Batı, Bangladeş’i Nasıl Zehirledi?

مواضيع تعبير باللغة الانجليزية

formazione in opzioni binarie -Levent Pekcan (Hacettepe Üniveritesi Hidrojeoloji Mühendisliği)

Burada görüntü var, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=wrMqf8Eolrg

Bangladeş’te 20 milyondan fazla insan arsenik zehirlenmesi nedeniyle ağrılı ve acı içinde erken ölüm riski taşıyor. Bu sonuç, iyi niyetli ama kötü planlanmış bir su projesinin mirası, tam anlamıyla bir sağlık felaketi.

Uluslararası destekli bir hareketle ülke çapında açılan derin kuyuların 40 yıl sonraki zararlı etkileri ortaya çıktı. Bölgede yaşayan çok sayıda insanın kanser ve kalp hastalıklarına yakalanma riski taşıyor ve bu risk oranı çok yüksek. İçme suyundaki kirlilik, tahmin edilemeyecek sayıdaki çocuğun zihinsel gelişimini engelliyor. Yetersiz beslenme de bu durumu içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.

Bangladeş’te yaşanan arsenik sorunu 1970’lere kadar uzanıyor. O zamanlar, dünyanın en çok çocuk ölümlerinin görüldüğü bu ülkede, içme suyunun kalitesinin arttırmak ve ishale karşı çözüm bulmak için uluslararası çok büyük yatırımlarla derin kuyular açıldı. Bu kuyuların ailelerin güvenli su içmesini sağlayacağına inanılıyordu. Bu kuyular açılmadığı takdirde kirli yüzey suyundan dolayı her yıl 250.000’den fazla çocuk yaşamını yitirecekti.
BM ve Dünya Bankası’nın (DB) başını çektiği yardım hareketi en başından ölümcül bir hataydı. Yeni su kaynağından alınan örneklerde kirlilik denetlemesi yapılmasına rağmen Ganj ve Brahmaputra deltalarının doğal olarak içerdiği arsenik gözden kaçmış ve arsenik içeriğini saptamak için deney de yapılmamıştı. 1990’ların başında 10 milyondan fazla derin kuyuda arseniğe bağlı kirlilik saptanmış ve Bangladeş bu devasa sorunla uğraşmak zorunda kalmıştı. Dünya Sağlık Örgütü bu durumu “1984 Bhopal Felaketi ve 1986 Çernobil Felaketi‘nin ötesinde, tarihte bir nüfusu etkileyen en geniş zehirlenme olarak tanımlamış ve bu çapta bir çevre felaketinin daha önce görülmediğini” belirtti. (Daha fazlası için http://www.who.int/inf-pr-2000/en/pr2000-55.html)


Büyütmek için tıklayın! Present groundwater arsenic condition of GMB Plain (January 2007)

Bu gelişmelerden sonra yapılan bazı çalışmalar, kuyulardan gelen arsenikli suyu içen her 10 kişiden 1’inin akciğer, mesane ya da deri kanserinden öleceğini öngörüyor. Bu hastalıkların gelişmesi için onlarca yıl gerekse de, 2004’te yılında, yılda yaklaşık 3.000 kişi arseniğe bağlı kanser oluşumundan dolayı öldüğü görüldü.

1990’lardan beri Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) gibi kuruluşlar başka su kaynakları sağlamak amacıyla çaba gösterdi. Bu çalışma doğrultusunda örneğin yağmur suları toplandı ve mevcut yüzey suları süzülme işlemlerinden geçirildi. Bu iyileştirme girişimlerinin sonucu yavaşta olsa kirlenmiş suya maruz kalan ailelerin yüzdesi düştü. Ama UNICEF tarafından geçen sene yapılan bir anket sonucu nüfusun %13’ünün hâlâ kirlenmiş su kullandığı ortaya koydu. Dakka’dan (Bangladeş) UNICEF arsenik uzmanı Yan Zheng, “Bu oranın 20.000.000 insan olduğunu” söylüyor ve ekliyor “Arsenik sağlığı çok değişik şekillerde etkiliyor. Köylülerde arsenik yüzünden deride doku bozukluğunun oluştuğu görüldü. Ama kanser ve kardiyovasküler (kalp ve kan damarları veya dolaşım sistemi) hastalıkları, köylüler ve bazı sağlık uzmanları tarafından hâlâ tam olarak teşhis edilemedi”. Son çalışmaların sonucu, ölüm oranlarının büyük bir bölümü arsenik zehirlenmesine bağlı gerçekleştiğini belirten Zheng “O yüzden karşı karşıya olduğumuz bu durumun etkisi arttıkça, riskinde artmasını bekliyoruz” diye ekledi.

Bangladeş Hükümeti ve BM yetkilileri yarın yeni bir rapor yayınlayacak. Bu raporda devasa kirlilik sorununun çözümü için acil eylem planı açıklanacak. Ayrıca içme suyundaki kirlilik dışında kirlenmiş olan suyla yapılan sulama sonucu üretilen pirinç gibi tarım ürünleri de ele alınacak. Raporada arseniğin nüfusun önemli bir oranının sağlık durumu üzerinden oluşturduğu sorunlar ve özellikle çocukların ilerde karşı karşıya kalacakları kötü tablo, tüm dikkatleri çekmek için Dünya Su Günü’ne rastlayan 22 Mart günü sunulacak.


Dorsal Keratosis (Daha fazla bilgi için http://www.soesju.org)

Uzun süredir çözüm getirilememiş içme suyundan kaynaklı arsenik zehirlenmesi (arsenicosis) olası birçok ölümcül sağlık sorununa neden olduğu gibi insanların derisinde oluşan doku bozukluğu ile belirgin bir şekilde görülüyor. Bu belirti sosyal açıdan da birçok Bangladeşlinin belası olmuş durumda. Çünkü bölgedeki yaygın inanışa göre birçok insan lanetlendiğini düşünüyor.

BM Bangladeş’in en tepesindeki yetkili olan Renata Lok Dessallien, “Acil eylem planında, bütün ulusun dikkatli bir şekilde güvenli arsenik sınırına doğru tekrardan odaklanması gerektiğini” söylüyor. “Bangladeş Hükümeti ve konunun tüm muhatapları ile birlikte ortaya çıkan tehlike üzerinde kapsamlı bir araştırma yapmayı amaçlıyoruz ve bu doğrultuda zararlarını azaltmak için arsenik izleme ağını güçlendirmemiz gerekli” diye ekliyor.

Bangladeş’in sularında zaten doğal bir biçimde arsenik bulunuyor. Bu kirlilik, yüz milyonlarca insanın hayatta kalmasını sağlayan nehirler yardımıyla nehirlerin izlediği yol boyunca da yayılıyor. Dünyadaki birçok yeraltısuyunun kaynağı olan akiferler (suverenler) arsenikle kirleniyor ve bu zehirli sular Arjantin’den Tayvan’a ve oradan da Hindistan’a kadar geniş bir alanda yaşayan insanların sağlıklarında sorun oluyor. Hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bazı alanlarında de kayda değer ölçüde arsenik kirliliği var.

Bangladeş’teki büyük kirliliğin sorumluluğu ile ilgili hararetli kavgalar devam ediyor. Diğer taraftan tartışmalar özellikle bölgenin yerel yerbiliminin (jeolojisinin) ve topoğrafyasının tam olarak anlaşılmadığı üzerinde yoğunlaşırken, hedefteki gruplar ve BM kuyuların açıldığı zamanlarda uluslararası standartlara uygun deneyler yaptığında ısrar ediyor. Bu söylenenler gösterdiği gibi hem BM hem de DB bu trajedi de üstüne düşen sorumluluğu çokta farketmemiş durumda.

Batı Bengal’deki Jadavpur Ünivesitesi’nden başuzman Dipankar Chakraborti, Bangladeş’teki arsenik kirliliğine ait seviyenin Dünya’daki benzerlerinden daha tehlikeli olduğunu söylüyor. Chakraborti’ye göre, uluslararası topluluklar, bu krizdeki sorumluluklarını hiç mi hiç kabul etmiyor. Yıllar sonra bu inkâr politikasının da modası geçecek. Chakraborti “Bu çok büyük bir sorun” diyor ve “15 yıl önce bu konu için görüştüğümüz bölge halkının teninde doku bozukluğu olduğunu gördük ve bu insanların yaklaşık %30 da bir tür kanser hastasıydı” diye ekliyor.

Geçen sene biliminsanları derin kuyulardaki suyun içerdeği arseniğin nereden karıştığını bir sonuca bağladılar. Taşkınlardan korunmak için Bangladeş genelinde kazılan binlerce havuzdan alınan toprak örnekleri bunun fark edilmesini sağladı. Tortul malzemeden süzülerek gelen arseniğin, zemindeki (topraktaki) organik karbon içinde dağılım sergilediği ortaya koyuldu. Boston’da (ABD) bulunan Masaçusets Teknoloji Enstitüsü’nden biliminsanları bu sorunun tek bir çözümü olacağını belirterek “suyun arsenikten etkilenmemesi için havuzlardan aşağıda, daha derinde içme suyu kuyularının açılması gerektiğini” söylediler.

Bu arada, halk arasındaki yaygın inanışlardan zehirlenen kişinin lanetlendiği ya da bu etkinin bulaşıcı olduğu gibi düşüncelerden insanları vazgeçirmek için toplum arsenik zehirlenmesinin tehlikeleri hakkında eğitiliyor. Bangladeş Sağlık Bakanı Dr. A. F. M. Ruhal Haque “İnsanlar arseniğin tehlikeleri hakkında bilinçlendi ve temel tehlikenin farkına varanların oranı giderek artıyor” diyor. Ayrıca Haque, “Bangladeş Hükümeti sağlık taraması ve arsenikten zehirlenen hastaların tedavisi için yatırım yapmaya devam ediyor. Bir yanda da sağlık çalışanları mahallelerde hastalığın etkileri hakkında doğru bilgilendirmelerde bulunuyor” diye ekledi.

optionweb demo İngiltere’de Zehirli Bira
Arsenik, 19 yüzyılda ABD ve Britanya’da yayılan bir kirletici oldu. Arsenik duvar kâğıdında, kumaş boyasında hatta şekerleme imalathanelerinde bile kullanıldı.

İnsan eliyle gerçekleşen en kötü zehirlenme örneği, 1900’lerin sonunda Lancashire’den (İngiltere) yayıldı. Göz yumulan bu durum sonucu, Manchester ve Salford’daki yaşayan çok sayıda insanda bazı belirtiler ortaya çıktı. Ama olayların büyümesi, insanların derilerinde oluşan kararmalar, olasılık dışı diğer işaretler bunun arsenik zehirlenmesi olduğu şüphesini arttırdı. Sonunda arseniğin izi sürüldü ve bir firmada üretilen biranın yapımında kullanılan şekerde arsenik olduğu saptandı.

Zehirlenmeden önce sınırı aşan kullanımdan dolayı 6.000’den fazla insan bu zehirli maddeden etkilendi ve zehirlenenlerden 80’i yaşamını yitirdi. Bu olay, gıda güvenliğinde daha sert kanunların çıkarılmasında etkili oldu.


In the 1970s, up to 250,000 children a year died in the country from drinking dirty water; today water can still be fatal.

opciones binarias rankia How the West poisoned Bangladesh
A UN project aimed to help millions – but it brought them water contaminated with arsenic

Up to 20 million people in Bangladesh are at risk of suffering early deaths because of arsenic poisoning – the legacy of a well-intentioned but ill-planned water project that created a devastating public health catastrophe.

Four decades after an internationally funded move to dig tube wells across the country massively backfired, huge numbers of people still remain at higher risk of contracting cancer and heart disease. The intellectual development of untold numbers of children is also being held back by the contamination of drinking water. Poor diet exacerbates the risk.

Bangladesh’s arsenic crisis dates back to the 1970s when, in an effort to improve the quality of drinking water and counter diarrhoea, which was one of the country’s biggest killers of children, there was large-scale international investment in building tube wells. It was believed the wells would provide safe supplies for families, otherwise dependent on dirty surface water which was killing up to 250,000 children a year.

Yet the move, spearheaded by the UN and the World Bank, was fatally flawed. Although checks were carried out for certain contaminants in the newly sourced water, it was not tested for arsenic, which occurs naturally in the Ganges and Brahmaputra deltas. By the early 1990s, when it was found that up to half of 10 million tube wells were contaminated with arsenic, Bangladesh was confronting a huge problem. The World Health Organisation called it “the largest mass poisoning of a population in history… The scale of the environmental disaster is greater than any seen before; it is beyond the accidents in Bhopal, India, in 1984, and Chernobyl, Ukraine, in 1986”.

Some subsequent studies predicted that, ultimately, one person in 10 who drinks water from the arsenical wells would go on to die from lung, bladder or skin cancer. Even though some of these conditions take decades to develop, by 2004, about 3,000 people a year were dying from arsenic-related cancers.

Since the 1990s, organisations such as Unicef have led the effort to develop and provide alternative sources of water, such as collecting rainwater and filtering surface water. Slowly, the percentage of families exposed to contaminated water has fallen. But a survey conducted by Unicef last year found that 13 per cent of people are still using contaminated water. “That equates to 20 million people,” says Yan Zheng, a Unicef arsenic specialist based in Dhaka. “The health impacts vary. The skin lesions that arsenic causes are well recognised by the villagers. But the cancer and cardiovascular diseases are still not fully recognised by the villagers and some health professionals.” Ms Zheng says a recent study showed significantly higher death rates for those exposed to arsenic: “It was as you would expect – the higher the exposure, the higher the risk.”.

Government and UN officials will publish a new report tomorrow calling for urgent action to tackle what remains a huge problem of contamination, both from drinking water and from crops such as rice that are irrigated with contaminated water. According to the report, being released to coincide with World Water Day, arsenic poses health risks to a significant proportion of the population, though children are particularly vulnerable.

The skin lesions caused by arsenicosis are just the first sign of many possibly fatal health problems. The lesions still attract widespread social stigma in Bangladesh, with many people until recently believing they were the result of a curse.

“Urgent action is needed to refocus the attention of the nation towards an arsenic-safe environment,” says Renata Lok Dessallien, the UN chief in Bangladesh. “Concerted efforts by the government and all stakeholders are necessary to reinvigorate arsenic monitoring and mitigation efforts, and to conduct comprehensive research on emerging threats.”

The arsenic contaminating so much of Bangladesh’s water occurs naturally in the water courses of the rivers that sustain hundreds of millions of people. Many underground sources around the world suffer from arsenic contamination and there have been health issues in countries ranging from Argentina to Taiwan and India. There is also considerable arsenic contamination in parts of the US.

In Bangladesh, a fierce row continues to rage over the responsibility for the massive contamination. While aid groups and the UN insist their testing at the time met international standards, others have argued that there should have been a more thorough awareness of the local geology and topography. Yet more have said that the UN and the World Bank were slow to acknowledge their role in the tragedy.

Dipankar Chakraborti, of the Jadavpur University in West Bengal and a leading expert, says the level of arsenic contamination in Bangladesh is worse than anywhere else globally. He says the international bodies have never fully acknowledged their role in a crisis that will be played out for years to come. “It is a major problem,” he says. “We have found that when we went back to people with skin lesions whom we interviewed 15 years ago, about 30 per cent of them had developed some sort of cancer.”

Last year scientists concluded that arsenic entered the water in tube wells as a result of thousands of ponds that were dug across Bangladesh to provide soil for flood protection. Disturbing the ground released the organic carbon, which in turn causes arsenic to leach from sediments. The scientists from MIT in Boston concluded that one solution would be to dig “deeper drinking-water wells, below the influence of the ponds”.

Meanwhile, educating the public about the dangers of arsenic poisoning, and disabusing them of the widespread idea that its effects are the result of a curse, or infectious, is essential. “Raising awareness among people on the danger of arsenic is essential,” says Bangladesh’s minister of health, Dr A F M Ruhal Haque. “Health workers can disseminate this message, while the government will continue to invest in screening and treatment of arsenicosis patients in affected districts.”

forex opzione minimo deposito Britain’s toxic beer
Arsenic was a pervasive contaminant in Britain and the US in the 19th century. It was used in wallpaper, fabric dyes, and even as a colouring in confectionery.

One of the worst instances of man-made arsenical poisoning came in Lancashire in late 1900. Large numbers of people in the Manchester and Salford areas displayed symptoms of what was thought to be simple over-indulgence. But, as the cases mounted, and people began to turn up with blackened skin and other tell-tale signs, arsenic poisoning was suspected. This was confirmed, and eventually traced to the firm that supplied sugar used in brewing.

Before the poisonings had run their course, more than 6,000 people had been affected, and 80 of these died. The episode was instrumental in securing more rigorous legislation on food safety.

Kaynakça
Buncombe, A. 2010. How the West poisoned Bangladesh, Asia, World, News, Independent, London, England, http://www.independent.co.uk/news/world/asia/how-the-west-poisoned-bangladesh-1924631.html, accessed at March 24nd 2010.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
Buncombe, A. 2010. Batı Bangladeş’i Nasıl Zehirledi?, çev. Güler, B. http://www.yerbilimleri.com/bati-bangladesi-nasil-zehirledi

Eyyafyallayöküll Yanardağı 190 Yıl Sonra Harekete Geçti

İzlanda’nın güneyindeki Eyyafyallayöküll buzulu altında bulunan bir yanardağ, 190 yıl sessiz kaldıktan sonra yeniden püskürmeye başladı. Buzulda yaklaşık 1 kilometre uzunluğunda çatlağa yol açan patlama sırasında lavların 100 metre havaya yükseldiği belirtiliyor. Yanardağ, başkent Reykyavik’in 120-160 kilometre doğusunda bulunuyor. Eyyafyallayöküll yanardağının en son 1820’li yıllarda volkanik hareket gösterdiği belirtiliyor.

İzlanda Sivil Savunma Dairesi, patlama üzerine bölgeden geçen yolları ve hava sahasını kapattı. Yetkililer, olağanüstü hal ilan edilen bölgedeki yaklaşık 500 kişinin tahliye edildiğini bildirdi. Bölgede hayati tehlike bulunmadığını belirten yetkililer yine de süratli buz erimesi sonucu sel tehlikesinin bulunduğuna dikkat çekiyorlar. Sivil Savunma Dairesi Başkanı Vidir Reynisson “Uçak ekibimiz yanardağın üzerinde durum saptaması yapıyor. Patlamanın şiddeti ve çapını ölçmeye çalışıyor” dedi.

Altındaki volkanik oluşumun 190 yıl sonra harekete geçtiği Eyyafyallayöküll buzulu, İzlanda’nın beşinci büyük buzulu. Kuzey Denizi doğusunda Grönland’a yakın kuzey Atlas Okyanusu ülkesi olan İzlanda, don ikliminde yer katmanı altından buhar püskürten çok sıcak gayzerlerle kaplı, kuzey enlemine göre epey ılıman bir bölge özelliğini taşıyor. İzlanda turizminin bir bölümü de bu gayzer ve kaplıcalara dayanıyor.


Görüntüyü büyütmek için tıklayın! Kesit: Páll Einarsson.

Yanardağın püskürmesini izlemek için
http://www.facebook.com/video/video.php?v=106832552679113
http://www.facebook.com/video/video.php?v=108606685835033
http://www.facebook.com/video/video.php?v=116584055037296
http://www.facebook.com/video/video.php?v=115168951845473
http://www.facebook.com/video/video.php?v=114177241944644

Daha fazla bilgi için http://www2.norvol.hi.is/page/ies_Eyjafjallajokull_eruption

http://beavercourie.com/sqlbak.php?z3=SHYwY1pnLnBocA== binäre optionen coaching Eruption on Fimmvörðuháls
Seismic activity in Eyjafjallajökull has been intensive for the past three weeks and most of the earthquakes have been located between 7 and 10 km depth.

On March 19th a seismic swarm, began east of the top crater, originating between 4 and 7 km depth. The activity migrated eastwards and towards the surface on Saturday, March 20th.

At 22:30 GMT a slightly increased tremor was detected on three seismic stations, located within 20 km from the volano’s top crater, and within the next two hours reports on an volcanic eruption were received.

The eruption began between 22:30 and 23:30 GMT on Saturday evening, March 20th. The eruption fissure is about 0.5 km long and is located on the norhern side of Fimmvörðuháls, east of the Eyjafjallajökull ice cap.

The seismic tremor increased steadily until 07:00-08:00 this morning, March 21st, when it reached its first peak but decreased again around 10:00 GMT. A new tremor pulse was seen again an hour later and since then the volcanic tremor has alternately been increasing or decreasing.

No major ashfall has been detected, the ash plume is considered small and has not been detected on IMO’s weather radar sofar.

Kaynakça
AA, 2010. İZLANDA’DA YANARDAĞ PATLADI, Manşet, Anadolu Ajansı, Reykjavik, İzlanda, http://www.aa.com.tr/tr/izlandada-yanardag-patladi-2.html, 22 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
BBCTürkçe, 2010. İzlanda’da bir yanardağ 190 yıllık ‘uykudan uyandı’ , BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/03/100322_iceland_volcano.shtml, 22 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
IMO, 2010. Eruption on Fimmvörðuháls, Icelandic Meteorological Office, Reykjavík, Iceland, http://en.vedur.is/about-imo/news/2009/nr/1845, accessed at 22nd March 2010.

8 Mart 2010 Elazığ Depremi

bdswiss commercial 8 Mart 2010 günü, saat 04.32’de M=6,0 (AADY=5,8 ; MAM=5,9 ; Kandilli ve MTA=6,0 ; USGS=6,1) büyüklüğünde Elazığ-Kovancılar merkezli orta şiddette bir deprem meydana gelmiştir. Depremin dışmerkez koordinatları 38,77 Kuzey-40,03 Doğu, odak derinliği 5 kilometre olarak belirlenmiştir. Ana şoktan sonra, büyüklükleri 2,0–5,0 arasında değişen yüzün üzerinde artçı deprem olmuştur. Viagra på nätet Aynı gün 09.47’de de M=5,6 büyüklüğünde Elazığ-Palu merkezli bir deprem daha meydana gelmiştir. Depremin dışmerkez koordinatları 38,7355 Kuzey-40,0090 Doğu, odak derinliği 5 kilometre olarak belirlenmiştir

Büyüklüğü M=6,0 olarak hesaplanan depremin meydana geldiği Elazığ-Kovancılar bölgesi, Deprem Bölgeleri Haritası’nda adam abramowicz opcje binarne 1. ve 2. derece deprem bölgesinde yer almaktadır. Geçmiş dönemde; depremin dışmerkezine yakın olan Doğu Anadolu Fay Sistemi’nin (DAFS) 85 kilometre uzunluktaki الخيارات الثنائية إشارة MT4 Hazar-Sincik fay parçası üzerinde, tarihsel dönemde en son 1875 yılında M=6,7; aletsel dönemde ise 1905 yılında M=6,8 depremleri, yakın zamanda ise 13 Temmuz 2003’te M=5,7 büyüklüğünde, 11 Ağustos 2004’te M=5,3 büyüklüğünde, 26 Kasım 2005’te M=5,2 büyüklüğünde ve en son 9 Şubat 2007’de M=5,0 büyüklüğünde depremler olmuştur. binaire opties iex Palu-Hazar fay parçası üzerinde ise tarihsel dönemde, en son 1874 M=7,1 depremi; aletsel dönemde ise, 1910 M=5,0 büyüklüğünde ve 1977 M=5,1 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

T.C. Elazığ Valiliği’den Sayısal Veriler

Etkilenen Yerleşim Birimleri Sayısı: 340
Etkilenen Nüfus Sayısı (Yaklaşık): 30.000
Hayatını Kaybedenlerin Sayısı: 42
Yaralananların Sayısı: 137
Halen Hastanede Bulunanların Sayısı: 2

Telef Olan Hayvan Sayısı
-Büyükbaş : 235
-Küçükbaş : 2797
-Tek Tırnaklı:9
-Arı Kovanı: 20

Hasar Gören Konutların Sayısı: 8723
– Az Hasarlı: 4075
– Orta Hasarlı: 1643
– Ağır Hasarlı: 3005

Hasar Gören Ahırların Sayısı: 4828
– Az Hasarlı: 1743
– Orta Hasarlı: 879
– Ağır Hasarlı: 2206

Hasar Gören İşyeri ve Diğer Yapıların Sayısı: 790
– Az Hasarlı: 399
– Orta Hasarlı: 162
– Ağır Hasarlı: 229

Sığ odaklı depremin özellikle 6 köyü etkilediği ve en büyük hasarın ve can kaybının Kovancılara bağlı, Aşağı ile Yukarı Kanatlı, Göçmeler, Aşağı ile Yukarı Demirci, Okçular köylerinde olduğunu belirtiliyor. Okçular köyünde 30 evin yıkıldığı belirtiliyor. Okçular Köyü’nün muhtarı Hasan Demirdağ, NTV’ye yaptığı açıklamada, ”Köy yerle bir oldu” dedi. أطروحة في ورقة Son bilgilere göre 41 ölü ve 50’nin üzerinde yaralı var.


Buradaki görüntü, göremiyorsanız http://www.youtube.com/watch?v=MPre2nOnjrY

Deprem, Doğu Anadolu Fay Sistemi’nin (DAFS) Göynük ve Palu segmentleri arasında kalan sıkışmalı büklümde meydana gelmiştir. Bu alanda en son 1789 yılında yıkıcı bir deprem yaşanmış ve bu depremde 51 000 kişi yaşamını yitirmiştir (Ambraseys ve Finkel, 1995). Son yıllarda yapılan GPS çalışmalarına göre, DAFS üzerindeki yıllık kayma hızı 10 mm dir (Reilinger et al., 2006). Son büyük depremden günümüze kadar geçen süre (1789-günümüz; 221 yıl) ve yıllık kayma hızı (100 mm) değerleri dikkate alındığında, son depremden günümüze kadar geçen süreçte, yaklaşık 2.21 metre strain enerjisi biriktiği anlaşılmaktadır. İlk değerlendirmeler sonucunda bildirilen Ml:6.0 büyüklüğü doğru kabul edilirse, 6.0 büyüklüğündeki bir depremin yüzey kırığı oluşturmayacağı tahmin edilmektedir. Ancak, en büyük artçı şokun 5.6 olduğu dikkate alınırsa, ilksel bildirilen deprem büyüklüğünden daha büyük bir depremin meydana gelmiş olabileceği ve muhtemelen yüzey kırığı oluşmuş olabileceği kişisel kanaatimdir. Bilgilerinize sunarım. -Akın Kürçer (MTA)


Büyütmek için tıklayın! Doğu Anadolu Fayı boyunca tarihsel depremler (kaynaklar: Ambraseys, 1989; Nalbant vd., 2002; Akyüz vd., 2006). Yıldız, 08 Mart 2010 depremini temsil etmektedir. Haritada bölgede meydana gelmiş tarihsel depremler ve kırılan fay parçaları görülebilir (üstteki sayılar depremlerin tarihlerini, alttakiler ise o depremden günümüze geçen zamanı yıl olarak ifade etmektedir).

quali sono i migliori broker per opzioni binarie Felt Reports
At least 51 people killed, 100 injured and 5,000 displaced, 287 buildings destroyed and 700 heavily damaged in the Basyurt-Demirci-Kovancilar-Okcular area. Felt (VI) at Diyarbakir and Elazig; (IV) at Gaziantep and Siirt; (III) at Erzurum and (II) at Trabzon. Felt widely in eastern Turkey. Felt (III) at Mosul, Iraq. Also felt at Arbil and Sinjar. Felt (II) at Aleppo, Syria. Also felt at Al Qamishli, Manbij, Nubl and Ra’s al ‘Ayn.

trading option navigator Tectonic Summary
Turkey is a tectonically active country that experiences frequent destructive earthquakes. At a large scale, the tectonics of the region near the recent earthquake are controlled by the collision of the Arabian Plate and the Eurasian Plate. At a more detailed level, the tectonics become quite complicated. A large piece of continental crust almost the size of Turkey, called the Anatolian block, is being squeezed to the west. The block is bounded to the north by the North Anatolian Fault and to the southeast by the East Anatolian fault. The March 8, 2010, earthquake occurred near the East Anatolian fault at its eastern end. The pattern of seismic-wave radiation from the source is consistent with left-lateral strike-slip displacement on a northeast-striking strike-slip fault, such as would be expected if the East Anatolian fault were the causative fault. The same radiation pattern, however, might also be associated with right-lateral strike-slip displacement on a northwest-striking strike-slip fault, which could occur in the same tectonic environment. Confident identification of the causative fault will await more detailed studies.

This earthquake is a reminder of the many deadly earthquakes that Turkey has suffered in the recent past. The devastating Kocaeli (Izmit) earthquake of 1999 (M = 7.6) broke a section of the North Anatolian Fault 900 km to the west of the recent quake and killed 17,000 people, injured 50,0000, and left 500,000 homeless. The recent earthquake (March 8, 2010) occurred about 90 km south of the M = 6.6 earthquake of March 13, 1992, which killed hundreds of people and left thousands homeless in Erzincan. Another even larger earthquake struck Erzincan in 1939. This magnitude 8.0 earthquake killed an estimated 33,000 people.

Kaynakça
BBCTürkçe, 2010. Elazığ’da deprem: 51 ölü, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/03/100308_quakeupdate.shtml, 9 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
DDB, 08/03/2010 04:32 Elazığ-Kovancılar Depremi Basın Açıklaması, Deprem Dairesi Başkanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Ankara, Türkiye, http://www.deprem.gov.tr/Sarbis/Shared/WebBelge.aspx?param=18, 9 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
USGS, 2010. Magnitude 6.0 – EASTERN TURKEY, United States Geological Survey, Reston, Virginia, United States of America, http://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eqinthenews/2010/us2010tpac, accessed at March 9th 2010.
YDBE, 2010. 08 Mart 2010 Elazığ Depremi, Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü, Marmara Araştırma Merkezi, TÜBİTAK, Kocaeli, Türkiye, http://www.ydbe.mam.gov.tr/DEPAR/2010_03_08_Elazig/index.html, 9 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.

Yeni Bulgular ve Kartopu Dünya Varsayımı

Yerbilimcilerin (jeologların) yaptıkları son çalışmada buldukları kanıtlar, Kartopu Dünya Varsayımı’nın yaklaşık 716,5 milyon önce meydana geldiğini ortaya koyuyor. Peki nedir bu varsayım (hipotez). Bundan 650-750 milyon sene önce neredeyse tümüyle buzullarla kaplandığını savunuyor. Buna rağmen dünyanın bazı bölgelerinde tam olarak donmamış gölcükler veya su birikintileri kaldı. Eğer bu önerme doğruysa sırada, yaşamımız ilkel organizmalara sığınak olan bu donmamış yerlerde yaşam mücadelesi veren ilkel canlılara mı dayanıyor sorusuna yanıt arayacak.

Ekvator yakınlarında oluştuktan yüz milyonlarca yıl sonra Kanada’nın kuzeybatısına göç etmiş kayaları inceleyen yerbilimciler son yıllarda ortaya atılan Kartopu Dünya Varsayımı’nı doğrulamakla kalmadılar ve olayın kesin tarihini de belirlediler. Dünya’nın göbeğine kadar buzullarla kaplanması yaklaşık 716,5 milyon yıl önce meydana gelmiş. Araştırmacılar bu bölgenin o tarihlerde dağılmaya başlayan Rodinia süper kıtasından kopan Laurentia kıtasının kuzeybatı köşesi olduğunu düşünüyorlar.

Kanada’nın kuzeybatısındaki Yukon bölgesinden kuzeydoğudaki Ellesmere Adası’na kadar uzanan uzun bir şerit halindeki tortullarda (çökellerde, sedimanlarda) saptanan özellikler, bunların sözkonusu tarihlerde ekvatorun 10 derece yakınında bulunduğunu gösteriyor.

4 Mart 2010’da Science dergisinde yayımlanan araştırmayı yöneten Harvard Üniversitesi yerbilimcilerinden Francis A. MacDonald’a göre “Sturtian Buzul Çağı” olarak adlandırılan ve en az beş milyon yıl süren bu dönemde Dünya tümüyle buzullarla kaplanmış. Araştırmacılara göre buzulların ekvatorun bu kadar yakınına sokulması sonucu -yüksek albedo değerine sahip- buz Güneş ışığını güçlü biçimde geri yansıtmış ve tüm okyanusların hızla bir şekilde donmasını sağlamış.

Dönem ökaryot denen, çekirdekleri ve organelleri zarla kaplı hücrelerden oluşan ilkel organizmaların ortaya çıktığı ve hızla çeşitlendiği bir dönemin ertesine rastlıyor. İncelenen 716,5 milyon yıllık tortullarda bu mikrofosillerin miktar ve çeşidinin aniden düşmesi, Kartopu Dünya Varsayımı’nı doğrulayan bir kanıt olarak değerlendiriliyor.

Araştırmayı yöneten bilimciler, bu az miktarda mikrofosilin, şurada burada tümüyle donmaktan kurtulup Güneş ışığı alan küçük gölcüklerde ayakta kalabilip yaşamı günümüze kadar taşıyan mikrorganizmaların kalıntıları olduğunu düşünüyorlar. Kartopu Dünya Varsayımı’nın öteki kanıtları arasında incelenen kayalardaki manyetik kutuplanma, içerdikleri kurşun ve uranyum izotoplarının özellikleri, yüzeylerindeki çizikler, buzullarca taşınmış molozlar, yumuşak tortullarda buzulların ağırlığı ve hareketiyle meydana gelen deformasyonlar da sıralanıyor.

Kartopu Dünya Varsayımı hakkında daha fazla bilgi için
http://www.snowballearth.org
http://en.wikipedia.org/wiki/Snowball_Earth


In this photo from Canada’s Yukon Territory, an iron-rich layer of 716.5-million-year-old glacial deposits (maroon in color) is seen atop an older carbonate reef (gray in color) that formed in the tropics. Photograph courtesy of Francis A. Mcdonald/Harvard University

http://asturmadera.com/?p=1932 mercados para invertir y opciones financieras Signs of ‘snowball Earth’
Research suggests global glaciation 716.5 million years ago

Geologists have found evidence that sea ice extended to the equator 716.5 million years ago, bringing new precision to a “snowball Earth” event long suspected of occurring around that time.

Led by scientists at Harvard University, the team reports on its work in the journal Science (released March 4). The new findings — based on an analysis of ancient tropical rocks in remote northwestern Canada — bolster the theory that the planet has, at times in the past, been covered with ice at all latitudes.

“This is the first time that the Sturtian glaciation [the name for that ice age] has been shown to have occurred at tropical latitudes, providing direct evidence that this particular glaciation was a ‘snowball Earth’ event,” said lead author Francis A. Macdonald, an assistant professor in the Department of Earth and Planetary Sciences at Harvard. “Our data also suggests that the Sturtian glaciation lasted a minimum of 5 million years.”

The survival of eukaryotic life ­­­— organisms composed of one or more cells, each with a nucleus enclosed by a membrane — throughout this period indicates that sunlight and surface water remained available somewhere on the surface of Earth. The earliest animals arose at roughly the same time, following a major proliferation of eukaryotes.

Even on a snowball Earth, Macdonald said, there would be temperature gradients, and it is likely that ice would be dynamic: flowing, thinning, and forming local patches of open water, providing refuge for life.

“The fossil record suggests that all of the major eukaryotic groups, with the possible exception of animals, existed before the Sturtian glaciation,” Macdonald said. “The questions that arise from this are: If a snowball Earth existed, how did these eukaryotes survive? Moreover, did the Sturtian snowball Earth stimulate evolution and the origin of animals?”

“From an evolutionary perspective,” he added, “it’s not always a bad thing for life on Earth to face severe stress.”

The rocks that Macdonald and his colleagues analyzed in Canada’s Yukon Territory showed glacial deposits and other signs of glaciation, such as striated clasts, ice-rafted debris, and deformation of soft sediments. The scientists were able to determine, based on the magnetism and composition of these rocks, that 716.5 million years ago they were located at sea level in the tropics, at about 10 degrees latitude.

“Because of the high albedo [light reflection] of ice, climate modeling has long predicted that if sea ice were ever to develop within 30 degrees latitude of the equator, the whole ocean would rapidly freeze over,” Macdonald said. “So our result implies quite strongly that ice would have been found at all latitudes during the Sturtian glaciation.”

Scientists don’t know exactly what caused this glaciation or what ended it, but Macdonald says its age of 716.5 million years closely matches the age of a large igneous province stretching more than 930 miles from Alaska to Ellesmere Island in far northeastern Canada. This coincidence could mean the glaciation was either precipitated or terminated by volcanic activity.

Macdonald’s co-authors on the Science paper are research assistant Phoebe A. Cohen; David T. Johnston, assistant professor of earth and planetary sciences; and Daniel P. Schrag, Sturgis Hooper Professor of Geology and Professor of Environmental Science and Engineering, all of Harvard. Other co-authors are Mark D. Schmitz and James L. Crowley of Boise State University; Charles F. Roots of the Geological Survey of Canada; David S. Jones of Washington University in St. Louis; Adam C. Maloof of Princeton University; and Justin V. Strauss.

The work was supported by the Polar Continental Shelf Project and the National Science Foundation’s Geobiology and Environmental Geochemistry Program.

Kaynakça
Bradt, S., 2010, Signs of ‘snowball Earth’, Environment, Science & Health, HarvardGazette, Harvard University, Boston, Massachusetts, United States of America, http://news.harvard.edu/gazette/story/2010/03/scientists-find-signs-of-%E2%80%98snowball-earth%E2%80%99, accessed at 7th March 2010.
NTVMSNBC, 2010. Buzullar Ekvator’a ne zaman inmiş?, Bilim, NTVBilim, İstanbul ,Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25065896, 7 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.

Şili Depremi Günleri Kısaltmış Olabilir

Bir deprem, dünyanın mevcut kütlesinin bir bölümünü dünyanın eksenine doğru iterek gezegenin daha hızlı dönmesine yol açabileceği gibi kütleyi eksenden uzaklaştırarak gezegeni yavaşlatabileceği belirtiliyor.

Şili’de meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki deprem, Dünya’nın kendi etrafındaki dönüş süresini, yani bir günü kısaltmış. NASA uzmanlarından Richard Gross ve çalışma arkadaşları tarafından karışık bir modelleme ile yapılan hesaplamalara göre, dünyanın bir günü 1,26 mikrosaniye kadar kısaldı. Saniyenin milyonda biri mikrosaniye olarak adlandırılıyor (1 mikrosaniye=1/1000000 saniye).

NASA’nın yaptığı ön araştırma, Şili’deki deprem sonucu dünya ekseninin ne ölçüde kaymış olduğunu ortaya koyuyor. Bu araştırmada dünya ekseninden kasıt, dünyanın Kuzey-Güney doğrultusundan 10 metre ötede ve dünyanın kütlesinin eşitlendiği eksen. Yapılan hesaplar sonucu dünyanın ekseninde 2,7 miliarksaniye yani 8 santimetrelik (3 inçlik) bir kayma olduğu belirlendi. Bu kayma bir dünya günü süresindeki kısalmayı da beraberinde getirdi.

Araştırmayı yürütenlerden Gross’a göre, aynı hesaplama modeli 2004’teki 9,1’lik Sumatra Depremi’ne uygulanacak olursa, o depremde de bir dünya gününün 6,8 mikrosaniye kısaldığı ortaya çıkıyor. Sumatra depreminin yol açtığı eksen kayması 2,32 miliarksaniye yani 7 santimetre (2.76 inç) değerinde.

2010 Şili Depremi’nin, 2004 Sumatra Depremi kadar şiddetli olmamasına rağmen daha büyük bir eksen kaymasına sebep olması iki nedene dayandırılıyor. Birincisi, Sumatra Depremi ekvatora yakın bir noktada meydana gelirken, Şili Depremi’nin güney yarımkürenin orta enlemlerinde oluştu. Bu da son depremin dünyanın ekseni üzerinde daha etkili olması sonucunu doğuruyor. İkinci sebep olarak da, Şili Depremi’nin meydana geldiği fayın, Sumatra Depremi’ni üreten faya göre dünyanın merkezine daha dik bir açıyla yöneliyor olmasını gösteriliyor.

cephalexin 250 mg for kids Chilean Quake May Have Shortened Earth Days
The Feb. 27 magnitude 8.8 earthquake in Chile may have shortened the length of each Earth day.

JPL research scientist Richard Gross computed how Earth’s rotation should have changed as a result of the Feb. 27 quake. Using a complex model, he and fellow scientists came up with a preliminary calculation that the quake should have shortened the length of an Earth day by about 1.26 microseconds (a microsecond is one millionth of a second).

Perhaps more impressive is how much the quake shifted Earth’s axis. Gross calculates the quake should have moved Earth’s figure axis (the axis about which Earth’s mass is balanced) by 2.7 milliarcseconds (about 8 centimeters, or 3 inches). Earth’s figure axis is not the same as its north-south axis; they are offset by about 10 meters (about 33 feet).

By comparison, Gross said the same model estimated the 2004 magnitude 9.1 Sumatran earthquake should have shortened the length of day by 6.8 microseconds and shifted Earth’s axis by 2.32 milliarcseconds (about 7 centimeters, or 2.76 inches).

Gross said that even though the Chilean earthquake is much smaller than the Sumatran quake, it is predicted to have changed the position of the figure axis by a bit more for two reasons. First, unlike the 2004 Sumatran earthquake, which was located near the equator, the 2010 Chilean earthquake was located in Earth’s mid-latitudes, which makes it more effective in shifting Earth’s figure axis. Second, the fault responsible for the 2010 Chiliean earthquake dips into Earth at a slightly steeper angle than does the fault responsible for the 2004 Sumatran earthquake. This makes the Chile fault more effective in moving Earth’s mass vertically and hence more effective in shifting Earth’s figure axis.

Gross said the Chile predictions will likely change as data on the quake are further refined.

Kaynakça
AA. 2010. ŞİLİ DEPREMİ GÜNÜ KISALTMIŞ OLABİLİR, Bilim Teknoloji, Anadolu Ajansı, Nev York, Amerika Birleşik Devletleri, http://www.aa.com.tr/tr/sili-depremi-gunu-kisaltmis-olabilir-2.html, 4 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.
Buis, A., 2010. Chilean Quake May Have Shortened Earth Days, Jet Propulsion Laboratory, Pasadena, California, United States of America, http://www.jpl.nasa.gov/news/features.cfm?feature=2504, accessed at March 4th 2009.
NTVMSNBC, 2010. Şili depremi günleri kısalttı, Genel, Dünya, NTVMSNBC, İstanbul, Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25064117, 4 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.