Şeylgazı Üretimi Her Ülkede Uygulanabilir Mi?

Hemen hemen her ülke enerji fiyatlarını düşürmek istiyor. Şeylgazının (Kayagazının) öneminin fark edilmesiyle ABD’deki enerji fiyatları alt üst oldu. Dünyanın geri kalanı ABD’nin şeylgazı başarısına imreniyor. Sadece 4 yıl önce Avrupa’daki doğalgaz fiyatları hemen hemen ABD ile aynı düzeydeydi. Fakat şu an ABD’ye oranla Avrupa’daki fiyatlar üç kat Japonya’dakiler ise beş kat daha fazla.

İngiltere’den Polonya’ya Çin’den Arjantin’e kadar her hükümet ucuz ve güvenilir enerjinin hayalini kuruyor. Birçok kişinin umudu şeylgazı bu hayalin yanıtı olabilir mi? Peki, ABD’deki “şeylgazı devrimi” gerçekten de dünyanın farklı ülkelerinde uygulanabilir mi?


İzleyemeyenler için http://www.youtube.com/watch?v=BJsggzmgMI0

Başarısız örnekler
Stuart Elliott (Platts), Polonya örneğine işaret ediyor. Polonya Avrupa’daki şeylgazı rezervleriyle dikkat çeken bir ülkeydi. Verimli şeylgazı rezervleri Polonyalı yetkililerin üretim sürecine başlama kararı almasını sağladı. Birçok Amerikalı enerji şirketi kendi ülkelerindeki başarının bir devamını burada gerçekleştirmek için üretim sürecine katıldı. “Fakat Polonya örneği başarısızlığa uğradı” diyor Elliott.

Polonya’da 2013 yılı için 30 ile 40 arası kuyu açılması planlanmıştı. Fakat şu ana kadar maliyet açısından uzun süreçte verimli olması planlanan sadece 1 kuyu açıldı. Exxon Mobil, Talisman ve Marathon gibi şirketler ülkedeki operasyonlarına son verdi. Chevron, Conoco Phillips ve San Leon ise azimle şeylgazı aramaya devam ediyor.

Paul Stevens (Chatham House) birçok kişinin Polonya hükümetini “açgözlü ve ahmak olmakla” suçladığını belirtiyor. Her ne kadar yetkililer mevzuat usullerini yabancı yatırımcıları çekmek için değiştirseler de cezai vergi usulleri ve yabancı şirketlerin yerel ortaklarıyla çalışma koşulu gibi şartlar ülkeye yönelik yatırımcı ilgisini azaltıyor. Fakat Stevens, ABD’deki başarının neden Avrupa’da uygulanamadığı ile ilgili olarak Rex Tillerson’ın (Exxon Mobil) açıklamasına dikkat çekiyor: “ABD’de şeylgazının çıkartılmasını olanak sağlayan teknoloji Polonya’nın coğrafi koşulları için yeterli olmadı.”

Büyük şüpheler
Şeylgazına büyük umutlar bağlayan ülkelerden biri de İngiltere’ydi. ABD’de enerji piyasasının şeylgazının verimliliğine ikna olması için 100’e yakın kuyu açılmıştı. Fakat İngiltere’de son 4 yılda birkaç test kuyusu açıldı. Sürecin bu kadar yavaş ilerlemesinin nedeni şeylgazına yönelik kamuoyu tepkisi. İngiltere’de şeylgazı çıkarma sırasında meydana gelen yersarsıntıları (depremleri) yüzünden süreç 18 ay askıya alınmıştı.

John Williams‘a (Pöyry) göre kaygıların fazla olması nedeniyle mevzuat usullerinin çok net olması gerekiyor. “Her şey kusursuz olmalı. En ufak hata tüm süreci baltalayabilir. Onun için şu ana kadar pek ilerleyemedik” diyor Williams. Bu konudaki şeylgazı karşıtlığı da devam edecek gibi gözüküyor.

Stevens, şeylgazı çıkarma sürecindeki ağır metal ya da radyoaktif maddeler yüzünden suların kirlenmesi ve metan kaçakları gibi bir ihtimalin meşru bir kaygı olduğunu belirtiyor. Şeylgazının kömür ve petrole oranla daha çevre dostu olduğuna dikkat çeken Stevens, “fakat sonunda o da bir fosil yakıt” diye uyarıyor. Stevens, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımların buraya aktarılmasının da ciddi bir kaygı oluşturduğunu söylüyor.

Şeylgazına yönelik kaygılar sadece İngiltere ile sınırlı değil. Bu konudaki protestolar dünyanın hemen hemen her yerinde gerçekleştiriyor. Geçen yıl 20 farklı ülkeden çevreciler, şeylgazı çıkartma yöntemi olan hidrolik kırılmanın (hidrolik çatlatmanın) zararlarına karşı küresel bir eylem günü ilan etti. Fransa çoktan hidrolik kırılma yöntemlerini yasakladı. Romanya, Almanya ve Bulgaristan’da ise arama çalışmalarına ara verildi.

Temel çalışmalar
Petrol çıkarma çalışmalarına daha fazla alışık olan Amerikan kamuoyunun aksine Avrupa’da şeylgazına yönelik yoğun tepki var. Bu tepki de şeylgazı çalışmaları ile ilgili ilerlemeye darbe vuruyor. En temelde Avrupa’daki çevre mevzuatı çok katı. Ayrıca şeylgazı ile ilgili araştırma ve yatırımlar ABD dışında çok da sınırlı.

Amerikan hükümeti 1980’lerin başlarında şeylgazı ile ilgili temel araştırmalara yönelik milyonlarca dolar katkı sağladı. Ama Avrupa Komisyonu devlet yardımlarının aksine temel araştırma ve geliştirme yatırımlarının işletmeler tarafından yapılmasını istiyor. Kısacası ABD’deki şeylgazı işletmeciliği bir günde doğmadı, 25 yılda gelişerek bu seviyeye geldi.

Stevens, mülkiyet haklarının da şeylgazı ile ilgili araştırmalarda önemli bir etken olduğunu söylüyor. ABD’de konut sahipleri yeraltındaki kaynakların da sahibi konumunda. Böylece konut sahipleri kendi arazilerinde bir enerji kaynağının bulunması durumunda fiyat ile ilgili şirketlerle anlaşıp çıkarım haklarını şirketlere verebiliyorlar. Fakat Avrupa’daki yeraltı kaynaklarının sahibi devletler. Hiçbir devlet de pazarlık yapmadan çıkarım hakkını enerji şirketlerine devretmeye hazır değil. Bu soruna ek olarak birçok ülkedeki yer koşulları, alt yapı ve boru hatlarının eksikliği ABD’deki şeylgazı devriminin tekrarlanabilmesi ile ilgili ciddi eksiklikler olarak gözüküyor.

Ayrıca şeylgazının Avrupa’daki enerji fiyatlarına nihai etkisinin nasıl olacağına yönelik kaygılar da var. Pöyry‘nin tahminlerine göre, şeylgazının kullanılması durumunda Avrupa’daki toptan gaz fiyatları 2020 ile 2050 arasında % 6 ile 14, elektrik fiyatları da % 3 ile 8 arasında azalabilir. Toptan satış fiyatları enerji faturalarının sadece bir etkeni olduğundan hane başına etkisi daha az bile olabilir. Bu veriler Avrupa’da şeylgazının enerji fiyatlarına etkisinin ABD’ye oranla çok daha az olabileceğine işaret ediyor.

Türkiye’de şeylgazı
Amerikan Enerji Enformasyon Ajansı’nın (EIA) yayınladığı bir rapora göre Türkiye’de Güneydoğu Anadolu havzasında Dadaş ile Trakya havzasında Hamitabat formasyonlarında çıkarılabilir şeylgazı miktarı 680 milyar m³ olarak veriliyor. Bu miktar Türkiye’nin bugünkü yıllık tüketimi (46 milyar m³) esas alınırsa yaklaşık 14-15 yıllık bir tüketime denk düşüyor.

Cüneyt Kazokoğlu’nun yaptığı analize göre Türkiye’de henüz mevcut şeylgazı ve petrol rezervlerinin Türk mercileri tarafından belirlenmemiş olması, Türkiye’de çalışmaların sondajlı ön araştırma aşamasında olduğunu gösteriyor.

Büyük hedefler
Şeylgazının geleceğinin umut verdiği ülkelerin başında Çin geliyor. Elliott, Çin’de enerjiye olan talebin giderek arttığına ve yetkililerin şeylgazı çıkarımı için milyarlarca dolar harcamaya hazır olduğuna dikkat çekiyor. Çin yönetimi 2020 yılına Amerika’nın mevcut şeylgazı üretiminin üçte birine ulaşmayı hedefliyor. Uzmanlar bu hedefin büyük olduğuna işaret ediyor. Fakat ülkedeki yer koşulları, ucuz işgücü, kolay mevzuat ve kamuoyu tepkisinin olmaması, Çin’in bu hedefe ulaşmasını kolaylaştırıyor. Ama Çin için ise asıl sorun “su”. Çin’in şeylgazı rezervlerinin büyük kısmı ülkenin oldukça kurak kuzey batısında bulunuyor. Çıkarma sürecindeki suya ihtiyaca dikkat çeken Elliott. Bu durumun en büyük engel olduğunu belirtiyor. Çin’in şeylgazı ile ilgili büyük hedefleri olmasına karşın şu ana kadar şeylgazı arama ile ilgili ciddi bir girişim yok.

Amerika’da binlerce şeylgazı üretim merkezi var. Ama dünyanın geri kalanındaki şeylgazı merkezlerinin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. William’a göre Çin’in şeylgazı üretebilmesi 8 ile 10 yılı bulabilir. Bu bile dünya enerji fiyatlarını kendi başına etkileyebilir. Dünyanın geri kalanı için bu kadar sürede şeylgazı üretimine başlamak gerçekçi gözükmüyor. Stevens, ancak 15-20 yıl sonra farklı bölgelerde şeylgazı üretimine geçilebileceğini söylüyor.

Şeylgazının enerji fiyatlarını sabitleyebileceğini ve güvenliğini sağlayabileceğini düşünen hükümetlerin beklentileri pek gerçekçi değil. Şeylgazı bu hedefleri karşılayacak doğru bir reçete olmayabilir.

Ayrıntılar
Anderson, R., Kaya gazı üretimi her ülkede uygulanabilir mi?, 8 Nisan 2014’te ulaşıldı. Orijinal kaynak Shale industry faces global reality check

En Büyük Denizaltı Yanardağı Tamu Masifi

Houston Üniversitesi’nden bir professör, dünyada henüz ortaya çıkarılmış en geniş tekil volkanı bulan biliminsanları ekibine başkanlık etti. Tamu Masifi olarak adlandırılan volkan, kabaca Britanya Adaları veya Nev Meksiko ya denk bir alanı kaplıyor ve güneş sisteminin en geniş volkanlarının (yanardağlarının) bulunduğu Mars’dakiler kadar büyük.

Yer ve Atmosfer Bilimleri Bölümünde profesör olan William Sager bu çalışmaya 20 yıl önce Teksas A&M Üniversitesi’nde (TAMU) başlamış. Bulgularsa 8 Eylül 2013’te Nature Geoscience dergisinde yayımlandı.

Japonya’nın 1.000 mil (1610 kilometre) doğusunda bulunan Tamu masifi, 130-145 milyon yıl önce denizaltı birkaç volkanizmasıyla biçimlenen bir denizaltı dağı olan Shatsky Yükselimi’nin en geniş yapısıdır. Tamu Masifi’nin tekil veya birkaç püskürme noktasının birleşimi olup olmadığı şu ana kadar açık değildi. JOIDES Resolution araştırma gemisi de toplanan veri ile önemli örneklemelerin birleştirilmesiyle, araştırmacılar Tamu Masifi’nin merkeze yakın bir volkandan çıkan bazalt kütlesi olduğunu doğruladılar.

Sager, “Tamu Masifi’nin yeryüzünde bulunmuş en büyük tek parça kalkan tipi volkan olduğunu söyledi. Burada daha büyük ölçekli volkanlar da olabilir, çünkü Ontong Java Platosu gibi daha büyük magmatik yapılar var. Ama, bunların tek bir volkandan mı yoksa volkanların birleşmesiyle oluşup oluşmadıklarını bilmiyoruz.”

Tamu Masifi, sadece büyüklüğüyle değil, aynı zamanda şekli ile de denizaltı volkanlarının arasında öne çıkmaktadır. Tamu Masifi, sığ ve geniş yayılıma sahiptir. Püskürttüğü lavlar, yeryüzündeki diğer volkanlara oranla daha geniş alanları kaplayabilir. Deniz tabanı, Tamu Masifi’ne oranla daha küçük binlerce denizdağı ve denizaltı volkanı barındırmaktadır.

Sager, “Tamu Masifi’nin yüksek değil ama çok geniş olduğunu, bundan dolayı da dereceli geçişli eğimlere sahip olduğunu söylemekte. Aslında volkanın kenarında durursanız, ne tarafın yüksek olduğunu söylemekte zorlanabilirsiniz. Biz, onun kalkan tipi geniş volkanı olmak için volkanın merkezinden gelen masif lav akıntılarından beslendiğini biliyoruz. Daha önce bunu bilmiyorduk, çünkü okyanus platoları, denizin altında gizlenmiş büyük yapılardır. Genelde onlar saklanmak için iyi bir yer bulurlar.”

Tamu Masifi'nin 3 boyutlu haritası (üstte), Büyük Okyanus'un kuzeybatısındaki Shatsky Yükselimi üzerindeki masif ile Mars'taki Olympus Mons'un kıyaslanması. Görüntü: William Sager (Houston Üni.)
Tamu Masifi’nin 3 boyutlu haritası (üstte), Büyük Okyanus’un kuzeybatısındaki Shatsky Yükselimi üzerindeki masif ile Mars’taki Olympus Mons’un kıyaslanması. Görüntü: William Sager (Houston Üni.)

Tamu Masifi, 120.000 milkarelik (310.800 kilometrekare) bir alanı kaplamaktadır. Yeryüzünün en geniş aktif volkanı olan Havai’deki Mauna Loa 20.000 milkarelik (51.800 kilometrekare) alanıyla Tamu Masifinin sadece % 2’si. Daha iyi bir karşılaştırma yapacak olursak, dünyadan görünebilen Mars gezegenindeki dev Olympus Mons volkanı, Tamu Masifi’nden sadece % 25 daha geniş.

Çalışma, sismik araştırma gemisi R/V Marcus G. Langseth tarafından toplanan 2010 ve 2012 tarihli veriler ile Bütünleşik Okyanus Sondaj Programı (IODP) kapsamında Expedition 324 (Shatsky Yükselim Formasyonu) çalışmasından alınan 2009 tarihli örneklere dayanmaktadır. Tamu Masifi’ndeki sondajlardan, 75 fite (23 metreye) varan kalınlıktaki kalın bazalt akıntılarından alınan karot örneklerin, masifi karakterize ettiği göstermektedir. R/V Langseth’ten alınan sismik veriler tepelerden bitişik havzalara akan lav akıntılarını doğrulayan bir volkan yapısını gösterdi.

Sager‘e göre, Tamu Masifi 145 milyon yıl yaşındadır. Oluştuğu zamandan birkaç milyon yıl sonra inaktif olmuştur. Kalınlığı yaklaşık 4 mil (6,44 kilometre) iken, zirvesi okyanus yüzeyinin 6.500 fit (1.982 metre) altındadır.

Masif, yeryüzünde bulunan denizaltı volkanlarından farklı bir şekle sahiptir ve onun masif volkanların oluşumu hakkında bilgi vermesi mümkündür. Çok büyük miktardaki magma merkezden geldi ve bu magma mantodan gelmişti. Ondan dolayı, yerbilimcilerin yer içinin nasıl çalıştığını anlaması açısından bu oldukça önemlidir.

Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.
UH, 2013. En Büyük Denizaltı Yanardağı Tamu Masifi, çev. Tortopoğlu, B., yerbilimleri.com

Ayrıntılar
UH, Scientists Confirm Existence of Largest Single Volcano On Earth, 9 Eylül 2013

Türkiye’de Yenilenebilir Enerji

Türkiye son 20 yıl içerisinde hızlı ekonomik büyüme, nüfus ve sanayileşme artışı yaşamakta ve bu durum ülke genelinde ekonomik ve sosyal iyileşmeler sağlamaktadır. Bu artışlar, ülkedeki büyüme için yararlı olmuş ve hem sanayi hem de konut sektörlerinde talep artışına yol açmıştır. Son yıllarda ülke genelindeki elektrik talebi yıllık % 7-8 oranında artmaktadır; dolaysıyla elektrik iletimi ve puant* kapasitesi 2002 ile 2010 arasında neredeyse % 60 artmıştır. Enerji tüketimindeki ve yoğunluğundaki bu artış Türkiye’nin ekonomik büyümesinde yaşamsal bir rol oynamış olmakla birlikte, aynı zamanda ülkenin enerji ithalatında ve karbondioksit emisyonlarında da artışlara yol açmıştır. Bu durum karşısında Türkiye, ülkede gelecekte yaşanacak büyümenin çevresel ve ekonomik açıdan daha sürdürülebilir bir enerji sektörü stratejisi içermesini sağlayacak iddialı bir süreç başlatmaktadır.

Türkiye'deki yenilenebilir enerjinin gelişimini ele alan görsel. Görüntü:Dünya Bankası
Türkiye’deki yenilenebilir enerjinin gelişimini ele alan görsel. Görüntü:Dünya Bankası

Son yıllarda Türkiye yerel şirketler tarafından rüzgâr, hidrolik ve jeotermal kaynaklardan elektrik üretimine öncelik veren ve aynı zamanda ülkede enerji verimliliğinin arttırılması gerektiğini vurgulayan birkaç enerji stratejisi geliştirmiştir. 2023 yılında kutlanacak olan cumhuriyetin 100. yılı hedefleri kapsamında, Türkiye önümüzdeki 10 yıl içerisinde farklı yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimini arttırmak ve enerji yoğunluğunu ve çevresel etkileri azaltmak amacıyla tasarlanan birkaç iddialı eylem planı oluşturmuştur. Biri ülkedeki elektrik üretiminin % 30’unun yenilenebilir kaynaklardan karşılanması hedefini diğeri de 2011 ile 2023 yılları arasında enerji yoğunluğunun (birim GSYH başına düşen enerji tüketimi) yüzde 20 azaltılması hedefini içeren iki kilit doküman –Elektrik Piyasası ve Arz Güvenliği Stratejisi ve Ulusal Enerji Verimliliği Stratejisi– bu iyileştirmelerin yolunu açmaktadır.

Türkiye’nin enerji arzının büyük bir bölümünün kendi sınırları dışından geldiği ve ülkede fosil yakıt tüketiminin arttığı –dolayısıyla CO2 emisyon düzeylerini yükselttiği- göz önüne alındığında, yerel olarak üretilen yenilenebilir enerjiye ve artan enerji verimliliğine yönelik bu geçiş ülke için potansiyel bir üçlü kazanç teşkil etmektedir -eşzamanlı olarak yerli enerji üretiminin arttırılması, CO2 düzeylerinin düşürülmesi ve Türkiye’nin küçük, orta ve büyük ölçekli enerji şirketleri arasında büyümenin teşvik edilmesi. Türkiye çok büyük ve kullanılmayan bir yenilenebilir enerji potansiyeline sahip olmasına rağmen, bugün enerjisinin % 60’tan fazlasını ithal etmektedir– çoğu fosil yakıt şeklinde.

Bugün Türkiye rüzgâr santrallerindeki artış oranı bakımından dünyada birinci sırada yer almaktadır –bu alandaki toplam öngörülen potansiyelinin sadece % 5’ini kullanmasına rağmen. Ayrıca, Türkiye’deki nehirler ve göller yaklaşık 140 TWh’lik ekonomik olarak kullanılabilir bir enerji potansiyeli oluşturmaktadır. Ülkenin ilave 20.000 MWh’lik kapasite oluşturan etkileyici hidrolik potansiyeli ve büyüyen jeotermal sektörü, Türkiye’nin enerji üretimine özel sektörün daha fazla dâhil edilmesine ve hem enerji yoğunluğunda hem de toplam sera gazı emisyonlarında önemli azalımların sağlanmasına yardımcı olan genel yenilenebilir enerji stratejisinin köşe taşını oluşturmaktadır.

Yerli ve yenilenebilir enerji ile enerji verimliliği konusundaki bu atılımın bir parçası olarak, Dünya Bankası Grubu, kapasitesinin arttırılması, yerli yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve ülke çapında enerji verimliliğinin arttırılması amacıyla Türkiye ile birlikte çalışmaktadır. Türkiye yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projeleri için 1 milyar ABD dolarının üzerinde Dünya Bankası finansmanı kullanmıştır ve bu projeler sayesinde Türkiye’de özel sektör yenilenebilir enerji şirketlerinin ürettiği elektrik önemli ölçüde artmış ve ülke çapında CO2 emisyonlarında önemli azalmalar sağlanmıştır. Son 10 yıl içerisinde, özel sektöre ait yenilenebilir enerji tesislerinde üretilen elektrik miktarı neredeyse 18 kat artmıştır –2002 yılında 1.490 GWh iken 2012 yılında 26.235 GWh. Ayrıca, Dünya Bankası Grubu ile koordinasyon içerisinde geliştirilen projeler Türkiye’de sera gazlarının her yıl 3,3 milyon ton kadar azaltılmasına yardımcı olmaktadır.

Dünya Bankası Grubu’nun desteği ile elektrik üretimi alanında yapılan bu çalışmalar, Türkiye genelinde enerji verimliliğinin arttırılmasına yönelik devam etmekte olan çalışmalar ile desteklenmektedir. Türkiye küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin enerji verimliliğini arttırmaya yönelik önlemlerine öncelik vererek, aynı anda hem KOBİ’lerinin işletme maliyetlerini düşürerek rekabet güçlerini yükseltebilmekte hem de enerji yoğunluğundaki ve sera gazı emisyonlarındaki azaltımlar yoluyla ekonomisini daha yeşil hale getirebilmektedir. Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Enerji Verimliliği Projesi, Türkiye ile Dünya Bankası Grubu arasında bu alandaki en son işbirliğini oluşturmaktadır. 201 milyon ABD doları tutarındaki bu proje Türkiye genelindeki KOBİ’ler için 300 GWh’nin üzerinde yıllık enerji tasarrufu sağlamak ve aynı zamanda CO2 emisyonlarında 2018 yılına kadar 154.000 tonluk bir ilave azaltım daha sağlamak için tasarlanmıştır.

video platformvideo managementvideo solutionsvideo player

Ayrıntılar
Dünya Bankası Rüzgar, Su ve Buhar – Türkiye’nin Enerji Sektörü için Üçlü bir Kazanç, 6 Eylül 2013
Dünya Bankası Türkiye: Yerin Altından Elektrik Üretimi, 7 Eylül 2013

* Puant, elektrik tüketiminin en yüksek ve elektrik birim fiyatının en fazla olduğu zaman dilimini belirtmek için kullanılır. Bu zaman dilimi, akşam 17.00 ile gece 22.00 saatleridir. Dilimize peak (Tr. pik) kelimesinin yanlış ifade edilmesiyle geçmiş ve böyle kullanılagelmiştir.

Deprem Öncesi, Esnası ve Sonrasında Yapılacaklar

strike_slip_fault

Doğanın en korkutucu ve en yıkıcı fenomenlerinden birisi şiddetli depremler ve dehşet verici olan yıkıcı etkisidir. Bir deprem gezegenimizin toprağın altındaki tabakaların kırılması ve kaymasıyla uzun bir süredir biriktirdiği yükün serbest bırakılması ile aniden yaşanılan bir sallantıdır. Yüz milyonlarca yıl boyunca tektonik levhaların gücü gezegenimize şekil vermiştir. Gezegenimizin yüzeyini oluşturan büyük tabakalar birbirlerinin üzerinden, altından ya da yanlarından geçmektedir. Bazen bu hareket ağır adımlarla gerçekleşir. Başka zamanlarda tabakalar kilitlenir ve böylece biriktirdikleri enerjiyi serbest bırakamamaktadırlar. Birikilen enerji yeterince büyüdüğü zaman bu tabakalar kilitten kurtulur. Eğer bir deprem nüfusun fazla olduğu bir yerde yaşanırsa, bir sürü ölüme, yaraya ve eşya ve/veya yapıların zarara uğramasına sebep olabilmektedir. Depremler bir sene içerisinde herhangi bir zamanda gerçekleşebilir. Bir depremin tam olarak ne zaman yaşanılacağını tahmin edebilmek oldukça zor bir şey olduğundan sizin ve sevdiklerinizin bir deprem gerçekleşmeden evvel bir ön hazırlık yapması oldukça önemli bir şeydir.

Deprem Öncesi Yapılması Gerekenler
(1) İlk olarak bir acil durum kiti hazırlamanız ve bir de yakınlarınızla iletişime geçebilmeniz için bir plan kurmanız gerekir. Deprem çantalarında neler olması gerektiği alttaki resme bakarak görebilirsiniz, ya da isteğinize bağlı olarak hazır deprem çantalarını sipariş edebilirsiniz.

deprem_cantasi

(2) Rafların duvarlara sıkı bir şekilde bağlı olduğundan emin olunuz.

(3) Büyük ya da ağır objeleri rafların en alt kısımlarına yerleştiriniz. Böylece deprem esnasında bu objeler üzerinize düşmez.

(4) Cam gibi kırılabilecek objeleri dolapların en altına yerleştiriniz.

(5) Duvara asılan resimlerinizin ve aynalarınızın sağlam bir şekilde yerleştirildiğinden ve yatak, kanepe ya da insanların oturabileceği yerlerden uzak olduğundan emin olunuz.

(6) Yanma riski taşıyan elektrik kabloların ve gaz bağlantıların düzgün olduğundan emin olunuz. Tamir şart ise için tek başınıza çalışmaya kalkışmayınız ve gerekirse bir uzman çağrınız.

(7) Olası gaz ya da su sızıntısı için esnek boruları tercih ediniz, çünkü bunlar kırılmaya daha dayanıklıdırlar.

(8) Su ısıtıcının, buzdolabın, ocağın ve gaz bağlantısı olan cihazların duvara ve yere bağlı ve sabit olduğundan emin olunuz.

(9) Tavanda ve temelde derin çatlaklar varsa tamir ettiriniz. Bir uzmandan yapıyla ilgili strüktürel (yapısal) kusurların olup olmadığı konusunda bilgiler alınız.

(10) Yanabilme özelliğine sahip ürünleri kilitleri olan dolapların içerisinde tutunuz.

(11) Kaldığınız yerde güvenli yerleri belirleyin. Bunları iç duvarlar ya da dayanıklı masalar olabilir. Bu yerleri aklınızda daima bulundurunuz.

(12) Gerekirse yakınlarınızla antrenmanlar yapabilirsiniz. Masaların altına girdiğiniz zaman tutunun. Bu “Çök, Kapan ve Tutun” tekniği olarak bilinir (Drop, Cover & Hold On).

Deprem Sırasında Yapılması Gerekenler
Eğilin, saklanın ve tutunun. Fazla hareket etmeyiniz ve eğer kapalı bir alandaysanız, sallanma geçene kadar orada durunuz, böylece ne zaman çıkmanın güvenilir olduğunu öğrenebilirsiniz.

Eğer Bir Yapının İçindeyseniz;
(1) Demin de söylediğimiz gibi eğilin, saklanın ve tutunun. Eğer yakınınızda bir masa yoksa o zaman yapının kenarına gidin, eğilin ve kollarınızla yüzünüzü ve başınızı koruyun.

(2) Camdan, pencerelerden, dış kapılardan, duvarlardan ve düşebilecek her şeyden uzak durunuz.

(3) Eğer bir yataktaysanız, orada kalın ve başınızı bir yastıkla koruyun. Eğer üzerinize düşebilecek ağır bir şey varsa [mesela tepenizde bulunan aydınlatma fikstürü (tesisatı)] o zaman daha güvenilir bir alana gidiniz.

(4) Dayanıklı olup olmadığından emin olmadığınız kapılardan geçmeyiniz. Kapıların olduğu alanlar genellikle dayanıklı değildir ve korunmak için ideal yerler değildir.

(5) Dışarı çıkmanın güvenilir olduğu bir zamana kadar içeride kalınız ve sallantının bitmesini bekleyiniz. Yapı sallanırken dışarıya çıkmayınız. Araştırmalar gösteriyor ki birçok insanın yaralanmasının sebebi yapıda farklı bölgelere yöneldikleri ya da çıktıkları içindir.

(6) Asansörleri kullanmayınız. Olası bir elektrik kesintisiyle içeride hapsolabilir ya da sert bir düşüş yaşayabilirsiniz.

(7) Elektrik kesintisinin yaşanabileceğini ve yangın alarmının da devreye girebileceğini unutmayınız.

Eğer Dışarıdaysanız;
(1) Yapılar (binalr vs.), sokak lambaları ve elektrik kablolarından uzak duracak şekilde yerinizden kıpırdamayınız ve korunmak için bir yapıya girmeyiniz.

(2) Sanılanın aksine en büyük tehlike yapının dışarısında bulunmaktadır. Tehlikeli olan alanlar yapıların girişleri ve dış duvarına yakın olan yerlerdir. 1933 Long Beach depreminde hayatını kaybeden insanların birçoğu yapının dışarısına koşmalarıyla beraber üzerlerine devrilen duvarlardan ve yapıdan düşen parçalardan (pencere, duvar, eşya vs.) dolayı öldüler. Deprem sırasında yerin hareketinden dolayı yaşanılan ölüm ve yaralanma olayları ise nadirdir.

Eğer Hareket Eden Bir Aracın İçindeyseniz;
(1) Yapılardan, ağaçlardan ve elektrik kablolarından uzak duracak bir şekilde aracınızın içerisinde kalınız.

(2) Deprem durunca dikkatli bir şekilde yolunuza devam ediniz. Deprem sırasında hasar gören yollardan, köprülerden ve rampalardan uzak durunuz.

Eğer Enkaz Altındaysanız;
(1) Etrafı görebilmek için kibrit yakmayınız. Yanlışlıkla kendinizi yakabilirsiniz.

(2) Fazla hareket etmemeye çalışın ve tozun yükselmesine sebep olmayın. Bu şekilde üzerinize daha fazla ağırlık katacak şeylerin düşmesini ve nefesinizin tutulmasını engellemiş olursunuz.

(3) Ağzınızı bir şeyler örtünüz.

(4) Kurtarma ekibin sizi tespit edebilmesi için bir boruya ya da ses çıkarabilecek bir şeye vurun. Yanınızda bir ıslık varsa onu kullanınız. Başka şansınız kalmadığı sürece bağırınız, çünkü bağırdıkça size tehlikeli gelebilecek derecede toz yutabilirsiniz.

(5) Arama-Kurtarma konusunda uzman kişiler gelene kadar sevdiklerinizi arayıp çıkarmak isteyebilirsiniz, ancak unutmayınız ki bastığınız yerlerin altında başka insanlar da olabileceği için ağırlık oluşturup birisinin hayatını kurtarırken bir başkasının ölümüne sebep olabilirsiniz.

Deprem Sonrasında Yapılması Gerekenler
(1) Deprem durunca, çevrenizi kontrol edin ve hareket etmenin güvenilir olup olmadığından emin olun. Fırsatınız varsa da yapıdan çıkın.

(2) Deprem sonrasında gelecek dalgalanmaları unutmayınız. Bunlar ana depremden daha az şiddete sahiptir ama yine de ana depremin oluşturduğu zayıflıkları yıkabilecek kadar güçlü olabilirler. Bunlar ana depremden sonra ilk saatler, günler, haftalar ve hatta aylar içerisinde bile yaşanabilir.

(3) Yaralı insanlara yardım etmeye çalışınız. Ağır yaralı insanları yerinden fazla oynatmamaya çalışınız ve yardım için bekleyiniz, fakat acil bir durum söz konusuysa onları kurtarabilirsiniz (örneğin, o esna bir çökme yaşanabilir ve kişiyi kurtarmanız gerekebilir).

(4) Bir deprem sonrasında en tehlikeli şeylerden birisi de yangının olmasıdır. Mümkünse küçük boyutta ateşleri söndürmeye çalışınız.

(5) En son durumlar hakkında önemli bilgiler edinebilmek için bir radyo ya da televizyon arayınız.

(6) Denize yakın yerlerde yaşıyorsanız, olası tsunamilere dikkat ediniz ve buradan uzaklaşınız.

(7) Telefonu sadece acil durumlar için kullanınız.

(8) Eviniz artık güvenli değilse ve yakınlarda insanların kalabileceği güvenli bir barınak ya da yapı varsa oraya gidiniz.

(9) Yardımınıza ihtiyaç duyulmadığı zamanlarda zarar görmüş yapılardan uzak durmaya çalışınız. Otoriteler güvenli olduğunu söyledikleri zaman evinize dönebilirsiniz.

(10) Aracınızı kullanırken dikkat ediniz ve eğer geceyse sokak ışıkların sönme olasılığını göz önünde bulundurunuz.

(11) Evinizde döndüğünüz zaman dolapları açınca dikkatli olunuz.

(12) Kırılmış objelerin size zarar vermemesi için uzun bir pantolon, uzun kollu bir üstlük, sağlam ayakkabılar ve mümkünse eldivenler giymeye çalışınız.

(13) Eğer yere ilaçlar ya da yanabilecek sıvılar dökülmüşse onları hemen temizleyiniz. Gaz sızıntısının ya da bir tür kimyasalın kokusunu alıyorsanız o zaman alanı terk ediniz.

(14) Şömineniz varsa orayı da inceleyiniz. Fark edilmeyen hasarlar bir yangına sebep olabilir.

(15) Beyaz eşyalarınızı da kontrol ediniz.

(16) Gaz sızıntısı tespit ettiyseniz, camınızı açık bırakıp binayı terk ediniz. Ana gazı kapatabiliyorsanız kapatın ve telefonla uzman kimselere ulaşmaya çalışınız. Eğer gazı kapattıysanız, o zaman ancak bir uzman tarafından geri açılması gerekir.

(17) Elektrikle çalışan sistemlerde hasar olup olmadığını kontrol ediniz. Eğer bir hasar tespit ettiyseniz o zaman elektriği ana yerden kapatınız. Eğer şalterleri kapatabilmek için sulu bir alandan geçmeniz gerekiyorsa o zaman birkaç tavsiye için önce bir elektrikçiyi arayınız.

(18) Su tesisatında bir sorun var mı kontrol ediniz. Eğer bir sorun tespit ederseniz o zaman su firmasını arayınız. Su sorunu nerede mevcut ise ona bağlı olan şeyleri kullanmayınız (örneğin, tuvalet ya da musluk).

Daima hazırlıklı olmaya çalışın. Amacımız sizleri korkutmak değildir ama gezegenimizde hayatımızı tehdit eden bir sürü şey bulunmaktadır (orman yangınları, tsunami, sel, toprak kayması vs.). Japonya bile mimaride önde gelen ülkelerden birisi olsa da, depremler ve tsunamiler her zaman tehlikelidir. Buradan Japonya’da yaşanılan facianın öncesi ve sonrasını gösteren görüntülere farenizi görüntünün üzerine getirerek bakabilirsiniz.

Fotoğraf: Marco Di Lauro/Getty Images
Fotoğraf: Marco Di Lauro/Getty Images

Milattan önce 1. yüzyılda yaşamış olan Romalı yazar, mimar ve mühendis olan Vitruvius’a göre mimari bir eseri oluşturan üç ana bileşen bulunmaktadır, bunlar “Utilitas, Venustas, Firmitas” yani “İşlevsellik, Estetik, Sağlamlık”. Mimaride yapıların önemi açısından önem sırası şu şekildedir: Sağlamlık, İşlevsellik, Estetik. Bu önem sırası hiçbir zaman tam tersi olmamalıdır, bu yüzden oturacağınız binaları da sırf güzel göründükleri için değil, sağlam oldukları için seçiniz.

Bu metin, Deprem Öncesi, Esnası ve Sonrasında Yapılacaklar başlığı altında yayınlanmıştır. Bütün hakları Arsel Acar’a (Evrim Ağacı) aittir. Makalenin orijinal hâline dokunulmadan ufak dokunuşlar yapılmıştır. Sadece girizgâh bölümü olduğu yerden çıkarılmış ve en sona eklenmiştir.

Evrim Ağacı ekibi olarak sizlere biyoloji, fizik, arkeoloji, skeptisizm gibi birçok konuda bilgi verebilmek için uğraşıyoruz, ancak bu bilgilerin yanında bir de doğayı ve hayvanları korumakla ilgili bilgiler de paylaşmaya çalışıyoruz. Bu seferki yazıda korumak istediğimiz asıl şey sizsiniz. Bu yazıyı 17 Ağustos tarihinde hazırladık ve 1999 Gölcük Depreminde ölenleri anmakla ve bugün hayatta olan yakınlarına başsağlığı dilemekle beraber gelecekte yaşanılacak olan depremler için de sizler için deprem öncesi, esnası ve sonrasında yapılacaklar konusunda kısa ve anlaşılır bir yazı hazırlamak istedik. Buradaki bilgilerin çoğunu bu siteden çevirdik.

Yazıya farklı kaynaklardan birkaç bilgi de ekledik ve araştırabileceğiniz yerli ve yabancı kaynakları da yazının en altında paylaştık. Depremler doğanın bir parçasıdır ve her ne kadar sağlam yapılar inşa etmeye çalışsak da, her zaman onun kurallarıyla oynamak zorundayız, bu sebeple kendimiz için ve çevremizde sevdiklerimizin güvenliği için burada yer alan adımları iyi bilmemiz önemlidir. Birçok kaynakta depremlerde yapılması gerekenler konusunda uzun bilgiler yer almaktadır. Bunların birçoğu geçmişte yaşanılan olaylardan ve tecrübelerden elde edilmiş bilgilerdir, fakat her ne kadar bu uzun yazılara da vakit ayırıp okumaya çalışsak da, deprem sırasında panikleyip bildiğimiz her şeyi unutabiliriz, tıpkı arabayı yıllarca kullanan bir insanın sokağın ortasına birden çıkan bir çocuğu görüp de paniklemesiyle firene basmayı unutması gibi. Bu sebeple uzun detaylar yerine sizlere basit bir “Yapılması Gerekenler” şeklinde bir yazı hazırladık.

Kaynaklar ve İleri Okuma:
Ready
Ready Checklist
Thomson Reuters
Food Safety
Amazon AWS
FEMA
ShakeOut
USGS
Earthquake Country
AFAD
Ankara AFAD
Sağlık Vakfı
ABC
Kocaeli Üniversitesi
DEÜ

Grönland Buzullarının Sakladığı Büyük Kanyon

Grönland’ın büyük kısmını örten buz tabakasının altında, dünyanın en büyük kanyonlarından biri keşfedildi. Henüz buzul tabakası yokken, yaklaşık 4 milyon yıl önce, oradan akan büyük bir nehir, en az 750 kilometre uzunluğa ve 800 metreden fazla derinliğe sahip kanyonu şekillendirmiş.

Temel kayaların yükseklik verileriyle üretilen Grönland'ın topoğrafik haritası. Yapım: J. Bamber (Bristol Üniversitesi)
Temel kayaların yükseklik verileriyle üretilen Grönland’ın topoğrafik haritası. Yapım: J. Bamber (Bristol Üniversitesi)

Kanyon, iklim değişikliği konusunda çalışma yürüten araştırmacıların radar yoluyla Grönland’ın temel kayalarını haritalarken kazayla ortaya çıkmış. Saklı vadi, Arizona’daki Büyük Kanyon‘dan da daha uzun. Vadi, Grönland’ın ortasından başlayarak yukarı doğru kuzey kıyılarına kadar kıvrıla kıvrıla uzanıyor. Buzul tabakası şekillenmeden önce bu vadi, Kuzey Buz Denizi’ne (Arktik Okyanusu’na) akan coşkun bir nehre sahipmiş. Şu an, vadi buzla dolmuş.

Vadiyi kaplayan 3 kilometreden daha kalın buzul tabaka öyle ağır ki, daha önce deniz seviyesinden 500 metre yüksekte olan Grönland’ın ortası çökmüş ve batan ada bugün deniz seviyesinden 200 metre aşağıda yer alıyor. Buzulbilimciler, buzul altındaki erimiş suların temelden okyanusa doğru taşınmasında, kanyonun önemli bir rol oynadığını düşünüyorlar. Ama kanyon hâlâ batıyor, bir su damlası ile seli kıyaslamak gibi görünsede, Kuzey’deki erimiş sular deniz seviyesinin altındaki buz tabakalarından ince ince sızmaya devam ediyor.

“Eğer öngörüldüğü gibi, sera gazlarındaki artış yüzünden Arktik’teki (Kuzey Kutbu’ndaki) ısınma devam ederse, Grönland’ın buzul tabakaları deniz seviyesinin ne kadar yükselmesine katkı sağlar?” sorusuna yanıt arayan araştırmacılar, büyük bir bilimsel yapbozu çözmeye çalışırken kanyonu keşfetmişler.

Buz belli frekanstaki radyo dalgalarında geçirgendir. Bunu bilen araştırmacılar, temel kayaların üstünde çok sayıda uçuş yapmış ve gidip gelen radar sinyallerini toplayarak sorularına yanıt aramışlar. Çalışmanın büyük oranı NASA’dan olmak üzere, İngiltere ve Almanya’daki araştırmacıların onlarca yıldır ürettikleri verilerden oluşmuş. Araştırmacılar bir uçtan öbür uca uzanan kanyona rastladıklarında çok şaşırmışlar.

Bulguları kaleme alan başyazar Jonathan Bamber (Bristol Üniversitesi): “Anında uydu görüntülerine ulaşan cep telefonları var. Dünya haritasının tamamlandığı sanılıyor. Ama, daha çok keşfedecek şey var. Biz bu konuda inanılmaz bir heyecan duyuyoruz. Gerçekten de, bu ölçekte bir şey bulmak, ömrünüz boyunca karşınıza çıkabilecek tek fırsat.” diyor.

David Vaughan (Britanyalı Güney Kutbu Araştırma Kurumu): “Grönland ve Antarktika buzulları altında çok şey gizli. Bu kanyonu bulmak oldukça şaşırtıcı. Grönland bu boyutta bir kanyon için büyük değil ve kanyonun art arda oluşan buzullara rağmen buzul öncesi şeklini koruması bayağı önemli.” diyor ve ekliyor “Kanyonun bir kısmı, son buzul-arası dönemde (100.000 yıl) açığa çıkmış olabilir. Muhtemelen kanyonda birçok çeşit bakteri bulunabilir. Bunların yaşamı başka bir konudur.”

4 milyon yıl önce yeryüzünde insan olmadığı için kanyon insan gözüyle görülmüş değil. Eğer, Grönland’daki buz tabakası tümüyle erirse, küresel deniz seviyesi 7 metre yükselecek ve birçok büyük kent sular altında kalacak.

Britanyalı Güney Kutbu Araştırma Kurumu (BAS), daha önce böylesi görülmemiş büyük bir coğrafi yapının bulunmasını, kayda değer bir keşif olarak niteledi.

Bakalım, balta girmemiş bu kanyona ne ad verilecek?

Ayrıntılar
BBC, Huge canyon discovered under Greenland ice, 31 Ağustos 2013
BBC, Grönland’da şaşırtıcı keşif: buz altında dev kanyon, 31 Ağustos 2013
Bristol Uni., Mega-canyon discovered beneath Greenland ice sheet, 31 Ağustos 2013
Livescience, ‘Grand Canyon’ of Greenland Discovered Under Ice Sheet, 1 Eylül 2013
NASA, NASA Data Reveals Mega-Canyon under Greenland Ice Sheet, 31 Ağustos 2013
Youtube, Greenland’s Mega Canyon, 31 Ağustos 2013
Youtube, NASA | The Bedrock Beneath, 31 Ağustos 2013

Modern Zemin Mekaniği’nin Kuruluşu: Karl von Terzaghi ve Türkiye

“Modern Zemin Mekaniği”nin kurucusu Karl Terzaghi (1883-1963)’dir. Terzaghi’nin ataları bugün İtalya topraklarında bulunan Lombardiya, Ladi’de uzun bir askeri geçmişe sahiptirler. Karl Terzaghi’de 2 Ekim 1883’te Prag’da Albay Anton ve Amalia Terzaghi’nin çocukları olarak dünyaya gelir. Babasının 1890 yılında erken ölümü üzerine Karl Terzaghi’nin vasiliğini annesinin babası Karl Eberle üstlenir. Dedesi Karl Eberle 1846 yılında Viyana Teknik Üniversitesi’nden mezun olmuş deneyimli ve çok enerjik bir mühendistir. Makine Mühendisi olan dedesi uluslararası bir konsorsiyumun genel müdürü olarak Romanya’da tütün fabrikasyonu organize etmiştir. Dedesinin sağlam karakterinin, güçlü ve sade kişiliğinin Terzaghi’nin ergenlik çağına kadarki gelişiminde etkisi büyük olmuştur.

Karl von Terzaghi laboratuvarda. Görüntü: ?
Karl von Terzaghi laboratuvarda. Görüntü: ?

Aile geleneğini sürdürmek üzere Karl Terzaghi küçük yaşta henüz dokuz yaşındayken askeri okula yatılı olarak verilir. Güns’teki bu askeri ortaokul Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Kraliyet Deniz Kuvvetleri’ne subay adayı yetiştirmektedir. Terzaghi’nin çağdaşı ve çağımızın önemli yazarlarından Robert Musil bu okuldaki hayatı “Genç Törless’in Anıları” isimli romanında ayrıntılarıyla anlatır. Okuldaki disiplin Spartalı yaşama biçimi Terzaghi’nin daha sonraki hayatında karşılaştığı güçlüklerle baş edebilmesi açısından yararlı bir temel oluşturmuştur. Subaylardan özellikle Kutup Kaşifi Üsteğmen Julius von Player, keşiflerle ilgili yaptığı konuşmalarla Karl Terzaghi’yi çok etkiler. Terzaghi onun etkisiyle 15 yıl kadar uzunca süren kaşif olma hülyaları kurar. Bu hülyası ancak 1906 yılında Alpler’e tırmanırken geçirdiği bir kaza sonucunda ağır yaralanınca sona erer.

Karl Terzaghi’nin 1898 yılında İmparatorluk Kraliyet Deniz Kuvvetleri Akademisi’ne girmek için yaptığı müracaat hafif bir göz arızası nedeniyle reddedilince o yıl askeri okulu terk eder ve Graz’daki fen lisesine geçerek oradan 1900 yılında mezun olur. Aynı yıl Graz Teknik Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Mühendislik derslerine dört yıl boyunca ilk ve son dersin haricinde devam ettiğini söylemek zordur. Terzaghi aslında devamsız bir öğrenci değildir. Sadece, devam etmesi gerekenler, dersler değildir. Yoksa 19. yüzyıl felsefesi, felsefe tarihi, deneysel psikoloji, sanat tarihi, genel jeoloji, petrografi, paleontoloji, teorik astronomi gibi derslerin en devamlı öğrencisidir. Graz Teknik Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında kendisini önemli oranda etkileyen, kişiliğinin şekillenmesinde ve hayatının yönlenmesinde rol oynayan iki kişi olmuştur. Bunlar okulun seçkin profesörlerinden dünyaca ünlü hidrolik profesörü Forchheimer ile tatbiki mekanik profesörü Wittenbauer’dir. Terzaghi’ye göre bilimsel yöntemi her türlü bilgiye kuşkuyla bakmayı, doğa olaylarının teorik araştırmalarındaki  hata paylarını değerlendirmeyi basit ve açık soru sormayı öğrenmede Forchheimer’in katkısı büyüktür. Önce hocası, sonra arkadaşı olan Wittenbauer’un ölümü nedeniyle Terzaghi, 14 Mart 1922 tarihinde günlüğüne şunları yazar: “Ölüm olayını hiçbir zaman önemsemedim. Savaştan beri ölümle ilgili duygularımı tamamen yitirdim denebilir. Yaşayanlarla mücadele insanı o kadar tüketiyor ki ölüler için kuvvet kalmıyor. Fakat Wittenbauer’ın ölümü beni derinden etkiledi. O bir mücadele adamı ve araştırmacı simgesiydi. Onu daima hatırlayacağım.”

Terzaghi 1904 Haziranında bitirme sınavını başararak Graz Teknik Üniversitesi’nden makine mühendisi olarak mezun olur. Mezuniyetinden sonra birkaç ay Andritz’teki bir makine fabrikasında gönüllü stajyer olarak çalışır. Bu süre zarfında hayatını makine mühendisi olarak sürdüremeyeceğini iyice anlar. 1904 yılı sonbaharında bir yıl sürecek askerlik görevi başlar. Piyade alayındaki askerlik görevi sırasında o zamanların jeoloji alanında çok ünlü temel bir kitabı olan Geikie’nin İngilizce olarak yazdığı Arazi Jeolojisi’nin Ana Hatları‘nı Almanca’ya çevirir. Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra makine mühendisliğinin onu tatmin etmeyeceğinin farkında olan dedesi, onun istediği alanda bir yıl daha öğrencilik yapmasını destekler. O bir yıl süresinde Terzaghi çalışmalarını Graz Teknik Üniversitesi’nde çok sevdiği jeoloji ve inşaat mühendisliği disiplinlerinde yoğunlaştırır. Köprüler ve demiryolları ile ilgili derslere devam eder. Bundan sonra inşaat mühendisliği alanında çalışmaya karar verecek ve bu suretle jeoloji ile ilgisini hiç kaybetmeyecektir.

Terzaghi 1906 yılının sonbaharında Viyana’da Adolf Pittel Mühendislik ve Müteahhitlik Firması’nda proje mühendisi olarak çalışmaya başlar. Firmada bir yandan teknik bilgilerini arttırırken diğer yandan firmaca kendisine jeoloji alanındaki yeteneği ve bilgisi nedeniyle özel bir değer verildiğini fark eder. Bu sırada görünürde temeli sağlam zemin tabakaları üzerine atılmış bir barajın çökmesi ve Viyana şehir merkezinde inşa edilmekte olan çok katlı, yüksek bir yapıda meydana gelen beklenmeyen aşırı oturmalar, Terzaghi’yi çok etkiler. Olaylar karşısındaki çaresizlik duygusu onu jeoloji ve temel mühendisliği bilimleri arasında olması gereken ilişki üzerine düşündürür. İşte bu sıralarda kendini bu ilişkiyi araştırmak üzere yönlendirmeye karar verir.  Bu önemli bir karardır.  Artık bundan sonra Terzaghi yolunu seçmiş durumdadır. Bu yolun ne kadar uzun ve zorlu geçeceğinin henüz farklında değildir. Bu yolda yürürken sıkılacak, bunalacak, ümitsizliğe kapılacak fakat yürümekten asla vazgeçmeyecektir. “Evreka” diyebilmesi için sabırla on beş yıl daha beklemesi gerekecektir. Şirkette çalışırken işçi ve ustalarla iletişim kurmayı ve işi disiplinli bir şekilde yürütmeyi öğrenir. İş idaresi ve organizasyondaki başarısı amirlerinin gözünden kaçmaz. İçlerinden biri Terzaghi için “Onun bizim dükkanda fazla kalacağını zannetmiyorum. Şimdiden onu Nil üzerinde dev bir barajın organizasyonunu yönetirken görüyorum.” demiştir. Nitekim kehaneti doğru çıkacak ve Terzaghi ilerde Nil üzerindeki Asvan Barajı’nın danışma kurulu başkanı olarak görev yapacaktır. 1909 yılı sonbaharında çalıştığı yerdeki tünel işinin tamamlanmasından sonra Viyana’ya döner. Orada Adriyatik kıyısında, Hırvatistan’ın hidroelektrik güç santrallerinin projesini hazırlamak üzere bir şirketler grubundan aldığı teklifi kabul eder. Terzaghi bu görevde geçirdiği iki yılın çok mutlu geçtiğini söyler. Çünkü yeniden uçsuz bucaksız dağlarına kavuşmuş ve aklını kurcalayan sorunların çözümüne katkıda bulunacağını umduğu faaliyetlerin içine girmiştir. 1911 yılı başlarında proje tamamlanır. Terzaghi bu süre zarfında Hırvatistan’daki karstların oluşumuyla ilgili bir teori geliştirmiştir. Bu teorisinde Terzaghi, Hırvatistan karstlarındaki polyelerin jeomorfolojik evrimini ve mevcut şev eğimlerini açıklar (Polye: Karstlarda rastlanan uzun, dar ve derin, kapak vadiler). MIT jeoloji profesörlerinden Herbert Einstein, Terzaghi’nin jeolog yanıyla ilgili araştırmasında bu teoriyi şöyle dile getirmektedir: “Terzaghi özellikle ormanlık arazideki karbondioksit üretiminin hızıyla ilgili olarak ormanlık alanda ve erozyona uğramış alandaki kireçtaşı erimeleri farkını gözlemiştir. Bunun sonucunda polyelerin, sel basmalarının ormanları yok ettiği yerlerde yüksekte kalmış yerler olduğu kanısına varmıştır. Bu olayın kireçtaşı erimelerinin hızının azalmasına sebep olduğuna karar vermiştir.” Macaristan Devlet Jeoloji Enstitüsü tarafından 1913 yılında yayınlanan ve savaş yüzünden elli yıl sonra uygulanabilen bu teoriyi Karl Terzaghi 1958 yılında yeniden İngilizce olarak yazıp, bastırmıştır. Hırvatistan’daki çalışmasının ardından Terzaghi Sen Petersburg’da Nevski Prospekt Caddesi’nde bir banka binasının temel kazısı ile ilgili ciddi problemlerle uğraşmak üzere arkadaşından aldığı mektubu olumlu cevap vererek Rusya’ya gider. Kentin güzelliği ve ortamın çekiciliği Terzaghi’de hayranlık uyandırır. Orada karşılaştığı kil ve turba zeminde atılmış radye bir temeldir. Temel çukuru yeterli önlemler alınmadan kazıldığı için komşu binalarda önemli oturmalar meydana gelmiş ve bir kısım binalar yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. O sırada Rusya’da paskalya tatili vardır. Terzaghi problemi inceledikten sonra odasına kapanır, son Avusturya sigarasını da tüketir. Üçüncü günün sonunda yeni proje doğmuştur. Terzaghi işin başına geçtikten birkaç hafta sonra da iş süresinde başarıyla biter. Terzaghi 1911 Aralık ayına kadar Rusya’da çalışmaya devam eder. Rusya’daki çalışması sırasında kaleme aldığı “Dairesel Tank Tabanlarının Hesabı”  isimli teziyle 16 Ocak 1912 Graz Teknik Üniversitesi’nde doktorasını verir. Şimdi sıra düşlerini gerçekleştirmeyi umduğu seyahati yapmaya gelmiştir. Bu bir bakıma çocukluğundan beri içinde taşıdığı keşif gezisine çıkma arzusunun da gerçekleşmesi olacaktır. Keşfedeceği yer Amerika’dır. Geziye çıkmadan hemen önce daha sonra evleneceği ilk eşi Olga Byloff ile tanışırlar. Bu tanışma Terzaghi’nin kız kardeşi Ella’nın 1911 yılında düğünü sırasında gerçekleşir. Bundan sonra sık sık görüşürler. Terzaghi 1912 yılının başlarında “Hoşçakal, yeşil Steirmark!” diyerek Avusturya’ya veda eder. Amerika’ya onu götürecek gemi 16 Şubat 1912 Cuma günü Cukshaven limanından demir alır.

Terzaghi’de çocukluğundan beri var olan uzaklara gitmek isteği, önceleri kutup keşiflerine katılma hevesine dönüşmüş, bu konuda karşılaştığı fiziksel engeller, içindeki bu derin arzuyu yok edememiş fakat Amerika gezisi gibi daha elverişli alanlara yöneltmiştir. Mühendislik öğrenimi sırasında çok sevdiği jeoloji ve mühendislik problemleri arasındaki tariflenebilir ilişki noksanlığı onun böyle bir geziyi gerçekleştirmesinde esas itici gücü teşkil etmiştir. Ondaki bu derin uzaklara gitme ve keşif arzusunun kökenini belki de babasını çok küçük yaşta kaybetmiş olmasından kaynaklanan boşluk duygusuna bağlamak mümkündür. Ve belki de bu nedenle hayatı boyunca en çok sevdiği iki ünlü kişinin Polonya kökenli İngiliz yazar Joseph Conrad ile İngiliz gazeteci ve kaşif Sör Henry Morton Stanley’in aynen kendisi gibi babalarını küçük yaşta kaybedip dedeleri tarafından yetiştirilen kişiler olmaları tesadüf değildir.

Terzaghi’nin Amerika’ya gittiği yıllarda Başkan Roosvelt’in önceki yıllarda yapılması kararlaştırılan “Reform Kararnamesi” sulama programı başlamak üzeredir. Bu program her birinin keşif bedeli yaklaşık 80 milyon dolar civarında olan, yüksekliği 100 metreye yakın 60 kadar baraj ve sulama tesislerinin inşaat ve imalatını kapsamaktadır. Terzaghi bu programdan haberdardır ve uygulama esnasında karşılaşılacak problemlerin çözülmesi esnasında edinilecek deneyimlerin sistematik bir şekilde değerlendirilmesiyle eksikliğini hissettiği jeolojik malzemeyle mühendislik prensipleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarabileceğini umar. Amerika’da yapacağı bu bilgi toplama ve keşif gezisi esnasında işe girip çalışmayı düşünmüş olmakla birlikte, her ihtimale karşı maddi bir birikimi mevcuttur. Bu birikimin kaynağını çalışırken biriktirdiği paralarla, varlıklı dedesinden aldığı destek ve Avusturya Mühendisler ve Mimarlar Birliği’nin araştırma bursu teşkil eder. Bu bursa 31 Mart 1912’de Amerika’da sürekli bir iş bulma sıkıntısı ile karşılaştığı zaman başvurmuştur.

Terzaghi, Amerika gezisi esnasında gezip gördüğü yerlerin hemen hemen hepsindeki şantiye organizasyonlarını çok beğenir. Şantiyelerde gereksiz hiçbir sarfiyat ve enerji kaybı olmadığı ve şantiyelerin akılcılık ilkesine göre yönetildiği kanısına varır. Buna rağmen akılcılık ilkesinin ve yüksek verim kaygısının bulunmadığı fakat insanlar arasındaki ilişkilerin çok samimi ve sıcak olduğu Rusya’daki şantiyeleri sık sık özler.

1912 yılı sonuna yaklaşılmış, Terzaghi hâlâ iş bulamamış ve parası bitmeye yüz tutmuş durumdadır. Mühendis olarak iş bulamayacağını anlar ve Kolumbiya Nehri’nin Big Eddy kesimindeki savakların yapımı esnasında sondör olarak çalışmaya başlar. Esas amacı hem para kazanmak, hem de Amerikan sondaj ve tahrip tekniklerini öğrenmektir. Terzaghi, bu sırada birlikte olduğu sıradan işçilerin duygu ve düşünce dünyalarını yakından tanıma fırsatı bulur. Aralarında birçok kişiyi kişisel cesaret, yardımseverlik ve teşhis yeteneği bakımından iyi okullarda okumuş akranlarından daha üstün bulur. Terzaghi onlarla birliktelikten büyük zevk alır. Yıllar sonra onlardan öğrendiği sondaj ve tahrip tekniğine ait bilgilere, kendi sosyal sınıfındaki kişilerden ve meslektaşlarından hiçbirinde rastlayamadığını itiraf edecektir. Aynı yıl kış sonuna doğru bir tahrip mermisinin vaktinden önce patlamasıyla yaralanır. Portland Oregon’daki hastaneden çıktıktan sonra yeniden iş ararken kenar mahallelerden birindeki bir Kafe’de, bir mimarla tanışır. Mimar ona, Portland’da yapılmakta olan bir kilisenin kubbesini hesaplayacak bir mühendis bulamadığından bahseder. Terzaghi kubbeyi hesaplar. Bu mimarın çok hoşuna gider ve Terzaghi’ye iş bulmakta yardımcı olur. Böylece bir yandan “Portland Gas and Coke Co.” şirketinin temel mühendisliği işlerini yaparken diğer yandan bir yıl boyunca topladığı zengin malzemeyi umduğunu bulma amacıyla tasnif eder ve değerlendirmeye çalışır. Sonuç umut kırıcı olur. Bütün gayretlerine rağmen incelediği jeolojik malzeme ile malzemenin inşaat sırasındaki davranışı arasında belirli bir bağlantı ortaya çıkaramaz. Birşeylerin eksikliğini hisseder, ama bu eksikliğin ne olduğunu henüz teşhis edemez. Çünkü vakit henüz erişmemiştir.

Amerika’da mühendislerin karşı karşıya kaldığı kabul edilemez durum ve bazı ilginç kişilerin teşvikleri onda pamuk ve hurma yetiştirme işine yatırım yapma hevesi uyandırmışsa da gene de parasını Meksika’da inşaat işine yatırmıştır. Fakat Meksika ihtilali sırasında tüm parasını kaybetmiştir. Güney Amerika’da, Arjantin’e gidip iş yapmak üzere hazırlık yaparken, oradan gelen ekonomik krizle ilgili haberler bu seyahati engeller. Bunun üzerine Avusturya’ya dönmeye karar verir. Viyana’da iki meslektaşı ile anlaşıp bir inşaat şirketi kurmaya karar verirler. Yıl 1914’tür. İlk siparişlerini almalarının akabinde, Birinci Dünya Savaşı patlar. Şirket planları suya düşer. Terzaghi’ye 5 Ocak 1914’de Sırp cephesine üsteğmen olarak atandığı emri gelir. Görevi Tuna Nehri’nin Sava Kolu bölgesindeki piyade mevzilerinin genişletilmesi işidir. Emrine vasıflı ve vasıfsız işçilerden oluşan 260 kişi verilir. Terzaghi işi baştan sıkı tutar. Sarhoş ve dik kafalı olanları tespit edip ayıkladıktan sonra adamlarını Vienerberg’de tuğla fabrikasında onlar için hazırlanan koğuşlarına düzenli bir şekilde yerleştirmeyi başarır. Kendi konutunu da askerlere yakın bir yerden seçer. Daha sonra oraya kendisininki gibi üç birlik daha gelir. Onların komutanları Terzaghi’nin gösterdiği performansı gösteremedikleri için askerler arasında disiplinsizlik ve karmaşa baş gösterir. Fakat bu durum uzun sürmez, çok geçmeden her üç birlik de komutanlarıyla birlikte, Terzaghi’nin emrine verilir. Neticede disiplin sağlanır. Görev yerlerine sevk zamanı yaklaşmaktadır. Ancak, askerler arasında sağlık sorunları olanlar, hasta ve zayıflar vardır. Terzaghi’nin onların hekim kontrolü için yaptığı defalarca başvuru sonuçsuz kalır ve sağlık kontrolü yapılmadan sevk edileceklerine dair haberler gelir. Terzaghi’nin vicdanı buna elvermez ve sağlık kontrolünü kendisi yapmaya karar verir.  Muayenesi sonunda 16 fıtık, 4 körlük derecesinde görme zayıflığı, 4 ağır tüberküloz (verem), 2 frengi, 8 ağır varis, 1 ağır egzamalı askerle 14 çok zayıf askeri tespit eder ve onların maaşlarını ödeyerek terhis eder ve karlı bir gecede evlerine uğurlar. Askerlerin ayrılırken Terzaghi’ye ifade ettikleri minnettarlık onu çok duygulandırır.

Terzaghi komutasındaki işçi taburu ile güneydoğu cephesinde yollar, tüneller, köprüler gibi inşaat işlerini başarıyla gerçekleştirir. Alman ordusunun yardımıyla 9 Ekim 1915’te Belgrad düşünce işler yavaşlar. Terzaghi daha aktif bir göreve tayinini ister ve Aspern’deki hava filosu birliğine tayini çıkar. Terzaghi’nin taburu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Askeri İnşaat Amirliği tarafından üstün hizmet belgesiyle ödüllendirilir. Terzaghi 1915 yılları sonlarında Aspern’deki hava filosunun uçaklarının test edilmesinde kullanılan hava alanının komutanı olur. Orada dünyaca ünlü Theodore von Karman ve Richard von Mises ile karşılaşıp tanışırlar. Terzaghi’nin komutanlığının başlangıcında test uçakları sık sık arızalanmaktadır. Ağır yaralanmalar ve ölümler olur. Bu tür kazalar haftada en az iki, üç kez olmaktadır. Terzaghi kendisi de makine mühendisliği eğitimi gördüğü için bunun uçakların tasarım hatası yüzünden olduğunu fark etmekte gecikmez. Düzeltilmesi için yaptığı girişimler fayda vermeyince merkezden emir çıkarttırıp her uçak kalkışında tasarımcılardan birinin de pilotun yanında yer almasını sağlayacak. Böylece kısa sürede kazalar hemen hemen, tamamen ortadan kalkacaktır. Terzaghi’nin Aspern’deki görevi 1916 yılı sonbaharında biter. Viyana’da, Avusturya Dışişleri Bakanlığı’na çağrılır ve kendisine İstanbul’da Yüksek Mühendis Mektebi’nde profesör olarak yol ve temel inşaatı dersleri vermek üzere davet mektubu verilir. Daveti yaptıran Terzaghi’nin Graz Teknik Üniversitesi’nden hocası Forchheimer’dir. Forchheimer o sırada Avusturya Devleti Danışma meclisi üyesidir ve İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi’nde [bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)] Osmanlı Devleti’nde mühendislik eğitiminin yeniden organize edilmesi işiyle görevlendirilmiştir. Forchheimer, Terzaghi’deki cevheri önceden fark edenlerden biridir. Bu davetin amacı Avrupa savaşın ortasında çalkanırken hem sevdiği ve beğendiği Terzaghi’ye nisbeten sakin bir akademik ortam sağlamak hem de kendine bildik, güvenilir bir dost temin etmektir. Terzaghi bu daveti kabul eder. Bu arada Terzaghi’nin hayatında önemli bir değişiklik olur. Tanıştıktan sonra ilişkileri sürekli devam eden Olga Byloff ile evlenirler. Bu sırada Olga hamiledir, kızları 13 Mayıs 1916’da dünyaya gelir ve onlar haziran ayında evlenirler. Terzaghi ailesiyle birlikte eylül ayı başlarında, İstanbul’a gelir. Gelişini şöyle anlatır: “1916’da güzel bir Eylül akşamı İstanbul’a geldim. Dünyanın en güzel limanlarından birini çevreleyen bu şehri parıldayan güzelliğiyle görür görmez büyülendim ve birçok ulustan birçok insanın daha önce başına geldiği gibi bu büyüyü o gün bu gündür yenemedim.”

Terzaghi 12 Eylül 1916’da Mühendis Mekteb-i Alisi’nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) görevine başlar. Savaş yıllarıdır. Osmanlı ordusu, ittifak devletleri Almanya ve Avusturya’nın yanında, itilaf devletleri Rusya, İngiltere ve Fransa’ya karşı savaşmaktadır. Savaş dolayısıyla teknik üniversite öğrencilerinin çoğu cepheden gelen genç subaylardır. Bunlar eğitimlerini tamamladıktan sonra tekrar birliklerine katılmak üzere cepheye gideceklerdir. Terzaghi’nin okulda verdiği dersin adı Usul-ü Umumiye-i İnşaat (Genel İnşaat Yöntemleri)’tır. Bu dersler bugünkü adıyla temel inşaatı, yol ve demiryolu derslerinin konularını kapsar. Derslerin haftada 10 saat ve Fransızca olarak verilmesi gerekmektedir. Terzaghi birkaç hafta içinde ders notlarını Fransızca olarak hazırlar. Asistanı İlyas (Cural) Bey sınıfta ona yardımcı olmaktadır. Böylece dünyada ilk kez daha sonra bütün dünyanın modern zemin mekaniğinin kurucusu olarak selamlayacağı Terzaghi tarafından zemin mekaniği ve temel inşaatı dersleri İstanbul Teknik Üniversitesi’nde verilmeye başlanır. Bu derslerin orijinal ders notları 1995 yılında İTÜ tarafından organize edilip yapılan “Zemin Mekaniğinin 70 Yılı” adlı uluslararası sempozyum sırasında tıpkı basımı yapılarak katılımcılara verilmiştir.

Terzaghi, Tophane ve Tünel arasında eski adıyla Yazıcı Sokağı’nda (şimdiki Serdarı Ekrem Caddesi) Helbig apartmanında (şimdiki Doğan apartmanı) küçük bir daire kiralar, odası Boğaziçi ve Marmara manzaralıdır. Toplam süresi on saatten fazla olan dersleri haftanın iki günü aralıksız beşer saat ve üçüncü gün birkaç saat ders vererek tamamlar. Geri kalan zamanını kafasını öteden beri meşgul eden zeminler için mukavemet (dayanım) bağıntılarını ortaya çıkaracak çalışmalara ayırır. Artık vakit erişmek üzeredir. Bu işin ancak deney yoluyla yapılabileceğine karar verir ve coşkuyla işe koyulur. Deneylerde ilk kullandığı malzeme kumdur.

O yıllar deney yapabilmek için okulda gerekli araçlar yoktur. Kurduğu laboratuvarının araçları boş sigara kutuları, okulun mutfak terazisi ve birkaç çelik şeritten ibarettir. Bir istinat duvarı arkasındaki yanal toprak basınçlarına ait ilk öncü çalışmaları bu aletlerle yapar. Elde ettiği sonuçları önce Avusturya’da bir inşaat mühendisliği dergisinde sonra da 1920 yılında Amerika’da çıkmakta olan “Engineering News Record”ta “Eski toprak basıncı teorileri ve yeni deney sonuçları” başlığı altında yayımlar. Bulduğu sonuçlar ileride çok pahalı ve gelişmiş aletle yapacağı deneylerle bulacağı sonuçların aynıdır. İstanbul’da Terzaghi’nin ihtiyacı olan alet edevat, kütüphane gibi olanaklar çok sınırlıdır ama ileride kendisinin sık sık belirteceği gibi İTÜ’deki ortam çalışma özgürlüğü açısından çok avantajlıdır. 1916-1918 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde geçirdiği iki yılını Terzaghi “hayatının en mutlu ve en verimli iki yılı” olarak dile getirir. O sıralar Avusturya Türkiye’nin müttefiki ve dostudur. Bu nedenle Terzaghi’nin itibarı ve sosyal statüsü bir eğitim elçisi olarak imrenilecek düzeydedir. Başlangıçta aldığı maaş ailesiyle birlikte ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılamaktadır. Terzaghi, bu dönemde 1860-1917 yılları arasında basılmış, zemin mekaniği ve temel mühendisliğini ilgilendiren çok sayıda dokümanı, Avusturya’yı ziyaretleri esnasında Viyana’daki kitapçı ve kütüphanelerden temin ederek yüzlerce kitap, makale ve raporu sistematik olarak inceleyip, değerlendirme imkanı bulabilmiştir.

Terzaghiler hafta sonlarını genellikle Boğaziçi veya Marmara kıyısında yaptıkları gezilere ayırırlar. İlk yıllar Terzaghi’nin eşiyle olan ilişkilerinin sorunsuz olduğu yıllardır. Sonradan bu ilişkiler bozularak ayrılığa kadar varacaktır. Boğaziçi’nin asma köprü veya tüp geçitle geçilmesi meselesi Terzaghi İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çalıştığı yıllarda gündeme gelir. Bu işle bir İngiliz firması ilgilenmektedir. Terzaghi geçiş için önerilen güzergahlardan biri boyunca yapılan zemin araştırmalarına iştirak ederek İngiliz firmasına ön rapor hazırlar. Bir ara bölgede petrol taşıyıcı bitümlü kaya tabakalarının araştırmasıyla da özel olarak ilgilenmiş, Amerikan ve bazı Avrupa firmalarıyla irtibat kurarak konuşmalar yapmıştır. Fakat esas keşfi bölgedeki kil kaynaklarının seramik endüstrisi açısından çok elverişli olduğunun tespitidir. Nitekim Terzaghi’nin bu keşfi fazla zaman geçmeden değerini bulmuş ve bölgede Türkiye’nin en gelişmiş endüstrilerinden biri olan seramik endüstrisi kurulmuştur.

1918 yılında Terzaghi’nin ekonomik durumu giderek bozulur. Maaşı yetmemeye başlar. Dışarıya iş yapabilmek için de zamanı yoktur. 6 Haziran 1918’de İstanbul’daki Avusturya Askeri Ateşeliği’ne mektup yazarak maddi destek talebinde bulunur. Çünkü okuldaki Alman öğretim üyelerine Alman Hükümeti yemek desteğine ilaveten % 30 maaş farkı ödemektedir. O yıl aksilikler birbirini kovalar. Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesini imzalamış ve İstanbul, İtilaf devletleri ordusu tarafından işgal edilmiştir. İngiliz Yüksek Komiserliği’nin tebliğiyle Terzaghi’nin İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki işine müddet tanımadan ve hazırlıksız olarak son verilir. Terzaghi eşi ve çocuğuyla İstanbul’da parasız kalır. İyi bir tesadüfle o sırada İstanbul, Boğaziçi’nde mühendislik eğitimi veren bir Amerikan kuruluşu olan Robert Kolej‘inin hocaya ihtiyacı vardır. Okulun termodinamik ve gaz makineleri hocası kişisel bir nedenle ani olarak işinden ayrılmıştır. Terzaghi’nin aynı zamanda makine mühendisi oluşu bu dersi vermek üzere teklif almasına neden olur. Şartların ağır olmasına ve ders vereceği konularda kendini yeterli hissetmemesine rağmen kontratı imzalamakta tereddüt etmez, çünkü görünürde başka çaresi yoktur. O sırada Robert Kolej Mühendislik Okulu’nun Başkanı Dr. Caleb F. Gates’dir. Dr. Gates 1881 yılında Türkiye’ye gelmiş ve Robert Kolej’in mühendislik bölümünü kendisi kurmuştur. Dindar ve iyi yürekli bir insandır. Terzaghi’ye iş vermekle aynı zamanda onun sınırdışı edilmesini erteletmiş olacaktır. İşgal kuvvetlerinin kurduğu komisyon Robert Kolej’de iş verildiği için Terzaghi’nin oturma iznini 20 Şubat 1919’a kadar uzatmıştır. 19 Ocak’a kadar ayrılması kesin görülen Terzaghi son an da İsveç Büyükelçisi’nin araya girmesiyle İstanbul’da kalabilmiştir. Fakat bunun bedeli çok ağırdır. Haftada 17 saat ders vermesi gerekmektedir. Bunlar gaz makineleri dersine ilaveten sulama, su kaynakları betonarme ve teorik hidrolik dersleridir. Terzaghi, Robert Kolej’de ders vermeye 10 Aralık 1918’de başlar. Birkaç hafta geçtikten sonra mühendislik okuluna ait bir binada küçük bir zemin mekaniği laboratuvarı kurmaya başlar. Rektör Dr. Gates Terzaghi’ye anlayış gösterir ve onun laboratuvar kurma çabasını 200 dolarlık bir bağışla destekler.

Terzaghi’nin az bir ücret karşılığı hemen hemen boğaz tokluğuna çalışıyor olması eşiyle olan ilişkilerinin de bozulmasına neden olmaktadır. Terzaghi’nin bütçesi sınırlı olduğu için eşine en acil gereksinimlerini karşılamak üzere para verebilmektedir. Oysa eşi Olga ailesi ve yetişme şartları itibariyle rahat para harcama alışkanlığında olan bir kişiliğe sahiptir. Paranın Terzaghi’nin planladığı şekilde harcanmıyor olması sık sık tartışmalarına neden olmaktadır. Ayrıca Terzaghi’nin yoğun geçen öğretim faaliyetinden geriye kalan zamanının hemen hemen tümünü laboratuvarında geçirmesi de eşiyle aralarındaki sorunları ağırlaştırmaktadır. Terzaghi’nin hayat tecrübesi ve kişilik yapısı ona her türlü zorluğa ve yoksunluğa karşı sabırlı ve dayanıklı olmayı öğretmiştir. Ancak aynı şeyleri eşi Olga için söylemek mümkün değildir.

Terzaghi, laboratuvarında çabalarını katı zeminlerin mukavemeti ve diğer fiziksel özelliklerinin araştırılması yönünde yoğunlaştırır. Araştırmalarında kullanmayı planladığı kil o sıralarda haydutların kol gezdiği bölgede ve en yakın otomobil yolundan 20 kilometre uzaklıktadır. Yetkililer bu şartlarda oralardan numune almanın son derece riskli olduğunu ve bu sorumluluğun kendisine ait olacağını Terzaghi’ye bildirirler. Terzaghi deneylerini sürdürmek için numune almaya kararlıdır. Önce hurdalıkta duran bir arabayı arkadaşının yardımıyla çalışır hale getirir. Sonra okuldan iki cesur öğrencisini yanına alarak Karadeniz kıyısında kil alacakları bölgeye (Kilyos) giderler. Sırt çantalarına 60 kilogram kadar kil numunesi alırlar. Yolda kendilerini durdurmaya çalışan haydutlara karşı silahlarını iki kez ateşlemek zorunda kalırlar. Sağ salim Robert Kolej’e geri döndükleri için çok sevinmişlerdir. Bu killer Terzaghi’nin 1925 yılında bastıracağı Erdbau mechanik isimli Modern zemin mekaniğinin kuruluş belgesi olarak kabul edilen kitabında adı geçen II ve IV numaralı killerdir.

Artık vakit erişmiştir. Terzaghi 1919 yılı Mart ayında bilimsel temele dayanarak araştırma hazırlıklarına başlar. Bu aynı zamanda modern zemin mekaniğinin kuruluş hazırlıklarıdır. Mutlu bir tesadüfle modern zemin mekaniğinin doğuşu, Türk Kurtuluş Hareketiyle aynı zamanda başlamış ve ürünlerini aynı periyotta vermiştir. Terzaghi 1919 yılı Mart ayı başlarında bir kağıda araştırmaları için gereken her şeyi yazar ve aletlerin şemalarını çizer. Bunlar üç aletten ibarettir. Modern zemin mekaniğinin kuruluşunun ilk belgesi olarak isimlendirilebilecek bu kağıdın orijinali Norveç Geoteknik Enstitüsünde nem yüzdesi kontrol edilen bir odada Terzaghi’nin madalyaları, ödüller ve günlüklerinin orjinalleri ile birlikte çelik bir kasa içinde muhafaza edilmektedir.

Norveç Geoteknik Enstitüsünün karizmatik yöneticisi Terzaghi’nin dostu Bjerrum  (1918-1973) zemin mekaniğinin bu kuruluş hikayesini biraz fantazi katıp renklendirerek Newton’un elma hikayesini andırır bir biçimde anlatır. Bjerrum’un anlattığına göre Terzaghi savaş sonrası İTÜ’den çıkarılmış, yaşamını sürdürebilmek için Robert Kolej’de boğaz tokluğuna çalışmayı kabul etmiş,  depresyona girmiş bir ruh hali içinde bahçesinde bir kayaya oturmuş Haliç’e bakarak düşünürken, aklına aniden zemin mekaniğinin kanunlarını keşfetmek için ne yapması gerektiğine ait düşünceler gelir ve bunları kağıda döker. Oysa Robert Kolej’den Haliç’in görülmesinin mümkün olmadığını bilmese bile Arşimet’in ve Newton’un keşifleri gibi, Terzaghi’nin keşfinin de ani olmadığını, uzun ve zahmetli bir sürecin sonunda ortaya çıktığını Bjerrum şüphesiz bilmektedir. Bu anlatımla Bjerrum muhtemelen Terzaghi’nin çok sevdiği ve sık sık ziyaret ettiği haliç manzaralı ‘Pierre Loti Kahvesi’ni de zemin mekaniğinin kuruluş hikayesine katmak istememiş ve akıllarda yer etmesi için hikayeyi renklendirmiştir.

Şemasını çizdiği aletler imal edildikten sonra 1919 yılı Nisan ayının sonunda Terzaghi ilk deneylerine başlar. Altı hafta boyunca aralıksız günde 12 saat çalışır. Özellikle konsolidasyon deneyleri için sürekli kayıt alması gerekmektedir. Bir süre sonra yatağını laboratuvara taşıyarak orada yatmaya başlar. Terzaghi’nin bu çalışma temposunu gözleyenlerden biri olan okulun doktoru Dr. Post ona eğer böyle devam ederse elli yaşına ulaşamadan onu Boğaziçi’ne gömmelerinin kaçınılmaz olacağını söyler. Terzaghi’nin cevabı ise “Öyleyse elli yaşımdan önce çok şey başarabilirim.” olmuştur. Nitekim Terzaghi’nin bu çalışması sırasında bir başarıyı diğeri izler ve umduğundan çok daha kısa süre içinde işe başlarken aklını kurcalayan soruların hemen hemen hepsini cevaplar. Yani bir yıl içinde amacına ulaşmıştır. Bu süre zarfında yıllardır rüyasını gördüğü hayal gerçekleşmiş, jeolojik malzeme olan zeminlerin mühendislik davranışlarını yöneten bağıntıları ortaya çıkarmaya başlamıştır. Görünen kohezyonun kumların, killerin ve katı cisimlerin davranışındaki rolünü ortaya çıkarmış, sızma basıncının barajların yıkılmasındaki etkisini tespit etmiştir. bu buluşları ona geçmişte çektiği tüm sıkıntıları ve acıları unutturur. Araştırmanın en önemli sonucu ise zeminlerde efektif gerilme ve boşluk suyu basıncı arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmasıdır. Zemini etkileyen toplam basıncın zeminde daneler arasında meydana gelen efektif gerilme ile su basıncının toplamıyla karşılanacağını ifade eden bu ilişki inşaat mühendisliğinde “efektif gerilme” prensibi olarak anılır. Bu prensibin inşaat mühendisliğindeki önemi Newton’un genel çekim konumunun fizikteki önemine benzetilebilir.

1921 yılında Terzaghi’ler Yazıcı Sokağındaki evlerinden Bebek’e taşınırlar. Ancak aralarındaki ilişki çok bozulmuştur. Her ikisi de bu ilişkinin daha fazla yürümeyeceğini anlamışlardır. 29 Eylül 1922 Terzaghi eşi ve kızını Adriya gemisiyle Galata rıhtımından Avusturya’ya gitmek üzere uğurlar. Bu aralarındaki ilişkinin sona erdiği anlamını taşır. 1926 yılında resmen boşanırlar ve 1 Eylül 1926 tarihinde Olga Graz’da eczacı Franz Ructy ile evlenir.

Terzaghi, Olga’yı uğurladıktan sonra 29 Eylül 1922’de bugün de Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde eski yerini koruyan Theodorus Hall’e taşınır. Odasının Rumelihisarı ve Boğaziçine bakan harika bir manzarası vardır. 1923 yılında Terzaghi’nin araştırma işleri eski hızını kaybeder. Amacı kil zeminlerin sabit basınç altında zaman geçtikçe sıkışmasına ait matematik bağıntıyı elde etmektir. Günlerce gece geç vakitlere kadar bu problemi çözmeye uğraşır. Nihayet 30 Ekim 1923 günü  amacına ulaşır. Makine mühendisi olmanın avantajı imdadına yetişmiştir. O gün yarım saatlik yoğun bir düşünmeden sonra malzeme içinde ısı iletimi ile ilave boşluk suyu basıncının sönümlenmesi arasında analoji yapabileceğini keşfeder. Böylece killerin konsolidasyonu problemini bütün yönleriyle çözüme kavuşturmuş olur. Yapıların oturmasını yöneten diferansiyel denklemleri teşkil etmiş, bunları çeşitli sınır ve deformasyon şartlarına göre çözerek yapıların oturma miktarını ve oturma zamanını hesaplayabilir duruma gelmiştir. Bu da önceki gibi olağanüstü bir başarıdır. 1924 yılında Hollanda’nın Delft Kenti’nde yapılan Birinci uluslararası tatbiki Mekanik Kongresi’ne katılan Terzaghi orada “Hidrodinamik Gerilme Olaylarının Teorisi ve Onların Temel Tekniğinde Uygulanma Alanı” isimli araştırmalarının çok önemli sonuçlarını içeren tebliğini okur. Hemen dinleyicilerin coşkulu tepsiyle karşılık görür. Kongrede bulunan Forchheimer Terzaghi’nin yanına gelerek elini sıkar ve “Bu senin bilim dünyasına doğduğun gündür.” diyerek onu tebrik eder. Terzaghi ulaştığı başarıyı, ilk önce teorilerle uğraşmadan evvel inşaat mühendisliği alanında tecrübe birikimine sahip olması sayesinde yeteneklerinin önyargılarla engellenmemesine ikinci olarak Türkiye’de çalışırken kimseye hesap vermeksizin sınırsız bir çalışma özgürlüğüne sahip olmasına ve üçüncü olarak da elindeki araçların basitliği ve kıtlığı yüzünden deneyleri sadece araç olarak kullanabilme özelliğine sahip olmasına bağlar. Bütün araştırmalarına çalışma hipotezlerini teşkil etmekle başlamıştır.  Bu  hipotezler bazen neden ve sonuç arasındaki bağlantı hakkında sadece hislerine dayanan fikirlerini içermektedir. Bir sonraki adım bu çalışma hipotezlerini doğrulamak veya yanlışlığını ortaya çıkarmak üzere yapılacak deneyleri planlamaktan ibarettir. Terzaghi deneylerde basit ve ucuz aletler kullanmanın önemini vurgular. Pahalı ve gelişmiş aletlerle işe başlanırsa aletlerin esiri olup işin özünü gözden kaçırma ihtimali yüksektir. Ancak hipotez doğrulandıktan sonra gelişmiş aletlerle deneyi tekrarlamak faydalı olacaktır. 1925 yılında Terzaghi Türkiye’de yaptığı araştırmaların sonuçlarını “Zemin Fiziği Temelinde Zemin Mekaniği” isimli Viyana’da Franz Deuticke Yayınevi tarafından basılan kitabıyla yayınlar. Bu kitap Dünya İnşaat Mühendisleri Topluluğu tarafından modern zemin mekaniğinin kuruluş belgesi olarak tanınır.

1916 ve 1925 yılları arasında on yıla yakın bir süre Terzaghi’nin Türkiye’de geçen bu dönemi Türkiye’nin tarihi bakımından en önemli ve hareketli dönemlerinden biridir.   Geldiğinde Osmanlı yönetimi işbaşındadır. İstanbul’un işgalinin, Kurtuluş Savaşı’nın, 30 Ağustos Zaferi’nin İstanbul’un kurtuluşunun, mübadelenin ve Cumhuriyet’in Kuruluşunun şahidi olur. Bütün bu olaylara ait gözlemlerini 1925 yılında Amerika’ya gittiğinde Boston İnşaat Mühendisleri Odası’nda yaptığı bir konuşmada anlatır. “Tarih ve Toplum” dergisinin 128. sayısında “Türkiye Anıları” başlığı altında yayınlanan konuşmasının çevirisinden anlaşılacağı gibi, gözlemlerindeki derin kavrama gücü ve yorumlarındaki objektiflik hayranlık vericidir. 1924 yılının sonuna doğru Terzaghi yaptığı çalışmaları ve ulaştığı sonuçları mühendislik pratiğine uygulama gereğini kuvvetle hissetmektedir. Bunun için mühendislik faaliyetlerinin çok yönlü yürüdüğü bir ortama ihtiyaç vardır. Bu nedenle Terzaghi o tarihlerde böyle bir ortamın bulunduğu yegane yer olan Amerika’ya gitmeye karar verir. Terzaghi’nin sonraki yaşantısı ile ilgili ayrıntılı bilgi İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin yayınladığı “Yaşadıkça Öğrenmek” isimli biyografi kitabından edinilebilir. İstanbul’dan ayrılırken çok duygulanan Terzaghi hayatı boyunca her fırsatta Türkiye’nin ikinci vatanı olduğunu tekrarlamıştır.

Bu metnin bütün hakları Kemal Özüdoğru’ya aittir. Yazının özüne müdahale etmeyen, ufak tefek değişiklikler olabilir. Orijinal makale, “Modern zemin mekaniğinin kuruluşu: Karl Terzaghi ve Türkiye” (itüdergisi/d, mühendislik, Cilt:2, Sayı:5, 3-11, Ekim 2003) adıyla yayımlanmıştır.

Çin’in Arsenikli Yeraltısuları

Çin’de yapılan bir araştırma, neredeyse 20 milyon kişinin arsenikli su içtiğini gösteriyor. Science dergisinde yayınlanan araştırmada biliminsanları, ülkenin jeolojik yapısına bakarak en tehlikeli olabilecek yerleri belirledi.

Arsenik doğal olarak yerkabuğunda bulunur. Ama yeraltısuyuna karışması, bu suya uzun süre maruz kalanlarda büyük sağlık sorunlarına yol açabilir. Bunlar cilt (deri) hastalıkları ile cilt, akciğer, mesane (idrar kesesi) ve böbrek kanseridir.

Şimdiye kadar, büyük ülkelerde arsenik zehirlenmesinin boyutlarını tahmin etmek kolay değildi. Çin’de, 10 milyondan fazla içme suyu kuyusunun bulunduğu düşünülüyor. Her bir kuyuda zehirli bileşiklerin olup olmadığına saptamak için izlenmesi gereklidir. Bu süreç onlarca yıl alabilir. Araştırmacılar, bu yöntem yerine yüzünü jeolojik haritalara çevirmiş.

Çin’in muhtemelen arsenikle kirlenmiş yeraltısularının dağılımını gösteren harita [yoğunluk 10 µg/L (ya da ppm) üzerinde]. Toplam riskli alan yaklaşık 580.000 kilometre. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013
Çin’in muhtemelen arsenikle kirlenmiş yeraltısularının dağılımını gösteren harita [yoğunluk 10 µg/L (ya da ppm) üzerinde]. Toplam riskli alan yaklaşık 580.000 kilometre. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013
Çin’in potansiyel nüfus yoğunluğu ile aşırı seviyede arsenikli suyun dağılımını gösteren harita. Özellikle yeraltısularına bağımlı kurak bölgeler (içme suyu kaynağı ve fazla yoğun nüfusa sahip yüksek riskli alanlar) endişeleri artırıyor. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013
Çin’in potansiyel nüfus yoğunluğu ile aşırı seviyede arsenikli suyun dağılımını gösteren harita. Özellikle yeraltısularına bağımlı kurak bölgeler (içme suyu kaynağı ve fazla yoğun nüfusa sahip yüksek riskli alanlar) endişeleri artırıyor. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013

Annette Johnson (İsviçre Federal Su Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, EAWAG): “Son yıllarda, kullanabileceğimiz elektronik haritalarda ve coğrafi verilerde büyük artış oldu. Elimizde iklim verileri, toprak kullanımı ve nehre uzaklık ya da rakım gibi bilgiler var.” diyor. Bu bilgilerden yola çıkıp, ülkedeki taşların türlerine ve belirlenmiş yaşlarına bakan araştırmacılar, zehirli elementlerin en yoğun olduğu yerleri kesin olarak belirledi. Sonuçlara göre, 19,6 milyon Çinlinin tehlikeli düzeyde içme suyuna maruz kalmış olabileceği düşünülüyor. Ayrıca daha önce tahmin edilmeyen yaşama alanlarının risk içerdiği düşünülüyor.

Johnson: “Nehir havzaları boyunca sulama ve tarım yapılan yerler var. Bunlara geçmişte de bilinen İç Moğolistan’daki Huhhot havzası da dâhil. Fakat Orta Siçuan Bölgesi ve doğu kıyı şeridi gibi yeni yerler de keşfettik.” diyor. Araştırmacılar, bulguların Çinli yetkililere kuyu izleme programlarında yardımcı olabileceğini söylüyor.

Johnson: “Önemli olan, o bölgelere gidip, en tehlikeli yerlerin gözlenmesi. Büyük ihtimalle, zehirli su içeren kuyu sayısı daha fazla çıkacaktır. Diğer bölgelerde de arsenik izlenmeli ama o bölgelere öncelik verilmeyebilir.” diye açıklıyor. Ayrıca “Kirli kuyular, ya ıslah edilebilir (temizlenebilir) ya da kullanımını yasaklanabilir.” diye ekliyor.

Araştırmacılar, bu yeni tahmin yönteminin dünyanın başka yerlerinde de kullanılabileceğine inanıyor. Orta Avrupa, Güney Afrika, Asya’nın bir bölümü ve ABD’nin bazı yerlerindeki yeraltısularında arsenik kirliliği var. Bu yerlerden biri de Bangladeş. Dünya Sağlık Örgütü, Bangladeş’teki arsenik zehirlenmesini “acil halk sağlık durumu” olarak tanımlıyor. Bangladeş’te 35-77 milyon arasındaki kişinin kirli su kullanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor.

Ayrıntılar
BBC, Çin’de 20 milyon kişiye arsenikli su tehdidi, 24 Ağustos 2013
BBC, China’s arsenic contamination risk is assessed, 24 Ağustos 2013
EAWAGNew Risk Model Sheds Light on Arsenic Risk in China’s Groundwater, 24 Ağustos 2013
Science, Groundwater Arsenic Contamination Throughout China, 24 Ağustos 2013

yerküre'yi tanımak için!..