11 Mart 2011 Japonya Depremi

binaire opties ideal

opçőes binarias estrategias 60 segundos

binary options demo broker Avrasya, Kuzey Amerika, Pasifik ve Filipinler; 4 tektonik plakanın kesişim noktasında bulunan Japonya.. Kayıtların başladığı 1900’lerden beri kaydedilen en büyük 5. deprem Japonya’da meydana geldi. (Seismicity of the Earth 1900 to 2007, Japan and Vicinity Map)

Japonya’daki deprem başta başkent Tokyo olmak üzere geniş bir bölgeyi etkiledi. Televizyonların canlı yayınlarına katılan bazı depremzedeler sarsıntının 3-4 dakika sürdüğünü söylemiş. Gene televizyon görüntülerinde, sulardan kaçmış birçok insan ya binaların çatılarında ya daa üst katlarında gösterildi. Klişe olacak; ama söylemek lazım, Japonya’da yaşanan bu olayların, Türkiye’de olduğunu düşünmek bile insanın dehşete kapılması için yeterli..


Büyütmek için tıklayın! Japonya’da dev dalgaların vurduğu bir yerin 5 Eylül 2010 (solda) ve 12 Mart 2011 (sağda) görüntüleri. Kaynak: DLR/Rapid Eye
Click to enlarge! The effects of the tsunami are shown in a before and after comparison of the Japanese coast between 5 September 2010 (left) and the 12 March 2011 (right). Data: Rapid Eye. Credit: DLR/Rapid Eye

Depremin ardından oluşan ilk dev dalgalar Miyagi ve Fukuşima bölgelerini vurdu ve kıyı boyunca çok sayıda yerleşim alanını tahrip etti. Özellikle Sendayi’de çok büyük bir dalganın karanın içlerindeki tarım arazilerine doğru ilerlerken önündeki herşeyi sürüklediği görüldü (aşağıdaki görüntü).. Japon NHK televizyonu, denizden gelen dalgalarla birlikte gemilerin, otomobillerin, kamyonların, elektrik direklerinin, yoğun çamur tabakasıyla birlikte kıyıdan içlere doğru topluca sürüklendiği görüntüleri de yayınladı. Birçok ülke için dev dalga uyarısı yapıldı; ama 8 metreye kadar ulaşan dalgaların Japonya dışında zarar verdiği ülke yok.


Sendayi’deki görüntü..
Buradaki görüntüyü izleyemeyenler için
http://www.youtube.com/watch?v=k4w27IczOTk
A tsunami triggered by a massive earthquake washed away buildings along the northeast coast of Japan.

segnali trading on line Japonya Başbakanı Naoto Kan, ülkede herhangi bir radyasyon sızıntısı olmadığını söylemişti. Fakat Fukuşima Daiçi nükleer santralinin 2 reaktöründeki soğutma sistemi de bozulmuş. Yedek sistemlerin devreye girmesinde de sorun çıkmış ve ağır suyla soğutmak yerine tesisteki iç ısıyı düşürebilmek için doğrudan deniz suyu pompalanmış. Ayrıca santralda bir de patlama meydana gelmiş. Santralin bir kesimindeki duvarlar ve çatı çökmüş. 212trading Hükümet, halkın paniğe kapılmaması için çağrı yapmış ve radyasyondan etkilenenlere iyodin dağıtılması için hazırlık yapılıyormuş. 2007’de de aynı sorun olmuştu.

Potasyum iyodür (KI) inorganik bir bileşik. Sofralarda tuz olarak kullandığımız sodyum klorür’e (NaCl) oldukça benzer bir yapıya sahip ve nükleer santrallere sahip ülkelerde, acil durumda kullanılacak ilk önlemlerden biri olarak kabul edilmekte. opzioni binarie quale scegliere Peki, neden iyot dağıtılıyor.. Tiroid bezi hormon üretebilmek için iyota (I) ihtiyaç duyar. Bu yüzden de tiroid bezi, kan dolaşımından düzenli olarak iyot çeker. Kan dolaşımındaki bu iyodun kaynağı ise, tükettiğimiz gıdalardır. Eğer, opzione binarie it con piccoli depositi radyoaktif sızıntı öncesi, 130 mg KI tüketilirse, tiroid bezi, iyot açısından doyar ve sızıntı yüzünden kan dolaşımına karışan radyoaktif iyot kullanılmaz. Daha fazlası için tıklayın!

Nükleer ve Endüstri Güvenliği Ajansı, Fukuşima Nükleer Santralinin 1 numaralı reaktörünün kontrol odasındaki radyasyon düzeyinin olağan değerlerin neredeyse 1000 katına yükseldiğini açıklamıştı. Ancak yetkililer reaktörü çevreleyen çelik bölmenin patlamadan zarar görmediğini ve patlama ardından radyasyon düzeyinin artmadığını açıklamıştı. Bunun üzerine reaktörün çevresinde önce 10 kilometre yarıçapında bir güvenlik alanı oluşturuldu. Daha sonra santralinin etrafındaki tahliye yarıçapının 20 kilometreye çıkarılmasına karar verildi.

MTA’nın yaptığı derlemeyi okumak için tıklayın! (.pdf 272 kb)


Deprem anından bir kesit.
Buradaki görüntüyü izleyemeyenler için
http://www.youtube.com/watch?v=j3fUqdGXLbM


NOAA’nın yaptığı dev dalga örneklemesi ve daha fazlası..
Buradaki görüntüyü izleyemeyenler için
http://www.youtube.com/watch?v=PBZGH3yieLc

migliori strategie opzioni binarie 60 secondi Tectonic Summary
The 03/11/2011 earthquake (preliminary magnitude 8.9) near the east coast of Honshu, Japan, occurred as a result of thrust faulting on or near the subduction zone interface plate boundary between the Pacific and North America plates. At the latitude of this earthquake, the Pacific plate moves approximately westwards with respect to the North America plate at a velocity of 83 mm/yr. The Pacific plate thrusts underneath Japan at the Japan Trench, and dips to the west beneath Eurasia. The location, depth, and focal mechanism of the March 11 earthquake are consistent with the event having occurred as thrust faulting associated with subduction along this plate boundary. Note that some authors divide this region into several microplates that together define the relative motions between the larger Pacific, North America and Eurasia plates; these include the Okhotsk and Amur microplates that are respectively part of North America and Eurasia.

The March 11 earthquake was preceded by a series of large foreshocks over the previous two days, beginning on March 9th with an M 7.2 event approximately 40 km from the March 11 earthquake, and continuing with a further 3 earthquakes greater than M 6 on the same day.

The Japan Trench subduction zone has hosted 9 events of magnitude 7 or greater since 1973. The largest of these was an M 7.8 earthquake approximately 260 km to the north of the March 11 event, in December 1994, which caused 3 fatalities and almost 700 injuries. In June of 1978, an M 7.7 earthquake 35 km to the southwest caused 22 fatalities and over 400 injuries.

http://maxibriljant.nl/product/sample-sale-armband-zwart/feed/ binaire opties 1 minuut Kaynakça
BBCTürkçe, 2011. Japonya’da 8,9 şiddetinde deprem, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2011. Japonya’da 8,9 büyüklüğündeki deprem ardından tsunami tahribatı, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2011. Japonya’da deprem ve tsunami faciası, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2011. Yön değiştiren tsunaminin etkileri büyüyor, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2011. Tsunami hangi ülkelere ulaşabilir?, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2011. Japonya için bile büyük bir deprem…, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 13 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2011. Japonya’da nükleer santral alarmı, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 13 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.
BiyoRSS, 2011. Radyoaktif Sızıntı Sonrası Neden Potasyum İyodür Veriliyor?, 13 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.
Bentley, C. 2011. Japan M8.9 quake + tsunami, accessed at March 13th 2011.
DLR, 2011. DLR releases satellite images of Japanese disaster area, German Aerospace Center, accessed at March 11th 2011.
USGS, 2011. Magnitude 8.9 – NEAR THE EAST COAST OF HONSHU, JAPAN, United States Geological Survey, Reston, Virginia, United States of America, accessed at March 11th 2011.
USGS, 2011. USGS Updates Magnitude of Japan’s 2011 Tohoku Earthquake to 9.0, United States Geological Survey, Reston, Virginia, United States of America, accessed at March 16th 2011
WNN, 2011. Massive earthquake hits Japan, Regulation & Safety, World Nuclear News, London, United Kingdom, accessed at March 13th 2011.
WNN, 2011. Efforts to manage Fukushima Daiichi 3, Regulation & Safety, World Nuclear News, London, United Kingdom, accessed at March 13th 2011.
WNN, 2011. Contamination checks on evacuated residents, Regulation & Safety, World Nuclear News, London, United Kingdom, accessed at March 13th 2011.

Bir Hidrojeoloğun Günlüğü -10.3.2011

Finali en başında yapalım: “Ankara Ankara olalı böyle zulüm görmedi!?”.. Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır derler hani, 8-9 Mart 2011 tarihleri arasında Ankara, kelimenin tam anlamıyla kara teslim oldu. Hatta hayat durdu desek yeridir. Ben ömrü hayatım boyunca böyle bir şey ile ne karşılaşmadım ne de gördüm; yani sağlam deneyim oldu diyebilirim.


Bir kartanesi, hayatı ne kadar zorlaştırabilir.. Lâkin, birlikten kuvvet doğar..

Her sabah olduğu gibi, ta..a orta okuldan beri, yapabildiğim en iyi şeyi yaptım, bir belediye otobüsüne bindim, burada EGO’da (Erken Gelen Oturur) derler ve yola koyuldum. Orta okuldan bugüne değin değişen tek şeyse hedef noktam, varış noktam. Değişmeyen tek şeyse trafik, zaten hastasıyım da, işin kötü yanı ilacım da yok, resmen kronikleşti. Laf aramızda, Allah’ın her günü aynı ritüeli yaşamak insana ayrı bir şevk veriyor. Hele hele o değişmeyen replikler; “Arkaya ilerleyelim!”, “Otobüsün arkası bomboş, yaa..”, “Sağlı sollu camlara doğru yanaşalım, birader?”, “Biraz ilerleyelim!”, ” ‘Anfendi buyrun, oturun beya..”, “Kaptan son iki kişi..”, “Şöfe..er bey, orta kapıyı açar mısınız?” ve benzer atışmalar, bunlar aperatiftir.. Aslında bunlar bir belediye otobüsü ile birlikte gelen standart özellikler olduğu için, hiçbir esprisi kalmamış, heyecan da yok denecek kadar azdır. Asıl, otobüs kapasitesini %100 (abartalım yer yer %300) oranında aşmaya başladığı zaman gelişen atraksiyonlar, beni benden alıp götürür. O ambiyans, o halet-i ruhiye tarif edilemez, anlatılmaz yaşanır denir ya işte o hesap: herkesin burnu ağzındadır; otobüsün camları buhar örtüsü ile kaplanmıştır; her şeye rağmen otobüs şoförüyse metanetini korumaya çalışır, genelde; yolcularsa çileden çıkmaya hazır konumdadır; uygun koşullar sağlandığı zaman, otobüs bir an da yürüyen bir konserveye dönüşür.. Zaman kısa bir süreliğine durur, otobüsün içindekiler hücreleri, otobüsse vücudu oluşturur, bir organizma meydana gelir ama tek farkla; bu hücreler kanserli hücrelerdir.. İşte o an katalizör devreye girmiş ve tepkime başlamıştır. Evet, o vakit saha mazojistler ile mazoşistlere kalmıştır, tarafını seçmelisin. Birbirine sayan söven mi dersin, ayıp oluyor yapmayın diyen mi dersin, bunun suçlusu siyasetçiler deyip sıradan hepsini elden geçiren mi dersin (özellikle Melih Amca’nın kulakları epey çınlatılır, çın, çın; 1994’ten beri koltukta olan o); kısaca bini bir para.. Tabiî ki hepsi lafta, icraat mı, icraat sıfır. Bugüne kadar otobüste yaka paça birbirine giren kimseye rastlamadım. Çünkü otobüsten inince herkes şalteri kapar ve olması gereken stabil insan kimliğine bürünür; hayatı akışına bırakmak dedikleri de bu olsa gerek, değil mi..

İçimizdeki yılların birikimini kustuktan sonra dönelim asıl konuya..

-Bir gazeteci: ”Sosyal paylaşım sitesi twittterda ‘Yolların tuzlandığına inanmayan yolları yalasın’ ifadesi kullandınız mı?”

-İbrahim Melih Gökçek: ”Onu twitterda bulursunuz. Bulduktan sonra bana bunu sorarsınız. Kim dedi ‘yala’ falan diye. Dün akşam sabah 5’e kadar devamlı olarak twitterda bulundum. Kendi odamda bulundum. Kar olayını birebir takip ettim. Saat 6’da yattım. Dolayısıyla sabaha kadar arkadaşlarla twitleştik. Birisi ısrarla sual sordu. Sorduğu sual, ‘Efendim hiç bir yere tuz dökmüyorsunuz. Nerede bu arabalar? Nerede bu tuz? Tuzunuz yok mu?’ yazınca, ben de ‘Ya kardeşim seni inandırmak için illaki göstermek mi lazım. Gider tadıverirsin, tuzlu mu değil mi bakarsın’ dedim. Söylediğim bu. Yalama nereden çıktı. Böyle bir üslup kullanılabilir mi? Bir espri yaptık orada. Tuzu tadıverirsin dedim. Tuzlu mu değil mi görürsün dedim. Karı tatmasını istedim. Başka bir şey istemedim.”
Bir Sual Bir Yanıt

Canım anam benim, bu lafları TV’de duymuş. En kibar çevirisiyle; “Bir sumo güreşçisi bu adamı ensesinden çekip yere yüzükoyun serecek. O zaman, o kar tuzlu mu değil mi anlar…” dedi, sakince ve fütursuzca.. Doğru söze ne hacet.. Cennet anaların ayakları altındadır, o kadar. Ama sezarın hakkı da sezara; Cem Uzan ve İbrahim Melih Gökçek benim idolümdür. Ders verseler, alırım, o derece..

8 Mart sabahı bir şekilde işe geldim. Gelelim 8 Mart gününe, akşam işten çıktık. Kendi açımdan işin bu kadar ciddi olacağını da hiç düşünmedim. İlk olarak ara sokaktan yürüyerek, Ziaür Rahman Caddesi’ne çıktık. Cadde tıkanmış tıkanmasına.. Gene de belediye otobüsüne bindik, 413 Altınpark, baktık otobüs ilerlemiyor, olmayacak dedik ve indik, yürümeye başladık.. Cadde de kaya kaya giden arabalar, birbirine vurmuş ve vurmaya hazırlanan arabalar vardı. Cumhurbaşkanlığı’nı saran caddeler fazlasıyla karışmış durumdaydı. Gençlikte var tabi, Çankaya Caddesi’nde yürüyorken orada görev yapan trafik polisleri ile de sohbet ettik. Arada 3 kişilik bir abla kafilesi fırsat bu fırsat deyip polisle sohbetimize dâhil oldu; tız bir sesle “Allah belediye başkanının belasını versin.” dedi içlerinden biri.. Biz de yok artık lébron dedik; ama epey de güldük.. Atatürk Bulvarı’na geldiğimizdeyse, doğru yerde olduğumuzu anladık. Curcunanın koptuğu yer tam da burasıydı. Koca koca arabalar hatta 4×4’ler oyuncak araba gibi kaya kaya gidiyor, kontrollerini kaybetmiş bir şekilde hedef arıyorlardı. İrili ufaklı birçok kaza olmuş, trafik zaten felç olmuş; amma velakin araç sahipleri hâlâ serseri mayın gibi hareket etmeye çalışıyordu. Mesela, Kuğulu 1 Alt Geçidi’nin girişinde “Frene basma!!! Arabayı 1. vitese al!!!” diye bağıran trafik polisi durumun vahameti hakkında bir fikir verebilir.


Bi’ pisuarı eksik Kuğulu alt geçidi. İşe bak! Kalitesiz, çirkin, 3. Dünya fıskiyeleri. İşe bak! Zincirlerle çevrilmiş, yaya trafiğine kapatılmış meydanlar. İşe bak! Açık hava otoparkına çevrilen Tunalı Hilmi Caddesi, yoktan var edilen sektörler, rantlar. İşe bak! En yakını şehir merkezine 20km uzaklıkta bulunan parklar, bahçeler. İşe bak! Büyüdüğümüz kaldırımların yerini alan, sıradan, zevksiz alışveriş merkezleri. İşe bak! Her seçim öncesi telaşla kurulmuş hayallerin ürünü projeler, asla gerçekleşmeyeceği bilinen fantastik vaatler. İşe bak! Fahiş karlarla satılan belediye hizmetleri, işlevsiz demir yığınları. İşe bak! Hafızasını kaybetmiş, ruhunu yitirmiş bir kent. Ve karşınızda Avrupa Konseyi ödüllü şehir (!), Ankara. İşe bak! İşe! BÜYÜKŞEHİR KÜÇÜK 1 TL
BÜYÜKŞEHİR KÜÇÜK 1 TL @ KÜF Project

Nihayet, o tipi de yürüye yürüye Kızılay’a geldik. Atatürk Bulvarı ile Yüksel Caddesi’nin kesişimindeki Metro girişine gelince bir nefes aldık ve yol arkadaşımla yollarımız ayrıldı. Evli evine, köylü köyüne.. Hemen metroya yöneldim. Tabiî ki tek akıllı ben değilim, herkes oradaydı. Bir şekilde gişeden geçtik, merdivenlerden aşağı yavaş yavaş inip, santimetrekare başına 1 insanın düştüğü vagona bindim ve “..dın Ulus!” sesini duyunca da indim.. Ulus dediysekte Heykel değil 19 Mayıs Stadyumu.. Bu yüzden, Cumhuriyet Caddesi’nden Anafartalar Caddesi’ne doğru yürüyecektim, yürüdüm de.. Yürürken bir yandan da, yolumun üstündeki, Hacı Bayram’da 3 kulhü 1 elham okurum diye niyetlenmiştim. Sonuçta, eve gitmek için ilk önce dolmuşların olduğu yere odaklandım; ama iyi ki de yürümemişim. Abim oraya yürümüş, dolmuş duraklarının olduğu yerde sadece insan varmış, dolmuş molmuş yokmuş. Zaten Heykel civarında bekleyen kalabalığı görünce, hemen Çankırı Caddesi’ne saptım, oradan da ver elini İrfan Baştuğ Caddesi ve Dışkapı, tabana kuvvet.. Eve yaklaşıyordum. Dışkapı SSK Hastanesi’nin (ya da Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi olmadı Ankara SGK Hastanesi) taksi durağındaki taksicileri ikna edemedim. Ya yürüyecektim ya da bir cinlik yapmam lazımdı. Geriye yürüdüm, Rus Pazarına doğru.. En sonunda bir otobüs geldi, tıka basa dolu, 446 Solfasol, zorla morla bindim; yolda sol, fa, sol, mi, do, mi, mi, re diye bir ritm de tutturdum.. Otobüs, Solfasol Mezarlığı ve Hacı Bayram Veli’nin türbesinin de bulunduğu yerde durdu, son durak.. 3 kulhü 1 elham okudum ve Hacı Bayram Veli Caddesi’ni tırmandım.

Neredeyse iş ile ev arasındaki mesafenin %75-80’ini yürüdüm. Sonuç olarak, 18.00 sularında işten çıktım ve 21.00 sularında evimdeydim.

9 Mart sabahı işe gitmek için yola koyuldum. Bir akşam önce yaşananlar hiç yaşanmamış gibi yol boyunca herhangi bir önlemin alınmadığı gördüm. Her zaman ki gibi toplu taşım olsun çamurdan olsun diye otobüsü tercih ettim, sanki başka seçeneğim varmış gibi.. 115 Göltepe, tıngır mıngır giderken, İran Caddesi’nde kaldı ve otobüs aşağıya doğru kaymaya başladı, bereket versin durdu da, şahit falan yazmadan indim. Kuğulu Parka doğru, geriye yürüdüm. Otobüs durağında beklemeye başladım ve aranan kan çok geçmeden geldi, 408 Güneşevler. Hiç umudum olmamasına rağmen Cinnah Caddesi’ni sorunsuz çıkan otobüs, önce Atakule’ye sonra da sırasıyla Başbakanımıza ve Cumhurbaşkanımıza selam çakıp Çankaya Caddesi boyunca yoluna devam etti. Ama o otobüs okyanusu geçti lâkin derede boğuldu ve Ziaür Rahman Caddesi’ne dönemeden, ışıklarda geri geri kaymaya başladı. Gene bereket versin, şahit falan yazmadan indim, şoför amca otobüsü toparladı ve otobüs Kızılay’a doğru yola koyuldu. Hadi bakalım, şirkete kadar tabana kuvvet!.. 9 Mart akşamı da bir şekilde eve vardım.

10 Mart sabahı işe gitmek için yola koyuldum. Bu sefer yollar, şu meşhur ana arterler tamamen açılmış ve otobüslerin tekerleklerine zincir takılmıştı. 8-9 Mart takılması gereken zincir, anca 10 Mart takılabilmişti.. Olsun, en azından 10 Mart’ta ev-iş arası sorunsuzca geçti, valla.. Eriyen kar yolları göle çevirmiş olsa da, erimeyen kar kaldırımda buz olsa da, 10 Mart akşamı bir şekilde eve gittim.

+ Hocam, Hz. İsa’nın elindeki değnekle yol açtığı çay nere?
– Hangi birini düzelteyim. İsa değil Musa; değnek değil asa; çay değil Kızıldeniz..
+ Bende onu diyom, Hocam..
—Anonim

Çok uzattım.. Ben de sıkıldım yazarken; fakat insan yazdıkça deşarj oluyor, bana da azcık tolerans gösterin.. Ülkenin koca başkentinde yaşanan rezillik ortada, insanların çoğu deliler gibi yürüdü, yollar çarpışan otomobil çöplüğüne döndü. Yaşanan kargaşa, kaos, anarşi, gürültü patırdı da cabası.. Buna rağmen, tek sorumlu var, o da kar.. Ne Devlet Meteoroloji İşleri, ne Afet ve Acil Durum Yönetimi, ne Belediye (büyük küçük hepsi), ne Valilik suçlu.. Koca ülkenin koca başkentinde bir afet-felaket hazırlığı yok, afet-felaket-acil durum yönetimi hiç yok ve hiçbir zaman da olmayacak..

Okyanus Tabanının Yüzde 5’i Dağlık Yüzde 16’sı Tepe

Yapılan yeni bir araştırma sonucu, deniz yüzeyinde daha önce düşünülenden fazla sayıda deniz dağları ve tepeleri olduğu belirlenmiş. Bu araştırmaya göre, okyanusların yaklaşık yüzde beşinde (%5) deniz dağları var. Bu dağlar da deniz tabanından 1000 metre yukarda yükseliyor. Okyanusların yaklaşık yüzde onaltısında (%16) da, daha küçük tepeler bulunuyor.

Bilim insanları deniz dağlarının ve tepelerinin doğal yaşam için hayai önem taşıdığını ve onlar hakkında şu ana kadar çok az bilimsel çalışma yapıldığını söylüyor. Deniz dağlarının ortaya çıkardığı doğal yaşam, yüzölçümü açısından Rusya’ya ya da dünyanın tüm tropikal ormanlarına eşit. Tüm bu bulguları içeren araştırmanın ayrıntıları ise Deep-Sea Research Part 1: Oceanographic Research Papers (Derin Deniz Araştırmaları Bölüm 1: Okyanusbilimsel Araştırma Bildirileri) adlı derginin son sayısında yayımlandı.

Araştırma heyetinin başında bulunan, deniz biyoloğu Doktor Chris Yeason (Londra Zooloji Derneği), “Bu çalışma, okyanuslar hakkında ne kadar fazla araştırma yapmamız gerektiğini gösteriyor” dedi. Geçmişte okyanuslardaki deniz dağlarının ve tepelerinin sayısının, birkaç yüz ile birkaç bin arası bir rakam olduğu düşünülüyordu. Ancak araştırmada binaire opties automatisch okyanuslarda yaklaşık 33.452 deniz dağı ve 138.412 deniz tepesi olduğu saptandı. Bu da okyanusların sırasıyla yüzde 4,7 ile yüzde 16,3’üne tekabül ediyor.

Yeason, deniz dağlarının bazı çevrelerce çıkarları için kullanılabileceğine dikkat çekti. Özellikle ağla ava çıkan balıkçıların bu bölgeleri hedef alabilecekleri uyarısında bulunan Yeason, deniz dağlarının ve tepelerinin korunması çağrısında bulundu.


Seven seamounts formed by the Louisville hotspot in the South Pacific that were surveyed during the AMAT02 Expedition in 2006 (Peter Lonsdale, Scripps Institution of Oceanography, chief scientist) using R/V Roger Revelle. As part of the Integrated Ocean Drilling Program (IODP), this site survey provided key data to prepare for IODP Expedition 330 (December 2010) that aims to drill four seamounts in the Louisville seamount trail. Using paleomagnetic and geochronological data from the drilled basalts, this project attempts to answer the question of whether the deep Hawaiian and Louisville mantle plumes, the two longest-lived primary hotspot systems in the Pacific, have moved in concert or independently.

Bu konu hakkında daha fazla ayrıntı için buraya; yok benim vaktim çok, deniz altındaki yerşekilleri beni cezbediyor hatta epey meraklıyım diyorsanız buraya tıklayın! Araştırmanın özü aşağıda..

The global distribution of seamounts based on 30-second bathymetry data

Seamounts and knolls are ‘undersea mountains’, the former rising more than 1000 m from the sea floor. These features provide important habitats for aquatic predators, demersal deep-sea fish and benthic invertebrates. However most seamounts have not been surveyed and their numbers and locations are not well known. Previous efforts to locate and quantify seamounts have used relatively coarse bathymetry grids. Here we use global bathymetric data at 30 arc-second resolution to identify seamounts and knolls. We identify 33,452 seamounts and 138,412 knolls, representing the largest global set of identified seamounts and knolls to date. We compare estimated seamount numbers, locations, and depths with validation sets of seamount data from New Zealand and Azores. This comparison indicates the method we apply finds 94% of seamounts, but may overestimate seamount numbers along ridges and in areas where faulting and seafloor spreading creates highly complex topography. The seamounts and knolls identified herein are significantly geographically biased towards areas surveyed with ship-based soundings. As only 6.5% of the ocean floor has been surveyed with soundings it is likely that new seamounts will be uncovered as surveying improves. Seamount habitats constitute approximately 4.7% of the ocean floor, whilst knolls cover 16.3%. Regional distribution of these features is examined, and we find a disproportionate number of productive knolls, with a summit depth of <1.5 km, located in the Southern Ocean. Less than 2% of seamounts are within marine protected areas and the majority of these are located within exclusive economic zones with few on the High Seas. The database of seamounts and knolls resulting from this study will be a useful resource for researchers and conservation planners.

Research highlights
– The identification of 33,452 seamounts and 138,412 knolls.
– Global seamount habitats represent 4.7% of the ocean floor.
– Knoll habitat covers 16.3% of the ocean floor.
– Seamounts on the high seas are in need of protection

viagra 200 mg recept Kaynakça
BBCTürkçe, 2011. ‘Okyanusların yüzde 5’inde deniz dağları var‘, Bilim Teknoloji, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 3 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.