21. Yüzyılın En Uzun Güneş Tutulması Gerçekleşti

Yaklaşık 2 milyar insan, tarihi bir olaya tanıklık etti. 22 Temmuz 2009’da gerçekleşen 21’inci yüzyılın en uzun güneş tutulması gerçekleşti. Tam tutulma, ayın gölgesinin Türkiye saati ile 03.53’de (yerel saatle 06.24’te) Hindistan’da Khambhat Körfezi’ne düşmesiyle başladı ve 07.18’de dünyayı terk etti. Tutulmanın hiç bir evresi, Türkiye’den izlenemedi.

Solar_eclipse_animate_(2009-Jul-22)
The black dot is from where totality is seen, grey area is from where the eclipse will be partial. Time is UT. Source: eclipse.gsfc.nasa.gov

3 saat 28 dakika süreyle; Çin, Hindistan, Güney ve Doğu Asya (Nepal, Butan, Bangladeş, Myanmar), Japonya (Japon Ryukyu adaları), Endonezya’nın kuzeyi ve Filipinler’de yaklaşık 258 kilometre genişliğinde ve 15 bin kilometre uzunluğundaki bir koridor karanlığa gömüldü. Bu koridorda, ayın gölgesi, Türkiye saati ile 05.35’de Güney Pasifik Okyanusu üzerindeyken, tam tutulmanın, 6 dakika 39 saniye ile en uzun sürdüğü an gerçekleşti. Güneş tutulmasının özellike açık ve net izleneceği tahmin edilen Hindistan’ın Taregna köyü alışık olmadığı bir ziyaretçi kalabalığını ağırladı.

Astrofizik uzmanları, bu kadar uzun süreli bir güneş tutulmasını bir daha görmek için birkaç yüzyıl beklemek gerekeceğini söyleyerek olayın özelliğini vurguluyorlar. Bir daha bu kadar uzun sürecek bir güneş tutulması 2132 yılından önce beklenmiyor. Bu güneş tutulması, 11 Temmuz 1991’de Havai ve Güney Amerika’dan izlenebilen 6 dakika 53 saniyelik güneş tutulmasından sonraki en uzun güneş tutulması oldu.

22072009eclipse

Önce Hindistan’da izlenen tutulma, daha sonra Çin’e ve Pasifik Okyanusu’na kaydı. Hintli gökbilimci Pankaj BHAMA, ”Elde ettiğimiz görüntülerden güneş etrafında gök taşlarının oluşumu hakkında çok değerli bilgilere ulaşmayı umuyoruz” diyor. Öte yandan Hindistan’da çok sayıda hamile kadın tutulmayı bilhassa görmemeyi tercih etti ve evinde kapalı kaldı. Yerel inançlar güneş tutulmasının anne karnındaki bebeğe zarar verdiğini söylüyor. Yeni Delhi’de ilk bebeğine hamile olan bilgisayar programcısı Krati JAIN, ”Annem ve teyzemler karanlık ve perdeleri kapalı bir odada kalmam için ısrar etti, yatağa uzanıp dualar okumamı söylediler” dedi.

İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan ESENOĞLU, tutulmanın olduğu bölgelerde bulunan insanların, güneşe doğrudan çıplak gözle bakmaması gerektiğini ifade ederek, ”Güneşe bakarken, güneş filtresi ya da güneş gözlüğü kullanılmalı. Sürekli değil kısa aralıklarla bakılmalı” dedi. Uzun süreli deprem ve tutulma verileri üzerinden akla gelebilecek herşeyin denenerek yapıldığı analizlerin, tutulmalar ile depremler arasında istatistiksel bir ilişkinin varolabileceğini olduğunu vermediğini göstermediğini vurgulayan ESENOĞLU, yine de yeni veriler eklenerek bu işlemlerin sürdürüldüğünü kaydetti.

Bu haber, AA, BBCTürkçe, NASA, NTVMSNBC, Radikal ve Zaman sitelerinden derlenmiştir.

Kaynakça
Güler, B. 2009. 21. Yüzyılın En Uzun Güneş Tutulması Gerçekleşti, yerbilimleri.com

NASA: Dünya’nın Bilinen En Kapsamlı Topoğrafik Haritası

1.3 milyon görüntüden oluşan veri, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ile Japonya Ticaret Bakanlığı’nın ortak çalışmasıyla toplandı. Fotoğraflar, Terra uydusuna yerleştirilen; Japonya’ya ait ASTER (İng. Advanced Spaceborne Thermal Emission and Reflection Radiometer) adlı özel veri işlemcisiyle çekildi. Küresel Ölçekte Sayısal Yükselti Haritası ile dünya yüzeyinin yüzde 99’u tarandı. Bu zamana kadar yapılabilen dünya yüzeyinin en kapsamlı haritası yayımlandı. Uzmanlar, verileri, internetten ücretsiz olarak halka sunuyor (bkz. asterweb.jpl.nasa.gov, gdem.aster.ersdac.or.jp).

Dünyayı incelemeye adanmış Terra uydusu deniz yosunlarından volkan patlamalarına kadar çok değişik alanlara ışık tutuyor. ASTER ölçümlerinde bir yerin yüksekliği, her biri diğerinden 30 metre uzaklıkta noktalar baz alınarak görüntüleniyor. ASTER projesinde görevli NASA’dan biliminsanı Woody TURNER, “Bu, bugüne kadar ki küresel ölçekte en kapsamlı, en kalıcı sayısal yükselti verisi” diye konuştu ve ekledi “Bu, Dünya için yapılan küresel ölçekte, en eksiksiz ve tutarlı sayısal yükseklik verileridir. Bu verilerle araştırma yapacaklar, yükseklik ve arazi bilgilerine kolayca ulaşabilecek”.

Bundan önce dünya topoğrafyasına ilişkin en kapsamlı harita, NASA’nın hazırladığı ve dünya yüzeyinin yüzde 80’ine ilişkin bilgileri görüntüleyen haritaydı. Bununla beraber bazı çöllerde ve sarp kara parçalarında doğruluk oranlarının azaldığı biliniyordu. NASA, şimdi bu bilgilerle, ASTER verilerini karşılaştırarak küresel haritayı daha da geliştirmeye çalışıyor.

‘Küresel Ölçekte Sayısal Yükseklik Modeli’ adı verilen çalışma, yaklaşık 1.3 milyon görüntüyü NASA’nın uzay gemisi Terra’ya yerleştirilen Japon yapımı kamerayla çekti. Görüntüler toplam 23 bin karodan (mozaikten) oluşuyor. Yükseltiler farklı renklerle gösterilirken düşük yükseltiler mor, ortalar yeşil ve sarı ve yüksek kısımlar ise turuncu, kırmızı ve beyazla gösterilmiş. Harita, İngiltere’nin ve İrlanda’nın aynı düşük yükseltilerde olduğunu, ayrıca iki ülkenin deniz seviyesine yakın Danimarka, Polonya, Kuzey Rusya’nın, Moritanya, Somali, Brezilya, Arjantin, Florida (Amerika Birleşik Devletleri) ve Avustralya’nın bazı bölgeleriyle benzer yükseltiye sahip olduğu gibi ayrıntıları renklerle gösteriyor.


NASA and Japan’s Ministry of Economy, Trade and Industry (METI) released the Advanced Spaceborne Thermal Emission and Reflection Radiometer (ASTER) Global Digital Elevation Model (GDEM) to the worldwide public on June 29, 2009. The GDEM was created by processing and stereo-correlating the 1.3 million-scene ASTER archive of optical images, covering Earth’s land surface between 83 degrees North and 83 degrees South latitudes. The GDEM is produced with 30-meter (98-feet) postings, and is formatted as 23,000 one-by-one- degree tiles. The GDEM is available for download from NASA’s EOS data archive and Japan’s Ground Data System. In this colorized version, low elevations are purple, medium elevations are greens and yellows, and high elevations are orange, red and white.

With its 14 spectral bands from the visible to the thermal infrared wavelength region and its high spatial resolution of 15 to 90 meters (about 50 to 300 feet), ASTER images Earth to map and monitor the changing surface of our planet. ASTER is one of five Earth-observing instruments launched December 18, 1999, on NASA’s Terra satellite. The instrument was built by Japan’s Ministry of Economy, Trade and Industry. A joint U.S./Japan science team is responsible for validation and calibration of the instrument and the data products.

The broad spectral coverage and high spectral resolution of ASTER provides scientists in numerous disciplines with critical information for surface mapping and monitoring of dynamic conditions and temporal change. Example applications are: monitoring glacial advances and retreats; monitoring potentially active volcanoes; identifying crop stress; determining cloud morphology and physical properties; wetlands evaluation; thermal pollution monitoring; coral reef degradation; surface temperature mapping of soils and geology; and measuring surface heat balance. Image Credit: NASA/GSFC/METI/ERSDAC/JAROS, and U.S./Japan ASTER Science Team.

NASA, Japan Release Most Complete Topographic Map of Earth
NASA and Japan released a new digital topographic map of Earth Monday that covers more of our planet than ever before. The map was produced with detailed measurements from NASA’s Terra spacecraft.

The new global digital elevation model of Earth was created from nearly 1.3 million individual stereo-pair images collected by the Japanese Advanced Spaceborne Thermal Emission and Reflection Radiometer, or ASTER, instrument aboard Terra. NASA and Japan’s Ministry of Economy, Trade and Industry, known as METI, developed the data set. It is available online to users everywhere at no cost.

“This is the most complete, consistent global digital elevation data yet made available to the world,” said Woody Turner, ASTER program scientist at NASA Headquarters in Washington. “This unique global set of data will serve users and researchers from a wide array of disciplines that need elevation and terrain information.”

According to Mike Abrams, ASTER science team leader at NASA’s Jet Propulsion Laboratory in Pasadena, Calif., the new topographic information will be of value throughout the Earth sciences and has many practical applications. “ASTER’s accurate topographic data will be used for engineering, energy exploration, conserving natural resources, environmental management, public works design, firefighting, recreation, geology and city planning, to name just a few areas,” Abrams said.

Previously, the most complete topographic set of data publicly available was from NASA’s Shuttle Radar Topography Mission. That mission mapped 80 percent of Earth’s landmass, between 60 degrees north latitude and 57 degrees south. The new ASTER data expands coverage to 99 percent, from 83 degrees north latitude and 83 degrees south. Each elevation measurement point in the new data is 98 feet apart.

The ASTER data fill in many of the voids in the shuttle mission’s data, such as in very steep terrains and in some deserts,” said Michael Kobrick, Shuttle Radar Topography Mission project scientist at the Jet Propulsion Laboratory. “NASA is working to combine the ASTER data with that of the Shuttle Radar Topography Mission and other sources to produce an even better global topographic map.”

NASA and METI are jointly contributing the ASTER topographic data to the Group on Earth Observations, an international partnership headquartered at the World Meteorological Organization in Geneva, Switzerland, for use in its Global Earth Observation System of Systems. This “system of systems” is a collaborative, international effort to share and integrate Earth observation data from many different instruments and systems to help monitor and forecast global environmental changes.

NASA, METI and the U.S. Geological Survey validated the data, with support from the U.S. National Geospatial-Intelligence Agency and other collaborators. The data will be distributed by NASA’s Land Processes Distributed Active Archive Center at the U.S. Geological Survey’s Earth Resources Observation and Science Data Center in Sioux Falls, S.D., and by METI’s Earth Remote Sensing Data Analysis Center in Tokyo.

ASTER is one of five Earth-observing instruments launched on Terra in December 1999. ASTER acquires images from the visible to the thermal infrared wavelength region, with spatial resolutions ranging from about 50 to 300 feet. A joint science team from the U.S. and Japan validates and calibrates the instrument and data products. The U.S. science team is located at NASA’s Jet Propulsion Laboratory.

Bu haber, BBCTürkçe, NASA ve Radikal sitelerinden derlenmiştir.

Burdur’da Mastudon Fosilleri Bulundu

Burdur’un Kemer ilçesine bağlı Elmacık köyü sınırlarındaki omurgalı fosil yatağı alanında dört yıl içinde fillerin atası diye bilinen ve yaklaşık 10 milyon yıl önce yaşadıkları tahmin edilen Mastudonlara (İng. Mastodons, Mastodonts) ait 6 fosil bulundu.

Fosil bakımından çok zengin olduğu bildirilen Elmacık köyünde kazı çalışmaları, 20 üniversiteli öğrencinin de katkısıyla Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Fiziki Coğrafya Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Nurfettin Kahraman başkanlığında sürdürülüyor.

Kahraman 1998 yılında keşfettikleri Elmacık omurgalı fosil yatağındaki kurtarma kazılarının ilkini 2006 yılında gerçekleştirdiklerini bildirdi. Kazı çalışmalarının dördüncü yılında üç ayrı bölgede fosillere rastlandığını kaydeden Kahraman, bir kazı alanında Mastudonun hemen hemen bütün parçalarına ulaştıklarını vurguladı. Elmacık’ın fosil yatağının çok zengin olduğunu anlatan Kahraman, üç yıl önce başlayan paleontolojik kazı çalışmalarının dördüncü dönemine 10 gün önce başladıklarını ifade etti.

Geçen yılki kazılarda Mastudon haricinde aslan, atların atası Hipparion, antilop, zürafa, gergedan ve çok sayıda kuş türü kalıntıları bulduklarını hatırlatan Kahraman, yamaç bölgesinde de Mastudona ait savunma dişleri bulduklarını belirtti. Bu savunma dişlerini özenle açtıklarını ve korunması amacıyla alçıladıklarını ifade eden Kahraman, “Dört yıldır yaptığımız kazı çalışmalarında ilk defa aynı Mastudona ait iki fildişini bir arada bulduk. Daha önce bulduğumuz dişlerin hepsi farklı Mastudonlara aitti. Bu yönüyle bir ilk yaşadık” dedi.

Elmacık omurgalı fosil yataklarının Neojen dönemine ait olduğunu belirten Kahraman, bunun da yaklaşık 6-10 milyon yıl öncesine denk geldiğini söyledi. Kesin sonuç için yaş tayinlerinin yaptırılması gerektiğinin altını çizen Kahraman, bu yüzden desteğe ihtiyaç duyduklarını kaydetti. Elmacık’ta uzun yıllar boyunca fosillerin çıkartılmaya devam edeceğini açıklayan Kahraman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada uzun yıllar kurtarma kazısının yapılması lazım. Çünkü çok zengin bir bölge. Değişik hayvan türlerine ait, özellikle iri toynaklara ait fosiller hayli bol. Burası Burdur’da kurulacak bir doğa tarihi müzesini rahatlıkla destekler. Sadece yüzey araştırmalarımızda bile acil diye nitelendirdiğimiz 15 kadar Mastudonu çıkartmamızı gerektiriyor ama tabi bunların çıkartılması sıra ile olacak.”

Kahraman, Türkiye’de görsel açıdan en büyük fosil buluntularının burada yer alması bakımından Burdur Elmacık’ın önemli olduğuna işaret ederek, fosillerin kurulma aşaması süren doğa tarihi müzesinde sergileneceğini bildirdi. Çalışmaları yerinde inceleyen ve ekibe destek vermek için geldiğini bildiren Kemer Kaymakamı Mutlu Akyol’da, “Arkadaşları tatildeyken onlar burada zor şartlar altında çalışıyorlar. Biz de onlara moral vermek üzere geldik. Kemer’e olan katkılarından dolayı hepsine minnet borçluyuz” diye konuştu.


Çalışma alanından bir görüntü. Fotoğraf: AA.

Mastodon Fossils Discovered In Turkey
Six mastodon fossils were discovered in Elmacik village of Kemer town of south-western province of Burdur in
the past four years.

Excavations to discover more fossil remains continue in Elmacik village with the participation of 20 university students from Mehmet Akif Ersoy University (MAKU) and under the leadership of Dr. Nurfettin Kahraman from MAKU’s Physical Geography Department.

The first excavation to discover mastodon fossils took place in Elmacik village in 2006, Dr. Kahraman said. Dr. Kahraman and his team of students found fossils of lions, antelopes, giraffes, rhinoceros and different bird species also near Elmacik village. We will work for many years to come to Elmacik village to find more fossils, Dr. Kahraman said.

Mastodons are members of the extinct genus “Mammut” of the order Proboscidea and form the family Mammutidae; they resembled, but were distinct from, the woolly mammoth, which belongs to the family Elephantidae. Mastodons were browsers, while mammoths were grazers. Mastodons are thought to have first appeared almost four million years ago. They were native to both Eurasia and North America.

Bu haber, AA, Radikal ve TRT sitelerinden derlenmiştir.

Trans-Sahra Gaz Boru Hattı

Nijerya’da, 180 trilyon metreküp doğalgaz rezervinin (dünyada 7. sıra) olduğu belirtiliyor. Bu yüzden Nijerya, Nijer ve Cezayir, Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacını karşılamak için dünyanın en uzun doğalgaz boru hatlarından birini inşa etmek üzere anlaşmaya vardı.

Sahra çölünü aşacak olan 4.550 kilometre uzunluğundaki boru hattının, her yıl Afrika’nın batısından Avrupa’ya 30 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak. Boru hattının geçtiği ülkelerdeki dağılımı şu şekilde: 2500 km Cezayir toprakları üzerinden, 750 km Nijer toprakları üzerinden ve 1300 km Nijerya toprakları üzerinden geçecektir. Tamamlandığında dünyanın en büyük mühendislik harikalarından biri olacak olan Trans-Sahra Gaz Boru Hattı (TSGBH), mevcut birçok hattı gölgede bırakacak kadar uzun (BBCTürkçe, 2009; TSGBH, 2009).


Trans-Sahra Gaz Boru Hattı’nın güzergâhı. Boru hattı Nijerya’nın Varri bölgesinden başlayacak, Nijer’in kuzeyinden Cezayir’deki Hassi R’Mel şehrine kadar devam edecek. Buradan da mevcut boru hatları ile Avrupa’ya geçecek. Ayrıca TSGBH’nin diğer adları, NIGAL Boru Hattı ve Trans-Afrika Gaz Boru Hattı. Büyütmek için fotoğrafın üzerine tıklayın (TSGBH, 2009).

TSGBH’nin yapımı için ilk imza 14 Ocak 2002 tarihinde Nijeryalı şirket NNPC ve Cezayirli Sonatrach arasında atıldı. Ayrıca 8 Mart 2003 tarihinde fizibilite çalışmaları için anlaşmaya varıldı (TSGBH, 2009). Nijerya’dan Avrupa’ya ilk doğalgazın ise 2015 yılında gönderilmesi hedefleniyor. Hattın inşaatı 10 milyar dolara mal olacak; ama 3 milyar dolar da yoldaki toplama merkezleri diye adlandırılan istasyonlar için harcanacak. Enerji uzmanları böyle bir hattın inşasının yıllardır düşünüldüğünü; ama yatırımın büyüklüğü ve Nijerya’daki hukuki düzenlemelerin ve siyasi ortamın belirsizlikleri nedeniyle planların uzun süre raflarda bekletildiğini söylüyorlar (BBCTürkçe, 2009).

Bu boru hattı ile ilgilenen firmaların; Hint GAIL, Fransız Total, İtalyan Eni, İngiliz-Hollanda ortaklığı Shell ve Rus Gazprom olduğu söyleniyor. Rus enerji şirketi Gazprom ve Nijerya devlet petrol şirketi NNPC boru hattı inşaatının ilk aşamasını başlatma konusunda anlaşmaya vardıkları biliniyor. Kaygı yaratan konulardan biri boru hattının özellikle Kuzey Afrika’da geçeceği uçsuz bucaksız ve denetimsiz çöl topraklarında, isyancı Tuareg savaşçıları ya da El Kaide’nin saldırılarına hedef olması ihtimali (BBCTürkçe, 2009).

Değinilen Belgeler
BBCTürkçe, 2009. 3 Temmuz, En Uzun Doğalgaz Hattı, BBCTürkçe Haberler, BBCTürkçe Haberler, bbcturkish.com, 12 Temmuz 2009’da ulaşılmıştır.
TSGBH, 2009. TSGBH Sunumu, Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Enerji ve Maden Bakanlığı, mem-algeria.org, 12 Temmuz 2009’da ulaşılmıştır. [Fransızca]

Kaynakça
Güler, B. 2009. Trans-Sahra Gaz Boru Hattı, yerbilimleri.com

Daha fazla bilgi için tsgpipeline.com sitesinden yararlanılabilir. [Çevrimdışı]

Mars’ta Bir Gölün Varolabileceğine Dair Kanıt Bulundu

NASA’nın yüksek çözünürlüklü kameralarıyla elde edilen görüntülere göre, Mars’ta eski bir gölün varolabileceğine dair kanıt buldular.

Kolorado Üniversitesi’nden bir ekibin, kıyı şeridi ve derinliğinin belirtilerine ait kesin kanıtlar keşfettikleri 3,4 milyar yaşındaki göl yatağına dair bulguların Kızıl Gezegen’deki geçmişin yaşam izlerinin bulunmasına katkı sağlaması bekleniyor.

Araştırmanın başında yer alan Doçent Gaetano Di Achille, 3,4 milyar yaşında olduğu tahmin edilen gölün 200 kilometrekareyi aşkın bir alanı kapladığını ve derinliğinin 450 metre civarında olduğunu tahmin ettiklerini belirtti. Doçent Di Achille göre, eski Mars gölünün büyüklüğü ABD ile Kanada sınırındaki Champlain Gölü kadar.

Eski göle dair kanıtların, geniş bir deltaya, inişli çıkışlı tepe silsilelerine ve dalgaların arkalarında bıraktığı izlerden oluşan geniş bir kıyı şeridi olduğunu belirten Di Achille, “Bunlar Mars yüzeyinde kıyı şeridine dair ilk tartışmasız bulgular. Kıyı şeridinin tanımlanması ve buna eşlik eden jeolojik bulgular, 3,4 milyar yıl önce oluştuğu ortaya çıkan gölün bize büyüklüğünü ve hacmini hesaplama olanağı sağlıyor” dedi.

Mars’ın yörüngesindeki NASA’nın Mars Reconnaissance Orbiter (MRO) aracının yüksek çözünürlüklü “High Resolution Imaging Science Experiment” veya HiRISE adlı çok güçlü kamerasıyla çekilen görüntüler kullanılarak yapılan gözlem, Amerikan Fizik Birliği’nin Geophysical Research Letters adlı yayın organında yayımlandı.


Reconstructed landscape showing the Shalbatana lake on Mars as it may have looked roughly 3.4 billion years ago. Data used in reconstruction are from NASA and the European Space Agency. Image credit: Gaetano Di Achille/University of Colorado.

CU Researchers Find First Definitive Evidence for Ancient Lake on Mars
A University of Colorado at Boulder research team has discovered the first definitive evidence of shorelines on Mars, an indication of a deep, ancient lake there and a finding with implications for the discovery of past life on the Red Planet.

Estimated to be more than 3 billion years old, the lake appears to have covered as much as 80 square miles and was up to 1,500 feet deep — roughly the equivalent of Lake Champlain bordering the United States and Canada, said CU-Boulder Research Associate Gaetano Di Achille, who led the study. The shoreline evidence, found along a broad delta, included a series of alternating ridges and troughs thought to be surviving remnants of beach deposits.

“This is the first unambiguous evidence of shorelines on the surface of Mars,” said Di Achille. “The identification of the shorelines and accompanying geological evidence allows us to calculate the size and volume of the lake, which appears to have formed about 3.4 billion years ago.”

A paper on the subject by Di Achille, CU-Boulder Assistant Professor Brian Hynek and CU-Boulder Research Associate Mindi Searls, all of the Laboratory for Atmospheric and Space Physics, is in press in Geophysical Research Letters, a publication of the American Geophysical Union.

Images used for the study were taken by a high-powered camera known as the High Resolution Imaging Science Experiment, or HiRISE. Riding on NASA’s Mars Reconnaissance Orbiter, HiRISE can resolve features on the surface down to one meter in size from its orbit 200 miles above Mars.

An analysis of the HiRISE images indicate that water carved a 30-mile-long canyon that opened up into a valley, depositing sediment that formed a large delta. This delta and others surrounding the basin imply the existence of a large, long-lived lake, said Hynek, also an assistant professor in CU-Boulder’s geological sciences department. The lake bed is located within a much larger valley known as the Shalbatana Vallis.

“Finding shorelines is a Holy Grail of sorts to us,” said Hynek.

In addition, the evidence shows the lake existed during a time when Mars is generally believed to have been cold and dry, which is at odds with current theories proposed by many planetary scientists, he said. “Not only does this research prove there was a long-lived lake system on Mars, but we can see that the lake formed after the warm, wet period is thought to have dissipated.”

Planetary scientists think the oldest surfaces on Mars formed during the wet and warm Noachan epoch from about 4.1 billion to 3.7 billion years ago that featured a bombardment of large meteors and extensive flooding. The newly discovered lake is believed to have formed during the Hesperian epoch and postdates the end of the warm and wet period on Mars by 300 million years, according to the study.

The deltas adjacent to the lake are of high interest to planetary scientists because deltas on Earth rapidly bury organic carbon and other biomarkers of life, according to Hynek. Most astrobiologists believe any present indications of life on Mars will be discovered in the form of subterranean microorganisms.

But in the past, lakes on Mars would have provided cozy surface habitats rich in nutrients for such microbes, Hynek said.

The retreat of the lake apparently was rapid enough to prevent the formation of additional, lower shorelines, said Di Achille. The lake probably either evaporated or froze over with the ice slowly turning to water vapor and disappearing during a period of abrupt climate change, according to the study.

Di Achille said the newly discovered pristine lake bed and delta deposits would be a prime target for a future landing mission to Mars in search of evidence of past life.

“On Earth, deltas and lakes are excellent collectors and preservers of signs of past life,” said Di Achille. “If life ever arose on Mars, deltas may be the key to unlocking Mars’ biological past.”

Bu haber Cumhuriyet, Kolorado Üniversitesi, NTVMSNBC ve Radikal sitelerinden derlenmiştir.

Çin’in Konum Belirleme Sistemi: BNS

Amerika Birleşik Devleteri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Rusya’dan sonra Çin de kendi küresel konumlama sistemini dünyaya açmak için çalışmalara başladı. 2015 yılında tamamlanması planlanan projeyle, 30’dan fazla uydu birbirine bağlanacak. Askeri ve sivil amaçlı kullanılacak BNS (İng. Beidou Navigation System) isimli projenin tamamlanması için iki yıl içinde 10 uydu fırlatılacak. Yeni uydular şu an yörüngede bulunan ve sadece Çin üzerinde navigasyon sağlayan 5 uyduya entegre edilecek.

Projenin tamamlanması ile Çin, ABD’nin GPS (İng. Global Positioning System) ismiyle hakim olduğu küresel yer belirleme pazarında, diğer yer belirleme sistemleri AB projesi Galileo ve Rusya menşeli GLONASS’a (İng. GLObal NAvigation Satellite System) alternatif olacak.

En az 3 adet uyduyla dünya üzerinde herhangi bir noktanın koordinatları belirlenebiliyor. Ancak atmosfer ve uzay havası etkilerinden dolayı yer belirleme sırasında hatalar oluşabiliyor. Ülkeler bu hatayı engellemek için 4 ve daha fazla uyduyu yer belirleme amacıyla kullanıyor. Yapılan araştırmalara göre en az 8 uydunun kullanıldığı sistemde, el cihazları dünya üzerinde istenilen bir noktayı milimetrik olarak bulabiliyor.

Ülkelerin kendi küresel yer belirleme uydularına sahip olması özellikle savaş zamanında büyük önem taşıyor. Çünkü bu sisteme sahip olan bir ülke, servis verdiği ülkeye yönelik olarak istediği zaman uyduları tamamen kapatabilirken, istediği zaman da uyduların farklı konumlama yapmasını sağlayabiliyor. Günümüzde tüm dünyada kullanılabilen tek küresel konumlama sistemi ABD tarafından geliştirilen GPS iken, Rusya’nın GLONASS’ı tüm dünyayı kapsama yolunda ilerliyor.

Çin’in BNS’nin ilk uydusunu 2000 yılının Ekim ayında fırlattı, bugüne kadar 5 uydu fırlatan ülke, 2007 yılının Nisan ayında fırlattığı son uydudan beri COMPASS kod adlı ikinci nesil navigasyon sistemi için çalışıyor.

BNS sistemi; GPS, GLONASS ve Galileo sistemi gibi dünyadan 2000 ile 35,786 kilometre uzaklıkta bulunan MEO (Medium Earth Orbit – Orta Yörünge Uyduları) yerine 36 bin kilometre yükseklikte, Ekvator düzleminde olan ve dönme periyotları Dünya’nın dönüş periyoduna eşit olan GEO (Geostationary Earth Orbit – Yerdurağan Yörünge Uyduları) kullanılarak oluşturuluyor. Bir GEO uydusunun ortalama kapsama alanı Dünya’nın %40’ına eşit.

Bu haber, NTVMSNBC sitesinden derlenmiştir.