2010′daki Önemli Depremlere Genel Bir Bakış

Bu derleme çeviriye sondan başlayalım ve ilk olarak resmin bütününü verelim.

opzioni binarie con minimo deposito di 20 euro ..ve karşınızda, 2010 yılının öne çıkan depremleri..

Çizelge 1. 2010 yılında 7,0 büyüklüğü ve üzerinde oluşan depremlerin listesi.

Yıl Ay Gün Zaman* Enlem** Boylam** Derinlik (km) Büyüklük Bölge
1. 2010 01 03 22:36:27.9 -8.799 157.346 25 7,1 Solomon Adaları
2. 2010 01 12 21:53:10.0 18.443 -72.571 13 7,0 Haiti
3. 2010 02 26 20:31:26.9 25.930 128.425 25 7,0 Ryukyu Adaları, Japonya
4. 2010 02 27 06:34:11.5 -36.122 -72.898 23 codice bonus100 * iq option 8,8 Bio Bio Açıkları, Şili
5. 2010 04 04 22:40:43.1 32.297 -115.278 4 7,2 Aşağı Kaliforniya, Meksika
6. 2010 04 06 22:15:01.5 2.383 97.048 31 7,8 Kuzey Sumatra, Endonezya
7. 2010 05 09 05:59:41.6 3.748 96.018 38 7,2 Kuzey Sumatra, Endonezya
8. 2010 05 27 17:14:46.5 -13.698 166.643 31 7,1 Vanuatu
9. 2010 06 12 19:26:50.4 7.881 91.936 35 7,5 Nikobar Adaları, Hindistan
10. 2010 06 16 03:16:27.5 -2.174 136.543 18 7,0 Papua’nın kuzey kıyıları, Endonezya
11. 2010 07 18 13:34:59.3 -5.931 150.590 35 7,3 Yeni Britanya, Papua Yeni Gine
12. 2010 07 23 22:08:11.2 6.718 123.409 607 7.3 Moro Körfezi, Mindanao,
Filipinler
13. 2010 07 23 22:51:12.4 6.486 123.467 586 7,6 Moro Körfezi, Mindanao,
Filipinler
14. 2010 07 23 23:15:10.1 6.776 123.259 641 7,4 Moro Körfezi, Mindanao,
Filipinler
15. 2010 08 04 22:01:43.6 -5.746 150.765 44 7,0 Yeni Britanya, Papua Yeni Gine
16. 2010 08 10 05:23:44.9 -17.541 168.069 25 7,3 Vanuatu
17. 2010 08 12 11:54:15.5 -1.266 -77.306 207 7,1 Ekvador
18. 2010 09 03 16:35:47.7 -43.522 171.830 12 7,0 Yeni Zellanda’nın Kuzey Adası
19. 2010 09 29 17:11:24.4 -4.920 133.783 12 7,0 Papua’nın kuzey kıyıları, Endonezya
20. 2010 10 25 14:42:22.5 -3.486 100.088 20 7,8 Kepulauan Mentavai, Endonezya
21. 2010 12 21 17:19:41.4 26.896 143.677 19 7,4 Bonin Adaları, Japonya
22. 2010 12 25 13:16:36.9 -19.733 167.896 12 7,3 Vanuatu

* Verilen zamanlarda Eşgüdümlü Evrensel Zaman (UTC) temel alınmıştır.
** Güney enlem ve batı boylam konumları eksi sayılarla gösterilmiştir.
Kaynak: USGS NEIC PDE kataloğu; Veriler ilk şeklindedir.


Bu renkli noktalar 2010’da fazlasıyla sarsıldı. Fakat Haiti’deki deprem hepsinden baskın çıktı.

Amerikan Yerbilimsel Araştırma Kurumu (AYAK yani İng. USGS), 2010 yılı içerisinde meydana gelmiş, büyüklüğü 7 ve 7’den daha fazla olan 22 deprem kaydetmiş; ama bunlar arasında bir deprem var ki verdiği zararla bütün dikkatleri üzerinde topluyor; Haiti.. 2010’da deprem yüzünden hayatını kaybedenlerin neredeyse tamamı 12 Ocak 2010’da Haiti’de yaşanan depremde ölmüş.

Birleşmiş Milletler İnsancıl İlişkiler Eşgüdüm Masası’nın (UN/OCHA‘nın) raporuna göre, 2010 yılında yaklaşık 227.000 kişi depremler yüzünden hayatını kaybetmiş. Bu sayının en az 222.570’ini Haiti’deki deprem oluşturuyor.

Resmi makamlara göre, 7.0 büyüklüğündeki Haiti Depremi’nde 300.000 kişi yaralandı ve toplamda 1,3 milyon insan yerinden yurdundan oldu. Ülkenin kuzeyine kıyasla deprem en fazla Haiti’nin başkenti ve en büyük kenti olan Portopirins’e (Port-au-Prince) zarar verdi. Başkentteki 97.294 kişi evini terk etti ve 188.383 ev hasar gördü. Bütün bu yaşananlara ek olarak, yerel ölçekte meydana gelen bir tsunami (devdalga) Leyogan (Léogâne) yakınlarındaki Petit Paradis bölgesini vurdu ve en az 4 kişi yaşamını yitirdi. AYAK, Portopirins’in batısındaki Leyogan’ı kuvvetli bir şekilde sallayan depremin, yüksek şiddetli ve sığ odaklı olduğunu belirtiyor. Haiti’deki afetin tam bir felakete dönüşmesi de bu yüksek şiddete sahip depremin, yoğun nüfusun barındığı ve zayıf yapıların bulunduğu bir alanı etkilemiş olmasıymış. Ayrıca bu sarsıntının, dünyanın herhangi bir yerinde hatta sağlam inşaa edilmiş yapıların bulunduğu bir alanda da hasar oluşturacağının altı çiziliyor.

2010’un en büyük kaydı olan 8,8 büyüklüğündeki deprem 27 Şubat’ta Şili’nin Bio Bio açıklarında meydana geldi. Bu deprem yüzünden en az 577 kişi hayatını kaybetti. Bu kayıpların neredeyse yarısı deprem yüzünden oluşan devdalgalar sebep oldu. Bu depremle açığa çıkan enerji Haiti’dekinden 500 kat daha fazla olmasına rağmen Şili’deki depremzede sayısı daha az oldu. Bunun nedenleri; Şili’nin katı inşaat kurallarına sahip olması ve Şili’yi vuran büyük sarsıntının düşük gerilime sahip olmasıymış –çn. autopzionibinarie rischi En önemli kısım burası, Haiti’de açığa çıkan enerji Şili’dekine kıyasla çok küçük bir miktar; ama depremin sığ odaklı ve yüksek gerilime sahip olması daha yıkıcı olmasını sağlamış.- İyice metnin dışına çıkalım, bir dipnotta benden olsun, Şili Depremi’nde açığa çıkan enerji Dünya’yı yoldan çıkarmıştı.

2010’un ikinci sıradaki ölümcül olayı Çin’de yaşandı. 13 Nisan’da Çinghay bölgesinin güneyini vuran 6,9 büyüklüğündeki deprem arkasında 2.968 ölü bıraktı. Tüm olaylardaki kayıp ve tahmini ölü sayıları da listelendi. Buna göre, 2010 yılında deprem; 4 kıtada ve 11 ülkede yaşayan insanların canını aldı. Bu ülkeler Afganistan, Cezayir, Arjantin, Şili, Çin, Haiti, Endonezya, İran, Meksika, Sırbistan ve Türkiye diye sıralanabilir. Bunlara ek olarak depremler; Avustralya, Yeni Zellanda, Hindistan, Etiyopya, Peru, Solomon Adaları, Tayvan, Venezuela ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere 9 ülkede insanların yaralanmasına neden oldu.

AYAK, Dünya’da her yıl birkaç milyon depremin meydana geldiğini tahmin ediyor. Bunların bir çoğu ücra bir alanda oluşmasından dolayı ve büyüklüğünün ölçülemeyecek kadar düşük düzeyde olması nedeniyle saptanamıyor. Aynı kurumun ulusal deprem bilgi birimi, Amerika özelinde günde yaklaşık 40 tane yayın çıkarıyormuş. Ayrıca Amerika ve çevresinde 2,5 büyüklüğünde ve üzerinde ve Dünya’nın geri kalanında 4,5 büyüklüğünde ve üzerinde meydana gelen depremler içinse yılda yaklaşık 14.500 tane yayın yapılıyormuş. Her yıl bu depremlerin ortalama 18 tanesi 7,0 büyüklüğünde veya üzerinde oluyormuş.

Peki, bu haberi derleyen ve biz, 3 şahıslara doğrudan sunan Amerikan kurumu, bu bilgilere nasıl ulaşıyor. 85 ülkede hemen hemen 990 istasyonla veri toplayan AYAK, dünya çapında bir dinleme yapıyor; titreşimleri, yersarsıntılarını kaydediyor.

Çizelge 2. 2010 yılında deprem kaynaklı ölümlerin listesi.

Tarih* Bölge Büyüklük Ölü Sayısı**
2010 01 10 Java, Endonezya 5,1 1
2010 01 12 Haiti 7,0 http://www.selectservices.co.uk/?propeler=come-imparare-trading&516=e6 come imparare trading 222.570
2010 01 17 Guizhou, Çin 4,4 8
2010 01 30 Doğu Siçuan, Çin 5,1 1
2010 02 27 Bio Bio Açıkları, Şili 8,8 577
2010 02 27 Salta, Arjantin 6,3 2
2010 03 08 Elazığ, Türkiye 6,1 51
2010 04 04 Aşağı Kaliforniya, Meksika 7,2 2
2010 04 13 Güney Çinghay, Çin 6,9 2.968
2010 04 18 Afghanistan’ın ortası 5,6 11
2010 05 14 Cezayir’in kuzeyi 5,2 2
2010 06 16 Papua’nın kuzey kıyıları, Endonezya 7,0 17
2010 06 30 Oaksaca, Meksika 6,3 1
2010 07 20 İran’ın güneyi 5,8 1
2010 08 27 İran’ın kuzeyi 5,7 3
2010 09 27 İran’ın güneyi 5,5 1
2010 10 25 Kepulauan Mentavai, Endonezya 7,8 670
2010 11 03 Sırbıstan 5,3 2
2010 12 20 İran’ın güneyi 6,7 7
Toplam 226.895

* Verilen zamanlarda Eşgüdümlü Evrensel Zaman (UTC) temel alınmıştır.
** AYAK, bu sayılara kayıpları ve öldüğü tahmin edilenleri de dâhil etmiş.


Bu renkli noktalar 2010′da fazlasıyla sarsıldı veya biraz sallandı. Amma velakin Haiti’deki deprem hepsinden baskın çıktı.

Daha fazlası için tıklayın!

Koontz, H., Ransom, C. N., 2011. Haiti Dominates Earthquake Fatalities in 2010, çev. Güler, B., yerbilimleri.com

street value of seroquel 300 Haiti Dominates Earthquake Fatalities in 2010
While the U.S. Geological Survey recorded 22 magnitude-7 or larger earthquakes in 2010, almost all the fatalities were produced by one — the major quake that hit Haiti on Jan. 12.

In 2010, about 227,000 people were killed due to earthquakes, with over 222,570 from the magnitude-7.0 Haiti event, as reported by the United Nations Office for Coordination of Humanitarian Affairs.

According to official estimates, the Jan. 12 earthquake in Haiti injured 300,000 people, displaced 1.3 million, and left 97,294 houses destroyed and 188,383 damaged in Port-au-Prince and much of southern Haiti. This includes at least four people killed by a local tsunami in the Petit Paradis area near Léogâne. According to the USGS, this large, shallow earthquake produced violent shaking in Léogâne, west of Port-au-Prince. This shaking level can cause damage even to well-built buildings anywhere in the world. In Haiti, this high-intensity shaking together with both buildings vulnerable to earthquakes and high population exposure resulted in catastrophe.

A magnitude-8.8 earthquake that hit offshore Bio-Bio, Chile, on Feb. 27 was the largest recorded in 2010. It killed at least 577 people, with about half of those deaths caused by an earthquake-generated tsunami. While the energy released by this earthquake was more than 500 times that of the one that struck Haiti, the fatalities were far fewer due to strict building codes in Chile and lower maximum shaking intensities.

The second-deadliest event in 2010 was a magnitude-6.9 earthquake that hit southern Qinghai, China, on April 14 (April 13, UTC time), leaving 2,968 dead. Overall, during 2010 earthquakes took the lives of people in 11 countries on four continents, including the countries of Afghanistan, Algeria, Argentina, Chile, China, Haiti, Indonesia, Iran, Mexico, Serbia and Turkey. The numbers for all events listed include those missing and presumed dead.

Earthquakes injured people in nine additional countries, including Australia, New Zealand, India, Ethiopia, Peru, Solomon Islands, Taiwan, Venezuela and the United States, in California and Oklahoma.

As usual, the biggest earthquake in the United States in 2010 was in Alaska’s Aleutian Islands. This year it was a magnitude-6.6 event on July 18 in the Fox Islands, and it caused no damage or casualties. The biggest 2010 earthquake in the contiguous United States was a magnitude 6.5 that shook Northern California on Jan. 10. About 30 people were injured and moderate damage occurred to hundreds of homes and buildings in the Eureka-Ferndale area. The event was felt as far away as Portland, Ore. A series of minor earthquakes peppered Oklahoma throughout the year, including a magnitude 4.4 on Oct. 13 that injured two people in Norman.

An unusual earthquake occurred near the edge of the Continental Shelf about 125 km south-southeast of Westhampton, Long Island, New York, on Nov. 30. Because it was offshore, the magnitude-3.9 tremor caused no damage, but it was felt throughout Long Island, in large parts of Connecticut and New Jersey, and as far away as Maine and West Virginia.

A magnitude-2.1 earthquake in New Jersey on Christmas Day and a magnitude-3.4 in Washington, DC, on July 16 round out the more unique seismic events recorded. The latter shook the windows in the White House, and the USGS received over 21,724 reports on the Did You Feel It? website.

The USGS estimates that several million earthquakes occur throughout the world each year, although most go undetected because they hit remote areas or have very small magnitudes. The USGS National Earthquake Information Center publishes the locations for about 40 earthquakes per day, or about 14,500 annually, publishing worldwide earthquakes with a magnitude of 4.5 or greater or U.S. earthquakes of 2.5 or greater. On average, only 18 of these earthquakes have a magnitude of 7.0 or higher each year.

In 2010, 22 earthquakes reached a magnitude of 7.0 or higher, including the Chile quake that exceeded magnitude 8.0. These numbers are higher than those of 2009, which experienced 17 earthquakes over magnitude 7.0, including one over 8.0. While 22 earthquakes of magnitude 7.0 or greater is more than the average per year, and is the largest number of big events since 1968, it is still substantially fewer than 1943, which experienced 32 earthquakes of that size. Factors such as the size of an earthquake, the location and depth of the earthquake relative to population centers, and the fragility of buildings, utilities and roads all influence how earthquakes will affect nearby communities.

A complete list of 2010 earthquake statistics can be found on the Earthquake Information for 2010 website.

To monitor earthquakes worldwide, the USGS National Earthquake Information Center receives data in real-time from nearly 990 stations in 85 countries, including the 150-station Global Seismographic Network, which is jointly supported by the USGS and the National Science Foundation and operated by the USGS in partnership with the Incorporated Research Institutions for Seismology (IRIS) consortium of universities.

In the United States, earthquakes pose significant risk to 75 million people in 39 states. The USGS and its partners in the multi-agency National Earthquake Hazard Reduction Program are working to improve earthquake monitoring and reporting capabilities via the USGS Advanced National Seismic System. More information about ANSS can be found on the ANSS website.

opcje binarne forum 2017 Kaynakça
Koontz, H., Ransom, C. N., 2011. Haiti Dominates Earthquake Fatalities in 2010, Newsroom, Office of Communication, U.S. Geological Survey, U.S. Department of the Interior, Reston, Virginia, USA, accessed at January 15th 2011.

Demirsoy: “Evrim düşüncesinden uzaklaşıyoruz.”

Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Demirsoy, Türkiye’de Evrim Kuramı’nın (Teorisi’nin) tartışılacağı bir zemin olmadığı düşüncesinde. Programlarında olmasına rağmen üniversitelerde bile evrimin hakkıyla ele alınmadığını belirten Demirsoy’a göre, topluma dogmatik düşünceler hâkim oldukça durumun değişmesi zor gözüküyor.


Ali Demirsoy. Fotoğraf: Cem Uçak.

http://dijitalkss.com/author/serdar/page/11 iq opinioni * “Evrim düşüncesinden uzaklaşıyoruz”

banca online e trading Bugün Türkiye’de kaç üniversitenin programında Evrim Teorisi dersi var?
Program olarak çoğunda var ama yaklaşık 81 üniversitenin 50’sinde zorunlu değil. Göstermelik olarak açılıyor ve içeriğine bakıldığında da verilmesi daha kötü sonuçlara yol açıyor. Çünkü evrim dersini anlatan kişilerin bilgi düzeyleri yeterli değil. Bu yüzden dersi geçiştirmeye çalışıyorlar. Bir kısmı da ideolojik nedenlerle farklı şekilde anlatarak evrim dersinde evrim karşıtı fikirler işliyor. Türkiye’de bu ders belki beş üniversitede hakkıyla veriliyor.

http://intelligenetics.com/?losd=%D8%A3%D8%B1%D8%A8%D8%AD-%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%A7%D9%84-%D8%A8%D8%B3%D8%B1%D8%B9%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D9%8A%D9%88%D9%85&a01=ca أربح المال بسرعة اليوم Neden böyle?
Fizikte evrenin kuruluşundan bugüne yasalar aynıdır. Mesela oksijenle hidrojenin birleşme kuralları 12-13 milyar yıl önce nasıldıysa bugün de aynıdır. Ama yeni şekillenmeler vardır. Evren her saniye çeşitli şekillere bürünürken, canlılar da evrenin şekil değiştirmesine uyum sağlar. Bu nedenle sizin de evrim dersini anlatabilmeniz için fizik, kimya, jeoloji ve astronomiyi bilmenizin yanı sıra biyolojik canlıları da tanımanız gerekir.

meaning forex reserves india Türkiye’de evrim derslerinde hangi kaynaklara başvuruluyor?
Derli toplu ilk evrim kitabı 1984 yılında benim tarafımdan yazıldı: “Kalıtım ve Evrim”. Son zamanlarda TÜBİTAK ve bazı özel yayınevleri çeşitli kitaplar çıkardılar. Ama burada önemle vurgulamamız gereken bir nokta var: Kendi dininde reform yapmış batı ülkelerinin evrimi anlatma mantığıyla, Türkiye’deki mantık arasında çok büyük fark var. 1.400 yıldır dini kuralları hiçbir reforma tabi tutmadan kabul eden bir toplumda, evrimi batı mantığıyla kitlelere anlatmaya çalışırsanız başarılı olamazsınız. Yaratılış kuramı, tanrısal kelam olarak toplumu etkisi altına almış vaziyette. Nitekim üniversitelerde yapılan bir araştırmaya göre; öğrencilerin yüzde 70’i evrime inanmıyor, yüzde 20’si yetersiz buluyor; ancak yüzde beşi inanıyor. Türk toplumunun evrime bakışı diye bir bakış zaten söz konusu değil. Yüzde bir-iki adamın evrim kuramını sindirmesi veya biraz anlaması, toplumun da anladığı anlamına gelmez. Türk toplumu evrim kavramına yabancıdır.

binaire opties gratis Sizce ne yapılırsa Evrim Teorisi Türkiye’de en azından konuşulabilir hale gelir?
Türk insanının evrimi algılayabilmesi için en azından geçmişteki ve bugünkü doğal varlıklarıyla yakın ilişki içinde olması lazım. Biz diyoruz ki; 10.000 tane bitkimiz, 50-80.000 arasında hayvanımız var. İsim koyduğumuz bitki sayısı 300, hayvan sayısı ise 400 civarında. Bunlar da günlük olarak yediğimiz, kullandığımız canlılar. Doğru dürüst bir doğa müzesi kuramamışız. Son zamanlarda yapılanlar hariç kataloglandırılmış bir şeyimiz yok. Bu kadar doğaya yabancı olan bir topluluktan evrime katkı beklemek söz konusu olamaz. Maalesef üniversite hocaları da temel çelişkiyi tam anlamıyla ortaya koyamadılar.

trading opzioni binck Bunun sebebi ne?
Bilim adamı kadrosundan maaş alan insanlar, biraz köktendincilerden çekindiklerinden, biraz makam kaygısından, biraz da konunun önemini kavrayamadıklarından sürekli televizyonlarda boy gösterip Evrim Teorisini kutsal kitapla örtüştürmeye çalışıyor. Halbuki New York, Paris, Moskova Bilimler Akademisi evrende değişmeden kalacak tek kuramın evrim kuramı olduğunu beyan etti. Evrimin içinde bütün kurallar değişmiş olsa da, evrim kuramının kendisi değişmiyor. Sürekli değişen yeni canlıların, gezegenlerin, yıldızların, oluşumların ortaya çıktığı bir evrende, Evrim Teorisinin karşısında hiçbir şeyin değişmeden kalabildiğini iddia eden bir dini sistem var. Dolayısıyla din ile evrim kuramı arasındaki farklılığı temelden görmek ve kabul etmek lazım. Ya dini inançlarınız vardır; o kuralları hiç değişmeden kabul eder, evrim kuramını reddedersiniz. Ya da değişmeyi kabul ederken, dini inançların folklorik ve mitolojik bir değer olarak toplumda yaşamasını savunsanız bile, benim gibi bunların bir toplumun esas kuralı olduğunu reddedersiniz. Tabii bütün bunları anlatabilmek için kesinlikle orta eğitimde fizik, kimya, biyoloji derslerine daha geniş yer verilmesi lazım. Ayrıca doğa tarihi ve bilim müzeleri ile yeni nesillere uygar bir şekilde doğanın mekaniğinin küçük yaşlardan itibaren vermesi gerekli.


Bazı ülkelerin evrim kuramına yaklaşımı.
Relative public acceptance of evolution. From Miller, J. D., Scott, E. C. and Okamoto, S. (2006) Public acceptance of evolution. Science 313, 765–766.

binaire opties n

Evrim Teorisinin kutsal kitaplarda yer alan sözlerle ilişkilendirilmesi konusundaki fikriniz ne?
Bazı hadis ve ayetlere dayanarak evrimi açıklamaya çalışıyorlar. Halbuki bunlar temelde iki farklı kavram ve yan yana gelmesi de kesinlikle mümkün değil. Burada sadece İslam’ı değil, Hıristiyanlığı ve bütün yaratılış kuramının anasını oluşturan Tevrat’ı da kastediyorum. Kuran yaratılışla ilgili bütün bilgileri Tevrat’tan almıştır. Tevrat da Sümer mitolojisinden esinlenmiştir. Aradaki çelişkiyi halka açıklamadığınız sürece evrim kavramını hiçbir surette yerleştiremezsiniz. Bunu yapamayınca da toplumun değişikliklere uyumunu sağlayamazsınız. Evrim karşıtları evrimcileri, “Bu yaprağın rengi, şekli niye böyledir” türünden sorularla alt etmeye çalışır. Bu noktada evrimcilerin yaptığı bir hata var. Kalkıp tutucu kesime uzun uzun bunları anlatmaya çalışıyorlar. Halbuki böyle yapmayacaksınız. Siz de onların mantığının üstüne basacak, “O halde siz açıklayın” diyeceksiniz. Çünkü sizin evrende nedenini açıklayamayacağınız hiçbir şey yoktur. Ama bu zamana ve maddi kaynağa bağlı bir iş.

Order Tastylia Oral Strip Amerika’dan dünyaya yayılan “Akıllı Tasarım” kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Biyolojik sistemlerin aslında çok akılsızca tasarlandığını vurgulamak istiyorum ve soruyorum: Nasıl bir tasarım olsaydı normal veya akılsız tasarım olacaktı? İnsan çok akıllı bir tasarımın ürünü değil. Bugün genetik olarak ismi konmuş 9.000 çeşit hastalık var. Bir fabrika düşünün ki 9.000 çeşit hatayla üretim yapıyor. Bunun yanı sıra prostat, apandisit, yirmilik diş gibi bazı yanlış oturtmalar var. Sonra erkekler neden sünnetli doğmuyor? 2.000 yıldan beri en az on milyon çocuğun enfeksiyon yüzünden öldüğünü söyleyebiliriz. Tanrısal bir tasarım, sünnetli dünyaya getirerek bu kadar suçsuz insanın ölmesini önleyebilirdi. Başka bir örnek de kaslarımız. Boyları kemiklerimizin boyuna uygun olmadığı için vücudumuzda ağrılar oluyor. Her şeyi bir yana bırakın doktorluk diye bir meslek var. Doktorluk hasarlı tasarımı ortadan kaldırma mesleğidir.

buy Maxalt pills online in Coral Springs Florida Türklerde merak duygusu eksiktir diyorsunuz. Bunun açıklaması ne?
Bunu hep şöyle açıklıyorum: Tam 400 yıl o bölgeye hâkim olmasına rağmen, Osmanlı’da Mısır’daki piramitlere dair yazılmış tek bir sayfa yok. Bir adam gönderip 150 adım boyu, 50 adım eni dememişler. 10.000 aileden birinde şecere vardır. Sokakta bir adama dedesinin babasının adını sorsanız söyleyemez. Dedesinin babasının adını merak etmeyen insanlardan oluşan bir toplum, dinozorların kökeni konusunda tanrısal kavramlara dayanarak fikir beyan ediyor!

david gaspar opções binárias fraude Türk insanının merak etmemesinin evrimsel bir açıklaması var mı?
Tabii ki var. Değişmez dini kuralları yaşam tarzı olarak kabul eden toplumlar çoğunlukla merak duygularını bastırır. Çocukken anne babamıza, “Tanrı var mı yok mu” diye sorduğumuzda ya bize vurmuş ya ağzımızı kapatmışlardır. Eğer bir çocuk, daha o çağda bazı şeylerin yasak olduğu için düşünülmemesi gerektiğine alıştırılmış ise o çocuğun artık ileride bir doğabilimci olarak yetişmesi mümkün değildir. Değişmez inanç kurallarını ilke kabul eden bir düşünceyle bilim yan yana yürüyemez. Türk toplumu giderek evrim düşüncesinden uzaklaşıyor.

Tastylia (Tadalafil Oral Strips) Without Prescription Türkiye’de evrim kavramı yerleşmiş ve merak duygusu gelişmiş insanlar olsaydık, bugün nasıl bir ülkede yaşıyor olurduk?
Tabii böyle bir şey hayal. Geçmişte de bu işi çok kolay yapabileceğimizi düşünmedik. Biyoloji daha önceki pek çok araştırmaya gerek duyduğu için geç gelişmiş bir bilim dalıdır. Çok boyutlu düşünebilmek için dogmatik düşünceleri bir kenara bırakmak gerek. Ama şunu söyleyeyim: Eğer biz değişmeye açık bir toplum olsaydık, kesinlikle Schröder ülkemize “Türkiye’ye girebilmek için” gelecekti.

Sizce çok boyutlu düşünmeye ne zaman başlayacağız?
Bakalım… Ümitsiz değilim ama çok da ümitli olduğumu söyleyemem. Amerika’nın şu anki konumu köktendincileri tetikleyen ve kışkırtan bir yapıya sahip. Kalvenist Kilise’nin aldığı kararlar çok etkili. İsa’nın Tanrı olduğuna inanmayanların öldürülmesinin insanlık suçu olmadığını söylüyorlar. Bu durumda Irak’taki insanların öldürülmesi insanlık suçu olmuyor. Köktendinciliğe bu kadar önem veren bir egemen gücün elindeki bir dünyada Türkiye’nin yolunu bulmasında da birtakım zorluklar olabilir.


6 müslüman ülkenin evrim kuramına yaklaşımı.
Acceptance of evolution in six Muslim countries. The data were gathered from 1996 and 2003, as part of a study of religious patterns in Muslim countries. The number of participants for each country is given in parentheses. From Hameed, S. (2006) Bracing for Islamic Creationism.

Evrim Teorisiyle ilgili fikirlerinizi Kuran ile uyumlu biçimde sunmanız konusunda bir teklif almışsınız geçmişte. Bu teklif yaratılışçılardan mı gelmişti?
Evet. “Kalıtım ve Evrim” kitabım çıktığı zaman, yabancı kökenli bir şirkette çalışan iyi eğitimli biri ziyaretime geldi. “Siz dinle bilimi birbirine en iyi bağlayacak insanlardan birisiniz. Kitaplarınızın bölümlerinin başına birer ayet koyun, size araştırmalarınızda kullanmanız için 100 yıllık öğretim üyesi maaşınızı defaten ödeyelim” dedi. Teklif edilen para o zaman bir milyon dolar civarında tutuyordu.

Türkiye’de Evrim Teorisi nasıl sunulsaydı belki üstünde düşünülebilirdi?
Sunulamazdı. Çünkü Türkiye’nin altyapısı bunu almaya hazır değildi. Bunu sunacak adam da yoktu ortada zaten. Avrupa’da Rönesans’ta olduğu gibi çok daha önce başlanması lazımdı böyle bir şeyin anlatılmasına.

Her yıl karşınıza 18-20 yaşlarında, evlerinde veya gittikleri okullarda bilinçleri dogmatik düşüncelerle doldurulmuş insanlar geliyor. Siz bilinçlerini nasıl açıyorsunuz?
Açamıyoruz. Sorun da orada. Bir insan yedi yaşına kadar dogmatik düşüncelerle doldurulmuşsa ondan sonra insan beynini açmak çok zor. Bu nedenle çocuk eğitimi çok önemli. Günahlarla, sevaplarla, cinlerle, perilerle yedi yaşına gelmiş birinin düşünce sistemini değiştiremezsiniz, ancak bilgisini arttırabilirsiniz. Bugüne kadar itiraz eden olmadı. Kafalarının karmakarışık olduğunu söylediler. Ama kısa zamanda yine eski düşüncelerine döndüler. Bırakın öğrencileri, Evrim Teorisi dersi veren hocalarımızın dahi düşüncelerini değiştiremedim. Hatta çok saygın, bu konuda kitap yazmış bir hoca bir gün bana, “Ali, sen gerçekten bu evrime inanıyor musun?” dedi. Verdiğimiz derslerin kökten bir değişiklik yaptığına inanmıyorum ama dalgalandırıyoruz.

Evrim kavramına bu kadar yabancı ve merak duygusundan bu kadar yoksun bir toplumun içinden nasıl oldu da sizin gibi biri çıkabildi?
Benim evrimsel bir mantığa ve düşünce yapısına sahip olmamı sağlayan babamdır. Annem de babam da namaz kılardı ama babam liseye kadar benim dini eğitim almama izin vermedi. Kuyumcuydu, köylüydü ama iyi bir düşünürdü. Ters bir fikrin de doğru olabileceği fikrini bana aşıladı babam. Dini dogmalara eleştirel gözle bakarak büyüdüm. Zooloji, biyoloji tahsili yapınca da dama taşlarını yerlerine oturtmaya başladım. Bütün çabam bu tabuyu başkalarına da gösterebilmek.

* Perihan Özcan’nın Ali Demirsoy ile yapıtığı söyleşinin tam metni değiştirilmeden verilmiştir.

Kaynakça
GEO, 2011. “Evrim düşüncesinden uzaklaşıyoruz”, GEO Dergisi, İstanbul, Türkiye, 12 Ocak 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

Davacı: ABD Hükümeti – Davalılar: British Petroleum, Transocean ve Halliburton

Boşanma davası hangi mahkemede açılır.. Peki boşanma davaları ne kadar sürede biter.. Hikâyemiz çok uzaklardan, ta..a Amerika’dan.. Bir hükümet ile bir şirket arasındaki mutlu birliktelik, şiddetli geçimsizlik nedeniyle sona eriyor.. Hiç sanmıyorum. Aile içinde küçük atışmalar olur, kavga çıksa ne olur ki kol kırılır yen içinde kalır..

On April 20, 2010 an explosion tore through the Deepwater Horizon, an oil rig operating in the Gulf of Mexico. The disaster happened as workers were finalizing the drilling of the exploratory Macondo well, forty miles off the coast of Louisiana. It was, by any standard, a catastrophe. See the project at http://www.oilspillcommission.gov/media/

20 Nisan 2010’da, Meksika Körfezi’nde bir çevre felaketi yaşanmış ve 11 kişi hayatını kaybetmişti. Devasa boyutlardaki petrol arama platformunun okyanus sularına gömüldüğü an hafızalara kazınmıştı ve etrafa yayılan ham petrol görüntüleri.. Milyonlarca varil petrolün denize yayılmasıyla tarihin en büyük kirlenmelerinden biri meydana gelmişti. Bu durumu kabullenmek kolay değildi, kıyıdan çok; ama çok uzakta açık denizde yapılan arama, Amerikan kıyılarını istila etmişti. Sızıntıyı önlemek için sarf edilen çabaları, sorunu toptan çözecek çılgınca fikirler izlemişti. Kuyudaki sızıntı 19 Eylül 2010’da tamamen durdurulmuş ve delik, çimento yardımıyla kapatılmıştı. Bütün yaşananları görsel bir şekilde incelemek için tıklayın!

Daha sonra kriz yönetimini eline yüzüne bulaştıran BP’de bir ara kendi iç soruşturmasını yayımlamıştı; “Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni” diyordu, bu rapor. Hatta “Yaptım, ben yaptım; ama niye yaptın diye bir sor” şeklinde yakınıyordu. Savunmaya geçen BP, “Ben birçok firmadan hizmet satın aldım, burada sadece benim suçum yok, diğer firmalarında hatası var” diye ekliyordu. Lâkin Vaşhington, “Ben BP’yi tanırım, bu pisliği o temizleyecek” demişti, bir kere..

Süreç devam ederken hasarın şiddetini azaltmak isteyen Amerika, zararın boyutlarını hesaplamak için elindeki tüm imkânları kullanmıştı. Konu ile ilgili bütün kurumlar seferber edilmişti; örneğin benim bildiklerim EPA, USGS ve NOAA.. Tekrar belirtelim, çalışma yürüten kurum veya kuruluşlar bunlarla sınırlı değil bunların dışında da olaya el atanlar var.

Let me be clear: BP is responsible for this leak; BP will be paying the bill.
(“Açık açık söylüyorum. Petrol sızıntısının sorumlusu BP, faturayı da o ödeyecek.” şeklinde çevrilebilir.)
—Burak Hüseyin Obama (ABD Başkanı)

Ben yeni duydum. Bir de olay sonrası oluşturulan komisyon varmış. Meksika Körfezi’ndeki petrol kuyusunda yaşanan patlamayla ilgili inceleme yapan komisyon raporunu tamamlamış; fakat hepsi yayımlanmamış, şu an için sadece 4. bölüm açıklandı. Komisyonun kazaya ilişkin 48 sayfalık (4. bölüm) raporunda, olayın ardında, söz konusu petrol kuyusunu işletilmesinden sorumlu British Petroleum, Transocean ve Halliburton şirketlerinin, zaman ve paradan tasarruf etmek amacıyla yaptıkları sistemli hatalarının bulunduğu belirtiliyor. Rapor sonuçlarından bir diğeri ise açık denizlerde petrol arama faaliyetlerine dair gerekli düzenlemeler yapılmazsa benzer bir felaketin yeniden yaşanması ihtimalinin yüksek olduğunun altı çizilmiş.

Komisyonun raporu, söz konusu şirketlere karşı yürütülecek yasal süreçte bağlayıcı olacak resmi bir belge olduğu için çok önemli ve değerli.. Başta Amerikan hükümeti olmak üzere kazadan zarar görenlerin açacakları davaların söz konusu şirketleri milyarlarca dolarlık tazminat ödemek zorunda bırakabileceği tahmin ediliyor. Amerikan yönetimi raporunda eleştirilen üç şirket de kendilerini savunan ve hatanın ortak olduğunu belirten açıklamalar yayımladılar.

BP’den yapılan açıklamada, şirketin Meksika Körfezi’nde yaşananlardan ders çıkarmaya çalıştığı belirtildi. British Petroleum (BP), kendi soruşturmasında belirlendiği gibi, bu raporda da, kazanın birçok şirketin dahil olduğu çeşitli nedenlerin sonucunda meydana geldiğinin saptandığını kaydetti. Halliburton şirketi soruşturma komisyonunun eleştirilerini reddederken, Deepwater Horizon adlı petrol platformunun sahibi olan Transocean şirketi, kendi çalışanlarının gayet iyi eğitimli olduğunu savundu.

Son olarak sızıntının yaşandığı çalışmada bulunan tüm şirketler..

Bu arada sevindirici bir haber var. Kaza yüzünden yaklaşık 200.000 ton metan gazının çözünerek okyanusun serin ve temiz sularına karıştığı tahmin ediliyordu. İnsan kaynaklı bu yıkıcı felaketin hasarları, metanotrof bakteriler (metan tüketen bakteri türleri) tarafından onarılıyormış. Kaza bölgesindeki bakteri popülasyonu patlamış ve metan seviyesi de normal değerine gerilemiş. İşin güzel tarafıysa, metanın azalmasına neden olan bu bakterilerin aynı zamanda petrolün de azalmasına yardımcı olacağı tahmin ediliyor. Özetle, en gelişmiş yaşam şeklinin hatasını, en basit yaşam şekli düzeltiyor.

Kaynakça
BBCTürkçe, 2011. ‘BP sızıntısına kötü yönetim neden oldu’, Çevre / İklim, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 6 Ocak 2011 tarihinde ulaşıldı.
BiyoRSS, 2011. BP Kazası Sonrası 200.000 Ton Metan Nasıl Yokoldu?, 15 Ocak 2011 tarihinde ulaşıldı.
Obama, H. B., 2010. President Obama Speaks on NYC Incident and BP Oil Spill in Louisiana, Venice, Louisiana, USA, accessed at 6th January 2011.
Yerbilimleri, 2010. Deepwater Horizon Yıkıldı ve Meksika Körfezi’ne Petrol Karıştı, 6 Ocak 2011 tarihinde ulaşıldı.
Yerbilimleri, 2010. Meksika Körfezi’ndeki Ham Petrol Sızıntısını Durdurmak İçin Çözüm Aranıyor, 6 Ocak 2011 tarihinde ulaşıldı.
Yerbilimleri, 2010. BP, Meksika Körfezi’ndeki Patlamanın İç Soruşturma Raporunu Yayınladı, 6 Ocak 2011 tarihinde ulaşıldı.

Bir Biliminsanı Nasıl Olmalıdır?

Bir bilimadamı nasıl olmalıdır?*

Sorunun yanıtını vermeden önce, bir kavram kargaşasını açıklığa kavuşturmak gerekiyor. İlim adamlığı, bilimadamlığı ve öğretim üyeliği, geçmişten bugüne değin toplumumuzda birbiri içine karıştırılmış ve neredeyse birbirinden ayrılmamış kavramlar. Ancak, hepsinin birbirinden farklı sınırları var.

Bilim kelimesi 1930’larda dilimize yerleşmiş. Bunun öncesinde kullanılan “ilim” kavramı, doğanın mekaniğinden ziyade, ağırlıklı olarak dini konularla ilgileniyordu. Zaman içerisinde temel bilimlerdeki bilgi birikiminin artışı, bu iki alanı birbirinden ayırma ihtiyacını doğurdu.

İki kavramın özünde yatan en önemli farklılık, metodolojiden kaynaklanıyor. İlim deneysel ispata gerek duymaz ve metafizik dünyayı yorumlamaya çalışırken, bilim sayılabilen, tartılabilen, gözlenebilen ve aynı sonuçları verebilen nicel verilere ihtiyaç duyar. Zaten her ikisinin çalışma konuları da farklıdır. Bu bağlamda, bu iki kavramı aynı potada eritmek doğru bir yaklaşım olmaz.

Bilim vahiyle, mucizeyle, kolay yoldan insana verilen bir olgu değildir. Kısa yoldan, din kitaplarındaki ipuçlarıyla bilim yapılabileceğine inanmak, toplumu yanlışa sürükleyen boş bir hayalin ötesine geçmez. Gelişimin özünde, toplumun bu boş inanıştan kurtulması yatar. Bilim asla gökten inmez; sabır, büyük emek ve çok çalışmanın sonucunda gelir.

Bilimadamının yetiştirilmesinde hangi duygu ve yöntemlerin kullanılması gerektiği sorusu sıklıkla karşıma çıkıyor. Evrimle ilgilenen bir biyolog olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki empati ve merak, evrimsel süreçte insan doğasına katılmış olan en önemli iki duygu; insanı hayvandan ayıran özelliklerin de başında geliyor. Bir düşünür, bu iki duyguya sahip değilse, düşünür sayılmaz. Bir bilimadamı içinse, en önemli özellik meraktır.

Bir çocuk, sinir sisteminin bağlantı noktaları olan sinapsların gelişme süreci boyunca dogmatik bir bakışla yetiştirilirse, merak duygusu körelir. Soru sormayı bırakır ve yargılama yetisinden uzak, teslimiyetçi bir kişiliğe bürünür. Özellikle 7-10 yaşlarına kadar olan çocukların soruları asla yanıtsız bırakılmamalı. Verilen cevap tam ve kesin olmayabilir; ama burada önemli olan çocuğu düşünmeye itmektir. “Su küçüğün, söz büyüğün” deyişi toplumumuzun bakış açısını çok güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Bu yaklaşımın bir an önce terkedilmesi gerek, çünkü çocukların konuşmasını ve soru sormasını engelleyen bir terbiye bu.

Oysa çocuğun merak duygusunu köreltmemeli, aksine güçlendirmeliyiz. Sorularına bilimsel gerçekleri saklamadan ve saptırmadan yanıt vermeliyiz, bir noktaya ulaşmak için sabırla yola çıkmaları ve çaba göstermeleri gerektiğini öğretmeliyiz, onları topluma yararlı konulara ilgi duyacak şekilde yetiştirmeliyiz.

Bilimadamının temel uğraşı doğanın kendisi olduğundan, kendi cinsi, ırkı, milliyeti, siyasi görüşü, dili ve dini önemini yitirmek zorunda. Bilimadamı her yönüyle tarafsız, bağımsız, ticari kaygıdan uzak olmalı ve evrensel kuralları uygulamalı. Bu ideal yaklaşım, ne yazık ki büyük bilimadamları yetiştiren aydın ülkelerde bile tam anlamıyla işlemiyor. Yakın tarihte Nazi Almanyası’nda insan öldürmeye yönelik cihaz ve ürünlerin geliştirilmesi, tam da bu durumu yansıtan bir örnek. Duygusal bakış açısını bir kenara koyarak baktığımızda, bu ölümcül aygıtları geliştiren insanların da aslında birer bilimadamı olduklarını görüyoruz. Şeker pancarından dinamit yapan kişi de, ne düşünürsek düşünelim bir bilimadamıdır. Çünkü bilimadamının sosyal bir sorumluluğu yoktur. O, yalnızca bilimle ilgilenir.

Bilimin gelişimine baktığımızda, başlangıçta herhangi bir kurumsal yapının bulunmadığını görürüz. Söndürülemez bir merak duygusuna sahip araştırmacılar tamamen bireysel hareket ediyor, kimi zaman da küçük gruplar halinde biraraya gelerek birikimlerini paylaşıyorlardı. Bu çalışmaların ekonomik kazanç elde etmede yararlı olabileceğini gören aristokratlar, araştırmacıları çevrelerinde toplayarak desteklemeye başladılar. Bu durum önce bilimsel gelişime ivme verdi ama araştırmacıyı taraflılığa itebildiği için tehlikeli bir yaklaşımdı. Bu yanlış yöntemin önüne geçebilmek amacıyla, bilimin belli bir grubun tekeline terkedilmemesi kararlaştırıldı. Böylece, bilimsel odaklı kurumlar olan üniversiteler (evrensel anlamındaki “universal”den gelir) kurulmaya başlandı. Üniversitenin doğuşu, bilim açısından son derece önemli olan yeni bir kavramı, öğretim üyeliğini beraberinde getirdi.

Daha önce verdiğimiz örnekteki gibi, öldürücü bir madde geliştirmeye çalışan biri bilimadamı olabilir, ama kesinlikle öğretim üyesi olamaz. Çünkü bir öğretim üyesi, bilimadamı sıfatının yanında, topluma karşı sorumluluk duygusu da taşımalıdır.

Kendimden bir örnek vereyim. Ülkemi, uğrunda yaşamımı canı gönülden verecek kadar seviyorum. Ancak, bugünkü Avrupa Birliği politikası hakkında görüşüm sorulacak olursa, bilimadamı kimliği altında cevabım “Avrupa’nın bizi kesinlikle üye yapmaması gerektiği” yönünde olacaktır. Çünkü içinde bulunduğumuz sosyoekonomik yapı, bu birliğe üye olmak için yeterliliği sağlamıyor. Bunun yanında konuya bir öğretim üyesi olarak yaklaştığımda, aynı soruya vereceğim cevap tam tersi yönde olacaktır. Kişiler bilimadamlığı kimlikleri altında işte bu tarafsızlığa sahip olmadıkları sürece, ancak kendilerini kandırmış olacaklardır.

Toplumumuzda bilimadamından çok, öğretim üyesi yetiştirmeye ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Burada önemli olan nokta, bir usta-çırak ilişkisinin kurulmasının gerekliliği. Çünkü öğrenci, ustasıyla aynı deney tüpüne ya da mikroskoba bakarken, benzer bakış açısını yakalar ve bu bakış açısını ileriye taşır. Bu yaklaşım, dış toplumlarda gördüğümüz fakat ülkemizde henüz yerleşmemiş olan “ekol” kavramının gelişmesini sağlayacaktır. Bakış açısında yüzyıllara dayanan sürekliliğin sağlanması, gerçek anlamdaki bilgi birikimini inşa edecektir. Ülkemizde her yıl üretilen makale sayısı 1950’lilere göre kat be kat fazlayken, herhangi bir konuda verilen örnekler bir önceki nesle değil çok daha gerilere dayanıyor. Bunun nedeni, o yıllarda sürdürülen ekollerin artık günümüzde bulunmaması.

Bugün bir öğrencimiz, başka bir ülkedeki herhangi bir metodu, başında bir yol gösterici olmadan başarılı bir şekilde kendi çalışmasına uygulayabilir ve son derece geçerli yayınlar ortaya koyabilir. Fakat bu, ona bir öğretim üyesi olabilmesi için yeterli gücü vermez. Çünkü bizzat içinden geldiği bir ekole sahip değildir. Oysa kişi, bilgisini destekleyecek her türlü donanıma sahip olmalıdır.

Bir öğretim görevlisi, her yönüyle örnek alınabilecek bir kişi olmalıdır ve davranış şeklini de gelecek nesillere aktarabilmelidir. Örnek gösterilebildiğiniz ölçüde öğretim görevlisi olursunuz, makale sayınızla değil. Bugün hangi aile, çocuğunun hangi öğretim görevlisi gibi olmasını, onu örnek alarak yetişmesini diliyor?

Bu noktada yanlış anlaşılmaması gerekense, ekol sahibi olmanın değişmez olmak anlamına gelmediği. Her an form değiştiren bir evrende değişmeden kalmaya çalışmak bilimadamının itileceği en büyük hata olacaktır. Bilimadamı bildiklerini söylemeli ve savunmalı, ancak yeni gelişmeler ışığında olası hatalarından geri adım atarak bilgilerini tekrar değerlendirebilme olgunluğunu gösterebilmelidir. Unutulmaması gereken, değişmez kurallara göre bilimadamı değil, ancak heykel yetiştirilebileceğidir.

* NTV BLM dergisinin Mayıs 2010 sayısındaki forum köşesinde yayınlanan bu metnin tamamı Ali Demirsoy‘a aittir.

Kaynakça
NTVMSNC, 2010. Bir bilimadamı nasıl olmalıdır?, NTV Bilim, NTVMSNC, İstanbul, Türkiye, 3 Ocak 2011 tarihinde ulaşılmıştır.

yerküre'yi tanımak için!..