidir.

Böyle bir kazanın gerçekleşme olasılığı, kalbin soğutma suyu halkalarının ve pompalarının, birden fazla sayıda ve yedekli olmasıyla azaltılır. Ayrıca, olağan işletme sırasında reaktörün ürettiği elektrikle çalışan pompa ve vana gibi bileşenler, acil durum nedeniyle elektrik kesildiğinde otomatik olarak devreye giren, örneğin dizel jeneratörler gibi yedek güç kaynaklarıyla desteklenmiş olmak zorundadır. Bu da yeterli görülmez ve kalbin olağan soğutma halkalarının dışında, soğutucu kaybı halinde otomatik olarak devreye giren, bağımsız bir “acil durum soğutma sistemi” yedekte tutulur. Bu güvenlik sistemlerini, iç veya dış güç kaynaklarıyla çalışan “aktif” bileşenlerden oluşturmak yerine, yerçekimi veya doğal taşınım gibi asla kesintiye uğramayan etkenlere dayandıran “pasif güvenlik” yaklaşımı, sistemlerin güvenilirliğini arttırır. Yine de, kalp hasarı olasılığını sıfıra indirmek mümkün değildir. Bu olasılığın, elektrik üretimi uğruna göze alınabilecek kadar düşük, örneğin on bin yılda bir’den az olması şart koşulur.

Olasılığı düşük de olsa kazanın gerçekleşmesi halinde çevrenin etkilenmemesi için, kalp ve civar bileşenler, çelikten bir zırhın içinde konumlandırılıp, zırhın etrafı, bazı tasarımlarda uçak çarpması da dahil olmak üzere dışarıdan gelebilecek darbelere karşı dayanıklı, demir takviyeli kalın bir beton kabukla kaplanır. Bu çelik astarlı beton “koruma binası”nın, kazanın sonuçlarını çevreye sızdırmayıp, içinde hapsedecek güçte olması lazımdır. Çünkü tasarımında, yakın yerleşim birimlerinin tahliye gibi sert güvenlik önlemleriyle rahatsız edilmemesi esas tutulur. Tasarım böyle. İnşası ayrı bir konu…


Büyütmek için tıklayın! Dünya’daki nükleer santralların (çekirdek merkezlerinin) durumu.

Sonuç olarak, bu ek güvenlik önlemleri ve yüksek kalite gereksinimleri, bir nükleer santralin gecelik maliyetini, termik emsalinden yüksek kılar. Buna karşılık, nükleer reaktörün yakıt ve işletme masrafları daha düşüktür. O kadar ki, bir termik santralde üretilen elektriğin birim maliyetinin yaklaşık yüzde 20’si ilk yatırım, kalan yüzde 80’i yakıt ve işletme masraflarından oluşurken, bir nükleer santral için bu oranlar, yaklaşık tersinedir. Öte yandan, bir termik santral 1-2 yıl içinde inşa edilebilirken, bir nükleer santralin inşası, sistemin karmaşıklığı nedeniyle, en az 4-5 yıl alır. İlk yatırımın yüksek, inşaat süresinin uzun olması, projenin finans yönünü, teknik yönü kadar karmaşık ve onunla iç içe hale getirir. Çünkü projenin karlılığı, paranın zaman değerini temsil eden “iskonto haddi” ile inşaat süresine bağlıdır. Şöyle ki; belli bir inşaat süresi için iskonto haddi arttıkça veya belli bir iskonto haddi için inşaat süresi uzadıkça, proje kârlı olmaktan uzaklaşır. Öte yandan, iskonto haddini piyasalar belirlerken, inşaat süresi kontrol edilebilir bir parametredir. Örneğin 5 yılda tamamlanan bir proje kârlı olabilirken, inşası 10 yılı aştığı takdirde iflasa yol açabilir. Dolayısıyla üstlenici grup, finansmanı bir kez temin ettikten sonra, bu ikinci parametre üzerine yoğunlaşır: inşaat süresi. Grup için proje, faiz yükü nedeniyle, zamana karşı bir yarıştır. Bir kez başlandıktan sonra, hızla tamamlanması gerekir. Grubun bu motivasyonu, güvenlik gereksinimleriyle çelişebilir…

Bir nükleer santral birkaç bin parçadan oluşur. Bu parçaların uygun bir şekilde bir araya getirilip alt sistemlerin oluşturulması, alt sistemlerin de uyum içinde çalışacak biçimde eşleştirilmesi gerekir. Projenin bu kısmında, bazıları zamanda paralel seyreden yüzlerce alt süreç ve alt süreçlerin uç uca eklendiği, 60 kadar ‘aşama’ var. Her biri tamamlandığında, o aşamayı oluşturan süreçlerin tasarıma sadakat ve kalite denetimlerinin yapılıp, bir sonraki aşamaya başlanması için onay verilmesi gerekir. Benzeri denetimler bir termik projede, santralin sahibi olan kuruluş veya bu kuruluşun yetkilendirdiği uzman bir danışmanlık firması tarafından yapılır. Halbuki bir nükleer projenin ayrıca, güvenliğinin ulusal boyutu nedeniyle; “ulusal nükleer lisanslama, düzenleme ve denetleme”den sorumlu özerk bir kamu kuruluşu tarafından lisanslanıp denetlenmesi zorunludur. Genelde “ulusal nükleer düzenleme kurulu” (UNDK) olarak anılan bu kurulun; görevlerini seri ve de isabetli bir şekilde yerine getirebilmesi için; lisanslama konusunda deneyimli ve güvenlik mevzuatına hakim, uyum içinde çalışabilen, yeterli donanıma sahip bir ekipten oluşması gerekiyor. Denetimlerin uluslararası boyutu da var…

Nükleer enerji üretimi, silahlanma yeteneğini de beraberinde getirebildiğinden, teknolojinin alışverişi, “nükleer silahların yayılmasına karşı anlaşma” (NPT) kapsamında gerçekleşir. Anlaşma üye ülkeleri, teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanımını takiple yükümlendiriyor. Anlaşmanın denetçisi, Birleşmiş Milletler’in bir alt kuruluşu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA). Ayrıca, nükleer sınıfı malzeme ve donanım üreten firmalar arasında, Londra Grubu gibi, niyeti kuşkulu görünen projeleri boykot amacıyla oluşturulmuş kuruluşlar var. Tabii, komşu ülkelerin de bir nükleer projeyi yakından izlemeleri doğal…

Son olarak, bir termik santral işletme ömrünü tamamladığında, atıkları bir veya diğer şekilde elden çıkarılmış olur; santral sökülüp, yeri başka amaçlarla kullanılabilir. Oysa bir nükleer reaktörün özel yöntemlerle sökülmesi, ürettiği kullanılmış yakıt ve üst düzey radyoaktif atıkların, üç asır kadar süreyle çevreden yalıtılıp korunması gerekir. Kamuoylarının hassas olduğu bir konu…

Bu durumda sahnede, dört tane aktör var: Üstlenici grup, reaktörün sahibi olan kuruluş; bu ikincisi grubun üyesi olabilir; UNDK ve IAEA. Bu aktörlerin, sorumluluklarını zaafa uğratmaksızın, uyumlu ve yakın bir çalışma içinde olmaları gerekir. Proje başladıktan sonra, özellikle üstlenici grup, sahip kuruluş ve UNDK arasındaki işbirliği ve eşgüdüm yoğun olmak zorundadır. Ayrıca, eğer teknoloji transferi de hedefleniyorsa, o zaman sahneye nükleer teknoloji araştırma ve geliştirme çalışmalarını teşvikle yükümlü, ulusal, örneğin TAEK gibi bir kuruluş daha çıkar. Çünkü projenin, uzun vadeli eğitim programları ve yan ulusal projelerle paralel yürütülmesi zorunluluğu doğar. Üstenici grup teklifini vermeden önce, ilgili kuruluşlarla arasındaki eşgüdümün ne denli sağlıklı yürüyebileceğini dikkatle tartar ve yol boyunca eşgüdüm aksamalarından kaynaklanabilecek olan gecikmeleri, “1’den büyük ‘emniyet faktörleri’ ile maliyete yansıtır. Belirsizlikler ne kadar fazla ise, maliyet o kadar yüksek çıkar.” 1 Dolayısıyla, bir nükleer projenin, özellikle de ilkinin, tüm aşamalarının önceden ayrıntısıyla çalışılıp, bir yol haritasının çıkarılmış ve gerekli altyapının hazırlanmış olması gerekir. Karar süreçlerinin paylaşılması anlamına gelmemekle birlikte, yol boyunca iç ve dış kamuoyunu, şeffaf ve samimi biçimde bilgilendirmek de önemli. 21 c/kWh fiyatla karşılaşmamak için. Proje icrasının aksamasız seyri açısından…

* NTV BLM dergisinin Eylül 2009 sayısındaki forum köşesinde yayınlanan bu metnin tamamı Vural Altın‘a aittir.

Kaynakça
NTVMSNC, 2011. Nükleer proje termikten farklı, NTV Bilim, NTVMSNC, İstanbul, Türkiye, 8 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.
NTVMSNC, 2011. Siz sorun, NTV BLM söylesin, NTVMSNC, İstanbul, Türkiye, 8 Mayıs 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

Bir Küresel Isınma Alâmeti: Dev (!) Karınca Fosili

ABD’de biliminsanları dev bir karıncanın fosilleşmiş kalıntılarını buldu. Yaklaşık 5 santimetre uzunluğundaki karınca şişkin kuyruk kısmıyla dikkat çekiyor. Araştırmacılar, fosilde kanatların olduğunun görüldüğünü söyledi. Bundan yaklaşık 50 milyon yıl önce, Eosen döneminde yaşamış olduğu düşünülen karınca, bugüne değin rastlanılan en büyük karınca türlerinden biri. Fosil, Vayoming (Wyoming) eyaletinde eskiden göl olan bir yüzeyin altında keşfedilmiş.

Bundan önce Almanya’da ve İngiltere’nin güneyinde de büyük boy karıncaların fosillerine rastlanmıştı. Araştırmacılar, dev karıncanın dünyada iklimin özellikle sıcak olduğu bir dönemde yaşadığını ve kıtalar arasında o devirde varolan kara bağlantılarını kullanarak Avrupa ile Kuzey Amerika arasında hareket edebildiğini söylüyor. Dev karıncaların ne yiyerek beslendiği ve nasıl yaşadığı konusunda halen birçok bilinmez var.

Dev karıncanın kalıntısı, bilim dünyasının 50 milyon yıl öncesine ilişkin iklim tahminlerini destekliyor. Bu devirde ortalama sıcaklığın kayda değer bir artış gösterdiğini düşünen araştırmacılar, kıtalar arasında karadan karaya geçişin mümkün olduğunu ve bu sıcak ortama uygun yaşayan çok sayıda yaratığın Avrupa ile Kuzey Amerika arasında göç ettiğini düşünüyor. Geçmişte ve günümüzde 3 santimetrenin üzerinde büyüyen karınca türlerinin hangi iklim koşullarında yaşadığının bir haritasını çıkartan bilim insanları, hepsinin tropik ortamlarda görüldüğünü söylüyor. Fakat karıncaların neden tropik hava koşullarında irileştiği sorusuna henüz kesin yanıt bulunabilmiş değil.

Araştırmanın özü aşağıda..

Intercontinental dispersal of giant thermophilic ants across the Arctic during early Eocene hyperthermals
Early Eocene land bridges allowed numerous plant and animal species to cross between Europe and North America via the Arctic. While many species suited to prevailing cool Arctic climates would have been able to cross throughout much of this period, others would have found dispersal opportunities only during limited intervals when their requirements for higher temperatures were met. Here, we present Titanomyrma lubei gen. et sp. nov. from Wyoming, USA, a new giant (greater than 5 cm long) formiciine ant from the early Eocene (approx. 49.5 Ma) Green River Formation. We show that the extinct ant subfamily Formiciinae is only known from localities with an estimated mean annual temperature of about 20°C or greater, consistent with the tropical ranges of almost all of the largest living ant species. This is, to our knowledge, the first known formiciine of gigantic size in the Western Hemisphere and the first reported cross-Arctic dispersal by a thermophilic insect group. This implies intercontinental migration during one or more brief high-temperature episodes (hyperthermals) sometime between the latest Palaeocene establishment of intercontinental land connections and the presence of giant formiciines in Europe and North America by the early middle Eocene.


Dev karınca fosili ve fosilin boyutunu kıyaslamak için seçilen sinekkuşu.
Ant compared to the size of a hummingbird. SFU Public Affairs and Media Relations.

Giant fossil ants linked to global warming
Four paleontologists, including two at Simon Fraser University, have discovered the fossil of a gigantic ant whose globetrotting sheds light on how global warming events affected the distribution of life some 50 million years ago.

The Proceedings of the Royal Society B, a British scientific journal, has published online today (May 4) their study Intercontinental dispersal of giant thermophilic ants across the Arctic during early Eocene hyperthermals.

The authors are Bruce Archibald and Rolf Mathewes from SFU (British Columbia, Canada), David Greenwood from Brandon University (Manitoba, Canada) and Kirk Johnson from the Denver Museum of Nature & Science (Colorado, USA).

They describe a new fossil species of giant ant, which they’ve named Titanomyrma lubei. This winged queen ant lived in the Eocene Epoch about 50 million years ago. It had a body just over five centimetres long — comparable to a hummingbird — a size only rivaled today by the monstrously large queens of an ant species in tropical Africa.

Archibald found the ant in a drawer when visiting Johnson at the Denver Museum. He says: “What is surprising is that this ant scurried about an ancient forest in what is now Wyoming when the climate there was hot like the modern tropics. In fact, all of the closely related fossil giant ants have been found in Europe and North America at sites that had hot climates.”

The researchers also looked at the habitats of the largest modern ants, and found that almost all live in the tropics, indicating that there might be something about being big that requires ants to live in hot temperatures.

During the Eocene Epoch, many plants and animal species migrated between Europe and North America via continuous land across the Arctic, bridging the two continents. But the mystery is how did these ancient giant ants pass through a temperate Arctic climate — too cool for them?

The researchers suspect that the key is in the brief, but intense episodes of global warming that happened around this time. They appear to have created periodic opportunities for hot climate life to pass between continents through the Arctic. Archibald calls them brief openings of a physiological gate to cross the physical land bridge.

He notes that these findings will help scientists gain a better grasp of the impacts of global warming on life. He says: “As the Earth’s climate changes, we are seeing tropical pest species extend their ranges into mid-latitudes and dragonflies appear in the Arctic. Understanding the details of how life forms adapted to global warming in the past will be of increasing importance in the future.”

Kaynakça
BBCTürkçe, 2011. Kuş büyüklüğünde karınca fosili, Bilim Teknoloji, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 5 Mayıs 2011 tarihinde ulaşıldı.
SFU, Giant fossil ants linked to global warming, Simon Fraser University, Canada, accessed at May 5th 2011.