Bir Okyanusun Doğuşuna Tanık Olmak: Etiyopya Sular Altında Kalacak

افضل طريقة لكتابة السيرة الذاتية

http://nutrilovepets.com/tag/fish-oil/ nasonex köpa

opcje binarne rsi


Volcanic vent that opened September 26, 2005. The vent is about 500 m long. Notice the layers of ash that built up over a periods of days around the vent. Photo by Julie Rowland, University of Auckland.

opzioni binarie piattaforma Africa ‘witnessing birth of a new ocean’
Africa is witnessing the birth of a new ocean, according to scientists at the Royal Society.

Geologists working in the remote Afar region of Ethiopia say the ocean will eventually split the African continent in two, though it will take about 10 million years.

Lead researcher Tim Wright who is presenting the research at the Royal Society’s Summer Exhibition, described the events as “truly incredible”.

Used to understanding changes in the planet on timescales of millions of years, the international team of scientists including Dr Wright have seen amazing changes in Afar in the past five years, where the continent is cracking open, quite literally underneath their feet.

In 2005, a 60km long stretch of the earth opened up to a width of eight metres over a period of just ten days.

Hot, molten rock from deep within the Earth is trickling to the surface and creating the split.

Underground eruptions are still continuing and, ultimately, the horn of Africa will fall away and a new ocean will form.

‘A smaller Africa’
Dr James Hammond, a seismologist from the University of Bristol – who has been working in Afar – says that parts of the region are below sea level and the ocean is only cut off by about a 20-metre block of land in Eritrea.

“Eventually this will drift apart,” he told the BBC World Service. “The sea will flood in and will start to create this new ocean.

“It will pull apart, sink down deeper and deeper and eventually… parts of southern Ethiopia, Somalia will drift off, create a new island, and we’ll have a smaller Africa and a very big island that floats out into the Indian Ocean.”

The researchers say that they are extremely lucky to be able to witness the birth of this ocean as the process is normally hidden beneath the seas.

The team hope to conduct experiments in the area that will help understand how the surface of the Earth is shaped.

They believe that the information they glean from observing the shaping of the Earth will help scientists better understand natural hazards such as earthquakes and volcanic eruptions.

Kaynakça
BBCTürkçe, 2010. Afrika kıtasındaki bölünmeden yeni bir okyanus doğuyor, Bilim ve Teknoloji, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/06/100625_new_ocean.shtml, 26 Haziran 2010 tarihinde ulaşıldı.
McGrath, M., 2010. Africa ‘witnessing birth of a new ocean’, Science and Environment, BBC, London, England, http://news.bbc.co.uk/2/hi/science_and_environment/10415877.stm, accessed at June 26th 2010.

Mars’ta Devasa Bir Okyanus Varolabileceğine Dair Kanıt

Daha önce Mars’ta eski bir gölün varolabileceğine dair kanıt bulan ekip bu sefer de bir zamanlar kızıl gezegenin kuzey yarıküresini kaplayan devasa bir okyanusun varolabileceğine iddia ediyor.

Kolorado Üniversitesi’nden (Boulder, ABD) yerbilimciler, onyıllardır süren tartışmaya yeni bir pencere açarak, Mars’ın 3,5 milyar yıl önce gezegenin üçte birini kaplayan ve mikroorganizmalara yaşam ortamı sağlayabilecek büyük bir okyanusa sahip olduğunu öne sürdüler.

Şimdiye kadarki gözlemlerden derlenmiş veriler üzerinde kapsamlı incelemelerin bulgularını iki ayrı makaleyle Nature Geoscience adlı dergide yayımlayan bilimcilere göre veriler, Mars’ta da Dünyamızdakine benzer bi su döngüsünün (buharlaşan suyun yağışlarla yeniden gezegen yüzeyine inmesi akarsularla yüzeyi şekillendirip deniz ve göllerde birikmesi) varlığına işaret ediyor.

Araştırmaları yöneten Gaetano Di Achille ve Brian Hynek adlı yerbilimcilere göre kuzey yarıküredeki düzlükleri kapsayan okyanus 124 milyon kilometreküp sudan oluşuyordu. Bu miktar, Dünyamızdaki tüm okyanusların toptan hacminin onda biri anlamına geliyor.

Mars’ın milyarlarca yıl önce Dünya gibi ılıman bir iklime sahip olduğu konusunda gezegenbilimciler arasında görüş birliği var. Mars çevresinde dolanan uyduların gönderdiği görüntülerdeki derin vadiler ve benzer jeolojik (yerbilimsel) oluşumlar, gezegen yüzeyinin büyük su havzaları ve akarsularca şekillendirildiğine işaret olarak yorumlanıyor. Radar ve tayfölçer verileri de Mars’ın kuzey kutup başlığında ve toprak altında büyük miktarda su bulunduğunu gösteriyor. Ayrıca, yüzeyde yıllardır araştırma yapan Opportunity (Şanslı 🙂 ve Spirit (Ruhi 🙂 adlı araçların gönderdikleri görüntülerle, yaptıkları jeofiziksel ve kimyasal çözümlemeler de kayaların bir zamanlar çok tuzlu sıvı su kütlelerinin altında evrim geçirdiğini gösteriyor. (Örneğin; Mars’ın Güneyi Bir Zamanlar Sular Altındaymış)

Okyanusların varlığı konusundaysa doğrudan bir kanıt şimdiye kadar bulunamamıştı. Nedeni, olası deniz tabanlarının etkin volkanizma nedeniyle lavlarla dolmuş olması ve gerek faylanma, gerekse de erozyon nedeniyle yaylalarla düzlüklerin sınırında olası okyanus kıyısı sayılabilecek süreklilikte oluşumlar gözlenememesi.

Di Achille ve Hynek’in büyük Mars okyanusu için sunduğu kanıt, gezegen yüzeyinde belirledikleri 52 “nehir deltası” üzerine kurulu. Araştırmacılar ayrıca Mars görüntülerinde bu deltalarla ilişkili 40 bin kadar irili ufaklı akarsu yatağı belirlemişler.

İki yerbilimciye göre bu deltalardan 29’u, aynı ya da benzer irtifada sonlanıyor (aralarında yalnızca 117 metre fark var) ve sona erdikleri yerler okyanusun kıyısını oluşturuyor ya da okyanus tabanındaki su tablasında ya da birkaç büyük göl kıyısında son buluyor.

Mars’taki nehir deltaları, gezegenbilimcilerin başlıca ilgi odaklarından biri. Nedeni, Dünya’daki deltaların organik karbonu ve yaşamın öteki işaretçilerini hızla gömmeleri. Dünyadışı yaşamı araştıran pek çok astrobiyolog, eğer bulunursa Mars’ta geçmiş ya da halen mevcut yaşam formlarının, toprak altındaki mikroorganizmalar biçiminde ortaya çıkacağına inanıyor.

Di Achille, “Dünya’da deltalar ve göller, geçmiş yaşamın işaretlerini toplayıp koruyan mükemmel ortamlar” diyor. “Eğer Mars’ta yaşam ortaya çıkmışsa, deltalar Mars’ın biyolojik geçmişinin kapılarını açacak anahtar olacak.”

Hynek’e göre de varlıklarını uzun süre devam ettiren okyanuslar, Mars’ta mikrobiyel yaşama tutunabileceği bir ortam sağlamış olabilir.


An illustration of what Mars might have looked like some 3.5 billion years ago when an ocean likely covered one-third of the planet’s surface, according to a new University of Colorado at Boulder study. (Illustration by University of Colorado)

opzioni binarie quando comprare con quote al ribasso o con quote al rialzo New CU-Boulder Study Indicates an Ancient Ocean May Have Covered One-Third of Mars
A vast ocean likely covered one-third of the surface of Mars some 3.5 billion years ago, according to a new study conducted by University of Colorado at Boulder scientists.

The CU-Boulder study is the first to combine the analysis of water-related features including scores of delta deposits and thousands of river valleys to test for the occurrence of an ocean sustained by a global hydrosphere on early Mars. While the notion of a large, ancient ocean on Mars has been repeatedly proposed and challenged over the past two decades, the new study provides further support for the idea of a sustained sea on the Red Planet during the Noachian era more than 3 billion years ago, said CU-Boulder researcher Gaetano Di Achille, lead author on the study.

A paper on the subject authored by Di Achille and CU-Boulder Assistant Professor Brian Hynek of the geological sciences department appears in the June 13 issue of Nature Geoscience. Both Di Achille and Hynek are affiliated with CU-Boulder’s Laboratory for Atmospheric and Space Physics.

More than half of the 52 river delta deposits identified by the CU researchers in the new study — each of which was fed by numerous river valleys — likely marked the boundaries of the proposed ocean, since all were at about the same elevation. Twenty-nine of the 52 deltas were connected either to the ancient Mars ocean or to the groundwater table of the ocean and to several large, adjacent lakes, Di Achille said.

The study is the first to integrate multiple data sets of deltas, valley networks and topography from a cadre of NASA and European Space Agency orbiting missions of Mars dating back to 2001, said Hynek. The study implies that ancient Mars probably had an Earth-like global hydrological cycle, including precipitation, runoff, cloud formation, and ice and groundwater accumulation, Hynek said.

Di Achille and Hynek used a geographic information system, or GIS, to map the Martian terrain and conclude the ocean likely would have covered about 36 percent of the planet and contained about 30 million cubic miles, or 124 million cubic kilometers, of water. The amount of water in the ancient ocean would have formed the equivalent of a 1,800-foot, or 550-meter-deep layer of water spread out over the entire planet.

The volume of the ancient Mars ocean would have been about 10 times less than the current volume of Earth’s oceans, Hynek said. Mars is slightly more than half the size of Earth.

The average elevation of the deltas on the edges of the proposed ocean was remarkably consistent around the whole planet, said Di Achille. In addition, the large, ancient lakes upslope from the ancient Mars ocean likely formed inside impact craters and would have been filled by the transport of groundwater between the lakes and the ancient sea, according to the researchers.

A second study headed by Hynek and involving CU-Boulder researcher Michael Beach of LASP and CU-Boulder doctoral student Monica Hoke being published in the Journal of Geophysical Research–Planets — which is a publication of the American Geophysical Union — detected roughly 40,000 river valleys on Mars. That is about four times the number of river valleys that have previously been identified by scientists, said Hynek.

The river valleys were the source of the sediment that was carried downstream and dumped into the deltas adjacent to the proposed ocean, said Hynek. “The abundance of these river valleys required a significant amount of precipitation,” he said. “This effectively puts a nail in the coffin regarding the presence of past rainfall on Mars.” Hynek said an ocean was likely required for the sustained precipitation.

“Collectively, these results support the existing theories regarding the extent and formation time of an ancient ocean on Mars and imply the surface conditions during the time probably allowed the occurrence of a global and active hydrosphere integrating valley networks, deltas and a vast ocean as major components of an Earth-like hydrologic cycle,” Di Achille and Hynek wrote in Nature Geoscience.

“One of the main questions we would like to answer is where all of the water on Mars went,” said Di Achille. He said future Mars missions — including NASA’s $485 million Mars Atmosphere and Volatile Evolution mission, or MAVEN, which is being led by CU-Boulder and is slated to launch in 2013 — should help to answer such questions and provide new insights into the history of Martian water.

The river deltas on Mars are of high interest to planetary scientists because deltas on Earth rapidly bury organic carbon and other biomarkers of life and are a prime target for future exploration. Most astrobiologists believe any present indications of life on Mars will be discovered in the form of subterranean microorganisms.

“On Earth, deltas and lakes are excellent collectors and preservers of signs of past life,” said Di Achille. “If life ever arose on Mars, deltas may be the key to unlocking Mars’ biological past.”

Hynek said long-lived oceans may have provided an environment for microbial life to take hold on Mars.

The study was funded by NASA’s Mars Data Analysis Program.

Kaynakça
CU, 2010. New CU-Boulder Study Indicates an Ancient Ocean May Have Covered One-Third of Mars, Office of News Services, University of Colorado, Boulder, Colorado, United States of America, http://www.colorado.edu/news/r/f9b2e81224758e6b422b6bb0735f7098.html, accessed at June 15 th 2010.
NTVMSNBC, 2010. Mars okyanusuna yeni kanıt, Uzay, NTV Bilim, NTVMSNBC, İstanbul, Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25106221, 15 Haziran 2010 tarihinde ulaşılmıştır.

Yeni Bir Araştırmaya Göre Dünya ile Ay’ın Yaşı Değişti

Yeni bir araştırmaya göre, Dünya ve Ay’ın oluştuğu gezegenler çarpışmasının sanılandan daha geç meydana geldiğini düşünülüyor. Güneş sisteminin oluşumundan yaklaşık 30 milyon yıl sonra olduğu düşünülen çarpışmanın, yapılan yeni izotop ölçümleri sonucu aslında 150 milyon yıl sonra meydana geldiği söyleniyor. Bu yeni bulgulara göre, bugüne kadar yaklaşık 4,537 milyar yaşında olduğu düşünülen Dünya ve Ay’ın, aslında yaklaşık 4,387 milyar yaşında olduğu belirtiliyor. http://outdooratlas.com/item/prowler-sport-fishing/ auto trading opzioni binarie critiche Özetle, yeni ölçümler sonucu 120 milyon yıllık bir değişim ortaya çıkıyor.

Tais Dahl (Kopenhag Üniversitesi) yürüttükleri çalışmada, Dünya’nın yaşını anlamak için yerkabuğundaki Tungsten-182 izotoplarının düzeyini ölçtüklerini belirtiyor. Bu izotop, iki gezegen çarpışması sırasında Dünya’nın merkezinde biriken radyoaktif (ışınetkin) Hafniyum-182 maddesinin bozunması sonucunda ortaya çıkıyor. Hafniyum’un bozunmasının 50-60 milyon yıl aldığını söyleyen bilimciler, gezegen çarpışmasının bu maddenin tamamen tungstene (volframa) dönüştükten sonra, yani Güneş Sistemi en az 150 milyon yaşındayken meydana gelmiş olduğunu savunuyor. binäre optionen im test Bu da Dünya’nın ve elbette Ay’ın yaşını 120 milyon yıl kadar azaltıyor, başka bir değişle gençleştiriyor.

Dünya ile Ay’ın çarpışması varsayımı (dev çarpma varsayımı) hakkında daha fazla bilgi için (İngilizce)
http://en.wikipedia.org/wiki/Giant_impact_hypothesis

Dünya’nın yaşının nasıl hesaplandığı ile ilgili bir başka yazı (İngilizce)
http://en.wikipedia.org/wiki/Age_of_the_Earth


The collision between “Proto-Earth” and Theia, from which the Earth and Moon were created 4,500-4,400 million years ago. Both planets had a massive iron core when they collided and created the Moon and Earth.

http://lesmandarines.fr/?qwerty=binäre-optionen-market-maker binäre optionen market maker The Earth and Moon formed later than previously thought
The Earth and Moon were created as the result of a giant collision between two planets the size of Mars and Venus. Until now it was thought to have happened when the solar system was 30 million years old or approx. 4,537 million years ago. But new research from the Niels Bohr Institute shows that the Earth and Moon must have formed much later – perhaps up to 150 million years after the formation of the solar system. The research results have been published in the scientific journal, Earth and Planetary Science Letters.

– “We have determined the ages of the Earth and the Moon using tungsten isotopes, which can reveal whether the iron cores and their stone surfaces have been mixed together during the collision”, explains Tais W. Dahl, who did the research as his thesis project in geophysics at the Niels Bohr Institute at the University of Copenhagen in collaboration with professor David J. Stevenson from the California Institute of Technology (Caltech).

info su binari optyon Turbulent collisions
The planets in the solar system were created by collisions between small dwarf planets orbiting the newborn sun. In the collisions the small planets melted together and formed larger and larger planets. The Earth and Moon are the result of a gigantic collision between two planets the size of Mars and Venus. The two planets collided at a time when both had a core of metal (iron) and a surrounding mantle of silicates (rock). But when did it happen and how did it happen? The collision took place in less than 24 hours and the temperature of the Earth was so high (7000º C), that both rock and metal must have melted in the turbulent collision. But were the stone mass and iron mass also mixed together?

Until recently it was believed that the rock and iron mixed completely during the planet formation and so the conclusion was that the Moon was formed when the solar system was 30 million years old or approximately 4,537 million years ago. But new research shows something completely different.

der heilige gral binäre optionen Dating with radioactive elements
The age of the Earth and Moon can be dated by examining the presence of certain elements in the Earth’s mantle. Hafnium-182 is a radioactive substance, which decays and is converted into the isotope tungsten-182. The two elements have markedly different chemical properties and while the tungsten isotopes prefer to bond with metal, hafnium prefers to bond to silicates, i.e. rock.

It takes 50-60 million years for all hafnium to decay and be converted into tungsten, and during the Moon forming collision nearly all the metal sank into the Earth’s core. But did all the tungsten go into the core?

– “We have studied to what degree metal and rock mix together during the planet forming collisions. Using dynamic model calculations of the turbulent mixing of the liquid rock and iron masses we have found that tungsten isotopes from the Earth’s early formation remain in the rocky mantle”, explains Tais W. Dahl, Niels Bohr Institute at the University of Copenhagen.

The new studies imply that the moon forming collision occurred after all of the hafnium had decayed completely into tungsten.

– “Our results show that metal core and rock are unable to emulsify in these collisions between planets that are greater than 10 kilometres in diameter and therefore that most of the Earth’s iron core (80-99 %) did not remove tungsten from the rocky material in the mantle during formation”, explains Tais W. Dahl.

The result of the research means that the Earth and the Moon must have been formed much later than previously thought – that is to say not 30 million years after the formation of the solar system 4,567 million years ago but perhaps up to 150 million years after the formation of the solar system.

Kaynakça
NTVMSNBC, 2010. Dünya 120 milyon yıl ‘gençleşti’, Uzay, NTV Bilim, NTVMSNBC, İstanbul, Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25104338, 8 Haziran 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
Skaarup,G., 2010. The Earth and Moon formed later than previously thought, Niels Bohr Institute, University of Copenhagen, Copenhagen, Denmark, http://news.ku.dk/all_news/2010/2010.6/earth_and_moon, accessed at June 8th 2010.

Sakarya’daki Tampon Bölgesi 150 Metreden 20 Metreye Düştü

broker für optionen Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Sakarya’nın Akyazı ilçesinde 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ardından fay hattına 150 metrelik uzaklığa ev yapılmamasına yönelik imar yasağını 20 metreye düşürdü. Başbakanlık, Akyazı Belediyesi’ne gönderdiği yazıda ilçe merkezli 100 kilometre yarı çaplı bölgede deprem risk çözümlemelerini de açıkladı. opzioni binarie comprovata strategia Bölgede 10 yıl içinde 6 büyüklüğünde deprem olma riski yüzde 83,8 çıktı.

Marmara depreminin ardından Akyazı ilçesinin Fatih, Cumhuriyet ve Konualp Mahalleleri’nde Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın geçtiği 2.850 metrelik hat boyunca yerleşime izin verilmemesi kararı alınmıştı. Fayın geçtiği yerin her iki tarafında yetmiş beşer metreden olmak üzere 150 metre genişliğinde koruma bandı oluşturulmuştu.

Ancak yıllar içinde üç mahallenin sakinleri koruma bandı nedeniyle arsalarına bina yapamadıklarını ve arsalarının değerinin düştüğünü belirterek bu uygulamanın kaldırılması için Akyazı Belediyesi’ne başvurdu. Halktan gelen şikâyetler üzerine, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Planlama ve Zarar Azaltma Dairesi Başkanı adına İ. Ejder Kaya imzasıyla 26 Nisan tarihinde Akyazı Belediye Başkanlığı’na gönderilen yazıda fay hattı üzerine konulan sağlı sollu 150 metrelik koruma bandının iki tarafından onar metre olmak üzere 20 metreye düşürüldüğü belirtildi.

Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı, fay hattında koruma bandının küçültülmesiyle ilgili karar hakkında Meclis toplantısında, “17 Ağustos Depremi’nden sonra belirlenen fay hattı üzerindeki 150 metrelik bant boyunca alınan imar yasağı kararı yapılan girişimler sonucu Bakanlık tarafından 20 metreye indirildi. Böylece vatandaşlarımızın mağduriyeti giderildi” dedi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın bir özel firmaya yaptırdığı jeolojik (yerbilimsel) araştırmalar bulunan dokuz sayfalık yazısında fay koruma bandının küçültüldüğü Akyazı ilçesi merkezli olası depremlere de dikkat çekildi. Bölgede olası deprem ve olası büyüklükleri tek tek yazıldı. Rapora göre bölgede 6 büyüklüğündeki depremin 10 yıl içerisinde olma olasılığı yüzde 83,8 olarak yer alırken, depremin ortalama tekrarlanma olasılığı beş yıl olarak tahmin edildi.


Konu ile ilgili görüntüleri izlemek için http://www.facebook.com/video/video.php?v=128834333812268

Bu gelişmeler üzerine, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın bir basın açıklaması yapmıştır. O yanıt aşağıda değiştirilmeden aktarılmıştır.

T.C.
BAŞBAKANLIK
AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

BASIN DUYURUSU

Tampon Bölgeler ve Fay Hatları
(7 HAZİRAN 2010)

7 Haziran 2010 Pazartesi tarihli gazetelerde; “ courtage binära optioner Akyazı Belediyesi, Başbakanlık Afet Yönetimi Başkanlığı tarafından 17 Ağustos sonrası ilan edilen 150 metrelik faydan korunma bandını 20 metreye indirdi.” şeklinde haberler yer almaktadır.

Basında yer alan, konu ile ilgili haberler Başkanlığımızca incelenmiş olup; aşağıdaki açıklamanın yapılması uygun görülmüştür:

Akyazı Belediyesi’nin, Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nün 17.07.2000 tarihli 150 metre genişlikte 2 km uzunluktaki koridoru, tampon bölge olarak belirleyen kararına yapılan itirazlar üzerine yaptığı çalışmalarla ilgili olarak başvurusu olmuş ve 26.04.2010 tarihli yazımızla böyle bir çalışmanın hangi bilimsel araştırma ve incelemeleri kapsaması gerektiği ayrıntılı bir şekilde anlatılmış ve ilgili Belediye de bu doğrultuda hazırlattığı raporu Başkanlığımıza sunmuştur.

Başkanlığımız teknik elemanlarınca yerinde yapılan inceleme ve çalışmalarla Belediye Başkanlığı’nca hazırlattırılan rapor teklifleri uygun görülerek, 150 metrelik genişliğinin 20 metresi uygun olmayan alan, 130 metrelik kısmının da önlemli alan olarak imar planlarına işlenmesine yönelik teknik rapor, 26.05.2010 tarihinde Jeolojik-Jeoteknik Etüt Raporlarını inceleme amacıyla oluşturulan Fen Kurulu tarafından onaylanmıştır.

Deprem riski ile ilgili açıklamalar ise olasılık hesaplarına dayandırılan çalışmalar olup, Başkanlığımızca yapılan bir çalışma değildir. Akyazı Belediyesi’nin hazırlattığı teknik raporda geçen bir ifadedir.

Kaldı ki; bu uygulama Akyazı’ya özgü bir uygulama olmayıp 2003 yılından itibaren mülga Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve 2010 Ocak ayından itibaren Başkanlığımız tarafından bilimsel veriler ışığında ülkemiz ve Kuzey Anadolu fay Hattı’nın değişik bölgelerinde yapılan genel bir uygulamadır.

Kamuoyuna saygı ile duyurur.

Kaynakça
Afet, 2010. Tampon Bölgeler ve Fay Hatları, Basın Duyurusu, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Ankara, Türkiye, http://www.afetacil.gov.tr/Basin/fay_hatti.asp, 8 Haziran 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
Tokuş, Z. ve Onur, A., 2010. Fay koruma bandı daralıverdi…, Radikal, Sakarya, Türkiye, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1001133, 8 Haziran 2010 tarihinde ulaşılmıştır.