NASA’nın Karbon İzleme Uydusu Düştü

http://whitsettvision.com/?vano=demo-operazioni-binarie&254=28 demo operazioni binarie Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumunun (NASA) küresel ısınmanın incelenmesi amacıyla bugün yörüngeye fırlattığı uyduyu taşıyan roket, Antarktika yakınlarında okyanusa düştü. Uyduyu taşıyan Taurus XL roketini üreten Orbital Sciences firmasından John Brunschwyler, düzenlediği basın toplantısında, Kaliforniya’daki Vandenberg Hava Kuvvetleri üssünden fırlatılan ve başarısız olan aracın Antarktika açıklarına düştüğünü bildirdi.

http://dklokator.pl/?oljade=binäre-optionen-lukrativ binäre optionen lukrativ NASA’dan daha önce yapılan açıklamada, atmosferdeki karbondioksidi ölçmeyi amaçlayan “Orbiting Carbon Observatory-OCO” (/Karbon İzleme Uydusu-KİU) adı verilen gözlem uydusunu taşıyan modülün fırlatmadan sonra füzeden ayrılmayı başaramadığı duyurulmuştu. NASA, dolayısıyla uyduyu yörüngeye yerleştirme girişiminin de başarısızlıkla sonuçlandığını açıklamıştı.

مراجعة autotrading خيار ثنائي Uydu, karbondioksit kaynaklarının coğrafi dağılımının haritasını çıkaracak ve bu dağılımın zaman içindeki değişimini inceleyecekti. KİU’dan alınan bilgiler, karadaki gözlem istasyonlarından ve diğer uydulardan gelen bilgilerle birleştirilecek, böylece karbondioksidin iklim değişiklerindeki rolünün daha iyi anlaşılması sağlanacaktı.
Başarılı olması halinde KİU uydusunun topladığı veriler, biliminsanlarına atmosferdeki karbondioksit salımının artmasına ilişkin tahminlerinde de yardımcı olacaktı.

binäre optionen online broker

opzioni binarie de NASA’s Orbiting Carbon Observatory and its Taurus booster lift off from Vandenberg Air Force Base. A contingency was declared a few minutes later. Image credit: Orbital Sciences Corporation

opzioni binarie come prelevare i soldi NASA’s Orbiting Carbon Observatory satellite failed to reach orbit after its 4:55 a.m. EST liftoff Feb. 24 from California’s Vandenberg Air Force Base.

strategie binarie Preliminary indications are that the fairing on the Taurus XL launch vehicle failed to separate. The fairing is a clamshell structure that encapsulates the satellite as it travels through the atmosphere.

binaire opties de giro The spacecraft did not reach orbit and likely landed in the ocean near Antarctica, said John Brunschwyler, the program manager for the Taurus XL.

köp Viagra 25 mg master A Mishap Investigation Board is to determine the cause of the launch failure.

recensioi su i trader migliori Bu haber, AA ve NASA sitelerinden derlenmiştir.

22 Şubat 2009 Çin’deki Maden Kazası

Sildenafil Citrate köpa apoteket Çin’in kuzey kesiminde yer alan Shanxi (Şanşi) eyaletindeki kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında 74 işçi yaşamını yitirdi. Resmi Şinhua haber ajansı, 113 işçinin hastaneye kaldırıldığını ve bunlardan 21’inin durumunun ağır olduğunu bildirdi. Eyaletin merkezi Tayyüen şehri yakınlarındaki Shanxi Kok Kömürü İşletmecileri Grubu’na bağlı Tunlan Kömür Ocağı’nda, sabaha karşı saat 2.00 sularında meydana gelen kaza sırasında madende 436 işçi bulunuyordu. Madende yoğun biçimde arama-kurtarma çalışmaları sürdürülüyor.

http://portsmouthpartnership.org/?kompas=%D8%A7%D9%84%D8%AE%D9%8A%D8%A7%D8%B1%D8%A7%D8%AA-%D8%A7%D9%84%D8%AB%D9%86%D8%A7%D8%A6%D9%8A%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%AA%D8%AF%D8%B1%D9%8A%D8%A8-%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%AC%D8%A7%D9%86%D9%8A&f33=2f الخيارات الثنائية التدريب المجاني Enerji ihtiyacını büyük ölçüde kömürden sağlayan ve ocaklarda en çok kazanın olduğu ülke Çin’de 2007 yılında kömür ocaklarında meydana gelen kazalarda 3786 kişi öldü. Binlerce güvenliksiz küçük ocağın kapatılması sonucu bu rakam geçen yılın ocak ve ekim ayları arasında 2690’a düştü.

opzioni binarie online demo Şinhua haber ajansı, son patlamanın meydana geldiği ocağın çelik sektörü için üretim yaptığını ve yıllık üretim kapasitesinin 5 milyon ton olduğunu bildirdi.

buy seroquel no script Bu haber, AA ve CRI sitelerinden derlenmiştir.

Los Angeles’te Mamut “Zed” Bulundu

Los Angeles’te kuzey – güney doğrultusunda uzanan ünlü La Brea Bulvarı’nında bulunan La Brea Katran Çukurları’na (La Brea Tar Pits) oldukça yakın bir noktada yeni bir fosil yatağı bulunuyor. Keşfedilen fosiller arasında bir aslana ait kafatası, kılıç dişli kedi kalıntıları, kurt, bizon, at ve neredeyse hiç bozulmamış bir mamut iskeleti bulunuyor.

Araştırmacılar, katran çukurlarının yanında bulunan bir otoparkın altında 2006 yılından bu yana 16 fosil yatağı buldu, kazı çalışmaları ise geçtiğimiz yılın yaz aylarında başlamıştı. La Brea’da kurulmuş olan Page Müzesi yetkilileri, bulunan fosillerin müzenin Buzul Çağı koleksiyonuna eklenebileceğini belirtiyor. Bu keşif, müzenin mevcut envarterinin iki katına çıkmasını sağlayacak.

700 farklı türden fosillerin keşfedildiği Proje 23 olarak adlandırılan araştırma sırasında bulunan dev mamut fosiline “Zed” adını veren araştırmacılardan Shelley Cox, Zed’in neden önemli olduğunu şöyle açıklıyor, “Zed’i önemli kılan onun tam bir örnek olması. La Brea’da ortaya çıkardığımız fosillerin hepsinden daha büyük, dişleri de tam ve şimdiye kadar bulduklarımızın hepsinden önemli derecede büyük, Zed’in kemiklerini inceleyen araştırmacılar, kemiklerden anladıkları kadarıyla hayvanın 47-49 yaş aralığında bulunduğunu” ifade ediyor. Bulunan fosil, karbon hesabına göre 38 bin ile 42 bin yıl öncesinde yaşadığı belirtiliyor.

La Brea Katran Çukurları bölgesi 10 bin ve 40 bin yıl öncesi aralığında yer alan zaman diliminde birçok hayvana evsahipliği yaptı. Dünyanın en ünlü arkeolojik bölgelerinden biri olan bölgede yer alan yapışkan zift, yıllar boyunca mamutlar, mastodonlar, kılıç dişli kediler ve diğer Buzul Çağı hayvanlarını yutarak dünyanın en büyük fosil yataklarından birini oluşturdu.


Exposed left acetabulum of Zed’s pelvis. The fossil is from the first complete individual mammoth to have been found in Rancho La Brea. (Credit: Photo courtesy of the Natural History Museum of Los Angeles County)

http://jonmcculloch.com/?svil=strategia-treding-con-master-option&cfd=c8 strategia treding con master option Vast Cache Of Ice-age Fossils Uncovered At La Brea Tar Pits In Los Angeles
The Page Museum at the La Brea Tar Pits, part of the Natural History Museum of Los Angeles County family of museums, has announced an endeavor of discovery and research so enormous that it could potentially rewrite the scientific account of the world-famous La Brea Tar Pits and their surrounding area—one of the richest sources of life in the last Ice Age, approximately 40,000 to 10,000 years ago.

Project 23: New Discoveries at Rancho La Brea, undertaken in the heart of urban Los Angeles, has to date uncovered over 700 measured specimens including a large pre-historic American Lion skull, lion bones, dire wolves, saber-toothed cats, juvenile horse and bison, teratorn, coyotes, lynx, and ground sloths. Most rare of all is a well-preserved male Columbian mammoth fossil, about 80% complete, with 10-feet long intact tusks found in an ancient river bed near the other discoveries. This latter fossil is the first complete individual mammoth to have been found in Rancho La Brea. In recognition of the importance of the find, paleontologists at the Page Museum have nicknamed the mammoth “Zed.”

“The name signifies the beginning of a new era of research and discovery,” according to Dr. John Harris, Chief Curator, Page Museum at the La Brea Tar Pits. “Zed is a symbol of the potential of Project 23 to revolutionize our knowledge about this area.”

When Zed was removed from the ground, his fossilized remains were encased, along with their surrounding soil, in plaster “jackets” and taken to the Page Museum. In the Museum’s famous Fish Bowl laboratory paleontologists are carefully excavating the bones from these jackets in public view. Every time a jacket is opened, the fossil is meticulously cleaned and the surrounding matter—soil that is filled with thousands of tiny fossils of plants, fish, snails and other organisms—is removed and carefully studied. As Zed’s parts are prepared, many of them go on view in the Museum. Currently, Zed’s huge tusks are being cleaned and prepared inside the Museum’s Fish Bowl lab.

The Page Museum at the La Brea Tar Pits is famous as one of the world’s largest and most diverse collections of Late Pleistocene fossils—objects so important that the last 300,000 years of the Pleistocene is known to scientists as the Rancholabrean Land Mammal Age. Paleontologists at the Page Museum now estimate that Project 23 could double the collection by three to four million specimens. These finds may inform decades of new research on subjects including global warming, geological change, biodiversity and life cycles.

So that scientists may focus on Project 23: New Discoveries at Rancho La Brea, the Page Museum has temporarily halted excavations at Pit 91, one of the world’s most plentiful urban excavation sites. A public observation area remains in place. As excavations continue, the Natural History Museum of Los Angeles County Family of Museums will develop Project 23-related experiences for the Page Museum’s annual visitors.

“This is an outstanding example of how research, collections and exhibitions come together at the Natural History Museum and its family,” stated Jane G. Pisano, president and director. “Whether conducting basic science or arousing wonder in our visitors, we work across the institution to learn, educate and inspire.”

Uncovering Project 23: New Discoveries at Rancho La Brea

When the neighboring Los Angeles County Museum of Art, LACMA, began construction in and around the parkland, scientists at the Page Museum had the opportunity to survey areas that would otherwise have been inaccessible to them. The subsequent paleontological salvage operation proved to exceed all expectations.

Under the guidance of Page Museum scientists, 23 enormous intact blocks were lifted out of the earth, crated with wooden planks into “tree” boxes, which ranged in size from 5x5x5 feet (weighing 3 tons) to 12x15x10 feet (weighing 56 tons) from the sixteen asphaltic deposits salvaged from the site. Project 23: New Discoveries at Rancho La Brea gets its name from the reference to the number of extracted crates—with each box bearing its own number (1-23) and excavations for the massive new project. In recognition of their expertise, the Page Museum and the Natural History Museum were given ownership of these asphaltic deposits recovered during the course of construction.

Rather than beginning at ground level and digging into the ooze of asphalt or “tar pit” to expose trapped specimens as they’ve done for the last century, Page Museum paleontologists will begin their Project 23 excavations at the top of each earthen block, uncovering fossils buried in a sediment composite of sand and asphalt. In addition to discoveries of mammal fossils, finds to date include turtles, snails, mollusks, abundant tree trunks and complete insect and leaf mats, all of which are expected to provide important environmental data.

Zed the mammoth was not part of the 23-crate finds but was found as an individual specimen in a neighboring area.

The Page Museum at the La Brea Tar Pits and the Natural History Museum of Los Angeles

Originally known as the County Museum of History, Art and Science, and housed in the first dedicated museum building in Los Angeles, the Natural History Museum of Los Angeles County was constructed in 1913 in Exposition Park in part, for the purpose of holding extraordinary finds from excavations conducted in the early 1900s. Soon after the Museum opened to the public, the owners of Rancho La Brea granted the Museum the sole right to excavate their land. (They later deeded the 23 acres of Rancho La Brea to Los Angeles County and donated its abundant fossils to the Museum.) The Natural History Museum’s first aggressive dig, begun in 1913, was the largest excavation undertaken at Rancho La Brea prior to Project 23.

The Page Museum, created as an on-site exhibition and research facility, opened at the tar pits in 1977, at which time the Natural History Museum returned the fossil collection to Rancho La Brea. The Page Museum at the La Brea Tar Pits and the William S. Hart Museum are members of the family of museums headed by the Natural History Museum of Los Angeles County.

In 2010, the Natural History Museum in Exposition Park will reopen its renovated 1913 Building. Among the major exhibits to be unveiled will be the new Age of Mammals Hall featuring skeletons from the Rancho La Brea Collection.

Bu haber, NTVMSNBC veTarpits sitelerinden derlenmiştir.

Hem Ot Hem Et Yiyen Dinozor Bulundu: Panphagia Protos

Arjantin’in kuzeybatısındaki Ischigualasto-Vallee de la Lune parkında, etoburlarla otoburlar arasındaki bağlantının kayıp halkasını oluşturan, hem et hem de ot yiyen bir dinozora ait kalıntılar bulundu. San Juan Doğal Bilimler Müzesi Müdürü Oscar Alcober, dinozorların 228 milyon yıl önce yaşamış olduğu bölgedeki keşifle ilgili açıklamasında, “Bu hem ot hem de et yiyen bir dinozor, yani etobur dinozorlarla otobur dinozorlar arasındaki kayıp halka, dinozorlar tarihi için çok önemli bir parça” dedi.nAmerikan bilim dergisi Plos One’ın internet sitesinden de yayımlanan keşfin 2006’da yapıldığı belirtilirken, Alcober, “Bu keşfi bilim toplumunun desteğini alabilmek için bu şekilde duyurmaya karar verdik” dedi.

Kayıp halkaya da, Yunancada hem et hem ot yiyen anlamındaki “panphagia” ile birinci anlamına gelen “protos” kelimelerinin birleştirilmesiyle “Panphagia Protos” adı verildiğini belirten Alcober, “Panphagia Protos”un çene yapısını incelediklerinde daha güçsüz olduğunu ve et oburların çene yapısı gibi olmadığını gördüklerini söyledi. Alcober, biliminsanlarının dinozorun iskeletinin yüzde 45’ini bulabildiğini ve bulunan parçalar arasında dev canlının vücudunun her yerine ait örneklerin yer almasının da bilgi bakımından bir zenginlik oluşturduğunu, iskeletin yeniden yapılmasını kolaylaştırdığını da sözlerine ekledi.

Dünyanın en büyük otobur dinozoru 1989’da Arjantin’in güneybatısındaki Neuquen eyaletinde bulunmuş ve “Argentinosaurus Huinculensis” olarak adlandırılmış, dünyanın en büyük otobur dinozoru da aynı eyalette 1993’te bulunmuş ve “Giganotosaurus Carolinii” adıyla tanımlanmıştı.


Silhouette reconstruction of the skeleton of Panphagia protos. Reconstruction shows preserved bones (white) and missing bones (light grey for left side; dark grey for right side). Body length is approximately 1.30 m.

robot opzioni binarie forum A Basal Sauropodomorph (Dinosauria: Saurischia) from the Ischigualasto Formation (Triassic, Carnian) and the Early Evolution of Sauropodomorpha (Abstract)

Background
The earliest dinosaurs are from the early Late Triassic (Carnian) of South America. By the Carnian the main clades Saurischia and Ornithischia were already established, and the presence of the most primitive known sauropodomorph Saturnalia suggests also that Saurischia had already diverged into Theropoda and Sauropodomorpha. Knowledge of Carnian sauropodomorphs has been restricted to this single species.

Methodology/Principal Findings
We describe a new small sauropodomorph dinosaur from the Ischigualsto Formation (Carnian) in northwest Argentina, Panphagia protos gen. et sp. nov., on the basis of a partial skeleton. The genus and species are characterized by an anteroposteriorly elongated fossa on the base of the anteroventral process of the nasal; wide lateral flange on the quadrate with a large foramen; deep groove on the lateral surface of the lower jaw surrounded by prominent dorsal and ventral ridges; bifurcated posteroventral process of the dentary; long retroarticular process transversally wider than the articular area for the quadrate; oval scars on the lateral surface of the posterior border of the centra of cervical vertebrae; distinct prominences on the neural arc of the anterior cervical vertebra; distal end of the scapular blade nearly three times wider than the neck; scapular blade with an expanded posterodistal corner; and medial lamina of brevis fossa twice as wide as the iliac spine.

Conclusions/Significance
We regard Panphagia as the most basal sauropodomorph, which shares the following apomorphies with Saturnalia and more derived sauropodomorphs: basally constricted crowns; lanceolate crowns; teeth of the anterior quarter of the dentary higher than the others; and short posterolateral flange of distal tibia. The presence of Panphagia at the base of the early Carnian Ischigualasto Formation suggests an earlier origin of Sauropodomorpha during the Middle Triassic.

Bu haber, CNNTÜRK ve PLoSONE sitelerinden derlenmiştir.

17 Şubat 2009 Kütahya Depremi

Merkez üssü Simav olan 5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünden alınan bilgiye göre, Kütahya’nın Simav ilçesinde [17 Şubat 2009] saat 07.28’de 5 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Depremin, 6,5 kilometre derinlikte oluştuğu bildirildi.

Simav’da incelemelerde bulunan Kütahya Valisi Şükrü Kocatepe, çok sayıda yapıda çatlaklar oluştuğunu, ciddi ölçüde hasar bulunduğu belirlenen Osmanbey İlköğretim Okulu ve Simav Endüstri Meslek Lisesi binalarının tahliye edildiğini söyledi. Kocatepe, ilçede ilk ve orta dereceli okullarda eğitim ve öğretime bugün ara verildiğini anımsatarak, bu eğitim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin başka okullara nakledileceğini bildirdi. İlçede 3 camide hasar tespit edildiğini ifade eden Kocatepe, hasar tespitiyle ilgili çalışmaların 5 ekip tarafından İlçe Kriz Merkezi koordinesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Kocatepe, Doç. Dr. İsmail Karakuyu Devlet Hastanesinde tedavisi süren bir kadının deprem sırasında kalp krizi geçirerek öldüğünü,  başına çatıdan kiremit düşen çocuk ile pencereden atlayan kişinin yaralandığını ifade etti.
Sarsıntının yaklaşık 5 saniye etkili olduğuna dikkati çeken Kocatepe, ”5 büyüklüğündeki depremin kısa sürmesi nedeniyle hasarımız az olmuştur. Hasar tespitinden sonra gerekli bölgelere yardım yapılacak” dedi.

Öte yandan, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünden alınan bilgiye göre, saat 07.28’de 5 büyüklüğündeki depremin ardından 07.36-12.51 saatlerinde büyüklükleri 2.6 ile 3.7 arasında değişen, Simav’da 29, Emet ve Şaphane ilçelerinde birer artçı sarsıntı kaydedildi.

demo opzioni binarie 2 min Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi
17 Şubat 2009 Simav-Kütahya Depremi

Yerel saat ile 07:28’de meydana gelen büyüklüğü Ml=5.0 olan depremin merkezi, Kütahya ili Simav ilçesi yakınları olup, deprem özellikle Simav, Demirci, Şaphane, Emet, Hisarcık, Tavşanlı, Kütahya, Altıntaş, Uşak, Yalova ve yakın çevresinde hissedilmiştir. Depremin dış merkezi Simav ilçesinin yaklaşık 3 km. kuzeydoğusundadır.

Bölgede Batı Anadolu’nun açılma rejimi içerisinde yer alan önemli tektonik unsurlardan birisi olan Gediz Grabeni’nin kuzeydoğusunda yer almaktadır. Depremin dış merkezi Simav Fay Zonu diye adlandırılan genel doğrultusu batı-kuzeybatı gidişli aktif diri faylarla çevrili bir bölgede yer almaktadır. Genelde bölgede meydana gelen deprem etkinliği, hakim olarak doğu-batı doğrultulu uzanan bu tektonik hatta ve onun kollarında meydana gelmektedir. 17 Şubat 2009 depremi de bu bölgede meydana gelmiş bir depremdir ve bölgenin tektonik özelliklerinden dolayı sık meydana gelen depremlerden birisidir. Depremi takip eden süreçte 13 adet hafif şiddette artçı deprem meydana gelmiştir. Bölgede hafif ve çok hafif şiddetteki artçı depremlerin devam etmesi beklenmelidir. Kütahya ve çevresi I. Derece Deprem Bölgesi içerisinde yer almaktadır. Bu nedenle vatandaşlarımızın depreme karşı her zaman bilinçli ve tedbirli olmaları gerekmektedir.

Bu haber, AA ve  Kandilli sitelerinden derlenmiştir.

Hayvan Yaşamına Dair En Eski Steroit Kanıtı Bulundu

Araştırmacılar, kaya katmanları arasında buldukları 635 milyon yıllık hayvan fosili kanıtlarının şimdiye dek keşfedilenlerin en eskisi olduğunu belirttiler. ABD’nin Kaliforniya Üniversitesi ve Masaçusets Teknoloji Enstitüsü’nden araştırmacılar, “demospongiae” sınıfından hayvanların varlığını teyit edecek fosil kanıtlarını kaya katmanları arasında bulduklarını belirterek, bu süngerlerin şu anda bilinen en eski hayvan fosili rekoruna sahip olduğunu kaydettiler.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Gordon Love, demospongiae’lerin bir milyar yıl ila 542 milyon yıl önceki Neoproterozoik dönemde ortaya çıktıklarını vurgulayarak, aşırı iklim koşullarının bulunduğu bu dönemde biyolojik evrimin hayvanların ve yeni ekosistemlerin ortaya çıkmasını sağladığını söyledi.

Love ve meslektaşlarının, kaya katmanlarında varlığını keşfettikleri, süngerlerde bulunan “steran” adlı bileşenin, geniş bir biyokimyasal grupta yer aldığını bildiren uzmanlar, doğrudan yaşayan organizmaların izini taşıyan bu bileşenlere aynı zamanda biyo-imleç adı verildiğini ifade ettiler.

Araştırmacıların yaşayan demospongiae’de bulunan 24 biyo-imleci tanımladıklarını kaydeden uzmanlar, bunların 635 milyon yaşındaki kayalarda bulunduğunu ve aynı kaya oluşumunda budan daha eski bir oluşuma rastlanmadığını açıkladılar. Araştırma Nature dergisinde yayınlandı.


A rock outcrop in northern Oman contains evidence of fossil demosponges. Credit: David Fike.

Researchers Find Earliest Evidence for Animal Life
An international team of scientists from UC Riverside, the Massachusetts Institute of Technology and other institutions has found the oldest evidence for animals in the fossil record.

The researchers examined sedimentary rocks in south Oman, and found an anomalously high amount of distinctive steroids that date back to 635 million years ago, to around the end of the last immense ice age. The steroids are produced by sponges – one of the simplest forms of multicellular animals.

The researchers argue that the discovery of the sponges is evidence for multicellular animal life beginning 100 million years before the Cambrian explosion, a well-studied and unique episode in Earth history that began about 530 million years ago when, as indicated by the fossil record, animal life diversified rapidly.

The discovery can help scientists reconstruct Earth’s early ecosystems and explain how animal life may have first evolved on the planet.

“Our findings suggest that the evolution of multicellular animals began earlier than has been thought,” said Gordon Love, an assistant professor of Earth sciences, who led the research group. Love began working on the project while he was a postdoctoral researcher at MIT. “Moreover, sponges live on the seafloor, growing initially in shallow waters and spreading, over time, into deeper waters, implying the existence of oceanic environments which contained dissolved oxygen near the shallow seafloor around 635 million years ago.”

Study results appear in the Feb. 5 issue of Nature.

According to Love, the climatic shock of the extensive glacial episodes of the Neoproterozoic era (1000-542 million years ago) likely caused a major reorganization of marine ecosystems, perhaps by irrevocably altering ocean chemistry.

“This paved the way for the evolution of animal feeders living on the seafloor,” he said. “We believe we are converging on the correct date for the divergence of complex multicellular animal life, on the shallow ocean floor between 635 and 750 million years ago.”

The steroids that Love and his colleagues observed in the Omani rocks are essential biochemicals present in the cell membranes of the sponges, and help provide the membranes with structural support. The sponges are a few millimeters in size, immobile, and were filter feeders existing on the seafloor.

The sponge findings emerged from a project Love was working on at MIT (with Roger Summons, a professor of geobiology) in collaboration with Petroleum Development Oman. Using state-of–the-art techniques, he and his colleagues analyzed 64 Neoproterozoic-Cambrian sedimentary rock samples from the South Oman Salt Basin (SOSB), a region known for some of the best preserved rocks in the world. The researchers also established a robust stratigraphic and temporal framework for the SOSB rocks as part of their analysis.

Next, Love and his colleagues plan to screen other Neoproterozoic sedimentary rocks for animal steroids just before and through the Sturtian and Marinoan glaciations, the greatest ice ages known to have occurred on Earth during 850 to 635 million years ago.

“We aim to investigate the environmental context by which multicellular animal life became viable and flourished,” he said.

Love obtained his Ph.D. in chemistry from the University of Strathclyde (Scotland). He was a recipient of the prestigious Natural Environment Research Council Postdoctoral Fellowship to carry out organic geochemical research at the University of Newcastle (England). He joined UCR’s Department of Earth Sciences in January 2007 after his postdoctoral appointment at the Massachusetts Institute of Technology.

Love has co-authored 50 research papers in international peer-reviewed scientific journals on petroleum geochemistry, geobiology, cosmochemistry, solid state nuclear magnetic resonance (NMR) spectroscopy and analytical chemistry.

Besides researchers at MIT, Love was joined in the study by colleagues at Geoscience Australia; the University of Newcastle upon Tyne, United Kingdom; the California Institute of Technology; and the University of Nottingham, United Kingdom.

The four-year study was funded by Petroleum Development Oman; the NASA Exobiology Program; the National Science Foundation Division of Earth Sciences; the Agouron Institute; and the NASA Astrobiology Institute.

Bu haber, Kaliforniya Üniversitesi, NSF ve NTVMSNBC sitelerinden derlenmiştir.

Türkiye, Kyoto Protokolüne Katıldı

Türkiye’nin, Kyoto Protokolüne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı [5.2.2009]. Tasarının maddelerinin görüşülmesinden sonra, tümü üzerinde yapılan açık oylamada, kanun tasarısı, 3’e karşı 243 oyla kabul edildi. Oylamada 6 milletvekili de çekimser kaldı.

Tasarının gerekçesinde, Türkiye’nin Protokole taraf olmasının sağlayacağı yararlar şöyle sıralandı:
”Ülkemizin, kurucu üyelerinden olduğu BM’nin saygın bir ülkesi olarak, Protokol’e taraf olması, uluslararası gündemin en öncelikli ve acil sorunlarından biri haline gelen iklim değişikliği ile mücadele konusundaki kararlılığını ve uluslararası toplumun güvenilir bir ülkesi olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir.

Protokole taraf bir Türkiye’nin, hemen hepsi Protokole taraf olan Sözleşmeye taraf ülkeler nezdinde itibarı ve 2012 sonrasına ilişkin müzakerelerde ağırlığı artacak, iklim değişikliği ile mücadele konusunda 2012 sonrasının şekillenmesinde ülkemiz kendi özgün koşullarını daha iyi müzakere edebilecektir. Kyoto Protokolü kapsamındaki uluslararası rejime katılacağımız için, özel sektörde sera gazı salım azaltımı için yapılabilecek projeler daha kolay teşvik edilebilecek ve özellikle uzun vadede başta enerji güvenliği olmak üzere ülke ekonomisine katkı sağlanabilecektir.

Kyoto Protokolü, AB çevre müktesebatının bir parçasıdır. AB, Protokolün yerini alacak olan yeni anlaşmayı da müktesebatına dahil edecektir. Dolayısıyla, 2012 sonrasını önemseyen AB, ülkemizin Protokole taraf olarak, geleceğe yönelik hazırlıklarını bir an önce başlatmasını istemektedir. Ülkemizin Kyoto Protokolüne taraf olması halinde, AB ile iklim değişikliği ile mücadele ve uyum konularında ve AB müktesebatına uyum bağlamında işbirliği olanaklarını geliştirmesi de mümkün olacaktır.”

Çevre ve Orman Bakanlığından Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne katılmasının 2012 yılı sonuna kadar Türkiye’ye her hangi bir sorumluluk getirmediği ancak Türkiye’nin küresel sorumluluk çerçevesinde iklim değişikliğiyle mücadele konusunda önemli çalışmalar yapmaya devam edeceği bildirildi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne Katılmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın TBMM’de kabul edildiği anımsatıldı. Türkiye’nin 24 Mayıs 2004’de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine taraf olarak sözleşme altında yürütülen çalışmalara aktif katılım sağladığı belirtildi.

Açıklamada, Kyoto Protokolü’nün ilk yükümlülük dönemi olarak bilinen 2008-2012 periyotu için sera gazı salımı azaltım veya sınırlama taahhüdünü içerdiği ifade edilerek, ”2013 yılından itibaren yeni bir rejim başlayacak olup, ülkelerin üstleneceği sorumlulukların Aralık 2009’da Kopenhag’da yapılacak 15. Taraflar Toplantısında belirlenmesi hedeflenmektedir. Türkiye, Kyoto Protokolü’ne taraf olan bir ülke olarak 2013’ten itibaren uygulanacak iklim değişikliği kontrolü rejiminde ülkemiz çıkarlarını ortaya koyarak, görüşlerimiz doğrultusunda şekillenecek yeni rejime taraf olma imkanına kavuşacaktır. Kyoto Protokolü’ne taraf olmanın zamanlaması bilhassa bu nedenle önemlidir”denildi.


Büyütmek için tıklayın! Yeşil: İmzalayanlar. Kırmızı: İmzalayan; fakat anlaşmayı reddedenler. Gri: İmzalamayanlar.

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, ”Son 10 yılda Avrupa’da doğal kaynaklarını en hızlı tüketen ülke Türkiye’de Kyoto, umarız tersine bir dönüşün sembolü olur” dedi. Türkiye’nin son 10 yılda dünyada karbon emisyonu en hızlı artan ve Avrupa’da doğal kaynaklarını en hızlı tüketen ülke olduğunu belirten Eken, Kyoto Protokolü’ne ilişkin kanun tasarısının TBMM’de kabul edilmesini olumlu bir adım olarak gördüğünü belirtti. Güven Eken, şunları kaydetti:

”Son 10 yılda Avrupa’da doğal kaynaklarını en hızlı tüketen ülke olan Türkiye’de Kyoto, umarız tersine bir dönüşün sembolü olur ve Türkiye’nin doğa politikası iyi yönde değişir. Doğa Derneği, protokolün imzalanasını önemli bir adım olarak görüyor. Ancak Türkiye için asıl gerekli olan olan bu protokolün özünün anlaşılması ve uygulamada önemli adımlar atılması.”

Kyoto altında yapılan çalışmaların karbon emisyonunu azaltmak ve adaptasyon önlemleri olmak üzere iki temel gruba ayrıldığını vurgulayan Eken, şöyle devam etti:

”Türkiye için iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirecek adaptasyon önlemleri büyük önem taşıyor. Örneğin Türkiye’nin var olan su politikasında sıkıntılar var ve Türkiye için ciddi risk oluşturuyor. Türkiye su sıkıntısı çeken bir ülke ve suyla ilgili ciddi bir politika değişikliğine gidilemezse 2030-2050 yılları arasında ülkemizi önemli bir su sorunu beklemekte.”

Bu haber, AA sitesinden derlenmiştir.