Dünya’daki En Yaşlı Kaya

binaire opties definitie Kanada’nın Quebec eyaletindeki bir volkanik yatakta 4,28 milyar yaşlı kayalar keşfedildi. Dünya’nın 4,57 milyar yıl yaşında olduğu düşünüldüğünde, bu kaya kütlesinin neredeyse dünyanın oluşumundan kısa bir süre sonra (290 milyon yıl sonra) şekillendiği öngörülmektedir. Daha önce bulunan ve 4,03 milyar yaşında olduğu saptanan Acasta Gnaysları yine Kanada’da keşfedilmişti.

الكتابة فن المهام Dünya’nın bilinen en yaşlı kayalarına ait örnekler, Hudson Körfezi’nde geniş yayılım sergilyen “Nuvvuagittuq Yeşiltaş Kuşağı”ndan alınmış.  Örnekler bol miktarda büyük yuvarlak noktalar şeklinde dağılım gösteren granat içeren amfibol minerallerinden oluşturmaktadır. Ayrıca yerkabuğunun oluştuğu ilk dönemlere ait olduğu düşünülen kayalar, pembe-kahverengi renklere sahip.

Sahte amfibol (faux amphibolite) olarak adlandırılan, bol granat içeren amfibol minerallerinden oluşmuş dünyanın bilinen en yaşlı kaya örneği. Fotoğraf: Jonathan O’Neil

opzioni binarie 2015 Araştırmacılar, kaya örneğinin içeriğinde bulunan radyoaktif Neodimyum-142 ve Samaryum-146 elementlerinin yarılanmasını ölçerek izotopik yaşlandırma yaptılar. Bu jeokimyasal teknik, ilk kez kıtasal kökenli bir kayada kullanıldı. Buna göre örneğin, kabaca 4,1 milyar yıl yaşında olduğu ve 3,8-4,28  milyarlık döneme ait olduğu sonucuna ulaşıldı.

http://webdesignhat.com/lucky-orange-real-time-analytics-tool-60-off il nuovo robot per pe opzioni binarie Dünya’nın soğumaya başladığı ilk  dönemlerden kalma bu örnekler, Hadeyan Dönemi’ndeki manto-yerkabuğu durumunu açıkça ortaya koyabilir. Hatta elde edilen veriler hayatın başlangıcı, atmosferin neye benzediği ve ilk kıtanın nasıl şekillendiği gibi sorularda da yeni ufuklar açabilir.

Tastylia Strips 20mg Tadalafil Ghevarsha International Legal Supplier Çalışma, Science dergisinde yayımlandı.

trader binary option Bu haber, AA, NSF ve McGill Üniversitesi sitelerinden derlenmiştir.

Lesotho’da 478 Karatlık Elmas Bulundu

http://amylyx.com/?lili=%D8%AA%D8%AF%D8%A7%D9%88%D9%84-%D8%A7%D9%84%D8%AE%D9%8A%D8%A7%D8%B1%D8%A7%D8%AA-%D8%A7%D9%84%D8%AB%D9%86%D8%A7%D8%A6%D9%8A%D8%A9-%D9%84%D9%84%D8%AF%D9%85%D9%89 تداول الخيارات الثنائية للدمى Maden arama şirketi Gem Diamonds Limited, 8 Eylül’de küçük bir Afrika ülkesi olan Lesotho‘daki Letseng Madeni’nde bulunan elmasın uzmanlar tarafından incelendiğini ve yaklaşık 478 karat (95,6 gram) olduğunun saptandığını açıkladı. Letseng Elmas Madeni’nin %70’i Gem Diamonds şirketinin ve %30 Lesotho Krallığı’nın.

http://www.monsterhigh123.com/?slesar=%D9%83%D9%8A%D9%81-%D8%AA%D8%B1%D8%A8%D8%AD-%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%A7%D9%84-%D9%81%D9%8A-%D9%8A%D9%88%D9%85-%D9%88%D8%A7%D8%AD%D8%AF كيف تربح المال في يوم واحد Şirket, berrak ve göz alıcı bir renge sahip olan taşın, dünyada bu türde bulunan en büyük elmaslardan biri olduğunu bildirdi. Şirket, daha önce benzer ağırlığa, ancak daha düşük renk kalitesi ve berraklığa sahip bir taşın 12 milyon ABD dolarına satıldığını belirtti.

Letseng’in Işığı (Light of Letšeng) 468 karat ve D renkli beyaz elmas. Görüntü: Gem Diamonds
Letseng’in Işığı (Light of Letšeng) 468 karat ve D renkli beyaz elmas. Görüntü: Gem Diamonds

http://cobracartech.co.uk/?sivoxo=opciones-binarias-legal&388=90 opciones binarias legal Letseng’in Işığı adlı elmas, bulunan 20. en büyük işlenmemiş elmas oldu. Aynı madende 1960’ta 601 karatlık Lesotho Kahverengisi, 2006’da 603 karatlık Lesotho’nun Güveni ve 2007’de 493 karatlık Letseng Efsanesi adlı elmaslar çıkarılmıştı. Sıralamaya göre dünyanın en büyük 20 işlenmemiş elmasından 4’ü Letseng Madeni’nden çıkarıldı.

binäre optionen dem Bu haber, CNNTÜRK, Gem Diamonds, NTVMSNBC, Vikipedi ve Zaman sitelerinden derlenmiştir.

Enerji-Mekan İlişkileri, Zaman Kavramı ve Evrim

es real las opciones binarias Dünyamızın tarihi, yeryuvarı katmanlarına işlenmiş olarak kaydedilmiş bulunmaktadır. Güneş sistemimizin ve evrenimizin tarihi de o sistemler içinde çeşitli şekillerde kaydedilmiştir. Şimdi, tüm bu tarihsel gelişimlerin hepsinin çok genel bir özetini sunmak, nasıl bir evrende ve nasıl bir dünyada yaşadığımızı anlayabilmek için, geçmişe doğru bir geziye çıkalım.

simulazione trading online Günümüzden 50 yıl geriye gittiğimizde, elektronik teknolojisine ait ürünlerin (bilgisayar sistemleri, uydular ve bunlara dayalı iletişim teknolojisi, sonograf, vs.) yok olduğu bir dünyada yaşıyorduk ve tüm bu güncel teknolojilerden yoksun olduğumuzdan, bir saatte yapılabilecek bir işi bir kaç ayda ancak yapabiliyorduk, hatta bazı işleri hiç yapamıyorduk. Bu nedenle, günümüze oranla çok düşük bir “refah” seviyesindeydik. Ayrıca, yeni bilgilere dayalı olarak oluşturulan bu yeni iş kolları, yeni iş alanları sağlayarak, dünya genelinde işsizliğin azaltılmasında ana faktör olmuştur. Bundan çıkartılacak ilk sonuç: işsizliğe karşı en etkin yol, doğal sistem hakkında yeni bilgiler elde ederek, bu bilgilere dayalı yeni teknolojiler geliştirip, yeni iş kolları sağlamaktır.

http://www.goydc.com/?dunga=trading-binario-con-5&fdf=f3 trading binario con 5 200 yıl geriye gittiğimizde, elektrik bilgisi ve teknolojisinin yok olduğunu görüyoruz ve geceleri mum veya şamdanlarla aydınlatılan mekânlarda yaşadığımız, radyo, televizyon, telgraf, telefon, otomobil, uçak, tren gibi bugün hayatımızı renklendiren ve rahatlatan birçok nesneden yoksun bir dünyaya dönmüş oluyoruz. Refah düzeyimiz daha da düşmüş ve dünyadaki insan sayısı da, motorlu aletlerle ilişkili tüm meslekler de dahil olmak üzere, bir sürü iş kolunun yok olması nedeniyle, bir milyarı ancak bulmaktadır.

http://generalclad.com/?serebro=come-simulare-opzioni-binarie&829=f4 come simulare opzioni binarie 500 yıl geri gittiğimizde, matbaadan yoksun olduğumuz bir döneme giriyoruz ve yaşam çok monotonlaşıyor, çünkü okuyacak bir kitap bulmak bile çok zor oluyor.

Seroquel purchased online without prescription 1.000 yıl geri gittiğimizde, barut gibi patlayıcı maddelerin bilinmediği bir çağa dönmüş oluyoruz ve insanlar her türlü mücadelesini ancak bıçak, kılıç, ok, mızrak gibi basit aletlerle yapıyorlar. Yeryüzündeki meslek sayısı daha da azalmış ve tüm dünyada yaklaşık bir-iki yüz milyon kadar insan ancak yaşıyor.

binäre optionen broker analyse tool 10.000 yıl öncelerine gittiğimizde, günümüzdekiyle hiç kıyaslanamayacak bir yaşam dönemine dönmüş oluyoruz: İnsanlar ne bir maden biliyorlar, ne çanak çömlekten haberleri var, ne de doğru dürüst bir barınakları var. Bunun sonucu olarak, ne çivi gibi, maddeleri birbirine bağlayabilen bir nesneye sahipler, ne de bir bardak su veya bir kaşık çorba içebiliyorlar. Her türlü çanak-çömlekten yoksun bu yaşam döneminde, insanlar dere, göl veya pınar şeklinde su kaynaklarına doğrudan bağımlılar ve asla onlardan uzak bir yerde yaşayamıyorlar, çünkü suyu taşıyacak veya saklayacak bir çanak -çömlekten yoksunlar. Henüz tarım ve hayvancılık konusunda da bilgileri yok ve bu nedenle, yabani bitki ve meyvelerle ve de vahşi hayvan avcılığı ile geçinmek zorundalar. Böyle bir yaşam tarzında, nüfus yoğunluğu gittikçe azalmak zorunda, çünkü doğada ancak 100 kilometrekarelik bir alanda yetişen yabani bitki, meyve ve hayvan bir ailenin ihtiyacını karşılayabiliyor. Günümüzde bilinen mesleklerden hiç biri yok, dolayısıyla toplumsal hayat sisteminin temel öğesi olan “karşılıklı hizmet alış veriş sistemi” de oluşturulmamış. Toplumsallaşmanın olmaması ve dere veya diğer su kaynaklarına bağımlı yaşamaya zorunluluk nedeniyle, tüm dünyadaki insan sayısı ancak yaklaşık 10 milyon civarında. Evet, 10.000-15.000 yıl öncelerine gittiğimizde, tüm dünyanın nüfusu, bir “İstanbul” nüfusu kadar ancak var.

auto binary signal 30.000 ile100.000 yıl önceleri arasına gittiğimizde, dünya nüfusu yaklaşık bir milyona düşüyor. Bu düşüşün ise iki ana nedeni var. Birincisi ve en önemlisi, dünya ikliminin o zamanlarda çok soğuk bir buzul devrine denk gelmesi ve bu nedenle dünya üzerinde yaşanabilecek ortamların, yüksekliği çok düşük vadiler ve tatlı su kaynakları çevreleri ile sınırlanmasıdır. İkincisi ise, insanlığın bilgi düzeyinin daha da azalarak, ok, mızrak, zıpkın, iğne gibi en basit temel ihtiyaç öğelerini dahi üretemeyecek ilkel bir düzeyde olmasıdır. O zaman insanlarının bilgi düzeyleri, sadece sert taşları seçip, onlardan kopardıkları parçaları, kesici alet olarak kullanmak ve de taşların birbirleriyle çarpışması sırasında çıkan kıvılcımdan ateş yakabilmekten ibarettir!

Zaman içinde geriye doğru gittiğimizde, her şeyde bir değişme ve dönüşüm görüyoruz. Örneğin, yaklaşık 2 milyon yıl geri gidildiğinde, insan diyebileceğimiz yaratıklar, çok tıknaz, çok küçük kafataslı, kalın kaşlı, kaba kemikli, daha kısa boylu oluyorlar. Ayrıca belden altı insansı, ama belden üstü maymunsu bir başka “iki ayaklı” yaratık daha var. Yaklaşık 2,5 milyon yıl geriye gittiğimizde, insanların bu eski ataları da yok oluyor. Australopitechus adı verilen diğer iki ayaklı yaratık ise, yeryüzü sahnesinde yaşamına geçmişe doğru bir süre daha devam ediyor ve 5 milyon yıl önceleri film sahnesinden o da kayboluyor; sahnede sadece, filler, aslanlar, atlar, maymunlar, sığırlar, vs. gibi diğer memeliler ve diğer omurgalı ve omurgasız hayvanlar kalıyor. Yaklaşık 70 milyon yıl geriye gittiğimizde, hemen hemen tüm memeli hayvanlar kayboluyor ve onların yerine dinozorlar denilen bambaşka hayvanlar filmde görülüyorlar.

Filmimizde dünyanın coğrafik görüntüsüne bakarsak, zaman içinde onun da tamamen değiştiğini görüyoruz: Geçmişe doğru gidildikçe Atlantik okyanusu gittikçe daralıp küçülüyor, Kuzey ve Güney Amerika kıtaları Avrupa ve Afrika ya doğru yaklaşmaya başlıyorlar. Hatta bu yaklaşmanın hızını bile saptayabiliyoruz: Yılda yaklaşık 4 cm! Diğer taraftan birçok ülke haritadan kaybolmaya ve denizlere gömülmeye başlıyor: Tüm Alp dağları, tüm balkan ülkeleri, Anadolu, İran, Himalayalar gittikçe denize gömülüyorlar, onların oldukları bölgede Tetis adını verdiğimiz büyük bir okyanus beliriyor; bu arada Afrika çok daha güneylere kayıyor!

Filmi geriye doğru oynatmaya devam edersek, yaklaşık 350 milyon yıl öncelerine ait tamamen değişik bir dünya coğrafyası ve tamamen değişik bir bitki ve hayvan topluluğu ortaya çıkıyor: Atlantik Okyanusu yok, Alp dağları, balkan ülkeleri, Anadolu, İran, Himalaya vs. yok. Afrika, Hindistan, Avustralya, Antarktika hepsi bir birine yapışık haldeler. Avrupa ve Asya ise birbirinden ayrılmış, aralarında Ural Dağlarını doğuracak bir okyanus var! Canlılar âlemi de tamamen değişik. Dinozorlar da yok olmuşlar, karalarda hayvan ve bitki çeşitliliği çok az: sadece böcekler, bazı sürüngenler ve bolca amfibiya (iki yaşamlılar) denilen semender ve kurbağagiller, bataklıklı ortamlarda yaşıyorlar. Meyve ağaçları gibi yapraklı bitkiler yok, çiçekli hiç bir bitki yok, onların yerine dev eğrelti otu ağaçları var. Yaklaşık 450 milyon yıl öncelerini gösteren sahnede ise, hayatın karalardan tamamen çekildiğini, yaşamın sadece denizlerde sürdüğünü görüyoruz. Karalar tamamen çırıl çıplak, ne bir yeşillik göze çarpıyor, ne bir kuş cıvıltısı duyulabiliyor, ne de bir yaprak hışırtısı!

Artık filmin bundan sonraki geçmişe ait sahnelerinde dünyamızdaki yaşamın sadece denizlerde olduğu bir zaman dilimini seyredeceğiz. 600 milyon yıl öncelerine varıldığında, canlılar âleminde tekrar büyük bir geçiş dönemiyle karşılaşıyoruz: Bize aşina olan tüm hayvanlar sahneden kayboluyorlar. Ne bir balık, ne bir denizkestanesi, ne bir midye, ne bir ıstakoz benzeri yaratık, vs. var! Ama denizlerde yine de bazı tuhaf görünüşlü hayvanlar bulunuyor: Günümüzde benzeri olmayan bazı deniz kurtçukları, medüze benzeyen yumuşak gövdeli yaratıklar, vs. Hepsinin ortak özellikleri şu: Bu canlılarda hiç kabuk, iskelet, gibi bir koruyucu veya destekleyici oluşum gelişmemiş. Onun için bu canlılara ilk defa bulundukları yerin ismine atfen Ediacara hayvanları diyoruz. Yaklaşık 700 milyon yıl öncelerine varıldığında, Ediacara hayvanları da yok oluyorlar: artık “hayvan” diye adlandırdığımız hiç bir yaratık dünyamızda görülmüyor. Filmimizin sahnesinde, dünyamızın o zaman ki denizlerinin sahipleri olarak, sadece “mikroplar” var artık. Dünyanın coğrafik görüntüsü de artık günümüzünkiyle en ufak bir benzerlik göstermiyor; tüm kıtalar küçük kıymıklara bölünmüş olarak o zamanın okyanuslarında ya bir ada gibi veyahut deniz içine gömülmüş parçalar olarak dağılmışlar.

Yaklaşık 3-3,5 milyar yıl geri gidildiğinde, denizler âlemindeki mikropların çekirdekli olanlarının da (Ökaryota) sahneden silinmiş olduğunu ve dünyanın “bakterilere” (Prokaryota) kaldığını görüyoruz. Yaklaşık 4 milyar yıl geriyi gösteren sahnede ise, dünyamızın bu ilk sakinleri de filmden siliniyorlar ve tamamen “hayatsız” bir zaman dilimine giriliyor.

Bu film daha da geriye oynatılmaya devam edildiğinde, yaklaşık 5 milyar yıl önceleri dünyamızın ve de enerji kaynağımız olan Güneşin ve de ona ait Mars, Venüs, vs. gibi diğer gezegenlerin sahneden kaybolduğu izleniyor. Tüm gezegenleriyle birlikte Güneş (ve de dünyamız) sahneden silinirken, onların olduğu yerde, büyük bir dev yıldız = süper nova onların yerini alıyor.

Kaydı yapılabilen filmimizin bundan sonraki eskiye ait sahneleri artık gittikçe bulanıklaşıyor ve net bir görüntü alınamıyor. Saptanabilen tek olay şu oluyor: Tüm galaksileriyle ve yerel guruplarıyla birlikte evrenimiz gittikçe büzüşüp küçülmeye başlıyor (aslında küçülmeye devam ediyor), ve yaklaşık 15 milyar yıl öncesine varıldığında, büzüşebileceği en küçük boyuta sıkışmış, yoğun bir enerjik ortama dönüşmüş, küçük bir kürecik olarak görünüyor. Bu küçük kürecik içinde ise herşey atom altı parçacıkları olarak bulunuyor. Ve filmimiz burada son buluyor.

spiral_clock

online geld verdienen binären optionen seriös ab 1 euro Zaman Kavramının Tanımı ve Evrim Kavramıyla İlişkisi
Tüm evrenin ve dünyamızın aynı anda bir resminin çekilerek, herşeyin o resimdeki gibi dondurulmuş olduğunu tasarlayın. İnsanlar heykeller gibi donup kalsınlar ve bedenler içindeki hücrelerde her türlü faaliyet durmuş olsun; rüzgâr esmesin, ışık dursun, dünyamız dönmesin, ay-güneş-yıldız sistemleri birbirlerine göre hiç hareket etmesinler, hiçbirinin üzerinde en ufak bir faaliyet olmasın! O zaman, ne yaşam oluşur, ne gün, ne gece, ne ay, ne de yıl! Yani o durumda zaman oluşmaz. Bu nedenle, zaman bir hareketlilik, bir akım-aktarım, vs. basit bir ifadeyle bir değişim-dönüşüm göstergesidir.

Doğadaki bu değişim-dönüşümlerin nedeni ise: canlı cansız tüm varlıkların “hücreler”, “hücrelerin” moleküller, moleküllerin atomlar, atomların ise, enerji ile maddenin iç-içe olduğu, atom-altı-parçacıkları denilen temel yapı taşlarından oluşmalarıdır. Herşey matruşka bebekleri gibi, içlerindeki bir başka öğe tarafından oluşturulduğundan ve en temeldeki öğe ise sürekli-değişken-akışkan (yani aktif = canlı) olduğundan, halkanın en son ürünleri olan doğa ve dünyamızın nesnelerinin de sürekli bir değişim-dönüşüm içinde olması kaçınılmazdır. Bu nedenle “zaman” denilen değişim-dönüşüm göstergesi ortaya çıkar ve doğadaki herşeyde bir değişim-dönüşüm (yani evrim) vardır ve bireysel ömürler bu evrimin sadece birer adımıdırlar! Değişim-dönüşüm denilen bir sistemin doğa ve dünyamızda var olduğu, 2-3 asır öncesine kadar bilinmez. Dolayısıyla böyle bir terime karşılık gelecek bir sözcük de türetilmemiştir. Darwin 1859’da canlılar arasında değişim-dönüşüm olduğunu gözlemleyince, değişim-dönüşüm anlamında evrim (evolution) diye sözcük türetir ve ondan beri de evrim sözcüğü değişim-dönüşüm anlamında kullanılmaya başlanır. Zaman kavramının da değişim-dönüşümü simgelediği doğa-bilimsel verilerle ispat edildikten sonra, zaman kavramıyla evrim kavramlarının eş anlamlı oldukları ispatlanmış olur. Değişim ve dönüşüm hem canlılar hem de cansızlar âleminde vardır; değişim ve dönüşümün kısa tanımı da evrim olduğuna göre, evrim hem canlılar âleminde, hem de cansızlar âleminde söz konusudur. Yani zaman ve evrim eş-anlamlı olmaktadırlar. Bu saptamayı yaptıktan sonra evrim var mı, yok mu tartışmalarına bir nokta konulmuş olsun: Evrim yoktur demek, zaman yoktur demektir!

Tüm bu anlatılanlardan çıkartılacak sonuç şu olur. Doğa ve dünyada sabit ve değişmez hiçbir şey yoktur; geçmişe gidildikçe, kentlerimiz kayboluyorlar; bilinen mesleklerimiz yok oluyorlar; insanlar ve de tüm diğer canlılar değişikliklere uğrayarak silinip gidiyorlar; dünyamızın görüntüsü sürekli değişiyor, karalar parçalanıp denizlerin altına gömülüyorlar, denizlerdeki biriken çamurlar, sıkışıp yükseliyorlar ve yeni dağlar oluşuyor; dünyamız ve güneş sistemimiz doğup, gelişiyor ve de bir yöne doğru gidiliyor. Güneşin doğup batması sürecinde, bir gün önceki ile bir gün sonraki güneş arasında fark vardır: Bu iki gün arsında, Güneşte bir sürü hidrojen yanarak helyum elementine dönüşmüştür; dolayısıyla, Güneş’imizin ömründen bir parçası eksilmiştir. Bu arada ise, Güneş’teki bu reaksiyonlardan kaynaklanan güneş ışınları dünyamıza gelip, fotosentez yapan canlılarca bağlanarak biyokütleye dönüştürülmüş, böylelikle birçok yeni canlı oluşumuna olanak sağlanmıştır.

Gedik, İ. Aralık, 2002. Enerji-Mekan İlişkileri, Zaman Kavramı ve Evrim, Üniversite ve Toplum, C. 2, S. 4, s. 10-13. (universite-toplum.org/text.php3?id=107 adresinden alınmıştır)

Yeni Sismik Gemiye DPT’den Onay

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün (MTA) , Türkiye’yi derin sismik araştırmalarda dışa bağımlılıktan kurtaracak tam donanımlı yeni sismik araştırma gemi projesine onay verdi.

Araştırma gemisi Sismik-1 (Hora). Görüntü: MTA

MTA, Sismik-1 (Hora) gemisinin ekonomik ömrünü tamamlayarak İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesine eğitim amaçlı verilmesinin ardından alımı gündeme gelen, iki ve üç boyutlu sismik arama yapacak yeni araştırma gemisiyle ilgili çalışmaları hızlandırdı.

DPT tarafından 2008 yılı Temmuz ayı sonunda yaklaşık 50 milyon dolar bütçe ayrılarak onay verilen tam donanımlı modern sismik araştırma gemisinin tedariği konusunda, ”proje, inşaat ve bilimsel donatımı dahil anahtar teslim şeklinde ihaleye çıkılması, ihale şartlarında ise gelecek muhtemel tekliflerin salt fiyat cinsinden değil, nitelik ve firmalardan gelecek alternatif önerilerin de göz önüne alınarak, pazarlık dahil esnek bir ihale değerlendirmesinin yapılması” öngörülüyor. Bu kapsamda, tedarik hizmetleri konularında uzmanlık ve deneyime sahip olan Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile işbirliği temasları da sürüyor.

Yeni sismik gemiyle ilgili alım kararının çıkmasının ardından süreç başladı. İhale hazırlıklarını sürdüren MTA, ”mümkün olan en kısa sürede” uluslararası ihaleye çıkacak.

Açık denizlerde, iki ve üç boyutlu derin sismik araştırmalar yapabilecek kapasitede gemi yapımına imkan tanıyan projenin hayata geçirilmesiyle Türkiye ilk kez bu boyut ve nitelikte bir gemiye sahip olacak.

Yeni sismik araştırma gemisi, depremsellik etütleri, maden, petrol arama etütleriyle deniz kirliliği etütleri ve deniz dibinden geçen boru hatlarının rutin bakımları için taramalar yapılabilecek.

Yaklaşık 70 metre uzunluk ve 15 metre genişlikte inşa edilmesi planlanan gemi, modern sevk ve manevra sistemleriyle donatılacak. Jeofizik, jeoloji, sedimentoloji, ıslak, kuru, XRD-XRF, fiziksel ve kimyasal oşinografi ve biyoloji laboratuvarlarının yer alacağı gemide, uluslararası standartlarda bir helikopter pisti de bulunacak.

MTA’nın sahip olacağı son teknolojiyle donatılmış araştırma gemisiyle, TÜBİTAK önderliğinde MTA ve üniversitelerin araştırma talepleri, müstakil ve ortak projeler şeklinde programlanarak karşılanabilecek.

Kendine ait derin sismik araştırmalar yapabilecek kapasitede bir gemisi olmadığı için bu tür gemileri yurt dışından kiralayan Türkiye, projenin hayata geçirilmesiyle bu alanda dışa bağımlılıktan kurtulacak.

Bu arada, Türkiye’nin derin sismik araştırmalar yapabilecek bir araştırma gemisine sahip olmasının ”stratejik boyutu” da bulunuyor. Ege ve Akdeniz’de ”kıta sahanlığı”, ”münhasır ekonomik bölge” ve ”karasuları” alanlarındaki sorunların hali hazırda çözüme kavuşmadığına dikkati çeken yetkililer, bu durum göz önüne alındığında, anılan bölgelerde deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda araştırmalar yapılmasının zorunlu olduğunu belirtiyor.

Özellikle son dönemde Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Akdeniz’de hak iddia ederek, komşu ülkelerle petrol arama anlaşmaları hazırlığında olduğuna işaret eden yetkililer, bunun da Türkiye’nin ulusal bir sismik araştırma gemisini acilen tedarik ederek bölgede bilimsel araştırmalara sevk etmesini zorunlu hale getirdiğini ifade ediyor.

Sismik araştırmalar için yabancı araştırma gemilerinden de yararlanıldığını, ancak yabancı gemilerin özellikle ihtilaflı deniz alanlarında araştırma yapmaktan kaçındıklarını kaydeden yetkililer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) boruyla su götürme projesi kapsamında kiralanan yabancı bayraklı bir araştırma gemisinin, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin baskısı nedeniyle çalışmalardan çekildiğini hatırlattı.

Yetkililer ayrıca, araştırmalarda yabancı gemi kullanılmasının faaliyetlerin gizlilik arz edebilecek boyutunun icra edilmesini de fiilen imkansız hale getirdiğini vurguladı.

Bu arada, ekonomik ömrünü yitirdiği için Sismik-1 araştırma gemisini elinden çıkaran MTA’nın sığ deniz ve koylarda yapacağı arama faaliyetlerine yönelik inşa ettirdiği araştırma botunun yapımı sürüyor.

Bu yıl sonunda hizmete girmesi planlanan 21 metre uzunluğundaki ”Selen” adlı araştırma botu, Türkiye’nin bütün denizlerinin kıyı çizgisinden itibaren derin kısımlarına kadar olan alanlarının ayrıntılı taban yapısının ortaya çıkarılması, depremsellik çalışmaları ve deniz yetki alanlarındaki doğal kaynakların değerlendirilmesi çalışmalarında kullanılacak.

Bu haber, AA ve Zaman sitelerinden derlenmiştir.

10 Eylül 2008 İran Depremi

İran’ın güneyinde meydana gelen, Richter ölçeğine göre 6.0 (6.1-USGS) büyüklüğündeki depremde, en az 41 kişinin yaralandığı ve en az 7 kişinin öldüğünü belirtiliyor.

Depremin merkez üssünü (sol) gösteren yerbulduru haritası (sağ). Görüntü: USGS

Hürmüzgan ve Fars eyaletleri ile Geşm Adası’nda hissedilen, yerel saatle 15.30’da (14.00 TSİ) meydana gelen deprem, 30 saniye sürdü. Depremin merkez üssünün, denizin 55 kilometre derinliğinde olduğu, bu yüzden fazla yıkıma neden olmayacağının tahmin edildiği bildirildi. Bölgede, büyüklükleri 3.3-4.8 arasında değişen çok sayıda artçı deprem meydana geldiği de kaydedildi.

Deprem, Bandar Abbas kentinin 53 kilometre güneybatısında, petrol rafinerilerinin yoğun bulunduğu bir liman bölgesinde gerçekleşti. Şu ana kadar, günde 320 bin ton ham petrolün işlendiği petrol rafinerilerinde, deprem nedeniyle herhangi bir zararın meydana gelmediği belirtiliyor.

Ayrıca, 2003 yılında İran’ın Bem kentinde meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki depremde 26 bin (31 bin) civarında kişi hayatını kaybetmişti.

Bu haber, AA, NTVMSNBC, TRT ve USGS sitelerinden derlenmiştir.