Evren’in ve Dünya’nın Yaşı

Yerbilim ile ilgili tartışmalar, Evrim Teorisi ortaya konduğundan beri bu teori ile bir arada yürümektedir.

Yerbilimsel bulguların, Kutsal Kitaplar’ın (özellikle Tevrat’ın) bazı yorumları ile çelişmesi, yerbilim ile din arasında bir gerilimin doğmasına sebep olmuştur. Bu gerilimin en önemli sebebi, bazı din adamlarının, Dünya’nın yaşını yerbilimsel bulguların tersine, çok genç olarak tahayyül etmeleriydi (/hayal etmeleriydi). Bu tahayyüllerin, özellikle Tevrat’a dayandırılmış olması sorunun kaynağıydı. Birçok ateist, yaratılışçıların evrimcilerden farkını ortaya koyarken, yaratılışçıların genç bir dünya öngörmelerine karşı evrimcilerin yaşlı bir dünya öngördüğünü söylerler.[1] Bunu yaparken de özellikle Henry M. Morris gibi genç bir dünya öngören yaratılışçıların izahlarını ön plana çıkarırlar. Böylece dünyanın yaşının dört-beş milyar yıl arasında olduğunu gösteren tüm deliller, Evrim Teorisi’ni de destekliyormuş gibi bir tarzda sunulur. Dünya’nın yaşı ile ilgili tartışmaların Evrim Teorisi ile birleştirilmesi ve Dünya’nın yaşının dört-beş milyar yıl olduğunun gösterilmesi, Evrim Teorisi’nin doğrulanması veya yaratılışın yanlışlanması olarak gösterilemez. Her şeyden önce yeryüzünün yaşlı olduğunun gösterilmesi Evrim Teorisi’nden farklıdır, ayrıca günümüzde tek Tanrı’lı dinlerin Kutsal kitaplarına bağlılarının çoğu, Dünya’nın dört-beş milyarlık yaşının, kutsal kitaplarıyla çelişmediği kanaatindedirler.[2]


The universe’s timeline, from inflation to the WMAP (Wilkinson Microwave Anisotropy Probe). Source: NASA/WMAP Science Team. Ayrıca daha ayrıntılı ve Türkçe’ye Uzay Sezen tarafından uyarlanmış “Büyük Patlama”dan günümüze: evrimsel zaman çizelgesi; evrenin tarihi, güneş sistemi ve yaşamın Dünya üzerindeki gelişimi için tıklayın!

Özellikle İslam dünyasında Dünya’nın uzun zaman dilimlerinde yaratılmış olduğu fikri hiçbir zaman ciddi bir problem oluşturmamıştır. Hristiyanlarda ise Dünya’nın 6000 yıl kadar önce yaratıldığı görüşü özellikle 17. yüzyılda İrlanda başpiskoposu James Usher’in yaptığı hesaba dayanmaktadır.[3] Birçok Yahudi ve Hristiyan din bilimci Usher’in Tevrat’ta “oğlu” olarak aldığı ifadelerin “soyundan olan” anlamına da geldiğini ve onun hesaplarının güvenilir olmadığını söylemişlerdir. Zaten bu tarih Tevrat’ta apaçık çıksaydı, Usher’den binlerce yıl önce vahyedilen Tevrat’taki bu tarihin bulunmasının Usher’in dönemine kalmaması beklenirdi.

Evren’in ve Dünya’nın yaşı ile ilgili tartışmalarda Tevrat’ta ve Kuran’da geçen “altı gün” ifadesi gündeme gelmiştir. Bu ifade Tevrat ve Kuran’da şu şekilde geçer:

Ve Allah yaptığı her şeyi gördü, ve işte, çok iyi idi. Ve akşam oldu ve sabah oldu, altıncı gün.[4]

O, gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahmandır. Bunu haberi olana sor.[5]

Tevrat’ta geçen “gün” kelimesinin İbranicesi “yovm” dur. Bu kelimenin İbranicesinin, 24 saatlik bir günü ifade ettiği gibi, “bir dönemi” de ifade ettiğini; Tevrat’ın Tekvin bölümünde geçen “altı gün” ibaresinin “uzun zaman dönemleri” anlamında anlaşılması gerektiğini hem Yahudi, hem de Hristiyan teologlardan söyleyenler olmuştur.[6] 2005 yılını takvimlerinde 5765. yıl olarak gösteren Yahudiler, takvimlerini Hz. Adem’in yaratılışıyla başlatırlar, ama Dünya’nın ve Evren’in yaratılışını Hz. Adem’in yaratılışından ayıran birçok Yahudi, Evren’in onbeşmilyarlık ve Dünya’nın beşmilyarlık yaşını, Tevrat’ın anlatımlarına ters görmemişlerdir. Adem’den önce insanımsı maymunların olabileceğini, Tevrat’ın dilinde, ancak Adem’in nesline insan dendiğini söylemişlerdir.[7] Tevrat’taki “günler” ifadesinin Dünya ve Güneş arasında ilişkiye dayanan 24 saatlik dönemleri kastetmediğini, çünkü Tevrat’ta Güneş’in ancak dördüncü gün yaratıldığının geçtiğini söyleyerek de bunu desteklemişlerdir. [8]
İlgili Tevrat ifadeleri şöyledir:

16- Ve Allah, daha büyük olan ışık gündüze hükmetmek için ve küçüğünü geceye hükmetmek için, iki büyük ışık yaptı; yıldızları da yaptı.

17- Ve yer üzerine ışık vermek ve gündüze ve geceye hükmetmek ve ışığı karanlıktan ayırmak için.

18- Allah onları göklerin kubbesine koydu ve Allah iyi olduğunu gördü.

19- Ve akşam oldu ve sabah oldu, dördüncü gün.[9]

Yahudi bilginler gibi, Hristiyan teologlar da Dünya gününün kaynağı Güneş’in, yaratılış günlerinden dördüncü günde yaratıldığına, bu yüzden gün kavramının Dünya günleri anlamında anlaşılmaması gerektiğini söylemişlerdir.[10] Günümüzdeki Hristiyan teologların birçoğu, Usher’in kronolojisini ve Yahudi takvimini reddedip, Hz. Adem’in daha önce yaratılmış olabileceğini savunmakta ve türlerin özel yaratılışını yaşlı bir dünya görüşüyle birleştirmektedirler.[11] Bu görüşü ayırdetmek için “Yaşlı Dünya Yaratılışçılığı” (Old Earth Creationism) ismi sıkça kullanılmaktadır.

Yahudi ve Hristiyan düşünürler arasında “Yaşlı Dünya Yaratılışçılığı” daha yaygın olsa da, buna karşın türlerin özel yaratılışını genç bir dünya görüşüyle birleştirenler de vardır ki bu görüşe “Genç Dünya Yaratılışçılığı” (Young Earth Creationism) denmektedir. Bu görüşte olanlar Evren’in ve Dünya’nın “altı-günde” yaratılmasını dünyevi 24 saat anlamında gün olarak algılamaktadırlar.[12] Bu görüşü savunanların çoğu, bilim ile dinin ayrı alanlar olduğunu, bunları birbirine karıştırmamız gerektiğini söylememektedirler. Fakat bilimsel delillerin genç bir Dünya’nın ve Evren’in varlığını desteklediğini savunmaktadırlar. Dinazor kemiklerinde bulunan hemoglobinin, bu canlıların birkaç bin yıl önce yaşadığını gösterdiği, çünkü hemoglobinin birkaç bin yıldan fazla dayanamayacağını, Ay’ın Dünya’dan yılda 4 cm uzaklaştığını, milyarlarca yıllık Dünya ömrüne bunun aykırı olduğunu söylemektedirler.[13] Kayaların radyometrik ölçümü gibi bilimsel metotları ele alıp, bunların güvenilmez olduğunu göstermeye çalışmaktadırlar.[14] Yerbilimsel olayların hiçbirinin tekdüzenlilik (ya da tekdüzelilik, İng. uniformatism) ilkesine göre açıklanamayacağını; günümüzün yerbilimsel olaylarının geçmişe anahtar olamayacağını ve yaş tahmini ile ilgili yanılgıların kaynağının yanlış tekdüzenlilik ilkesinin apriori* kabulü olduğunu, yer katmanlarının hızlı oluşumla açıklanabileceğini savunmaktadırlar.[15] Tekdüzenlilik ile ani-yıkımcılığın (İng. catastrophism) arasındaki tartışmaların yerbiliminde önemli bir yeri vardır. Yakın dönemlerde de birçok yerbilimci, ani-yıkımcı olayların tek-düzenlikli olaylardan yerbilimi açısından daha önemli etkilerde bulunduğunu kabul etse de, ani-yıkımcı yaklaşımı ön plana çıkaran bilim adamları yine Dünya’nın yaşını milyarlarca yıl olarak tahmin etmektedirler.

*Hiçbir denemeye dayanmayan ve akıl yordamıyla bulunup ortaya konan, önsel. Kaynak: TDK.

Kutsal Metinlerin birçok yorumu, Dünya’nın ve Evren’in yaşlı olarak algılanmasına imkan tanımıştır. Birçok bilim adamı ve teolog gibi Darwin de, Tevrat’taki altı günde yaratılış ile ilgili ifadenin, uzun zaman dilimlerinde yaratılışı kastettiğini savundu.[16] Darwin’den sonraki tüm “Hristiyan-evrimciler” de bu yorumu benimsedi ve özel yaratılışı savunan “Yaşlı Dünya Yaratılışçıları” ile Tevrat’ın bu yorumunda aynı fikri paylaştılar.[17] Bu yorumu savunanların bir kısmı gün (yovm) kelimesinin zaman dilimlerini de doğrudan ifade ettiğini söylerken, bir kısmı “altı gün” ifadesinin kastının Tanrı’nın yaratılış emirleri olduğunu, bu günlerin arasına uzun zaman dilimleri girdiğini, böylece altı ayrı günde verilen yaratılış emirlerinin uzun zaman diliminde yerine geldiğini savunurlar; bu ikinci görüşe “aralıklı-günler görüşü” (intermittent-day view) ismi verilmiştir.[18]

Kuran’da geçen “altı gün” ifadesindeki “gün kelimesinin Arapçası “yevm”dir ve hemen fark edileceği gibi aynı dil ailesinden gelen Arapça ve İbranicede, gün kavramı, aynı kökten gelen bir kelimeyle ifade edilmektedir. “Yevm” kelimesinin 24 saatlik gün gibi, zaman dilimlerini de ifade ettiği belirtilmiştir.[19] Kuran’da ellibin yıllık bir süreç için de, bin yıllık bir süreç için de “yevm” kelimesinin kullanılması, “altı gün” kavramıyla “altı uzun devir” kastedilebileceğine dair bir anlayışı oluşturmuştu.[20]

İlgili Kuran ayetleri şöyledir:

Gökten yere her işi çekip çevirir. Sonra O, sizin saymakta olduğunuz bin yıla denk bir günde O’na yükselir.[21]

Melekler ve Ruh, süresi elli bin yıl olan bir günde O’na yükselirler.[22]

Benzer bir ifade Eski Ahit’in Mezmurlarında geçer:[23]

Çünkü senin gözünde bin yıl, geçen dünkü gün ve bir gece nöbeti gibidir.[24]

Kutsal Metinlerdeki “gün” kelimesinin bu kullanılışı, bu kelimenin uzun zaman dilimlerini ifade etmesinin yanında, modern bilimin önemli kabullerinden olan zamanın izafiliğine de bir işaret olarak algılanmıştır.[25] Zamanın izafiliği, bizim zaman algımızın mutlak bir zaman kavramına işaret etmediğini, zaman ile ilgili yanılgılarımızın kaynağında; zamanı, herkes için, her yerde, her şartta aynı ontolojik mutlaklığa sahip zannetmemizin yattığını öğretmiştir.

Usher’in kronolojisine ve Hz. Adem’in yaşadığı dönemi gösteren bir takvime sahip olmayan İslam aleminde, yerbiliminin Dünya’nın yaşlı olduğuna dair verileri ve fosil bilimin bunu destekleyen delilleri, ciddi bir bilim-din çatışmasına sebep olmamıştır. “Yaşlı Dünya Yaratılışçılığı” ve “Genç Dünya Yaratılışçılığı” şeklinde Hristiyan alemindekine benzer bir tartışmanın İslam aleminde yapıldığına dair bir bilgiye rastlamadık. Gerçi Hristiyan aleminde, Kitabı Mukaddes’e ve İbranice dilinin özelliklerine de dayanılarak bu gerilim önemli anlamda aşılmıştır, ama bu gerilimin tamamen giderildiğini söyleyemeyiz.

Dünya’nın ve Evren’in yaşı ile ilgili tespitler birçok ayrı hesaplama yönteminin neticesinde elde edilmiştir. Evrenin genişleme hızına ve uzaydaki madde yoğunluğuna bağlı ölçümlerde elde edilen sonuçlar arasında farklılıklar olsa da, sonuçlar 15 milyar yıl civarında bir tarihi vermektedir.[26] Big Bang Teorisi’nin doğruluğunu ispat eden ve Evren’in çok sıcak ve çok yoğun başlangıçtan sürekli genişleyerek bu hale geldiğini gösteren aşamalar için milyarlarca yıl geçmesi gerektiği anlaşılmıştır.[27]

Modern bilimin verileri ile Evren’in ve Dünya’nın yaşının milyarlarca yıl ile ifade edilmesi gerektiğinin ortaya konması, Evren’in ve Dünya’nın yaşını binlerle ifade eden “Genç Dünya Yaratılışçılığı”nı savunmanın imkanının kalmadığını göstermektedir. Özel yaratılışı savunanların önemli bir kısmı da zaten Kutsal metinler açısından Dünya’nın yaşlı olmasının bir sorun teşkil etmediğini söylemişlerdir. Durum böyleyken Evren’in ve Dünya’nın yaşlı olduğuna dair verileri özel yaratılışa karşı bir delilmiş gibi sunmak hatalı olacaktır. Dünya’nın ve Evren’in yaşı ile ilgili tartışmalar, tezimizin başından beri gördüğümüz şekilde Evrim Teorisi ile iç içe geçmiştir. Başta özel yaratılışı Usher’in kronolojisiyle birleştiren yaklaşım ile Evrim Teorisi’ne karşı çıkıldığı için; yaşlı bir Dünya’nın ispatının, Evrim Teorisi’nin ispatıymış gibi sunulması yanlışı yapılmıştır. Bunun sebebinin, Evrim Teorisi’nden çok daha sağlam argümanlara ve matematiksel verilere dayalı yerbiliminin milyarlarca yıllık Dünya öğretisinin, özel yaratılışı yanlışlamak için kullanılmasının istenmesi olduğunu söylemek mümkündür. Oysa görüldüğü gibi yaşlı Dünya fikri, özel yaratılışın alternatifi değildir; fakat sadece bazı özel yaratılışçıların kabul ettiği genç Dünya öğretisinin tersidir.

Evren’in ve Dünya’nın yaşı ile ilgili tartışmaların, Kutsal Metinler’e uygunluk dışında da önemli bir boyutu vardır. Ateist-evrimciler, canlıların tasarımlı gibi göründüğünü, bunun bir yanılsamadan ibaret bulunduğunu, bunun sebebinin ise uzun zaman diliminde birbirine eklenen tesadüfler olduğunu söylemektedirler. Tesadüflerin mutasyon olarak açığa çıktığı ve doğal seleksiyon ile korunduğu söylenir. Bizi yanıltanın ise zaman olduğu, uzun zaman diliminin mevcut canlıları oluşturmaya yeterli olacağı söylenir. Bu iddia açısından, Evren’in hesaplanan yaklaşık 15 milyar yıllık ömrünün ve Dünya’nın hesaplanan yaklaşık 5 milyar yıllık ömrünün tesadüfen canlıları oluşturmaya yeterli olup olmadığı önemlidir.

[1] Philip Kitcher, Abusing Science The Case Against Creationism, MIT Press, Cambridge, (1982), s. 41.

[2] Pattle P.T. Pun, Evolution: Nature And Scripture in Conflicts. Zondervan, Grand Rapids (1982), s. 52.; Mustafa Mlivo, Quran Ispred Nauke I Civilizacije, Medzliz Islamske Zajednice, Bugojno, Sarajevo (2001), s. 110.

[3] Bertrand Russell, Bilim ve Din, s. 35.

[4] Tevrat, Tekvin, Bap 1, 31.

[5] Kur’an-ı Kerim, Furkan Suresi, 25/59.

[6] R. Laird Harris ve diğerleri, Theological Wordbook of The Old Testament, Volume 2, Moody Press, Chicago (1980), s. 672-673; Aktaran: Hugh Ross, The Fingerprint of God, Whitaker House, 2. Baskı, New Kensington (1989), s. 146-147.

[7] Gerald L. Schroeder, Genesis And The Big Bang, Bantom Books, New York (1990), s. 21.

[8] Rabi Benjamin Blech, Nedenleri ve Niçinleriyle Yahudilik, çev: Estreya Seval Veli, Gözlem Yayın, İstanbul (2003), s. 165.

[9] Tevrat, Tekvin, Bap 1,16-19.

[10] David Sterchi, Does Genesis I Provide A Chronological Sequence, (‘Journal of The Evengelical Theological Society 39′ içinde) (1996), s. 429-536; Aktaran: Vern s. Poythress, Response to Paul Nelson and John Mark Reynolds, s. 93.

[11] Robert C. Newman, Progressive Creationism, s. 105-152.

[12] Paul Nelson ve John Mark Reynolds, Young Earth Creationism, (ed: J. P. Moreland ve John Mork Reynolds ‘Three Views On Creation And Evolution’ içinde) Zondervan, Publishing House, Michigan (1999), s. 41-75.

[13] Jonathan Sarfeti, Refuting Evolution, 10. Baskı, Master Books, Green Forest (2000), s. 112-114.

[14] Henry M. Morris, Scientific Creationism, s. 131-160.

[15] Henry M. Morris, Scientific Creationism, s. 101.

[16] Charles Darwin, Voyage Of The Beegle, s. 404-405.

[17] Howard J. Van Till, The Fully Gifted Creation, (ed: J. P. Moreland ve John Mark Reynolds, ‘Three Views On Creation And Evolution’ içinde) Zondervan, Publishing House, Michigan (1999), s. 161-225.

[18] Robert C. Newman, Progressive Creationism, (ed: J. P. Moreland ve John Mork Reynolds ‘Three Views On Creation And Evolution’ içinde) Zondervan, Publishing House, Michigan (1999), s. 155.

[19] Maurice Bucaille, Tevrat, İnciller ve Kuran, çev: Mehmet Ali Sönmez, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara (1998), s. 214-216 ; Şakir Kocabaş, Kuran’da Yaratılış, Pınar Yayınları, İstanbul (2004), s. 92.

[20] Kuran Araştırmaları Gurubu, Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize, 7. Baskı, İstanbul Yayınevi, İstanbul (2004), s. 73-76.

[21] Kur’an-ı Kerim, Secde Suresi, 32/5.

[22] Kur’an-ı Kerim, Mearic Suresi, 70/4.

[23] Mezmurlar Hz. Davud’a verilen kitabı ifade eder ve Tanrı’ya övgü, şükran, nedamet gibi duyguları dile getiren ilahileri içerir; Thomas Michel, Hristiyan Tanrı Bilimine Giriş, Ohen Basımevi, İstanbul (1992), s. 28.

[24] Eski Ahit, Mezmurlar, 90-4.

[25] Gerald L. Schroeder, Genesis And The Big Bang, s. 50-54 ; Kuran Araştırmaları Gurubu, Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize, s. 73.

[26] William B. Drees, Beyond The Big Bang, Open Court Publishing, Illionis (1993), s. 219. ; Ralph A. Alpher, Robert Herman, Genesis Of The Big Bang, Oxford University Press, New York (2000). s. 18-19.

[27] Caner Taslaman, Big Bang ve Tanrı, s. 30-84.

Taslaman, C. 2007. Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı, İstanbul Yayınevi, s. 472, canertaslaman.com, 26 Haziran 2009 tarihinde ulaşılmıştır.

“Evren’in ve Dünya’nın Yaşı” üzerine 23 düşünce

  1. Caner Taslamanın bu makalesi ve bu makalenin alıntılandığı kitap bilim-din-felsefe ilişkisiyle ilgili Türkçe yazılmış en kaliteli kitaptır diyebilirim.

  2. dünyanın yaşını allahtan iyi kimse bilemez bazı bilim adamları bildiklerini savunsalarda onlar önce
    kuranı kerime baksınlar

  3. Önümüzdeki 1000 yıl daha dünyanın yaşı ile ilgili kimse net bir rakam’a ulaşamayacaktır.

    Kutsal kitaplarda geçen 6 gün gibi kısa günler zamanın farklı yaşandığı mekanlardan bahsedildiği için neye göre ve hangi hız ve zaman denklemine göre 6 bilinmez…

  4. Dünya oluşumundan bu yana geçen süre içerisinde gerçekleşen bir evren olayı ile zaman mefhumunun değiştiğini düşünüyorum. Zaman kavramı , Allah (c.c) ‘ nin bizi yaptığımız işlerde disipline etme ve birçok olayı planlayabilme amacıyla yarattığı bir kavram bir değişkendir. Yani Zaman sabit olarak ilerlemez. Bilim adamlarının yaptığı araştırmalara saygı duymak ve reddetmemek gerekir. Çünkü Allah (c.c)’ nin verdiği ilim sayesinde araştırmalarını yapmaktalar. Çoğu kişinin bildiği üzere basit bir c14 karbon testiyle hangi parçacığın bize göre kaç sene önce oluştuğu tespit edilebiliyor. İbrahimi dinlerin hepsinde bahsedildiği üzere İnsanlık tarihinin ilk yaratılıştan bu yana 6000 sene geçtiğini biliyoruz. Bundan önce de hiçbir İnsanın yaşamadığı bir devir var. Kutsal kitaplarda bahsi geçen 6 gün Dünyanın kendi ekseni etrafında ne kadar hızlı dönmesiyle alakalı bir kavram. O anki hızın şimdiki hız ile bir alakası olmayabilir. Bu da 6 gün süresinin farklı yorumlanabilecği anlamına gelir. Dünyada yaşanan olayları Nuh tufanı öncesi ve sonrası diye 2 kısımda inceleyebiliriz. Nuh tufanı sonrası elde edilen bulgular ve İbrahimi dinlerin bu döneme ilişkin söylevleri zaman açısından birbiriyle fazla çelişmez. Ancak Nuh tufanı öncesi elde edilen bulgular ve İbrahimi dinlerin zamansal söylevleri birbirinden çok farklıdır. Benim görüşüme görev Nuh tufanı veya bu yakın bir zaman diliminde. Zamanın “ivme” si, şuana göre 0 (sıfır) değildi. Bu dönemden günümüze kadar ivme bize göre 0 kalmaya devam etti. Ancak bu dönemden önce geriye doğru gidecek olursak sürekli artan bir ivme olduğunu düşünüyorum. Yani Dünyanın Yaratılışından bu yana ivme giderek azaldı veya ivme sürekli değişiklik gösterdi. Zamanı bildiğimiz gibi yorumlayamayız. Zamanı bir sabit olarak görürsek, sürekli yanılgıya düşeriz. Bu yüzden örnek olarak m,ö. 100.000 diye verilen bir sene aslında m.ö. 2500 ile m.ö. 4000 senesi arasında olan bir yere karşılık gelir. Bu bilimsel kanıtlara dayanarak ilk insan Adem (a.s.)’ ın m.ö. 4000 senesinde yaratılmadığın düşünemeyiz.

  5. 4.508.228.571, 428571 =dünyanın tam yaşı
    15.778.800.000 =evrenin yaşı
    31.557.600.000 =tüm zamanların genişliği
    evren çift katmanlı ve sonlu.ispatının nasıl yapılacağı çok kolay.

  6.                            YARADILIŞ VE SON                              BİLİM1-Evren genişlememektedir, tüm yıldızlar 365250 km/sn hızla yörüngesinde kendi ışığına doğru yol almaktadır.2-Saniyede 365250 km hızla giden tüm yıldızlar bize evreni  genişliyor zannettirmektedir. Arkalarından kendi ışıkları takip etmektedir ve kütleleri tekrar ışıklarını yakalamak üzeredir.3-Karadelik diye adlandırılan ; görevini tamamlamış yıldızlardır.4-Yıldızlar sadece geçiş kapılarıdır.5-Cern de yapılan deneyde elde edilecek olan yapay bir yıldızdır(karadelik).6-İnsan 3 yerde yaşamaktadır.7-DECCAL dünyaya diğer 2 yerden istediği andan (oradaki hayatlar tek bir andan ibarettir) yeniden getirebilecektir.8-Yani deccal zamanı geri çeviremeyeceğini ve asla önüne geçemeyeceğini, kıyameti önleyemeyeceğini anlayıp çıldırmış bir insan olacaktır.9-Big-Bang yalandan ibarettir.tüm yıldızların aynı hızda hareket etmesi bize evreni sabitmiş ve genişliyormuş gibi göstermektedir.Saten doğru olsaydı evrendeki tüm gezegenler vs aynı yaşta olurdu.10-Zaman Allah’ ın bir anlık gözleminden bizimkine kadar bükülen bir olgudur.(ben gözlemimi saniye cinsinden alıyorum altını gözlemleyemiyor üzeri içinde beklemek zorundayım.Oysa Allah hiç beklemez her şey ol dediği anda oluverir).11-Allah’ın varlığı kesindir.Aksi halde tüm bu düzendekiler yörüngelerinden farklı yere giderler.Çifte yarık deneyine bakınız gözlemcinin gerekliliğini görürüz.12-Güneş tekrar kendi ışığına kavuştuğunda (buzullar erimektedir yaklaşmıştır) korunmayan her göz kör olacaktır.(7 kat güçlü bir ışıktır.).Son bir hamleylede (aşırı hızlı döngü) dağ taş dümdüz olacakır.(kıyamettir).                                                                              KUR’AN1-O ol dediğinde her şey oluverir.2-Kur’an bizlere ahirette 1 günün 1000 yıla eşit olduğunu söyler.Dünyanın yıllık gözlemi                                     365,25 * 1000= 365250 yıl=1 gün
    3-Kur’an bizlere güneş ve ay ,yörüngelerinde akıp giderler der.4-Kıyamet günündeki çığlıktan bahseder.(7 kat güçlü bir ışık ve aşırı hızlı döngü)5-Oluşum sürecini Allah gizli tutmuştur.Elif, Lam, Mim, Sad.6-Elif: Ol demesi ve aynı anda gözetlemesidir.   Lam: Diğer 2 hayatlarımızdan sözleşmelerin imzalandığı yer.Uzunluğu Mimle aynıdır.   Mim: Dünyada yaptıklarımızın (seçim ve tercihlerimizin) bulunduğu yerdir.Lam la aynı uzunluktadır.Saten aynı olmak zorundadır.Oradaki hayatlar tek bir andan ibarettir.   Sad: Bizler için sözleşmenin bittiği yer.Dünya.Dönüş yine Allah’ adır.7-Biz dünyayı 6 günde yarattık diye bahseder.7-Geriye kalan şeyler meallerde mevcuttur.Elmalılı Hamdi Yazır şahsi tavsiyemdir.   

                                                                    AKIL 

    Görüldüğü üzere insan 3 yerde yaşamaktadır.Döngüyle oluşan içe ve dışa gelen dalgaların oluşturduğu evrenlerdir.Bunlar artık bilimdede Kur’anda da olduğu için açıklama geregi duymuyorum.Dünya dönmeden önce aynı uzunluğa sahip 6 kat varken tüm zamanları kendi etrafında dönerek toplayan dünya 7. katı(içe-dışa) oluşturmaktadır.Saten şekil büyük ölçüde her şeyi anlatıyor.bu 3 üde aynı anda olmaktadır.İnsan kendisine şahitlik etsin diye Sad’a gönderilmiştir.Zaman sadece dünya (sad) için bükülmektedir.Yani herhangi bir intihar yada adam öldürmek insanın kendi kendine şahitlik edemeyişidir.en büyük inkardır.cinayetin 2. kötü tarafı ölenin geriye kalan tüm vebalini üstlenmektir.henüz dünya (kendi etrafında gece ve gündüz oluşmazken) dönmezken Lamdaki ve Mimdeki yaşamlara bir bakalım.      Ben kısa bir hesap yapıyorum siz dilediğinizce yapabilirsiniz.1 günüm 1000 yıla eşit olduğuna göre 1 saniyelik gözlemim 365250 yıla ve an’ a (oradaki hayatlar anlık)eşittir. (dünya zamanını günlük haftaık aylık yıllık vs dilimler halinde yemektedir).(24 saat alıyorum) 86400*365250 yıl =31557600000 yıldır.lam ve mim (geliş ve gidiş yönlü oluşan eşit dalgalar) 31557600000/2= 15778800000  yıldır.bu 2 evrenin yaşı.Hadi birde ortadaki sada gidip bakalım.dünya kendi etrafında döndüğünde 7. katı oluşturduğuna göre 31557600000/7= 4508228571, 428571……(aynı şekilde devam eder yaşanmış 6 gün olduğu için) buda dünya döndüğünden beri kaç yıl geçtiğini gösterir.sabittir tüm bükülüp genişleme Allah ın gözleminden bizimkine yıllık olarak alındığı için yılı verir.işte dünya için yıl ;virgülden sonraki kısımsa aylık, haftalık, günlük,saatlik, dakikalık, saniyelik gözlemime kadar küçülür.  Nisan ayının 2. haftasının 8. gününü İslam alemi iyi bilirler.3. haftanın ilk günü demektir.fakat devrettirilmemiş, son gün uzatılmıştır.6 gün geçmiş 7. günde bitmek üzeredir.işte kutlu doğum haftasının verilmeyişi, 6gün gelişini kutlayıp 7 gün dünyanın dönmesidir.Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Nisan ayının 3. pazartesi sabahı saat 05:07:01 de dünyaya teşrif etmişlerdir.güneşin O’nun  için doğmasıdır.dünya O’nun hürmetine dönmektedir.bunun 572 olduğunu yada 570 e düşeceğini iddia edebilen iddiasını ispat edebilen delikanlı karşıma çıkabilir.7. katın mesafeside tüm zamanları toplayan dünya için 5 katlı evreni geçmesi kadardır.31557600000*7=157778000000 km.(kütle için hız birimi alacaksanız km zaman için alınacaksa an.) yukarıdaki şeklin alanını gözlemleyeek mesafeyi geometricilerde hesaplayabilirler. gelelim insanlığın yaşına:1 saniyem 365250 yıla bedel.yani geçen her yıl ;günlerimizi saniyenin  365250 de biri kadar kısaltıyor.gelinen noktada 24 saat- 23 saat 56 dk 57 sn=183 sn     183*365250 yıl=66.840.750 yıl insanlık tarihidir.ben detaysız ve basit olduğu için 24 saat aldım.üzerindede olsa sadece rakam büyür.bence Darvin halt etmiş.insan maymundan değilde görünen o  ki maymunlar bazı insanlardan gelmiş.E nasa falan bilim genel görelilikte zamanın büküldüğünü onayladıklarına göre benimde bunları yayınlamamın zamanı gelmiştir.yok efendim deprem oldu günler saniyenin binlerce biri kadar kısaldı.bunlar yalan dolandır.aslında günler kısaldığı için depremler vs olmaktadır.ipe bağlı bir top gibi düşünün gerildiğinde tüm hepsi sarsılacaktır.yani ileriki tarihlerde daha büyük depremler bekleyin.          Görevi itibariyle zamanı yenen Süleyman Peygamber de aslında ömrü bizimki kadardır.Fakat çok hızlı olduğu için anlarını şu şekilde yaşamaktadır. ……..       .      .Normal insan iki saniye arasını 365250 anla yaşar.                        Süleyman Peygamber Görüldüğü üzere Allah bahaneye hiç yer vermemiş.Süleyman Peygamber dende onun gibilerdende hak iddia edemeyeceğiz.         Sonuçta dünyanın sonu gelmiş, Allah bize süre tanımaktadır.son günü devrettirmemiştir.saten cenevredeki deneyede baktığınızda zamanda geriye etki yaratarak parçacık kendini engellemektedir.Hawking kendiside naptığını bilmiyor.kıyameti getirdiklerinden kendilerininde haberi yok.big-bang miş falan filan yalan dolan..niye hiçbiri aynı yaşta değil?deneyini tamamladığında sende görürsün.ben kendisine neyin genişlediğini göstereyim.güneş yörüngesinde ilerledikçe enerjisi azalıyor.çekim gücü düştüğü için etrafındaki gezegenler uzaklaşıyor.ve kendi ışığına yaklaştı.senin karadelik zannettiğin söndürülmüş bir yıldız!…kıyametin geldiğini gördükçe kaçacak delik arıyor…Durun, düşünün, silkelenin, kendinize gelin!!!          ALLAH’ın bize tanıdığı süreyi iyi değerlendirmemiz gerekir.İmanlarımızın peşine düşmeliyiz, (ölçü) nefsimizinkine düştüğümüz kadar.Titanların şavaşı yakındır…Allah’tan geldik; O’na döneceğiz.                                                                                                                                                                                                             SAYGILARIMLA                                                                   RUMUZ:ŞEYYAS                                                                                                                                                                                                                                                  

  7. şeyyas ne kadar bilgiliisn MAŞALLAH senin gibi insanlar zor bulunur çevremde senin gibi bilgili bi arkadaşım olmasını çok isterdim paylaşm için sagol..

  8. şeyyas herşeyi biliyor hakkatten. madde madde veriyor bizlere gerçeği. bizde üçüncü göz açılmadan kendisinde on beşinci göz açılmış belliki. aslansın şeyyas, kalansın da…

  9. şu yeryüzü bilimcileri toplansa tartışsa ve en azından 50 -60 ortak konu bulamazlar mı?kimimiz dünya aslında bir hayaldir diye ölüyoruz,kimimiz tanrı yoktur diye ölüyor,kimi toteme inanarak ölüyor.ortak akıl yürütenler bir yerde toplanıyor.en azından bazı küçük parçaları kümeleştirebiliriz.

  10. Şeyyas arkadaşım devrenin dinle ilişkisini çok güzel detaylarıyla açıklamışsın fakat big bangin yalan olduğunu söylemişsin. Fakat evrenin oluşumunu açıklayan başka bir mantıklı teori var mı? Yok!! Ve yazında Evrenin genişlemediğini savunmuşsun. Peki neden galaksiler birbirinden 22km/saniye yani ışık hızına yakın bir hızla uzaklaşıyor? Ve evren genişlemese eninde sonunda bir ışık demeti evrenin sonunu aydınlatır!! Evreni düşünürken sadece bilim ve dini değil azıcıkta mantığınızı kullanın! Big bang olduktan sonra parçacıklar burbirlerinden uzaklaşmaya başladı. Bunu hepimiz biliyoruz. Ve parçacikların hızınıda 22km/saniye olarak alalım. İşte size evrenin en az yaşı ile ilgili bir örnek:
    Örneğin bizden 1 milyon ışık yılı uzaklıktaki galaksiye bakıp hızını 22km/sn olarak ölçtüğümüzde; aramızdaki mesafeyi bu hızla ne kadar sürede aldığına bakarsak :
    t=d/V = 1 milyon ışık yılı/ (22km/s) = 13.5 milyar yıl 
    olarak buluruz. Buna tH, Hubble Zamanı deniyor.
    Evrenin yaşını 15 milyar yıl olarak alalım ve evrenin genişliğini big bange göre hesaplamak istersek şu formülü kullanabiliriz: zaman.hız=15 milyar yıl.22km/sn’dir ki buda aklın alamayacağı bir sayı!! Ve bu sayı her geçen gün artıyor. Evrenin karanlık görünmesinin sebebide budur: yıldızlardan gelen ışığın evrenin genişleme hızına yetişememesidir. Dünyanın yaşı ise en az 2 milyar yıldır çünkü yapılan karbon testine göre yer yüzündeki en eski kayalar 2 milyar yaşında. Ve eğer dünyanın merkezine inebilirsek ki bu imkansız:) yine testlerle dünyanın yaşını öğrenebiliriz fakat bu yüzlerce yıl sonra gerçekleşebilir. Fakat bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin yine açıklayamayacağı bazı şeyler yar:
    •kara delikler
    •zamanda yolculuk gibi şeyler.

  11. Evrenin genişliğini çok basit bir hesap yaparak yaklaşık olarak 1040688e+19 buluruz ki bu sayı çok büyük ve kısmen sonsuzluktur :) 
    22km/sn ile evrenin yaşını 15 milyar yıl ile çarparsak bu sonucu elde edebiliriz (fakat 22km/sn yi yıla çevirmek gerekir) 
    Evrenin merkezini big bangin olduğu yer olarak düşürsek ve evrenin her yere eşit olarak genişlediğini düşürsek evren yarıçapı 1040688e+19 km olan bir küre elde etmiş oluruz. Düşünün ki bu uzaklığı ışık bile milyonlarca yılda alıyor. Uzayda gözlemlediğimiz tüm yıldızların yıllarca önceki hallerini görürüz yani geçmişi görürüz. Akşam gökte gördüğümüz bir yıldız aslında patlamış ve yok olmuş olabilir. Biz güneşin bile 8dk önceki halini gorüyoruz. Şunu bilmeliyiz ki evren ile ilgili bir şey düşünmek istiyorsak: bilim+din+matematik+mantık!!!!!! Bazı bilimsel açıklamaların altında mantık ve matematik yatar!!! Hepinize evrenin sırları ile ilgili belgesel izlemenizi tavsiye ederim. Özellikle natgeo ve discovery kanallarında çok güzel belgeseller var. Hepinize evren ile ilgili başarılı çalışmalar dilerim. :)

  12. şeyyas ve bahadıra teşekkürler,paylaşımlarından dolayı.Sonuçta gerçek olan şu,bilim adamlarına big bang teorisini bulmaları için gerekli aklı verende Allahdır.Yaratan Allah,bunun bilimsel açıklaması ,big bangin doğru olması,Allahın yaratması gerçeğini değiştirmez.Sebepler ve sebepleri yaratan sonsuz kudret sahibi.Bilim adamı der;Sperm yumurtayla buluştu,insan oldu.Bunun Allahın dilemesiyle olup olmadığına inanmak,zaten bizlerin sonsuz hayattaki yerini belirleyecek tek gerçek değil mi?Kimi din ve bilimi birleştirir,araştırır,imanı daha da artar.Kimide inkarına ve kendini kandırmasına mazeret arar.Sağlıcakla ve hayırla kalın.

  13. Maddenin genlerinde bulunan atomsal çekirdekler  sabit bir şekilde titrerler  bu sabit ve salt titreşimler e gore madde şekil bulur,  buna gore her bir element icinde bulundurduğu atomun titresimindeki frekansa gore şekil alır   . Bir atomda bulunan proton sayısı elementi tanımlar ve atom numarası olarak adlandırılır. Atomda bulunan proton sayısı aynı zamanda, elementin kimyasal karakteri hakkında da bilgi verir.  Zamanı atomların titreşiminden ölçen saat, 1018 saniyede bir saniye şaşıyor. Atom veya moleküllerin titreşimlerini kullanarak zamanı büyük bir hassasiyetle ölçen  yine atomdur,  Sonuç olarak maddeyi ve zamanı belirliyenin atom olduğunu düşünerek formu ve şekli de oluşturanın atom olduğu otomatik olarak ortaya çıktığına gore MADDENİN GENLERİNDE BULUNAN ATOMSAL ÇEKİRDEKLER ZAMANI, MEKANI VE FORMU (şekil) oluşturur diyebiliriz, karbon testi en yaşlı kayalardaki karbon atomu ölçer Buda bize dunyanın 4 milyar yasında olduğunu kesin olarak belirler, evrenin yası ise ışığın kaynağı elektrondur yine elektronun A noktasından B noktasına ulaşmasıda Atomun titreşiminde zaten çekirdeğinde mahiyetini bulunduran elektronun aldığı süredir. Dindar ol veyahut olma bu sonucu sadece anlayamadığn için karsı çıkma sonucda yukarda yazdığıma bir şey daha eklemem gerekecek MADDENİN GENLERİNDE BULUNAN ATOMSAL ÇEKİRDEKLER İLAHİ HİREYARJİYE GORE TİTRERLER VE BU TİTREŞİMLER ZAMANI, MEKANI VE FORMU OLUŞTURUR. Oraya ilahi hireyarjiyi eklememdeki sebep atomların titreşimlerinin bir ahenk icinde ve şaşmaz olmalarıdır.
    SAYGILAR 

  14. Bir tarafta bilimsel veriler:

    Evren 13.4 milyar yaşında. Dünya 4.5 milyar yaşında.

    Diğer tarafta kutsal kitapların verileri:

    Evren 6 günde yaratıldı. Dünya 2 günde yaratıldı.

    Son iki cümleyi ben, ” ” şeklinde düşünüyorum ve bilimsel veriler ile kontrol ediyorum.

    6 gün 13.4 milyar yıl ise 2 gün 4.5 milyar yıldır. Orantı doğru. Her iki kaynak aynı şeyi söylüyor. Ters bir şey yok.

    Buradan Allah’ın bir günü 2 küsür milyar yıldır gibi bir sonuç çıkarmak kesinlikle YANLIŞTIR.

  15. Yukarıdaki yorumumda iki tırnak işareti arasında kalan cümlem :

    Evren 6 günde yaratıldı ise Dünya 2 günde yaratıldı.

  16. 6 günden maksat 6×50.000=300.000 dir.
    6×1000=6000 değildir.
    İbnul Arabi Hazretleride bir kitabında kainatın yaşını 300.000 sene
    olarak veriyor.
    Adem as ın yartaılması ise 7000 sene.
    Bilim adamları paralaks açısını yanlış hesaplaıyorlar.
    Radyoaktiviteyle kaya hesabında ise başka bir sorun var.
    Nükleer bozunma Dünyanın ilk yıllarında daha hızlı olabilir.
    Ya da bu hesapta başka bir yanlışlık var.
    4,5 -5 milyar seneyi bir de şu açıdan düşünün.
    Erezyon denizleri doldururdu.
    Güneşin yakıtı biterdi.
    Atmosferdeki gazların oranı bozulurdu.
    Doğal felaketler Dünyayı yaşanmaz hale getirirdi.
    Vesaire vesaire listeyi uzatmak mümkün.
    Dünyanın yaşlı olduğunu düşününce bir sürü sorun çıkıyor.

  17. MUTLAKA MESAJIMI EN SONUNA KADAR OKUMANIZI ÖNEMLE RİCA EDİYORUM.ÇÜNKÜ KURAN-I KERİM’İN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN İŞARETLERİNİ ŞİMDİYE KADAR HİÇ DUYMADIĞINIZ BİLİMSEL DELİLLERLE ORTAYA KOYABİLECEĞİNE İNANDIĞIM BİLGİLER İÇERMEKTEDİR.KURAN-I KERİM’İN DOĞRULUĞUNUN,DOLAYISIYLA DA ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN BİLİMSEL BULGULARA DAYANDIRILMASINA, BİLİMSEL BULGULARDA SONRADAN ORATAYA ÇIKABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER DOLAYISIYLA TEMKİNLİ YAKLAŞILMAKTADIR.ANCAK BU HİÇ BİR ZAMAN YÜCE ALLAH’IN KURAN-KERİM’DE İŞARET ETTİĞİ BİLİMSEL BULGULARIN AÇIKLAMASININ YAPILAMAYACAĞI ANLAMINA DA GELEMEZ.ÇÜNKÜ YÜCE ALLAH’IN BU BİLGİLERİ GELECEĞE DÖNÜK MUCİZELERİNİ ORTAYA KOYMAK ÜZERE BİR İŞARET OLARAK BİZE BİLDİRMİŞ OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.BİZ İNANANLARA DÜŞEN TAVIR,KURAN-I KERİM HAKKINDA HİÇBİR ZAMAN ŞÜPHEYE DÜŞMEDEN,SONRADAN BİLİMSEL BULGULARDA DEĞİŞİKLİK OLURSA,(Kİ BUGÜNE KADAR KURAN’I YANLIŞLAYAN BİR BİLİMSEL BULGU ORTAYA ÇIKARTILAMAMIŞTIR) O AYETLERİN ANLAMI HAKKINDA GERÇEĞİ BULABİLMEK ÜZERE ARAŞTIRMAYA DEVAM ETMEK OLMALIDIR.KURAN MEALLERİNDE VE TEFSİRLERDE DE AYETLERDE NEYİN KASTEDİLDİĞİYLE İLGİLİ OLARAK ‘ ŞU YÖNDE FİKİRLER DE VARDIR,AMA HERŞEYİN DOĞRUSUNU ANCAK YÜCE ALLAH BİLİR’ ŞEKLİNDE AŞAĞIDA BAHSETTİĞİM FİKİRLERE DE YER VERİLMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYORUM.BENİM AŞAĞIDA YAPTIĞIM AYETLERİN ANLAMIYLA İLGİLİ AÇIKLAMALAR HAKKINDA ,MUTLAKA BÖYLE OLDUĞUNA İNANILMASI GEREKİR DİYEBİLECEK KONUMDA DEĞİLİM,FAKAT BÖYLE OLABİLECEĞİNİN DE MUTLAKA BİLİNMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.

    AYRICA ,YÜCE ALLAH’A VE KİTABINA İNANCI KONUSUNDA KENDİSİNDEN HİÇ BİR ŞÜPHESİ OLMAYANLAR BİLE, AŞAĞIDA AÇIKLAYACAĞIM KONULARI OKUYUNCA,KURAN’IN , YANİ YÜCE ALLAH’IN AYETLERİNİN İNANÇ SAHASINI AŞIP BU DENLİ ‘’GERÇEKLİK’’ BOYUTUNDA KARŞILARINA ÇIKABİLECEĞİNİ KABULLENMEKTE ZORLUK ÇEKEBİLECEKLERDİR. BELKİ DE BU RUH HALİ ,YÜCE ALLAH’IN ŞU UYARIYI YAPMASININ EN ÖNEMLİ SEBEPLERİNDEN BİRİNİ OLUŞTURACAKTIR.

    Neml 82

    O söz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman, onlara yerden bir dabbe (mahluk) çıkarırız da, bu onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler

    KONUNUN ÖZETİ:1)KURAN’DA EVRENİN 6 GÜNDE(DEVİRDE)YARATILDIĞINDAN BAHSEDİLİR VE BİR SUREDE DE (MEARİC 4.AYET)EVRENDEKİ DEĞİŞİMLER İÇİN( Kİ AYETTE EVRENDEKİ BİR YER DEĞİŞTİRMEDEN YANİ MELEKLERİN EVRENİN KATMANLARINI GEÇEREK, MİKTARI ELLİBİN YIL OLAN BİRGÜNDE ALLAH KATINA ULAŞMASINDAN SÖZEDİYOR) KOZMİK (EVRENSEL) BİR ÖLÇÜ VERİLİR;50 BİN YIL=1 GÜN(DEVİR).ASTRONOMİ BİLİMİ DE BÜYÜK PATLAMA TEORİSİNE GÖRE PATLAMADAN 300 BİN YIL SONRA EVRENİN YAPITAŞLARI OLAN ATOMLARIN OLUŞTUĞUNU SÖYLÜYOR.50 BİN YILDAN OLUŞAN 6 GÜN(DEVİR) 300 BİN YILA KARŞILIK GELİR.2)KURAN’DA YERKÜRENİN 2 GÜNDE YARATILDIĞINDAN SÖZEDİLİR.BİLİM İSE DÜNYAMIZIN BİR GAZ VE TOZ BULUTU HALİNDEYKEN,BÜZÜLME EVRESİNE GEÇİP KENDİ İÇİNE ÇÖKEREK YOĞUNLAŞMASI VE BUGÜNKÜ BİLDİĞİMİZ ANLAMIYLA BİR GÖKCİSMİ HALİNİ ALMASININ 100 BİN YIL SÜRMÜŞ OLACAĞINI KEŞFEDİYOR.KURANDA BAHSEDİLEN 50 BİN YILDAN OLUŞAN 2 GÜN(DEVİR)100 BİN YIL EDER.3)KURAN’DA DÜNYADAKİ TALEP EDEBİLECEK CANLILAR İÇİN 4 GÜNDE GIDALARIN TAKDİR EDİLDİĞİNDEN BAHSEDİLİR.BU DÖRT GÜN DE HERBİRİ 50 BİN YILDAN 200 BİN YILA TEKABÜL EDER.ASTRONOMİ BİLİMİ DE DÜNYAMIZIN YÜZMİLYONLARCA YIL ÖNCE GALAKSİMİZDEKİ BİR MOLEKÜL BULUTUNUN İÇİNDEN GEÇTİĞİ VE BU GEÇİŞİN 200 BİN YIL SÜRDÜĞÜ BULGUSUNA ULAŞIYOR.Kİ BU GEÇİŞTEN ÖNCE DÜNYADA CANLILARIN ÇEŞİTLENMESİ VE ONLARIN DEVAMLILIĞI İÇİN GEREKLİ OLAN GIDALARIN OLUŞUMUNU SAĞLAMAYA YETERLİ MOLEKÜL ZENGİNLİĞİ YOKTUR.MÜMİN SURESİ 13.AYETTEKİ ”SİZİN İÇİN GÖKTEN RIZIK İNDİREN O’DUR” SÖZÜ DE ASLINDA BU OLAYA İŞARET EDİYOR OLABİLİR.ÇÜNKÜ ‘RIZIK’ ,YAĞMUR VE GÜNEŞTEN DAHA GENİŞ BİR KAVRAMI İFADE EDER.4)KURAN’DA EVRENİN 6 GÜNDE YARATILMASIYLA İLGİLİ ŞÖYLE BİR SÖZ GEÇER: ‘’ARŞI SU ÜZERİNDE İKEN..’’.6 GÜNDE YARATTI.BURADA MEALLERDE SU OLARAK ÇEVRİLEN ‘MAİ’KELİMESİ ASLINDA SU RENGİNDE YANİ SAYDAM ANLAMINA GELİR.ASTRONOMİ BİLİMİ DE EVRENİ 300 BİN YIL (6 GÜN) SONUNDA IŞIĞI GEÇİRGEN HALE GELİP SAYDAMLAŞTIĞINI KEŞFEDİYOR.AYRICA HEM ASTRONOMİYLE İLGİLİ KAYNAKLARDA HEM DE KURAN’DA MADDENİN OLUŞUMUYLA SAYDAMLAŞMA ZAMAN OLARAK BAĞLANTILI ŞEKİLDE AÇIKLANIR. BÜTÜN BUNLAR BİRER ŞANSLI TESADÜFMÜDÜR? YOKSA KURAN-I KERİM’İN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN EN AÇIK İŞARETLERİ OLABİLİR Mİ?

    AŞAĞIDAKİ YAZIMDA, ÖZETLEDİĞİM BU KONULARIN AYRINTILARINI VE BİLİMSEL KAYNAKLARDAN YAPTIĞIM ALINTILARLA KANITLARINI BULACAKSINIZ.BULGULARIMIN HİÇ BİRİ BİR ŞİFREYE YA DA ZORLAMA YORUMA GEREK KALMADAN GAYET AÇIK KURAN AYETLERİNE DAYANDIĞINI GÖRECEKSİNİZ.ASLINDA BENİM ŞANSIM,ÇOK AZ SAYIDA ASTRONOMİ UZMANININ BİLEBİLECEĞİ BİLGİLERLE,BUNLARLA İLGİLİ KURAN AYETLERİNİ SADECE BİR ARAYA GETİRMEK OLMUŞTUR.BEN YALNIZCA TESADÜFEN KEŞFETTİĞİM BU BİLGİLERİN TÜM İNSANLIĞA ULAŞMASINI İSTİYORUM. BU YÜZDEN FİKİRLERİME YAZILARINIZDA (HERHANGİ BİR TELİF ÜCRETİ SÖZKONUSU OLMAKSIZIN) YER VERİRSENİZ ÇOK SEVİNİRİM.YAZIM İLE İLGİLİ YORUMLARINIZI E-MAİL İLE BİLDİRMENİZİ RİCA EDERİM.

    (BU BULGULARDAN SADECE EVRENİN 6 GÜNDE YARATILMASI İLE EVRENDEKİ MADDENİN 300,000 YILDA OLUŞMASI ARASINDA BAĞLANTI KURULMASI,2003 YILINDA ”ISLAMICPERSPECTİVE” ADLI YABANCI KAYNAKLI İNTERNET SİTESİNDE DE BELİRTİLMİŞTİR.(http://www.islamicperspectives.com/OriginOfUniverse.htm) BU SİTEDEKİ YAZIYI BEN YAZIMI HAZIRLADIKTAN SONRA GÖRDÜM VE AYRICA BİLGİLERİNİZE SUNMA GEREĞİ DUYDUM.BÜYÜK İHTİMALLE 50 BİN YILIN ÖLÇÜ OLARAK ALINMASI İLE İLGİLİ OLARAK BENİM AŞAĞIDA BELİRTTİĞİM ŞEKİLDE AÇIKLAMALARIN YAPILAMAMASI VE 50 BİN YILLA İLGİLİ DİĞER DESTEKLEYİCİ BİLİMSEL BULGULARIN BELİRTİLEMEMESİ GİBİ SEBEPLERDEN O ZAMAN İÇİN DÜNYA ÇAPINDA FAZLA İLGİ GÖRMEMİŞTİR.)

    BİLİMİN IŞIĞINDA

    EVRENİN VE DÜNYANIN OLUŞUMUYLA İLGİLİ BİLİNMEYEN KUR’AN MUCİZELERİ

    Evrenimizin oluşumunu açıklayan bilimsel kaynaklardan bazı alıntılar yaparak konuya girmek daha yerinde olacaktır.

    Big Bang ya da Büyük Patlama, evrenin yaklaşık 14 milyar yıl önce çok yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan bir bilimsel teoridir.

    1)Büyük patlamadan sonra evren radyasyondan yayılan çok sıcak gazla dolmuştur. İlk önce gaz, temel parçacıklardan meydana gelmişti: Önce kuarklar oluştu ve bunlar bir araya gelerek protonları ve nötronları meydana getirdi; daha sonra da elektronlar ortaya çıktı. Büyük patlamadan 300.000 yıl sonra, sıcaklık 3000 °K’ye(2726,85 santigrad) düşünce bu parçacıklar birleştiler ve atomlar oluştu.(Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Patlama )

    2)Yaygın bilimsel görüşe göre Big Bang ‘ den sonra, henüz madde oluşmamışken, patlamanın ortaya çıkardığı ışın parçacıkları serbest elektronlarla etrafa yayılıyordu. Tahminlere göre patlamadan yaklaşık 300.000 yıl sonra bu elektronların bir araya gelmesiyle madde oluştu.(Kaynak:http://www.ilmimercek.net/?Pg=Detail&Number=7288)

    Bu ilk dakikalardan sonra evren artık bayağı soğumuştur. Bunun sonucu çekirdeksel kuvvetlerin etkinliği bitiyor. Evrenin o sıradaki bileşimi %75 Hidrojen, %25 Helyum çekirdeğinden oluşuyor. Sonraki 300.000 yıl boyunca hiçbir değişim meydana gelmiyor..

    Bu süre sonunda sıcaklık 3.000 derecenin altına düşünce, elektromanyetik kuvvet sahneye çıkıyor. Elektronları mevcut çekirdeklerin çevresinde yörüngeye sokarak ilk Hidrojen ve Helyum atomlarını yaratıyor. Böylece serbest elektronların ortadan çekilmeye başlaması evreni saydamlaştırıyor.

    3)Büyük patlamadan 10 dakika sonra

    İlk atom çekirdekleri olan Hidrojen ve Helyum çekirdeği oluşur:

    1 proton + 1 Nötron = Hidrojen çekirdeği (evrenin %75’i)

    2 Proton + 2 Nötron = Helyum çekirdeği (evrenin %25’

    300.000 yıl boyunca dinlenme dönemi

    (sıcaklık 3.000 derecenin altına düşer)

    Elektromanyetik kuvvetler devreye girer,

    elektronlar çekirdeklerin etrafında yörüngeye dizilir

    ilk Hidrojen ve Helyum Atomları oluşur

    Evren saydamlaştığı için, Fotonlar serbestçe yayılmaya başlar.(Kaynak: http://www.historicalsense.com/Archive/Fener7_4.htm )

    4) Büyük Patlamanın hemen ardından, Evren, atomların oluşabilmesi için fazla sıcaktı, ilk atomlar, Evrenin ortaya çıkışından yaklaşık 300 bin yıl sonra meydana gelmeye başladı.(Kaynak: http://www.haberbilgi.com/bilim/astronomi/evrende_geri_kazanim.html )

    5) Bu büyük patlamadan 300,000 yıl sonra yani bundan aşağı yukarı 13,5 milyar yıl önce evrenin ilk görülebilir halinin fotografı çekildi. 1992 yılında NASA’nın COBE uydusunun çektiği bu fotoğrafın astrofizikçilerin hesaplarına tam uyumlu olduğu gözüktü.(Kaynak: http://www.salom.com.tr/news/detail/8427-Einstein-Tanri-zar-atmaz–Tanri-Atarim.aspx ) (Yabancı Kaynaklar:http://www.godandscience.org/apologetics/bigbang.html ,http://lisa.nasa.gov/SCIENCE/echoes.html , http://www.visionlearning.com/library/module_viewer.php?mid=67 )

    Şimdi bu bilgiler ışığında Kur’an-ı Kerim’de evrenin oluşumuyla ilgili hangi işaretler bulunduğuna geçebiliriz.

    1-Kuran’daki 50 Bin Yıldan Oluşan Günler,Evrenin ve Yerküre’nin Yaratılışı ve Karanlık Madde

    Dikkat ederseniz ilk atomların ve dolayısıyla maddenin oluşum sürecinde belli bir süre göze çarpıyor:”300,000 yıl”.Büyük patlamadan 300,000 yıl sonra elektromanyetik kuvvetlerin devreye girmesiyle elektronların çekirdeklerin etrafında yörüngeye dizilerek atomların yani maddenin oluştuğu bu konuyla ilgili benim incelediğim bilimsel kaynakların tümünde vurgulanmıştır.Peki bu 300,000 yıl ile ilgili Kur’an da ne gibi bir işaret vardır?

    Bunun açıklamasını yapabilmek için ilk önce şu ayetlere dikkat çekmek gerekir. Furkân Suresi 59.ayet Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş’a istiva eden (ona hükmeden) Rahman’dır. Bunu bir bilene sor.

    -Neden 50 Bin Yıl Ölçü Olarak Alınmalıdır?

    Me’âric Suresi 4.ayet: Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.(Diyanet Vakfı Meali)

    Kuran-ı Kerim’deki toplam yedi ayette evrenin yaratılmasıyla ilgili belli bir süreden sözediliyor: ”altı gün”

    Mearic suresi 4.ayette ise bize zamanın akışı ile ilgili kozmik bir ölçü veriliyor:1 gün=50,000 yıl .Kur’anda Allah katında bir günün insanlar için ”bin yıl” gibi olduğuna dair ayetler de vardır.Fakat bu ayetlerde zamanın izafiliği ve Allah için zamanın akışının farkını vurgulamak için bizim de günlük dilde kullandığımız ”binyıl” gibi genel bir örnekseme kullanılıyor.Ayrıca içinde ”binyıl”ın geçtiği bu ayetlerde ”sizin sayageldiklerinizden”ya da ”sizin saymakta olduğunuz yıllardan” denilerek de özel bir duruma dikkat çekiliyor.Çünkü onların sayageldiği yıllar Kameri takvime göre saydıkları yıllardır.Kur’anın indirildiği zamanlarda kullanılan Kameri takvime göre bir yılın süresi Miladi takvime göre 11 gün eksiktir ve Miladi takvime göre de farklı zaman dilimlerini ifade eder.Bu durum Miladi takvim dışındaki diğer takvim sistemleri (Çin ve Maya takvimleri gibi) için de geçerlidir.Hatta o zamanlar kullanılan Miladi takvim bile gerçekte tam olarak Dünyanın Güneş çevresindeki dönüş süresini karşılamaz.Bu yüzden ellibin yılın geçtiği Mearic 4.ayette ise ”sizin sayageldiklerinizden” sözü ”özellikle” kullanılmıyor diye düşünüyorum.Bilimin keşfetmiş olduğu,evrenin yani maddenin oluşumuyla ilgili hesaplanan sürede (300,000 yıl) Ay’ın hareketleri değil, Dünya’nın Güneş çevresindeki dönüş süresi birim (1 yıl) olarak alınmıştır.Kuran’daki 50,000 yıllık sürede de zaman dilimi olarak sayılagelen ve süresi bilinen yıllardan değil,o zamanlar için farazi sayılacak bir sürenin yani Dünya’nın Güneş çevresindeki dönüş süresinin esas alındığını görürüz ve diğer takvim sistemlerine göre yapılacak hesaplamalar bugün keşfedilmiş olan 300,000 yıl sonucuna götürmez.Kuran’da ‘’gün’’ (yevm) kelimesinin tekil olarak 365 defa geçiyor olması da, ölçü alınan süre olarak Dünya’nın Güneş çevresindeki dönüş süresinin alınmış olduğuna bir işaret olabilir.Ellibin yıldan oluşan bir gün için de ”sizin sayageldiklerinizden” denseydi bu ellibin yıl Miladi Takvime göre daha az veya daha farklı bir zamanı ifade edeceği için 300,000 yıldan çıkarak beklediğimiz sonucu yani 6 günü bulamazdık.(Bu sözüm yanlış anlaşılmamalıdır,300 bin yıla ya da 6 gün sonucuna ulaşabilmek için herhangi bir zorlama yorum yapmıyorum.Sadece ‘’sizin sayageldiklerinizden’’ derken örneğin Kameri Takvime göre hesap yapacak olursak, bugün modern bilimin ulaştığı sürelere ulaşmanın mümkün olamayacağını belirtmek istedim.Örneğin evrenin yaratılma süresi için ellibin Kameri yılı esas alıp bunu 6 gün ile çarpıp, evrendeki madde 300,000 yılda yaratılmıştır diyemeyiz.Çünkü ellibin Kameri yıl bugün kullandığımız ve modern bilimin de esas aldığı yıl süresine göre 300,000 yıldan daha kısa bir zamanı ifade eder.Zaten bu modern bilimin ulaştığı sonuçlara da uymaz. )Bin yılın geçtiği ayetleri de esas almamız durumunda örneğin evrenin yaratılışı için her biri bin yıldan altı gün yani 6000 yıl süresini verdiğimizde bunun da modern bilimin ulaştığı sonuçlarla uyuşmayacağı açıktır.”Miktar olarak ”sözüyle, miktar aynı zamanda Arapçada ”ölçü” anlamına da geldiği için belli bir ölçüye ve dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresine dikkat çekiliyor.Ayrıca bin yılın geçtiği ayetlerde daha önce de değindiğim gibi ‘’sizin sayageldiklerinizden’’ ya da’’sizin saymakta olduklarınızdan’’sıfatları kullanıldığı için ,bu yıllar,Kuran’ın muhatabı olan topluma ve o toplumun kullandığı takvim sistemine göre değişeceği için ,yani zamana ve yere ve de topluma göre değişken bir zaman dilimini ifade edeceğinden dolayı ,Kuran’da sembolik günler olan olan ‘’altı gün’’, ‘’iki gün ‘’ ve ‘’dört gün’’ün hesabında ölçü olarak alınamazlar.Aksi taktirde yapılacak hesaplamalarda zamana yere ve de topluma göre farklı bir evrenin ve yerkürenin yaratılma ya da gıdaların takdir edilmesi süresi ortaya çıkacaktır.Bu durum da Kuran’da hiçbir konuda çelişkilerin bulunamayacağı inancımıza ters düşer diye düşünüyorum. Bu açıklamalarımda neden ‘’binyıl’’ geçen ayetlerin değil ‘’ellibin ‘’yılın geçtiği Mearic Suresi 4. ayetin esas alınması gerektiğini açıklamaya çalıştım.

    Şimdi basit bir matematik hesabıyla Kuran’da birçok kez bahsi geçen ”6 günde yaratmanın” sırrını çözebiliriz; 300,000 yıl /50,000 yıl=6 gün

    Bugün bazı kaynaklarda evrenin altı günde yaratılmasıyla ilgili olarak,altı gün ile evrenin bugünkü yaşı arasında bağıntı kurularak açıklama yapılmaya çalışılmıştır.Ancak bunun sağlıklı bir yöntem olamayacağı açıktır.Zira evrenin yaşı her an sürekli değişen bir süreyi ifade eder.Kuran’daki altı gün ise Kuran ayetleri hiçbir zaman değişmediği ve de değişemeyeceği için mutlak sabit olan bir süreyi ifade eder.Diyelim ki altı gün ile her hangi bir formül ya da bağıntı kullanılarak evrenin bugünkü tahmin edilen yaşına ulaştık.Peki, örneğin bugünden (kıyametin o zamana kadar da kopmadığını varsayarsak) on milyar yıl sonra aynı formül ile ve de aynı kalacak olan altı gün ile evrenin o günkü yaşına da ulaşılabilecek midir? Yoksa o formülde zamana göre sürekli değişiklik mi yapılacaktır?

    Ayrıca Kuran meallerinde ve tefsirlerde özellikle evrenin altı günde yaratılması ve yerkürenin iki günde yaratılmasıyla ilgili olarak (aynı şey dört günde gıdaların takdir edilmesiyle ilgili olarak da geçerlidir) ayetlerde bu ‘’ günler’’ ile bildiğimiz anlamıyla 24 saatten oluşan günlerin kastedilmediği,bu günler ile ‘’altı devir’’ ya da ‘’iki devir’’ kastedildiğine ilişkin açıklamalar yapılıyor.Zaten bu günlerin 24 saatten oluşan günler olamayacağı açıktır.Ancak ‘’devir’’ ile neyin kastedildiği ,bu devirlerin her birinin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğine ve bu devirlerin her birini diğerlerinden ayıran özellikleri bugün modern bilimin ulaştığı bilgilerle dahi açıklığa kavuşturulamadığı için ‘’muğlak ‘’olarak kalmaktadır.Bu durum da Kuran’ın anlaşılması yönünden sakınca ve zorluklar ortaya çıkarmaktadır.Tabii ki bu durumdan iyi niyetle ve Kuran’ın insanlar tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için çaba harcayan meal ve tefsir yazan ilim adamlarımızı sorumlu tutamayız.Elbette ki, onlar da ilim adamı vasfıyla ,bilime, akla ve mantığa daha uygun bir açıklamayı biliyor olsalardı mutlaka bunlara yer verirlerdi.

    İşte, benim bahsettiğim açıklamalarımın temel amacı da budur. Ayetlerin anlamıyla ilgili olarak neye inanılması gerektiği konusunda fikir verebilecek konumda değilim.Fakat söz konusu olan ayetlerin açıklanmasında bu görüş ve bilgilerin de mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

    -Mearic Suresi 4. Ayetten Nasıl Evrensel (Kozmik) Bir Ölçü Çıkarıyoruz?

    Yukarıda bahsettiğim gibi Kuran ayetlerinde evreni n ve yerkürenin yaratılması ve gıdaların takdir edilmesiyle ilgili olarak verilen altı gün,iki gün ve dört günün,bildiğimiz anlamıyla 24 saatten oluşan günler olmadığı açıktır.Bunlar sembolik günlerdir ama süresi ve özellikleri belli olmayan günleri (devirleri )ifade etmez.Çünkü bugün modern bilimin bu yönde genel kabul görmüş bir bulgusu yoktur. Bu sembolik günlerin neyi ifade ettiğine dair çıkarım yapabileceğimiz Kuran ayetlerinde sadece iki zaman dilimi için ‘’bir güne eşit’’ süreden bahsedilmiştir. Bunlar 50 bin yıl ve bin yıldır.Bunlardan bin yılın neden ölçü olamayacağını yukarıda açıklamaya çalıştım.Bunların Yüce Allah için zamanın izafiliğini açıklamak için kullanılmış olabileceğini de (sizin sayageldiğiniz yıllardan dendiği için) anlatmaya çalıştım.Geriye akla ve mantığa uygun olan Meraic Suresi 4.ayetteki 50 bin yıl kalıyor.Ayrıca ayette doğrudan sadece ‘’50 bin yılda ulaşır denmiyor’’,’’miktarı 50 bin yıl olan bir gün’’den bahsediyor. Yani burada bahsi geçen ‘’bir gün’’öyle bir gün ki,miktar olarak 50 bin yıldan oluşuyor.Ayrıca bu surede meleklerin evrenin katlarını geçip Yüce Allah’ın katına ulaşabilmesinden

    yani uzun süreli evrensel bir olay ve hareketten bahsedildiği için kozmik (evrensel) bir ölçü olduğu izlenimi veriyor.Ayrıca bin yılın geçtiği tüm ayetlerde ‘’sizin sayageldiklerinizden ‘’dendiği halde ,50 bin yıl için sadece ‘’yıl’’dan bahsedilerek aradaki fark vurgulanıyor.

    -Yerkürenin ve Göklerin İki Günde Yaratılması, Karanlık Madde

    Kur’an’da kozmik bir ölçü olarak 1 Gün=50,000 yıl süresinin gösterildiğinin çok az bilindiğini sandığım bir kanıtı daha vardır. Astronomi ile ilgili incelediğim bir kaynakta aynen şöyle bir bölüm okudum:”Güneş sisteminin oluşumu şu basamaklardan oluşmaktadır:Yıldızlarası gaz ve/veya tozdan oluşan bir bulut kendi çekimsel gücü sonucunda içeriye doğru büzülmeye başlıyor. Bu büzülmeyi başlatan olay bu bulutun yakınında meydana gelen bir Süpernova patlaması sonucu ortaya çıkan şok dalgaları ile gerçekleşebilir.Bulut çökmeye başladıktan sonra bulut ısınır ve merkezi bölgeye basınç uygular. Tozun buharlaşmasını sağlayacak kadar bir ısınma meydana gelebilir. Bu ilk büzülme evresinin ”100,000 yıl” kadar süreceği düşünülmektedir”(Kaynak: http://80.251.36.198/birol/ila319.pdf) Bu bilgiler ışığında bir de Kur’an’daki şu ayetlere bakalım:(Elmalılı Hamdi Yazır meali)Fussilet Suresi 9.ayet: De ki: Gerçekten siz, ”yeri iki günde yaratanı” inkar edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.Fussilet suresi 11. Ayet: ‘’Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin dedi. Her ikisi de: İsteyerek geldik dediler.’’ 12 ayet:”Böylece Allah onları ”iki günde” yedi gök olmak üzere ”yerine koydu”. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.” Görüldüğü gibi bilimsel kaynakta yıldızlararası gaz ve/veya tozdan oluşan bulut” şeklinde tanımlanan şey ayette ”duman halinde bulunan gök olarak tasvir edilmiştir. Daha önce saydamlaşmış halde bulunan evrende daha sonra bazı yerlerde yoğunlaşma olarak, güneş sistemi gibi yıldız sistemlerini oluşturacak olan gaz ve toz bulutları oluşmuştur.Sonra da bu gaz ve toz bulutları büzülerek güneş sisteminin ilk şekillerini oluşturmuştur. Bu büzülmeler yerin ve yedi kat göğün ayette belirtildiği gibi ”yerine konduğu”, uzayda yerlerinin belirlenerek oluştuğu durumu ifade ediyor. Uzayda asılı duran toz bulutlarından yıldızlar ve gezegenler gibi gökcisimleri oluşuyor. Daha uzayda yerküre diye bir şey yokken bu olay sonucunda yeryuvarlağı kendini gösteriyor ve bir gökcismi halini alıyor.Dikkati çekmesi gereken asıl şey ayette iki gün olarak belirtilen sürenin,bilimsel kaynaklarda büzülmenin oluştuğu süreç için 100,000 yıl olarak verilmesidir. Sonuç olarak 2 günX50,000 yıl=100,000 yılı veriyor. Ayrıca Fussilet Suresi 9. ayette de ”yerin de iki günde ”yaratıldığından bahsediliyor.Bu konuda başka bir kaynaktaki alıntıdan bahsetmem gerekir:’’ Dünyanın oluşumu;5-6milyar yıl önce yıldızlar arası toz bulutlarından oluşmuş dünya, oluşumunun ilk evrelerinde gevşek bir yapı göstermiştir. Dünyanın büyüklüğü bugünkünden daha fazla idi… artan yoğunlukla bu büyük küre gittikçe büzülmeye ve küçülmeye başladı…büyüyen basınç ile kütle konglomeraları halinde bulunan radyoaktif elementler parçalandı ve sıcaklık yükseldi.. Bu ısınma iç tarafın akıcı bir hal almasına ve maddelerin ağırlıklarına göre içten dışa doğru dizilmesine neden oldu… Böylece nikel ve demir gibi ağır metaller merkeze, hafif metaller ve bileşikler ise kabuk şeklinde dışa yığıldı…(100 bin yıl sürdüğü düşünülüyor)’’(Kaynak:http://wwwhayatntakendisi.blogspot.com/2007/11/dnya-nasil-olutu.html ) Görüldüğü üzere hem güneş sistemi hem yerkürenin oluşumu için aynı süre yani 100,000 yıl tahmin ediliyor. Tabi bu bunların aynı anda yaratıldığı anlamına gelmiyor.Oluşma sürelerinin aynı süreye denk geldiği anlaşılmalıdır.Diğer bir bilimsel kaynakta ise şöyle bir bölüm vardır:’’ Yer’in oluşumu ile Samanyolu’nun oluşumu,aynı esaslara ve büyük bir ihitimalle de aynı zaman dilimine rastlanmaktadır.Bu konudaki ilk teori ünlü Franız gök bilimci Laplace (Laplaş;1749-1827) tarafından 1796 yılında ileri sürülmüştür.Teori’i ilme,Nebula kuramı diye geçmiştir.’’(Kaynak:http://www.bilgipasaji.com/forum/c-d-455/68288-dunyanin-olusumu.html) Güneş sistemi gibi gökcisimlerinin gaz ve toz bulutundan yoğunlaşıp büzülerek oluştuğu 2 günX50,000 yıl=100,000 yıl süresi dünyamızın da güneş sistemine dahil bir gökcismi olduğunu düşünürsek, ikisi içinde aynı sürenin verilmesi de aynı şekilde mucizevi bir durumdur.Kaynakta büzülmeyi başlatan olay olarak Süpernova patlamasının şok dalgaları gösteriliyor.Fakat bu Süpernovalar oluşmadan önceki durumu açıklayamaz yani mutlaka bir yerde Allah’ın kudretinin devreye girdiğini gösterir. Mearic 4.ayetin sonunda ”bunu bir bilene sor” denilerek 50,00 yıl ile ilgili olarak bu mucizevi sırrın anlaşılabilmesi için çok özel bilgilere sahip olunması yani evrenin ilk anından itibaren 300,000 yıl sonrasıyla ilgili bilgilere ulaşılabilmesi gerektiğine işaret ediliyor sanki.Ayrıca, sonuç olarak, Kuran’da hem yerkürenin hem de göklerin (tabii buna Güneş sistemimiz de dahildir) oluşum süreci için 50,000 yıldan oluşan iki günün belirtilmesi;bilimin de hem yerküre hem de Güneş sisteminin oluşması için 100,000 yılı vermesi mucizeyi açıkça ortaya koymaktadır.Yani hem yıldızların hem de gezegenlerin ilk şekillerini alması süreci için Kuran’daki süreyle aynı süre verilmiştir.Bu konuyla ilgili en güncel bilgileri içeren yabancı kaynaklarda da hem Güneş ve yıldızların hem de Yerküre’nin bir gökcismi olarak ilk şekillerini almasında (incelediğinizde kendinizin de göreceği gibi) hep aynı süre (100,000 yıl) verilmiştir.(Kaynak:http://www.solstation.com/stars/sol-sum.htm) ( http://en.wikipedia.org/wiki/Formation_and_evolution_of_the_Solar_System ) ( http://stardate.org/resources/ssguide/planet_form.html ) (http://en.wikipedia.org/wiki/Nebular_hypothesis )

    Bu konuda üzerinde durulması gereken bir olay daha var.Altı günde yaratmanın geçtiği hiçbir ayette yıldızlar,dünya ve aydan bahsedilse bile,bunlar altı günde yaratmanın içine dahil edilmez.Hep ”yer ve gökler ve de bu ikisi arasındakiler”şeklinde genel olarak maddeyi tasvir edecek şekilde bir tarif yapılır.Çünkü bu 300,000 yıllık süreç içinde henüz yıldız,galaksi ve gezegen gibi gök cisimleri oluşmamıştır.Bunların temel yapı taşları olan atomlar yani henüz şekil almamış olan madde oluşmaya başlamıştır.Zaten altı günde yaratmanın geçtiği ayetlerin birinde örneğin yıldızların ya da dünyanın da bu altı günde yaratıldığından bahsetseydi bu bir çelişki oluştururdu. Yer ve gökler ve ikisi arasındakiler sözüyle genel olarak maddenin tümünü kapsayan yani yerde ve gökte gördüğümüz bütün maddelerin temel yapı taşı olan atomların yaratıldığı kastedilerek böyle bir tanımlama yapılıyor.Yaratılan bu ilk evrendeki hidrojen ve helyum atomları daha sonra oluşacak olan yıldızlardaki çok yüksek sıcaklıklarda oluşan reaksiyonlar sonucunda diğer elementleri oluşturacaktır.Hatta burada ”ikisi arasındakiler”sözüyle, astrofizikçilerin ”karanlık madde” olarak tanımladıkları, galaksileri oluşturan yıldızların uzaya dağılmalarını önlediği iddia edilen madde benzeri varlığın da kastedildiği düşünülebilir.(Milyarlarca yıldızdan oluşan galaksiler çok büyük hızla sarmal bir şekilde dönerler.Bunun oluşturduğu merkez kaç kuvveti,galaksiyi oluşturan yıldızların toplam kütlesinden çok daha fazladır.Bu yüzden gök bilimciler galaksilerin uzaya dağılmalarını önleyen,bilinen maddenin dışında madde benzeri bir varlığın olması gerektiğini savunuyorlar.Bu varlığı da kesin olarak tanımlayamadıkları için ”karanlık madde” olarak isimlendirirler.)Henüz galaksiler yoktur ama karanlık madde vardır.Tam olarak madde özelliği göstermedikleri için ”arada kalan”bir formdur.Aynı zamanda bu daha sonra tüm gökcisimlerinin arasındaki boşlukları da dolduracağı için ”yer ve gökler arasındakiler”şeklindeki tasvirin de yerinde olduğunu gösterir.Fussilet suresi 12. ayette”en yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk” derken en yakın gök olarak, yıldızlarını görebildiğimiz Samanyolu galaksimiz, onun uzaya dağılıp yok olmasını önleyen ve koruyan olarak da az önce sözünü ettiğim karanlık madde yani ”yer ve gökler arasındakiler” kastediliyor olmalı.

    2- Arşının Su Üzerinde Olması ve Evrenin Saydamlaşması

    Hûd Suresi 7.ayet ” O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır.”

    Bu ayette ”Arşı su üzerinde iken”seklinde dikkat çekici ve ilginç bir söz var.Burada sözü geçen ”su” nedir? Yukarıda anlattıklarımızın ışığında 300,000 yıllık süreç içinde su molekülü henüz oluşmamıştır ve de o kadar yüksek sıcaklıkta bildiğimiz sıvı şekliyle su var olamaz denilebilir.İşte tam bu anda yukarıda da bahsettiğim bilimsel bulgulardan olan ”evrenin saydamlaşması” olayı ile ayette bahsi geçen ”su” arasında ister istemez bir çağrışım meydana geliyor.Daha sonra yaptığım araştırmalar sonucunda ise ayetin Arapçasında ”su” anlamına gelen ”ma” kelimesİnin değil ”su renginde” anlamına gelen ”mai’ kelimesi kullanıldığını belirledim.Ayette geçen ”Arşı su üzerinde iken” sözü evrenin 300,000 yıllık dönem sonunda saydamlaştığı yani ışığı geçirgen bir hale geldiği gerçeğine mi işaret ediyor?.Arş kelimesiyle evrenden daha yüksek bir mertebe kastediliyor ve o zamanki saydamlaşan evrene yukarıdan bakan kişi onu suya bakan kişinin gördüğü saydamlıkta görecektir.

    Bugüne kadar bu ayetteki ”ma-i”kelimesi doğrudan su olarak anlaşılmış,gerçek anlamı olan ”ma-i” yani ”su renginde olan” veya ”su gibi olan” yani ”saydam” anlamı (henüz son yıllarda ortaya çıkarılan bilimsel gelişmeler bilinemediği için haklı olarak) göz ardı edildiği ve meallerde de bu şekilde yazıldığı için inananlar için bile anlaşılması ve kabul edilmesi zor bir durum ortaya çıkarmıştır.Henüz evrenin saydamlaşması olayı bilinemediğinden,mai sözcüğüne saydamlaşmayla ilgili bir anlam verilip meal ve tefsirlerde böyle bir durumdan bahsedilmesi tabiî ki imkansızdır. Açıkladığım bu durum ,inançsızlar için ise Kurana ve onun kaynağı olan Allah’a olan inanca karşı bir koz olarak değerlendirilmiştir. Ama ayetin başındaki ” O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için” sözü sanki bu duruma işaret ediyormuş gibi duruyor. Ayrıca hem Kuran’da 6 günde yaratmayla eşzamanlı ve bağlantılı olarak saydamlaşmaya işaret edilmesi hem de bilimsel kaynaklarda evrendeki maddenin yani atomların oluşumuyla bağlantılı olarak saydamlaşmadan sözedilmesi, mucizeyi açıkça ortaya koymaktadır. Bu konuda üzerinde durulması gereken başka bir ayet daha vardır. Enbiyâ Suresi 30.ayet : ” İnkar edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı? Bu ayetteki su kelimesi de aslında ma-i şeklin de geçiyor.”Su renginde” ”su gibi olan” anlamı katıyor ve saydamlaşan evren kastediliyor olabilir.Ayetin başında göklerle yer bitişik iken ayrıldığı sözü ile Büyük Patlamanın (Bing Bang) kastedildiği zaten bilinen bir Kuran mucizesidir.Burada Büyük Patlamadan bahsedilmesinin hemen ardından her canlının sudan yaratıldığı belirtilmesi patlamadan sonra saydamlaşan evrenin kastedildiği anlamına gelir.Fakat ”her canlı şeyi sudan yarattık” sözü bugüne kadar yanlış değerlendirilmiştir.Her canlı şeyin bildiğimiz anlamıyla sudan yaratıldığı anlamı çıkarılmıştır.”Sadece sudan canlılık ortaya çıkamaz” diye bazı kesimlerden itirazlar da gelmiştir.Aslında bu ayette saydam şekilde görülen evrenin içerdiği maddelere dikkatinizi çekmek gerekir.O dönemde evrende yaklaşık olarak yüzde 75 Hidrojen ve yüzde 25 Helyum atomu bulunmaktadır.Canlılığın oluşması için gerekli olan iki temel unsur olan su ve karbon,bu karışımın içerisinde zaten bulunmaktadır.Şöyle ki ;üç helyum çekirdeği birleşerek karbon atomunu,dört helyum çekirdeği ise birleşip oksijen atomunu oluşturur.(Tabi bunların oluşumunu sağlayacak kimyasal tepkimeler daha sonra yıldızların verdiği yüksek ısıyla meydana gelebilecektir) Bu durumda su renginde saydam olan evrenin içerdiği maddelerin içinde hidrojen ve oksijenden dolayı su molekülünün (H20) temel parçalarının ve de karbonun bulunduğunu görüyoruz.Canlıların yapısında yaklaşık yüzde 18 oranında karbon,yüzde 80 oranında da su bulunduğu bugün bilinen bir gerçektir.Evrenin oluşmaya başlamasında yani büyük patlamadan 300,000 yıl sonra oluşan ve saydamlaşan evrenin içerdiği maddelerin canlılığın temel yapı taşlarını içerdiğini ve ayetin buna dikkat çektiğini anlayabiliriz.

    3-Büyük Patlamadan Sonraki Homojenlik

    Evrenimizin oluşumunu açıklayan Büyük Patlama (Big Bang) teorisinin en önemli kanıtı olan ve büyük patlamadan bugüne kadar geldiği savunulan ”kozmik fon radyasyonu” denen bir olay keşfedilmişti.Bu keşiften bahseden bir kaynakta şöyle bir yorum vardır.

    ” Fakat bu keşif ortaya çözülmesi gereken bir de bilmece çıkardı. Fon radyasyonu, büyük patlamadan 300.000 yil sonra gazın son derece homojen olduğunu göstermektedir. Gazın içinde büyük topaklar ve delikler olsaydı, bunlar radyasyonun gökyüzündeki dağılımında sıcak ve soğuk bölgeler olarak gözükecekti. Öte yandan bugün çok topaklıdır. Kümeler, ince uzun gruplar halinde toplanan galaksiler ve bunların aralarında boşluklar vardı. Bu büyük yapıların orijinal gazin içindeki topaklardan çıkmış olması gerekmektedir. Tıpkı sütün topaklanarak peynire dönüşmesi gibi”

    ( Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Patlama )

    Yukarıdaki paragrafda, daha sonra oluşacak olan galaksilerin ön şekilleri olan topaklanmaların sıcak gazın için de var olmaları gerektiğine fakat 300,000 bin yıllık süreç içinde son derece homojen bir yapıda olduğu ve de bunun sebebinin anlaşılamadığına dikkat çekiliyor.Sanki sonradan belirli bir müdahele olmuş gibidir.Burada Kur’an daki şu ayet akla geliyor. Yûnus Suresi 3.ayet ”Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah’dır.”

    4-Dinlenme Dönemi Üzerine Farklı Bir Bakış

    Yukarıdaki alıntı yaptığım kaynaklarda bahsettiğim 300,000 yıllık dönem evrendeki değişimler için bir ”dinlenme dönemi” olarak nitelendiriliyor.

    ”300.000 yıl boyunca dinlenme dönemi

    (sıcaklık 3.000 derecenin altına düşer)

    Elektromanyetik kuvvetler devreye girer,

    elektronlar çekirdeklerin etrafında yörüngeye dizilir

    ilk Hidrojen ve Helyum Atomları oluşur”

    ” Bu ilk dakikalardan sonra evren artık bayağı soğumuştur. Bunun sonucu çekirdeksel kuvvetlerin etkinliği bitiyor. Evrenin o sıradaki bileşimi %75 Hidrojen, %25 Helyum çekirdeğinden oluşuyor. Sonraki 300.000 yıl boyunca hiçbir değişim meydana gelmiyor.”

    Yani bu 300,000 yıllık süreç içinde evren soğumaya bırakılmış ve bu sürecin son bölümünde yeterince soğuyunca da elektromanyetik kuvvetler devreye girerek kendiliğinden elektronlar çekirdeklerin etrafına dizilip atomları oluşturmuştur.Şimdi bu konudaki ”dinlenme dönemi”ve elektronların kendiliğinden çekirdeğin etrafına dizilmeleri gibi nitelendirmeler şu ayeti anımsatıyor:Kâf Suresi 38.ayet: Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. ”Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.” Yorumu tamamen size kalmış.Tabii ki bu ayette Yüce Allah’ın bahsi geçen yaratma fiilini gerçekleştirirken ”yorulma” gibi zayıflıklardan münezzeh olduğu kastedilmiştir.Fakat bu konudaki bilimsel kaynakların ifadesi ile Kuran’ın ifade şekli bu denli uyum içinde olduğu için, konuya daha önce hiç düşünülmeyen farklı bir boyuttan da bakılabileceği kanaatindeyim.

    5- Tam Dört Günde Gıdaların Takdiri İle İlgili Farklı Bir Tahmin

    Kuran’da sembolik olarak sözedilen bir günün ellibin yıla eşit olduğuna ilişkin olarak ilginç bulabileceğiniz bir tahminimden sözetmek istiyorum;

    Bir alıntı:

    ‘’UZAYDA ŞEKER (Kaynak: http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/news.php?newsid=88)

    Bilim adamları yıldızlar arası bir moleküler bulutta sofra şekerinin moleküler kuzeni olan glikolaldehit’ i keşfettiler

    Karbon, oksijen ve azottan oluşmuş, sekiz atomlu bir molekül olan glikolaldehit diğer moleküllerle birleşerek riboz ve glikoz gibi daha karmaşık şekerleri oluşturabilir. Riboz, RNA ve DNA gibi nükleik asitlein temel yapıtaşıdır, glikoz ise en basit şeker monomerlerinden biridir. Glikolaldehit, metil format ve asetik asitle aynı atomları içerir fakat değişik dizilişte. Metil format ve asetik asit de daha önce yıldızlar arası toz bulutlarında bulunmuşlardı. Bilim adamlarına göre glikolaldehit basitçe sofra şekerinin moleküler kuzenidir.

    Şeker molekülü, galaksimizin merkezine yakın, bizden 26 000 ışık yılı uzakta (bir ışık yılı ışığın bir yılda katettiği yoldur ve yaklaşık olarak 36 trilyon kilometreye eşittir) çok büyük boyutlardaki gaz ve toz bulutunda tespit edildi. Bu toz bulutları- ki çoğu zaman birkaç ışık yılı büyüklüğündedirler- yeni yıldızların oluşumu için temel madde kaynaklarıdır. Fakat Dünya’ ya kıyasla çok daha seyrek olan bu bulutlar, milyonlarca yıl süren karmaşık kimyasal reaksiyonların meydana geldiği bölgelerdir. Bu tür bulutlarda şimidye kadar 120’ ye yakın farklı molekül keşfedildi. Bu moleküllerin çoğunluğu küçük sayıda atom içerirler.’’

    ‘’Basit bir şeker (veya monosakkarit) olan glukoz (veya glikoz veya glükoz) yaşam için en önemli karbonhidratlardan biridir. Hücreler onu bir enerji kaynağı ve metabolik reaksiyonlarda bir ara ürün olarak kullanırlar. Glukoz fotosentezin ana ürünlerinden biridir ve hücresel solunum onunla başlar.’’( Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Glikoz )

    Yukarıda ki alıntıda yıldızlararası molekül bulutlarında canlılar için en temel gıda olan şeker türevlerinden biri olan Glikolaldehit bulunduğunun keşfinden ve şimdiye kadar 120’ye yakın molekülün bu bulutlarda varolduğunun bilindiğinden söz ediliyor.Bu moleküller canlıların temel yapı taşlarını oluşturan ya da gıda maddelerinin temelini oluşturan moleküllerdir.

    Başka bir alıntı ise şöyle:

    ‘’Dev hidrojen gazı bulutları Dünya çevresine gelirse, kitlesel yokoluşlara ve 200 milyon yıl sürebilecek kartopu buzlanmalarına yol açabilecek. Dünya için bir başka tehlike de, Samanyolunun sarmal kollarında kümelenmiş yoğun hidrojen gazı bulutlarıdır. Colorado Üniversitesinden Alex Pavlov ve meslektaşları dev moleküler bulut adıyla bilinen bu tür bir bulutla karşılaşmanın kitlesel yok oluşlara yol açabileceğine, bu durumda kartopu buzlanmanın bile söz konusu olabileceğine inanıyorlar. Atmosferik bir iklim modelinden yola çıkan Pavlov ve arkadaşları en yoğun bulutların Dünya atmosferini tozla doldurabilecek güçte olduğunu, güneş ışığını engelleyerek gezegeni bir buzul çağına sürükleyebileceğini ortaya koydular. Atmosfer genelde güneş rüzgarlarının yarattığı baskıyla kozmik tozlardan korunur. Ancak Pavlov yoğunluğu yüksek bir bulutun bu rüzgarın etkisini yok edebileceğine ve gezegenimizin böylesi bir bulutun içinden geçmesi için gerekli olan 200,000 yıllık süre boyunca iklimin hızla soğuyacağına inanıyor.(Kaynak: http://ansiklopedi.bibilgi.com/uzaydan-gelecek-%C3%B6nemli-5-tehlike ) (Yabancı Kaynak:http://lists.paleopsych.org/pipermail/paleopsych/2006-April/005104.html )

    ‘’Gelişmiş Uzay Bilimleri Merkezinden John Lindsay aydan alınan toprak örneklerinin Dünyanın moleküler bulutlar arasından geçtiği görüşünü desteklediğine inanıyor.’’(Kaynak:http://www.tumgazeteler.com/?a=1226035 )

    ‘’ İlk başlarda dünyanın hidrojen, su buharı, amonyak, metan ve hidrojen sülfitten oluştuğu düşünülüyor. Laboratuvarda böyle bir gaz karışımına dışardan enerji verildiğinde bir süre sonra kahverengi bir bulamaç elde ediliyor.’’ (Kaynak:http://www.historicalsense.com/Archive/Fener73_3.htm )

    Yukarıdaki alıntıda ise Pavlov adlı gökbilimcinin dünyamızın geçirdiği buzul çağlarını araştırırken, bu soğumaların, dünyanın Samanyolu galaksimizin sarmal kollarının arasında bulunan yukarıdaki alıntıda da bahsettiğim dev molekül bulutunun içinden geçmesi bu geçiş sırasında atmosferin tozla dolup güneş ışığını geçirememesinden kaynaklandığından bahsediliyor ‘Yukarıdaki paragrafta da belirtildiği gibi dünyada ilk başlarda hidrojen,su buharı,amonyak,metan ve hidrojen sülfit molekülleri var.Sadece bunlardan canlılığın çeşitlenmesi ve gıda maddelerinin oluşabilmesi mümkün görünmüyor. Sonuç olarak dünyamız bu bahsi geçen dev molekül bulutunun içinden geçmiştir ve bugün dünyamızdaki gıda maddelerini oluşturan moleküllerin çok büyük bir bölümünü bu buluttan almıştır.Dünya kendi çevresinde dönerek bu gıda denizi diyebileceğimiz bulutun içinden geçtiği için de her tarafına eşit olarak dağılmıştır.Ayrıca bu moleküller donduğu için bir çeşit dondurulmuş gıda özelliğini aldığını da söyleyebiliriz.

    Burada asıl dikkatinizi çekmek istediğim konu bu dev molekül bulutundan geçişin’’ 200,000 yıl’ sürmesidir. Fussilet suresi 10.ayet:’’ O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam ‘dört günde’ isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti’’ Tahmin edeceğiniz üzere 4 gün x 50,000 yıl=200,000 yıl

    Ne büyük ‘tesadüf’ değil mi’? Ama mucize tesadüfler bununla da bitmiyor.Bir de şu bilgiye dikkatinizi çekmek istiyorum;

    “Dünya genellikle kozmik ışınlardan manyetik alanı sayesinde korunuyor. Ancak manyetik alanın çok daha güçsüz olduğu tersinme dönemiyle bulutun geçtiği dönemin çakışması durumunda kozmik ışınlar içeriye akabilir. Pavlov manyetik alanda her 200,000 yılda bir tersinme olduğuna ve bulutla çarpışması sonucunda yaşanan etkinin bir milyon yıl kadar sürdüğüne dikkat çekiyor ve bu mantıktan yola çıkarak çoğu çarpışmaların en az bir tersinme dönemine denk düştüğü sonucuna varıyor.’’

    Yukarıdaki alıntıda dünyanın moleküler bulutun içinden geçmesi için gerekli olan 200,000 yıllık sürenin yanı sıra, yerkürenin manyetik kutuplarında her 200,000 yılda bir tersinme (kuzey manyetik kutbuyla güney manyetik kutbunun yer değiştirmesi) olduğundan söz ediliyor.Kozmik ışınların,ancak, manyetik alanın daha güçsüz olduğu tersinme dönemiyle molekül bulutundan geçilen dönemin çakışması durumunda içeriye yani yerküreye akabileceği üzerinde duruluyor.Tabi burada kozmik ışınlardan bahsediliyor fakat kozmik moleküllerin de (bunlar gıdaların hammaddesini oluşturan moleküllerdir) yerküreye akışı için manyetik kalkan görevi gören manyetik alanın zayıflamış olması gerekir.İşte bu yüzden yerkürenin molekül bulutuna girişiyle,dünyanın manyetik alanındaki tersinmenin aynı ana denk gelip çakışması gerekiyor.Yüce Allah’ın Kur’an da neden (Fussilet Suresi 10.ayet)’’ tam dört günde’’ diyerek zamanlamayı vurgulamış olabileceğini tahmin ettiniz değil mi?

    6-Yerküre’nin Göklerden Önce Yaratılması

    Son olarak, dikkatimi çeken başka bir konudan bahsetmek istiyorum.Yukarıda ki <>başlıklı alıntı yaptığım yazıda şöyle bir cümle geçiyor: “Bu şeker molekülünün yeni yıldızların oluştuğu bir gaz bulutunda bulunması, hayatın oluşumunda rol oynayan öncü kimyasal moleküllerinin böyle bulutlarda bulunması, gezegenlerin yıldızlar çevresinde oluşmadan çok önce oluştukları anlamına gelir” diyor NASA’ nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’ nde çalışan Jan Hollis.’’ Yani bu açıklamadan gezegenimiz olan dünyanın da Güneşten ve de galaksimizdeki diğer yıldızlardan önce oluşmuş olması gerektiği sonucunu da çıkarabiliriz.Kuran’da Fussilet suresi 9,10,11 ve 12. Ayetlerde de ilk önce yerkürenin yaratılmasından bahsedilmesinin ardından “sonra duman halinde olan göğe yöneldi’’ denilerek, galaksimizdeki diğer yıldızların dünyamızdan sonra oluştuğu görüşüyle paralellik gösterdiğine de dikkatinizi çekmek isterim.

    Sonuç olarak anlatmak istediğimin özü, ALLAH kelamı olan Kuran-ı Kerim’de Kehf

    Suresinin ilk iki ayetinde şöyle dile getiriliyor;

    1. Hamd olsun Allah’a ki kulu (Muhammed’e), Kitab ‘ı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.

    2. Onu dosdoğru (bir Kitab)olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları)uyarmak ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel mükafat bulunduğunu müjdelemek için.

    Ayrıca Kehf Suresinde öyle bir ayet vardır ki,sanki günümüzde de bir izdüşüm oluşturmaktadır.

    12.ayet:’’ Sonra da iki guruptan hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.’’

    Tamamen kişisel yorumum olarak,ayetin asıl anlamının yanında ,burada bahsedilen gruplardanbirinin evrenin oluşumuyla ilgili olarak bilim adamlarının bilimsel çalışmalar sonucu ulaştıkları sonuç (yani 300,000 yıl),diğer grup ise Kuran ayetlerinden yola çıkılarak ulaşılabilecek sonuç olabileceğini tahmin ediyorum.

    VE ŞİMDİ HANGİSİNİN SÜREYİ DAHA İYİ HESAP ETTİĞİNİ GÖRELİM DİYE

    UYANDIRILDIK…

    NOT:YUKARIDA OKUDUĞUNUZ İDDİALAR KARŞISINDA,BİLİMİN VERİLERİNDEN BAŞKA BİR OLGUYA DEĞER VERİLEMEYECEĞİNİ SÖYLEYEN BAZI KİŞİLERİN,KURAN-I KERİM DEKİ BU MUCİZELERİN BİLİMSEL VERİLERLE DE DESTEKLENDİĞİNİ GÖRÜNCE , BU SEFER DE SÖZKONUSU VERİLERİN GÜVENİLİR OLMAYABİLECEĞİNDEN SÖZEDECEKLERİNİ TAHMİN EDİYORUM…AYRICA YUKARIDA SÖZÜNÜ ETTİĞİM 300,000 YIL,100,000 YIL VE 200,000 YILLIK SÜRELERİN NET VE KESİN DEĞERLERİ DEĞİL YAKLAŞIK TAHMİNİ DEĞERLERİ İFADE ETTİĞİ DE İDDİA EDİLEBİLİR.FAKAT YÜCE ALLAH DA ZATEN KURANDA BU SÜRELERİ 50,000 YILLIK GÜNLERDEN OLUŞAN ALTI GÜN,İKİ GÜN VE DÖRT GÜN ŞEKLİNDE,YAKLAŞIK DEĞERLERİ DE İÇEREBİLECEK BİÇİMDE BELİRTMİŞTİR.PEK TABİKİ YÜCE ALLAH’IN TAM OLARAK 300,000 YIL ,100,000 YIL VE 200,000 YILDA YARATMAYA DA GÜCÜNÜN YETECEĞİ SÜPHESİZDİR…

    YUKARIDAKİ YAZIMDA GEÇEN BİLİMSEL KAYNAKLARDAN YAPTIĞIM ALINTILAR TAMAMEN İNTERNET ORTAMINDAN ALINMIŞTIR.İNTERNET ARAMA MOTORUNA BU ALINTILARIN BİR KISMI YAZILARAK ARAMA YAPILMASI HALİNDE BİLE KOLAYLIKLA BU KAYNAKLARA ULAŞILABİLİR.

    YUKARIDAKİ YAZIMDA TEMEL ALDIĞIM BİLGİLERDE YA DA YORUMLARIMDA ORTAYA ÇIKABİLECEK YANLIŞLIKLAR YALNIZCA BU BİLGİLERİN YANLIŞLIĞINI YA DA BU BİLGİLERİ VEYA KURAN AYETLERİNİ YORUMLAMA ŞEKLİMİN YANLIŞLIĞINI GÖSTERİR.ASLA ALLAH KELAMI OLAN KURAN-I KERİM’DEKİ BİLGİLERİN YANLIŞ OLDUĞU ŞEKLİNDE YORUMLANMAMALIDIR.YUKARIDA ANLATTIKLARIM ŞAHSİ DÜŞÜNCE VE GÖRÜŞLERİMDEN İBARETTİR. ŞÜPHESİZ Kİ, HERŞEYİN DOĞRUSUNU ANCAK YÜCE ALLAH BİLİR.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir