Deepwater Horizon Yıkıldı ve Meksika Körfezi’ne Petrol Karıştı

binario demo Deepwater Horizon (Derin Deniz Ufku) adlı platform, 20 Nisan 2010’da, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Luisyana eyaleti açıklarında patladı. Deepwater Horizon’da çıkan yangın, tüm denetim altına alma çabalarına rağmen 36 saat boyunca yandı ve 22 Nisan’da Meksika Körfezi’nin sularına gömüldü. Yetkililer, kaçmayı başaramayan 11 petrol işçisinin kayıp olduğunu ve hayatta kalmalarının mümkün görünmediğini bildirdi. Olayda 17 işçi yaralanırken 100’den fazlası da tahliye edilerek kurtarıldı.

BP şirketinin petrol arama çalışmaları için kiraladığı Deepwater Horizon adlı platformunun, patlamadan önce Luisyana eyaletinin 80 kilometre açığında keşif çalışması yapmakta olduğu öğrenildi. ABD Sahil Güvenlik birimi, petrol kuyusunda 2,6 milyon litreden fazla yakıt bulunduğu ve günde 8 bin varil petrol pompalandığı belirtiliyor. Son bilgilere göre, Amerikan Sahil Muhafaza yetkilisi Tuğgeneral Mary Landry, çöken petrol platformunun kırılan bir borusundan günde 5.000 varil petrolün denize sızdığını düşündüklerini söyledi. Bu değer, daha önceki tahminden beş kat daha fazla oranda petrolün suya karıştığı anlamına geliyor.

iq option come si preleva Petrol platformunun çökmesi ardından sualtı petrol kaynağından sızan ve denetim altına alınamayan petrolün bir kısmı su yüzeyinde yakılarak yok edilmeye çalışılıyor. Gözlemciler Amerikan tarihinin en kötü petrol kirliliği vakalarından birinin yaşanabileceğinden korkuyor.

Bu çevre felaketi ile ilgili yürütlen çalışmları ilk ağızdan takip etmek için http://www.deepwaterhorizonresponse.com

BP şirketi çok sayıda deniz ve hava aracının yanı sıra robot bir denizaltıyı da kullanarak sızıntıyı durdurmaya çalışıyor. Ancak autopzionibinarie consigli BP’nin yaptığı hesaba göre halen günde 1.000 varil petrol, Meksika Körfezi’ne akıyor. BP şirketi, 2009’da Texas City’deki bir rafineride 15 kişinin öldüğü büyük bir patlama sonrası tesiste güvenlik önlemlerini artırmadığı için 87 milyon dolar para cezasına çarptırılmıştı. Ancak patlama meydana gelen platformun bu yıl Şubat, Mart ve Nisan aylarında rutin şekilde denetlendiği ve platformda herhangi bir soruna rastlanmadığı açıklandı. come leggere i grafici per le opzioni binarie Patlamanın nedeni henüz bilinmiyor.

Petrol platformundan sızan petrolün ABD kıyılarına ulaştı. Bölgede 10 gün süreyle balık avı yasaklandı; Mississippi, Alabama, Luisyana ve Florida’da olağanüstü hal ilan edildi. Sonuç olarak fatura kesildi. مقارنة وسيط الفوركس ABD Başkanı Obama, “Büyük, belki de şimdiye kadar görülmedik boyutlara ulaşabilecek bir çevre felaketiyle karşı karşıyayız. Bu felaketten BP sorumludur ve faturayı ödeyecek” dedi.

simulazione operazioni binarie Öte yandan geçen ay Amerikan karasularını, petrol ve doğalgaz aramalarına açan Obama yönetimi, felaketin ardından kararı askıya aldı. Petrol platformunda geçen hafta meydana gelen patlamayla ilgili inceleme sonuçlanana kadar, yeni arama ruhsatı verilmeyeceği açıklandı. Peki yaşanan çevre felaketi sonucu, askıya alınan bu kararın arkasında ne yatıyor?

Lisa Margonelli*: Geçmişte hem denizde, hem de karada daha fazla petrol arama çalışmasının öncülüğünü yapanlar Cumhuriyetçilerdi. Parti olarak sahiplendikleri bir konuydu bu. Demokrat yönetimin 67 milyon hektarlık bir alanı petrol aramalarına açacağını açıklaması, siyasette bir değişime işaret ediyor.

BBC: Bu kararın arkasında Amerikan’nın enerji ihticaından ziyade Başkan Obama’nın siyasi hesaplarının bulunduğu söyleniyor. Bir diğer deyişle, iklimle ilgili yasa tasarısını Kongre’ye getirme ihtiyacı gözönüne alınarak hesaplar yapıldığı belirtiliyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Lisa Margonelli: Kesinlikle katılıyorum buna. Bu tamamiyle, yerli petrol şiketlerine yeni petrol arama olanakları sağlanmadıkça, iklim yasasına karşı çıkacak Demokrat ve Cumhuriyetçileri çekmenin bir yolu. Bu kararın bir başka yanı da, gelir sağlama potansiyeli içermesi. Dolayısıyla bunu ekleyerek iklim yasasını geçirmekle, yönetimin aslında iflas ettirilmemiş olacağı mesajı veriliyor.

BBC: Peki Atlas Okyanusu’nda, Meksika Körfezinde derhal sondaj çalışmalarına başlanabileceğini düşünüyor musunuz?

Lisa Margonelli: Pek bilmiyorum. Bu bögelerin büyük kısmında neredeyse 30 yıldır inceleme yapılmadı. Herhalde Florida ve Alabama açıklarında büyük miktarda petrol ve doğalgaz bulunmakta… Çünkü burası, uzun yıllardır sondaj yapılan Meksika Körfezindeki petrol alanlarının hemen yanıbaşında. Bu alanda 3,5 milyar varil petrol bulunduğu tahmin ediliyor. Bu çok büyük bir rakam. Ayrıca Alaska’nın kuzeyindeki bölge de çok büyük. Ancak Obama bu kararla, Alaska’nın bir parçası olan ve çok büyük miktarlarda somon balığı, balina barındıran, balıkçılık açısından çok büyük önem taşıyan Bristol Körfezi’ni arama çalışmalarının dışında tuttu. Obama’nın kararı çevreciler arasında huzursuzluk yaratacak yine de. Biz, dünyada üretilen petrolün dörtte birini tüketiyoruz. Bu petrolün başka yerlerden, Nijerya, Çad, Sudan gibi, yasaların sınırlı olduğu, çevre standartlarının düşük tutulduğu ülkelerden gelmesinde ısrar etmemiz de, bence, hakça bir durum değil. Önümüzdeki yıllarda bence bu durumun değiştiğini göreceğiz.

*New America Foundation adlı düşünce kuruluşunda petrol uzmanı

Oil Slick Spreads off Gulf Coast

NASA’s Aqua satellite captured this image of the Gulf of Mexico on April 25, 2010 using its Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer (MODIS) instrument. With the Mississippi Delta on the left, the silvery swirling oil slick from the April 20 explosion and subsequent sinking of the Deepwater Horizon drilling platform is highly visible. The rig was located roughly 50 miles southeast of the coast of Louisiana.

The oil slick may be particularly obvious because it is occurring in the sunglint area, where the mirror-like reflection of the Sun off the water gives the Gulf of Mexico a washed-out look. Oil slicks are notoriously difficult to spot in natural-color (photo-like) satellite imagery because a thin sheen of oil only slightly darkens the already dark blue background of the ocean. Under unique viewing conditions, oil slicks can become visible in photo-like images, but usually, radar imagery is needed to clearly see a spill from space.

Image Credit: NASA/MODIS Rapid Response Team

Kaynakça
BBCTürkçe, 2010. ABD’de petrol platformu çöktü, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100423_oilrig.shtml, 29 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. ABD’de dev petrol sızıntısı ‘sanıldığından da kötü’, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100429_oil_environment.shtml, 29 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. ABD’de çevre felaketi korkusu, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100426_louisiana_oilspill.shtml, 29 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. Obama faturayı BP’ye çıkardı, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100430_oil_spill.shtml, 30 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. Obama denizleri petrol ve doğalgaz aramalarına açıyor, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100401_obamadrill.shtml, 30 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. BP Petrol sızıntısını temizleyecek, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/05/100503_bp_cleanup.shtml, 4 Mayıs 2010 tarihinde ulaşıldı.

Eyyafyallayöküll’den Yayılan Kül Bulutları Avrupa’da Hava Ulaşımını Felç Etti

İzlanda’daki Eyjafjallajoekull (Eyyafyallayöküll) buzulunun altındaki yanardağın yeniden canlanmasının ardından, buzulda erime meydana geldi. Bu erimenin yol açtığı seller yüzünden, İzlanda’nın güney batısında yaşayan 800 kişi evlerinden tahliye edildi. i migliori trading italiani per opzioni binarie Şimdiyse yanardağdan çıkan ufak kaya parçacıkları tüf ve küllerin bölgesel etkileri hissediliyor düzeye erişti.


Bu konu ile ilgli görüntüler için http://www.facebook.com/video/video.php?v=113857265309975, http://www.facebook.com/video/video.php?v=114177241944644

İngiltere, İrlanda, Norveç, Danimarka, Belçika, Hollanda, Litvanya ve Finlandiya’da hava sahası kapatıldı. İsveç, Almanya ve Fransa ise hava sahalarını kısmen kapattı. Kuzey İrlanda ve İskoçya’da kül bulutunun tehlikesi azaldıkça bazı uçuşlara izin verildi.

Kuzey ve Batı Avrupa’da hava sahalarının büyük bölümünün kapalı olması yüzünden, Avrupa ve dünya çapında yüzbinlerce yolcunun bu durumdan etkilendiği kaydedildi. Uzmanlarsa, yanardağdan çıkan ufak kaya parçacıklarının uçak motorlarını tıkayabileceğini belirtiyorlar. Avrupalı yetkililer, rüzgârın az olması nedeniyle bulutun yavaş ilerlediğini ve hâlâ çok yoğun olduğunu belirtiyor.

1982 yılında British Airways’e ait bir uçak, bir yanardağdan yükselen kül bulutu içinden geçerken, dört motoru birden durmuş. Uçak çok fazla yükseklik kaybından sonra yeniden çalışan motorları sayesinde uçmaya devam etmiş.

“Good evening ladies and gentlemen. This is your captain speaking. We have a small problem. All four engines have stopped. We are doing our damnedest to get them going again. I trust you are not in too much distress.”
– Captain Eric Moody, flight announcement, 24 June 1982.

Kül bulutunun ekonomik açıdan etkileri de ortaya çıktı. British Airways’in hisseleri % 1, Lufthansa’nın hisseleri % 1,5, Air France-KLM’nin hisseleri ise % 1,8 düşüş gösterdi. Meteoroloji yetkilileri, yanardağdan yükselen küllerin dağılmasının günler alabileceğini belirtiyorlar. Yaşanan kaos yüzünden havayolu şirketleri günde 130 milyon sterlin zarar ediyor. Öte yandan yolcuların alternatif arayışı sonucu kaydığı demiryolları şirketlerinin bilet satışlarında ise patlama oldu.

Son haberlere göre kül bulutundan etkilenen ülkeler..

http://posgrado.ipa.org.ar/?seyl=come-fare-trading-in-60-s-nelle-opzioni-binarie&c04=1d come fare trading in 60 s nelle opzioni binarie Hava Sahasını Kapatan Ülkeler
Avusturya, Belçika, Bosna-Hersek, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Almanya, Macaristan, İrlanda, Letonya, Hollanda, Polonya, Slovakya, Slovenya, İsveç, İsviçre, Ukrayna, İngiltere

http://cobracartech.co.uk/?sivoxo=estrategia-rompimientos-opciones-binarias&638=5f estrategia rompimientos opciones binarias Hava Sahasını Kısmen Kapatan Ülkeler
Belarus, Hırvatistan, Fransa, İtalya, Litvanya, Norveç, Sırbistan

opcje binarne automat Hava Sahası Uçuşa Açık Olan Ülkeler
İspanya, Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye

Yerden yaklaşık 5.000-10.000 metre yükseklikte etkili olan rüzgar, güney yönden estiğinden Türkiye ve Güney Avrupa’ya şimdiye kadar volkanik küller gelmedi. binäre optionen demokonto eröffnen İzlanda’daki yanardağdan Avrupa’ya yayılan küllerin Salı günü Türkiye’ye ulaşması bekleniyor. Volkanik küllerin içinde silisyumdioksit, kükürt ve karbondioksit bulunduğundan özellikle toprak, bitki ve tarihi eserlere büyük zarar veriyor. Ülkenin büyük bölümünde Salı’dan itibaren Cuma’ya kadar (20-23 Nisan 2010) yağmur olacak. Bu yağmurlar volkanik küller birleşince asit yağmurlarına dönüşecebilecek. Yağmurun vücudumuza değmesini engellemek gerektiğinden muhakkak şemsiye kullanılması gerekiyor. Ayrıca deriyle teması önlemek için şemsiye dışında başka koruyucular da yararlı olabilir.

Kaynakça
BBCTürkçe, 2010. Havacılık hisseleri düşüyor, Ekonomi, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2010/04/100416_airline_shares.shtml, 16 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. Avrupa hava sahası bugün de felç, Avrupa, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100416_volcano_europe_update.shtml, 16 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. Avrupa hava sahasında uçuş yasağı sürüyor, Avrupa, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100417_volcanic_ash.shtml, 17 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
Çalışkan, D., 2010. Kül geliyor, asit yağmuruna dikkat!, Türkiye, NTVMSNBC, İstanbul, Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25083178, 17 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.

14 Nisan 2010 Çin Depremi

binäre trades erfahrungen Yerel saatle sabah 8 sularında (TSİ 02.49) Rihter ölçeğien göre 6,9 büyüklüğündeki deprem, Çin’in kuzeybatısındaki Tibet ile Çinghay eyaleti arasındaki dağlık bölgeyi vurdu. Resmi verilere göre depremde en az 617 kişi hayatını kaybetti. Yaralı sayısının 10.000 kişiyi bulduğu söyleniyor. Bölgenin dağlık yapısı, kurtarma çalışmaları önünde ciddi bir engel oluşturuyor.

Depremin ardından üç artçı sarsıntı daha yaşandı. Çinli yetkililer tek katlı çok sayıda evin depremde çöktüğünü ya da hasar gördüğünü söylüyor. Depremin merkez üssü yakınlarında bulunan Yuşu’da binaların yüz 80 oranında hasar gördüğünü ve Jiegu kasabasındaki binaların yüzde 85’inin tahrip olduğu söyleniyor.

http://www.goydc.com/?dunga=trading-212-fa-azioni-binarie&cd4=47 trading 212 fa azioni binarie Fay hatları üzerindeki Tibet platosu depremlerin sık sık yaşandığı bir alan. 2008 yılında Çin’in Sişuan bölgesini vuran büyük depremde 90 bin kişi ölmüş ya da kayıplara karışmıştı.

Köp Generic Atarax nätet Tectonic Summary
The southern Qinghai Province, China earthquake of April 13, 2010 occurred as a result of strike-slip faulting in the tectonically complex region of the eastern Tibetan Plateau. This earthquake occurred several hundred kilometers north of the convergent India:Eurasia plate boundary, where the Indian Plate is moving northwards with respect to Eurasia at a rate of approximately 46 mm/yr. This convergence drives the uplift of the Himalaya Mountains, at a rate of approximately 10 mm/yr, and the Tibetan Plateau, which is an extremely broad region of thickened and uplifted crust sitting above 4.5-5 km.

In the region of the April 13 earthquake the Tibetan Plateau is extending and translating east-southeastward within a larger zone of generally north-south convergence. Based on the location, depth, and moment tensor of the event, the Qinghai Province earthquake likely reflects the interplay amongst these major tectonic forces, dominated in this location by southeastward translation. The eastward motion of Tibet with respect to Eurasia further north is accommodated in part by the large intra-continental Altyn Tagh and Kunlun strike-slip fault systems. Several large historic events in the Qinghai Province have occurred on the Kunlun fault, which runs west-east approximately 300 km to the north of the April 13 event. The April 13 earthquake is one of the largest known historic earthquakes within several hundred kilometers of its location. In 1738, a nearby earthquake of approximately magnitude 6.5 caused over 300 fatalities.

The magnitude 7.9 Wenchuan (Sichuan) earthquake of May 12, 2008 occurred on the margin of the Tibetan Plateau, in contrast with the April 13, 2010 earthquake, which occurred in the plateau’s interior. The 2008 earthquake killed over 70,000 people and displaced over 15 million.

Kaynkaça
BBCTürkçe, 2010. Çin’de deprem: En az 600 ölü, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100414_china_quake.shtml, 15 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
BBCTürkçe, 2010. Çin depreminde kurtarma çalışmaları hızlandırılıyor, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100415_china_update.shtml, 15 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.
USGS, 2010. Magnitude 6.9 – SOUTHERN QINGHAI, CHINA, United States Geological Survey, Reston, Virginia, United States of America, http://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eqinthenews/2010/us2010vacp, accessed at April 15th 2010.

Dünya’nın En Yüksek Noktası Olan Everest’in Zirve Yüksekliği Sabit Değil

Uzun süredir Everest’in yüksekliği (yükseltisi, rakımı) konusunda anlaşamayan Çin ile Nepal nihayet bir uzlaşmaya vardı. İki ülkenin sınırları boyunca uzanan dünyanın en yüksek dağının yüksekliğinin Köp 20 mg Inderal med visum 8.848 metre olduğuna karar verildi.

Çinli yetkililer, kaya yüksekliğini ölçmek gerektiğini söylerken, Nepalliler ise Everest’in üzerindeki kar tabakasının da hesaba katılması gerektiğinde ısrar ediyordu. Nepal’in başkenti Katmandu’da bir araya gelen temsilciler, sonuçta Nepal’in savında karar kıldı. Böylece kar katmanı Çin’in önerdiği 8.844 yüksekliğine dört metre daha kattı ve Everest’in boyunun ölçüsü konusunda Nepal’in önerdiği 8.848 metrede anlaşıldı.

Everest’in yükseliğinin ilk ölçüm girişimi 1856 yılında yapılmıştı. 1953 yılında ise dünyanın en yüksek noktasına ilk kez adım atıldı. Geçen zaman zarfında binlerce kişi Everest’in tepesine ölümü göze alarak tırmandı, fakat dağın yüksekliğinin ne olduğu tartışması dinmedi. Geniş çapta kabul gören 8.848 metre yükseklik ilk defa 1955 yılında Hindistan’dan bir ekip tarafından saptanmıştı. Hintli ekip, Everest’in kar tabakasını da hesaba katmıştı.

giocare in borsa da casa Fakat jeologlar (yerbilimciler), Çin ile Nepal’in ikisinin de yanlış rakamlar üzerinde tartışıyor olabileceğini düşünüyor. Çünkü dağların boyları sabit değil, hareket halindeki kıtasal plakalar dağların yüksekliğini değiştiriyor.

Everest’in parçası olduğu Himalayalar, Hindistan yarımadasının Asya’nın içine doğru sokulması sonucu ortaya çıktı ve bu jeolojik (yerbilimsel) hareket halen devam ediyor. Dolayısıyla Everest’in boyu zaman içinde devamlı yükseliyor. 1999 yılında küresel konum belirleme sistemini (İng. GPS) kullanan Amerikalı bir ekip, Everest’in yüksekliğini 8.850 metre olarak hesapladı. Amerikan Ulusal Coğrafya Derneği de haritalarında artık bu rakamı kullanıyor. Fakat Everest’in iki metre boy atmış olduğunu henüz Nepal resmen kabul etmiş değil.


Büyütmek için tıklayın! Himalayalar ve Tibet platosunu gösteren, NASA’ya ait bu fotoğrafın üzerine İngilizce olarak adlar eklenmiş.

Click to enlarge! The Himalayan mountain range with Mount Everest as seen from the International Space Station looking south-south-east over the Tibetan Plateau. Four of the world’s fourteen eight-thousanders, mountains higher than 8000 metres, can be seen, Makalu (8462 m), Everest (8850 m), Lhotse (8516 m) and Cho Oyu (8201 m). The South Col Route is Mount Everest’s most often used climbing route. This image is a modified version of this NASA Image.

Nepal and China agree on Mount Everest’s height
China and Nepal have agreed a solution to a long-running disagreement over the height of Mount Everest.

They agreed that the world’s highest mountain – which traverses the border of the two countries – should be recognised as being 8,848m tall.

The Chinese previously argued it should be measured by its rock height. Nepal said it should be measured by its snow height – this is four metres higher.

During talks in Nepal’s capital Kathmandu, China accepted that claim.

This means the official overall height of Everest is now designated as 8,848m. Nepal also recognises China’s claim that the rock height of Everest is 8,844m.

Correspondents say that while thousands of people have climbed the mountain since the first ascent in 1953 by Sherpa Tenzing Norgay and Edmund Hillary, its exact height has been disputed ever since the first measurement was made in 1856.

The broadly-accepted height of 8,848m was first recorded by an Indian survey in 1955. It measured the mountain’s snow cap, rather than the rock beneath it.

But geologists say that the estimates of both countries over the height of Mount Everest could be wrong.

They say that the mountain is becoming higher as India is gradually pushed beneath China and Nepal because of shifting continental plates.

In May 1999 an American team used GPS technology to record a height of 8,850m – a figure that is now used by the US National Geographic Society – although it has not been officially accepted by Nepal.

Kaynakça
BBC, 2010. Nepal and China agree on Mount Everest’s height, South Asia, London, England, http://news.bbc.co.uk/2/hi/south_asia/8608913.stm, accessed at April 11th 2010.
BBCTürkçe, 2010. Everest’in yüksekliğinde anlaşmaya varıldı, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100409_everest_height.shtml, 11 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.

Jeolojik Takvimde “Antroposen” Sesleri Yükseliyor

İnsanoğlunun çevre, iklim kısaca Dünya üzerindeki etkilerinin milyonlarca yıl sürecek değişimlere neden olup olmadığı tartışmaları süre dursun, sanayi devrimi ile yeni bir döneme girdiğimizi savunan kesimin sesi biraz daha gür çıkmaya başladı. Aralarında bir Nobel Ödülü sahibinin de bulunduğu dört bilimci tekrar, dünyanın yeni bir jeolojik (yerbilimsel) döneme girdiğini savunarak, bu çağa Antroposen (Yeni İnsan, İnsan Çağı) adının verilmesini önerdi.

Pek çok alanda, ekolojiden, biyogenetiğe, fikri mülkiyete kadar her alanda artık bir sıfır noktasına erişiyoruz. Bir Hint filozof ve kültür eleştirmeni olan Çakrabarti, -ki genellikle kendisiyle hemfikir değilimdir- şu konuda haklıydı. Dünya yeni bir döneme giriyor. Antroposen yani İnsan çağı. Kapitalizmle başlamıştı aslında ama 20. yüzyıldan itibaren biz insanlar ilk kez olarak artık bir jeolojik faktörüz. Sadece doğanın içinde ve onun parametreleriyle yaşadığımızdan değil. Onu etkileyebiliyoruz da. Sadece küresel ısınma da değil. Çin’deki arkadaşlarımın dediğine göre Çinli jeologlar arasında dillendirilmeyen bir anlaşma varmış ve iktidardakiler bunun halka açıklanmasını istemiyormuş. Buna göre bir buçuk yıl önce Çin’de meydana gelen büyük depremin insanlar tarafından üretildiğini söylüyorlar. Bunun nedeni ise yeni inşa ettikleri Üç Boğaz Barajı imiş. Bu barajlar devasa yapay gölleri de beraberinde getiriyor biliyorsunuz. Jeologların iddiasına göre bu yapay göl, yer altındaki fay hatları üzerinde haddinden fazla basınç oluşturuyormuş. Bu da bir depreme veya en azından mevcut bir depremin daha şiddetli olmasına yol açabiliyormuş.

Söyleyeceğim şu: Bu, çok yeni bir durum. İnsanlar artık doğanın güçleri karşısında eli kolu bağlı varlıklar değil. Nasıl olup bittiği hakkında açık bir fikrimiz olmasa da neredeyse herşeye kadir varlıklar olduk. Ama ne yaparsanız yapın sonuçlarını öngöremiyorsunuz.
Sloven felsefeci Slavoj Žižek

Yer ve iklim bilimci araştırmacılar Environmental Science & Technology adlı bilim dergisinde yayımladıkları taleplerinde, bu yeni dönemin başlangıcının dünyadaki en büyük altıncı kitlesel yokoluşa da tanıklık edeceğini vurguladılar.

Mainz Üniversitesi’nden (Almanya) Nobel ödüllü atmosfer kimyacısı Paul Crutzen, Leicester Üniversitesi’nden (İngiltere) yerbilimciler Jan Zalasiewicz ve Mark Williams ile Avustralya Ulusal Üniversitesi İklim Değişimi Enstitüsü Başkanı Will Steffen, Amerikan Kimya Derneği’nce çıkarılan dergideki makalelerinde küresel değişimin ölçeği konusunda kanıtlar sundular.

Araştırmacılara göre yalnızca iki yüzyıl içinde insanlar Dünyamızı öylesine geniş ve misli görülmemiş değişimlere uğratmış bulunuyorlar ki, milyonlarca yıl süreyle gezegenimizin çehresini değiştirecek yeni bir jeolojik dönemin başlangıcını yaşıyor olabiliriz. Dört bilimci, son dönemlerde muazzam nüfus artışı, megakentlerin mantar gibi çoğalması, fosil yakıt kullanımındaki olağanüstü artış gibi insan kaynaklı değişimler nedeniyle önerdikleri yeni jeolojik döneme Antroposen dönemi adını uygun görüyorlar.

İlk kez Crutzen tarafından geçtiğimiz yüzyılın sonlarında önerilen Antroposen adı, başlangıçta yerbilim camiasında tartışmalara yol açmıştı. Ancak, küresel iklim değişimi ve bitki ve hayvan türlerinde kitlesel yokoluşlar gibi insan kaynaklı potansiyel değişimlerin işaretlerinin çoğalması, Crutzen’in önerisine olan desteği güçlendirmiş bulunuyor. Halen Antropesen adının Jura, Kambriyen, Triyas, Tersiyer gibi daha aşina olduğumuz dönem adlarının yanına katılıp katılmayacağı, yerbilim camiasında resmi olarak tartışılıyor.

Holosen* ile yetinmeyen Crutzen’in önerdiği Antroposen’in bir de rakibi var; Michael Samways tarafından önerilen isimse Homojenosen (İng. Homogenocene).

* Holosen – Günümüz Yaşamı (10.000 yıl öncesi ile günümüz)
Pleistosende yaşanan son buzul çağının kapanmasıyla başlayan bölüm, 11 bin yıl öncesinden günümüze kadar süren zaman dilimini ifade eder. Gerçek bir jeolojik devir olmaktan çok yaşadığımız zamanı tanımlayan bir terimdir. Buzul çağları arasında sıcak bir dönem olan Holosen, insanlığın tüm kayıtlı tarihini ve uygarlığını içerir. Bu bölüm içinde insanlar yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçip, pek çok uygarlık kurdu. Bölümün baskın organizması olan insanlar, Holosen doğasını ciddi biçimde etkileyip, değiştirdi.

Daha fazla bilgi için
http://www.mpch-mainz.mpg.de/~air/anthropocene
http://www.eoearth.org/article/Anthropocene
http://oceanworld.tamu.edu/resources/oceanography-book/anthropocene.htm
http://en.wikipedia.org/wiki/Anthropocene


Günümüzde, artık Dünya’nın ne kadar küçük bir yer olduğu, mesafelerin kalktığı ve ulaşımın ne kadar kolaylaştığı ortada. Büyütmek için tıklayın!
Click to Enlarge! Time to reach a place on land from a nearby major city. From Travel time to major cities: A global map of Accessibility.

The dawn of a new epoch?
Researchers show how world has changed
Geologists from the University of Leicester are among four scientists- including a Nobel prize-winner – who suggest that the Earth has entered a new age of geological time.

The Age of Aquarius? Not quite – It’s the Anthropocene Epoch, say the scientists writing in the journal Environmental Science & Technology. (web issue March 29; print issue April 1)

And they add that the dawning of this new epoch may include the sixth largest mass extinction in the Earth’s history.

Jan Zalasiewicz and Mark Williams from the University of Leicester Department of Geology; Will Steffen, Director of the Australian National University’s Climate Change Institute and Paul Crutzen the Nobel Prize-winning atmospheric chemist of Mainz University provide evidence for the scale of global change in their commentary in the American Chemical Society’s’ bi-weekly journal Environmental Science & Technology.

The scientists propose that, in just two centuries, humans have wrought such vast and unprecedented changes to our world that we actually might be ushering in a new geological time interval, and alter the planet for millions of years.

Zalasiewicz, Williams, Steffen and Crutzen contend that recent human activity, including stunning population growth, sprawling megacities and increased use of fossil fuels, have changed the planet to such an extent that we are entering what they call the Anthropocene (New Man) Epoch.

First proposed by Crutzen more than a decade ago, the term Anthropocene has provoked controversy. However, as more potential consequences of human activity — such as global climate change and sharp increases in plant and animal extinctions — have emerged, Crutzen’s term has gained support. Currently, the worldwide geological community is formally considering whether the Anthropocene should join the Jurassic, Cambrian and other more familiar units on the Geological Time Scale.

The scientists note that getting that formal designation will likely be contentious. But they conclude, “However these debates will unfold, the Anthropocene represents a new phase in the history of both humankind and of the Earth, when natural forces and human forces became intertwined, so that the fate of one determines the fate of the other. Geologically, this is a remarkable episode in the history of this planet.”

DOI: Environ. Sci. Technol. DOI 10.1021/es903118j.

Citation: Zalasiewicz, J.; Williams, M.; Steffen, W.; Crutzen, P. The new world of the Anthropocene. Environ. Sci. Technol. 2010, 44 (7).

Kaynakça
NTVMSNBC, 2010. Yeni jeolojik döneme isim aranıyor!, Bilim, NTV Bilim, NTVMSNBC, İstnabul, Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25075932, 3 Nisan 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
UL, 2010. The dawn of a new epoch?, News – Press Release, Department of Geology, University of Leicester, Leicester, United Kingdom, http://www2.le.ac.uk/ebulletin/news/press-releases/2010-2019/2010/03/nparticle.2010-03-26.0882152385, accessed at April 3rd 2010.

Bu Sefer Oldu, Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki Deney Başarıyla Gerçekleştirildi

Cenevre’de, İsviçre-Fransa sınırında bulunan, 27 kilometrelik oval tünelde yapılan deneyde, proton hüzmeleri, her iki yöne doğru harekete geçirilerek hızlandırıldı ve çarpıştırıldı. 7 trilyon elektron voltluk (TeV) bir enerjiyle, ışık hızına yakın bir hızda gerçekleşen çarpışmanın ardından 18 ila 24 aylık inceleme süresi başlamış oldu.

Dünyanın en büyük atom altı parçacık çarpıştırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı‘nda yapılan deney sayesinde kainatın bazı sırlarının anlaşılması umuluyor. Deneyde, ”Büyük Patlama” ile ortaya çıkan evrendeki madde yapısının daha iyi anlaşılması amaçlanıyor.

Deney süresince parçacıkların çarpıştırılması sonucundaki parçalanmayla ortaya çıkacak alt parçacıkların neler olduğu belirlenmeye çalışılacak, teorik (kuramsal) düzeyde açıklaması yapılmış olan parçacıkların veya önerme düzeyindeki mikro güçlerin varlığı tespit edilmeye çalışılacak. Ancak bilim insanları deney sonucunda elde edilecek verileri değerlendirmenin uzun zaman olacağının altını çiziyor ve kamuoyunu kısa süre içinde yanıtlar beklememeleri konusunda uyarıyorlar.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda çalışan bilim insanlarından Guido Tonelli, “Büyük keşifler ancak milyarlarca veri topladığımızda ve yeni bir madde ya da parçacığa işaret edecek ender anları tespit edebildiğimizde söz konusu olacaktır. Bu da yarın olmayacak. Aylar, yıllar sürecek.” şeklinde konuşuyor.

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN‘in Genel Müdürü Rolf-Dieter Heuer, yaptığı açıklamada, “Yeni Fiziğin kapılarını, insanlık tarihindeki yeni bir keşifler dönemini açıyoruz” dedi.

Parçacıklar birbirlerine çarptığında her bir çarpışmanın yarattığı mini patlamalar, dünyanın dört bir yanındaki binlerce bilimci tarafından zaman içerisinde incelenerek analiz edilecek. Bu analizlerle, 13,7 milyar yıl önce olduğu tahmin edilen Büyük Patlama‘nın meydana geldiği anın hemen sonrasındaki koşullar anlaşılmaya çalışılacak.

Yıldızların ve gezegenlerin kökeni, kara enerjinin ne olduğu, evrenin yüzde 25’ini oluşturduğu sanılan kara maddenin yapısı gibi sırlara erişilmesi de umuluyor. İskoç bilimci Peter Higgs’in 30 yılı aşkın bir süre önce ortaya attığı, maddeye kütlesini verdiği varsayılan Higgs bozonunun varlığını belirlemek de deneyin hedefleri arasında. Böylece neden maddenin kütlesi olduğuna bir açıklama getirilebilmesi umuluyor.

19 Mart’tan (2010) bu yana iki proton hüzmesi aksi istikametlerde 3,5 TeV’lik bir enerjiyle ilerliyordu. 30 Mart’ta bu parçacıkların çarpıştırılmasına izin verildi. 7 TeV’lik enerji, bugüne kadar Avrupa ve ABD’deki çarpıştırıcılarda kaydedilen en yüksek enerji düzeyi oldu. 7 TeV’lik deney sürecinin tamamlanmasının ardından, Büyük Hadon Çarpıştırıcısı yaklaşık bir yıl süreyle bakıma alınacak. Yeniden çalıştırılmaya başlandığında bu kez 14 TeV’lik enerjiye ulaşılmaya çalışılacak.

Peki Nedir Bu eV?
Elektronvolt (sembolü eV) bir enerji birimidir. Bir elektronun, boşlukta, bir voltluk elektrostatik potansiyel farkı katederek kazandığı kinetik enerji miktarıdır. Başka bir değişle, 1 volt çarpı elektronun yüküne eşittir.

1 keV = 1 kiloelektronvolt = 10^3 (10 üssü 3 / 1.000) eV
1 MeV = 1 megaelektronvolt = 10^6 eV
1 GeV = 1 gigaelektronvolt = 10^9 eV
1 TeV = 1 terraelektronvolt = 10^12 eV


7 TeV collision events seen 30 March 2010 by the LHC’s four major experiments (clockwise from top-left: ALICE, ATLAS, CMS, LHCb).

LHC research programme gets underway
Geneva, 30 March 2010. Beams collided at 7 TeV in the LHC at 13:06 CEST, marking the start of the LHC research programme. Particle physicists around the world are looking forward to a potentially rich harvest of new physics as the LHC begins its first long run at an energy three and a half times higher than previously achieved at a particle accelerator.

“It’s a great day to be a particle physicist,” said CERN[1] Director General Rolf Heuer. “A lot of people have waited a long time for this moment, but their patience and dedication is starting to pay dividends.”

“With these record-shattering collision energies, the LHC experiments are propelled into a vast region to explore, and the hunt begins for dark matter, new forces, new dimensions and the Higgs boson,” said ATLAS collaboration spokesperson, Fabiola Gianotti. “The fact that the experiments have published papers already on the basis of last year’s data bodes very well for this first physics run.”

“We’ve all been impressed with the way the LHC has performed so far,” said Guido Tonelli, spokesperson of the CMS experiment, “and it’s particularly gratifying to see how well our particle detectors are working while our physics teams worldwide are already analysing data. We’ll address soon some of the major puzzles of modern physics like the origin of mass, the grand unification of forces and the presence of abundant dark matter in the universe. I expect very exciting times in front of us.”

“This is the moment we have been waiting and preparing for”, said ALICE spokesperson Jürgen Schukraft. “We’re very much looking forward to the results from proton collisions, and later this year from lead-ion collisions, to give us new insights into the nature of the strong interaction and the evolution of matter in the early Universe.”

“LHCb is ready for physics,” said the experiment’s spokesperson Andrei Golutvin, “we have a great research programme ahead of us exploring the nature of matter-antimatter asymmetry more profoundly than has ever been done before.”

CERN will run the LHC for 18-24 months with the objective of delivering enough data to the experiments to make significant advances across a wide range of physics channels. As soon as they have “re-discovered” the known Standard Model particles, a necessary precursor to looking for new physics, the LHC experiments will start the systematic search for the Higgs boson. With the amount of data expected, called one inverse femtobarn by physicists, the combined analysis of ATLAS and CMS will be able to explore a wide mass range, and there’s even a chance of discovery if the Higgs has a mass near 160 GeV. If it’s much lighter or very heavy, it will be harder to find in this first LHC run.

For supersymmetry, ATLAS and CMS will each have enough data to double today’s sensitivity to certain new discoveries. Experiments today are sensitive to some supersymmetric particles with masses up to 400 GeV. An inverse femtobarn at the LHC pushes the discovery range up to 800 GeV.

“The LHC has a real chance over the next two years of discovering supersymmetric particles,” explained Heuer, “and possibly giving insights into the composition of about a quarter of the Universe.”

Even at the more exotic end of the LHC’s potential discovery spectrum, this LHC run will extend the current reach by a factor of two. LHC experiments will be sensitive to new massive particles indicating the presence of extra dimensions up to masses of 2 TeV, where today’s reach is around 1 TeV.

“Over 2000 graduate students are eagerly awaiting data from the LHC experiments,” said Heuer. “They’re a privileged bunch, set to produce the first theses at the new high-energy frontier.”

Following this run, the LHC will shutdown for routine maintenance, and to complete the repairs and consolidation work needed to reach the LHC’s design energy of 14 TeV following the incident of 19 September 2008. Traditionally, CERN has operated its accelerators on an annual cycle, running for seven to eight months with a four to five month shutdown each year. Being a cryogenic machine operating at very low temperature, the LHC takes about a month to bring up to room temperature and another month to cool down. A four-month shutdown as part of an annual cycle no longer makes sense for such a machine, so CERN has decided to move to a longer cycle with longer periods of operation accompanied by longer shutdown periods when needed.

“Two years of continuous running is a tall order both for the LHC operators and the experiments, but it will be well worth the effort,” said Heuer. “By starting with a long run and concentrating preparations for 14 TeV collisions into a single shutdown, we’re increasing the overall running time over the next three years, making up for lost time and giving the experiments the chance to make their mark.”

[1] CERN, the European Organization for Nuclear Research, is the world’s leading laboratory for particle physics. It has its headquarters in Geneva. At present, its Member States are Austria, Belgium, Bulgaria, the Czech Republic, Denmark, Finland, France, Germany, Greece, Hungary, Italy, Netherlands, Norway, Poland, Portugal, Slovakia, Spain, Sweden, Switzerland and the United Kingdom. India, Israel, Japan, the Russian Federation, the United States of America, Turkey, the European Commission and UNESCO have Observer status.

Kaynakça
BBCTürkçe, 2010. Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki deneyde başarılı sonuç, BCC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/03/100330_hadron_collider.shtml, 1 Nisan 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
CERN, 2010. LHC research programme gets underway, Press Releases, CERN Press Office, Geneva, Switzerland, http://press.web.cern.ch/press/PressReleases/Releases2010/PR07.10E.html, accessed at April 1st 2010.