Mardin’de 1 Milyon Yıllık Yılan Fosili Bulundu

Davut Beliktay (Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü), Deyrülzafarân Manastırı’nda bir gezi sırasında taş üzerinde yılan fosiline rastladıklarını belirterek, uzmanlarca yapılan araştırmalarda, fosilin en az 1 milyon yıl önceye ait olduğunun tahmin edildiğini söyledi.


Deyrülzafarân Manastırı’nda bulunan yılan fosili.

1 milyon yıl önce bölgede hayvan varlığının yoğun olduğu yönünde bilgiler bulunduğunu ifade eden Beliktay, şöyle dedi: “Bu fosiller, jeoloji (yerbilimi) tarihi açısından oldukça önemlidir. Bu yılanın kobra yılanı olduğu yönünde tespitler söz konusu. Bu fosilleri turizme kazandırabiliriz. Halkımızdan bu tür değerlerin korunması ve sahip çıkılması yönünde duyarlılık bekliyoruz. Yılan fosilinin üniversitelerce araştırılması için girişimlerde bulunacağız. Daha önce de Artuklu Üniversitesi arazisinde Taş Devri’nden kalan Paleolitik kalıntılar, Harabe Halale olarak adlandırılan bölgede ise çeşitli dönemlere ait kalıntılar bulunmuştu. Artuklu Üniversitesi kampüs (yerleşke) alanında yapılan incelemelerde Roma dönemine ait sarnıç ve kuyulara rastlanmıştı.”

Bu arada Deyrülzafarân Manastırı, Mardin ilinin 3 kilometre doğusundaymış. Yukarı Mezopotamya’nın tarihi yapıtlarından ve en tanınmış olanlarından biriymiş. Süryani Kadim Cemaati’nin dini merkeziymiş. Manastır, 4. yüzyılda kurulmuş. O dönemden kalma mozaikler bugün de görülebiliyormuş. Çeşitli devirlere ait üç ibadethane mevcutmuş. Canlı bir tarih görünümünde olan manastırın en büyük özelliklerinden biri de içinde 52 Süryani Patriği’nin mezarlarının bulunmasıymış..

بيان أطروحة لمرض السكري Kaynakça
AA, 2010. BİR MİLYON YILLIK YILAN FOSİLİ BULUNDU, Yaşam, Anadolu Ajansı, Mardin, Türkiye, 28.11.2010 tarihinde ulaşılmıştır.
MardinİKTM, 2010. Kiliseler – Manastırlar, Diğer Tarihi Yapılar, Kültür Turizmi, Turizm Aktiviteleri, Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Mardin, Türkiye, 28.11.2010 tarihinde ulaşılmıştır.

19 Kasım 2010 Yeni Zellanda’daki Maden Kazası

“Madenci kuldur, parası puldur, karısı duldur.” —Anonim

Hikâyemiz Yeni Zellanda’dan.. binaire opties metatrader_ 19 Kasım 2010 Cuma günü, Yeni Zellanda’daki Pike River Coal şirketine ait kömür ocağında patlama meydana gelmiş ve 29 madenci mahsur kalmıştı. Madendeki gaz durumunu belirlemek için yapılan çalışmada, karbonmonoksit ve metan değerlerinin yeni patlamalara neden olabilecek risk düzeyinde olduğunu saptanmıştı. Bu yüzden de, herhangi bir arama kurtarma çalışması yapılamamıştı.


Büyütmek için tıklayın! Kömür ocağı, Paparoa Sıradağları’nın altındaymış..

Şili’deki gibi olağanüstü bir olay bekleyenler de vardı. İşin gerçeği, bölgeden gelen kötü haberlerden sonra, madencilerin yakınları dışında hiç kimse iyi bir sonuç beklenmiyordu.. forex e opções binarias 24 Kasım 2010 Çarşamba günü, madende ikinci patlama meydana geldi. Bu şiddetli patlama sonucu madencilerin yaşadığına dair bütün umutlar kesildi.

Yaşları 17 ile 62 arasında değişen 29 madencinin, 24’ü Yeni Zellandalı, 2’si Avustralyalı, 1’i Britanyalı, 1’i İskoç ve 1’i Güney Afrikalı. Ölen madencilerin adları:

Conrad John Adams, Glen Peter Cruse, Allan John Dixon, Zen Wodin Drew, Christopher Peter Duggan, John Leonard Hale, Joseph Ray Dunbar, Daniel Thomas Herk, David Mark Hoggart, Terry David Kitchin, Riki Steve Keane, Andrew David Hurren, Richard Bennett Holling, Francis Skiddy Marden, Samuel Peter McKie, Keith Thomas Valli, Stuart Gilbert Mudge, Michael Nolan Hanmer Monk, Kane Barry Nieper, Blair David Sims, Benjamin David Rockhouse, Brendan John Palmer, Milton John Osborne, Peter O’Neill (Yeni Zellandalı), Malcolm Campbell (İskoç), Peter James Rodger (Britanyalı), Joshua Adam Ufer, William John Joynson (Avusturalya), Jacobus (Koos) Albertus Jonker (Güney Afrika)..

buying fincar online without prescription .. ve şirketin sayfasındaki son söz…

MESSAGE FROM PIKE RIVER COAL
Our thoughts and prayers are with the families and friends of our lost men.
For five days we have held onto hope. Unfortunately, today that hope has been extinguished.
We have all lost valued colleagues and we join the West Coast community in grieving for our lost fathers, sons and brothers.

Köpa Strattera Oskarshamn Yeni Zellanda’daki bazı maden kazaları..
1879 – Kaitangata Maden Ocağı’nda olası gaz sıkışması sonucu patlama meydana geldi ve 34 kişi hayatını kaybetti.
1896 – Brunner Maden Ocağı’nda kuşkulu gaz sıkışması sonucu patlama meydana geldi ve 65 kişi hayatını kaybetti.
1914 – Ralph’s Maden Ocağı’nda gaz sıkışması sonucu patlama meydana geldi ve 43 kişi hayatını kaybetti.
1926 – Dobson Maden Ocağı’nda patlama oldu ve 9 kişi hayatını kaybetti.
1939 – Glen Afton Maden Ocağı’nda karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu patlama meydana geldi ve 11 kişi hayatını kaybetti.
1967 – Strongman Maden Ocağı’nda gaz sıkışması sonucu patlama meydana geldi ve 19 kişi hayatını kaybetti.

Kaza hakkında daha fazla ayrıntı için http://en.wikipedia.org/wiki/Pike_River_Mine_disaster

viagra 200 mg med repronex Kaynakça
BBC, 2010. New Zealand mine: ‘No survivors’ after second blast, Asia-Pacific, News, BBC, London, England, accessed at November 25th 2010.
BBCTürkçe, 2010. Yeni Zelanda madeninde acılı bekleyiş, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 25 Kasım 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. Yeni Zelanda madeninde ‘kurtulan yok’, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 25 Kasım 2010 tarihinde ulaşıldı.
NZP, 2010. Names released of coal miners trapped in Pike River coal mine, News, New Zealand Police, Wellington, New Zealand accessed at November 25th 2010.

Bir Yanardağın Anatomisi: Eyyafyallayöküll

Ey-yaf-yal-la-yö-kül (İz. Eyjafjallajökull).. Yaklaşık 190 yıl sonra 2010’un Mart ve Nisan aylarında, İzlanda’daki Eyyafyallayöküll Yanardağı patlamıştı.. Ardından da, içindeki bütün kin ve nefreti kusan yanardağdan yayılan kül bulutu, Avrupa’daki hava ulaşımını felç etmişti.. Çıkan onca patırtıdan sonra Köpa Inderal online Eyyafyallayöküll Yanardağı’nın vücut hatları ortaya koyulmuş durumda..

binary options trading demo account without deposit Eyyafyallayöküll Yanardağı’nı gözlemleyen yanardağbilimciler (volkanologlar), yanardağın patlamasına neden olan olayları aşama aşama ortaya çıkardıklarını söylüyorlar. Yanardağ, iki ana patlama evresi geçirmişti.. Buna göre, ilk olarak 1994 ile 1999 yılları arasında, yanardağın altındaki mağmanın yaptığı sokulumlar sonucu sil yapıları oluşmuş. Mağmanın sokuluma devam etmesi sonucu, sil oluşumu giderek çoğalmış ve aynı zamanda dayk yapısı da oluşmuş. Mağmanın sil ve dayk aracılığıyla yukarı çıkması sonucu dağın şekli de değişmiş. Ve beklenen son, aşağıdan eriyik malzeme geliyor.. 2010 Mart’ında, daykın yükseldiği bölgede şiddetli püskürmeler meydana gelmiş ve yanal bir patlama oluşmuş. 2010 Nisan’ında, eski mağma ile yeni mağma bir araya gelmiş ve dağın zirvesine giden bacada yol alan mağma çok şiddetli bir şekilde patlamış.

Nisan ayındaki patlamayı biraz açmak gerekirse.. Yanardağın altında en son 1820’de meydana gelen patlamadan kalma eski bir mağma odası bulunuyormuş. İşte, patlamanın çok şiddetli olmasının nedeni, mevcut durumdaki eski mağmatik kütle ile yeni mağmanın birbirine karışmasıymış. Sonuçta daha fazla gaz üreten yoğun bir karışım ortaya çıkmış.. Yanardağ şiştiği zaman, maden suyu içmez. Ee..e, o zaman biriken gaz nereye gidecek.. Bu gaz etkisi dışında patlamanın şiddetini arttıran diğer bir neden de zirvenin buzla kaplı olması ve buy Crestor 10mg hidrovolkanik patlama (phreatomagmatic eruption) yani işin içinde eriyik mağma dışında su da var..

Araştırmaya yürüten takımdan Freysteinn Sigmundsson (İzlanda Üniversitesi), “Her yanardağın altında musluk borularını andıran bir tesisat düzeni vardır. Biz de Eyyafyallayöküll’ün patlama sürecinin tümünü ele alan bir örnekleme ile yerin altındaki tesisatı ortaya çıkarttık.” diyor. Yanardağın altındaki büyük mağmatik sokulumun patlamanın temel nedeni olduğu belirten Sigmundsson’a göre, tesisat borularına benzetilen mekanizma düşünüldüğünden de karışık yerbilimsel mekanzimaya sahip.

opciones binarias ganancias Küresel konum sistemi (GPS), titreşimölçer (sismometre) ve radar görüntüsünden oluşan verileri kullanan araştırmacılar, Eyyafyallayöküll Yanardağı’nın altındaki mağmatik mekanizmanın ayrıntılı bir taslağını üretmiş. Nasıl mı.. İlk olarak GPS teknolojisiyle yanardağın üzerindeki ufak bir şekil değişikliği saptanmış. Bu önemli bir ipucu olarak algılanmış ve yanardağ farklı aygıtlarla da yakın takibe alınmış. Elde edilen tüm verilerin ışığında, eriyik halde bulunan minerallerin doldurduğu çatlak ve boşluk ağı ve bu ağı besleyen mağma odası tanımlanmış.

Eyyafyallayöküll’deki patlamanın, yanardağı bol olan İzlanda’da daha büyük çaptaki Katla Yanardağı’nda da bir patlamayı tetikleyip tetiklemeyeceğinden endişe ediliyordu. Fakat araştırmacılar, her yanadağın altında çatlaklar, boşluklar ve mağmadan oluşan tesisatın, birbirinden çok farklı yapıda olduğunu söylüyorlar.


Click to enlarge! / Büyütmek için tıklayın!

Artist’s conception illustrating the three-dimensional geometry of the plumbing (left) and timing of events (right column) at Eyjafjallajökull volcano in Iceland. The complicated plumbing inside the volcano consists of inter—connected conduits, sills, and dikes that allow magma to rise from deep within the Earth. The first three panels in the time series show distinct episodes of magmatic intrusions that caused measurable deformation and seismic events in 1994, 1999, and in the first several months of 2010. No eruptive activity occurred during this period of unrest. Each intrusive episode inflated a different section of the plumbing, drawn and modeled as sills at approximately 5 km depth. The fourth panel illustrates the first eruption, between 20 March and 12 April 2010, when basaltic magma (orange) erupted onto the Earth’s surface on the flank of the mountain. The fifth panel shows the second eruption, between 14 April and 22 May, when a different type of magma (trachyandesite, shown in red), erupted explosively at the ice-capped summit (1600 m elevation). The interaction of magma and ice initially increased the explosive activity, generating a plume of particles that rose as high as the 30,000-foot flight level and disrupted air traffic across Europe for weeks. Illustration by Zina Deretsky (National Science Foundation)

estrategia tendencia opciones binarias Intrusion triggering of the 2010 Eyjafjallajökull explosive eruption
Months of volcanic restlessness preceded the eruptions this spring of Icelandic volcano Eyjafjallajökull, providing insight into what roused it from its centuries of slumber.

An international team of researchers analyzed geophysical changes in the long-dormant volcano leading up to its eruptions in March and April 2010. In a study published in the Nov. 18 issue of the journal Nature, the scientists suggest that magma flowing beneath the volcano may have triggered its reawakening.

“Several months of unrest preceded the eruptions, with magma moving around downstairs in the plumbing and making noise in the form of earthquakes,” says study co-author Kurt Feigl, a professor of geoscience at the University of Wisconsin-Madison. “By monitoring volcanoes, we can understand the processes that drive them to erupt.”

Freysteinn Sigmundsson, lead author on the peer-reviewed paper, has been working in collaboration with Feigl and colleagues from Iceland, Sweden, and the Netherlands for over two decades, watching more than a dozen active volcanoes in Iceland as they deform, using a combination of satellite imaging and GPS surveying. In their Nature paper, they found that Eyjafjallajökull swelled for 11 weeks before it began to erupt in March 2010. The eruption culminated 18 years of intermittent unrest — but no eruptions.

“If you watch a volcano for decades, you can tell when it’s getting restless,” Feigl says.

Eyjafjallajökull had shown similar signs of stirring in 1994 and 1999. In late summer 2009, a subtle shift at a GPS station on Eyjafjallajökull’s flank prompted the study’s lead author, Freysteinn Sigmundsson, and his colleagues to begin monitoring the mountain more closely. Then, in early January 2010, the rate of deformation and the number of earthquakes began to increase. As the deformation and seismic unrest continued, the researchers installed more GPS stations near the mountain. Just a few weeks later, the instruments detected more rapid inflation, indicating that magma was moving upwards through the “plumbing” inside the volcano.

By the time the volcano began to erupt on March 20th, the volcano’s flanks had expanded by more than six inches as magma intruded into the dike and sill structures, as shown in the illustration.

Surprisingly, the rapid deformation stopped as soon as the eruption began. In many cases, volcanoes deflate as magma flows out of shallow chambers during an eruption. Eyjafjallajökull, however, maintained basically the same inflated shape through mid-April, when the first eruption ended.

After a two-day pause, the volcano began to erupt again on April 22nd. This time, the lava broke out through a new vent under the ice-capped summit of the mountain. This second eruption exploded as gas escaped from bubbles in the magma, fragmenting the rock into tiny particles, called “tephra”. Aggravating the explosion, steam blew out of the vent as hot lava melted a pathway through the ice in a matter of days. The resulting plume rose high into the atmosphere, disrupting air traffic over Europe for weeks and stranding millions of travelers.

Why did Eyjafjallajökull erupt when it did? The geologic processes that trigger an actual eruption are not yet well understood, says Feigl. “We‘re still trying to figure out what wakes up a volcano.”

To begin to answer this question, the scientists suggest that magmatic intrusions deep within the volcano started the processes leading to the eruption. “It was the meeting of two different magma types, one residing under the summit area, and another in the evolving intrusion, that triggered the explosive eruption, ” says Sigmundsson.

They are currently studying the structures inside the volcano, such as magma chambers and intrusive conduits, by extracting information from the sensors installed around Eyjafjallajökull.

“The explosiveness of the eruption depends on the type of magma, and the type of magma depends on the depth of its source,” Feigl says. “We’re a long way from being able to predict every eruption, but if we can visualize the plumbing inside the volcano, then we’ll improve our understanding of the processes driving volcanic activity.”

Satellite radar images were obtained from TerraSAR-X, a satellite mission operated by the German Space Agency (DLR) since 2007. Funding for the scientific response to the 2010 eruption was provided by a RAPID grant from the U.S. National Science Foundation, as well by the Icelandic Research Fund, the University of Iceland, and the Icelandic government.

The paper, including a complete list of authors, is available from Nature.
Other data concerning the eruption are available.
– Co-author Páll Einarsson says that Eyjafjallajökull is not a difficult word.

expert advisor per opzioni binarie Kaynakça
Amos, J., 2010. Scientists picture Icelandic volcano’s ‘plumbing’, Science & Environment, News, BBC, London, England, accessed at November 21st 2010.
BBCTürkçe, 2010. Yanardağa musluk tamircisi gibi bakan İzlandalı ekip, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 20 Kasım 2010 tarihinde ulaşıldı.
Sakai, J., Deretsky, Z., Sigmundsson, F. and Feigl, K. L., 2010. Intrusion triggering of the 2010 Eyjafjallajökull explosive eruption, People in the News, Department of Geoscience, University of Wisconsin-Madison, Madison, Wisconsin, USA, accessed at November 20th 2010.

Sıcaklık, Nem ve Rüzgâr (Yel): Hissedilen Sıcaklık

trading binario bonus no deposit Hissedilen sıcaklık, termometrenin ölçtüğü güncel fiziksel hava sıcaklığından farklı olarak, insan vücudunun hissettiği, algıladığı sıcaklıktır. Bu sıcaklık, iklimsel çevre, giysilerin ısı direnci, vücut yapısı ve kişisel durumdan olduğu kadar, termometre sıcaklığı, nispi (bağıl) nem, rüzgâr ve radyasyon (ışınım) gibi dört meteorolojik etkenden etkilendiği için öznel bir kavramdır. Dolayısı ile sıcaklığı algılama ve hissetme kişiden kişiye değişiklik gösterir.

İlk üç meteorolojik etken insanın hissettiği sıcaklıkta önemlidir; ama radyasyon biraz daha farklıdır. Çünkü 20 °C (santigrat derece) oda sıcaklığında oturan bir insan dışarısı da 20 °C ise üşüdüğünü hissetmez; ama eğer dışarısı 20 °C’den daha soğuksa o zaman radyasyon kaybı nedeniyle kendisini üşüyor hisseder. Bu konudaki en akılcı yaklaşım, insan vücudunun gerçekte hissettiği sıcaklığın ölçüsü olarak ıslak hazne hava sıcaklık değerinin alınmasıdır.

Sıcak havalarda hava sıcaklığını daha da sıcak hissetmemizde yaptığımız etkinliklerin seviyesi, giysilerin ısı direnci, ortalama radyan sıcaklığı, bağıl hava hızı ve çevre ile havanın su buhar basıncı etkilidir.

Özellikle kış aylarında hava sıcaklığının sıfırın altına düştüğü durumlarda kuvvetli rüzgâr ile birlikte hissedilen sıcaklık, ölçülen sıcaklıktan daha düşük olmaktadır. Bu durum hava sıcaklığının olduğundan daha soğuk hissedilmesine yol açmaktadır. Bu sıcaklığa “üşütme sıcaklığı” da denmektedir.

Herkesin sıcaklığı farklı hissediyor olması bu kavramın bilimsel olarak ele alınmasına ve kullanılmasına engel değildir. Bu bilgi insan sağlığı açısından önemlidir. Bu nedenle diğer tüm bilimsel çalışmalarda olduğu gibi bu çalışmada da ölçütler uç değerlere göre değil ortalama değerlere göre belirlenmiştir. Konuya bu açıdan bakıldığında insan fizyolojisi yanında psikolojik etkenler nedeni ile kişiden kişiye değişen farklı hissetmeleri bilimsel olarak karşılayacak ortalama değerlerin kullanılmasında toplumsal fayda olduğu kuşkusuzdur.

Hissedilen sıcaklık değerleri aşağıdaki özellikler göz önünde bulundurularak kullanılmalıdır:
– Hissedilen sıcaklık, vücudun dış ortam sıcaklığı ile kendi sıcaklığı arasındaki farkı gidermek için girişeceği çabanın bir nevi ölçüsü olduğundan herkes tarafından farklı hissedileceği unutulmamalıdır.
– Yaygın olarak kullanılan “gölgede sıcaklık” tanımı, dış ortam şartlarından (güneş ışığı, rüzgâr, yağış vb.) arındırılmış bir ortamda ölçülen sıcaklık değeridir. Meteorolojik amaçlı sıcaklık ölçümleri bu şekilde yapılmaktadır.
– Hissedilen sıcaklık değeri hesaplanırken hem nem değerinin hem de sıcaklık değerinin kullanılması gerekmektedir. Bu iki değerden birisi bulunmadığında hissedilen sıcaklık hesaplanamaz.

binaire opties bitcoin Nem Etkisi ve Nispi (Bağıl) Nem

Hava sıcaklığı ve bağıl nem sonucu hissedilen sıcaklığı gösteren çizelge. Büyütmek için görüntünün üstüne tıklayın!


Hava sıcaklığı ve bağıl nem sonucu hissedilen sıcaklığı gösteren çizelgenin açıklaması.

Ayrıca nispi (bağıl, göreceli) nem, bitkiler için en az yağış kadar önemli bir meteorolojik değişkendir. Hava nispi nemi bitkilerin büyüme ve gelişmelerine, verimlerine, ürün kalitesine, sulama miktarına ve sıklığına, tozlanmaya, meyve tutumuna, terlemeye ve buharlaşmaya etki eder. Bitki tür ve çeşitlerine göre değişmekle birlikte genel olarak en uygun nem isteği %60-80’dir.

Nemin azalması durumunda bitki bünyesinden terleme ile su kaybı artacağından büyüme ve gelişme azalır; meyvelerde büzüşmeye, koflaşmaya, kendine özgü rengin tam olarak oluşmamasına, kaba yapıya, lif oranının artmasına, tat ve aroma maddelerinin azalmasına, çiçeklenme döneminde dişicik tepesinin kurumasına, çiçek tozlarının çimlenememesine dolayısıyla meyve tutumunun azalmasına, küçük meyve dökümünün artmasına neden olur. Buharlaşma artacağından sulama kısa aralıklarla yapılır ve sulama da daha fazla su kullanılır.

Nemli bölgelerde yetişen bitkiler yumuşak, gevrek, tat ve aroma maddeleri bakımından zengindir. Yüksek nispi nem; külleme, midiyö, monilya, karaleke vb. hastalıklar ile meyve kabuğu üzerinde pas gibi fizyolojik bozuklukların çıkmasına, çiçek tozları taşınamayacağından tozlanmanın engellenmesine neden olur. Yüksek nem bitkilerde entümesansa (bitkinin toprak üstü kısımlarda meydana gelen çıkıntılar), ballı madde salgılanmasına neden olur. Hasat zamanındaki yüksek nispi nem hasadı geciktirir. Özellikle tahıllarda nem yüksek olduğunda hasat yapılmamalıdır. Hasattan sonraki nem ürünlerin muhafaza sürelerini kısaltır.

Köp Viagra Lidköping Isı Vücudu Nasıl Etkiler?
İnsan vücudu ısıyı, kan dolaşımı oran ve miktarını değiştirerek, deri ve ter bezleri ile su kaybederek ve vücut sıcaklığı 37 °C’nin üzerine çıktığında solunumdaki artışla dağıtır. Kalp daha fazla kan pompalamaya başlar, kan damarları artan kan akışını düzenlemek için genişler ve çok ince kılcal damarlar yığınları derinin üst tabakalarına doğru sokularak işleme başlar. Vücut kanı deri yüzeyine yakın olarak dolaşır ve fazla ısı daha serin olan atmosfere atılır. Aynı zamanda su deri içerisinden ter olarak dışarı verilir. Deri, vücut ısısını yayma fonksiyonunun % 90’ını sağlar.

Terleme, suyun buharlaşma ile dışarı atılmadığı durumda vücudun serinletilmesinde kendi başına hiçbir öneme sahip değildir. Nispi nem buharlaşmayı geciktirir. Buharlaşma işlemi şu şekilde gerçekleşir: Teri buharlaştırmak için gerekli ısı enerjisi vücuttan alınır, bu nedenle vücut soğur. Yüksek sıcaklık ve yüksek nispi nem koşulları altında (32 °C) vücut 37 °C’yi korumak için gerekli her şeyi yapar. Kalp genişleşmiş dolaşım damarlarına fazla miktarda kan pompalar, ter gözenekleri sodyum ve klor gibi önemli çözülmemiş kimyasalları içeren sıvıyı derinin yüzeyine bırakır.

Araştırmalar tüm koşulların aynı olması durumunda ısı kaynaklı rahatsızlıkların şiddetinin yaş ile artma eğiliminde olduğunu göstermiştir. Örneğin; 17 yaşındaki bir kimsede ısı krampı (kasılması) şeklinde görülen etki, 40 yaşındaki bir kimsede ısı yorgunluğu (bitkinliği), 60 yaşın üzerindeki bir kimsede ise ısı/güneş çarpması şeklinde etki yapabilir.


Yüksek ısı düzensizliklerini gösteren çizelge.

http://lesbian-spankings.com/?siska=trade-binari-mobile trade binari mobile Rüzgâr (Yel) Etkisi

Hava sıcaklığı ve rüzgâr sonucu hissedilen sıcaklığı gösteren çizelgesi. Büyütmek için görüntünün üstüne tıklayın!


Hava sıcaklığı ve rüzgâr sonucu hissedilen sıcaklığı gösteren çizelgenin açıklaması.

Terinizin sizden ısı kopararak buharlaşıp havaya karışabilmesi ve bu yolla size ferahlık verebilmesi için havadaki nem oranının de makul seviyede olması gerekiyor. Çünkü madde de, aynı enerji gibi, çok olduğu yerden az olduğu yere doğru gitmeye çalışır. Nasıl ki ısı enerjisi, hava soğukken bedeninizi çok daha kolay terkedebiliyorsa, teriniz de (yani, su) hava daha az nemliyken o kadar kolay buhar olacaktır. İşte yazın havadaki nem oranı yüksekken bunalmanızın sebebi budur. İstanbul 30 derecedir, ama nem oranı yüzde 70′e çıkarsa o lanet olası ter bir türlü buhar olamaz. Buharlaşmadığı için sizden ısı da alamaz. Ananızı ağlatır. Bu esnada Diyarkabır 40 derecedir, fakat nem yüzde 8′dir. Gölgeye geçtiniz mi pek sorun kalmaz. Teriniz hemen buharlaşır, bünyenize ferahlık verir. “Hava nemli, çok terliyorum” lafı bu bakımdan palavradır. Aslında aynı sıcaklıkta nem oranından bağımsız olarak aynı miktarda terlersiniz, ama hava nemliyse teriniz buharlaşamaz, teninize yapışır kalır. Yapış yapış, tam da budur.

Hissedilen sıcaklık, insan vücudunun hava sıcak ve nemliyken ne kadar ısı kaybedebileceği konusunda bir fikir veren, uydurma bir terimdir. Ama işe yarar. Hissedilen sıcaklık değerine bakarsanız, hem sıcaklığı hem de nem oranını kontrol etmenize gerek kalmaz. Hissedilen sıcaklık yüksekse, hava sıcaklığı çok yüksek olmasa da ısı kaybetmenizin zor olduğu anlamı çıkar.

Dünyada bugüne kadar ölçülen en yüksek hissedilen sıcaklık değeri, 8 Temmuz 2003 tarihinde, Suudi Arabistan’ın Zahran kentinde kaydedilmiştir: 78 santigrat derece! Evet doğru okudunuz, yetmiş sekiz yazdım. Zahran, Arabistan’da olduğu yetmezmiş gibi, bir de Basra Körfezi kıyısında bulunmaktadır. Yani hem korkunç sıcak, hem de nemli. 8 Temmuz 2003 günü öğlen saat 1′de Dahran’da hava sıcaklığı 42 dereceye çıkmış, nem oranı ise yüzde 68 olmuştur. Bunun sonuçları ölümcüldür.
—Ozan Mert Göktürk

Bu yazının büyük bir bölümü değiştirilmeden DMİ’den, diğer bir bölümüde Hava Delisinin Not Defteri’nden alınmıştır.

Kaynakça
DMİ, 2010. Hissedilen Sıcaklık, Sorular / Cevaplar, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara, Türkiye, 19 Kasım 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
DMİ, 2010. Son Nispi Nem Değerleri, Nispi Nem, Son Durumlar, Ziraat, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara, Türkiye, 19 Kasım 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
Göktürk, O. M., 2010. Hissedilen Sıcaklıklar, Hava Delisinin Not Defteri, 19 Kasım 2010 tarihinde ulaşılmıştır.

CERN’de İlk Kez Kurşun İyonları Çarpıştırıldı

Evren’in sırları anlaşılmaya çalışılıyor.. Bu yüzden CERN‘de (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nde) protonlar çarpıştırılıyordu. Proton çarpıştırmaları sonucunda da yeni fizik yasalarına dair kanıtlar aranıyor. Ayrıca yapılan deneylerde çarpıştırma sonrası oluşan alt parçacıkların neler olduğu belirlenmeye çalışılıyor. Bu sayede kuramsal düzeyde açıklaması yapılmış olan parçacıkların veya önerme düzeyindeki mikro güçlerin varlığı saptanmaya çalışılıyor.

Şimdiyse ilk kez ağır iyonlar çarpıştırıldı. Deney sırasında Güneş’in merkez sıcaklığının bir milyon katı bir sıcaklığa ulaşıldığı ifade ediliyor. Kurşun iyonlarının çarpıştırılmasından elde edilen verileri incelemeye odaklanan uzmanlar, parçacıkların birbirlerine çarptığında her bir çarpışmanın yarattığı mini patlamaları çözümleyecekler. Bu çözümlemelerle, 13,7 milyar yıl önce olduğu tahmin edilen Büyük Patlama’nın meydana geldiği anın hemen sonrasındaki koşullar anlaşılmaya çalışılacak. Ayrıca, yıldızların ve gezegenlerin kökeni, kara enerjinin ne olduğu, kara maddenin yapısı gibi sırlara erişilmesi de umuluyor.

Daha fazla bilgi için CERN’den yapılan Türkçe açıklamayı aşağıda okuyabilirsiniz..


Büyütmek için tıklayın! / Click to enlarge!

Kurşun çekirdekleri çarpışmalarıyla ilgili CMS bildirisi
8 Kasım 2010, Cenevre

CMS Deneyi, CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda (BHÇ) ilk defa gerçekleştirilen kurşun atomlarının çarpışmalarını gözledi. İki kurşun atomunun, nükleon çifti başına 2.76 TeV’lik kütle merkezi enerjisinde oluşan bu çarpışmalarının gerçekleştirilmesi aynı zamanda ağır iyon araştırma programının da başlaması anlamına gelmektedir. Tüm dünyadaki fizikçiler daha önce Çok Yüksek Enerjili Ağır İyon Çarpıştırıcısı’nda (RHIC, Brookhaven, ABD) ulaşılan enerjilerden 14 kat daha yüksek enerjide gerçekleştirilen bu çarpışmalarda birçok yeni olgunun gözlenmesini ve birçok yeni ölçüm sonucunun çıkmasını beklemektedir.

BHÇ Kontrol Merkezi, 8 Kasım saat 11.20:56’da ağır iyon demetlerinin düzenli olarak çarpıştıklarını bildirdi. Bu çarpışmalar anında CMS tarafından gözlendi. Her bir çarpışmada oluşan binlerce parçacığın izleri CMS silikon dedektörleriyle belirlenirken enerjileri de kalorimetre sistemleriyle ölçüldü. Çok kısa bir sürede veriler çözümlenerek bu çarpışmaların ilk görüntüleri elde edildi.

CMS ağır iyon çalışmaları yöneticisi Bolek Wyslouch “CMS’te ilk ağır iyon çarpışmalarını gördüğümüzden dolayı çok heyecanlıyız. Toplanacak veriler sıcak maddeyi şimdiye değin görülmemiş çok yüksek sıcaklıklarda incelememize yardımcı olacaktır. CMS dedektörünü ağır iyon çarpışmalarını gözlemeye hazır hale getirmek için şimdiye kadar çok çalışan öğrenciler ve fizikçiler adına çok mutluyum. Kesinlikle bu alandaki fizik olgularının zenginliğinden çok yararlanacağız.” dedi.

RHIC’teki çarpışmalarda maddenin “kuark-gluon plazması” olarak yorumlanan sıcak ve yoğun bir hali oluşturuldu. BHÇ’deki ağır iyon çarpışmalarının çok daha yüksek enerji koşullarında maddenin buna benzer bir halini oluşturması beklenmektedir. CMS, üretilen parçacıkların sayılarını (en yüksek enerjilerde bir kaç bine ulaşacak olan) ve uzayda dağılımlarını inceleyecektir. Parçacıkların “eliptik akısı” diye de bilinen ve RHIC’te de gözlenmiş açısal dağılımlardaki asimetriler plazmadaki etkileşimlerin şiddetini belirlemede kullanılacaktır.

CMS deneyinin sözcüsü Guido Tonelli “CMS dedektörünün BHÇ’deki ağır iyon çarpışmalarındaki zor koşullarda beklentilerimizin de üstünde çok iyi çalıştığını görmekteyiz. Toplanmakta olan verilerin kalitesi o kadar yüksek ki bu konudaki ilk ölçümlerimizin sonuçlarını çok kısa bir süre içinde yayınlayabileceğiz. Hem proton-proton hem de ağır iyon çarpışmalarında aynı dedektörle veri toplamış olmak maddenin yeni hallerinin açık seçik kanıtlarını aramak için çok güçlü bir yöntemdir.” dedi.

Şu an ki plan BHÇ’nin ağır iyon çarpışmalarını 6 Aralığa kadar sürdürüp CMS’nin hadron jetleri, Upsilon mezonu ve Z bozonu gibi yeni gözlem araçlarını kullanabileceği yeterli veriyi sağlamaktır. CMS’nin veri toplama sisteminin yüksek kapasitesi ve hızı sayesinde her çarpışma kaydedilecektir. Ortaya çıkacak sonuçlar güçlü etkileşimlerin doğasına olduğu kadar Büyük Patlama’dan sonraki ilk mikrosaniyelerdeki Evren’in durumuna da ışık tutacaktır.

Aylarca süren proton-proton çarpışmalarının ardından yaklaşık olarak bir aylık bir ağır iyon çarpışmaları süreci bundan sonraki yıllarda da dönüşümlü olarak tekrarlanacaktır. 2010 yılı CMS, BHÇ ve tüm parçacık fiziği için inanılmaz bir yıl olmuştur. Mart sonundaki ilk 7 TeV’lik çarpışmaların ardından BHÇ demetlerinin şiddeti hızla artarak bilinen tüm Standart Model parçacıklarının (en basit nötr pion’dan J/Psi ve Upsilon mezonlarına kadar) “yeniden keşfine” olanak sağlamış ve binlerce W ve Z bozonlarının yanı sıra yüzlerce üst kuark da gözlenmiştir. Dedektörün çalışması ve fizik ölçümleri üzerine düzinelerce makale yayınlanmıştır. Ayrıca leptokuarklar, kuark bileşenleri (kuarkların içyapıları) ve Süpersimetri gibi yeni fizik olgularının aranmasına başlanmış ve CMS bu ve benzeri konularda yeni sınır değerleri belirlemiştir. Bunlara ilaveten Eylül ayında CMS beklenmeyen bir ölçüm sonucunu (proton-proton çarpışmalarında ilintili parçacık çiftlerinin gözlenmesi) içeren bir makale yayınlamıştır. Bu son konu ağır iyon çarpışmalarında görülen benzer etkileri anımsatmakta olup önümüzdeki ayların CMS için çok heyecanlı geçeceğini göstermektedir.

2011’de BHÇ’den, CMS’nin parçacık fiziğinin sınırlarını daha da ileriye götürmesine olanak verecek ve belki tamamen yeni bir şey bulmasını sağlayacak, daha yüksek şiddette demetler beklenmektedir.

CMS’deki ilk çarpışmaların bazılarının resimleri ve canlandırmaları CMS’nin herkese açık http://cms.cern.ch web sayfasında görülebilir.

CMS yeni fizik olgularını aramak için BHÇ’de kurulmuş genel amaçlı iki deneyden birisidir. BHÇ’nin yüksek enerjili proton-proton ve ağır iyon çarpışmalarında oluşacak çok çeşitli olguları ve parçacıkları algılamak için tasarlanmıştır. “Evren gerçekte neden yapılmıştır ve hangi kuvvetler vardır?” ve “Her şeyin kütlesi nereden gelir?” gibi soruları yanıtlamaya yardımcı olacaktır. Ayrıca bilinen parçacıkların özelliklerini şimdiye dek görülmemiş hassaslıkta ölçecek ve tamamen yeni ve hiç akla gelmeyen olgular içinde tetikte olacaktır. Bu tür araştırmalar Evren’in nasıl çalıştığı konusundaki anlayışımızı artırmakla birlikte geçmişte de olduğu gibi yaşadığımız dünyayı değiştirecek yeni teknolojilerin kıvılcımını başlatabilir.

BHÇ’nin bu dönem 18 ay kadar çalışması beklenmektedir. Bu sürede BHÇ deneylerinin yeni fizik olgularının beklendiği tüm alanlardaki yeni bölgeleri taramaları için yeterli veri toplamalarının sağlanması beklenmektedir.

CMS deneyinin düşüncede tasarımı 1992’ye kadar gitmektedir. Bu devasa dedektörün (15 metre çapında ve yaklaşık 29 metre uzunluğunda 14000 ton ağırlığında) inşası şimdiye kadar biraraya gelmiş en büyük uluslararası kollaborasyonlardan birinin (tüm dünyadan 39 ülkeye yayılmış 169 kurumdan gelen 3100 bilim insanı ve mühendisin oluşturduğu) 16 yıllık çabası sonucunda olmuştur. Daha fazla bilgi için cms.outreach@cern.ch adresine yazın.


Büyütmek için tıklayın! / Click to enlarge!

First heavy-ion collisions in CMS
The CMS experiment at CERN’s Large Hadron Collider (LHC) has recorded its first Lead-Lead collisions at a centre-of-mass energy of 2.76 TeV per nucleon pair, marking the start of its heavy ion research programme. Physicists around the world expect a wealth of new results and phenomena from these collisions, which occur at energies 14 times higher than previously achieved by the Relativistic Heavy Ion Collider (RHIC, Brookhaven, USA).

At 11:20:56, on 8th November the LHC Control Centre declared stable colliding beams of heavy ions. CMS immediately detected the first collisions, each producing thousands of particles whose trajectories are reconstructed in the CMS silicon detectors and whose energies are measured in the calorimeters. Moments later, the data were analysed and the first images of these events were produced.

“We are very excited to see the first heavy ion collisions in CMS. The data will allow us to study hot matter at much higher temperatures than ever before” said CMS heavy-ion run operations manager Bolek Wyslouch. “I am very happy for the students and the physicists who have worked so much to prepare CMS for heavy-ion collisions and will certainly benefit from the richness of the physics.”

Kaynakça
BBCTürkçe, 2010. ‘Büyük Patlama’nın mini versiyonları üretildi, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 10 Kasım 2010 tarihinde ulaşıldı.
CMS, 2010. First heavy-ion collisions in CMS, CERN, Geneva, Switzerland, accessed at November 9th 2010.
CMS,2010. Kurşun çekirdekleri çarpışmalarıyla ilgili CMS bildirisi (.pdf file), CERN, Cenevre, İsviçre, 9 Kasım 2010 tarihinde ulaşılmıştır.