Röportaj: Fay Hattına Ev Kurdum!

3 kafadar, finanse edilmiş bir proje ve cevabını bekleyen şu meşhur soru: “Çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi?”.. İşte karşınızda Fault Line Living (FLL).. Çevirisi fay hattında yaşamak, fay hattı boyunca yaşam, fay üzerinde/üstünde yaşam, fayla yaşamak ve faylı hayat olabilir.. Her şey birebir çevrilmez değil mi.. Bana kalırsa en kaba; ama en uygun ve en anlamlı çevirisiyle Fay Hattına Ev Kurdum!..

www opzionibinarie biz Bu projenin amacıysa etkin fay hatları boyunca gezip, buralarda yaşayan insanların nabzını tutmakmış.. Yazının devamında da bunu görüyorsunuz. Örneğin İtalyanların da bizlere ne kadar benzediğini göreceksiniz. Yerbilimsel açıdan oldukça eğlenceli olan bu uzun yolculuk bitmiş ve yürütülen çalışma hakkında yapılan değerlendirmeler ajanslara düşmüş, biz de işin kolayına kaçıp; yazılanları derleyip, toparlayalım..

Bu uzun soluklu yolculuğun İngiltere, Danimarka, İzlanda, Almanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, İran, Suriye ve Lübnan’ı kapsayacağı açıklanmıştı. Ama plananlanan her yere gidilememiş, olsun gene de epey gezmişler.. Peki neden bu ülkeler.. Çünkü, İzlanda, okyanus ortası sırtında yer alıyor ve hem deprem hem de yanardağ gözlemi için kelimenin tam anlamıyla biçilmiş bir kaftan.. Ama her yer de volkanik kayaç egemen, insan sıkılıyor.. Peki diğer ülkelere ne demeli.. İtalya, Yunanistan ve Türkiye.. Derin bir nefes alıp yoluna devam eden 3 maceraperest gerçekten de şanslı.. Zira, dünya gözüyle Alp-Himalaya Deprem Kuşağı’nı görmek herkese nasip olmuyor. Büyük depremlere ve yıkımlara sahne olan bu topraklar; deprembilimciler, tektonikçiler ve yapısalcılar (yapısal jeoloji ile ilgilenenler) için büyük bir hazine..

buy Tastyliaonline no prescription Peki, bu röportajın bizim basına düşme nedeni ne o la ki.. Tabiî ki beklenen İstanbul/Marmara Depremi ile ilgili birkaç kelam içermesi, yani reyting.. Neyse, konuyu dağıtmayalım, değil mi.. Yazının devamında röportajın kaba bir özetini bulacaksınız..

.. ve hikâye başlıyor; “Fay hattına ev kurdum”..
—Yerbilimleri @ Facebook

http://traffic-dealer.de/?kruwa=kann-man-bei-bd-swiss-bar-einzahlen kann man bei bd swiss bar einzahlen 9 Mart 2017 Perşembe, saat 08.25 suları.. Her zaman olduğu gibi, İstanbul’un yolları etrafı duman içinde bırakan, fabrikalara ve iş merkezlerine gitmekte olan araba ve otobüslerle tıkanmış durumda. 15 milyon insan için yine sıradan bir gün. ikili opsiyon ekşi sözlük Hiçbir uyarı olmadan yersarsılmaya başlıyor. Binalar devriliyor, yıkılıyor ve içindekiler toprağa gömülüyor; doğalgaz ve su boruları çatlıyor ve patlamalar yaşanıyor; panik telefonlarıyla kilitlenen telefon ağı çöküyor. Marmara Denizi’nin kıyısında bir bahar günü yürüyüş yapan insanlar, bir anda kendilerini yutacak bir tsunamiyi fark ediyor.

Günün sonunda, 35.000 insan hayatını kaybediyor, 200.000 kişi yaralanıyor ve 80.000 ev harabeye dönüyor. Geride kalan Sultan Ahmet Camii gibi yapılar ise herkesin geleceğinden haberdar olduğu ancak hiçbir hazırlık yapmadığı 2017 depreminin işaretlerini on yıllarca taşıyacak izlerle ayakta kalıyor.

buy tastylia oral strips online no prescription Bu senaryo bu şekilde gerçekleşmek zorunda değil. Bu anlatılanlar hiçbir zaman yaşanmayabilir ancak daha kötüsü de olabilir. İnsanlık, Güneş Sistemi’nin derinliklerine keşif araçları göndermiş olabilir ancak kendi gezegeni hakkında halen yeterince bilgi sahibi değil. Bilgi eksikliği olanların büyük bir kısmı da evleri fay hatlarının üzerinde inşa edildiği için, en büyük risk altında yaşayanlar. En yakını İstanbul’dan 16 kilometre uzaklıkta bulunan Kuzey Anadolu Fay Hattı da bu risk alanlarından biri.

Tamsin Davies ve kız kardeşi Serena, arkadaşları Adam Whitaker ile İzlanda’dan İtalya’ya ve Türkiye’nin doğusuna kadar, Avrupa’daki fay hatlarını incelemeye karar verdi. Bu isimlerin oluşturduğu FLL takımı, İngilliz Kraliyet Coğrafi Araştırmalar Derneği ve Land Rover şirketi tarafından destekleniyor. Belgesel yapımcısı olan Serena, “Yüzlerce fay hattı haritasına bakarsanız, her birinin bir depreme neden olabileceğini görürsünüz. Ancak hâlâ fay hatları hakkında yeterince bilgiye sahip değiliz” dedi.

Günlük Gazete Telgraf (Daily Telegraph), FLL takımını 1999 depreminin yaşandığı İzmit’te takip etmiş. Yaklaşık 18.000 insanın ölümüne neden olan fay hattı, bir gün İstanbul için de bir faciaya neden olabilir. Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde araştırmalar yapan Şerif Barış, “1999’da yaşanan depremin ardından, gelecek 30 yıl içinde İstanbul’da richter ölçeğinde 7,5 büyüklüğünde bir depremin yaşanması olasılığının yüzde 65 olduğu tahmin edildiğini ve bugün, 10 yıl geride kalmış durumda olduğunu” belirtiyor.

Barış, 2017’de yaşanması muhtemel depremin zayiat ve yıkılacak bina rakamlarıyla ilgili tahminlerde bulundu. Barış, “Birçok insan tehdidin farkında ancak sorduğunuz zaman hazırlıklı olduğunu söyleyenler yüzde 20’nin altında. Japonya’da çocuklara anaokulunda deprem eğitimi veriliyor. Türkiye’de bir nevi kadercilik mevcut. Bazı insanlar zaten çok kötü durumda olan binaların yıkılacağını ve öleceklerini düşünüyor. Bu yüzden eğitime önem vermiyor” ifadesini kullandı. Depremden kurtulanların tepkileri ise büyük farklılık gösteriyor. Bazıları kurtulduklarına sevinirken, diğerlerinde ölenlere yardım edememenin vicdan azabı ve depremin tekrar yaşanma korkusu bulunuyor.

Gazeteci ve coğrafyacı 3 kişinin yaptığı İzlanda’dan İran’a kadar fay hatlarında yaşayan halkların çektikleri sıkıntı, depremden nasıl dersler çıkardıklarını, ne öğrendiklerini sorgulayan bir proje. Türkiye’ye geldiklerinde ben 3 gün onlara yardımcı oldum. Sivil toplum kuruluşlarına, belediye başkanlarına götürdüm. Ankara ve İstanbul’da görüşecekleri kişilerle randevularını ayarlamalarına yardımcı oldum. Ben riskin olduğundan fazla abartıldığını ve İstanbul’un zamanının olduğunu düşünüyorum. Ben jeofizikçi olarak bu senaryonun gerçekleşeceğine inanmıyorum. Bu arkadaşlar Kocaeli’nden sonra Kandilli Rasathanesi’ne de gittiler. Muhtemelen Mustafa Erdik Hoca’nın Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi için yaptığı bir deprem senaryosu vardı. Muhtemelen o senaryodan etkilendiler.

Ancak Prof. Dr. Erdik de o senaryoyu daha sonra güncelledi ve rakamları indirdi. 7,5’lik depremde, İzmit’in batısından Tekirdağ’a kadar fayın Marmara’da 400 kilometrelik bir hatta, tek parça kırılması, bana mantıklı gelmiyor. Ama tehlike hesaplanırken en büyük risk neyse ona göre hazırlanılır.
—Şerif Barış (Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği)

Araştırmalar; depremler ve yanardağ patlamalarıyla günümüzde de yerşekilleri değişen İzlanda’da başladı. Ayrıca, İzlanda’nın Avrasya ve Kuzey Amerika tektonik plakaları üzerinde ata biner gibi oturması ülkeye ayrı bir özellik kazandırıyor. İzlanda, bu konumundan fayda sağlayarak, ısınma ihtiyacının yüzde 87’sini jeotermal enerjiden sağlıyor. Deprem ihtimali İzlanda gibi nüfusu seyrek bir ülkede çok risk yaratmasa da, İtalya için aynısı söylenemez. Geçtiğimiz yıl ülkenin orta bölgesinde bulunan L’Aquila kentinde yaşanan 6,3 büyüklüğündeki depremde 308 kişi öldü, 1.500 kişi yaralandı ve 65.000 kişi evsiz kaldı. Serena, “Deprem bölgelerinde yaşayanlar genelde riskleri anlamıyor. İhtiyaç duydukları bilgiyle aralarında bir bariyer var. Genelde ‘en son deprem 100 yıl önce yaşandı, şu an sorun yok’ gibi bir yaklaşım görüyoruz. Yaşlı kuşaklar ise daha kaderci” diyor.

L’Aquila depreminin yaşanmasından birkaç gün önce, depremin merkez üssünden 80 kilometre uzaklıktaki bir karakurbağası kolonisi üzerinde çalışmalar yapan hayvanbilimciler (zoologlar), erkek kurbağaların yüzde 96’sının koloniyi terk ettiğini gözlemlenmiş. Ancak insanlardaki öngörü yeteneğinin bu kadar da güçlü olduğu söylenemez. Örneğin, 2010’un Ocak ayında Haiti’yi yerle bir eden deprem, önceden keşfedilmemiş bir fay hattına bağlandı.

İngiltere’de, her yüzyılda büyüklüğü 5 veya daha fazla olan depremler yaşanıyor. Nisan 1580’de Londra’da yaşanan ve iki kişinin ölümüne neden olan depremin aynısı, bugün o tarihe oranla nüfusu 50 kat daha fazla olan şehirde yaşanırsa, sonuçları geçmişe göre çok kötü olabilir. Araştırma takımının bir sonraki inceleme bölgesi Tahran. negative erfahrungen mit anyoption Tahran’ın karşı karşıya bulunduğu tehdit, şaşırtıcı derecede İstanbul’unkine benziyor. Hatta, İran’ın başkentini bir gün başka bir yere taşıma olasılığı bile değerlendiriliyor.

Genel olarak bakıldığında, insanlığın yaşadığı deprem deneyimlerinin gezegenin öfke nöbetlerine kaderci bir yaklaşımla bakıldığını ortaya koyuyor.


Countries Visited: UK, Denmark, Iceland, Italy, Greece, and Turkey.
Gezilen ülkeler: İngiltere, Danimarka, İzlanda, İtalya, Yunanistan ve Türkiye.

http://jonmcculloch.com/?svil=migliore-societa-operazioni-binarie&de8=2d migliore societa operazioni binarie How to examine earthquakes
IT is 8.25am on Thursday March 9 2017. As usual, the roads of Istanbul are jammed with cars and buses, spewing fumes as they crawl towards factories and offices. A routine day for the 15 million or so people who make their home by the Bosphorus.

Without warning the ground begins to shake. Buildings topple, crushing or burying those inside; gas and water mains fracture and erupt; the telephone system, overwhelmed by panicked calls, collapses. Down in the park on the shore of the Sea of Marmara people taking a stroll in the spring air have but a moment to register the tsunami about to overwhelm them. By the end of the day 35,000 people are dead and 200,000 injured, and some 80,000 buildings lie in ruins. Others, like the great Blue Mosque, survive but with marks that will serve as a reminder for decades to come of the great earthquake of 2017 – the one everyone knew was coming but did little to prepare for.

It may never be like this – it may never happen – or it could be worse. Man may have sent probes to the furthest reaches of the Solar System and gazed towards the edge of the visible universe but he is still woefully ill-informed about the caprices of his own planet. Some of the most ill-informed people are in most danger, those whose homes straddle the faultlines, fractures in the earth’s crust caused by the grinding of tectonic plates. Like the North Anatolian Fault, at its nearest 10 miles from Istanbul.

The attitude of people living alongside these fissures varies greatly, from fear to fatalism to simple ignorance of their presence. It was with this in mind that Tamsin Davies and her sister Serena, together with their friend Adam Whitaker, decided to explore the faultlines of Europe, from Iceland to Italy and Greece, and then eastwards into Turkey. The Fault Line Living Expedition is backed jointly by the Royal Geographical Society and Land Rover. Each year the bodies choose one proposal for an expedition to a remote corner of the world to examine societies that live, literally and fuguratively, on the edge. Landrover provides the expedition vehicle and £10,000 under its Go Beyond The Everyday sponsorship scheme.

“If you look at a faultline map there are hundreds of them, and any one can produce an earthquake,” says Serena, a documentary maker. “And we don’t know enough about them. A headline we read the other day summed it up: ‘Scientists can’t predict earthquakes but toads might be able to’.”

The Daily Telegraph caught up with the expedition in Izmit, a town to the east of Istanbul devastated by an earthquake in August 1999. Some 18,000 people died in that quake, a product of the same fault that may one day spell disaster for Istanbul. Serif Baris, a professor of geophysics who keeps an eye on the North Anatolian Fault, explains: “In 1999, after the earthquake, it was predicted that the chance of another, measuring 7.5 on the Richter Scale, hitting Istanbul within 30 years was 65 per cent. And now ten years have gone by.”

The casualty figures quoted in the scenario for 2017, along with the number of buildings destroyed, are those expected by Professor Baris.

“Most people know the risk but when you ask if they are prepared less than 20 per cent would say they are ready. In Japan they train their children for earthquakes in kindergarten. In Turkey there is often a kind of fatalism. Some people think buildings are so badly built that they will collapse and they will die anyway, so why bother with training drills.”

The reactions of earthquake survivors vary greatly, from relief at one’s survival to guilt for not helping others, and fear that it will happen again.

The team interviewed one man caught in the 1999 quake who could not get over the fact that in his rush to escape what appeared to be his toppling home he had abandoned his wife and children. Then there was Mehmet Koc, a 36 year-old belt maker. He lived in Avcilar, one of the districts of Istanbul hit by the 1999 quake.

“I was unable to sleep for 2 years after that day,” he said. “I couldn’t have a proper sleep for that time.

“I go on, I survive. I’m afraid of the second one – not now as afraid as I was. I would say it is a normal fear.”

Nuran Altiparmak, 45, a shop assistant from Istanbul, lost her hair, so great was her trauma.

“It ruined my psychology,” she said. “Still I receive psychological treatment. The nerves in my legs are damaged. My husband lost his job and we lost money. We almost divorced because of the stress. So many things – not only psychological.

“My heart beats so fast when I think about a second earthquake because there are so many wounds. I don’t’ know how to put it into words.”

The expedition began in Iceland, a dynamic landscape sculpted by earthquakes and volcanic eruptions, the legacy of its position astride the fault separating the Eurasian and North American tectonic plates. There are benefits to faultline status. A quarter of that country’s total power needs are provided by geothermal energy, and 87 per cent of its domestic heating.

Iceland, though, is a sparsely-populated place. In Italy the team saw how a once prosperous, densely-populated area can be laid low for years by movements in faults that have remained ignored for centuries.

Last year, the town of L’Aquila in central Italy was hit by a 6.3 earthquake which killed 308 people, injured some 1,500 and left 65,000 people homeless. The town, built on an old lake bed which amplifies seismic waves, was last struck by an earthquake in 1706, three years after a more powerful quake killed some 5,000 people. Despite its history, there was general ignorance in the town of the dangers.

“People in these zones often fail to understand the risks,” says Serena. “There is a barrier between them and the information they need. There is the attitude that, ‘We had our earthquake a hundred years ago so we’re fine now. Among the older generation, particularly, there is also a fatalistic approach.”

The centre of L’Aquila is still a no-go area.

“It is a beautiful medieval centre that is completely dead,” says Adam. “The buildings have not collapsed but they are uninhabitable because no-one knows how unsafe they are.”

L’Aquila is where the toads come in. Days before the quake struck, zoologists studying a colony of toads some 50 miles from the epicenter observed that 96 per cent of the males suddenly got up and left. Human predictive skills are some way off. The devastating earthquake in Haiti in January of this year has been attributed to a previously undiscovered fault.

Even here, in seismically sleepy Britain, we should not be too complacent. The British Geological Survey warned recently that the earthquake threat to London is greater than generally appreciated. Not the devastating quakes of abroad but tremors capable of inflicting real damage and some deaths.

A quake of Magnitude 5 or above occurs every century or so in Britain. In April 1580, a tremor centred on the Dover Strait damaged a large number of buildings in London and killed two people.

“The same earthquake happening tomorrow will impact far more people than was the case in the 16th Century,” explained Roger Musson of the BGS. “The size of London in terms of population is about 50 times more today. So if two people were killed in London in 1580, you can imagine for yourself what sort of scaling up that could mean for a contemporary earthquake of the same size.”

The threat to Tehran, the expedition’s next destination, is rather more pressing – about the same as that facing Istanbul. There is talk there of one day moving the capital to a less dangerous location.

On the whole, though, humanity tends to adopt a fatalistic attitude to the occasionally lethal temper tantrums of its home planet.

Interviewed by the Fault Line team, Soffia Sigurdardottir, a member of the search and rescue team in the town of Selfoss, southern Iceland, explained: “This is normal life. You make these precautions, and when a strong earthquake comes you wait for 10 seconds; and if you’re still alive, you’re still alive.”

ücretsiz forex hesabı Kaynakça
Hürriyet, 2010. 2017: İstanbul için deprem senaryosu, Planet, Hürriyet, İstanbul, Türkiye, 29 Aralık 2010 tarihinde ulaşıldı.
Tweedie, N., 2010, How to examine earthquakes, Earth Video, Earth, News, Telegraph, London, England, accessed at December 24th 2010.
Vatan, 2010. İstanbul için felaket senaryosu, Dış Haberler, Gündem, Vatan Gazetesi, İstanbul, Türkiye, 30 Aralık 2010 tarihinde ulaşıldı.

Bir Hidrojeoloğun Günlüğü -19.12.2010

2010’un Sombahar‘ında yapılan son ALES’e (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı’na) girdim. Ee..e bize ne dediğinizi duyar gibiyim.. Kızmadan önce, bir dinleyin hele.. Sınava girdiğim yerse şu sıralar ülkenin en meşhur yeri, yumurtanın başkenti, Siyasal (eskiler Mülkiye’de der).. Laf aramızda başımızdakiler bir Avrupa’ya dönüp baksalar, Türkiye’deki yumurta eylemine güler geçerler. Neden mi.. En güncel örnek İngiltere, harçlar arttı diye ortalık yerle yeksan oldu, bırakın polisi, sokaktaki kraliyet ailesine bilfiil saldırdılar. Kesinlikle Türkiye ile kıyaslanamaz. Fransa, Yunanistan ve İtalya’dan bahsetmiyorum bile..

Konumuza dönecek olursak, hakkaten de hayatta sınavlar bitmek bilmiyor, değil mi.. Bereket versin, ülkemizde de sınav sistemleri sık sık değişir, yenilenir; ne bileyim ben, eklemeler, çıkarmalar olur, derken birşeyler olmayınca da sil baştan yapılır.. Ama safecup option trading geçen yaz bir kırılma noktası yaşanmış, gördüğüm kadarıyla ipin ucu da kaçmış.. Bu sınavda bunu farkettim..

Geçen yaz ne olmuştu.. Benim de girdiğim ve sadece lisans mezunlarının girdiği KPSS’de (Kamu Personel Seçme Sınavı) kopya-hırsızlık skandalı yaşanmıştı. Olayın ayrıntısına girmeyeceğim; ama şunu biliyorum, http://mksplumbing.com.au/?sese=investire-sulle-opzioni-binarie&2ac=2d investire sulle opzioni binarie geleceğin öğretmenleri kopya çekmişti.. Ardından da soruşturma gibi birşey oldu ve KPSS özelinde eğitim sınavı iptal edildi. Bildiğim kadarıyla da hâlâ tüm soruları doğru yanıtlayanlar hakkında ciddi bir işlem yapılmadı, bir yaptırım uygulanmadı.. İşte bu vahim olayın yansımalarını bu sınavda gördüm. ALES’in içeriğiyle oynanmamış; ama sınavın bütün ritüeli değişmiş..


Değiştirilmiş bir ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) logosu..

Kelimenin tam anlamıyla Tastylia Portugal ÖSYM yeminini bozmuş.. Sınav giriş belgesinde, tam 5 yerde cep telefonunun yasak olduğu belirtiliyor. Bu sınava giren insanlar lisans eğitimi almış; kimi bunu ilerletmek istiyor kimi de akademik kariyeri için apolet alma peşinde olmadı askerlikten kaçmak istiyor, kimi de ev hanımı olmamak için yüksek yapmak istiyor.. Niyetleri ne olursa olsun hiçbiri idiyot, moron, ahmak veya mal değil; mürekkep yalamış yutmuş insan için 1 kere cep telefonu yasak yazması yeterli, yoksa değil mi.. Aynı belge de sınavdan 60 dakika önce sınav yerinde olunması öneriliyor; ama o belgeye göre kola saat takmak bile yasak. Memleketin her yerinde saat kulesi var sanki, var var.. Sınava girmek için sınav yerine gidilmesi lazım değil mi; ama o belgede bozuk para taşımak yasak yazıyor. İllaki EGO ya da metro mu kullanmam lazım, dolmuş daha kolay bir seçenekse, dolmuşta para uzatmaktan, para üzeri almaktan zevk alıyorsam, böyle rahatsızın biriysem suçum ne.. Paralı özel halk otobüsüne ne demeli.. Yoksa sınav amfide olduğu için kendimizi statta sanıp hakeme bozuk para atarız diye mi yasak.. Neyse işte, bu delilerle uğraşılmaz dedim, olabildiğince belgeye uydum.

Gene de evin anahtarlarını girişte kaptırdım. Sadece onu kaptırdım. Çünkü o belgede yazmıyordu diye savunmaya geçiyor insan, gayri ihtiyari.. Dediklerine göre bu muamele de sadece bana uygulanmıyormuş.. Ve ekliyorlar, mesuliyet kabul etmediklerini söylüyorlar. Artık o saatler de vestiyer görevi gören bir masanın üzerine koydular, anahtarları..

Pazar sabahı böyle bir kalabalığı gören biri, aşırı güvenlik önlemleri altında Amerika’ya iltica eden mülteciler olduğumuzu zanneder. Allah var, dedikleri gibi herkese de aynı şekilde davranıyorlar. Bir yere lazer sistemi döşemedikleri kalmış, o da olsa şahken şahbaz olurmuş hani.. Önlem böylemi alınır. Birilerinin işlediği suçun cezasını bize mi keseceksiniz. binäre optionen tipps tricks Sınava giren herkese potansiyel suçlu gibi mi davranılır. Yazıklar olsun..

الخيارات الثنائية أفضل الخرائط ÖSYM çıldırmış ve tabiri caizse İkiz Kuleleri yıkılan ABD gibi davranıyor.. İnsan gerçekten de nefret ediyor.. Memleketinden tiksiniyor, insanından iğreniyor, ben bana böyle davranan bu ülkenin neyini seveyim.. İnsan ağız dolusu küfrediyor, uçsuz bucaksız, kantarın ucu olmadan, ettim de.. Ben ucuz atlattım, sınav bittiğinde de anahtarımı aldım; ama etrafımdakilere, o amfiye girenlere uygulananları görünce insan, insanlığından utanıyor. Sanki soruları bu insanlar çaldı, biz çaldık, ben çaldım.. Bu sınava giren hiç kimse böyle kötü bir davranışı hakketmiyor.. Bu mudur çözüm.. O zaman alayınıza feliçita..


Ben, böyle memleketin; gelmişini, geçmişini, geleceğini hatta pirezınt pörfek tensini: feliçita..
İnsanın rahatlaması için kesinlikle bunun KPSS, ALES vs. sürümleri de bir an önce çıkmalı.. Bu nostaljik görüntüyü izleyemeyenler için gelsin, ÖSYM gözümü ye; http://www.youtube.com/watch?v=mcWt-kgn19k

come fare trading con 1 euro in italiano Ek:
25.12.2010 Cumartesi, soğuk bir Ankara sabahı ve sisli.. Sisli olması duruma da uygun.. Son duyduğum habere göre, ÖSYM’de köklü değişiklikler olacakmış. Kurumun kısaltması aynı kalacak ama açılımı değişecekmiş; Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi.. Babamın çok güzel bir lafı vardır; “Oğlum eşşek aynı eşşek semeri değişmiş” der, bu da o hesap.. Sen, koca kurum, soru bankandaki soruları çaldır, millet senin veritabanına elini kolunu sallaya sallaya girsin. Sonrada senin elinden soruları alıp sümenaltı edenlerin peşini bırak, onun yerine sınava giren herkese zulmet.. Ah ulan ah; Köpa Viagra Mariestad benim yalnız, güzel ve puslu ülkem..

Sınav günü aklıma geldikçe hiç mi iyi birşey olmadı diyorum kendi kendime.. Şimdi opcje binarne handel sezarın hakkı da sezara.. ÖSYM sınava giren herkese şeffaf bir poşet içinde; bir çift kurşun kalem, bu kalemlere sarılmış bir kağıt peçete (sanırım kalemler kaçmasın diye), bir kalemtıraş, bir silgi ve üç tane mentollü şeker verdi. Allah razı olsun.. Meyveli, naneli falan değil mentollü şeker, nefes açan cinsten hani biri soruları görüpte nefes darlığı çekmesin diye.. Bu şeker seçimi bile hangi akla hizmetse, anlamak mümkün değil..

Bir Hidrojeoloğun Günlüğü -14.12.2010

Kısaca hatırlatmak gerekirse, 2010 Haziran’ında mezun oldum, şanslıydım, hemen iş buldum; jootermalci oldum. Bir hidrojoolog daha ne ister, değil mi.. Kısa çalışma hayatımda da arazide dere tepe demeden toprak gazlarını ölçtük, biçtik, tarttık ve o köy senin bu köy benim su örnekleri topladık.. Ofis çalışmasında da topladığımız bütün verileri bilgisayar yardımıyla yorumladık, amaca yönelik binbir çeşit harita ürettik, raporlar yazdık..

Gene Ankara’dan Kütahya’ya yola koyulduk.. Hava bozacak ve kar geliyor haberlerine nispet yaparcasına, güzel bir günde yola çıktık. Hava durumu kış için oldukça iyiydi, güneş vardı, yol boyunca boy gösteren yerşekilleri tüm görkemiyle gözler önündeydi.. Ardından Kütahya’ya vardık, yerleştik.. Sonra soğuklar ve ardından kar, bir geldi pir geldi.. Peki aklımızdan zorumuz neydi, değil mi.. Bu havada arazide işimiz neydi.. Arazideydik, çünkü, yaptığımız bütün çalışmaları ve topladığımız tüm verileri paylaştığımız Amerikalı bir şirketten danışman gelmişti, bir jeokimyacı (yerkimyacı, yerkimyabilimci), onunla sahaları gezecektik..

Jeotermal potansiyeli ortaya çıkarmak için yürütülen bu çalışmada uygulanması gereken ne kadar yöntem varsa her biri aşama aşama gerçekleştirildi; uydu-hava görüntüleri ile çizgisellikler bulundu, jeolojik (yerbilimsel), jeokimyasal (yerkimyasal), hidrojeokimyasal ve jeofiziksel (yerdoğabilimsel) çalışmalar bir bütün hâlinde ele alındı ve yorumlandı. Kabaca 2 senedir süren bu çalışmanın sadece 4 ay gibi kısa bir süre de olsa parçası oldum. Projede de artık, sonuca doğru gidiliyor. Hatta son adım da atıldı ve sondaj yer(ler)i belirlendi..


Kütahya.. Kar, kış kıyamet.. Görüntüye aldanmayın, çünkü bu kare çekilirken sağlam tipi vardı.. İki gün otoparkta bekleyen arabanın üzerinden abartısız 30-40 cm kar temizledik..

İşte danışman da yaptıklarımızı değerlendirmek ve bize yardımcı olmak için ta..a San Fransisko’dan kalkıp, Kütahya’ya geldi.. Tabiî ki e-posta ve internet (genel ağ) üzerinden konuşmak yerine yüz yüze konuşmak paha biçilemez, değil mi.. Kat kat giyinmeme rağmen soğuğun kemiğe işlediği bir havada araziye çıktık. Genel bir fikir vermesi açısından daha önce belirlenen noktalarda sahalardaki yerbilimsel durum anlatıldı, faylar gösterildi. Yüzeylendiği (mostra verdiği) yerde temel, hazne (rezervuar) ve örtü kayalar gösterildi. Bir sonraki gün ve gerçekten de insanı donduran bir havada, yoğun kar yağışının olduğu arazideyse fay ve alterasyonlar gösterildi. Kar örtüsü ile kaplanan arazide ne kadar gösterilebilirse işte, o kadar.. Yine de kötü hava koşullarında da olsa, sahaların görülmesi ve tartışılması iyi oldu..

Pekâlâ, bütün görüşmeler arazide geçmedi. Yoksa donardık.. Allâhtan bizim de kavramsal modelimiz (örneklememiz) vardı.. Toplantı masasında da genel değerlendirmeye devam edildi. Yürütülen çalışmalar daha fazla irdelendi, yer yer anlatımın dışına çıkıldı ve karşılıklı soru-cevap şeklinde devam edildi. Bu toplantı da kendi açımdan şunları öğrendim..

Toprak gazı ölçümlerinizde Radon (Rn) yerine Helyum (He) ölçmenizi öneririm denilmişti.. Ben de, helyum ve radon, ikisi de soygaz (8A) neden helyum değerlerini ölçmek radona göre daha sağlıklı sonuçlar veriyor diye sordum.. Yanıt çok açıktı. Çünkü helyumun radon gibi bozunma (yarılanma) ürünleri yok. Bu yüzden de click to read more helyum mağmatik kökenin, jeotermal kökenin saptanmasında önemli bir gösterge yani kayda değer bir değişken (parametre)..

Hidrojeokimyasal çözümlemeler için aldığınız su örneklerinde toplam çözünmüş katı madde (TDS) değeri yerine Klor (Cl) değerine önem vermeniz daha iyi olur denilmişti.. Ben de hâliyle, kloru TDS değerinden farklı kılan, öne çıkaran etken nedir diye sordum.. Yanıt gelince de acemi olduğum iyice ortaya çıktı. Öncelikle TDS değerinin içinde çözünmüş katı madde dışında toprak gazlarınında yer kapladığını öğrendim, bunu hiç düşünmemiştim, bilmiyordum da.. En önemlisiyse sıcak su sistemleri en iyi ya da en çok kloru (tuz, NaCl) çözüyormuş yani önemli bir belirteç.. Kısaca sudaki klor sıcaklık ile ilişkilendirilirmiş..

Alanım dışında da öğrendiğim şeyler oldu. Aslında jeokimyacı ile birlikte bir de jeofizikçi (yerdoğabilimci) danışman gelecekmiş, gel(e)medi.. Jeofizik çözümlemeler sonucu elde edilen görüntüler üzerinde hidrotermal alterasyona yorumlanan bölgeler hakkında konuşuldu; smektit.. Bu zamana kadar jeofizik görüntülerimizde hiç mi hiç alterasyon konusuna odaklanmamıştık. Biz bu görüntülerde öncelikle ısıtıcıyı ya da ısınmış bölgeyi bulmayı ve yapabiliyorsak formasyon sınırlarını kestirmeyi hedeflemiştik. Hatta formasyon içinde de fasiyes ayrımı yapsak, tere yağlı ballı ekmek olacaktı.. Bu yaklaşım, bir kırılma noktası oldu.. Danışmanımıza göre, jeotermal bir sistemde mutlaka alterasyonlu bir bölge oluşuyormuş; bir smektit bölgesi (smektitleşme zonu) ya da bir kil örtü, bir kil şapka oluşuyormuş. Bu arada, smektit alterasyonu da 60-180 °C arasında oluşurmuş.. Bu tamamiyle danışmanlarımızın deneyimlerinden elde ettiğimiz bir bilgi..

Teknik gezi ve toplantı bitti. Artık evli evine köylü köyüne.. Biz de haliyle Ankara’ya döndük.. İnsanın evi gibi yok, valla.. Fazla söze ne hacet.. Takke düşecek kel görünecek.. Adım adım sondaja doğru..

Dinozor Mu Yumurtadan Çıkar? Yumurta Mı Dinozordan Çıkar?

Yeni bir araştırmaya göre, Karbonifer döneminde yaşanan küresel ısınma, yağmur ormanlarının seyrekleşmesine neden olmuş. Bu olaya uyum sağlayan, sürüngenler (örneğin yılan, kertenkele, kaplumbağa, timsah) rahat rahat evrim geçirmiş. Araştırmanın dinozor türünün ortaya çıkışına ışık tuttuğu düşünülüyor..

Eski süperkıta Avroamerika’yı saran ormanlar, bugün madenlerden çıkarılan kömürlere dönüşecek olan turbalıkları içerdiğinden kömür ormanları olarak adlandırılıyor. Karbonifer döneminin (Kömür Çağı’nın) sonlarına doğru ise (yaklaşık 300 milyon yıl önce), Dünya ikliminin gittikçe sıcaklaşmaya ve kurumaya başladığı düşünülüyor.

Bu dönemde, günümüz Kuzey Amerika ve Avrupa kıtaları ekvator çizgisi yakınlarında yer almaktadır. Avroamerika (Laurussia) olarak anılan bu kıta, tropikal yağmur ormanlarıyla kaplıdır. Araştırmaya göre, aynı dönem içinde yaşanan küresel ısınma sonucu, bu ormanlar ciddi miktar azalmış ve bu yaşam ortamında yaşayan sürüngenlerin bir kısmı büyük bir evrim yaşayarak dinozor halini almış. İşte bu süreç, sürüngenler arasındaki evrimsel patlamayı tetiklemiş.

Bu dönemde, ikiyaşamlıları (örneğin kurbağa) olumsuz etkileyen en büyük etken yağmur ormanlarının parçalanması gibi görünüyor. Geliştirdikleri fiziksel adaptasyon bakımından onlardan farklı olan sürüngenler içinse bu durum farklı bir yol çizmiş. Sürüngenler sahip oldukları kalın kabuklu yumurta sayesinde kurak bölgelerde de üremelerine devam edebilmişler. Bunun yanında sahip oldukları pullu derileri de su kaybını önleyerek onlara hayatta kalma mücadelesinde avantaj sağlamış. Bu özellikleriyle sucul yaşam alanlarından bağımsız kalan sürüngenler, büyük bir ekolojik avantajla farklı bölgelere yayılmaya devam etmişler.

Araştırmacılardan Howard Falcon-Lang (Londra Üniversitesi), bu iklimsel değişikliğin dev ormanları daha küçük orman adacıklarına parçaladığını söylüyor, “Bu bölgelerdeki birbirinden yalıtılmış sürüngen nüfusları birbirlerinden farklı yöne giden evrimsel süreçlere girdiler. Bu da çeşitlilikte inanılmaz bir bolluğa yol açtı.” Dinozorlar da bu artan çeşitliliğin bir ürünüymüş.. Sonuca ulaşmak için araştırma takımı bu parçalanmanın öncesi ve sonrasına ait olan sürüngen fosilleri üzerinde çalışmış. Bu da onlara bu canlıların değişen iklim ve çevreyle birlikte daha fazla çeşitlendiklerini ve hatta beslenme şekillerini de değiştirdiklerini göstermiş.

Araştırmacılardan Michael J. Benton (Bristol Üniversitesi), bunun habitat parçalanmasına karşı verilen alışılmış bir yanıt olduğunu söylüyor, “Ana popülasyondan kopan küçük hayvan gruplarına bakarak aynı sürecin bugün de işlediğini görebilirsiniz. Bu süreç ana yol sistemleri üzerinde bulunan adalarda gözlenmekte. Hatta Darwin’in Galapagos gözlemleri bunun en ünlü örneği denebilir.” diye ekledi. Araştırmacılardan Sarda Sahney (Bristol Üniversitesi), tüm bu ekosistem çöküşüne karşın çeşitlilikte görülen artışın büyüleyici olduğunu söylüyor.

Araştırma, Geology (Yerbilimi) adlı dergide yayınlanmış. Yayının özü aşağıda..

Rainforest collapse triggered Carboniferous tetrapod diversification in Euramerica
Abrupt collapse of the tropical rainforest biome (Coal Forests) drove rapid diversification of Carboniferous tetrapods (amphibians and reptiles) in Euramerica. This finding is based on analysis of global and alpha diversity databases in a precise geologic context. From Visean to Moscovian time, both diversity measures steadily increased, but following rainforest collapse in earliest Kasimovian time (ca. 305 Ma), tetrapod extinction rate peaked, alpha diversity imploded, and endemism developed for the first time. Analysis of ecological diversity shows that rainforest collapse was also accompanied by acquisition of new feeding strategies (predators, herbivores), consistent with tetrapod adaptation to the effects of habitat fragmentation and resource restriction. Effects on amphibians were particularly devastating, while amniotes (‘reptiles’) fared better, being ecologically adapted to the drier conditions that followed. Our results demonstrate, for the first time, that Coal Forest fragmentation influenced profoundly the ecology and evolution of terrestrial fauna in tropical Euramerica, and illustrate the tight coupling that existed between vegetation, climate, and trophic webs.

Kaynakça
BBCTürkçe, 2010. ‘Dinozorlar küresel ısınmanın ürünü’, Bilim ve Teknoloji, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 1 Aralık 2010 tarihinde ulaşıldı.
NTVMSNBC, 2010. Dinozor çağının kıvılcımı, Fosilbilim, NTV Bilim, NTVMSNBC, İstanbul, Türkiye, 1 Aralık 2010 tarihinde ulaşıldı.